Ticari İşletme Hukuku Kapsamlı Ders Notu

TİCARET HUKUKU

GİRİŞ

Ticaret: Mal üretmek, satmak, hizmet sunmak ve bunlara aracılık etmek anlamına gelir.

Ticaret Hukuku: Her tür ve yapıdaki ticaret işletmelerini ve bunların her türlü iç ve dış ilişkilerini inceleyen hukuk dalıdır.

  1. TİCARET HUKUKUNUN TÜRK HUKUKUNA GİRİŞİ
  • 1850 tarihli Kanunname-i Ticaret (Fransa örnek alınmış olup, deniz ve kara ticaretine ilişkin dar kapsamlı bir düzenlemedir.)
  • 1926 tarihli Eski Ticaret Kanunu
  • 1956 tarihli Eski Ticaret Kanunu
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu; Ticari İşletme, Ticaret Şirketleri, Kıymetli Evrak, Taşıma İşleri, Deniz Ticareti ve Sigorta Hukuku kitaplarından oluşur.
  1. TÜRK TİCARET HUKUKUNUN YASAL KAYNAKLARI
  • 6102 s. Türk Ticaret Kanunu
  • Diğer Yasalar
    • Diğer temel yasalar: 4721 s. Türk Medeni Kanunu, 6098 s. Türk Borçlar Kanunu, 5237 s. Türk Ceza Kanunu, 5271 s. Ceza Muhakemesi Kanunu, 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 2577 s. İdari Yargılama Usulü Kanunu vb.
    • Ticaret hukukunun diğer özel yasaları: Faiz Kanunu, Ticari İşletme Rehni Kanunu (TİRK), Sermaye Piyasası Kanunu, Bankacılık Kanunu, Sigortacılık Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun vb.
  • Tüzük, yönetmelik ve diğer alt düzenlemeler: Kar Payı Avansı Dağıtımı Hakkında Tebliğ, Halka Açık Olmayan Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Birikimli Oy Kullanımına İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ, Ticaret Şirketlerinde Anonim Şirket Genel Kurulları Dışında Elektronik Ortamda Yapılacak Kurullar Hakkında Tebliğ, Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Uygulanacak Elektronik Genel Kurul Sistemi Hakkında Tebliğ, Ticaret Şirketlerinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik, Anonim Şirketlerde Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik, Şirketlerin Yıllık Faaliyet Raporunun Asgari İçeriğinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmelik, Ticaret Sicili Yönetmeliği, Ticari İşletme Rehni Hakkında Tüzük, Gemi Sicili Nizamnamesi vb.
  • Tamamlayıcı ve yardımcı kaynaklar: Örf ve adetler, öğreti ve yargısal kararlar, genel hükümler.
  • Yeni TTK md. 1 uyarınca, ticari örf ve adetler, genel hükümlerin önünde yer alır.
  1. TİCARİ UYUŞMAZLIKLARA UYGULANACAK KAYNAKLARIN SIRALAMASI
  2. Emredici hükümler
  3. Sözleşme hükümleri
  4. Tamamlayıcı – yorumlayıcı hükümler
  5. Ticari örf ve adetler
  6. Genel hükümler

( + Uluslararası kaynaklar: Uluslarası örgütlenmeler ve sözleşmeler)

  1. Genel örf ve adetler
  2. TİCARET HUKUKUNU AÇIKLAYAN SİSTEMLER
  3. Objektif Sistem (Ticari İşlem)

Bu sisteme göre; ticaret hukuku, ticari fiil ve işlemlerin hukukudur. Tarafların sıfatının bir önemi yoktur. 1807 Fransız Ticaret Kanunu kaynaklıdır.

  1. Subjektif Sistem (Tacir Sistemi)

Ticaret hukuku kişilerin hukukudur. İşlemi yapan kişi tacir ise, ticaret hukuku söz konusudur. Temeli tacir sistemi olan ülkeler, zaman zaman diğer ölçeklerden de faydalanır. 1897 tarihli ilk Alman Ticaret Kanunu’ndan itibaren uygulama alanı bulmuştur.

  1. Modern Sistem (Ticari İşletme)

Bu sisteme göre ticaret hukuku, bir örgütün, bir bütünün hukukudur. Belirli bir organizasyon ve devamlılığın varlığı gereklidir.

  • 1926 tarihli Eski Ticaret Kanunu, ağırlıklı olarak ‘karma sistem’ üzerine kurulu olup; objektif, sübjektif ve ticari işletme sistemlerini birarada esas almaktaydı.
  • 1956 tarihli Eski Ticaret Kanunu, ticari ‘işletme sistemi’ üzerine oturtulmuştur.
  • Yeni Ticaret Kanunu da yine ‘ticari işletme’ sistemini temel almaktadır.
    • Türk ticaret hukuku, yüzde yüz bu sisteme bağlı demek yerinde olmaz.
    • TTK md. 15 esnafı tanımlar, esnafla ilgili düzenlemeler içerir.
  1. TİCARİ İŞLETME
  2. GENEL OLARAK

‘Ticari işletme’, gerek 6762 sayılı (eski) gerekse 6102 sayılı (yeni) Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) temeli, merkez kavramıdır. Bunun nedeni, ticaret hukukunun bundan başka hemen hemen bütün diğer kurumlarının “ticari işletme” kavramı ile bağlantı kurularak düzenlenmiş olmasıdır (Bkz. TTK md. 1,3,4,12,6,20,21,49,102,194,211,304,503).

  1. TİCARİ İŞLETMENİN TANIMI VE UNSURLARI
  2. TANIM

Eski TTK, ticari işletmeyi tanımlamamış; bunun yerine ticarethanenin, fabrikanın ve ticari şekilde işletilen diğer müesseselerin ticari işletme olduklarını belirtmiştir (md. 11,12,13). Buna karşılık, eski TTK döneminde, Ticaret Sicili Tüzüğü’nde (TST)[1] ticari işletme için dolaylı bir tanıma yer verilmişti; TST md. 14/2 “bir gelir sağlamayı hedef tutmayan veya devamlı olmayan faaliyetlerle Türk Ticaret Kanunu’nun 17. Maddesinde tarif edilen esnaf faaliyeti sınırlarını aşmayan faaliyetler ticari işletme sayılamaz” şeklinde bir ifade kullanarak ticari işletmenin olumsuz bir tanımını yapmıştı. Yeni TTK’nın yapılışında, ‘ticari işletme’ gibi Türk Ticaret Hukuku’nun temelini oluşturan bir kavramın kanunda tanımlanması uygun görülmüştür. Ayrıca ticari işletmenin türleri olarak sayılan ticarethane, fabrika ve ticari şekilde işletilen diğer müesseseler ifadeleri de, bunların ticari işletmenin başlıca türleri olmayıp sadece birtakım görünüş şekilleri olduğu ve ticari işletmenin bu üç birime özgülendiği konusunda yanlış anlaşılmaya mahal verecek nitelikte olduğu düşüncesiyle yeni TTK’nın metninde yer almamıştır. Sonuç olarak, yeni TTK md. 11’de “ticari işletme”, “… esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme” biçiminde tanımlanmıştır. Ayrıca, bu kanuni tanım Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin (TSY) 4. maddesinin 1. fıkrasının r bendinde aynen tekrar edilmiştir.

  1. UNSURLAR
  2. Gelir sağlamayı hedef tutma
  • Burada önemli olan gelir sağlama amacının taşınmasıdır. Bu amacın fiilen gerçekleşip gerçekleşmediği ise ticari işletme niteliğinin kazanılması açısından önemli değildir.
  • İşletmenin elde ettiği gelirin ne şekilde harcandığı da önem taşımaz. Sağlanan gelir, kamuya yararlı amaçlar için de sarf edilebilir; ancak, örneğin, bir hayır derneğince yoksullara parasız ilaç dağıtmak için kurulan eczane ticari işletme sayılmaz. Bunun nedeni burada bir gelir sağlama amacının bulunmamasıdır.
  • Gelir sağlama amacını taşıyan kişinin hukuki niteliği de işletme kavramının tayininde önem arz etmez. İşletmeyi işleten bir kamu tüzelkişisi (devlet, belediye vb.) olabileceği gibi; doktor, mühendis gibi serbest meslek erbabı da olabilir.
  1. Devamlılık

Bu unsur, sadece tek sefere mahsus, tesadüfi nitelikteki faaliyetlerin bir ticari işlemeye vücut vermeyeceğini ifade eder. Devamlılıktan kasıt, faaliyetin kesintisiz olarak sürdürülmesi değildir. Eğer işletmede faaliyetin devamlı olması kasıt ve amacı mevcut ise, niteliği gereği zaman zaman kesintiye uğraması devamlılık unsurunun bulunmadığı anlamına gelmez. Bu bağlamda, eğer bir işletme faaliyeti periyodik olarak yerine getiriliyorsa, örneğin bir lokanta sadece okulların açık olduğu dönemde öğrencilere hizmet veriyorsa, burada devamlılık unsurunun mevcudiyetinden söz edilir.

  1. Bağımsızlık

İşletme, faaliyetini bağımsız bir şekilde yürütüyor olmalıdır. Bu anlamda şube, idari yönden merkeze bağlı olarak faaliyet yürüttüğünden ayrı bir işletme sayılmaz. Öte yandan, acente (bir ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kişiler) faaliyetleri bağımsız bir şekilde yürütüldüğünden, acentelik faaliyetiyle ilgili olarak açılan işletmeler ayrı birer ticari işletmedir.

  1. Esnaf faaliyeti sınırlarını aşma

Eski TTK md. 17, ‘esnaf’ tanımını vermiştir. Buna göre; “İster gezici olsunlar, ister bir dükkânda veya bir sokağın muayyen yerlerinde sabit bulunsunlar, iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildirler …”. Yeni TTK’da bu hüküm, md. 15’te yukarıda vurgulanan kısmın “geliri 11’inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak sınırı aşmayan ve sanat ve ticaretle uğraşan kişi esnaftır” şeklinde değiştirmesi ile eski kanun dönemindeki uygulamaya uygun hale getirilmiştir. Zira eski TTK döneminde de eski TTK md. 17’deki tanımdan çıkarılmaya çalışılan kriterler ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırı çizme konusunda etkili olmadığından, uygulamada sınır yine Bakanlar Kurulu kararnameleri ile belirlenmekteydi. Buna göre; yeni TTK’nın açık lafzından da hareketle, şu anda yürürlükte olan 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararına göre ölçekleri belirlemek gerekir:

Müşterek ölçek:

  • Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu’nun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olma,
  • Ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandırma,
  • Kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olma.

Bu özellikleri bir arada taşıyan işletmelerden;

  • Vergiden muaf bulunanlar veya
  • Basit usulde vergilendirilenler veya
  • İşletme esasına göre defter tutanlardan; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 177. Md (1) ve (3) no’lu bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) no’lu bentte yer alan nakdi limitin tamamını aşmayanlar,

esnaf işletmesi sayılır.

  • VUK’a göre birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço usulüne göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutup yukarıda sayılan ölçekleri karşılamayanlar ise tacir ve sanayici sayılır.
  • 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararına göre;
  • Limit değişiklikleri

Ana kural: Esnaf Sicili’ne kayıtlı olan kişi, daha sonra belirtilen limitleri aşsa dahi Ticaret Sicili’ne geçmek zorunda değil. (İşletme sahibinin takdirine bırakılmıştır).

İstisna: Limitlerin altı kat aşılması hali. Bu halde işletme sahibi tacir sıfatını kazanmak ve Ticaret Sicili’ne kaydolmak zorunda. Otomatik olarak gerçekleşir. Esnaf Sicili, Ticaret Sicili’ne bildirir.

(‘Esnaf’ın tanımı için başvurulacak bir diğer kaynak: 5362 s. Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu, md. 3)

  • Esnaf Sayılmanın Sonuçları:
  • Esnaf ve Sanatkârlar Sicili’ne kayıt zorunluluğu ortaya çıkar. Tescil, işletme açıldıktan sonra 30 gün içerisinde yaptırılmalıdır ve kurucu niteliktedir. (Bkz. 5362 s. Kanun, md. 68).
  • Esnaf ve sanatkâr odalarına üye olunması gerekir.
  • Tacirlere ilişkin bazı hükümler esnaflar hakkında da uygulanır.
    • Ücret ve faiz isteme hakkı (yeni TTK md. 20)
    • İşletme adı kullanabilme imkanı (yeni TTK md.53)
    • Hapis hakkını kullanabilme imkanı (MK md. 950(2))
    • Esnaf işletmesi üzerinde de rehin hakkının kurulabilmesi imkanı (Ticari İşletme Rehni Kanunu – TİRK- , md. 1)
  1. TİCARİ İŞLETMENİN YAPISI VE HUKUKİ NİTELİĞİ
    1. YAPISI

Ticari işletmede insan unsuru ile malvarlığı unsuru birlikte bulunur. İnsan unsuru, her şeyden önce işletmeyi kendi adına işleten kişiyi, yani taciri ifade eder. Ticari işletmenin kendisine sürekli olarak tahsis edilmiş bulunan unsurları ile bir bütün oluşturan malvarlığı ise yeni TTK md. 11/3’te düzenlenmiştir. Bu bütün, ticaret fonu (Fond de commerce) olarak adlandırılır. Ticaret fonunu; duran malvarlığı, işletme değeri, kiracılık hakkı, ticaret unvanı ile diğer fikri mülkiyet hakları ile sürekli olarak işletmeye özgülenen diğer malvarlığı unsurları oluşturur. Ticaret fonu; devir, rehin, intifa, kira gibi işlemlere konu olabilir.

  • Eski TTK’da yer alan ve karışıklığa yol açan ‘tesisat’ sözcüğü, yeni kanunda ‘duran malvarlığı’ olarak ifade edilmiştir. Duran malvarlığının kapsamına hem menkul, hem gayrimenkuller girer.
  • Kiracılık hakkı, işlemenin faaliyetini bir başkasının gayrimenkulü üzerinde yürütmesi halinde söz konusu olur. İşletmenin, o gayrimenkulde faaliyet göstermesinden kaynaklanan artı değerlerden yararlanmayı sağlayan bir haktır. Kira sözleşmesine taraf olma ile edinildiğinden şahsi bir hak olup, tapu kütüğüne şerh verilmek suretiyle kuvvetlendirilebilir.
  • İşletme değeri, işletmeye bağlı müşteri çevresini de kapsayan ve işletmenin teker teker malvarlığı unsurlarının değerleri toplamını aşan değeridir. Hukukumuzda ‘peştemaliye’ olarak da nitelendirilmektedir.
  • Ticaret unvanı, işletmeye özgülenmiş fikri mülkiyet haklarından biri olmasına karşın işlevi sebebiyle ayrıca zikredilmeye ihtiyaç görülmüştür. Ticaret unvanı, bir işletmeyi diğerinden ayırmaya yarar.
    1. HUKUKİ NİTELİĞİ

Tacirin işletmeye tahsis ettiği mallar, kişisel malvarlığına dâhil olanlardan ayrı bir hukuki düzene tabi tutulmamakta ve tacir, sorumluluğunu işletmenin malvarlığı ile sınırlama imkânına sahip bulunmamaktadır. Hukuki açıdan ticari işletmenin malvarlığı, tacirin genel malvarlığı içinde yer alır (Bu kural, gerçek kişi tacirler için geçerlidir). Buna göre ticari işletmeye özel bir malvarlığı niteliği yüklemektense; hak, mal ve borçlardan oluşan iktisadi bir bütünlük olarak değerlendirmek daha yerindedir.

  1. TİCARİ İŞLETMEDE MERKEZ VE ŞUBE
      1. MERKEZ

Her ticari işletmenin bir merkezi bulunması gerekir. Bu duruma, yeni TTK md. 40/1’de dolaylı olarak işaret edilmiştir. Gerek eski, gerek yeni TTK’da “merkez” kavramı tanımlanmamıştır. Ancak genellikle kabul olunduğu üzere; ticari işletmenin merkezi, işletmenin, idari, hukuki ve ticari faaliyetlerinin toplandığı ve yürütüldüğü yeri ifade eder.

Gerçek kişiler tarafından işletilen ticari işletmelerde merkez, gerçek kişinin yerleşim yerinden farklı bir yer olabilir. Tüzel kişiler tarafından işletilen ticari işletmelerde merkez, dernek tüzüğü ya da şirket sözleşmesinde gösterilen yerdir. Şirket sözleşmesinde böyle bir belirleme yapılmadığı takdirde, merkez, MK md. 51 uyarınca işlemlerin yürütüldüğü yerdir (Bkz. TTK md. 126).

      1. ŞUBE
  1. GENEL OLARAK

TTK’da şube ile ilgili pek çok hüküm yer almasına rağmen, şubenin tanımına yer verilmemiştir. Bu tanımın yapılmasında, bazı özel düzenlemelerde bulunan, şubeyi tanımlayan ya da şubenin unsurlarını saptamada yol gösterecek nitelikte ölçütleri barındıran hükümlerden yararlanılmaktadır.

  • Ticaret Sicili Yönetmeliği md. 118

Bir ticari işletmeye bağlı olup ister merkezinin bulunduğu sicil çevresi içerisinde isterse başka bir sicil çevresi içinde olsun, bağımsız sermayesi veya muhasebesi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kendi başına sınai veya ticari faaliyetin yürütüldüğü yerler ve satış mağazaları şube olarak tanımlanmıştır.

Tanımda şube olma ölçütleri içerisinde bağımsız sermayenin yer almadığına vurgu yapılmıştır.

  • 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu md. 9/2.

Şube, “bir merkeze bağlı olduğu halde, ister merkezin bağlı bulunduğu odanın, ister başka odanın çalışma alanı içinde olan, müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesi bulunan ve/veya muhasebesi merkezde tutulduğu ve müstakil sermayesi bulunmadığı halde kendi başına sınai faaliyet ve ticari muamele yapan yerler ve satış mağazaları”dır.

İlgili kanunda, müstakil sermaye, şube tanımının unsuru olarak yer almaktadır.

  • 5411 sayılı Bankacılık Kanunu md. 3.

Banka şubesi, “elektronik işlem cihazlarından ibaret birimleri hariç olmak üzere, bankaların bağımlı bir parçasını oluşturan ve bu kuruluşların faaliyetlerinin tamamını veya bir kısmını kendi başına yapan, sabit ya da seyyar bürolar gibi her türlü işyeri” şeklinde tanımlanmıştır.

  1. UNSURLARI
  • Merkeze bağımlı olma

Ticari işletmenin bir parçası olarak merkeze bağlıdır. Şube ile merkezin aynı gerçek ya da tüzel kişiye ait olması gerekir. Şubenin kar ve zararı merkeze aittir. Şube aracılığıyla elde edilen hakların ve üstlenilen borçların sahibi de şube değil, işletmenin kendisidir.

  • Dış İlişkilerde Bağımsızlık

Şubenin, merkezin yaptığı türden işlemleri üçüncü kişilerle kendi başına yapma yetkisine sahip olması gerekir. Ticari işletmenin faaliyet alanına göre, asli nitelik arz eden işlemlerin yapılabilmesi yeterli sayılmalıdır. Merkez, şubenin dış ilişkilerde yapacağı bazı işlemleri kısıtlayabilir.

  • Yer ve Yönetim Ayrılığı

Merkez ile şube arasında, kural olarak, yer ayrılığı vardır. Buna karşın, merkez ile şubenin aynı şehir, hatta aynı bina içerisinde yer alması dahi söz konusu olabilir.

Şube, kendi başına ticari işlem yapmaya yetkili olmasının doğal sonucu olarak, merkezden ayrı bir muhasebeye ve ticari defterlere sahiptir. Buna karşın şubeyle ilgili kayıtların, defterlere merkez tarafından geçirilmesi de mümkündür. Keza, müstakil sermaye tahsisi de şubenin zorunlu bir unsuru olmayıp, tacirin bu konudaki tercihini gösteren bir husustur.

