ilk kayboluşmamız
Yıllar öncesine döndüm bugün, O gün, işte o gün, ne yaptıysam bugün de bilmeden aynılarını yapmışım, Şimdi, işte şimdi, gece yarısında fark ediyorum. Halatından kurtulan o açıktaki tekneye geri döndüm yüzerek, Sonra da korktum,...
Sanat, sinema, edebiyat, felsefe ve hukuk ders notları
Yıllar öncesine döndüm bugün, O gün, işte o gün, ne yaptıysam bugün de bilmeden aynılarını yapmışım, Şimdi, işte şimdi, gece yarısında fark ediyorum. Halatından kurtulan o açıktaki tekneye geri döndüm yüzerek, Sonra da korktum,...
“korkunun sebebi, insanın elindekilerden olma ihtimalinin mevcudiyetidir. ama elinde hiç bir şeyin kalmadıysa, yine de korkabilir misin? elinde olma potansiyeline sahip olan şeylerin hayalinin elinden alınmasından korkabilirsin gayet tabii. o zaman hayaller bir noktada...
salgın hastalıklar için ilaçlar devasa acılar için uyuşturucular büyük travmalar için terapiler mucizevi aşklar için aldatışlar imkansız görünen dertler için çözümler var. ama dünyadasın, bunun tedavisi yok.
farklılıkların içindeki benzerliği arar insan, onu sever, onu sevmeye çalışır çünkü insan tanımadığı bir yerde, bir insanda, bir hayatta mutlu olamaz, oldum sanır, kendisini kaptırır buna, ama her zaman o yabancılaşmanın içindeki tanıdıklığı arar....
yaşamak güç, mutlu olmak imkansız gibi gelir bazen bazenleri zaten bir bırak önce şöyle köşeye mutluluk andadır, andır. yaşamaksa evrensel küme. bazenleri al bir taraftan eline, diğer eline de koy kendini hangisi daha ağır...
depreştiriyor ruhumu aydınlık sokakların ve bir sigara çıkarıp yakıyorum yatay pencereden dışarı külleri her ne kadar içeri savrulsa da ben izin verdiğim ölçüde açık arası
bembeyaz mobilyalar ve yağmur tokatlıyor yerleri ama güzel gözlerin yok ne odanın içinde ne de gökyüzünü gösteren pencerelerin ardında n’eyleyim böyle şehri?
merhaba dedi önce, sonra tutuldum bir anda, cevap veremedim. elim ayağım uyuştu sanki. cevap veremedim. ya kalbimdi düşen, ya da bendim yere. ayırdına varamadan cevap vermeye çalıştım. cevap veremedim. zaman durdu gitti sanki, zamanı...
tekrarlayan ritmlerin arasına sıkışmış bir do sigara dumanı ve sarı siyah çizgili parkeler açmış en dibinden aldığı suyla çiçekler neden böyle bu hayat, neden tatsız daima diye sormana lüzum yok, cevabı gözlerinin önünde sarı...
ben zaten başından beri sarı çizgilerin gerisinde kaldım tren geldi gitti geçemedim sarı çizgilerin ötesine boşuna anons yapmayın artık, lüzumu yok ben geçemiyorum işte bu sarı çizgileri ve yalnız ben varım bu saate, bu...
yalnızca gölgen miydi yoksa beni görmeye geldin mi gece vakti öpüp alnımdan, gene gittin mi koyu karanlığa? yaptıklarımdan utanıyorum, bazı zamanlar bazı zamanlarsa bir cesaretle doluyor içim, gel gidelim diyorum, ama yalnızca kendi kendime...
açtı telefonu, kulağını dayadı ahizeye; “bir insan başka bir insanı sevemez, anlaman lazım bunu. insan saf kötülükten oluşur. bir insan başka bir insanı sevdiğini zannederken aslında her zaman kafasında kurduğu o imgeyi sever, ha...
adım atmak her zamankinden daha zor turuncu kumlar dibe çöküyorlar çölün ortasında taştan bir ebediyim a4 boyutunda ekranlarda boy gösteriyorum aynı sen gibi yahut da vahanın ortasındaki bedevi gibi kendim gibi, olduğum gibi, belki...
adını tahmin edebileceğiniz kuşlar havalanıyor denizin köpüren yüzeyinden çocuklar gülüyorlar, neşeliler, tüm bunlar olup biterken köpüren bir tek denizler değil, bizatihi içim seni arıyor durmak bilmeyen dalgalar gökyüzüne doğru yol alıyorlar, bulutlarda arıyorlar seni...