Category: Edebiyat
bilinci uyuşturma saatleri
ve yine başlıyor bilinci uyuşturma saatleri önce bir anda nükseder akla sonrasındaysa yavaşlar sis perdesi aralandıkça gözlerinin önündeki anılar akmaya başlar, üç film arka arkaya hadi yaslan arkana, bir film izlermiş gibi değil de...
ilk yolculuk (bir film müziği için)
göz yaşlarına boğulmuş rüyandan uyan sil göz yaşlarını bugün kaçıyoruz eşyalarını hazırla çok ses çıkarma cehennem henüz boşken kaçalım buralardan nefes al cesaretini topla ve bir nefes daha al sensiz yapamam bunu...
saat beşi yirmi geçe, sabaha karşı, karanlıkta
karanlıkta yürüyorum hiç ışık yok zira kim çaldı bu ay denen mefhumu? binalar mı aldı seni benden yoksa bu pesimizm mi? hileli bu bastığım zeminler kaldırım taşları dün yağan yağmuru boşaltıyor akılsız başın...
rüzgar taşıyacak bizi
yanan bir odada yavaş bir dans akla gelen kafiyeyi tutturmaya çalışırken rüyadan uyanmak gibi gelip geçen ışıkları saymak kadar nafile ve boş bir çaba ritimleri akılda tutup da şarkının sözlerini unutmak gibi aynı rüyaları...
dört tarafı çember çehre
içimden kalkan gemilerden biri uzak kıyılara demir atmış bekliyor kıyameti otur yerine diyor sahili baştan aşağı donatan kayalıklar yüzsüzce bir sigara uzatıyorum denize doğru, sonra da bir çakmak çıkarıyorum cebimden çöplüğe dönmüş...
heves bile almadan
heves bile almadan dalmışım rüyaya sokak lambalarında parıldayan ışıkları görerekten beni çağıran kokunu koklayaraktan senelerin anısı alnımdaki çizgiler nefes bile almadan sevmişim seni oysa heves bile almadan bitti bu rüya
kafiye ve kifayet olmaksızın
ağaçların arasından görünen bir ışıltı yönümü değiştirebilir mi yolların tam ortasındayken kolumun ortasında görünen bir damar yolunu değiştirebilir mi iğneyi batırırsam kimse bilmeden, kimse görmeden süzersem ayın görünmeyen yüzünü vücudumdan aşağıya doğru hiç bilmediğim...
anlatmaya kadir değil, ne vakti, ne de zamanı değil
ölümle ifade edilemeyen bir takım şeyleri seslerle ifade etmeye çalışsak da elimizde sadece tiz bir boru sesi kaldı ne yapalım biz de sustuk gökyüzünü anlatmaya çalışırken bir tek maviyle pastel boyalarımızın bittiğini...
bedbinin hayat rehberi
“…kendimi ifade ve eşya ile münasebetimi tayin ve kainattaki yerimi tespit gibi hususlarda yetersiz hissediyorum…” bak şehla parmaklarımın arasında bitiveriyor gene duman düdüğü boğazımdan dökülen gece sözcükleri yine canını acıtıyor birilerinin, senin gibi...
öldürmek, bir caddenin ışıksız yollarında
Toprak gülümsüyor, gökyüzü surat asıyordu bize Kabullenilmesi zordu ilk bakışta veya ilk başta Ama sonradan sonradan anlaşılıyordu Cehennemin yükü binmişti omuzlarımıza Ne ilerleyebiliyorduk ne de taşıyabiliyorduk bu yükü Kurtar ne olur diyorduk avuçlarımızın içini...
şehrin tam ortasında bir parkta, çok da bilindik, çok da yakında
birkaç ekmeği ortadan bölüp de parçalamak gecelerimiz kutsandı hiç bitmeyecekmiş gibi olan ama aslında sonu çok yakında olan gecelerimiz tatlı, bir o kadar da hiç bitmeyecekmişçesine çizilen çizgisinde aşkımız ama aslında sonu çok...
hamlet’in kayık gezintisi
sen hiç kaldırım taşlarının titrek, ürkek olduklarını gördün mü üstüne basılmaktan harap olmuş, kaderine küsmüş bir düzine gökyüzüne baktığında hiç gördün mü, bir çok yıldız sönmüş kendilerini hala görüyor olmamız, onların değil bizim...