  1. TİCARET VE USUL HUKUKU YÖNÜNDEN ŞUBENİN DURUMU
  • TTK md. 40/3 uyarınca, merkezi Türkiye’de bulunan ticari işletmelerin şubeleri, bulundukları yer ticaret siciline tescil ve ilan olunur. TTK md. 40/4’e göre ise, “Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur. Bu şubeler için yerleşim yeri Türkiye’de bulunan tam yetkili bir ticari mümessil atanır”. Tescil talebi icin öngörülen süre, kural olarak, şubenin açıldığı tarihten itibaren 15 gündür. (Bkz. Yeni TTK md. 30, 33).
  • TTK md. 48/1 uyarınca, “Her şube, kendi merkezinin ticaret unvanını, şube olduğunu belirterek kullanmak zorundadır”. Maddenin 3. fıkrasına göre ise, “Merkezi yabancı ülkede bulunan bir işletmenin Türkiye’deki şubesinin ticaret unvanında, merkezin ve şubenin bulunduğu yerlerin ve şube olduğunun gösterilmesi şarttır”.
  • Ticari mümessilin temsil yetkisi, belli bir şubenin işleri ile sınırlandırılabilir (TBK md. 549). Kanunumuzda, anonim ortaklıklar açısından bu konuda açık hüküm bulunmaktadır: TTK md. 371/3. Bu madde aynı zamanda md. 629/1’in atfı uyarınca limited şirketlerde de uygulama alanı bulur. Kollektif ve komandit şirketler bakımından TTK’da bir düzenleme olmamasına karşın, doktrinde, TBK hükmünün bu şirket türleri için de uygulanacağı görüşü savunulmaktadır. Kooperatifler için ise, Kooperatif Kanunu md. 57/2, bu yargının yasal dayanağını oluşturur. Sınırlamanın üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi için tescil ve ilanı gereklidir.
  • Aksi kararlaştırılmadığı sürece, ticari işletmenin devri kapsamına şube de girer.
  • Şubenin yaptığı işlemlerden kaynaklı uyuşmazlıklarda merkezin yanı sıra şubenin bulunduğu yer mahkemesinde de dava açılabilir (HMK md. 14).
  • Şubenin yaptığı işlemden kaynaklansa dahi iflas davası merkeze karşı açılır (İİK md. 154). Merkezi yurtdışında bulunan ticari işletmeler hakkında iflas davası Türkiye’deki şubenin –birden fazla ise merkez şubenin – bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesinde açılır (İİK md.154/2).
  1. TİCARİ İŞLETMEYLE İLGİLİ ÖNEMLİ BAZI HUKUKİ İŞLEMLER
    1. TİCARİ İŞLETMENİN DEVRİ
  2. GENEL OLARAK
  • Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün halinde devredilebilir ve hukuki işlemlere konu olabilir. TTK’nın 11. maddesinin 3. fıkrası, ticari işletmenin bir bütün olarak hukuki işlemlere konu edilebileceğini hükme bağlamıştır. Bu işlemler devir, rehin, kira, intifa gibi işlemlerdir.
  • Ticari işletmenin devri kapsamına, aksi öngörülmemişse, ticari işletmenin unsurları olan duran malvarlığı, işletme değeri, kiracılık hakkı, ticaret unvanı, fikri mülkiyet hakları ile sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurları girecektir. Anılan hususlar ile ilgili olarak hukuki işlem gerçekleştirmek için her bir unsuru ayrı ayrı ele almak gerekirken, söz konusu bir ticari işletme olduğunda tek bir hukuki işlemle unsurların tümü üzerinde etki doğurulabilecektir.
  • Ticari işletmeyi bir bütün halinde konu edinen işlemler yazılı olarak yapılacak ve ticaret siciline tescil ve ilan edilecektir.
  • Bir malvarlığının veya işletmenin aktif ve pasifiyle devri Türk Borçlar Kanunu’nun 202. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddede sorumluluk ile ilgili rejim düzenlenmiş ve şekli koşullar öngörülmüştür. İşletme birleşmeleri ve şekil değiştirmeleri ise TBK’nın 203. maddesinde hükme bağlanmıştır ve işletme veya malvarlığı devralınması hükümlerine (TBK md. 202) tabi kılınmıştır.
  • Ticari işletmenin devrinde sorumluluk konusu önem arz etmektedir. Devredenin devralan ile birlikte iki yıl (muaccel borçlar için bildirme/duyuru/ilan tarihinden, muaccel olmayan borçlar için muacceliyetten itibaren) sorumlu olması, alacaklılar için koruma sağlamaktadır.
  • Ticari işletmenin devri kapsamında işletmenin borçları da yer almaktadır. Borcun nakli kural olarak alacaklının rızasını gerektirmekte iken (TBK md. 196) ticari işletme devrinde –istisnai olarak- alacaklı rızası aranmamaktadır.
  • TBK md. 202’de, işletmenin malvarlığının devri için, malvarlığı içinde yer alan her bir unsurun, kendi devirlerine ilişkin özel şekil şartlarına uyularak devredilmesi gerekirken, TTK md. 11/3, ticari işletmenin bir bütün olarak, devir ve diğer hukuki işlemlere konu olabileceğini hükme bağlamaktadır. Dolayısıyla ticari işletme devrinde, diğer işletmelerin (örn. esnaf işletmesi) devirlerinden farklı olarak, malvarlığının geçerli bir şekilde devri için uyulması gereken tek şekil şartı, bu unsurları da kapsayan yazılı bir devir sözleşmenin yapılmasıdır.
  • Yukarıda yapılan açıklamayla bağlantılı olarak, TBK md. 202 uygulamasında, devralan bakımından cüz-i halefiyet gerçekleşirken, bütünlük ilkesini öngören TTK md. 11/3 nedeniyle, ticari işletmenin devri halinde külli halefiyet söz konusu olacaktır. Yazılı devir sözleşmesinin Ticaret Sicili’ne tescili ile sözleşme kapsamındaki tüm unsurlar bir kül halinde devralana geçer. Anlaşılacağı üzere, doktrinde tartışmalar olmakla beraber, yazılı devir sözleşmesinin Ticaret Sicili’ne tescili kurucu niteliktedir. Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilanın kurucu etkisi olmamasına karşın TTK md. 35/3 uyarınca, tescil edilen unsurlar, aksine düzenleme bulunmadıkça ilan edileceğinden ve md. 11/3 de açıkça devir sözleşmesinin ‘tescil ve ilanı’nı öngördüğünden, ilan zorunlu olarak tescili takip eder ve tarafların sorumluluklarının başlayacağı zamanı belirler.
  • 194. madde ise, yeni TTK ile hukukumuza giren bir düzenleme olup, bir ticari işletmenin bir ticaret şirketiyle birleşmesine ilişkin hükümler içermektedir.
  • İşletme düzeyindeki devirler (işletmeye ait aktif ve pasifin bir bütün halinde devri) için esasen TTK 11/3 -bütünlük ilkesi, şekli koşul, kapsama dahil olan unsurlar- ve TBK 202-sorumluluk rejimi- uygulama alanı bulacaktır.
  • Devire ilişkin başvurulacak diğer kanunlar ve ilgili maddeleri:
    • 4054 s. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (RKHK), md. 7 vd. ile ilgili tebliğler – Belirlenen sınırlar aşıldığı sürece tüm ticari işletmeleri kapsar. Rekabeti ortadan kaldıracak nitelikte bir birleşme söz konusu ise Rekabet Kurulu’nun izni gereklidir.
    • 1163 s. Kooperatifler Kanunu, md. 84, 85.
    • 6362 s. Sermaye Piyasası Kanunu, md. 23,24 – Halka açık anonim ortaklıkların birleşme, devir ve bölünmelerine ilişkin işlemler önemli nitelikte işlem sayılır.
    • 5411 s. Bankacılık Kanunu, md. 19 – Bankaların birleşme, devir ve bölünmesi hakkında düzenlemeler – birleşmede bankalara RKHK kurallarından muafiyet.
    • 5684 s. Sigortacılık Kanunu, md. 10.
  1. DEVRİN KOŞULLARI
  • Devir sözleşmesi yapılması gerekir. TTK md. 11/3 uyarınca bu sözleşmenin yazılı olması geçerlilik şartıdır.
  • Malvarlığının, aktif ve pasifiyle devredilmesi gerekir. Ticari işletmenin işletilebilmesi için gereken zorunlu asgari unsurlar devrin kapsamı içerisinde olmalıdır, aksi halde devir geçersiz olacaktır. Devir sözleşmesinde belirli borçların devir kapsamında yer almadığı taraflarca kararlaştırılabilir; ancak bu düzenleme sadece iç ilişkide geçerli olacak ve alacaklılara karşı ileri sürülemeyecektir.
  • Devir sözleşmesi Ticaret Sicili’ne tescil ve Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilir. (TTK md. 11/3) (TSY md. 133, 135/4-5)
  • Ticari işletme organizasyonu içerisinde yer alan unsurlar için ayrı ayrı tasarruf işlemi yapılmasına gerek yoktur. Örneğin, ticari işletmeye tahsis edilmiş bir taşınmaz tapu sicilinde devralan adına tescil yapılmaksızın, taşınırlar ise teslim edilmeksizin ticari işletme devri işlemi ile birlikte devredilmiş olacaktır. Özellikle taşınmazların tescilsiz iktisabı doktrinde tartışmalara yol açmıştır. Devralan, taşınmazın mülkiyetini tescilsiz olarak kazanacağından tapuda malik olarak gözükmeyecek, böylece tapudaki kayıt güncel hale getirilmediği sürece iyi niyetli üçüncü kişilerin hak kazanımı söz konusu olabilecektir (MK md. 1023).
    • Şirketlerde Yapı Değişikliği ve Ayni Sermaye Konulmasında Siciller Arası İşbirliğine İlişkin Tebliğ’in md. 4/3 ve md. 5 uyarınca, ticari işletmenin devrinde devredilen ticari işletmeye sürekli olarak  özgülenmiş bulunan malvarlığına dahil olan; tapu, gemi ve fikri mülkiyet sicilleri ile benzeri sicillerde kayıtlı bulunan mal ve hakların devralan adına tescilinin gecikmeksizin yapılması amacıyla, tescili yapan müdürlük tarafından ticari işletmenin devrinin tescili ile eş zamanlı olarak ilgili sicillere mülkiyet değişikliğine konu olan mal ve hakların ilgili sicillerdeki kayıtlarına ilişkin bilgileri yazılı olarak bildirilir.
  • RKHK’da belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde Rekabet Kurulu’nun izni gerekir.
  • Gerektiği hallerde diğer kamu otoritelerinin (BDDK, EPDK vb.) izni alınmalıdır.
  • Ticari işletme devrinde, işletmenin pasiflerinin bir bütün halinde devredilmesi söz konusudur. Borcun nakli (üstlenilmesi), alacaklının rızasını gerektirir (TBK md. 196). Ancak ticari işletmenin devrinde bu kurala bir istisna getirilmiştir. Ticari işletmenin devrinde aktiflerin de pasiflerle birlikte devrediliyor olması ve devreden ile devralanın müteselsilen sorumlu olduğu bir sorumluluk rejiminin öngörülmesi alacaklıların durumunu kötüleştirmeyip aksine iyileştireceğinden alacaklı rızası aranmamıştır. Devrolunan ticari işletmenin alacaklılarından rıza alınması söz konusu olmayacaktır. Sonuç olarak, ticari işletme devri, kolaylaştırılmış ve özel bir borcun nakli halidir. İşletmenin devri halinde, işletmeye ait borçlar kanunen devralana intikal eder.
  • Devrin alacaklılara bildirilmesi ticari işletme devri işlemi açısından bir geçerlilik şartı olmayıp, sorumluluk rejimi açısından önem taşıyacaktır (TBK md. 202, TTK md. 11/3). Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, devredenin devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olacağı iki yıllık süre işlemeye başlamaz. Alacaklılara bildirim herhangi bir şekle tabii değildir; ilan yoluyla veya telefon, mektup gibi vasıtalarla gerçekleştirilebilir. TBK, ticari işletmeler açısından Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan yapılacağını hükme bağlamıştır.
  1. DEVRİN KAPSAMI
  • İşletmeye ait aktifler ve pasifler
  • İşletmeye ait duran malvarlığı, işletme değeri, kiracılık hakkı, ticaret unvanı, fikri mülkiyet hakları, sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurları
  • Bu unsurlardan birinin/birkaçının devir kapsamından çıkarılması mümkündür. Ancak devir kapsamındaki unsurlar işletmenin faaliyet göstermesini sağlayacak nitelikte olmalıdır.
  • Ticari işletmenin içinde bulunmakla birlikte üçüncü kişiye ait olan taşınırların mülkiyeti, devralan iyiniyetli ise, devralana geçer (MK md. 988).
  • Gerek eski, gerekse yeni TTK md. 11/3, ticari işletmenin unsurları arasında kiracılık hakkını da saymaktadır. Aksi kararlaştırılmadıkça kiracılık hakkı ticari işletme devri kapsamında yer alacaktır. Konut ve çatılı işyerlerinde kiracılık hakkının devrine ilişkin düzenleme olan TBK md. 322/2’de ise, kiracılık hakkının devri için kiraya verenin yazılı rızası aranmaktadır. TTK kiracılık hakkını devir kapsamında kabul eder ve rıza aramazken, TBK kiraya verenin rızasını aramaktadır. TTK’nın TBK karşısında özel hüküm olması nedeniyle, aksi kararlaştırılmadıkça, kiracılık hakkının ticari işletme devri kapsamına girdiği sonucuna varılmalıdır.
  • Ticari işletmenin devri ile birlikte borçlar kanunen intikal ettiğinden, devralan kendisi tarafından bilinmeyen borçlardan da sorumlu olacaktır.
  1. DEVRİN HÜKÜM VE SONUÇLARI
  • Ticari işletmenin devri ile, işletmeye devamlı surette tahsis olunan unsurlar devralana geçer; ancak taraflar sözleşmeye hüküm koymak suretiyle bazı unsurları devrin kapsamı dışında tutabilirler. Devrolunan işletmedeki bazı unsurlar üçüncü bir kişiye ait ise, devralan, iyiniyetli olması koşuluyla, bunlar üzerinde de mülkiyet hakkını kazanır (MK md. 988).
  • TBK hükümlerine göre ticari işletmenin borçları, alacaklı rızası aranmaksızın, devir sözleşmesinin ilanı tarihinden itibaren devralana geçer. Ancak TTK md. 11/3 hükmünden sonra devir sözleşmesinin tescil ile ilanı öngörüldüğünden ve tescil kurucu unsur kabul edildiğinden, ticari işletmelerde artık bildirim yerine sadece Ticaret Sicili Gazetesi’ne ilan esas alınacaktır. Sonuçta, sözleşmenin tescili ile borç ve alacaklar intikal edecek, fakat sorumluluk ancak Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilandan sonra başlayacaktır.
  • Taraflar, sözleşmede devreden açısından rekabet yasağı öngörmemiş olsalar dahi devreden, devrettiği işletme ile rekabet etmeme borcu altına girer (MK md. 2 + haksız rekabet hükümleri).
  • TBK md. 202/2 uyarınca, devreden, iki yıl süreyle (hak düşürücü süre), ticari işletmenin devri işleminden önce doğan borçlarından devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olur.
    • İki yıllık süre muaccel borçlar için bildirme veya duyuru/ilan tarihinden, daha sonra muaccel olacak borçlar için ise muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlar.
    • Gerçek kişi tacir, eğer başka bir ticari işletmesi yok ise, devir işleminin ardından tacir sıfatını kaybeder. Buna karşın, İİK md. 44 uyarınca, devrin ilanından itibaren bir yıl süreyle iflas yoluyla takip edilmesi mümkündür.
    • Kefillerin sorumluluğu da, rızalarının alınmasına gerek olmaksızın, iki yıl süreyle devam eder. İki yılın sonunda kefil olunan borç hala zamanaşımına uğramaz ise, bu tarihten sonra kefillerin sorumluluğu, rızaları alınmak koşuluyla devam edebilecektir (TBK md. 198/2).
  • Ticari işletmenin devri bir satış sözleşmesine dayanacağından, bu sözleşme ile ilgili ayıp ve zapta karşı tekeffül hükümleri uygulama alanı bulur (Bkz. TBK md. 214, 219 ile TTK md. 23).
  • Kiracılık hakkı, aksi kararlaştırılmamışsa, devralana geçer.
  • Ticari işletmenin devrinde devredilen ticari işletmeye sürekli olarak  özgülenmiş bulunan malvarlığına dahil olan; tapu, gemi ve fikri mülkiyet sicilleri ile benzeri sicillerde kayıtlı bulunan mal ve hakların devralan adına tescilinin gecikmeksizin yapılması amacıyla, tescili yapan müdürlük tarafından ticari işletmenin devrinin tescili ile eş zamanlı olarak ilgili sicillere mülkiyet değişikliğine konu olan mal ve hakların ilgili sicillerdeki kayıtlarına ilişkin bilgileri yazılı olarak bu sicillere bildirilir (Şirketlerde Yapı Değişikliği ve Ayni Sermaye Konulmasında Siciller Arası İşbirliğine İlişkin Tebliğ).
    1. BİRLEŞME
  • Birleşme;
    • Devralma (katılma / iltihak). İşletme birleşmeleri TBK’nın 203. maddesinde hükme bağlanmış olup, işletme veya malvarlığının devralınması hükümlerine (TBK md. 202) tabii kılınmıştır.
    • Yeni kuruluş.

biçimlerinde gerçekleştirilebilir.

  • Birleşmede, tasfiyesiz bir araya gelme söz konusudur (Külli halefiyet).
  • Genel olarak işletmelerin birleşmesi TBK md. 203. (Esnaf işletmeleri)
  • Ticari işletmelerin birleşmesi TBK md. 203 + TTK md. 194 + TTK md. 156-159.
  • Ticari işletmenin ticaret şirketi ile birleşmesi TTK md. 194. (Yalnızca devralma suretiyle mümkün.)
  • Ticari işletmenin tür değişikliği TTK md. 194.
  • TBK md. 203 açısından:
    • Tek kişilik işletmelerin şahıs şirketlerine dönüşmesi imkânını getirmiştir.
    • Düzenleme, tür değiştirmedeki sorumluluğa atıf yapmıştır.
  • Yeni TTK md. 194 açısından:
    • Ticari işletme, her şirket türüne dönüştürülebilir. (Dönüştürülecek şirket türüne ait kurallar kıyasen uygulama alanı bulur.)
    • Ticaret şirketinin ticari işletmeye dönüşmesi de mümkündür.
  • TTK md. 11/3’ün ticari işletmeler için getirdiği, her bir unsurun ayrı ayrı kendi şekil şartlarına uyularak devredilmesi gereğinin olmamasına ilişkin kolaylık, ticari işletmelerin birleşmesi halinde de gündeme gelecektir. Yani, TBK md. 203 uyarınca gerçekleştirilecek bir birleşmedekinin aksine, her bir unsurun ayrı ayrı kendi şekil şartlarına uyularak devri gerekmeyecek, tek bir yazılı sözleşme geçerli bir birleşme için yeterli olacaktır.
  • TBK md. 202 ve 203’ün kapsamına şahıs unsuru girmemektedir. TTK’daki birleşme hükümleri ise (TTK md. 136 vd ile md. 194) şahıs unsurunu da içermektedir. TTK, 136. maddeyi takip eden hükümlerinde şirket düzeyinde birleşmeleri düzenlemiş, birleşme işlemleri, alacaklıların korunması konularına dair hükümler getirmiştir.
  • TTK md. 194’te düzenlenen, ticari işletmenin bir ticaret şirketiyle birleşmesi durumu, ancak ticari işletmenin ticaret şirketi tarafından devralınması şeklinde gündeme gelebilir. Burada da ticari işletmenin tasfiye sürecine girmeden ortadan kalkması ve şirket bünyesine katılması söz konusudur.
  1. TİCARİ İŞLETME REHNİ
  2. GENEL OLARAK

İşletme sahibinin, kredi verene teminat sağlaması gerekir:

  • Ayni teminat
  • Gayrimenkul teminatı (Tapu Sicili’ne tescille rehin hakkı kurulur. MK md. 856/1. Gayrimenkul rehni, kural olarak gayrimenkulün teferruatını da kapsar. MK md.862).
  • Menkul teminatı (Menkul malın zilyetliği rehnalana geçirilerek rehin hakkı kurulur. MK md. 939.)
  • Şahsi teminat
  • Kefalet
  • Garanti sözleşmesi
  • Teminat mektupları
  • TTK md.11/3, ticari işletmenin bir bütün halinde devir ve diğer hukuki işlemlere konu olabileceğini düzenler. Diğer hukuki işlemler kapsamına elbette ki rehin de girmektedir. Yine aynı hükümde, ticari işletmeyi bir bütün olarak konu alan sözleşmelerin geçerliliği için yazılı şekilde yapılmalarının gerekliliği ve yeterliliği ifade edilmektedir. Bu açıklamalar, ticari işletme rehni sözleşmesi için öngörülen şekil şartının yazılı şekil şartı olduğu sonucuna götürmektedir.
  • Diğer yandan, ticari işletme rehninin özel olarak düzenlendiği 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu (TİRK) da hala yürürlüktedir. 1971 tarihinde yürürlüğe giren bu kanun, TTK md. 11/3’teki şekil şartından daha farklı ve daha sıkı şekil koşulları öngörmektedir. Md. 11/3’ü getiren 6102 sayılı yeni TTK’nın yürürlüğe girmesinin ardından TİRK’in de hala yürürlükte kalması, ticari işletme rehni sözleşmesine hangi kuralların uygulanacağı konusunda tartışmalara yol açmıştır. Bu bağlamda, sonraki tarihli genel bir kanunun önceki tarihli özel kanunun yalnızca çatışan hükümlerini yürürlükten kaldıracağı görüşü kabul edilebilir. Buna göre, TTK md. 11/3, ticari işletme rehni anlamında yalnızca TİRK’te öngörülen resmi şekil şartını kaldırıp, yerine yazılı şekil şartını getirmiştir. Buna karşın, rehnin taraflarının kimler olabileceği, rehin konusu işletmenin taşınır işletme tesisatının tam listesinin rehin sözleşmesinde yer alması gerektiği gibi konular hala TİRK hükümleri kapsamında belirlenecektir. Kaldı ki TTK, şekil hariç, ticari işletme rehni konusunda TİRK’te düzenlenen diğer bütün konularda sessiz kalmaktadır. Bu konular hakkında yeni bir düzenleme yapılmadığı ve TİRK de hala yürürlükte olduğuna göre, TTK ile çatışmayan TİRK hükümlerinin uygulanmaya devam olunmaması için hiçbir sebep yoktur.
  • Gayrimenkul teminatı, teferruatı kapsasa da (örn. fabrikanın rehnedilmesi halinde fabrikanın içindeki makinalar da rehin kapsamına dâhil olacaktır), günümüzde teminat açısından asıl değer taşıyan, servis aracı, traktör gibi, gayrimenkul rehni kapsamına girmeyen unsurlardır. Bu gibi unsurlar menkul sayılacaklarından, rehnedilmeleri halinde zilyetliklerinin de rehnalana geçirilmesi gerekecektir ki, bu da ticari işletmenin faaliyetine devam etmesine engel olur. Bu nedenle; TİRK, ticari işletmelerin bir bütün olarak, işletmeye dahil unsurların teslimine gerek kalmaksızın rehnedilebilmesine olanak tanır. TİRK’in 21. maddesine göre ticari işletme rehninin, Ticaret ya da Esnaf ve Sanatkarlar Sicili’ne tescili gerekir.
  • Teslimsiz, tescile dayalı diğer rehin örnekleri:
  • Madenler – Maden Sicili’ne tescil. (Maden Kanunu md. 39)
  • Gemi rehni – Gemi Sicili’ne tescil. (TTK md. 1014)
  • Hayvan sürüleri ve çiftlik hayvanları – Hayvan Sicili’ne tescil. (MK md. 940, Hayvan Rehni Tüzüğü)
  • Sicile tescili zorunlu olan menkuller – MK md. 940/2.
  • Menkul kıymetlerin rehni – Kaydi sistem (Merkezi Kayıt Kuruluşu) (Sermaye Piyasası Kanunu md.13)
  1. REHNİN TARAFLARI
  • REHNEDENLER
  • Ticari işletme sahipleri
  • Esnaf işletmesi sahipleri
  • Sanayi işletmesi sahipleri
  • Ticari mümessilin ticari işletme rehni kurabilmesi için işletme sahibinin açık yetki vermesi gerekir (TBK md. 548/2).
  • REHNALANLAR (Tahdidi sayım)
  • Tüzelkişiliğe sahip sermaye şirketi niteliğindeki kredi kuruluşları
    • Bankalar – ticaret bankası, yatırım bankası, katılım bankası vb. Bankacılık Kanunu’ndaki türlerin hepsi bu kapsama girer.
  • Kredili satış yapan gerçek veya tüzelkişiler
    • Sadece kredili satış yaptığı menkul eşya üzerinde rehin kurabilir.
  • Kooperatifler
  1. REHNİN KURULUŞU
  • Rehin sözleşmesi

Taahhüt işlemidir. Noter tarafından re’sen düzenlenmesi gerekir (işletmenin kayıtlı olduğu sicil bölgesindeki herhangi bir noter). Sözleşmenin eki, rehnin kapsamına girecek unsurları ihtiva eder. Eğer rehnin kapsamına alınmayacak unsurlar varsa, bunların da belirtilmesi gerekir.

  • Sicile tescil

Rehin sözleşmesi, sözleşmenin yapılmasından itibaren 10 gün içinde (hak düşürücü değil), işletmenin kayıtlı olduğu yer Ticaret veya Esnaf ve Sanatkarlar Sicili’ne kaydedilmelidir. Tescil, kurucu niteliktedir.

  • Diğer sicillere bildirim

Rehnin, sicil memuru tarafından, ilgili diğer sicillere bildirilmesi gerekir (TİRK md. 7).

  • Ticari işletme rehninin – ticari işletmenin faaliyet gösterdiği taşınmaz da işletme sahibine ait ise – taşınmazın kayıtlı olduğu tapu siciline şerhi pratikte önem taşır. Eğer ticari işletme rehni ardından, bir başka alacaklı lehine işletmenin bulunduğu taşınmaz üzerinde rehin kurulacak olursa, taşınmazın teferruatları üzerindeki öncelikli hak iddiası ticari işletme rehni lehdarı tarafından daha önce yapılmış olan şerh sayesinde ileri sürülebilecektir.
  1. REHNİN KAPSAMI
  • Zorunlu Unsurlar
    • Ticaret unvanı
    • İşletme adı
    • Menkul işletme tesisatı (işletmenin sürdürülmesine tahsis edilen tüm menkuller, üçüncü kişiye ait mallar dahil).
  • İhtiyari Unsurlar
  • Fikri ve sınai unsurlar
  • Kapsam Dışı Unsurlar
  • Gayrimenkuller
  • Kiracılık hakkı
  • İşletme değeri
  • Özel sicili olan unsurlar
  • Dönen varlıklar (hammadde ve ürünler)
  • Para ve alacaklar
  • Menkul işletme tesisatı kapsamına girmeyen unsurlar
  • Sanayi işletmesi rehnine ilişkin istisnalar mevcuttur:
    • Menkul işletme tesisatının hepsinin rehni şart değil, münferit unsurlar belirlenebilir.
  • Kredili satış yapan gerçek veya tüzelkişiler lehine kurulan rehne ilişkin istisna mevcuttur:
  • Münhasıran vadeli satış yapmış olduğu unsurlar üzerinde kurulabilecektir.
  • Kapsamdaki Unsurlarda Değişiklikler ve Özel Durumlar:
  • İşletmeye sonradan dâhil olan unsurların rehin kapsamına dahil olabilmesi için noterde listede değişikliğin yapılması gerekir.
  • Unsurların değişmesi halinde yine noter senedinde bu değişiklik gösterilmelidir.
  • Ticari işletmede üçüncü kişiye ait unsurların bulunması halinde;
    • Rehnalan iyiniyetliyse (bu unsurların üçüncü kişiye ait olduğunu bilmiyor ve bilebilecek durumda değilse) rehnin kapsamında kabul edilir.
    • Rehnalan iyiniyetli değilse bu unsurlar rehin kapsamında sayılmaz.
  • Finansal kiralama ile işletmeye dâhil olmuş unsurlar üzerinde ticari işletme rehni kurulamaz. (Bkz. Finansal Kiralama Kanunu, md.8).
  • Rehin Kapsamındaki Unsurların Üçüncü Kişiler Tarafından İktisap Edilmesi (TİRK md.9)
  • İlgili unsurun sicil bölgesinde olması halinde, rehin hakkı sahibi korunur.
  • Rehinden haberi olmayan iyiniyetli üçüncü kişilerin sicil bölgesi dışındaki münferit unsurlar üzerinde iktisabı korunur.
  1. TİCARİ İŞLETME REHNİNİN HÜKÜM VE SONUÇLARI
  • Herkese karşı ileri sürülebilen bir ayni hak doğar.
  • İşletme sahibi, rehnalanın izni olmaksızın, kapsama giren unsurlar üzerinde tasarrufta bulunamaz.
  • İşletme sahibi rehnedilen unsurları özenle koruma borcu altına girer.
  • İşletmeye rehinden sonra ödenecek sigorta ve tazminatlar rehnalana ödenir.
  • Ticari işletme rehni ile teminat sağlanan alacağın muacceliyetinden önce ve borç ödenmediği takdirde tüm unsurların rehnalana geçeceğini belirten sözleşmeler geçersizdir. Lex commissoria yasağı.
  • Ticari işletme üzerinde birden fazla rehin tesis edilmesi mümkündür. Alacaklıların hakları, tescil sırasına (tescil tarihlerine) göre belirlenir.
  • Rehin hakkındaki uyuşmazlıklar mutlak ticari dava konusu olur.
  • Rehinli alacağın devri için işletme sahibinin izni gerekmez.
  • Borcun vadesinde ödenmemesi halinde rehin paraya çevrilerek alacakların karşılığı elde edilir. (Rehnin paraya çevrilmesinde, İİK md. 145-149 hükümleri uygulama alanı bulur).
  1. REHNİN SONA ERMESİ
  • Rehinli alacağın ödenmesi, alacağın son bulması (zamanaşımı, ibra).
  • Ticari işletme sahibinin faaliyetine son verip işletmeyi sicilden sildirmesi.

VI. TİCARİ İŞ

  1. GENEL OLARAK

Bir işin ticari iş olarak belirlenmesi bu işe uygulanacak hükümlerin bilinmesi açısından önem taşımaktadır. Ticari iş, ticaret hayatının gerekleri ve özellikleri dikkate alınarak farklı hükümlere tabi tutulmuştur.

  1. TİCARİ İŞİN BELİRLENMESİ
  • Ticari İşin Belirlenmesinde Kullanılan Ölçütler
    • Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş olma
    • Ticari işletmeyi ilgilendirme
    • Tacir sıfatının bulunup bulunmaması
    • Bir taraf için ticari iş olma ve sözleşmenin mevcudiyeti
  • TTK m. 3’e göre, bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.
    • TTK’ da düzenlenen hususlar: Ticari bir işletmeyi ilgilendirmese bile TTK’ da düzenlenen bütün işler ve hususlar ticari iştir. Örn. Bono, TTK’ da düzenlenmiştir. İki memur arasında düzenlenmiş olsa bile bono, ticari işe vücut verir. Yine taşıma işleri, haksız rekabet gibi konular TTK’ da düzenlendiğinden ticari iş meydana getireceklerdir.
    • Bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiiller: Ticari işletmeyi ilgilendirmek şartıyla her türlü işlem ve fiiller ticari iştir. Örn: İşletme için yer kiralanması, işletmede çalışacak işçilerle hizmet sözleşmesi yapılması, işletmenin faaliyetinde kullanılmak üzere araçların, makinelerin alınması vs. gibi ticari faaliyet ile doğrudan veya dolaylı bir ilişkisinin bulunduğu kabul edilebilen her işlem, fiil ve iş ticari iş sayılır.

