Category: Edebiyat
sonsuz denizin son uçurumundan aşağı
pembeleşen gökyüzünün yakamozunda, sonsuz denizin son uçurumundayım ellerimden tutup da çeken, beni çağıran bir ses var uçurumun aşağısında sonunun ne olduğunu bile bile her şeyi kabullenen zihnimin ardında bir takım nevrozlar, travmalar, bilinçsizce haykırışlar...
efkar-ı kayboluş
Koca bir çınarın devrilişini izleyerek çıldırıyorum Haykırarak ağlıyorum, sesimi duyuramıyorum ona Duymuyor beni, kelimelerim boşluğa savruk Yapraklar hüzünlü bekleyişteler, damla damla birikiyor kederleri Akıp gitmese bari bu çamurlu dar sokaklardan efkar-ı kayboluş Koca...
yumuşak havada serin rüzgar
yumuşak havada serin rüzgar çatı katında salınmak kadar güzeli var mı boşluğa karşı? bu gece, sabaha karşı masmaviye doğru açılacak gökyüzü, bitip gitmeyen yağmurların ardından gelen bahar burnuma dolan çiçek kokuları, nasıl da unutturuyor...
sessiz yol
tedirgin adımlarında sessizliğinin kıprak ve ılık yollarda lastik izleri, yakışı kalmayan hareketler elektrik direklerinin dürbünleri gözler seni kıskıvrak yakalar sonunda köşe başlarında topuklarından çıkan sesler, ıslak kaldırımlarda adımlarının kıvraklığı ve kokuna çeker beni bu...
bilmediğim, görmediğim, göreslediğim
dün ağlarken gördüm seni, çok bilmediğim bir şehirde, bir sokağın köşesinde, yıllar sonra. içim sızladı, tam gelir gibi oldum sonra durdum -bir an düşündüm yapabilir miyim diye-. sanki birlikte geçen yıllar bir anda, birkaç...
tahta kapı
seni o tahta kapıdan içeri alamadım duydum kapının zilini çaldığını hissettim nefesini o tahta kapının ötesinde parmak uçlarımda koştum o tahta kapıya duymak için senin sesini ama alamadım ne kadar çabaladıysam da yapamadım seni...
her aşk savaşından galip çıktın
her aşk savaşından galip çıktın öyle ki, her seferinde gözünün içi otuz iki diş güldü yanaklarının yanında öyle gamzeler oluştu ki, göklerdeki yıldızlar galip düştü sana her aşk savaşından galip çıktın öyle ki,...
uçmağa giderken
bir yolunu bulacaksın, denizlere kavuşacak topraklar yok olmak için, kum olmak için uğraşacaklar ufalmak, ufalarak azalmak, azalarak bitmek için hepimizin arzuladığı, gerçekleşecek sonunda ben seni bulacağım, sense gökyüzünü sonunda vardığında ufkun gökyüzüne vardığı...
kayboldum yokluğunun boşluğunda
geceler boyu düşündüm, sokaklara taşındım içinden çıkamadım sensizliğinin, arkasından bakındım bir dostumun da dediği gibi, yıllar ve yollar kavuşamaz geceler sabaha, düşünceler derinse şayet bir sigaranın dumanında kaybolmak kadar naif aklımın derinlerinde bulma ihtimalim...
yan-ıl-mak
bu sabah yine seni rüyamda görmüş, tekrar deli dehşet aşık olmuş bir şekilde uyandım, sana. sanki yanımda yatıyormuşsun gibi gözlerimi açmadan kolumla yokladım seni, dokundum. dokundum sandım, yanılmışım. ne güzel yanılgı, yanılgının böylesi.
çöküntüler
döküntüleri sızlıyor ruhumun çatısının bir fırtınayı daha kaldıracak kadar gücü kalmadı sancılar gün geçtikçe şiddetini arttırıyor beyhude bekleyen düşüncelerim, yerlerini korkuya bırakıyor yavaş yavaş, yavaş ve ılık ilkbaharla birlikte insan yalnızca önem verdiği insanların...
sen gelene kadar
bir kibrit kutusunda nadide bulunan ateşti bendeki hiçbir şey tatmin etmezdi öyle gecelerde bende bulunan, bir sigara bitmemişti sen gelene kadar küllük doldu taştı köprü bitene kadar bira kadehte soğuk şarap içimde sıcak sen...
köprülerin bittiği yer
köprülerin bittiği yerde buluşalım okyanusu çekelim içimize yenilenebileceğimiz bir kıyı yenilebileceğimiz bir toprak ve hiç umursamadan yaşayıp gideceğimiz gel benimle köprülerin bittiği yere ben hazırım