!!! 6762 sayılı (eski) Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmeyi ifade etmek için üç işletme türü (ticarethane, fabrika, ticari şekilde işletilen diğer müesseseler) sayılması yöntemi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (yeni TTK) terk edildiğinden, ticari işe dair bu hükümden de çıkarılmıştır.

  • Ticari İş Karinesi: TTK m. 19/1’e göre bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Hüküm gereğince, tacirin her türlü iş, işlem ve fiili ticaridir. Ancak; sadece gerçek kişi tacirler için bir istisna yer almaktadır.
    • Eğer gerçek kişi tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirirse veya
    • İşin ticari sayılmasına durum elverişli değilse

bir adi işin söz konusu olduğundan bahsolunur.

Örn: Gerçek kişi bir tacirin, evi için mobilya sipariş etmesi ticari işe vücut vermezken, işletmesi için mobilya satın alması ticari işletme ile ilgili olması nedeniyle ticari iş olacaktır.

!!! Tüzel kişi tacirlerin adi iş sahası yoktur.

  • Bir Taraf İçin Ticari Sayılan İşler: TTK md.19’un 2. fıkrasına göre: “Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır.
    • Taraflar arasındaki ilişki mutlaka bir sözleşmesel ilişki olacak ve
    • İş, taraflardan en az biri için ticari iş niteliğinde olacak.
  1. TİCARİ İŞ SAYILMAYA BAĞLANAN SONUÇLAR
  2. Ticari İşlerde Müteselsil Sorumluluk (Teselsül Karinesi)
  • İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar (TTK md.7/1).
    • İki veya daha fazla borçlu olmalı
    • Alacaklıya karşı borçlanma ticari sayılan bir işten kaynaklanmalı
    • Borçlular müştereken borç altına girmeli
    • Sözleşmede aksi kararlaştırılmamış olmalı
  • TBK md. 162/1: “Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar ” . TBK 162/2: “Böyle bir bildirim yoksa müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hallerde doğar”. İşte, TTK’nin 7. maddesinde yer alan müteselsil borçluluk hali kanundan doğan müteselsil borçluluk hallerindendir. Şöyle ki:
    • Alacaklının karşısında birden fazla borçlunun bulunduğu hallerde, borçluların müteselsil sorumluluk altına girmeleri ancak bu yönde bir beyan ile mümkündür (adi işler).
    • Oysa ticari işlerle ilgili olarak, birden fazla kişi, yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla borç altına girerlerse, kural olarak müteselsil sorumluluk yüklenirler. Bu ihtimalde, müteselsil olarak sorumlu olmama, ancak kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmüşse mümkündür.
  • Müteselsilen borç altına giren kişilerin her biri, alacaklıya karşı borcun sadece kendi payına düşen kısmının değil tamamının ödenmesinden sorumlu olur ve bir sonraki aşamada, ödeme yapan kişi iç ilişkide diğer borçlulara rücu hakkını kullanır.

!!! Ticari işlerde sorumluluğun kural olarak müteselsil, ancak aksi öngörülürse adi sorumluluk şeklinde meydana gelmesi, sorumluluk rejiminin adi işlerle karşılaştırıldığında tersine çevrildiğini gösterir.

Bu düzenleme, ticari hayatın hızlılığı ve gerekleri nedeniyle yapılmıştır.

Örn: Üç öğrencinin bir kitapçıdan bono imzalayarak kitap satın alması, bir gerçek kişi tacir ile arkadaşının birlikte borçlanması ve işletmesi olan kişinin alınan borcu işletme ile ilgili işlerde kullanacak olması halleri ilgili düzenlemenin uygulanmasına yol açacaktır.

  • Borcun sadece alacaklı bakımından ticari iş olduğu hallerde, taraflar arasında bir sözleşme var ise, TTK md. 19/2 uygulanacak mıdır? Dolayısıyla, bir tacirle sözleşme yapan birden fazla kişi müteselsil sorumluluk altına girmiş olacak mıdır?
    • Doktrinde bu konuda bir görüş birliği olmamasına rağmen; hâkim görüş, işin, TTK md. 19/2 nedeniyle borçlular bakımından da ticari sayılması ve müteselsil sorumluluğun doğması yönündedir. Bu görüş dâhilinde, örneğin, üç öğrencinin bir bankadan (anonim şirket şeklinde kurulurlar ve tüzel kişi tacirlerdendir) kredi alması hali öğrenciler açısından müteselsil borçluluk oluşturacaktır. Karşı görüş ise, böyle bir durumda kuralın uygulanmasının hakkaniyete aykırı olduğu yönündedir.
  1. Ticari Borçlarda Kefalet
    • Teselsül karinesinin ticari borçlara kefalet halinde de uygulanması söz konusudur.
    • TTK md. 7/2: “Ticari borçlara kefalet halinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur”.
    • Ticari niteliği olmayan bir borca kefalet halinde, alacaklı, kural olarak önce borçluyu takip eder, alacağını ondan alamazsa kefile başvurabilir (TBK md. 585). TBK’nın 586. maddesi ise “Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir” ifadesine yer vermektedir. Alacaklının, borçluyu takip etmeden ya da varsa rehinleri paraya çevirmeden kefile başvurabilmesi, kefilin kefalet sözleşmesinde müteselsil kefil olma iradesini açıklamış olmasına bağlıdır.
    • Ticari bir borca kefil olunması halinde ise, sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça, kefil borçluyla birlikte müteselsilen sorumlu olur. Bu durumda, alacaklı, öncelikle borçludan alacağını talep etme zorunluluğuna tabi olmaksızın alacağını kefilden talep edebilecektir. Hatta borçlunun rehin göstermiş olması ihtimalinde dahi alacaklı öncelikle kefile yönelebilecektir.

!!! Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un md. 10/3 ifadesi istisnadır. Tüketici kredilerinde asıl borçluya başvurulmaksızın kefile gidilemez.

!!! Banka ve Kredi Kartları Kanunu md. 24/5 diğer bir istisnadır. Öncelikle asıl borçluya başvurulması gerekir. Ancak bu istisna tacirlere verilen kurumsal kredi kartları hakkında uygulanmaz.

  1. Ticari İşlerde Faiz
  • TTK md. 8, 9, 10, 1530
  • TBK’da faiz konusunda radikal değişimler gerçekleştirilmiştir. Adi işlerde faizin serbestçe belirlenmesine sınır getirilmiştir (TBK md.88 ve 120).
  • 3095 sayılı Kanuni Faize ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun (Faiz Kanunu)
  • Diğer Düzenlemeler:
    • Bankacılık Kanunu 69, 144, 168, 348. Maddeler
    • Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (90 sayılı)
    • Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu (5464 sayılı)
    • T.C. Merkez Bankası Kanunu 40. Madde
    • Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun 10. madde
  • İkincil Düzenlemeler
  • Faiz Kavramı ve Özellikleri
    • Faiz: getiri, kazanç.
    • Mahrum kalınan para nedeniyle yoksun kalma süresiyle orantılı ödenen ivaz.
    • Para borcuna bağlı semere.
    • Fer’i niteliktedir, kaderi asıl alacağa bağlıdır. Asıl para alacağı son bulursa faiz talep hakkı da sona erecektir. İstisnaları: (TBK md. 131)
      • İşlemiş faizi talep hakkının saklı tutulması
      • Durum ve koşullardan faiz alacağının devam edeceği anlaşılıyorsa
      • Kıymetli evraktan kaynaklanan kupon alacaklarının devam etmesi
  • Asıl alacak zamanaşımına uğramışsa faiz alacağı da zamanaşımına uğrar (TBK md. 146,147) .
  • Anapara devredilince, temlik edilince faiz alacağı da devrolur (TBK md. 189/2). Aksi sözleşmede kararlaştırılabilecektir.
  • Asıl alacağın teminatları faiz alacağının da teminatı sayılır (MK md. 946, 954).

aaa. Faiz Türleri

  • Adi İşlerde Faiz – Ticari İşlerde Faiz

Adi işlerdeki faiz TBK ve Faiz Kanunu’nda düzenlenmiştir. Ticari işlerdeki faiz ise; TBK, TTK ve Faiz Kanunu’nda düzenlenmiştir. İki faiz türü arasındaki fark azalmış olmasına karşılık, ayrım önemini korumaktadır.

  • Kapital (Anapara/Sermaye/Resülmal) Faizi – Temerrüt (Gecikme) Faizi
    • Kapital faizi, ödünç verilen para için, sözleşmede taraflarca kararlaştırılan veya kanunen öngörülen faizdir.
    • Temerrüt faizi, belli bir para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde gündeme gelir. Sözleşmeden veya kanundan kaynaklanabilir.
  • Akdi Faiz – Kanuni Faiz (TTK md. 8, TBK md. 88, 120)
    • Akdi faiz, tarafların bir faiz oranı kararlaştırmalarını ifade ederken, kanuni faiz kavramı, kanun tarafından öngörülen faizi belirtir.
    • Bu ayrım yukarıda yapılan ayrım ile birleştiğinde ortaya dört adet olasılık çıkmaktadır. Şöyle ki; kapital faizi akdi olarak kararlaştırılmış veya kanun tarafından öngörülmüş olabilir. Temerrüt faizi de aynı şekilde taraflarca kararlaştırılmış veya kanunca öngörülmüş olabilir. Karşımıza çıkan bir olayda bu iki ayrım açısından faizin niteliğinin belirlenmesi önemlidir; zira ticari işlerde faiz kavramı özellikli bir konu teşkil edecektir.
    • Taraflar hem anapara faizini hem temerrüt faizini kararlaştırabilmektedir.
      • Tarafların faiz oranını serbestçe kararlaştırmalarının sınırı nedir? Bu serbestinin sınırlarını her halde MK md. 2, TBK md. 26, 27 ve TBK’nın gabin, hata, hile, ikrah hakkındaki hükümleri oluşturur. Ucu açık bir düzenlemedir ve TTK için söz konusu olacak sınır hala bu sınırdır.
      • Öte yandan, TBK hem kapital faizi hem temerrüt faizi açısından tarafların yapacakları düzenlemelere bir sınır daha getirmiş ve bunlardan KAPİTAL FAİZİNİN, mevzuatın öngördüğü faiz oranının yüzde ellisinden fazla olamayacağını hükme bağlamıştır (md. 88). Buna göre belirlenebilecek en yüksek faiz oranı %13,5 olacaktır. (TBK md. 88/1’e göre faiz ödeme borcunda uygulanacak faiz taraflarca kararlaştırılmamışsa borcun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri uygulanır. Bu da Faiz Kanunu’nun ilgili hükümleridir ve faiz oranını %9 olarak belirtir). TEMERRÜT FAİZİ için getirilen sınır ise mevzuatın öngördüğü faiz oranının yüzde yüz fazlasıdır (Bu oran da %18 olarak hesaplanır TBK md.120).
  • Kanuni faiz kavramı ise, faiz ödenmesi gereken hallerde, oran sözleşmede gösterilmemişse gündeme gelmektedir. Kural olarak, kapital faizini ve temerrüt faizini kapsar. Kanuni faize dair temel düzenleme 3095 sayılı Kanuni Faize ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’dur.
  • Basit Faiz – Bileşik Faiz
    • Daha çok hesaplama yönteminden kaynaklanan bir ayrımdır. Basit faiz, tek işlemle yürütülen faizdir. Bileşik faizde ise, faiz anaparaya eklenerek tekrar faiz yürütülmesi söz konusudur.
    • TTK md. 8/2 – Üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir.

!!! Bileşik faiz adi işlerde yasaktır.

  • Tazminat Faizi ve Diğer Faizler
    • TBK öncesi dönemde, tazminat faizinin herhangi bir kanuni düzenlemesi bulunmamakta, bu faiz türü doktrinde ve yargı kararlarında kabul görmekteydi. TBK md. 117/2 ile, haksız fiil düzenlemesi içinde yer verilmek suretiyle hükme kavuşturulmuştur.
    • Tazminat faizi, esas itibariyle bir haksız fiil sonucu doğan ve bir para alacağı olarak ifade edilen tazminat ödeme borcuna, zararın gerçekleştiği tarihten itibaren yürütülen faizi ifade eder.
    • Tazminat faizinin niteliği konusunda doktrinde bir görüş birliği yoktu. Bu konudaki görüşler:
      • Bir kapital faizi türü olduğu
      • Temerrüt faizi olduğu
      • Bir tür ek tazminat ödemesi olduğu
      • Cezai şart gibi bir ödeme olduğu

şeklinde çeşitlenmekteydi; ancak artık TBK’nın tercihini temerrüt faizinden yana kullandığı söylenmelidir.

  • Kapital faizi veya temerrüt faizi olarak kabul edilmesinin önemi, temerrüt faizine bir daha temerrüt faizi uygulanamamasından kaynaklanır.
  • Diğer faiz türleri:
    • Mevduat faizi (Bankacılık Kanunu 144. madde)
    • Kredi faizi (Tüketici kredileri, kredi kartı)
    • Reeskont faizi – Faiz Kanunu, ilk halinde, temerrüt faizini buna göre düzenlemişti. Reeskont faizi, bankaların müşterilerinin senetlerini iskonto etmek suretiyle kaynak yaratmaları ve aldıkları senetleri de Merkez Bankası’na reeskont etmeleri halinde gündeme gelir.
    • Avans Faizi – Bankaların, Merkez Bankası’ndan aldıkları borç paralar karşılığında ödedikleri faiz.

bbb. Faiz Oranları:

  • Akdi faiz:
    • Gerek adi gerek ticari işlerde taraflar serbestçe belirleyebilirler.
      • Adi işler için sınırları, TBK’ da düzenlenen ve genel sınır olan (TBK md. 26, 27) ahlak kurallarına aykırılık ve gabin ile hata, hile, ikrah hükümlerinin yanı sıra, TBK md. 88’den kaynaklanan %13,5 üst sınırıdır.
      • Ticari işler için ise sadece genel sınır söz konusudur.
  • Kanunen kapital faizi ödenmesi gereken hallerde taraflar uygulanacak faiz oranını belirlememişlerse yıllık % 9 üzerinden hesaplama yapılır (Faiz Kanunu md.1)
  • Temerrüt faizi:
    • Para borcunu içeren adi ve ticari işlerde, taraflar, borçlunun temerrüde düşmesi halinde istenecek temerrüt faizi oranını da serbestçe kararlaştırabilirler. Bu oran ayrıca belirlenmemişse, yıllık % 9’dur (Faiz Kanunu md.2). Adi işlerde belirleme serbestîsinin sınırı her halde genel sınır ve 120. maddede öngörülen yüzde yüz fazlasını aşamamadır (%18 olarak hesaplanır).
    • Ticari işlerde temerrüt faizi hesaplaması konusunda özellikli bir nokta mevcuttur. Faiz Kanunu md. 2/2’ye göre Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı % 9’dan fazla ise, arada bu konuda sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi kısa vadeli avans faizi üzerinden istenebilir. Bu faize hükmolunması, ancak bu yönde bir açık talebin bulunmasına bağlıdır. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise (5 veya üzeri oranda az veya fazla olması) yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
    • Ayrıca; temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi (kapital) faiz miktarı %9’un üstünde ise temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.
  • Yeni TTK ile öngörülen yeni faiz türü (md.1530):
    • Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedarikinde geç ödeme sonucu ödenecek faiz.
    • Ticari işlere uygulanacak gecikme faizi oranından en az yüzde sekiz fazla olmak üzere T.C. Merkez Bankası tarafından belirlenecektir.
  • Yabancı para borçlarında:

Faiz Kanunu’na 1990’da eklenilen 4/a maddesi gereğince, sözleşmede daha yüksek akdi faiz ve temerrüt faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.

ccc. Faiz Kavramının Benzer Kavramlarla Karşılaştırılması

  • Vade Farkı: Satım işlemlerinde satıcının peşin satış bedeliyle vadeli satış bedeli arasında uyguladığı farktır. Kapital faizi olarak açıklanabilir veya temerrüt faizi de denebilir. Öğretide, satış bedelinin unsuru veya zarar karşılığı ödeme olarak görenler de vardır.
  • Munzam Zarar: Alacaklının temerrüt faizini aşan zararıdır (TBK md. 122). Bir tazminat türüdür.
  • Cezai Şart: Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılan cezadır. Faiz niteliğinde değildir.

ddd. Ticari işlerle ilgili faiz konusunun özellik arz ettiği durumlar:

  • Öngörülmemiş olsa dahi faize hak kazanılması:

Adi iş niteliğindeki ödünç sözleşmelerinde, taraflarca kararlaştırılmış olmadıkça faiz istenemez (TBK md. 387). Buna karşın, eğer ödünç ticari iş niteliğinde ise, sözleşmede kararlaştırılmış olmasa dahi, ödünç alanın kapital faizi ödemesi gerekir (II. fıkra). Bu noktada uygulanacak faiz, Faiz Kanunu’nun 1. fıkrasındaki %9 oranı olacaktır.

  • Faize faiz yürütülmesi:
    • Faizin belli devreler sonunda anaparaya eklenmesi ile elde edilen tutar üzerinden faiz yürütülmesini ifade eden bileşik faiz uygulaması, adi işlerde yasaktır (TBK md. 388).
    • Buna karşılık bileşik faiz uygulaması, TTK dâhilinde bazı hallerde mümkündür. Kanuna göre; üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplar ile her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz. Bu hüküm daha önce de kanunda yer almakla birlikte, sözleşmenin iki tarafının da tacir olması gerekliliği eklenerek daha önce doktrinde yapılan yorum kanun metni haline getirilmiştir. Ayrıca, TTK’ da düzenlendiği için ticari iş sayılan kambiyo senetlerinde de müracaat haklarının kullanılması dolayısıyla temerrüt faizine faiz yürütülmesi söz konusu olmaktadır (kanunda öngörülmüş olması sebebiyle).
  • Daha yüksek oranda temerrüt faizi istenebilmesi:
    • Gerek adi gerek ticari işlerde temerrüt faizi yıllık %9 oranı üzerinden istenecektir. (Faiz Kanunu’nun 2. maddenin 1. maddeye atfı)
    • Ancak, Faiz Kanunu’nun 2. maddesinin 2. fıkrasına göre “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.” Bu oran 29.12.2011 tarihinde %17,75 olarak belirlenmiştir.
    • Bu faize hükmolunması, ancak bu yönde bir açık talebin bulunmasına bağlıdır.
    • Hüküm, tartışmalı olmakla birlikte, taraflardan biri için ticari iş niteliğindeki sözleşmelerde TTK md. 19/2 hükmüne göre uygulanacak ve sözleşmenin tacir olmayan tarafı da gerektiğinde kısa vadeli avanslar için uygulanan faiz oranına göre temerrüt faizi ödemek zorunda kalabilecektir.
    • Ayrıca; hükme göre, (III. fıkra) temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz. Bu ihtimalde, taraflar, bir akdi faiz oranı kararlaştırmışlar ve bu oran yıllık %9’dan fazladır ve fakat temerrüt faizi kararlaştırmamışlardır. Bu durumda temerrüt faizi, akdi faiz oranından az olamayacaktır.
  • Mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları:

!!!! TTK, 1530. maddesinde mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçlarını düzenlemiş ve 7. fıkrasında farklı bir faiz oranı öngörmüştür. Hükme göre, ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, mütemerrit borçlunun alacaklısı, sözleşmede öngörülen tarihten ya da ödeme süresinin sonunu takip eden günden itibaren, şart edilmemiş olsa bile faize hak kazanır. Ayrıca hükümde temerrüde düşme ve ihtara gerek olmayan durumlar düzenlenerek; 7. fıkrada:

Bu madde hükümleri uyarınca alacaklıya yapılan geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz oranının sözleşmede öngörülmediği veya ilgili hükümlerin geçersiz olduğu hâllerde uygulanacak faiz oranını ve alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari giderim tutarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası her yıl ocak ayında ilan eder. Faiz oranı, 4.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda öngörülen ticari işlere uygulanacak gecikme faizi oranından en az yüzde sekiz fazla olmalıdır” denilerek yeni bir faiz oranı öngörülmüştür.

Bahsedilen faiz oranı, Merkez Bankası tarafından 29.12.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğle düzenlenmiş ve yıllık %15 olarak belirlenmiştir.

eee. Faizle İlgili Bazı Sorunlar:

  • Gerek adi gerek ticari işlerde kapital faizinin anaparayı geçmesi mümkündür.
  • Bileşik faiz uygulaması ile ilgili bkz. TTK md. 8/2.
  • Faizin Başlangıcı: TTK 10. maddeye göre; aksine sözleşme yoksa, ticari bir borcun faizi (bahsedilen temerrüt faizidir), vadenin bitiminden ve belli bir vade yoksa ihtar gününden itibaren işlemeye başlar. Ayrıca ticari işletmeler arası mal ve hizmet tedariğine dair sözleşmelerle ilgili olarak öngörülen temerrüt hali gerekleri için bkz. TTK md. 1530.
  • TBK’da adi işlerle ilgili düzenleme ise 121. maddede yer almıştır. Buna göre, faiz veya irat borcunu ya da bağışladığı bir miktar parayı ödemekte temerrüde düşen borçlu, icra takibine girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür.
  1. Yasaklanmış ve En Yüksek Sınırı Aşan İşlemler
  • TTK md.1530 hükmüne göre; aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ve şartlar batıldır. Ancak, sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler için kanunun veya yetkili makamların koymuş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır; sınırı aşan edimler hata ile yerine getirilmiş olsa bile, geri alınır. Bu sınırlarda, TBK md. 27/2 2. cümlesi uygulanmaz. Hüküm gereğince, kanun veya yetkili makamlar tarafından konulan sınırlar aşıldığına işlemin sınıra kadar olan kısmı geçerli olacak ve bu sınırın üzerindeki edimler sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri alınabilecektir.
  • Konu ile ilgili TBK’nın ilgili maddeleri ise 26 ve 27’dir. 27. madde hükmüne göre; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. TTK md. 1530’da özellik arz eden husus, TBK’nın 27. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin uygulanmayacağının açıkça belirtilmiş olmasıdır. Dolayısıyla, yetkili makam tarafından belirlenen satış fiyatından daha yüksek bir bedelle yapılan sözleşme, yetkili makam tarafından belirlenen bedel üzerinden yapılmış sayılır ve satıcının, daha yüksek bedel ödenmesi söz konusu olmasaydı bu sözleşmeyi yapmayacağı yolundaki iddiası da dinlenmez.
  1. Ticari İşlerde Zamanaşımı
  • TTK’nın 6. maddesine göre ticari hükümler koyan kanunlarda öngörülen zamanaşımı süreleri, kanunda aksine düzenleme yoksa, sözleşme ile değiştirilemez.
  • Ticari işlere ilişkin hükümlerde öngörülen zamanaşımı sürelerinde değişiklik yapılması, ancak kanunun izin verdiği hallerde mümkündür.
  1. TİCARİ HÜKÜMLER
  • Ticari hükümler TTK md. 1/1’de belirtilmiştir:
    • Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş olma
    • Ticari işletmeyi ilgilendirme

“Bu kanundaki hükümlerle, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlarda yazılı özel hükümler ticari hükümlerdir.”

!!! 6762 sayılı (eski) Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmeyi ifade eden üç işletme türü (ticarethane, fabrika, ticari şekilde işletilen diğer müesseseler) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan çıkarıldığı için ticari hükümlere dair bu maddeden de çıkarılmıştır.

  • Ticari yaşamın hızla gelişmesi nedeniyle bazı yeni kurum ve kavramlar ortaya çıkmıştır. Bu konularla ilgili kanunlar, bir ticari işletmeyi ilgilendiren hükümler içerdiğinden ticari hükümlerin kapsamı zamanla genişlemiştir. Örn: 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu vb.
  • TTK 1/2’ye göre “Mahkeme, hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde, ticari örf ve âdete, bu da yoksa genel hükümlere göre karar verir”.
  • Buna göre ticari işlere uygulanacak hükümler şöyle sıralanabilir:
    • Emredici hükümler

Emredici hükümler TTK’da, MK’da, TBK’da veya özel kanunlarda yer alabilir.

  • Sözleşme hükümleri

Sözleşme özgürlüğü çerçevesinde tarafların emredici hükümlere aykırı olmamak şartıyla yaptıkları düzenlemeler.

  • Tamamlayıcı veya yorumlayıcı ticari hükümler

Yedek hukuk kuralları

  • Ticari örf ve adet
    • Ticari hükümlerde veya taraflar arasındaki sözleşmede, uyuşmazlığın çözümünde yararlanılabilecek bir düzenleme bulunmamaktaysa, hakim, uyuşmazlığı ticari örf ve adeti dikkate alarak çözümler. Ticaret hayatı ile ilgili olarak örf ve adet hükümlerinin uygulanması genel hükümlerin önüne alınmıştır.
    • Örf ve adet kuralları uzun zamandan beri uygulanan ve toplumda uyulmasının zorunlu olduğu yönünde yaygın bir inancın olduğu kurallardır. Ticaret hayatı kendine özgü özellikleri olan bir alan olduğundan, yıllardır uygulanan ve toplumda uyulması gerektiğine inanılan kurallar önem kazanmaktadır. Konu ile ilgili TTK md. 2 şu yöndedir:

“ (1)Kanunda aksine bir hüküm yoksa ticari örf ve âdet olarak kabul edildiği belirlenmedikçe, teamül, mahkemenin yargısına esas olamaz. Ancak, irade açıklamalarının yorumunda teamüller de dikkate alınır.

(2) Bir bölgeye veya bir ticaret dalına özgü ticari örf ve âdetler genel olanlara üstün tutulur. İlgililer aynı bölgede değillerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmedikçe, ifa yerindeki ticari örf ve âdet uygulanır.

(3) Ticari örf ve âdet, tacir sıfatını haiz bulunmayanlar hakkında ancak onlar tarafından bilindiği veya bilinmesi gerektiği takdirde uygulanır”.

  • Teamüllerin, örf ve adet kurallarından farkı, kaynak olamamaları ve ancak irade beyanlarının yorumunda dikkate alınmalarıdır.
  • Ticari örf ve adet, tacir olmayanlar hakkında, onların bildiği veya bilmesi gereken hallerde uygulanır.
  • Genel hükümler

Uyuşmazlığın çözümünde yararlanılabilecek bir ticari hüküm ya da ticari örf ve adet kuralı bulunamamışsa, uyuşmazlığa genel hükümler uygulanır. Bu noktada MK md.1 devreye girer ve ticari hüküm getiren kanunlar dışındaki kanunların hükümleri ile medeni örf ve adet kuralları içerisinde uyuşmazlığa uygulanabilecek bir hüküm araştırılır. Bu çalışmaların da sonuçsuz kalması halinde, hâkim, kanun koyucu gibi davranarak kural yaratır.

  1. TİCARET SİCİLİ
    1. GENEL OLARAK

Bazı vakıaların ya da işlemlerin, kendilerine özgü sicillerde kayıtları tutulur (ticaret sicili, nüfus sicili, tapu sicili, gemi sicili, marka sicili vb.). Bu sicillere yapılan kayıt, yerine göre, ya belli bir hukuki durumun doğmasına (kurucu etki) ya da mevcut bir hukuki durumun varlığını ispata (açıklayıcı etki) hizmet eder.

Ticaret sicili kayıtları, Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS) adlı Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde oluşturulan ve işletilen merkezi ortak veri tabanını da içeren bilgi sisteminde tutulur. Bu elektronik ortamda ticaret sicili kayıtları yanında tescil ve ilan edilmesi gereken içerikler düzenli olarak depolanır.

Ticaret Sicili Müdürlüğü’nün kurulması, sicil defterlerinin tutulması, tescil zorunluluğunun yerine getirilmesine ilişkin usul ve esaslar, sicil müdürlerinin kararlarına karşı itiraz yolları, sicil müdürleri ve yardımcıları ile diğer personelde aranacak nitelikler, disiplin işleri ile bu konuyla ilgili diğer esas ve usuller Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılan yönetmelikle düzenlenmiştir. (TTK md. 26) Ticaret Sicili Yönetmeliği (TSY) 27.01.2013 tarihinde 28541 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

    1. SİCİLE KAYDI GEREKEN UNSURLAR
  • Hangi unsurların ticaret siciline kaydı gerektiği konusunda bir liste bulunmamaktadır. Bir konunun ticaret siciline tescilinin gerekip gerekmediği, o konuya özgü mevzuatı taramak suretiyle belirlenir.
  • ‘Tescil’ sözcüğü, dar ve geniş anlamda olmak üzere iki farklı şekilde kullanılabilir. Nitekim Ticaret Hukuku mevzuatı, bu iki tür kullanıma da yer vermiştir.
  • Dar anlamda tescil, bir unsurun ilgili sicile ilk defa kaydını ifade eder.
  • Geniş anlamda tescil, bir unsurun ilgili sicile ilk defa kaydının yanı sıra, bu kayıtta yapılan herhangi bir değişikliği (tadil) ve kaydın sicilden silinmesi (terkin) hallerini de kapsar.
    1. SİCİL İŞLEMLERİ
      1. GENEL OLARAK
  1. İşlemlerin Türleri
  • Tescil
  • Tadil (TTK md. 31/1)
  • Terkin (TTK md. 31/2)
  • Geniş anlamda ‘tescil’ için öngörülen kurallar, bu üç tür işlemin hepsi için geçerlidir.
  1. Kesin / Geçici Tescil
  • Kesin Tescil

Belli bir süreyle sınırlı yapılmamışsa terkine kadar geçerliliğini korur.

  • Geçici Tescil
    • Sicil müdürünün tereddütlü gördüğü ya da çözümü yargı kararına bağlı olan konularda söz konusu olur.
    • Tescil, 3 ay boyunca geçerliliğini korur.
      1. SİCİL İŞLEMLERİNİN YAPILIŞI

(TTK md. 27 vd. ile TSY hükümleri)

  1. Talep Üzerine Tescil (KURAL)
  • ‘İlgililer, temsilcileri ve hukuki halefleri’ talep edebilir (TTK md. 28)
    • ‘İlgililer’ ifadesi, doğrudan hukuki yararı olan kişileri kapsar. Bu kişiler birden fazla ise, mevzuatta aksine hüküm olmadığı takdirde (TTK md. 215, 250 vb.), tescili içlerinden herhangi biri talep edebilir (TTK md. 28)
    • Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde “başvuruya yetkili kişiler” ayrıntılı olarak düzenlenmiştir (TSY md.22).
    • Talep süresi, kural olarak 15 gündür (TTK md.30, TSY md. 33).
      • 15 günlük süre hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir.
      • Sicil müdürlüğünün yetki çevresi dışında bulunan kişiler için bu süre 1 aydır.
  • Tescil istemi yazılı şekilde veya elektronik ortamda yapılır (TSY md. 23).
  1. Re’sen Tescil
  • Kural tescilin istem üzerine yapılması olmakla birlikte, resen yapılacak tescillere ilişkin hükümler saklı tutulmuştur (TTK md.27, TSY md. 21).
  • Sicile Davet: (TTK md.33)

Tescili zorunlu olup da, usulüne uygun olarak ve süresi içinde tescili istenmemiş bir unsurun ya da kanuna aykırı bir tescilin varlığını öğrendiği takdirde, sicil müdürü, re’sen tescil veya terkini gerçekleştiremez. İlgilileri, tayin edeceği uygun bir süre içerisinde tescili veya gerekli düzeltmeyi yapmaya ya da o hususun tescilini zorunlu kılan nedenlerin bulunmadığını ispat etmeye davet eder. Bu davete icabet edilmediği takdirde, sicil müdürünün teklifi üzerine mahallin en büyük mülki amiri tarafından, ilgili kişi aleyhine idari para cezasına hükmedilir. Kaçınma sebepleri süresi içinde bildirildiği takdirde, sicilin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesi dosya üzerinden inceleme yaparak, duruma göre ya tescilin yapılmasını emreder ya da tescil istemini reddeder. İlgili kişi hakkında idari para cezasına hükmedilmiş olması, asliye ticaret mahkemesi nezdinde gerçekleşecek bu sürece engel oluşturmaz (TTK md. 33).

  1. İlgili Makamın Bildirimi Üzerine Tescil
  • Kural tescilin istem üzerine yapılması olmakla birlikte, yetkili kurum veya kuruluşun bildirmesi yapılacak tescillere ilişkin hükümler saklı tutulmuştur (TTK md.27, TSY md. 21).
  • Mahkemenin veya resmi bir kurumun, bir olgunun resen tesciline ilişkin kararını alan ticaret sicili müdürlüğü, bu kararı resen tescil edecektir (TSY md. 26). Resen tescil ilgili kararda müdürlüğün tescil ile sorumlu tutulmasına bağlıdır. Eğer müdürlük tescille sorumlu tutulmamışsa, tescil, mahkeme veya resmi kurum kararına dayanıyor olsa dahi yetkili kişilerin başvurusu üzerine yapılacaktır.

 

      1. SİCİL MÜDÜRÜNÜN YETKİLERİ (TTK md. 32)
  1. Şeklî Yetkileri
  • Talebin şekle uygunluğu
  • Sicilin yetki çevresi içinde bulunup bulunmadığı
  • İlgili konunun tescilinin gerekli olup olmadığı
  1. Esasa İlişkin Yetkileri
  • Talebin gerçeğe uygunluğu
  • Üçünü kişilerde yanlış kanaat uyandırıp uyandırmayacağı
  • Kamu düzenine aykırı olup olmadığı
  1. Ek Görev

Ticari ortaklıkların kuruluş aşamasında ticari defterlerin açılış onayını yapabilirler.

      1. SİCİL MÜDÜRÜNÜN KARARLARI
  • Tescil
  • Geçici Tescil
  • Ret
  • İlgililer, sicil müdürlüğünce verilen kararlara karşı, tebliğlerinden itibaren 8 gün içerisinde, sicilin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine itirazda bulunabilirler (TTK md. 34/1).
      1. İLAN
  • Tescil edilen hususlar, mevzuatta aksine hüküm bulunmadıkça, ilan olunur (TTK md. 35/3). Buna karşın, kimi konularda ilan gerekli görülmeyebilir.
  • İlan, resmî ilan aracı olan ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından çıkarılan Ticaret Sicili Gazetesi aracılığıyla, aynen yapılır.
  • Açıklayıcı niteliktedir. Üçüncü kişilerin tescil edilen hususu bilmelerine hizmet eder.
  • Görünüşe güven ilkesi: Tescil kaydı ile ilan edilen durum arasında farklılık olması halinde, tescil edilmiş olan gerçek durumu bildikleri ilan edilmediği sürece, üçüncü kişilerin ilan edilen duruma güvenleri korunur(TTK md. 37)
      1. TESCİLİN NİTELİĞİ
  • MK md. 7 anlamında kanıt teşkil eder. (Resmi sicil – aksi ispat edilmediği sürece ilandaki ifadeler doğru kabul edilir).
  • Açıklayıcı (KURAL) ya da kurucu niteliktedir.
    • Tescilin açıklayıcı veya kurucu niteliği, işlemlere etkisine göre değişir. Niteliğin belirlenmesi, hükmün yazılış tarzına ve ifadelere dayanılarak gerçekleştirilecektir.
    • Kural, tescilin açıklayıcı nitelikte olması olup, mevzuatın açıkça ya da dolaylı olarak öngörmesi halinde, tescil, kurucu etkiye sahip olur.
      1. TESCİLİN ETKİLERİ
  1. Zaman yönünden (TTK md. 36, TSY md. 30)
  • Tescil, üçüncü kişiler için, tescil ve ilanı izleyen iş gününden itibaren hüküm ifade eder.
  • İlanın kısım kısım olması halinde, en son ilanı izleyen iş gününden itibaren hüküm ifade eder.
  • Ticareti terk eden gerçek kişinin iflas yolu ile takip edebileceği bir yıllık süre (İİK md. 44), terk etmenin ilanı ile işlemeye başlar.
  • Kanun bazı durumlarda tescilin, ilana gerek olmaksızın, derhal hüküm ve sonuçlarını doğuracağını hükme bağlar. (Bkz. TTK md. 212 vd. – Ticaret ortaklıkları tescil ile tüzel kişilik ve tacir sıfatını kazanırlar).
  1. Yer yönünden
  • Tescil, yalnızca ilgili sicil bölgesinde değil, tüm Türkiye çapında sonuçlarını doğurur.
  1. Olumlu ve olumsuz etkileri yönünden (TTK md. 36/3-4 , TSY md.30)
  • Tescil ve ilanı gereken hususlar bakımından, tescil edilen unsurların üçüncü kişiler tarafından bilindiği veya bilinmesi gerektiği varsayılır; bu nedenle, tescil edilen hususun bilinmediği konusundaki itirazlar dinlenmez. (Olumlu etki)
  • Tescil ve ilanı gerekli olan hususların tescili gerçekleştirilmediği takdirde, bu hususların üçüncü kişiler tarafından bilinmediği kabul edilir. (Olumsuz etki) (Bkz. TBK md. 550 – temsil yetkisinin sona ermesi). Aksinin ispatı mümkündür.
  • Haksız fiilin söz konusu olması halinde, üçüncü kişilerin, ticaret sicili kayıtlarından kendi lehlerine hak yaratmaları mümkün değildir.
      1. SİCİLDE İLKELER
  1. Görünüşe güven ilkesi (TTK md. 37)
  • Yeni TTK ile ilk defa Ticaret Kanunu’na alınmış olan bir ilkedir. Tescil ile ilan edilen husus arasında bir fark olduğu takdirde, tescildeki gerçek durumu bildikleri ispat edilmedikçe, üçüncü kişilerin ilana olan güvenleri korunur.
  • Yeni TTK’da da, eskisinde olduğu gibi, ticaret sicili için sicile güven ilkesi (sicile dayanarak hak iktisap edebilme – TMK md. 1023) öngörülmemiştir.
  • TTK’da bu ilkenin öngörülmemiş olması, Türk Ticaret Hukuku’nda bu ilkenin yer almadığı anlamına gelmez. (Bkz. TİRK md.5).
  • Yeni TTK ile görünüşe güven ilkesinin düzenlenmiş olması, sicile güven ilkesinin Kanun’da yer almamasından kaynaklanabilecek muhtemel aksaklıkların önünü almıştır.
  • Görünüşe Güven İlkesinin Koşulları:
    • Tescil edilen hususun tescili gerekli bir husus olması
    • Yanlış ilana dayanarak işlem yapanın gerçek durumu bilmemesi
    • Tescilin doğru yapılmış olmasının bir koşul oluşturup oluşturmadığı, yanlış tescilin söz konusu olduğu hallerde de görünüşe güven ilkesinin uygulanıp uygulanmayacağı konusu tartışmalıdır.
  1. Tescilin açıklığı (TTK md. 35, TSY md. 15)
  • Herkes ticaret sicilinin içeriğini inceleyebileceği gibi, gerekli gideri ödeyerek ilgili belgelerin onaylı suretlerini de alabilir. (Karş. TMK md. 1020).
      1. SORUMLULUK (TTK md.38)
  1. Hukuki Sorumluluk
  • Bilerek gerçeğe aykırı bilgi vermek.
  • Kayıtların üçüncü kişide yanlış kanaat uyandırması; gerçeğe, kamu düzenine aykırı olması halinde düzelttirilmemesi.
  1. Cezai Sorumluluk
  • Sicile davete uyulmaması halinde idari para cezası (TTK md.33).
  • Bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunma (TTK md. 38/1 – idari para cezası).
  • Değişikliklerin TOBB’a bildirilmemesi halinde odaların verdiği idari para cezaları (5174 s. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu, md.10, 93).
  • Devlet ve ilgili oda, sicilin düzgün tutulmamasından müteselsilen sorumlu olurlar (TTK md.25/2, TSY md.11).
  1. TİCARİ YARGI
    1. GENEL OLARAK
  • TTK md. 4, 5
  • Usul hukukuyla iç içe giren bir alandır.
  • Ticaret mahkemesinde görülme ve bazı kuralların uygulamasının farklılaşması söz konusudur.
  • Bazı davalar kesin olarak ticari dava sayılacaktır (mutlak ticari davalar).
  • Bazıları ise ticari işletmelerin biriyle veya ikisiyle ilgili olması şartıyla ticari dava sayılacaktır (nispi ticari davalar).
  • Bir davanın ticari sayılması;
    • Özel mahkemede görülmesine yol açar (ticaret veya ihtisas mahkemeleri).
    • Tahkim uygulamasını karşımıza çıkarır.
    • Usul kuralları HMK hükümleri dâhilinde belirlenir. Ticaret hayatının yapısından kaynaklanan bazı farklılıklar olacaktır.
    1. TİCARİ DAVALAR VE ÇEKİŞMESİZ YARGI İŞLERİNİN BELİRLENMESİ
  • Üç grup ticari dava bulunmaktadır:
    • Mutlak Ticari Davalar
      • TTK md.4’te belirlenenler
      • Özel kanunlarda belirlenenler
  • Ticari işletmeyi ilgilendirme koşulu ile ticari dava olanlar
  • Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili ticari davalar

2. ve 3. grup nispi ticari davalar adını alır.

  1. Mutlak Ticari Davalar

aaa. TTK md. 4/1(a)-(f) ’de Gösterilen Hususlardan Doğan Davalar

  • TTK’da Düzenlenen Hususlardan Doğan Davalar TTK md. 4/1(a)

TTK’da düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları; tarafların sıfatına, uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ticari davadır.

Örn: bono, taşıma işi.

  • MK md. 962 – 969’ dan Doğan Davalar TTK md. 4/1(b)

Taşınırların rehni karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlarla yapılan işlemler.

  • TTK md. 4/1(c)’ de Sayılan TBK Hükümlerinden Doğan Davalar
    • TBK md. 202, 203 – Bir malvarlığı veya işletmenin devralınması veya işletmelerin birleşmesi, şekil değiştirmesi.
    • TBK md. 444 ve 447 – Hizmet sözleşmesiyle ilgili olarak düzenlenen rekabet yasağı.
    • TBK md. 487 – 501- Yayım sözleşmesi.
      • Yayım sözleşmesi ile ilgili davalar bu kapsamda mutlak ticari dava iken, telif hakkına dair davalar, bir tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmak şartıyla, nispi ticari davadır.
  • TBK md. 515 – 519 – Kredi mektubu ve kredi emri.
  • TBK md. 532 – 545 – Alım – satım komisyonculuğu.
  • TBK md. 547 – 554 – Ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları.
  • Fikri Mülkiyet Hukuku’na İlişkin Mevzuattan Doğan Davalar TTK md. 4/1(d)

556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK.

  • Borsa, Sergi, Panayır ve Pazarlar ile Antrepo ve Ticarete Özgü Diğer Yerlere İlişkin Hükümlerden Doğan Davalar TTK md. 4/1(e)

5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kanunu, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu, 2699 sayılı Umumi Mağazalar Kanunu.

  • Bankalara, Diğer Kredi Kuruluşlarına, Finansal Kurumlara ve Ödünç Para Verme İşlerine İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan Davalar TTK md. 4/1(f)

bbb. Özel Kanun Hükümleri Gereği Mutlak Ticari Dava Sayılanlar

  • TTK dışında bazı özel kanunlarda düzenlenen işlerden kaynaklanan davaların da ticari dava sayılması.

Örn: Kooperatifler Kanunu md.99 uyarınca, bu kanunda düzenlenen hususlardan doğan davalar, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari sayılır.

İflas davası, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesinde açılır (İİK md. 154/4).

TİRK md. 22’ye göre bu kanunun uygulanmasından doğan davalar ticaret sicilinin bulunduğu mahallin ticaret mahkemesinin görevindedir.

  1. Nispi Ticari Dava: Havale, Vedia (Saklama) ve Fikir ve Sanat Eserlerine İlişkin Haklardan Doğan ve Bir Ticari İşletmeyi İlgilendiren Davalar TTK md. 4/1,son cümle

Havale, vedia (saklama) ve telif hakkından doğan uyuşmazlığın ticari dava sayılabilmesi için, uyuşmazlığın, taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgili olması koşulu aranmıştır.

  1. Nispi Ticari Dava: Her İki Tarafın da Ticari İşletmesiyle İlgili Hususlardan Doğan Davalar TTK md. 4/1
  • 1. ve 2. başlıklarda sayılan hususlar dışında kalan ve tacir sıfatına sahip kişiler arasında, bunların ticari işletmesiyle ilgili olarak ortaya çıkan işlerden kaynaklanan davalar nispi ticari davadır.
  • Taraflardan yalnız birinin ticari işletmesiyle ilgili olma yetmeyecektir. Taraflardan yalnız birinin ticari işletmesiyle ilgili olan sözleşmeler, TTK md. 19/2 uyarınca diğer taraf için de ticari iş sayılırsa da, ticari dava oluşmasına neden olmaz. Ticari dava tespiti açısından md. 19/2 uygulanmaz, iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olma aranır.
  • Haksız fiillerden doğan davaların ticari dava sayılabilmesi için, her iki tarafın tacir olması ve haksız fiilin her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması gerekir.
    1. TİCARİ DAVALARIN VE ÇEKİŞMESİZ YARGI İŞLERİNİN GÖRÜLECEĞİ MAHKEMELER
  • İlk Derece Mahkemeleri
  • İstinaf Mahkemeleri: Bölge Adliye Mahkemeleri
  • Yargıtay: Temyiz Mercii
  • 12.1.2011 tarihinde kabul edilen HMK’nın 2. maddesi gereğince, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın, malvarlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme olmadıkça, asliye hukuk mahkemesidir.
  • TTK md. 5/1’e göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalara bakmakla görevlidir.
  • TTK md. 5/2’ye göre, özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görüleceği belirtilen diğer işlere de asliye ticaret mahkemesinde bakılır.

Örn: İflas davaları.

  • Bazı özel kanunlarda yer alan hükümlerde, davanın ticaret mahkemesinde görüleceği söylenmeyip ticari sayılacağı belirtilir. Bunlar da asliye ticaret mahkemesinde görülür.

Örn: Kooperatifler Kanunu md. 99/I uyarınca açılacak davalar.

  • Fikri mülkiyet hukukuna dair mevzuattan doğan davalar mutlak ticari dava sayılır. Ayrıca bu konularla ilgili görev yapan Fikri ve Sınai Haklar Hukuku Mahkemesi kurulmuştur. Bu mahkeme ile asliye ticaret mahkemesi arasındaki ilişki görev ilişkisidir.
  • Asliye Ticaret Mahkemeleri:
    • Medeni Usul Hukuku açısından; ilk derece mahkemeleri genel mahkemeler ve özel (ihtisas) mahkemeler olarak ikiye ayrılır. Genel mahkemelerin içinde sulh hukuk mahkemesi ve asliye mahkemeleri yer alır. Asliye mahkemeleri de asliye hukuk mahkemesi ve asliye ticaret mahkemesi olarak ikiye ayrılır.
    • Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer mahkemeler arasındaki ilişki görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.
    • Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olması, görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi, davaya devam edecektir.
    • Sulh hukuk, asliye hukuk ve asliye ticaret mahkemeleri tek hâkimlidir (5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun md. 5/2; 9.2.2011 tarihinde değiştirildi). Bu değişiklikten önce ticaret mahkemeleri, hukukumuzdaki tek toplu mahkeme idi. Bir başkan ve yeterince üyeden teşkil edilirdi.
    • TTK md. 5/2: Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4’üncü madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır.
  • Ticari Davalarla İlgili Dikkat Edilmesi Gereken Konular:
    • TTK md.4’e göre ticari bir davanın mevcut olup olmadığı

Mutlak ticari davalar (TTK’da öngörülenler, özel kanun hükümleri gereği mutlak ticari dava sayılanlar) ve nispi ticari davalar.

  • Konu ile ilgili ihtisas mahkemesinin mevcut olup olmadığı

Tüketici Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Hukuku Mahkemesi, Deniz İhtisas Mahkemesi. Bu mahkemeler ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisidir.

    1. TİCARİ DAVALARDA KANITLAR VE UYGULANACAK USUL
  • Kanıtlar konusunda TTK md. 4/2, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun uygulanacağını belirtir. Bu yollama, kanun değişikliğinden sonra 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu olarak anlaşılmalıdır. Kanıtlar konusunda temel bir farklılık yoktur.
  • Ticari işlemlerin özelliğinden kaynaklan farklılıklar ise:
    • Fatura ve teyit mektubunun özel olarak delil kabul edilmesi
    • İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş (HMK md. 203/1(b) hukuki işlemler incelenirken ticari teamüllerin göz önüne alınması
    • Ticari defterlerin delil ve ibrazı (HMK md. 222)
    • Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarların şekle bağlı olması (TTK md. 18/3).
    • Tanık dinleme olanağının yaygınlığı
  • Ülkemizde ticari davalarda uygulanacak özel usul kuralları mevcut değildir. HMK hükümleri uygulanır. HMK’daki yargılama usulleri ise yazılı ve basit yargılama usulleridir. Açıkça basit yargılama usulüne tabi olacağı belirtilen davalar bu usule göre yürütülür.

Örn: TTK md.1521’de düzenlenen, ticaret şirketlerinde, ortakların şirketle veya birbirleriyle olan ilişkilerinden doğan davalar. Ayrıca bkz. TTK md. 268/3, 1278/3, 1283/3, Kooperatifler Kanunu md. 99/2.

 

  1. TACİR VE TACİR OLMANIN HÜKÜMLERİ
        1. GENEL OLARAK
  • TTK’nın esas itibariyle ticari işletme kavramını temel alması
  • “Tacir”i esas alan düzenlemelerin de mevcut olması

Örn: TTK md. 19/1, 18-23.

        1. TACİR SIFATI

Tacir sıfatının belirlenmesinde kullanılan ölçütler:

  • Ticari işletmenin işletilmesi TTK md. 12 ve 16
  • Otomatik sayma ölçeği TTK md. 16
  • Ticari şekilde işletilmek TTK md. 16
          1. GERÇEK KİŞİ TACİR
  1. Tacir
  • TTK md. 12’ye göre, “Bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişiye tacir denir”.
    • Ticari işletmenin bulunması
    • İşletilme
    • Kendi adına işletilme
  • Gerçek kişi tacirlerde tacir sıfatının kazanılması tescil ile değil, bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işletmekle gerçekleşir. Bu durumda tescilin etkisi bildirici olacaktır.
  • Esnaf işletmesi sahibi olmak tacir sıfatını kazanmak için yeterli olmaz.
  1. Tacir sayılma
  • TTK md. 12/2’ye göre, bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile, tacir sayılacaktır.
  • Tacir sayılma, tacir olmanın nimetlerini ve külfetlerini beraberinde getirir.
  • Şartlar her somut olayda değerlendirilir ve maddedeki unsurlardan biri varsa, henüz ticari işletme faaliyete başlamadan tacir sıfatının doğduğu kabul edilir.
  1. Tacir gibi sorumlu olma
  • TTK md. 12/3’e göre bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.
  • Tacir gibi sorumlu olmak tacir olmanın külfetlerine katlanmayı getirir. Bu sıfatın getirilerinden faydalanmak söz konusu olmayacaktır.
  • Sorumluluğun mevcudiyeti için karşı tarafın iyiniyetli olması şarttır. Ticari işletmesi olmadan varmış gibi davrananları cezalandıran hüküm, iyiniyetli üçüncü kişiler açısından gerçek bir teminattır.

Not: Tacir olmanın hükümlerinin çoğunluğunu, tacir tarafından yerine getirilmesi gerekenler oluşturur. Nimetlere oranla külfetler tacir olmanın hükümleri içinde daha geniş yer tutmaktadır. Bu nedenle uygulamada tacir gibi sorumlu olma ile tacir sayılmanın çoğu kez aynı sonucu doğurduğu görülür; ancak yine de tacir gibi sorumlu olmanın tacir olmanın olumlu yanlarını kapsamayacağı, örneğin, tacirlerin hapis hakkını kullanmada yararlandığı kolaylıktan yararlanmayı içermeyeceği unutulmamalıdır.

Ticari İşletmenin Bulunması:

  • TTK md. 11
  • Ticari işletmenin bulunması gerekliliğinin istisnası TTK md. 12/3 – tacir gibi sorumlu olanlar.

Ticari İşletmenin Kısmen de Olsa Kendi Adına İşletilmesi

  • Kişinin müşteri çevresiyle ilişki içerisinde ticari işletmeyi ilgilendiren işlemlere başlaması.
  • Tacir sıfatının kazanılması açısından işletmenin kimin adına işletilmekte olduğu önemlidir. Kısmen de olsa kendi adına işletme aranmaktadır.
    • Ticari işletmenin doğrudan malik tarafından ya da vekil aracılığıyla işletilmesi
    • Adi şirketin sahip olduğu ticari işletmenin yönetici ortaklar tarafından işletilmesi (tüm ortaklar tacir sıfatına sahip)
    • Sahip oldukları ticari işletmeyi yasal temsilcileri aracılığıyla işleten küçük ve kısıtlılar TTK md.13 (küçük veya kısıtlı tacir sıfatına sahip)
    • Kişisel durumu, yaptığı işlerin niteliği veya meslek ve görevleri itibariyle kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı şekilde ya da başka bir kişinin veya resmi makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan ticari işletme işletilmesi TTK md. 15 (tacir sıfatına sahipler)
    • Tacir sıfatının kazanılması için ticari işletmenin kısmen de olsa kendi adına işletilmesi gerekliliğinin istisnası TTK md. 12/2 – tacir sayılanlar.
      1. TÜZEL KİŞİ TACİR
  • TTK md. 16’ya göre; ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.
  • TTK md. 16/2’ye göre ise, Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar.
  1. Ticaret Şirketleri
  • Tüm ticaret şirketleri tacirdir. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olan kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketleridir (TTK md.124).
  • Kollektif ve komandit şirket ancak bir ticari işletmeyi işletmek üzere kurulabilir (TTK 211/1,304/1). Anonim ve limited şirketler ise kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için kurulabilir (TTK md. 331, 573/3).
  • Kooperatifler ise kar elde etmek ve paylaşmak amacıyla değil, ortakların ekonomik menfaatlerini karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla kurulmaktadırlar (Kooperatifler Kanunu md. 1).
  • Ticaret şirketleri tüzel kişilik kazandıkları andan itibaren tacir sıfatına sahip olurlar. Ticaret şirketleri ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazandıklarından, tescil tarihinden itibaren tacir sıfatı mevcut olacaktır. Tacir sıfatının kazanılması açısından, ticaret şirketlerinin tescili kurucu niteliktedir.
  1. Ticari İşletme İşleten Dernekler

Dernekler, gerçek veya tüzel kişiler tarafından kazanç paylaşma amacı dışındaki amaçlarla kurulur. Derneğin amacının içinde ticari faaliyet yer almaz; fakat dernek amacına ulaşmak için ticari faaliyette bulunabilmektedir. Dernekler ticari işletme faaliyetinde bulunduğu sürece tacir sıfatına sahip olacaklardır (TTK md. 16/1). Bu durumun istisnası ise kamu yararına çalışan derneklerdir (TTK md.16/2).

  1. Ticari İşletme İşleten Vakıflar
  • 6102 s. (yeni) TTK öncesi dönemde, ticari işletme işleten vakıfların tacir sayılıp sayılmayacağı tartışmalı idi. Genel kabul, ticari faaliyette bulunanların tacir sıfatına sahip olması yönündeydi.
  • TTK md. 16/1 hükmünün açık ifadesi karşısında tartışmalar sona erdi ve amacına ulaşmak için ticari bir işletme işleten vakıfların tacir sıfatına sahip olacağı açık hüküm haline geldi.
  • Hükmün istisnası ise, gelirlerinin yarıdan fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıfların, ticari işletme sahibi olsalar dahi tacir sayılmamalarıdır (TTK md. 16/2).
  1. Kendi Kuruluş Kanunları Gereğince Özel Hukuk Hükümlerine Göre Yönetilmek veya Ticari Şekilde İşletilmek Üzere Devlet, İl Özel İdaresi, Belediye ve Köy ile Diğer Kamu Tüzel Kişileri Tarafından Kurulan Kurum ve Kuruluşlar
  • Kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacirdir.
  • Madde hükmündeki “veya” kelimesini “ve” olarak anlamak gerekir. Bu durumda ilgili kurum ve kuruluşların tacir sayılması için iki şart birlikte aranır:
    • Özel hukuk hükümlerine tabii olmak
    • Ticari şekilde işletilmek

Ticari şekilde işletilen ve fakat kamu hukuku hükümlerine tabii olanlar tacir değildir.

aaa. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ile Bunlara Bağlı Müesseseler

  • 233 sayılı KHK
  • Kamu iktisadi kuruluşları (KİK) ve iktisadi devlet teşekkülleri (İDT)
  • Müessese: Sermayesinin tamamı bir iktisadi devlet teşekkülüne veya kamu iktisadi kuruluşuna ait olan bağlı işletme veya işletmeler topluluğu.
  • Kamu iktisadi kuruşları, iktisadi devlet teşekkülleri ve bunlara bağlı müesseseler ticari bir işletme işletiyorlarsa tacirdir.
  • Bağlı ortaklık ve iştirakler ise anonim şirket statüsünde olduklarından tereddüt olmaksızın tacirdir.

bbb. Özel Hukuk Hükümleri Uyarınca Yönetilen veya Ticari Şekilde İşletilen Diğer Kurum ve Kuruluşlar

  • Kamu iktisadi teşebbüsü veya bunlara ait müessese olmayıp kuruluş kanunları uyarınca özel hukuk hükümlerine göre yönetilen ve ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi , belediye, köy gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar

Örn: Ordu Yardımlaşma Kurumu, TÜBİTAK

  • Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ile diğer kamu tüzel kişileri bir ticari işletmeyi ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen bir tüzel kişi eliyle yönetsinler kendileri tacir sayılmazlar. Bu durumda tacir sıfatı işletmeye tanınacaktır.
  1. Özel Nitelikte Olanlar

aaa. Donatma İştiraki

  • TTK md. 17 uyarınca tacirlere ilişkin hükümler donatma iştirakine de uygulanır.
  • Donatma iştiraki, birden fazla kişinin, paylı mülkiyet şeklinde malik oldukları bir gemiyi, menfaat sağlamak amacıyla aralarında yapmış oldukları sözleşme gereğince hepsi ad ve hesabına kullanmaları olarak tanımlanır (TTK md. 1064).
  • Donatma iştirakinin ticaret ve gemi sicillerine tescili zorunludur.
  • Donatma iştirakinin tüzel kişiliği yoktur; ancak tacirlere ilişkin hükümler onlara da uygulanacağından adeta bir tüzel kişi gibi işlem görürler.
  • Tacir hükümleri ortaklara değil donatma iştirakine uygulanır. Örn: donatma iştiraki iflas ettirilebilir.

bbb. Hakim Teşebbüs

  • Hakim ve bağlı şirketlerden oluşan şirketler topluluğunda bir teşebbüsün de hakim durumda olması mümkündür.
  • Teşebbüs kavramı; gerçek kişileri, özel hukuk ya da kamu hukukuna göre kurulmuş tüzel kişileri ve tüzel kişiliğe dahi sahip olmayan oluşumları ifade eder.
  • TTK md. 195/5 hükmüne göre hakim teşebbüs tacir sayılacaktır. Bu nedenle bir adi ortaklık hakim teşebbüsse, tüzel kişiliği olmamasına rağmen tacir sayılacaktır.
  • Hüküm, TTK md. 16/2’deki ticari işletme işletse dahi tacir sayılmama hükmü ile çelişki yaratmakta ve iki hükümden hangisinin uygulanacağı tartışılmaktadır.
      1. TACİR SIFATININ KAZANILMASI
  • Gerçek kişi tacirlerde; ticari işletme işletilmeye başlama ile tacir sıfatı kazanılır. Tescil kurucu nitelikte olmayıp bildirici niteliktedir.
  • Ticaret ve Sanayi Odaları’na tescil de kurucu değildir.
  • Tüzel kişi tacirlerde; ticaret şirketlerinde, tacir sıfatı tescille doğar; çünkü tüzel kişilik tescille doğmaktadır. İlan ise tacir sıfatının doğması için şart değildir.
  • Dernek ve vakıflarda, ticari işletme işletmeye başlamayla tacir sıfatı kazanılır.
  • KİT’ler Bakanlar Kurulu kararıyla kurulur ve tescil edildikleri anda tacir sıfatını kazanırlar.
  • Bağlı ortaklık ve iştiraklerde, anonim şirket statüsü olduğundan tescille hem tüzel kişilik hem tacir sıfatı doğmaktadır.
  • Donatma iştirakine, TTK md. 1064’e göre, oluşturulduğu andan itibaren tacir hükümleri uygulanır.
      1. TACİR SIFATININ KAYBI (SONA ERMESİ)
  • Gerçek kişi tacirlerde; ticari faaliyetin sona ermesiyle tacir sıfatı da sona erer. Ticaretin terki denilen bu durum, ticari işletmenin kapatılması ya da ticari işletmenin o kişi adına işletilmesine son verilmesini kapsar. Ticareti terk eden gerçek kişi tacir, tacir sıfatını terkin ettirmelidir (TTK md. 31/2). Aksi halde, tacir sıfatının son bulmuş olduğu iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez (TTK md. 36/3).
  • İİK md. 44/1 uyarınca, ticareti terk eden tacir, on beş gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu Ticaret Sicili’ne bildirmeye ve mal beyanında bulunmaya mecburdur. Bildirim ilan edilir ve ilan tarihinden itibaren, ticareti terk eden tacir, bir yıl daha iflas yoluyla takip edilebilir (İİK md. 44/2).
  • Tüzel kişi tacirlerde; tacir sıfatı kural olarak tüzel kişiliğin son bulmasıyla sona erer. Son bulma nedeninin gerçekleşmesi, tüzel kişiliğe derhal son vermez. Tasfiye işlemleri gerçekleştirilir. Tüzel kişilik, tasfiye işlemlerinin tamamlanarak tüzel kişi tacire ait kaydın ticaret sicilinden terkini ve durumun ilanı ile son bulur. Tasfiye süresince tüzel kişilik tasfiye amacı ile sınırlı olarak devam eder. İİK md. 44/2 burada uygulanmaz. Sicilden terkin ile tüzel kişilik son bulacağından artık iflas yoluyla takip yapılması da mümkün olmayacaktır; ancak ticari işletme işleten bir dernek veya vakıf bu işletmeyi işletmekten vazgeçerse, ortada devam eden bir tüzel kişilik söz konusu olduğundan bir yıl daha iflas yoluyla takip edilebilme mümkündür.
  • Donatma iştirakini sona erdiren nedenlerden birinin gerçekleşmesi (TTK md. 1082 vd.) halinde tasfiyenin tamamlanmasına kadar tacir hükümlerinin uygulanmasına devam edilecektir.

3. TACİR OLMANIN HÜKÜM VE SONUÇLARI (TTK md. 18-24)

  • İflasa tabi olma
    • TTK md. 18: “Tacir, her türlü borcu için iflasa tabidir”.
      • Tüzel kişi tacir: md.19, c.1 “Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır”. Tüzelkişi tacirin adi iş sahası mevcut değildir.
      • Gerçek kişi tacir: md.19/1, hem adi hem ticari borcu olması mümkün; ancak iflasa tabiyet bakımından kanunda bir ayrım gözetilmemiştir.
    • İflasa Tabi Olanlar: ( İİK md. 43, 44)
      • TTK hükümlerine göre tacir statüsünde olanlar
        • TTK md. 12/1 tacir olanlar
        • TTK md. 12/2 tacir sayılanlar
        • TTK md. 12/3 tacir gibi sorumlu olanlar
  • Özel kanunlarında yer alan hükümler uyarınca iflasa tabi olmayacağı öngörülenler saklı. (Bkz. 5502 s. Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu md. 35).
  • KİT’lerde tereddüt vardı. Artık KİT’lerin malları haczedilebilir, iflasları istenebilir.
  • Tacir hükümlerine tabi tutulanlar
    • Donatma iştiraki (TTK md. 17, İİK md. 43)
  • Özel hükümler gereği iflasa tabi tutulanlar (İİK md. 43 ve özel hükümler)
  • Ticareti terk eden tacir
    • İİK md. 44 – Terkin ilanından sonra 1 yıl süreyle iflas yoluyla takip edilebilir.
  • Kollektif ve komandit şirket ortakları (Depo kararı) (TTK md.238, 240)
    • Şirketin iflası istenirken ortaklara da tebligat yapılır. Ortaklar borcu öderlerse şirketin iflası gerçekleşmez, ödemezlerse, ortakların da iflasına karar verilir.
  • Bankanın yönetici, denetçi ve hâkim ortakları (TTK md.195, 5411 s. Bankacılık Kanunu md.110)
    • Bankaya verdikleri zararla sınırlı olarak.
    • Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına örnek teşkil eder.
  • Ticaret unvanı seçme ve kullanma mecburiyeti (TTK md. 18, 39).
  • Ticaret Sicili’ne tescil yükümlülüğü
    • Ticari işletmesi olmayan ticaret şirketi de tacir olarak tescil ettirilir.
    • Tacir, Ticaret Sicili’ne tescil için giderken, kendisinin ve varsa yardımcıları ile temsilcisinin noter tasdikli imzalarını yanında bulundurmak zorundadır (imza sirküleri). (TTK md. 40).
    • Birden fazla ticari işletmesi varsa her biri ayrı ayrı tescil ettirilir.
    • Adi şirkette her ortak ayrı ayrı tescil edilir.
    • Şubeler de ayrıca bulundukları yerlerde tescil edilir.
  • Odalara kayıt yaptırma yükümlülüğü (5174 s. TOBB Kanunu md. 9)
    • Bir ay içinde yerine getirilmezse odalar re’sen kayıt yapar ve tebligat gönderirler.
    • Mesleki kuruluşlara üye olma yükümlülüğü de mevcuttur.
  • Ticari defterleri tutma, belgeleri düzenleme ve bunları saklama yükümlülüğü (TTK md. 18, 64 vd.)
    • Ticari defter ve belgeler Türkçe ve TL üzerinden tutulur.
    • Kural olarak 10 yıl saklanmaları gerekir.
    • Elektronik ortamda tutulma olanağı sağlanmaktadır.
  • Basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü
    • Tacirin, ticaretine ait tüm faaliyetleri için geçerlidir.
    • Gerçek kişi tacirlerde özel hayata ilişkin faaliyetlerdeki basiretsiz davranışları da sonuç itibariyle aynı hüküm ve sonuçları doğuracağından ticari ve adi faaliyet ayrımı yapılması çok yerinde olmamışsa da kanunun lafzı açıktır.
    • Objektif özen yükümlülüğü – ilgili sektördeki ortalama bir tacirin göstermesi gereken dikkat ve özenin gösterilmesi aranır.
    • Tacirin, cezai şartın, ücretin indirilmesi vb. talepleri olamaz. Gabinin kapsamı daraltılmıştır, buna göre, tacirin ancak darda kalma halinden faydalanması mümkün olabilecektir.
  • İhbar ve ihtarların şekle bağlı olması yükümlülüğü (TTK md. 18/3)
    • Ticari hayatta da genel olarak HMK hükümleri geçerliyse de bunun istisnaları mevcuttur.
    • İki tarafın da tacir olması aranır. (TTK md.19/2 yansıtma kuralı uygulanmaz).

Temerrüde düşürme a. Noter kanalıyla

Sözleşmeyi fesih işlemlerinin b. Taahhütlü mektupla gerçekleştirilmesi gerekir.

Sözleşmeden dönme c. Telgrafla

d.Güvenli imza kullanmak suretiyle

  • Önceden geçerlilik şartı olan bu hüküm, artık ispat şartı niteliğindedir.
  • Bu yükümlülük; tacir olan, tacir sayılan ve tacir gibi sorumlu tutulanların hepsini kapsar.
  • Tacirin, tacir gibi sorumlu olana çekeceği ihbar/ihtar şekle tabi değildir.
  • Ticari iş karinesine tabi olma

Tüzel kişi tacirlerde mutlak, gerçek kişi tacirlerde istisnaları var (TTK md. 19/1).

  • Ticari örf ve âdete tabi olma (TTK md.2)

Tacirler hakkında doğrudan uygulanır. Ticari örf ve adet, ticaret hukukunda yazılı kuralların önüne geçmiş durumdadır.

  • Ücret ve faiz isteme hakkı (TTK md.20)
    • Sözleşmede bu yönde bir hükmün varlığına gerek yoktur. Kararlaştırılmasa dahi yapılan işin karşılığı makul bir ücrete hak kazanılır.
    • Vekâletsiz iş görmede de (TBK md. 526) uygulama alanı bulur.
  • Ücret ve cezanın indirilmesini isteyememe (TTK md. 22)
    • Yalnızca kanunun yaptığı atıflarda, dar kapsamda uygulanır. Basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğünün uzantısıdır.
    • Uygulama alanı:
      • TBK md. 121/2 – temerrüt faizinin başlangıç tarihinin borçlu bakımından ağır sonuçlar doğuracak biçimde değiştirilmesi
      • TBK md. 182/3 – sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın aşırı olması hali
      • TBK md. 525 – sözleşmenin kurulmasına aracılıkta tellallık ücretinin indirilmesi talebi
  • Tacir olan, tacir sayılan ve tacir gibi sorumlu olanların, ticari işletmeleri gereği borçlanmalarında söz konusu olur.
  • TTK md. 19/2 yansıtma kuralı uygulanmaz.
    • Borçlu, tacir gibi sorumlu olan bir kişi olup borcunun kaynağı ticari işletmesi değilse, alacaklının tacir olmasından bahisle işin ticari iş sayılacağı ve bu nedenle borçluya md. 22 hükümlerinin uygulanacağı sonucuna varılamaz.
    • Borçlu tacir, tacir sayılan ya da tacir gibi sorumlu olan, iradesini sakatlayan nedenlerin varlığını ispat etmesi halinde sözleşmeyi iptal ettirerek (TBK md. 28, 30 vd.) aşırı cezai şart ya da ücreti ödemekten kaçınabilir.
    • Sözleşmede kararlaştırılan cezai şart ya da ücretin ahlak ve adaba aykırı olacak derecede yüksek olduğu hallerde de yine bu şartların geçersizliğine karar verilmesi mümkün olacaktır (TBK md.26, 27).
  • Fatura ve teyit mektubu düzenleme ve bununla ilgili sonuçlara katlanma (TTK md. 21)
    • Elektronik işlemlerin yaygınlaşması ile önemini yitirecek bir hükümdür.
  • 3475 s. Vergi Usul Kanunu (VUK) ve ilgili düzenlemeler dikkate alınmalıdır. (VUK md. 229, 230).
  • Proforma fatura – TTK’da yer almaz, VUK’a ilişkin tebliğlerde adı geçer. Gerçek anlamda fatura olmayıp bir tür teklif mektubu (icap/icaba davet) niteliğini taşır.
  • İrsaliye mektubu – TTK’da mevcut değil, VUK’ta var. Gönderim/yollama belgesi.

Fatura düzenlenmeden önce, malın sevki sırasında sevkiyatın neleri kapsadığı, malların nitelikleri vb.ne ilişkin bilgileri içerir, karşı tarafın sevkiyatın sözleşmeye uygunluğunu kontrol edebilmesi amacına hizmet eder. Düzenleme zorunluluğu yoktur. Fatura ile birlikte düzenlenmesi halinde ‘irsaliyeli fatura’ adını alır.

  • Fatura – VUK md. 231 – Faturanın, işlemin gerçekleştirilmesinden itibaren 7 gün içinde düzenlenmesi gerekir, aksi halde yazılmamış sayılır. Süre geçerlilik koşuludur; ANCAK TTK kapsamında, 7 gün geçtikten sonra düzenlense dahi geçerli sayılacaktır. (TTK tacirlere ilişkin düzenlemeler içerirken VUK daha geniş kapsamlı olup, vergi mükelleflerinden bazılarına ilişkin düzenlemeleri de barındırmaktadır).
  • Fatura düzenlemek VUK uyarınca bir zorunluluk iken, TTK’ya göre isteğe bağlıdır, diğer tarafın talebi gerekir. Yargıtay İçtihadi Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun (YİBBGK) Kararı uyarınca (27 Haziran 2003) faturayı alan tarafın da tacir olması gerekir.
  • Faturanın Özellikleri:
  • Ticari hayatta fatura delil niteliği taşır.
    • Talep edildiğinde verilmesi zorunludur.
    • Karine: Faturayı alan 8 gün içerisinde faturanın içeriğine itiraz etmediği takdirde içeriğin kabul edildiği varsayılır.
      • Karinenin Koşulları:
        • Düzenleyen tacir olmalı.

Aksi takdirde md. 21’de öngörülen hüküm ve sonuçlar doğmaz.

  • Alan kişinin statüsü

TTK’nın “diğer kimse” ifadesini kullanmasına karşılık, YİBBGK kararı uyarınca alan taraf da tacir olmalı.

  • Taraflar arasında bir sözleşme ilişkisinin varlığı şarttır.

Sözleşme yokken fatura düzenlenmesi bir sözleşmenin yapılması anlamına gelmez. Bu davranış en fazla bir icap niteliği taşıyacaktır.

  • Faturanın bu şekilde hüküm ve sonuçlarını doğurması, olağan kapsamıyla (VUK md. 230) sınırlıdır. Faturada yer alan kapsam dışı unsurların varlığı halinde, TTK md. 21’de öngörülen hüküm ve sonuçlar doğmayacaktır. (Bkz. Vade farkı).
  • Fatura alındığı tarihten itibaren 8 gün içinde içeriğine itiraz edilebilir. Süreye ilişkin hüküm bir düzen hükmüdür; ancak faturanın ispat niteliğini etkiler.
  • İtiraz, şekle bağlı değildir.
  • Karinenin sonuçları:
    • İtiraz edilmişse, faturanın içeriğinin doğruluğunu, düzenleyen tacir ispat etmeli.
    • İtiraz edilmemişse faturanın içeriği kabul edilmiş sayılır. Mutlak bağlayıcılığı yoktur. Aksi ispat edilebilir.
    • İçeriğine itiraz olunmayan fatura, düzenleyen tacir lehine yazılı kanıt oluşturur.
    • Teyit Mektubu (TTK md. 21/3)
      • Fatura, sözleşmenin ifa safhasına ilişkin bir belge iken teyit mektubu, sözleşmenin yapılış aşaması ile ilgilidir. Buna karşın, ikisinden de söz edilebilmesi için mutlaka bir sözleşmenin varlığına ihtiyaç duyulmaktadır.
      • Sözleşmenin yapılması safhasında hazırlanan bir ara belge niteliğindedir.
      • Düzenlenmesi zorunlu değildir.
      • Satış yapan tacir gönderir. Genelde telefon/faks ile yapılan sözleşmelerde gündeme gelir.
      • 8 gün içinde içeriğine itiraz edilmediği takdirde düzenleyen tacir lehine, içeriğin doğruluğuna ilişkin karine teşkil eder.
      • Koşulları:
        • Sözleşme ilişkisi mevcut olmalıdır (aksi halde sıradan icap/icaba davet).
        • Düzenleyen tacir olmalıdır.
        • Teyit mektubunu alan da tacir olmalıdır. (Fatura için yapılan yorumun aynısı burada da geçerlidir).
        • 8 gün içinde itiraz edilebilir.
  • Sonuçları:
    • İtiraz edilmediği takdirde içeriğinin kabul edildiği varsayılır. Düzenleyen tacir lehine yazılı kanıt oluşturur. Aksinin ispatı mümkündür.
    • İtiraz edildiği takdirde ispat yükü yer değiştirir.
  • Hapis hakkının kullanılmasında kolaylık (MK md. 950, 951).

MK md. 950: “Alacaklı, borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınırı veya kıymetli evrakı, borcun muaccel olması ve niteliği itibarıyla bu eşyanın alacak ile bağlantısı bulunması hâlinde, borç ödeninceye kadar hapsedebilir. Zilyetlik ve alacak ticarî ilişkiden doğmuşsa, tacirler arasında bu bağlantı varsayılır…”.

    • ‘Ticari ilişki’ ile ifade edilen bir ‘ticari iş’in varlığıdır.
    • İki tarafın da tacir olması, iki tarafın da ticari işi olması gerekir.
    • TTK md. 19/2 uygulanmaz.
    • Koşulları:
      • Alacaklı, borçluya ait kıymetli evrak veya menkul üzerinde borçlu rızasıyla zilyed bulunmalıdır.
      • Borç muaccel olmalıdır.
      • Alacak ile eşya arasında doğal bir bağlantı mevcut olmalıdır. Tacirler arasında, ticari iş nedeniyle bu bağlantı var sayılır.
  • Tacir olan, tacir sayılan ve tacir gibi sorumlu olan borçlularda uygulanabilir.
  • TTK md.15’te, MK md. 950’ye yapılan atıf nedeniyle, ilişkinin iki tarafının da esnaf olması ve iki tarafın da işletmesini ilgilendiren bir işin söz konusu olması halinde de, alacaklı esnaf, hapis hakkını MK md. 950/2 hükmü uyarınca kullanabilir.
  • Ticari satışlar ve mal değişimlerine (trampa) ilişkin özel hükümlere tabiyet (TTK md.23, 1530).
    • Genel olarak gerek adi, gerekse ticari satışlarla ilgili TBK ve 4077 s. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) uygulama alanı bulur. Buna karşın, ticari satışlara ilişkin TTK’da özel hükümler de yer almaktadır.
    • TTK md.23’te yer alan özel hükümlerin uygulanmasının koşulları:
  • Her iki taraf da tacir olmalıdır.
  • Her iki tarafın da ticari işletmeleri ile ilgili bir satım veya trampa söz konusu olmalıdır. (TTK md.19/2 uygulanmaz).
    • TTK md.23/1(a)’da kısım kısım teslimli ya da eksik teslimli satım sözleşmelerinde alıcının hakları yeniden düzenlenmiştir. Alıcı, yalnız teslim edilmemiş kısım hakkındaki yetkilerini kullanır. Kural olarak, sözleşmenin tümden feshi mümkün değildir. TTK’da tüm sözleşmenin feshi olanağı istisnaen tanınmış ve zor koşullara bağlanmıştır.
    • TTK md. 23/1(b) – Alıcının temerrüdünde satıcının malın sattırılması konusundaki hakları. Ticari satışlarda alıcının temerrüde düşmesi halinde TBK md. 107 ve 108’de öngörülen koşullar aranmaksızın satıcı mahkemeden satma yetkisi isteyebilir.
    • TTK md.23/1(c) – Satım sözleşmesinde mal ayıplıysa satıcının yükümlülüğüne ilişkin süreler değiştirilmiş/kısaltılmıştır. (Karş. TBK md. 231, 223).
      • Açık ayıplarda alıcı 2 gün içerisinde ayıbı karşı tarafa bildirmelidir.
      • Muayene sonucu ortaya çıkan ayıplarda 8 günde ihbar zorunluluğu vardır.
      • Gizli ayıplar söz konusu olduğunda ise, ayıp öğrenilir öğrenilmez derhal satıcıya bildirim yapılması gerekir (TBK md.231’e atıf).
  • Taleplere ilişkin zamanaşımı süresi eski TTK’da 6 ay iken, yeni TTK ile 2 yıla uzatılmıştır. Bu sürenin kısaltılması mümkün olmayıp, sözleşme ile uzatılabilir.
  • TTK md. 1530 ile ticari satışlarda TBK, TKHK, TTK arası artan bir giriftleşme meydana gelmiştir. Buna göre, önceki-sonraki, özel-genel kanun tartışmalarında artış beklenmektedir.
  • Esnaflar Bakımından Uygulanacak Hükümler: (TTK md.15)
    • Esnaf ve Sanatkârlar Sicili’ne tescil yükümlülüğü.
      • 5362 s. Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu md.68.
      • Bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde esnaf faaliyete başlayamaz, odaya kayıt olamaz.
  • Bulunduğu yerdeki Esnaf ve Sanatkârlar Odası’na kayıt yükümlülüğü.
  • Tacir olmanın sonuçlarından aktarılabilecekler:
    • Ücret ve faiz isteme hakkı (TTK md. 20).
    • İşletme adı kullanabilme olanağı (TTK md. 53).
    • Hapis hakkına ilişkin kolaylıktan yararlanabilme olanağı.
  • Ticari işletme rehni olanağından yararlanabilme (TİRK md.1).

XI. TİCARET UNVANI VE İŞLETME ADI

          1. TİCARET UNVANI
  1. Ticaret Unvanı (TTK md.39-54)
  • Tacirin, ticari işletmesine ilişkin işlemleri yaparken kullandığı isimdir.
  • Taciri tanıtır ve onu diğer tacirlerden ayırır.
  • Sadece tacirler tarafından kullanılabilir. Esnaflar kullanamaz.
  • Tacir işlemlerini ticaret unvanı altında yapacak ve işletmesiyle ilgili senetlerle diğer belgeleri bu unvanla imzalayacaktır.
  • TTK md. 39/2 Tescil edilen ticaret unvanı, ticari işletmenin görülebilecek bir yerine okunaklı bir şekilde yazılır. Ayrıca, tacirin işletmesiyle ilgili olarak kullandığı her türlü kâğıt ve belgede, tacirin sicil numarası, ticaret unvanı, işletmesinin merkezi ,le tacir internet sitesi oluşturma yükümlülüğüne tabii ise internet sitesinin adresi gösterilir.
  • TTK md. 40 Ticaret unvanı, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren onbeş gün içinde, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir.
  • Ayrıca, kullanılacak ticaret unvanı ve bunun altına atılacak imza notere onaylattırıldıktan sonra sicil müdürlüğüne verilir. Tacir tüzel kişi ise, unvanla birlikte onun adına imzaya yetkili kimselerin imzaları da notere onaylattırılarak sicil müdürlüğüne verilir.
  • Merkezi Türkiye’de bulunan ticari işletmelerin şubeleri TTK md. 40/3
  • Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri TTK md. 40/4

bb. Ticaret Unvanının Oluşturulması

aaa. Çekirdek

  • Tacirin türüne göre asgari olarak yer alması gereken kısımdır. Uyulmaması geçersizliğe yol açar.
  • Şahıs Ticaret Unvanı
  • Gerçek Kişi Tacirde
  • Ticaret unvanının çekirdek kısmı, kişinin kısaltılmadan yazılan ad ve soyadından oluşur(TTK md. 41).
  • Türkiye’nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırt edilme amaçlı gerekli görülürse ek eklenir(TTK md.45).
  • Ticaret unvanı Türkiye sınırları için korumaya sahiptir.

Örn: Ömer Çetin

  • Tek başlarına ticaret yapan gerçek kişiler ticaret unvanlarına bir şirketin var olduğu izlenimi veren ekler yapamazlar(TTK md.46/2, TSY md.44)
  • Adi Şirketlerde
  • Adi şirketlerin tüzel kişiliği yoktur. Adi şirketin tüm ortakları tacir sayılır.
  • Bir ticari işletme adi şirket aracılığıyla ortakların ad ve hesabına işletiliyorsa; ortakların tek bir unvan altında faaliyet göstermesi mümkün müdür? Eski kanun döneminde, Ticaret Sicili Tüzüğü md. 18/III’ de “Türk Ticaret Kanunu hükümlerine uygun bir şirketi mevcut olmadıkça bir işletmenin unvanına birden fazla hakiki şahsın adı ve soyadı konulamaz” ifadesi yer almaktaydı. Bu dönemde birden fazla gerçek kişinin ad ve soyadı adi şirketin ticaret unvanında yer alamayacağından bir gerçek kişinin adı ve soyadı ile “ortakları”,”kardeşleri” gibi ifadeler kullanılarak unvan oluşturulurdu.
  • TST 18/III hükmü, Ticaret Sicili Yönetmeliği’ne alınmamıştır. Dolayısıyla adi şirketin ortaklarının tümünün veya bir kısmının adları ticaret unvanında yer alabilecektir. Hatta TSY’nin 44. maddesinin tek başlarına ticaret yapan gerçek kişilerin ticaret unvanlarına bir şirketin var olduğu izlenimi veren ekler yapamayacağına dair hükmü tersinden yorumlandığında; adi şirkette birden fazla kişinin ortak bir ticari faaliyet yürütmesi söz konusu olduğundan birden fazla ortağın ad ve soyadlarının unvanda yer alabileceği sonucuna varılır.
  • Ayrıca, bir ortağın adı ile birlikte “ortakları”,”kardeşleri” gibi ifadelerin kullanımı için de bir engel söz konusu değildir.

Örn: Ömer Çetin ve Ortakları

  • Kollektif Şirketlerde
  • Ticaret unvanı bütün ortakların veya ortaklardan en az birinin adı ve soyadıyla şirketi ve türünün gösterecek bir ibareyi içermelidir.

Örn: Ömer Çetin Kollektif Şirketi

Ömer Çetin ve Haydar Tarhan Kollektif Şirketi

  • Eğer ortak sayısı ikiden fazlaysa “Ömer Çetin ve Ortakları Kollektif Şirketi” gibi bir unvan da alınabilir.
  • Unvanda gerçek kişinin adının yer alması halinde bu adların kısaltılarak yazılıp yazılamayacağı açık değildir. Anonim, limited ve kooperatif şirketlerde böyle bir durumda kısa yazmanın caiz olmayacağını belirten hüküm olmasına rağmen (TTK md. 43/2) kollektif şirketle ilgili böyle bir hüküm yoktur.
  • Komandit Şirketlerde
  • Adi ve paylı komandit şirketler için düzenleme aynıdır. TTK md. 42/2
  • Bu şirketlerde iki tür ortak bulunur: komandite ortak(sınırsız sorumlu olanlar) ve komanditer ortak (sınırlı sorumlu olanlar)
  • Komandite ortaklardan en az birinin adı ve soyadıyla şirketi ve türünü gösterecek bir ifade ticaret unvanında kullanılacaktır.

Örn: Ömer Çetin Komandit Şirketi

  • Bu şirketlerin ticaret unvanlarında komanditer ortakların adları ve soyadları veya ticaret unvanları yer alamaz. Komanditer ortağın ismi ticaret unvanına konulursa bu ortak üçüncü kişilere karşı komandite ortak gibi sınırsız sorumlu olur.
  • Konu Ticaret Unvanı
  • İşletme konusu ve şirket türünü gösteren ibarelerden oluşur. Bunun yanı sıra kişi adına da yer verilebilir.
  • !!!Bu tür unvanlarda kişi adına yer verildiğinde “anonim şirket” veya “limited şirket” gibi ifadeler kısaltılarak yazılamaz (TTK md. 43/2 son cümle).
  • Anonim Şirketlerde
  • TTK md.43 ‘e göre işletme konusu gösterilmek ve 46. madde saklı kalmak koşuluyla serbestçe belirlenebilir.
  • 2. fıkraya göre ise “anonim şirket” ibaresinin bulunması zorunludur.

Örn: Mobilyacılık A.Ş.

Örn: Ömer Çetin Mobilyacılık Anonim Şirketi (A.Ş. olarak kısaltılamaz!!!)

  • !!!Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 2003/3 sayılı Anonim ve Limited Şirketlerin Kuruluş ve Ana Sözleşme Değişikliği İşlemlerine İlişkin Esaslar Hakkında Tebliği’ne göre ticaret unvanı ve ekleri Türkçe olmalıdır. Ancak kanuna milli, kültürel ve tarihi menfaatlerimize aykırı olmaması, şirketin faaliyet konusuna giren mal veya hizmetin tanıtıcı ad veya markasının yabancı dilde olması ve yabancı ortak bulunması halinde, ticaret unvanında yabancı kelime bulundurulmasına izin verilebilir.
  • Limited Şirketlerde
  • Ticaret unvanı, işletme konusu ve “limited şirket” adı konarak yapılır(TTK md. 43).

Örn: Lokantacılık Ltd. Şti.

Örn: Haydar Tarhan Lokantacılık Limited Şirketi

(Ltd. Şti. olarak kısaltılamaz!!!)

  • Kooperatiflerde
  • İşletme konusu ve kooperatif kelimesi yer alır.

Örn: Tüketim Kooperatifi

  • Diğerleri
  • Dernek veya Vakıflarda
  • Ticari işletmeye sahip olan dernek, vakıf ve diğer tüzel kişilerin ticaret unvanları, adlarıdır(TTK md.44, Ticaret Sicili Yönetmeliği md. 43/II).
  • Kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi ve belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan ve tüzel kişiliği bulunan kurum ve kuruluşların ticaret unvanı da adlarının aynıdır.(TTK md. 44, Ticaret Sicili Yönetmeliği md. 43/II)
  • Kamuya yararlı derneklerle vakıfların işlettikleri tüzel kişiliği bulunmayan işletmeler ile Devlet, il özel idaresi, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından işletilen ve tüzel kişiliği bulunmayan ticari işletmelerin ticaret unvanları ise; kendilerini işleten tüzel kişinin adı ile işletme konusunu gösteren ibarelerden oluşur.(TTK md.44, Ticaret Sicili Yönetmeliği md.43/III)

Örn: Kızılay Maden Suyu İşletmesi

  • KİTlerde
  • TTK md. 44’e göre adı ticaret unvanı olacaktır.
  • Donatma İştirakinde
  • Donatma iştirakinin de tüzel kişiliği yoktur ancak kanunda ticaret unvanı düzenlenmiştir.
  • TTK md. 44/2 Ortak donatanlardan en az birinin adı ve soyadını veya deniz ticaretinde kullanılan geminin adını içerir. Soyadları ve gemi adı kısaltılamaz. Ticaret unvanında donatma iştirakini de gösterecek bir ibare bulunur.

Örn: Ömer Çetin Donatma İştiraki

  • Şubelerde
  • TTK md. 48 Her şube kendi, merkezinin ticaret unvanını, şube olduğunu belirterek kullanmak zorundadır.

Örn: Yapı Kredi Bankası Bilkent Şubesi

  • Merkezi yabancı ülkede bulunan bir işletmenin Türkiye’deki şubesinin ticaret unvanında ise, merkezin ve şubenin bulunduğu yer ile şube olduğunun gösterilmesi gerekir(TTK 48/3).

Örn: City Bank New York Ankara Şubesi

bbb. Ekler

  • Ticaret unvanının ikinci unsurudur. Ek kullanmak esas itibariyle zorunlu değildir. Ancak tacir isterse, ticaret unvanına, işletmenin niteliğini gösteren veya unvanda zikredilen kişilerin hüviyetlerini belirten ya da hayali adlardan oluşan ekler yapılabilir.

Örn: Peri İthalat ve İhracat Anonim Şirketi

  • Zorunlu Ekler
  • Ayırd Edici Ekler
  • Başka bir tacirden ayırt etmek amaçlı konulması zorunludur (TTK md. 45)
  • Gerçek kişi tacirlerde ve tüzel kişi tacirlerde Türkiye’nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırt edilmesi için gerekliyse ek yapılır.
  • 6762 sayılı-önceki- TTK’da gerçek kişi tacirin ticaret unvanı veya tüzel kişi tacirlerin ticaret unvanında gerçek kişinin adının yer alması halinde koruma sicil bölgesinde sağlandığından; iki farklı sicil bölgesinde aynı isimler kullanılabilmekteydi. TTK ise korumayı Türkiye sınırları için getirdiğinden Türkiye’de aynı unvan iki kişi veya şirket tarafından kullanılamayacaktır.
  • Adi şirketlerde birden fazla kişinin olduğunu anlatmak için eklenen “ortakları”,”kardeşleri” ifadesi ayırt edici ektir.
  • Şirketler tasfiyeye girdiğinde ticaret unvanına şirketin tasfiye sürecinde olduğuna dair ekler eklenir.
  • İhtiyari Ekler
  • Tacirler isteklerine göre ek yapabilirler (TTK md. 46).
  • Hayali adlar konabilir. İşletmenin özelliklerini belirten veya unvanda yer alan kişilerin kimliklerini gösteren adlar konabilir.
  • Tacirin kimliği, işletmesinin genişliği, önemi ve finansal durumu hakkında, üçüncü kişilerde yanlış bir görüşün oluşmasına sebep olacak nitelikte bulunan ekler, gerçeğe ve kamu düzenine aykırı ekler yapılamaz.

Örn: Mühendis olmayan bir kişinin ticaret unvanına “mühendis” kelimesini koyması.

  • Tek başlarına ticaret yapan gerçek kişiler ticaret unvanlarına bir şirketin var olduğu izlenimini uyandıracak ekler yapamazlar.
  • “Türk”, “Türkiye”, “Cumhuriyet” ve “Millî” kelimeleri bir ticaret unvanına ancak Bakanlar Kurulu kararıyla konabilir.
  • Dernekler Kanunu’nda 2004 yılında yapılan değişiklik ile “Türk”, “Türkiye”, “Cumhuriyet” gibi kelimeler kullanılabilecektir.
  • Yapılabilecek eklerdeki sınırlama;
    • Gerçeğe aykırı olmama
    • Kamu düzenine aykırı olmama
    • Tacirin kimliği, işletmenin genişlik ve önemi ve mali durumu hakkında üçüncü kişilerde yanlış kanaat uyandırmama.

ccc.Ticaret Unvanını Tescil ettirme ve Kullanma Yükümlülüğü

  • Ticaret unvanı seçmek ve kullanmak zorunludur. 15 gün içinde tescil edilecektir(TTK md.40).
  • Bütün mahkemeler, memurlar, ticaret ve sanayi odaları, noterler ve Türk Patent Enstitüsü görevlerini yaparlarken bir ticaret unvanının tescil edilmediğini, kanun hükümlerine aykırı olarak tescil edildiğini veya kullanıldığını öğrenirlerse durumu yetkili ticaret sicili müdürüne ve Cumhuriyet savcılığına bildirmek zorundadırlar(TTK md. 51).
  • Tescil yükümlülüğüne aykırı davranış TTK md. 38 gereğince para ve hapis cezası verilmesini gerektirir.

ddd.Ticaret Unvanının Devamı ve Değişiklikler

  • TTK md. 47
  • İsim değişikliği halinde unvan değişmek zorunda değil, ancak değişikliğin sicile tescili gerekir.
  • Yeni ortak alınması unvan değişikliği gerektirmez.
  • Ortaklardan birinin ayrılması halinde yazılı izni alınmak kaydıyla unvan devam ettirilebilir.
  • Tacirin veya ortağın ölümü halinde mirasçıları onun yerine geçerek şirketin devamını kabul eder veya şirkete girmemekle beraber bu hususta izinlerini yazılı şekilde bildirirlerse şirket unvanı olduğu gibi bırakılabilir. Şirketten ayrılan ortağın adı da yazılı izni alınmak şartıyla şirket unvanında kalabilir.
  • Ticari İşletmenin Devri
  • Ticaret unvanı ticari işletmeden ayrı olarak devredilemez(TTK md. 49/1). Ticaret unvanının işletmeden ayrı devri cezai müeyyideyi gerektirir(TTK md. 51/2).
  • Bir işletmenin devri aksi açıkça kabul edilmiş olmadıkça unvanın da devri sonucunu doğurur. Devir hâlinde devralan, unvanı aynen kullanma hakkına sahiptir(TTK md.49/2).

eee.Ticaret Unvanının Korunması

  • Korumalar tescil edilmiş ve edilmemiş ticaret unvanları için farklıdır. Tescil edilmeyen ticaret unvanı ancak haksız rekabet hükümlerine yani TTK md.54 ve devamı maddelere göre korunur.
  • Usulen tescil ve ilan edilmiş olan ticaret unvanını kullanma hakkı sadece sahibine aittir (TTK md. 50).
  • Ticaret unvanının, ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılması hâlinde hak sahibi,
  • bunun tespitini, yasaklanmasını;
  • haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini,
  • tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını,
  • zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Maddi tazminat olarak mahkeme, tecavüz sonucunda mütecavizin elde etmesi mümkün görülen menfaatinin karşılığına da hükmedebilir(TTK md. 52).
  • 2. fıkraya göre, mahkeme, davayı kazanan tarafın istemi üzerine, giderleri aleyhine hüküm verilen kimseye ait olmak üzere, kararın gazete ile yayımlanmasına da karar verebilir.
  • 6762 sayılı –önceki- TTK 43. maddesinde “aynı sicil dairesinde daha evvel tescil edilmiş unvanlardan ayırt etmeye yarayacak ilavelerin yapılması mecburidir” ifadesini kullanarak şahıs ticaret unvanlarının sadece sicil bölgesinde korunacağını öngörmekteydi. Zira, sicil bölgesi içinde daha önce tescil edilmiş bir ticaret unvanı gerçek kişi tacir tarafından seçilip kullanılamamakta ve ancak ek yapılarak tescil edilebilmekteydi.
  • Konuyla ilgili TTK 45. madde ise bir ticaret unvanının Türkiye’de herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırt edilmesi için gerekli olduğu takdirde ek yapılacağını belirtir. Böylece şahıs ticaret unvanlarıyla ilgili koruma da Türkiye sınırları içinde olmak üzere genişletilmiş; bu bakımdan eski kanun döneminde şahıs ticaret konuları ile konu ticaret unvanlarının koruma açısından sahip olduğu farklılıklar önemini kaybetmiştir. Sonuç olarak, TTK sisteminde şahıs ve konu ticaret unvanları Türkiye sınırları içinde koruma altındadır.

b. İŞLETME ADI

aa.İşletme Adı (TTK md. 53)

  • İşletmeyi başka işletmeden ayırt eden isim.
  • İşletme sahibini hedef tutmaksızın doğrudan işletmeyi tanıtmak ve benzeri işletmelerden ayırt etmek için kullanılır.
  • Ticaret unvanını sadece tacir kullanabilirken işletme adını esnaf da kullanabilir.
  • Tacirler bakımından ticaret unvanı kullanmak zorunludur oysa işletme adı kullanmak zorunlu değildir. Kullanılacak ise tescil edilmesi gerekir.
  1. İşletme Adının Oluşturulması ve Tescili
  • TTK’da gösterilmemiştir. Serbestçe düzenlenir ancak her halde aldatıcı nitelikte olmamalı ve kamu düzenine aykırı düşmemelidir.
  • Seçilen işletme adı başkalarının işletme adı ile karışıklığa yol açmamalıdır. (TTK md.53 atfıyla TTK md. 45)
  • İşletme adının kullanılması zorunlu değilse de eğer tacir veya esnaf, işletme adı kullanıyorsa bunu tescil ettirmekle yükümlüdür(TTK md. 53/1).
  1. İşletme Adının Devri
  • İşletme adı işletmeden ayrı devredilebilir. Çünkü TTK md. 53, 49/1’e yollama yapmamıştır.
  1. İşletme Adının Korunması
  • Tescil ettirilmemişse haksız rekabet, tescil ettirilmişse TTK md. 50 ve 52 gereğince korunur.

XII.MARKALAR

    1. GENEL OLARAK
  • Bir işletmenin ürün ve hizmetlerini diğer işletmeninkilerden ayırma fonksiyonu.
  • Hem tacir, hem esnaf tarafından kullanılabilir.
  • 1995 yılında çıkarılan 556 s. KHK.
  • Hükümlerinden yararlanılabilmesi için markanın tescili şart.
  • Bu bağlamda, “tescilin kuruculuğu”ndan söz edilir.
  • Markalara tescilsiz olmaları halinde haksız rekabet hükümleri uyarınca koruma sağlanır.
  • Türk Patent Enstitüsü (TPE) – Marka ve diğer sınai haklara ilişkin kamu kuruluşu.
  • Markalar Dairesi Başkanlığı.
  • 556 s. KHK md. 5 – Markanın tanımı.
  • “Ayırd edici nitelik” – ön koşul.
  • Kamu düzenine, ahlak ve adaba aykırı olmadığı sürece ayırd edici niteliği olan her şey.
  • Ticaret unvanı, işletme adı marka olabilir.
  • 556 s. KHK md. 7- Coğrafi işaretler marka olarak tescil ettirilemez.
    1. MARKALARIN TÜRLERİ
  1. Ticaret Markası
  • Ürünün hangi işletme tarafından üretildiğini gösteren markalar.
  1. Hizmet Markası
  • Bir işletmenin hizmetini diğer işletmelerinden ayırma fonksiyonu.
  1. Ferdi Marka
  • Markayı tescil ettiren gerçek veya tüzel kişinin bağımsız olarak, tek başına kullandığı marka.
  • 551 s. KHK’dan sonra gelen 556 s. KHK’da yok; ancak ortak marka ve garanti markasının karşıtıdır.
  1. Garanti Markası (KHK md. 54)
  • Bir marka sahibinin kontrolü altında birden çok işletme tarafından kullanılan ve ürünlerin ortak özelliklerini, üretim şekillerini, coğrafi kaynaklarını, kalitesini gösteren marka türü. Örn. TSE, Woolmark vb.
  • Başvuru ile birlikte markanın kullanılma usul ve şeklini gösterir teknik yönetmelik de sunulur.
  1. Ortak Marka (KHK md. 55)
  • Bir grup tarafından ortaklaşa kullanılan markalar. (Holding markalarından farklı, onlar ferdi marka statüsünde).
  • Başvuru ile birlikte markanın kullanılma usul ve şeklini gösterir teknik yönetmelik de sunulur.
  1. Tanınmış Marka (KHK md. 7, 9, 42)
  • Tanımı, öğreti ve yargı kararlarında mevcut. Aynı / benzer ürünlerde kullanılan ve herkesçe bilinen markalar.
    1. MARKANIN TESCİLİ (KHK md. 6)
  • TPE’ye yazılı başvuru. (Gerçek veya tüzel kişi/ ticari temsilci/ marka vekilleri)
  • TPE’nin şekli incelemesi
  • Başvurunun mutlak red nedenleri açısından incelenmesi
  • Mutlak red nedenlerinin yokluğunun tespiti halinde Marka Bülteni’nde yayımlanması
    • (Şekle aykırılık ya da mutlak red nedenlerinin mevcudiyetinin tespiti halinde başvurunun reddi).
  • Menfaati olan herkes yazılı görüş bildirebilir.
  • İtiraz safhası.
  • İlgililer, başvurunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içerisinde.
  • İtiraz söz konusu olmaz ya da TPE tarafından reddedilirse, başvuru sahibine marka tescil belgesi verilir.
  • Resmi Marka Gazetesi’nde ilan yapılır.
  • TPE Markalar Dairesi Başkanlığı kararlarına karşı iki ay içinde itiraz edilebilir. Üst kurulun vereceği karara karşı da mahkemeye gidilmesi mümkündür.
  • KHK md. 7, 8 Mutlak ve nispi red nedenleri
  • Mutlak red nedenlerini TPE re’sen dikkate alır.
  • Nispi red nedenlerinin incelenmesi için itiraz gereklidir.
  • İki grup arası örtüşmeler mevcuttur.
  • R – Markanın tescilli olduğunu gösterir.
  • TM – Tescilsiz ticaret markası (WIPO kullanmayı zorunlu kılmıştır).
  • SM – Tescilsiz hizmet markası
  • CTM – Avrupa Topluluk Markası (Tüm AB ülkelerinde ve aday ülkelerde geçerli).
    1. MARKANIN ULUSLARARASI TESCİLİ
  1. Genel Olarak
  • Paris Sözleşmesi
  • Madrid Anlaşması (1891) 1995 Ek Protokolü
  • Türkiye 1 Ocak 1999’dan beri taraf.
  • Madrid Sistemi
  • Kural, tescil edilmiş markanın ülke içinde korunması.
  • WIPO, Madrid Anlaşması’na istinaden uluslararası marka tescil sistemi oluşturmuştur.
  • Tek başvuru, tek dil, tek ücret ile 66 taraf ülkede koruma elde edilebilir.
    1. TESCİLLİ MARKA SAHİBİNİN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ
  • Münhasır kullanım hakkı.
  • Sınırı – Marka hakkının tüketilmesi.
  • Aralıksız kullanma yükümlülüğü
  • Tescilden itibaren 5 yıl içinde haklı neden olmaksızın kullanıma kesintisiz ara verilirse marka iptal edilir.
    1. MARKAYA İLİŞKİN İŞLEMLER
  1. Devir (KHK md. 16)
  • Marka her türlü işleme konu olabilir.
  • Tek başına devredilebilir.
  • İşletmenin devri ile birlikte markanın da devri gerçekleşir.
  • İşletmenin devrine rağmen marka devrin kapsamı dışında tutulabilir.
  • Yazılı sözleşmeyi takiben Marka Sicili’ne kaydı gereklidir.
  • Yazılılık geçerlilik koşulu. Sicile tescil açıklayıcı nitelikte.
  1. Rehin (KHK md. 18)
  • Bir alacak rehni türüdür.
  • Marka, ticari işletme rehni kapsamında rehnedilebileceği gibi bağımsız olarak da rehnedilebilir.
  • Yazılı rehin sözleşmesini takiben Marka Sicili’ne kaydı gereklidir.
  1. Haciz (KHK md. 19)
  • Ticari işletmeden bağımsız olarak haczi mümkündür.
  1. Lisans sözleşmesine konu olma (KHK md. 20, 21)

Basit (Kural) – Lisans veren, kendisi de kullanmaya devam edebileceği gibi, başkasına da lisans verebilir.

Lisans

İnhisari – Sözleşmede basit lisans olmadığının belirtilmesi gerekir. Münhasıran lisans verilenin kullanımına bırakılır.

  • Yazılı sözleşmeyi takiben Marka Sicili’ne kaydı gereklidir.
  • Ortak marka lisansında tescil kurucu niteliktedir.
  • Alt lisans, sözleşmede aksine hüküm olmadıkça, yasaktır.
  • 3226 s. Finansal Kiralama Kanunu md. 5 – Marka, finansal kiralamaya konu edilemez.
    1. MARKANIN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ (KHK md. 42)
  • Tescilli markanın mahkeme tarafından hükümsüzlüğüne karar verilebilmesi:
  • Mutlak veya nispi red nedenlerinin bulunması.
  • Tescilden itibaren 5 yıl içinde kullanmama veya kullanıma kesintisiz ara verilmesi hali.
  • Markanın, o ürün veya hizmet bakımından yaygın bir isim halinde dönüşmesi.
  • Yalnızca garanti markası ve ortak markalar bakımından, teknik yönetmeliğe aykırı kullanım veya buna tepkisiz kalınması hali.
  • Kullanım, yanlış anlaşılma ihtimaline neden olmuşsa.
    1. MARKANIN SONA ERMESİ
  • Marka hakkı sahibinin kullanımdan vazgeçtiğini yazılı olarak TPE’ye bildirmesi.
      • Marka Sicili’ne kayıt ile hüküm ifade eder.
      • Devir, rehin, lisans söz konusu ise, bu hak sahiplerinin izni olmadıkça marka hakkından vazgeçilemez.
  • Sürenin dolması ve yenileme talebinde bulunulmaması.
  • Bu durum Marka Bülteni’nde yayınlanır ve marka sicilden terkin edilir.
  • Zarar görenin (rakip, tüketici vb.) mahkemeye talebi gereklidir.

i.MARKAYA TECAVÜZ VE KORUMA

  • KHK md. 61 – Tecavüz halleri.
    • Hukuki İmkanlar:
  • İhlalin tespiti davası
  • Men davası
  • Eski hale getirme davası
  • Tazminat davaları (maddi / manevi)
  • Kusur aranır, yoksun kalınan kar da talep edilebilir.
  • Mutlak ticari davalar.
    • Davacılar – Marka sahibi / marka vekili / marka temsilcisi
  • Lisansta – Sadece inhisari lisans sahibi. Basit lisans söz konusu olduğunda lisans sahibi marka sahibinden davanın açılmasını talep edecek. Marka sahibi 3 ay içerisinde dava açmazsa basit lisans sahibi de dava açabilir.
  • Zamanaşımı: öğrenme tarihinden itibaren 2, her halde 10 yıl. Ceza zamanaşımı varsa o süre uygulanır.
  • Cezai Sorumluluk
    • Takibi şikayete bağlı suçlardır. Şikayet hakkı genişletilmiş durumdadır.
    • Şikayet edebilecekler:
  • Tecavüze uğrayan
  • TPE
  • Ticaret odaları
  • Esnaf odaları
  • Tüketici dernekleri.
  • 1 ila 3 yıl hapis cezası ve adli para cezası.

XIII.HAKSIZ REKABET

  • Anayasa md. 167, RKHK md. 3, Almanya ve İsviçre mehaz kanunlar, Avrupa Birliği düzenlemeleri (2005/29 s. Yönerge ve Tüzük), Uluslararası Anlaşmalar.
  1. TÜRK HUKUKUNDA HAKSIZ REKABET DÜZENLEMELERİ
  • TBK md. 57
  • Haksız fiilin bir türevi olduğundan haksız fiil koşulları aranacak.
  • TTK md. 54
  • Yargıtay: 1. Davacı tacir – davalı esnaf TBK md. 57

2. Adi işse TBK, ticari işse (her iki taraf da tacir, ticari işletmesiyle ilgili) TTK hükümleri.

  • TBK md.57 ile yeni TTK md. 54 arasındaki farklar:
    • TBK’da haksız rekabet fiilini işleyen ile muhatap arasında rekabet ilişkisi olmalı. (TTK’da böyle bir zorunluluk mevcut değil).
    • TBK’da müşteri azalma veya azalma tehlikesi koşulu varken TTK’da kısmen zarar görme tehlikesinin varlığı yeterli. (Zararın varlığı, haksız rekabetin doğması için değil, tazminat talep edilebilmesi için gerekli).
    • TBK’da rakipler, TTK’da bütün katılanlar korunur.
  • 3577 s. İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun (Damping / Anti-Damping Kanunu)
  • İthalatla ucuz gelen ürünlerin ülke ürünleri ile rekabetini sağlama amacıyla dampingli ürünlere ek maliyet.
  • Bireysel korumalar, TTK ve TBK’ya göre tazminat davaları.
  • Damping Kanunu ile geleceğe yönelik, sektörel koruma.
  • Prosedürün İşleyişi: (Dış Ticaret Müsteşarlığı ve bağlı olduğu Bakanlık)
  • Tespit (Şikayet üzerine / re’sen)
  • İnceleme ve soruşturma
    • Haksız Rekabet Değerlendirme Kurulu tarafından.
    • İlgili Bakanlık damping olup olmadığına karar verecek.
    • Damping marjı veya yükümlülüğü
  • 4477 s. TKHK
  • TTK md. 55 örnekleri TKHK’dakilerin aynısı.
  • “Bütün katılımcılar” – Sağlayıcıdan nihai tüketiciye kadar.
  • Fikri ve sınai hakların korunmasına ilişkin mevzuat
  • 4054 s. RKHK
  • TTK ve TBK ile RKHK’nın amaçları aynı, yöntem ve kapsamları farklı.
  • TTK md. 55, RKHK ile büyük ölçüde uyuşuyor.
  • Haksız rekabet söz konusu olduğunda RKHK’ya aykırılıklar da ele alınmış olacak.
  • TTK ile RKHK arasındaki farklar giderek azalıyor.
  1. TÜRK TİCARET KANUNU’NA GÖRE HAKSIZ REKABET DÜZENLEMELERİ (TTK md. 54-63)
  • TTK md. 55’te grup başlıkları mevcut.
  • Tüketiciler doğrudan kapsama alındı. Eski TTK döneminde sadece müşteri bağlamında değerlendirme ve zarar koşulu vardı. Şimdi ise zarar görme tehlikesi yeterli.
  • Satış kampanyaları, saldırgan satış yöntemleri düzenlenmiştir.
  • Genel işlem koşulları, haksız rekabet kapsamında düşünülmüştür.
  • Bütün katılanlar kapsama alınmışır. (Kamu, medya, tüketici, sağlayıcı, üretici vb.)
  • “Ekonomik rekabet” kavramı kullanılmadığından herkes arasında; ancak ticari uygulamalar.
  • TTK’ya göre haksız rekabet için;
  • İlişkileri olumsuz biçimde etkileme,
  • Aldatıcı veya dürüstlük kuralına herhangi bir şekilde aykırı olması
  • TTK md. 55’te yer alan örneklerde bu iki unsurun varlığı ayrıca aranmaz.
  1. TÜRK TİCARE KANUNU’NA GÖRE HAKSIZ REKABET UNSURLARI VE İLKELERİ
    • Haksız rekabetin söz konusu olması için taraflar arası rekabet ilişkisinin varlığı şart değildir.
    • Ekonomik rekabet yerine dürüst ve bozulmamış rekabet temel alınmıştır.
    • Bütün katılanlar kapsamdadır.
    • Kusur şartı aranmaz. (İstisnası, maddi ve manevi tazminat davaları)
    • Haksız rekabet işleyenin doğrudan kendisine çıkar sağlaması gerekmez.
    • Muhatap olanın zarar görmesi ya da zarar görme tehlikesi ile karşı karşıya kalması.
  2. HAKSIZ REKABET HALLERİ
  • Rekabet yasakları dar kapsamlıdır. Kanun veya sözleşmeden kaynaklanan yasaklar söz konusu olabilir.
  • Kanundan kaynaklı rekabet yasakları:
  • İşletmenin devri (TBK md. 202)
  • Ticari temsilci ve vekil (TBK md. 553)
  • Adi şirket ortağı (TBK md. 626)
  • TTK md. 55’te düzenlenen altı temel grup ve alt örnekleri
  • Kollektif şirket ortağı (TTK md. 230, 231)
  • Komandit şirketin komandite ortakları (TTK md. 311)
  • Anonim şirketin yönetim kurulu üyeleri (TTK md. 396)
  • Komandit şirket ortakları (TTK md. 572)
  • Limited şirket müdürleri (TTK md. 626)
  1. HAKSIZ REKABETTE SORUMLULUK

aa.Hukuki Sorumluluk (TTK md. 56 vd.)

      • Tespit davası
      • Men davası (Zamanaşımı işlemez, fiil devam ediyor.)
      • Eski hale getirme (ref) davası
      • Araç ve malların imhası talep ve davası
      • Tazminat davaları (maddi, manevi – TBK md. 88 şartları varsa)
      • İhtiyati tedbir talebi (Gümrük idareleri bu kapsamda el koyabilir.)
  • Mahkemeden alınan hüküm davada taraf olmayanlara da uygulanabilir. (Ticari amaçla malları elinde bulunduranlar vb.)
  • Hüküm, davacı talebi üzerine, masraf davalıdan alınarak ilan ettirilebilir.
  • Zamanaşımı için özel düzenleme. 1 ve 3 yıl. Fiil suç teşkil ediyorsa, Ceza Kanunu’nda öngörülen daha uzun bir zamanaşımı düzenlemesi varsa o uygulama alanı bulur. (TTK md. 60).
  • Davada Taraflar
    • Davacılar
      • Haksız rekabet teşkil eden fiile maruz kalanlar (zarar gören/zarar görme tehlikesi olan)
      • Müşteriler (tüketiciler) ekonomik çıkarlarının zarar gördüğü veya zarar görme tehlikesi olduğu gerekçesiyle
        • Müşteriler imhayı talep edemezler!
  • Mesleki ve ekonomik birlikler
    • Üyelerinin dava açabilme koşulu artık mevcut değil.
    • Tazminat davası açamazlar.
  • Davalılar
    • Haksız rekabet fiilini işleyen kişi
    • İstihdam edenler (TTK md. 57; yukarıda sayılan ilk üç dava türü için kurtuluş beyinesinden yararlanamazlar.)
    • Basın vasıtasıyla işlenen haksız rekabet fiillerinde davalılar:
      • İlk üç dava türü, yazı sahibi / ilan veren aleyhine
      • Ancak; i. Yazı sahibi / ilan verenin haberi / rızası yoksa,

ii. Yazı sahibi / ilan verenin kim olduğunun açıklanmasında kaçınılıyorsa,

iii. Yazı sahibi / ilan verenin tespiti mümkün değil / aleyhlerinde Türk mahkemelerinde dava açılamıyorsa,

yazı işleri müdürü / ilan servisi şefi aleyhine.

  • Bunlar yoksa, işletme / kuruluşun sahibi aleyhine.
    • Kusurun varlığı halinde, bu sıra gözetilmeksizin kusurlu olana yönelinir.
    • Tazminat davalarında bu sıra uygulanmaz.
    • Hizmet sağlayıcılara koruma –TTK md. 58/4

bb.Cezai Sorumluluk (TTK md. 62, 63)

  • Haksız fiil genel olarak suç teşkil etmez.
  • İstisnaen, takibi şikâyete bağlı suçlar öngörülmüştür. (Hukuki sorumlulukta dava edebilecek kişiler şikâyet edebilirler).
  • Tüzelkişilerde fiili işleyen gerçek kişi sorumludur.
  • Tüzelkişilere yalnızca güvenlik tedbirleri uygulanır.
  • Hapis veya adli para cezası.

XIV.TİCARİ DEFTERLER

    1. TİCARİ DEFTERLER (TTK md. 64-88)
  • TTK md. 18’e göre, tacirler TTK hükümleri uyarınca gerekli ticari defterleri tutmakla yükümlüdür.
  • Defterlerin nasıl tutulacağı TTK md. 64-88 maddelerinde düzenlenmiştir. Ayrıca, konu ile ilgili olarak, “Ticari Defterlere İlişkin Tebliğ” 19.12.2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmış; tebliğde 6.6.2013 tarihinde bazı değişiklikler yapılmıştır. Tebliğin amacı, gerçek ve tüzel kişi tacirler tarafından fiziki veya elektronik ortamda tutulacak ticari defterlerin nasıl tutulacağını, defterlerin kayıt zamanını, onay yenileme ile açılış ve kapanış onaylarının şekil ve esaslarını belirlemektir.
  • Tacir, düzgün şekilde tutacağı defterler aracılığıyla işletmenin gerçek durumunu izleyip geçmişte yaptığı işlemleri saptayabilir.
  • Vergilerin belirlenmesi açısından devletin de defter tutulmasında yararı vardır.
  • TTK ile defterlerin tutulmasına ilişkin hükümler ayrıntılandırılmıştır. Eski kanunundaki; ismen sayılmak suretiyle zorunlu olduğu belirtilen defterler ile ismen gösterilmemekle birlikte ticari işletmenin nitelik ve öneminin tutulmasını zorunlu kıldığı defterler ile isteğe bağlı diğer defterler ayrımı yerine zorunlu temel defterler ve bunlar dışında Türk Muhasebe Standartları Kurulu’nun düzenlemelerini temel alan düzen öngörülmüştür.
  • Ticari defterler, açılış ve kapanışlarında noter tarafından onaylanır. Şirketlerin kuruluşunda defterlerin açılışı ticaret sicili müdürlükleri tarafından da onaylanabilir. Açılış onayının noter tarafından yapıldığı hâllerde noter, ticaret sicili tasdiknamesini aramak zorundadır.
  • Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmelidir.
    1. DEFTER TUTMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ
  • Tacirler TTK md.64/1
  • Tacirin birden fazla işletmesi varsa her işletme için ayrı defter tutulur.
  • Tacir sayılanlar TTK md.14/2
  • Tacir gibi sorumlu olanlar TTK md.14/3
  • Adi şirket aracılığıyla bir ticari işletmenin işletilmesi halinde ortaklar tacir sıfatına sahip olduklarından her bir ortak ayrı defter tutacaktır.
  • TTK 195/5 uyarınca tacir sayılan hakim teşebbüsler
  • Esnaflar defter tutma yükümlüsü değillerdir. Esnaflara uygulanacak tacir olma hükümleri içinde defter tutma yükümlülüğü sayılmamıştır(TTK md.15)
    1. TUTULMASI GEREKEN TİCARİ DEFTERLER
  • 6762 sayılı-önceki-TTK’daki düzen zorunlu defterler ve ihtiyari defterler olarak ayrılıp zorunlu defterler de ismen belirlenen ve ismen belirlenmeyenler olarak ikiye ayrılırdı.
  • TTK’da ise, tutulacak ticari defterlerin doğrudan sayılması yoluna gidilmemiştir.
  • 64. maddenin 3. fıkrasında bazı defterler, açılış ve kapanış onayları düzenlenirken ismen anılmıştır. Fiziki ortamda veya elektronik ortamda tutulan ticari defterlerin nasıl tutulacağı, defterlere kayıt zamanı, onay yenileme ile açılış ve kapanış onaylarının şekil ve esasları Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken çıkarılan, 25502 sayılı 19.12.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Ticari Defterlere İlişkin Tebliğ”le belirlenmiştir.
  • Ayrıca, ticari defterlerin vergi mevzuatındaki yükümlülükler ile bağlantısı kurulmuştur. 64. maddenin 5. fıkrasına göre “Bu Kanuna tabi gerçek ve tüzel kişiler, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun defter tutma ve kayıt zamanıyla ilgili hükümleri ile aynı Kanunun 175 inci ve mükerrer 257 nci maddelerinde yer alan yetkiye istinaden yapılan düzenlemelere uymak zorundadır. Bu Kanunun defter tutma, envanter, mali tabloların düzenlenmesi, aktifleştirme, karşılıklar, hesaplar, değerleme, saklama ve ibraz hükümleri 213 sayılı Kanun ile diğer vergi kanunlarının aynı hususları düzenleyen hükümlerinin uygulanmasına, vergi kanunlarına uygun olarak vergi matrahının tespit edilmesine ve buna yönelik mali tabloların hazırlanmasına engel teşkil etmez.”
  • TTK md. 64/4’te pay defteri, yönetim kurulu karar defteri, genel kurul toplantı ve müzakere defteri gibi işletmenin muhasebesiyle ilgili defterler de ticari defter sayılmıştır. Böylece bu defterler de açılış kapanış tasdikine tabii tutulmuş ve düzenleme uygulamada önemli işlevler yüklenen bu defterlerin de ciddi olarak tutulmasını amaçlamıştır.
  • Gerçek kişi tacirlerin tutmakta zorunlu olduğu defterler
  • Yevmiye defteri
  • Defteri kebir
  • Envanter defteri
        • 1. sınıf tacirler tarafından tutulur.
  • İşletme defteri
        • İşletme defteri 2. sınıf tacirler tarafından tutulur.
  • Tüzel kişi tacirlerin tutmakta zorunlu olduğu defterler
      • Yevmiye defteri
  • Defteri kebir
  • Envanter defteri
  • Karar defteri
        • İşletmenin niteliğine göre değişecektir. Yönetim kurulu karar defteri, pay sahipleri defteri gibi.
  • Amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar  yevmiye, defteri kebir ve envanter defteri tutacaktır.
    1. DEFTER TUTMA USULÜ (TTK md. 65)
  • Ticari defterleri tutma zorunluluğu işletmeyi ticaret siciline tescil ettirme yükümlülüğünün doğduğu andan itibaren başlar(TTK md.87). Defter tutma zorunluluğunun sona ermesi ise, tacir sıfatının, tacir sayılma ya da tacir gibi sorumlu olma statüsünün son bulmasına kadar devam eder.
  • Defterler ve gerekli diğer kayıtlar Türkçe tutulur. Kısaltmalar, rakamlar, harfler ve semboller kullanıldığı takdirde bunların anlamları açıkça belirtilmelidir.
  • Defterlere yazımlar ve diğer gerekli kayıtlar, eksiksiz, doğru, zamanında ve düzenli olarak yapılır.
  • Bir yazım veya kayıt, önceki içeriği belirlenemeyecek şekilde çizilemez ve değiştirilemez. Kayıt sırasında mı yoksa daha sonra mı yapıldığı anlaşılmayan değiştirmeler yasaktır.
  • Defterler ve gerekli diğer kayıtlar, olgu ve işlemleri saptayan belgelerin dosyalanması şeklinde veya veri taşıyıcıları aracılığıyla tutulabilir. Defterlerin ve gerekli diğer kayıtların elektronik ortamda tutulması durumunda, bilgilerin saklanma süresince bunlara ulaşılmasının ve bu süre içinde bunların her zaman kolaylıkla okunmasının temin edilmiş olması şarttır.
  • Defterler, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yayımlanan, Türkiye Muhasebe Standartlarına, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlarına uygun tutulur(TTK md. 88/1).
  • Türkiye Muhasebe Standartları, uygulamada birliği sağlamak ve finansal tablolara milletlerarası pazarlarda geçerlilik kazandırmak amacıyla, uluslararası standartlara uyumlu olacak şekilde, yalnız Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından belirlenir ve yayımlanır(TTK md. 88/2).
  • Defterlerin açılış ve kapanış onayları şu şekilde düzenlenmiştir(TTK md. 64/3):
  • Fiziki ortamda tutulan yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri ile pay defteri, yönetim kurulu karar defteri, genel kurul toplantı ve müzakere defterlerinin açılış onayları, kuruluş sırasında ve kullanılmaya başlanmadan önce noter tarafından yapılır. Bu defterlerin izleyen faaliyet dönemlerindeki açılış onayları, defterlerin kullanılacağı faaliyet döneminin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar notere yaptırılır.
  • Pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla izleyen faaliyet dönemlerinde de açılış onayı yaptırılmaksızın kullanılmaya devam edilebilir.
  • Yevmiye defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar, yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı ise izleyen faaliyet döneminin birinci ayının sonuna kadar notere yaptırılır.
  • Ticaret şirketlerinin ticaret siciline tescili sırasında defterlerin açılışı ticaret sicili müdürlükleri tarafından da onaylanabilir. Açılış onayının noter tarafından yapıldığı hâllerde noter, ticaret sicili tasdiknamesini aramak zorundadır.
  • Ticari defterlerin elektronik ortamda tutulması hâlinde bu defterlerin açılışlarında ve yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanışında noter onayı aranmaz.
  • Defterleri tasdik ettirmemenin sonuçları için bkz. HMK 222.4

e. DEFTER VE BELGELERİN SAKLANMASI

  • Saklama süresi 10 yıldır.
  • Saklama süresi, ticari defterlere son kaydın yapıldığı, envanterin çıkarıldığı, ara bilançonun düzenlendiği, yılsonu finansal tablolarının hazırlandığı ve konsolide finansal tabloların hazırlandığı, ticari yazışmaların yapıldığı veya muhasebe belgelerinin oluştuğu takvim yılının bitişiyle başlar.
  • Saklama yükümlülüğünün kapsamı TTK md. 82’de belirlenmiştir.
  • Ticari defterler
  • Envanterler
  • Açılış bilançoları
  • Ara bilançolar
  • Finansal tablolar
  • Yıllık faaliyet raporları
  • Topluluk finansal tabloları
  • Yıllık faaliyet raporlar
  • Bu belgelerin anlaşılabilirliğini kolaylaştıracak çalışma talimatları ile diğer organizasyon belgeleri
  • Alınan ticari mektuplar
  • Gönderilen ticari mektupların suretleri
  • Kayıtların dayandığı belgeleri
  • Bilançolar ve finansal tablolar hariç olmak üzere diğerleri bazı şartlarla görüntü veya veri taşıyıcılarda da saklanabilir (TTK md.82/3).
  • Gerçek kişi tacirin ölümü halinde mirasçıları; ticareti terk etmesi halinde ise, kendisi, defter ve kağıtları saklamakla yükümlüdür(TTK md. 82/8). Mirasın resmi tasfiyesi veya tüzel kişinin sona ermesi halinde defter ve kağıtlar on yıl süreyle sulh mahkemesi tarafından saklanır.
  • Bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğrarsa tacir zıyaı öğrendiği tarihten itibaren on beş gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden kendisine bir belge verilmesini isteyebilir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.(TTK md. 82/7).
  1. DEFTERLERLE İLGİLİ YÜKÜMLÜLÜKLERE UYULMAMASININ SONUÇLARI
  • Adli para cezası(TTK md. 562)
  • Defter tutma yükümünü yerine getirmeyen
  • Gerekli onayları yaptırmayan
  • Hileli envanter çıkaranlar
  • Belgeleri ibraz etmeyenler
  • Ayrıca hiç ve gereği şekilde tutmamanın ispat hukuku açısından da sonuçları vardır.
  1. DEFTER VE BELGELERİN İNCELENMESİ
  • İbraz: defterlerin ihtilafla ilgili kısmının incelenmesi(TTK md.84)
  • Teslim: defterin tüm defterlerin içeriğinin incelenmesi olanağı(TTK md. 85)

h.TİCARİ DEFTERLERİN KANIT OLMASI

  • 6762 sayılı-önceki- TTK’da düzenlenen defterlerin delil niteliği uygulamada karışıklığa yol açmaktaydı.
  • TTK’nın hazırlık çalışmaları sırasında artık hiçbir ülke kanununda yer almadığı gerekçesiyle metne alınmayan konu HMK’da düzenlenmiştir(HMK md. 222)
      1. Ticari Defterlerin Sahibi Aleyhine Kanıt Olması
  • Bir davada ispat yükü kendisine düşen taraf iddiasını kanıtlamak için karşı tarafın tuttuğu ticari defterlere dayanabilir. Defteri ibraz etmemenin sonuçları HMK md. 220.
  • Taraflardan birinin iddiasını, sadece karşı tarafın defterleriyle ispat etmek istediğini, hasmının defterlerinin içeriğini kabul edeceğini mahkeme önünde beyan etmesi hali HMK md. 220/5
  • !!! Defterlerin ibrazını isteyen tarafın tacir olmasına gerek yoktur. Tacir olmayan taraf da karşı taraftaki tacirin defterine dayanabilir.
  • Mahkeme karşı tarafa ticari defterlerini mahkemeye ibraz etmesi için süre verir.
  • Karşı taraf ibrazdan kaçınırsa ibrazı talep eden iddiasını ispatlamış sayılır.
  • Defterlerini ibraz etmesi istenen tacirin defter tutmadığını belirtmesi ibrazdan kaçınma gibi sonuç doğurur.
  • Defter tuttuğunu ancak defterlerinin yangın, su baskını gibi doğal bir afet nedeniyle zıyaa uğradığını belirten tacir TTK md.82/7 gereğince zayi belgesi almamışsa ibrazdan kaçınmış sayılır.
  • Defterlerini ibraz etmesi istenen taraf defterlerini ibraz edebilir.
  • İbraz edilen defterlerde ileri sürülen iddia hakkında hiçbir kayıt yer almamışsa, ibrazı isteyen iddiasını ispat edememiş sayılır.
  • İbraz edilen defterlerde sadece defter sahibinin aleyhine kanıt varsa, ibrazı isteyen iddiasını ispat etmiş sayılır.
  • HMK md. 222/4’e göre açılış ve kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan defter kayıtları sahibi aleyhine delil olur.
  • İbraz edilen defterlerde defter sahibinin hem lehine hem aleyhine kayıt varsa ;

durum defterin usulüne uygun tutulup tutulmamasına göre değişmektedir.

  • Defterler kanuna uygun tutulmuşsa, defter kayıtları bir bütün olarak dikkate alınır ve karara varılır.
  • Defterler kanuna uygun olarak tutulmamışsa, defterlerin sahibi lehine olan kayıtları dikkate alınmaz. Çünkü defterler ancak kanuna uygun olarak tutulmuşlarsa kayıtlar bir bütün olarak dikkate alınır ve ayrıca içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan defter kayıtları sahibi aleyhine delil olurlar.
      1. Ticari Defterlerin Sahibi Lehine Kanıt Olması
  • Bir kimsenin kendisinin düzenlemiş olduğu belgelere dayanarak iddiasını ispat etmesi kural olarak mümkün değildir. Ancak istisnaen tacirin tutmuş olduğu defterlerin belli şartlarla kendisi lehine delil teşkil etmesi kabul görür. Şartları:
  • Her iki taraf da defter tutma yükümüne tabii olmalıdır.
  • Uyuşmazlık her iki tarafın da defterlerine geçmesi gereken bir ticari işten kaynaklanmalıdır.
  • Kanıt oluşturması istenen defterler kanuna uygun tutulmuş olmalıdır.
  • Defter kayıtları birbirini doğrulamalıdır.
  • Karşı taraf defterlerini ibraz ederse:
  • Karşı taraf da kanuna uygun şekilde tutulmuş ve birbirini doğrulayan defterlerini mahkemeye ibraz ederse ortaya iki ihtimal çıkar:
  • Karşı tarafın defterlerindeki kayıtlar iddiasını deftere dayanarak kanıtlamak isteyen tarafın iddiasını doğrularsa iddia ispat edilmiş olur.
  • Karşı tarafın defterlerindeki kayıtlar iddiasını deftere dayanarak kanıtlamak isteyen tarafın defter kayıtlarına aykırı ise veya defterlerinde bu konuda bir husus yer almıyorsa, iddia ispat edilememiş olur.
  • Karşı taraf delillerini ibraz etmezse:
  • Karşı taraf defterlerini ibraz etmez veya hiç ya da usulüne uygun olarak defter tutmamış olursa, iddiasını kanuna uygun tutulmuş ve birbirine doğrulayan defterleri ile ispat etmek isteyen tarafın defterleri, kendi lehine kanıt oluşturur.
  • Defterlerini ibraz etmeyen veya yerine göre hiç ya da usulüne göre tutmamış olan taraf, davacının defterlerinde yer alan kayıtları “senet veya diğer kesin kanıtlarla” çürütebilir (HMK md. 204).
  • Bu koşullarla defterlerin sahibi lehine kanıt oluşturması kabul edilir. Daha önce düzenlenmiş bulunan, hakimin kanaatini güçlendirmek için tarafa tamamlayıcı yemin verdirilmesi usulü kaldırılmıştır.

XV.CARİ HESAP

    1. GENEL OLARAK
  • TTK md. 89-102 arası düzenlenmiştir.
  • Tacir olmayanlar arasında da cari hesap ilişkisi geçerlidir.
  • Toplu takas yöntemi.
    1. CARİ HESABIN FONKSİYONLARI
  • Ödeme aracı
  • Teminat fonksiyonu
  • Kredi aracı
    1. CARİ HESABIN UNSURLARI
  • Yazılı sözleşmenin varlığı (geçerlilik şartı)
  • Bir asıl borç ilişkisinin varlığı
    1. CARİ HESABA GEÇİRİLEBİLECEK ALACAKLAR
  • Misli nitelikteki alacaklar
  • Şarta bağlı alacaklar (hesabın kapatılmasına kadar şartın gerçekleşmesi koşuluyla)
  • Kambiyo senetleri (bedelleri tahsil edilmek koşuluyla)
  • Takası mümkün alacaklar
    1. CARİ HESABA GEÇİRİLEMEYECEK ALACAKLAR
  • Takası mümkün olmayan alacaklar
  • Cari hesap sözleşmesinden önce mevcut olan alacaklar
  • Belli bir amaca tahsis edilmiş alacaklar
    1. CARİ HESABIN İŞLEYİŞİ VE HÜKÜMLER
  • İşlemler:
  • Hesaba geçirme (kayıt)
    • Alacaklar artık tek başlarına talep ve dava edilemez.
    • Zamanaşımı işlemez.
    • Temerrüt söz konusu olmaz.
    • Devredilemez.
    • Rehin sözleşmesine konu edilemez.
    • Alacak henüz tecdit edilmiş durumda değildir.
  • Takas
  • Taraflar hesap devrelerini tespit ederler. Devre sonunda az olan miktar oranında tasfiye gerçekleşir.
  • Bakiyenin tespiti ve kabulü
  • Tarafların, takaslaşma ardından ortaya çıkan meblağı kabul etmeleri ile borç belirlenmiş olur. Taraflardan birinin bakiyeyi bildirmesi halinde karşı taraf bir ay içinde özel şekil şartlarına uymak suretiyle itirazda bulunabilir.
  • Bakiyenin kabulünün sonuçları
    • Borç yenilenmiş sayılır. Bu yeni borç eski borçtan mücerrettir.
    • Ortaya çıkan yeni alacak henüz ödenmeyecektir. Yeni hesap devresinin başlaması söz konusudur.
    • Teminatlar ortadan kalkmaz.
    • Yeni miktara, tespit edildiği tarihten itibaren faiz işlemeye başlar (TTK md. 95). (Bu faizin bileşik faiz teşkil edip etmediği tartışmalı olmakla beraber, yeni TTK md. 8 uyarınca bileşik faiz olduğu kabul edilmelidir).
      1. SÜRELER VE DÖNEMLER
  • Hesap Devresi
  • Bakiyenin tespit edildiği dönem. Serbestçe belirlenebilir(TTK md. 94).
  • Hesap Dönemi (Hesap Kesim Dönemi)
  • Sözleşmenin süresi. Süreli veya süresiz olabilir. Süresiz olduğu takdirde fesih ihbarı ile son bulur.

XVI. TACİR YARDIMCILARI

          1. GENEL OLARAK
  • Faaliyet alanı ve iş hacminin genişlemesi nedeniyle, tacirin başka kişilerin yardımını alması gerekebilir.
  • Yardımcı kelimesi geniş kapsamlı(çıraktan müdüre kadar).
  • Tacirin yardımcısı tacir de olabilir.
  • Bağımsız yardımcı ile ilişki genelde vekalet, bağımlı ile olan ilişki ise genellikle hizmet akdidir.
          1. TACİR YARDIMCILARININ SINIFLANDIRILMASI

aa. Düzenlendikleri Mevzuata Göre

  • Borçlar Kanunu (ticari temsilci, ticari mümessil,komisyoncu,simsar,pazarlamacı)
  • Ticaret Kanunu (acente,taşıma işleri komisyonculuğu)
  • Her ikisinde düzenlenenler(komisyonculuk)
  • Özel kanunlarda düzenlenenler

bb.Temsil Yetkisinin Bulunup Bulunmamasına Göre

  • Temsil yetkisi bulunanlar
  • Temsil yetkisi bulunmayanlar

cc. Tacire Bağımlı Olup Olmama Açısından

  • Bağlı yardımcılar
  • Bağımsız yardımcılar

dd. Tacirle İlişkisinin Devamlı Olup Olmaması Açısından

  • Devamlı olanlar
  • Devamlı olmayanlar
          1. TACİR YARDIMCILARI

aa. Bağımlı Tacir Yardımcıları

aaa. Ticari Temsilci(Mümessil)) (TBK md. 547)

  • En geniş temsil yetkisi. Ticari işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil ettirmek üzere açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.
  • TBK “ticari temsilci” ifadesini kullanırken; TTK’nın -eski TTK’da olduğu gibi- “ticari mümessil” ifadesini tercih etmesi dikkat çekicidir.
  • Atanması için bir ticari işletme olmalıdır. Esnaf işletmesi için ticari temsilci atanamaz.
  • Ticari temsilci;
  • İşletmeyi işleten tacir
  • Kamuya yararlı dernek ve vakıflar ile kamu tüzel kişilerince işletilen ticari işletmelerde dernek, vakıf veya tüzel kişinin yetkili organları
  • Velayet altındaki küçüklere ait işletmelerde veliler
  • Tüzel kişiler tarafından işletilen işletmelerde tüzel kişinin yetkili organlarınca atanabilir.
  • Ticari işletme sahibi kural olarak temsilci atamaya mecbur değildir. Ancak merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri için kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerleşim yeri Türkiye’de bulunan tam yetkili bir ticari temsilci ataması zorunludur(TTK md. 40/4).
  • Ticari temsilcinin tam ehliyetli olması gerekmez.
  • Ticari temsilcinin gerçek kişi olması gerektiği genel kabuldür.
  • Ticari işletmeler için atanan ticari temsilcinin ticaret siciline tescili zorunlu olmakla birlikte bu tescil kurucu nitelikte değildir(TBK md. 547/II). Ticari temsilcilik sıfatı tacir tarafından ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere açıkça ya da örtülü olarak yetki verilmesi ile kazanılır.
  • Ticari temsilci tarafından yapılabilecek işlemler:
  • Kapsam geniştir ve iyiniyetli üçüncü kişilere karşı işletmenin amacına dahil her türlü işlemi(olağan-olağanüstü) işletme sahibi adına yapmaya yetkilidir(TBK md. 548/II).
  • İşletmede çalışacak işçiler ile hizmet akdi, bu sözleşmelerin feshi, hammadde satın alma, mal satımı sözleşmeleri, işletmenin satış politikasını değiştirme, alacaklardan feragat
  • İşletmeye dahil taşınmazları kiraya vermek, bunları şerh ettirmek
  • Şube açmak
  • Ticari vekil atamak
  • Kambiyo senedi düzenlemek, kredi almak, kefalet vermek
  • İşletme sahibi adına dava açmak, açılmış davalarda işletme sahibini savunmak
  • Sulh, tahkim, davadan feragat
  • TBK md. 548/II nedeniyle taşınmaz devretmek veya taşınmazlar üzerinde üçüncü kişi lehine ayni hak tahsisi yetki kapsamına girmez. Taşınmazlara ilişkin satış vaadi yapamaz. Ticari temsilci ilgili işlemleri bu işlemlerin yapılmasına dair özel yetkilendirme söz konusu olursa yapabilecektir. Hükmün ifadesinin tersinden taşınmaz alımının yetki kapsamına girdiği anlaşılır.
  • Taşınmaz alım satımıyla uğraşan bir işletmeye atanan ticari temsilcinin taşınmazlar üzerinde işlem yapabilmesi için özel yetkiye ihtiyacı yoktur.
  • Ticari temsilci ile tacir arasında yoğun bir güven ilişkisi vardır. Bu güven ilişkisi temsilcinin bir başkasını ticari temsilci olarak atamasına engeldir.
  • Ticari temsilci işletmeyi devredemez, tacirin iflasını isteyemez, özel yetki almadıkça işletme üzerinde rehin kuramaz.
  • Temsil yetkisi ancak şube işleriyle ve birlikte temsil kaydıyla sınırlandırılabilir(TBK md. 549). Sınırlandırmaların tescil ve ilanı gerekir.
  • Yetki miktar itibariyle veya işletme konusu içinde sınırlandırılamaz.
  • Ticari temsilcinin sahip olduğu temsil yetkisini kötüye kullandığı hallerde kendisiyle işlem yapılan kişi iyiniyetli ise yapılan işlem müvekkili bağlar(TBK md. 548).
  • Temsil yetkisi; azil, istifa, işletme sahibinin iflası, işletmenin devri hallerinde sona erer.

bbb. Ticari Vekil (TBK md. 551,552)

  • Daha dar kapsamlı yetki. Ticari temsilciden farkı yetki alanının daralmasıdır.
  • Bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik (mümessillik) yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.
  • Tacir veya ticari temsilci tarafından atanır. Ancak bir ticari işletme tarafından atanabilir. Ticari vekilin atanması ticaret siciline tescil ve ilan olunmaz. Tescil ve ilan yapılsa dahi hukuki sonuç doğmaz.
  • Yetki işletmenin olağan işleriyle sınırlıdır. İşletmenin niteliği, iş hacmi, işlemlerin tür ve değerleri dikkate alınarak bir işin olağan olup olmadığı belirlenir.
  • Ticari vekil ayrıca yetkilendirilmedikçe işletmenin satış politikasını değiştiremez, tacir adına ödünç alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, işletmeye dahil taşınmazları temlik edemez ve ayni haklarla sınırlandıramaz.
  • Ticari vekil bazı işleri yürütmek üzere atanmışsa yetkisinin kapsamı kendisine bırakılan işe göre değerlendirilir.
  • Ticari vekilin yetkisi geri alındığında, durumun üçüncü kişilere bildirilmesi önem taşır. Zira durum tescil edilememektedir. Yetkinin sona erdiğinin üçüncü kişilere bildirilmediği hallerde tacir, ticari vekilin iyiniyetli üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerden sorumlu olacaktır.

ccc.Pazarlamacı (TBK md. 448)

  • Sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı ücret ödenmesi karşılığında üstlenen kişi.
  • Pazarlamacı işletmenin faaliyet çevresini genişletir. Aracılık veya kararlaştırılmışsa belirli işlemleri yapar.
  • Bağımlı, sürekli faaliyet sürdürür ve faaliyetini işletmenin dışında gerçekleştirir. Bağımlı ve sürekli olmasıyla simsardan ve acenteden ayrılır. Simsar, pazarlamacı ve acentenin ortak yönü aracılık faaliyeti yapmalarıdır.
  • Pazarlamacılık ücret karşılığında yapılır. Ücret belirli bir miktarı ifade edebilir veya sabit bir miktarla birlikte komisyondan oluşabilir. Ücretin yanı sıra masraflar da pazarlamacıya ödenecektir.
  • Pazarlamacılık ilişkisinden doğan alacakları için pazarlamacı hapis hakkına sahiptir(TBK md. 458).
  • Atanma: Sözleşme ile (TBK md. 449). Sözleşmenin yazılı şekilde yapılması gereken haller için bkz. TBK md. 448, 453, 456/I
  • Sözleşmenin sona ermesi halinde pazarlamacıya, bizzat yaptığı veya yapılmasına aracılık ettiği tüm işlemler ile, kabul veya yerine getirme zamanına bakılmaksızın son bulmaya kadar işverene iletilen işler için komisyon ödenir(TBK md. 460).
  • Son bulma halinde fiyat tarifelerinin, örnek ve modellerin, müşteri kayıtlarının ve diğer belgelerin geri verilmesi yükümü doğar(TBK md. 460/II). Bunlar hapis hakkına konu oluşturamaz.
      1. Bağımsız Tacir Yardımcıları

aaa.Simsar (Tellal) (TBK md. 520)

  • Sözleşme yapmak isteyen kişileri bir araya getirmek, sözleşmenin yapılması için uygun ortam hazırlamak görevini üstlenir.
  • Bağımsız, geçici nitelikte aracılık faaliyeti
  • Borçları: Sözleşme kurulması imkanını hazırlama veya kurulmasına aracılık etme, müvekkilin menfaatlerini gözetme.
  • Hakları: Ücret, masrafları talep etme.
  • TBK md. 520 vd.’nda en genel şekilde düzenlenmiştir. Bu hükümlerde aracılık faaliyetinin meslek şeklinde icrası şart olarak aranmamıştır. Bu nedenle arızi olarak aracılık faaliyeti yapan kişilere de simsarlık hükümleri uygulanacaktır.
  • Simsarlık sözleşmesi herhangi bir şekle tabii değildir. Ancak taşınmazlarla ilgili simsarlık sözleşmesi yazılı yapılmalıdır.
  • Aracılık faaliyetinin devamlı olması halinde somut olayın koşullarına göre, pazarlamacılık veya acente ile ilgili hükümler uygulanır.
  • Simsar, aracılık faaliyetini ücret karşılığında yapar. Ücret ödenmemesi halinde ilişki vekalet olarak belirlenir.
  • Simsarın tacir olması halinde ücret isteme hakkı TTK md.20’ye dayanır.
  • Simsarın ücret talep edebilmesi yürütülen aracılık faaliyeti sonucunda sözleşmenin yapılmış olmasına bağlıdır. Ayrıca simsarın ücrete hak kazanması için sözleşmenin önemli noktaları itibariyle müvekkil tarafından arzulanan işleme uygun olması şarttır. Ayrıca simsarlık faaliyeti sonucunda imzalanan sözleşmenin geçerli olması da ücrete hak kazanılması için gereklidir.
  • Müvekkilin simsarın bulduğu kişiyle sözleşme yapma zorunluluğu yoktur. Simsarın ücret talep edebilmesi için ise sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik bağı olmalıdır.

bbb. Acente (TTK md. 102-123)

  • Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.
  • Acentelik sözleşmesi herhangi bir şekle bağlı değildir.
  • 2 tür: Aracı acente ve akit yapma yetkisine sahip olan acente.
  • Akit yapma yetkisine sahip acenteye bu yetki yazılı şekilde verilmelidir. Belgenin acente tarafından tescil ve ilan ettirilmesi gerekir(TTK md. 107).
  • Acente gerçek kişi olabileceği tüzel kişi de olabilir.
  • Bağımsız yardımcılardandır.
  • Acentelik sözleşmesinin unsurları; ticari işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmama, acentelik ilişkisinin bir sözleşmeye dayanması, faaliyetin sürekli olması, belirli bir yer veya bölgede faaliyette bulunma, acentelik faliyetini meslek edinme, ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmek veya tacir adına sözleşme yapmaktır.
  • Acentenin acentelik sözleşmesinden doğan hak ve borçları:
  • Hakları:
  • Ücret İsteme Hakkı (TTK md. 113)
  • Olağanüstü Masrafları İsteme Hakkı (TTK md. 117)
  • Hapis Hakkı (TTK md. 119)
  • Faiz İsteme Hakkı (TTK md. 118)
  • İnhisar(Tekel) Hakkı (TTK md. 104)
  • İflasta İmtiyaz Hakkı (İcra İflas Kanunu md. 206)
  • Denkleştirme Hakkı (TTK md.122)
  • Borçları:
  • Müvekkilin İşlerini Görme ve Menfaatlerini Koruma Borcu (TTK md. 109/1)
  • Sadakat Borcu
  • Bildirme Borcu (TTK md. 110/1)
  • Müvekkilin Talimatlarına Uyma Borcu (TTK md. 110/2)
  • Rekabet Etmeme Borcu (TTK md. 104)
  • Sır Saklama Borcu

(TTK’da öngörülmemekle birlikte temeldeki güven ilişkisi kaynaklıdır.)

  • Önleyici Tedbirler Alma Borcu (TTK md. 109)
  • Müvekkile Ait Tahsil Edilen Paranın Zamanında Ödenmesi ve Diğer Belgeleri Müvekkile İade Borcu (TTK md. 112)
  • Hesap Verme Borcu (TTK md. 116)
  • Müvekkilin acentelik sözleşmesinden doğan hak ve borçları: Acentelik sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğundan yukarıda sayılan haklar müvekkilin borçlarını, acentenin borçları da müvekkilin haklarını oluşturacaktır.
  • Acentelik sözleşmesinin sona ermesi:
  • Kendiliğinden sona erme: Sürenin dolması, ölüm/tüzel kişiliğin sona ermesi, kısıtlanma, iflas
  • İrade beyanıyla sona erme: ikale anlaşması, fesih
  • Olağan fesih(belirsiz süreli acentelik sözleşmelerinde, 3 ay önceden feshi ihbar ile)
  • Olağanüstü fesih(belirli süreli veya belirsiz süreli acentelik sözleşmelerinde, haklı nedenle)
  • Son bulmanın hüküm ve sonuçları: Acentelik sözleşmesinin sona ermesi,belli bir ödeme yapılmasını gerektirebilir.
    • Haklı nedene dayanan fesih hakkının kullanılmasına taraflardan birinin kusurlu davranışının yol açması (TTK md. 112)
    • Sözleşmenin haklı bir neden olmadan veya üç aylık ihbar süresine uyulmadan feshi (TTK md. 121/4)
    • Müvekkilin veya acentenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası: acenteye veya onun yerine geçenlere tazminat verilmesi (TTK md. 121/5)
    • Acentenin faaliyeti sonucunda genişleyen müşteri çevresinin, müvekkil tarafından sözleşmenin sona ermesinden sonra da kullanılacak olması nedeniyle acenteye hakkaniyete uygun olarak yapılacak ödeme(TTK md. 122): DENKLEŞTİRME TALEBİ

!!! 6102 sayılı kanun öncesi doktrinde ve yargı kararlarında kabul edilen denkleştirme talebi kanuni bir talep haline gelmiştir. Koşulları:

  • Acentelik sözleşmesi sona ermiş olmalı
  • Müvekkil acentenin işletmeye kazandırdığı müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde edebilir olmalı
  • Acentenin sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme devam etseydi sahip olacağı ücret isteme hakkını kaybetmesi
  • Denkleştirme talebinin ödenmesi somut olayda hakkaniyete uygun olmalı
  • Sözleşmenin, müvekkilin feshi haklı gösterecek eylemi olmaksızın acente tarafından sona erdirilmemiş veya acentenin kusuru sebebiyle sona erdirilmemiş olması

ccc.Komisyoncu (TBK md. 532)

  • Kendi adına müvekkili hesabına hukuki işlem yapar. Tacirin dolaylı temsil yetkisine sahip yardımcılarındandır.
  • Müvekkilin hak ve borçlara sahip olması, komisyoncunun yapılan işlemden doğan hak ve borçları müvekkile devretmesine bağlıdır.
  • Tacirle ilişkisi sürekli değildir.
  • Ücret karşılığında faaliyet gösterir.
  • Komisyoncunun borçları:
  • Müvekkilin talimatlarına göre hareket etme (TBK md. 535)
  • Bilgi verme ve müvekkilin menfaatlerini koruma (TBK md. 533)
  • İktisap olunan hak ve borçları müvekkile devretme ve hesap verme
  • Komisyoncunun hakları:
  • Ücret (TBK md. 539)
  • Masrafların ödenmesini isteme (TBK md. 538)
  • Hapis hakkı (TBK md. 541)
  • Bizzat taraf olma (TBK md.543)

ddd. Taşıma İşleri Komisyoncusu (TTK md. 917)

  • Eşya taşıtmayı ücret karşılığında üstlenen kişi.
  • Kendi adına ve müvekkili hesabına eşya taşıtmayı taahhüt eder.
  • Devamlı olarak faaliyet gösterir.
  • Ücret karşılığında faaliyet gösterir.
  • Borçları: taşıma işinin örgütlenmesi, taşıma yolunu, araçlarını ve taşıyıcıyı belirleme, taşıma, ardiye gibi sözleşmeleri yapmak, taşıyıcıya gerekli bilgi ve talimatları vermek (TTK md. 918). Ayrıca aksi kararlaştırılmamışsa, eşyayı sigortalamak, ambalajlamak, işaretlemek ve gümrüklemek de sorumluluğa dahildir. Edimler yerine getirilirken gönderenin menfaatlerini gözetilecek ve talimatlara uyulacaktır.
  • Taşıma işleri komisyoncusu, zilyetliğinde bulunan eşyanın zıyaı ve hasarından sorumludur. Kendi adamlarının ve taşımanın yerine getirilmesi için yararlandığı kişilerin görevlerini yaptıkları sıradaki fiil ve ihmallerinden kendi fiil ve ihmali gibi sorumludur.
  • Komisyoncunun taşıyıcının fiillerinden sorumluluğu konusu tartışmalıdır.
  • Taşıma işleri komisyonculuğundan doğan tüm talepler bir yılda zamanaşımına uğrar.
  1. 26.04.2013 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan “Ticaret Sicili Tüzüğünün Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tüzük” ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bugün, ticaret sicili kayıtlarının nasıl tutulacağı 27.01.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, 2012/4093 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uygulamaya konulan “Ticaret Sicili Yönetmeliği” hükümlerine göre belirlenmektedir.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir