Sigorta Hukuku Ders Notu

 

SİGORTA HUKUKU

Risk Kavramı (Riziko – tehlike – olay)

Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş ve sanayi toplumundan günümüz dünyasına geçerken risk giderek önemini arttırmıştır. İnsanlar olarak can ve mal varlığımız, işletmelerin ise sadece mal varlıkları çeşitli risklere maruz kalır. Bu risklerin büyüklüğü ya da sonuçları fark etmeksizin bütün işletmeler ya da canlılar risk taşıyıcısı durumundadır. Çünkü bu risklerin maruz kaldığımızda da sonuçlarına da katlanmak durumunda kalıyoruz. Profesyonel risk taşıyıcılarının bu anlamda bizlerin yerine riski taşıması günümüzde gelinen noktadır. Sigorta primi karşısında güven satan profesyonel risk taşıyıcılarına, maruz kalma ihtimali olan riskler devredilir. Bankaların teminat mektubu vermesi dahi bu güvence verme durumuna bir örnek olabilir. Bizim konumuza sadece sigorta şirketleri yani sigorta şirketleri girmektedir.

Kelime olarak bakılırsa risk “güvence altına alma” anlamına gelecek şekilde evirilmiştir. Riskler 2’ye ayrılır.

  • Ekonomik sonucu olan riskler
    • Tesadüfi riskler
    • Spekülatif riskler
  • Ekonomik sonucu olmayan riskler

 

MADDE 1401

Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.

Ruhsatsız bir şirket ile onun bu durumunu bilerek yapılan sigorta sözleşmeleri hakkında Türk Borçlar Kanununun 604 ve 605 inci maddeleri uygulanır. Türkiye’de yerleşik olmayan sigorta şirketleriyle kurulan sigorta sözleşmelerinde bu hüküm uygulanmaz.

 

Yukarıda görüldüğü üzere sigorta sözleşmesinin tanımı yapılmıştır. Bir riskin ya da bir tehlikenin ortaya çıkması sonucunda doğuracağı sonuçların bir para ile ölçülebilir olması aranmaktadır. Bu noktada akla iktisadi sonuçları olmayan riskler akla gelebilir. Örneğin, Onurumuzun, manevi şahsiyetimizin para ile ölçülebilmesi pek mümkün değildir. Dolayısıyla kişiler bunları kendileri karşılamaktadır ama bunlar hukuken manevi tazminatın konusunu oluşturabilmektedir. Hukuki olarak yaptırımsız kalmaları söz konusu değildir. Sorumluluk açısından yani kişinin bir manevi tazminat ödemek zorunda kalması halinde ancak bu sorumluluğunuzun bir sigorta ile güvence altına alınması gerekmektedir. Bunun ötesinde para ile ifade edilebilirlik açısından ortaya çıkan güçlük sebebiyle bunlar sigortanın dışında kalırlar. Kısaca iktisadi sonucu olmayan riskler sigorta hukukunun konusu dışında kalmaktadır. Sadece manevi tazminatlar bazen sigorta sözleşmelerine ek prim ödemek şartı ile dâhil edilebilir. Bu da oldukça nadirdir çünkü önceden kestirilebilmeleri oldukça güçtür. Manevi tazminat ödeme sorumluluğu, sorumluluk sigortaları ile güvence altına alınabilirler. Örneğin, çevre sorumluluk sigortalarında enteresan kararlar vardır. Örnek, alt katınızda dokuma tezgâhı var ve o tezgâhtaki ritmik dokuma sesleri sebebiyle psikolojik sıkıntılar ortaya çıkıyor.

(Soru üzerine: onur ve şahsiyetime yönelik olarak bir sigorta güvencesi almak istiyorum dediğinizde, bunu alabilme imkânınız yok. Ancak sorumluluk sigortaları manevi tazminatın konusunu oluşturabiliyor)

İktisadi sonucu olanlar ağırlıklı olarak sigortanın konusuna girerler. 2’ye ayrılırlar.

  • Tesadüfi riskler

Tesadüfi riskler tam anlamıyla saf risktir ve sigorta hukukunun içine girerler. Tesadüfi risklerin karakteristik özellikleri, gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin belirsiz olması ve gerçekleşmesi kesin olsa bile ne zaman gerçekleşeceği belli olmamasıdır. Evden çıktığımızda kaza yapıp yapmayacağımız belli değildir. Öte yandan ölüm gibi gerçekleşmesi kesin olsa dahi zamanı belli olmayabilir.

  • Spekülatif riskler

Spekülatif riskler, kar ya da zarardan oluşmaktadır. Her halükarda ikisinden birisinin olduğu risklerden bahsedilmektedir. Örneğin, borsada muhakkak ya kar edilir ya zarar edilir. Bir diğer örnek, şans oyunları, kumardır. Bunlarda ya kaybedilir ya kazanılır. İkisinden birinin kesin olarak gerçekleşeceği belli olduğu için spekülatif riskler sigortacılığın dışında kalırlar.

Risklerin Kaynakları

Doğadan kaynaklı riskler: Deprem, su baskını, heyelan, dolu fırtına vb. bunlar elamanter zararlar olarak da adlandırılırlar. Sigorta ile güvence altına alınabilirler. Bunların gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belirsizdir ve gerçekleşeceği kesin olsa dahi zamanı belli değildir. Uygulamada elamanter sigortacılık olarak faaliyet adı bulmaktadırlar. Doğal afet sigortaları kurumu(DASK), tarım sigortaları havuzu (TARSİM) bu amaçla kurulan kurumlardır. Bunlar özel sigortalarla kurulmuşlardır.

İnsan kaynaklı riskler: Bizzat insanlar da risk kaynağıdır. Bunlar ihmali ya da iradi olabilir. Hemcinslerimizden de bize riskler gelebilir. Bunlar toplumsal riskler ya da bireysel riskler olarak ayrılabilir. Örneğin, harp bir nevi toplumsal risktir. Bunlar genellikle sigorta hukukunun güvence kavramının dışında kalan istisnai risklerdir. Sadece belli koşullar altında ve ek prim ödemek şartıyla nadiren güvence altına alınabilirler.

Teknolojik kaynaklı riskler: makineler, cihazlar, bilgisayarlar da risk kaynağı olabilirler. Bütün bu kaynaklarla ortaya çıkabilecek riskler sigorta ile güvence altına alınabilmektedir.

 

 

 

Sonuçları Bakımından Risk Ayrımı

  • Mal varlığı üzerinde sonuçlarını gösteren (işletmeler bakımından)

Mal varlığı hukuki açıdan bir kişinin belirli bir anda sahip olduğu bütün aktif ve pasiflerin toplamı olarak tanımlanır. Sonuçlarına göre riskleri ayırdığımızda, malvarlığımızın aktifinde sonuçlar doğabileceği gibi pasifler de etki doğabilir. Hatta bu noktada zarar sigortası kavramı ortaya çıkmıştır. Zarar sigortaları aynı zamanda mal varlığı sigortaları olarak anılırlar.

Mal varlığı sigortaları kendi içerisinde; aktifi güvence altına alan mal sigortaları ve pasifi güvence altına alan sorumluluk sigortaları olarak ikiye ayrılmaktadır.

  • Can varlığı üzerinde sonuçları gösteren riskler (hastalık, kaza vs.)

Can sigortaları; hayat, sağlık ve kaza sigortaları olarak alt başlıklara ayrılmıştır.

O halde şu şekilde özetleyebiliriz:

Mal varlığı sigortaları(zarar sigortaları)

  • Aktifi güvence altına alanlar – mal sigortaları
  • Pasifi güvence altına alanlar – sorumluluk sigortaları

Can sigortaları

  • Hayat sigortaları
  • Sağlık sigortaları
  • Kaza sigortaları

 

Sigorta Şirketleri

Sigorta şirketleri bizim ya da işletmelerin yerine belli bir prim karşılığında bu risklerin taşıma yükümlülüğünü üstlerine almaktadır. Kişiler bu noktada bir nevi risk satıcısı, sigorta şirketi ise risk alıcısıdır. Şirketler ne kadar çok sayıda benzer kişinin riskini satın alırsa bunlardan bir risk topluluğu oluşturur ve maruz kalınan riski bu topluluğa dağıtır. Örneğin, 100 araç sahibi olsun. Bunlardan bir tanesi kaza yaparsa diğer 99 kişi ile birlikte o bir kişinin zararı karşılanmaktadır. Buna iç dağıtım denmektedir. Sigorta şirketleri riski, risk topluluğunu oluşturan kişiler arasında dağıtır. Dış dağıtım, sigorta şirketlerinin üzerine aldıkları risklerin bir kısmını reasürans şirketlerine sigorta ettirmesidir. Bu reasürans şirketleri de kendi içinde bir risk topluluğu oluşturup, bir iç dağılım yapmaktadır. Hemen hemen 3 tane reasürans şirketi vardır ve geri kalanlar da ağırlıklı olarak yurtdışındadır.

Sigorta Türleri

Özel Sigorta ve Sosyal Sigorta Ayrımı: Özel sigortalar bizim konumuza giren ve sigorta sözleşmesi hukuku da diyebileceğimiz alandır. Sözleşme, iki tarafın karşılıklı birbirine irade beyanlarıyla kurulan müessesedir. Sosyal sigortalarda ise sigortanın kaynağı kanundur. Kanundan yani kendiliğinden, kişinin bazı statüleri edinmesi ile sahip olduğu sigorta türleridir. Emekli sandığı, bağ-kur gibi kurumlar artık sosyal güvenlik çatısı altında toplanmış durumdadır. İşte bu sosyal güvencelerin kaynağı kanundur. Kendine has ilkeleri ve kendine has işleyişi olan bir alandır. Sosyal sigortalar, bizim işlediğimiz özel sigorta hukukunun kapsamı dışında kalmaktadır çünkü bunlar sözleşmeye dayanmamaktadır. (Sosyal sigortalar kanundan doğuyor derken, demek istediğimiz sosyal sigorta yapma zorunluluğunun kanundan doğmasıdır. Özel sigortalar gibi sözleşmesel olarak doğmamaktadır. )

Kanuni Sigorta ve Sözleşmesel Sigorta Ayrımı: Kanuni sigorta derken özel sigortalar içerisinde de kaynağını doğal afet sigortaları ya da tarım sigortaları gibi kanundan alanlar vardır. Fakat bunlar o sigortanın doğuşuna ve işleyişine ilişkindir yoksa sigorta yaptıranlar yine sözleşmesel şekilde sigortalı olmaktadır. Bu sebeple kanuni sigortalar daha çok sosyal sigortalar için kullanılan bir ifadedir. Özel sözleşmeden kaynaklanan sigortalar ise özel sigortaları yani bizim ilgi alanımızda olan sigortaları ifade etmektedir.

İradi Olarak Akdedilmeyen İhtiyari Sigorta ve Zorunlu Sigorta Ayrım: Sözleşme hukukunda geçerli olan ilke, sözleşme serbestisidir. Kişi istediği ile istediği şekilde sigorta yapabilir. Bir sözleşme hukuku olan sigorta hukukunda da temelde bu ilke geçerlidir. Riske maruz kalanlar istelerse, istedikleri sigorta şirketi ile sigorta sözleşmesi akdedebilirler. Örneğin, evinizi yangın riskine karşın ya da hırsızlık riskine karşın sigortalatmak iradidir ya da kişi isterse 10 ayrı sigorta şirketi ile hayat sigortası için sözleşme yapabilir. Bunlara ihtiyari sigorta denmektedir.

Özel sigortalar içerisinde zorunlu sigortalar da vardır. Sigortacılık kanununda zorunlu sigorta ihdas etme yetkisi Bakanlar Kurulu’na aittir. Eskiden Bakanlar Kurulu’na bu yetki sorumluluk sigortaları bakımından verilmişti ancak değişiklik ile Bakanlar Kurulu’na kamu yararı göz önüne alarak bazı sigortaları zorunlu yapma yetkisi verilmiştir. Zorunlu sigortalarda sözleşme serbestisi hala vardır çünkü sözleşme yapmak zorunludur ama hangi şirketle ne şartlar ile sözleşme yapılacağı hala serbestlik içerisindedir.

Sabit Primli Sigorta ve Değişir Primli Sigorta Ayrımı: Profesyonel risk taşıyıcılarının sigorta ücreti olarak da adlandırılan prim karşılığında bu riski taşımayı kabul ettiğini daha önce söylemiştik. İşte bu prim, anonim şirket olarak çalışan sigorta şirketlerinde sabittir. Örneğin, 1 yıllık bir sigorta sözleşmesi akdedildiğinde sigortacı tarafından 1 yıllık sigorta primi belirlenir.

Değişir prim ise kooperatif olarak işleyen sigorta şirketlerinde karşımıza çıkar çünkü bu şirketlerin sermayeleri değişir sermayedir ve bu sebeple de primler değişkenlik göstermektedir. Türkiye’de de bu tip sigorta şirketlerinin örnekleri yavaş yavaş görülmeye başlamıştır. Bu şirketlerde bir prim belirlenir ancak yıl içerisinde riski taşıyanlar ile riski taşıtmak isteyenler aynı kişi olduğu için bu primler ihtiyaca göre değişebilir.

Bireysel Sigorta ve Grup Sigortası Ayrımı: Sigorta sözleşmeleri bireysel olarak yani ferdi olarak akdedileceği gibi grup sigortası olarak da yapılabilir. Bireysel sigortaya evin yangın riskine karşın sigortalatılması örnek olarak verilebilir. Grup sigortası ise belli veya benzer risklere maruz kalan kişilerin tamamının birlikte bir sigorta sözleşmesi ile güvence altına alınmasıdır. Örneğin, bankalar bu tarz sigortaları kredi kartı müşterileri ile ilgili olarak yapmaktadır. Bu noktada o bankadan kredi kartı alan herkes grup sigortasından sigortalı olmaktadır.

Zarar Sigortası ve Can Sigortası Ayrımı:

Zarar Sigortası – (tazminat sigortası )- (mal varlığı sigortası)

  • Mal sigortaları
  • Sorumluluk sigortaları

 

Can sigortaları – (meblağ sigortası)

  • Hayat sigortaları
  • Kaza sigortaları
  • Hastalık sigortaları

 

Bu ayrım TTK’ ya da yansımıştır. Bu ayrım önemlidir çünkü şirketler bile buna göre ayrılmıştır. Bu iki tür birbirinden bağımsızdır ve kendine has özellikleri vardır.

Zarar sigortasında bir risk sonucunda doğan bir zarar vardır ve sigorta şirketi bu zararı öder. Dolayısıyla zenginleşme yasağı vardır. Ne kadar zarar varsa o kadar sigorta tazminatı vardır. Örneğin, 100 bin TL’lik bir eviniz var. Yangın riskine karşı sigorta yaptırdınız ve eviniz tamamen yandı. Sigortacı size sadece 100 bin TL ödeyecektir. Bu ilkeye bağlı olarak çift sigorta yasağı karşımıza çıkar ve zenginleşme yasağı ile aynı anlama gelmektedir. Yangın sigortası örneğinden yola çıkarsak bir şirketle anlaştım, bir şirketle daha anlaşayım, böylece 200.000 TL sigorta tazminatı alırım denilmesi mümkün değildir. Sadece bir şirketle anlaşılabilir. Zarar sigortalarında karşımıza çıkan bir başka kavram halefiyet ilkesidir. Bu ilke uyarınca, bir zarara maruz kaldığınızda ve bu zararınız sigortacı tarafından karşılandığında, sigortacı ödediği sigorta miktarı ile kısıtlı olmak şartıyla üçüncü kişilere karşı haklarınızı kullanabilmektedir. Bu halefiyet ilkesinin sınırı, şirketin ödediği tazminattır. Bu ilke de zenginleşme yasağının bir sonucudur. Siz hem sigortacınızdan bir tazminat hem de zarara sebep olan üçüncü kişiden bir tazminat alabilme hakkına sahip değilsiniz. Sigortacı bu noktada sizin yerinize geçerek bu hakkınıza halef olacaktır.

Can sigortalarında bunların hiçbiri yoktur. Can sigortaları, meblağ sigortaları oldukları için en başta risk satan ile risk alan arasında belirli bir meblağ kararlaştırılır ve bu meblağ sözleşmede yazılır. Sigortacı şirketi tarafından risk meydana geldiğinde en başta kararlaştırılan meblağ ödenir. O yüzden de kişinin ödeme kabiliyetine bağlıdır. Ünlü kişilerde bu durumu görebilmekteyiz. Bacaklarını sigortalatan futbolcular, parmaklarını sigortalatan piyanistler bu durumlara örnektir. Primini ödeyebildiğiniz sürece, sonu olmayan bir sigortalatma gücü karşımıza çıkmaktadır. Zenginleşme yasağı da yoktur, birden çok şirketle de anlaşılabilir. Halefiyet ilkesi yoktur dolayısıyla hem hayat sigortasından bedeli alıp hem de hakkınız varsa 3. kişilere başvurabilirsiniz.  Dolayısıyla can sigortaları bir zenginleşme aracı olarak kullanılabilirler.

 

 

Sigorta sözleşmesinin unsurları

 

MADDE 1401

(1)Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.

(2) Ruhsatsız bir şirket ile onun bu durumunu bilerek yapılan sigorta sözleşmeleri hakkında Türk Borçlar Kanununun 604 ve 605 inci maddeleri uygulanır. Türkiye’de yerleşik olmayan sigorta şirketleriyle kurulan sigorta sözleşmelerinde bu hüküm uygulanmaz.

 

Maddeyi incelediğimizde bazı kavramlarla karşılaşmaktayız. Hem zarar sigortaları hem de can sigortaları bir arada tanımlanmaktadır. Tam anlamıyla sigorta sözleşmesinin tanımını yapmak oldukça zordur. Bu tanımdan yola çıkarak bir sözleşmenin sigorta sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi zorunlu unsurları tespit etme olanağına sahibiz.

Unsurlar:

  • Sözleşme
  • Prim
  • Para ile ölçülebilir bir menfaat, sigorta menfaati
  • Tehlike, riziko, risk, olay
  • Sigorta tazminatı, sigorta bedeli
  • Sigortacı
  • Sigorta ettiren

Tanımdan çıkardığımız unsurlar ışığında sigorta sözleşmeleri, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Sözleşmenin bir tarafında sigorta ettiren, bir tarafında sigorta şirketi vardır. Sigortacı ile sigorta sözleşmesini akdeden kişiye sigorta ettiren denilmektedir.

Sözleşmenin yardımcı unsurları

  • Sigortalı(menfaati korunan)(hayat sigortaları bakımından riziko şahsı)

Teknik bir terimdir. Sigortalı denilen kişi, sigorta ile menfaati güvence altına alınan kişidir. Riskin üstünde meydana gelme ihtimali olan kişidir. Örnek olarak, siz kendi hayatınız üzerine bir sigorta sözleşmesi akdederseniz, sigorta ettiren de sigortalı da sizsiniz. Bir diğer örnek olarak, siz annenizin hayatı üzerine bir sigorta sözleşmesi akdederseniz, sigorta ettiren sizsiniz ancak sigortalı anneniz olur.

  • Lehtar

Risk veya olay meydana geldiğinde sigortacıdan sigorta bedelini talep etme hakkına sahip olan kişidir. Örneğin, siz annenizin hayatını sigortalatır ve sigorta bedelini kardeşime verin derseniz; siz sigorta ettiren, anneniz sigortalı, kardeşiniz ise lehtar olur.

Hayat sigortalarında her zaman güvence altına alınan her zaman bir risk, bir tehlike olmayabilir. Bu sebeple kanun ek olarak “olay” kelimesini de kullanmıştır. Örneğin, çeyiz sigortalarında evlilik bir olaydır. Her zaman zarar veren, bizi sıkıntıya sıkan bir risk olarak düşünmemek gerekir.

Zarar sigortalarında zarar tazminatı, hayat sigortalarında ise sigorta bedeli terimi kullanılmaktadır.

  • Reasürans şirketi

MADDE 1403

(1) Sigortacı, sigorta ettiği menfaati, dilediği şartlarla, tekrar sigorta ettirebilir.

(2) Reasürans, sigortacının, sigorta ettirene karşı borç ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz; sigorta ettirene, tekrar sigorta yapana karşı, doğrudan dava açmak ve istemde bulunma haklarını vermez.

 

Sigortacı, sigorta ettiği menfaati dilediği şartlarla reasürans şirketlerine tekrar sigorta ettirebilmektedir. Reasürans, sigortacının sigorta ettirene karşı borç ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz. Sigorta ettirene, ikili sigorta şirketine karşı doğrudan dava açma ya da haklarını talep hakkını vermez çünkü reasürans sözleşmesinin tarafı iç dağıtımdaki sigorta ettiren değildir. Reasürans sözleşmesinin tarafı, sigorta şirketi ile reasürans şirketidir. Bu sözleşme ilişkisi hiçbir ilişkisi sigorta ettiren ile sigorta şirketini etkilemez.

  • Acente

Sigorta şirketlerinin sigorta sözleşmesini satmak amacıyla kullandığı aracılardır. Acenteler; sözleşme akdetme yetkisi olanlar ve olmayanlar yani sadece aracılık edenler şeklinde ikiye ayrılırlar.

  • Brokerlar

Aracı demektir ancak sigorta ettirenin tarafındadırlar. Sigorta ettirenlere portföy sunarlar, şirketleri sıralar ve tanıtırlar. Hukuki nitelik olarak tellal, simsar olarak geçerler.

  • Sigorta eksperleri

Sigortacıların şirkette istihdam etmek zorunda oldukları kişilerdir. Zarar sigortalarında olay yerini, kazayı, zararı inceleyen ve zararı tespit eden kişilerdir.

  • Sigorta aktüerleri

Sigortacılık kanunu ile istihdam ettirilmek zorunda olan bir gruptur.

 

 

 

Bir önceki dersimizde TTK 1401. maddesinde tanımlanan sözleşmenin sigorta sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi için unsurlarını belirtmiştik. İki tane temel sigorta türü vardı; Zarar sigortaları ve can sigortaları. 1401. maddede her iki sigorta türünün tanımlanmaya çalışıldığını ve bu iki farklı sigorta türünden kaynaklanarak bazı unsurlarda farklı terimlerin kanun koyucu tarafından konulduğunu belirtmiştik. Örneğin; Zarar sigortalarında sigorta tazminatı, riziko, risk, tehlike terimlerinin bulunduğunu / can sigortalarında sigorta bedeli, olay terimlerinin kullanıldığını görüyoruz. Can sigortalarında olay teriminin kullanılmasının sebebi her zaman bir risk olarak ortaya çıkmayacaktır sigorta olayları. Sevindirici olaylar da hayat sigortacılığını oluşturabilmektedir.

 

Bu bağlamda sigortacıdan bahsetmiştik, sigorta sözleşmenin tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğunu, bir tarafın sigorta şirketi veya sigortacı diğer tarafın ise sigorta ettiren olarak adlandırdığınızı belirtmiştik. Taraflar tüzel kişi olabileceği gibi gerçek kişi de olabilmektedirler. Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme, sigorta ettirenin asli borcu, prim ödemektir veya sigorta ücretinin ödemektir. Sigortacının buna ilişkin karşı asli edimi ise rizikoyu taşıma yükümlülüğüdür. Sigortacılığın ilk başladığı yıllarda sigortacıların bir tazminat ödeme yükümlülüğü karşı edim olarak algılanıyordu. Ancak daha sonrasında prim ödeme borcu karşılığında sigortacının asli edimi rizikoyu taşıma yükümlülüğüdür. Yani rizikoyu taşıma yükümlülüğüne karşı prim ödenecektir. Yani kişi risk meydana gelirse ne yaparım nasıl karşılarım gibi düşünce ve kaygıları prim ödeme borcu karşılığında profesyonel risk taşıyıcılarına yani sigortacılara devredecektir.

Örneğin 1 yıllık bir sigorta sözleşmesi yaptınız, o 1 yıl içerisinde herhangi bir risk meydana gelirse, zarar sigortalarında herhangi bir zarar meydana gelirse sigorta bu gündeme gelen zararı karşılayacaktır. Ancak bir risk hiçbir zaman gündeme gelmezse, yani siz arabanızı meydana gelebilecek zararlara karşı kasko sigortası ile sigortalattınız 1 yıl içinde hiç bir zarar ile karşılaşmamışsanız o zaman sigortacının tazminat borcu ödemesi söz konusu olmayacağından rizikoyu taşıma yükümlülüğü demek daha doğrudur.

 

Sigortacılar

 

Sigortacılık Kanunu

MADDE 3

(1) Türkiye’de faaliyet gösterecek sigorta şirketleri ile reasürans şirketlerinin anonim şirket veya kooperatif şeklinde kurulmuş olması şarttır. Sigorta şirketleri ve reasürans şirketleri, sigortacılık işlemleri ve bunlarla doğrudan bağlantısı bulunan işler dışında başka işle iştigal edemez.

(2) Anonim şirket şeklinde kurulacak sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin;

  1. a) Kurucularının;

1) Müflis veya konkordato ilan etmiş olmaması,

2) Bir sigorta veya reasürans şirketinin kurucusu veya ortağı olmanın gerektirdiği malî güce ve itibara sahip bulunması,

3) Tasfiyeye tâbi tutulan finansal kuruluşlarda ve hakkında 20 nci maddenin ikinci ve üçüncü fıkrası hükümleri uygulanan şirketlerde oy hakkının ya da sermayesinin doğrudan veya dolaylı yüzde on ve daha fazla bir oranda veya bu oranın altında olsa bile denetim ve yönetime etkili olabilecek şekilde denetim ve yönetim kurullarına üye belirleme imtiyazı veren pay sahibi olmaması,

4) Taksirli suçlar hariç olmak üzere affa uğramış olsalar dahi süreli hapis veya sigortacılık mevzuatına aykırı hareketlerinden dolayı hapis veya birden fazla adlî para cezasına mahkûm edilmemiş yahut cezası ne olursa olsun basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, görevi kötüye kullanma gibi yüz kızartıcı suçlar ile kaçakçılık suçları, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, Devlet sırlarını açığa vurma veya vergi kaçakçılığı suçlarından dolayı hüküm giymemiş olması,

5) Tüzel kişi olması halinde bu tüzel kişinin yönetim ve denetimine sahip kişilerin, malî güç dışında kurucularda aranan diğer şartları taşıması,

  1. b) Hisse senetlerinin nakit karşılığı çıkarılması ve halka açık anonim şirketlerde halka açık olan kısım hariç olmak üzere tamamının nama yazılı olması,
  2. c) Bir holding bünyesinde faaliyet gösterecek olması halinde, holding şirketinin finansal durumunun da sigortacılık faaliyetlerini idame ettirmeye yeterli olması,

zorunludur.

(3) Üyeleri dışındaki kişilerle sigorta sözleşmesi yapmayan kooperatif şeklinde kurulan sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin;

  1. a) Mütüel (karşılıklı) sigortacılık yapması,
  2. b) Ortak sayısının ikiyüzden az olmaması,
  3. c) Yöneticilerine herhangi bir ayrıcalık vermemesi,

zorunludur.

(4) Kooperatiflerin, üyeleri dışındaki kişilerle sigorta sözleşmesi yapabilmesi, bu hususun ana sözleşmelerinde açıkça yer alması şartıyla Müsteşarlığın iznine tâbidir. Kooperatif üyeleri dışındaki kişilerle sigorta sözleşmesi yapılabilmesi için kooperatiflerin sermayelerini, Müsteşarlıkça belirlenecek miktara yükseltmesi zorunludur.

(5) Yabancı sigorta şirketlerinin ve reasürans şirketlerinin Türkiye’de faaliyet göstermesine ilişkin usûl ve esaslar Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir.

 

Sigortacılar Sigortacılık Kanununda düzenlenmiştir. Sigortacılık Kanunu 2 türe olanak vermiştir. Sigorta şirketlerinin ya A.Ş şeklinde yapılanması veya kooperatif şeklinde yapılanması gerekir. Bu iki tür dışında örneğin bir limitet şirket, kolektif şirket veya tüzel kişiliği olmayan bir adi ortaklık şeklinde bir sigortacılık faaliyeti yürütülmesi söz konusu olmayacaktır. Bu noktada, TTK kapsamında AŞ’lere ilişkin hükümler sigorta şirketleri açısından uygulanacaktır. TTK’daki hükümler dışında Sigortacılık Kanununda bazı özel düzenlemeler getirildiğini görmekteyiz.  Öncelikle A.Ş ve kooperatif biçiminde yapılandığına göre her ikisi tüzel kişiliğe sahiptir ve tacir konumundadır. Sigorta şirketleri tacir konumunda olduğundan tacir olmaya bağlanan hüküm ve sonuçlar aynen sigorta şirketleri için de geçerli olacaktır. Örneğin fatura verme, ücret talep etme, basiretli iş adamı gibi hareket etme, iflasa tabi olma gibi tacir olmaya bağlanan hüküm ve sonuçlar sigorta şirketlerine de uygulanacaktır.

 

Karşılıklı Sigorta

 

TTK 1402. madde:

  1. Karşılıklı sigorta

MADDE 1402 (1) Birden çok kişinin birleşerek, içlerinden herhangi birinin, belli bir rizikonun gerçekleşmesi durumunda doğacak zararlarını tazmin etmeyi borçlanmaları karşılıklı sigortadır. Karşılıklı sigorta faaliyeti ancak kooperatif şirket şeklinde yürütülebilir.

 

Karşılıklı sigorta başlığı altında TTK’da düzenlenmiştir ayrıca Sigortacılık Kanunun 3. maddesinde de buna ilişkin bir düzenleme vardır. Karşılıklı sigorta, mütüel sigorta veya kooperatif biçimde yürütülen sigortacılık olarak adlandırılmaktadır. Son birkaç yıla kadar Türk hukukunda karşılıklı sigorta şirketi örneği yoktu, çok eskiden Birlik Sigorta karşılıklı sigorta olarak kurulmuştu ancak sonra A.Ş’ye dönüştü ve bütün sigorta şirketleri A.Ş statüsündeydi. Kooperatif sigortacılığın örneklerini günümüzde görmekteyiz. Karşılıklı sigorta, 1402. maddede tanımlanmıştır. A.Ş statüsünde sigortacılık faaliyeti yürütülmesi ile kooperatif statüsünde sigortacılık faaliyetinin yürütülmesi arasındaki farkları da 1402. madde ortaya koyacaktır. Karşılıklı sigorta, birden çok kişinin birleşerek içlerinden herhangi birinin belli bir rizikonun gerçekleşmesi durumunda doğacak zararlarını tazmin etmeyi borçlanmaları karşılıklı sigortadır. Karşılıklı sigorta faaliyeti ancak kooperatif şirket şeklinde yürütülebilir. Kooperatif biçimde sigortacılıkta ayırt edici özellik, benzer risklere maruz kalanlar aralarında bir topluluk oluşturuyorlar ve bir kooperatif kuruyorlar. Bu kişiler aynı zamanda kooperatifin üyeleri ve içlerinden herhangi birisinin zarar görmesi durumunda bu zararı hep birlikte karşılamayı taahhüt ediyorlar. Bu halde menfaatleri güvence altına alınanlar ve riski üstlenen yani sigortacı aynı kişiler olarak karşımıza çıkıyor. A.Ş biçiminde yürütülen sigortacılık faaliyetlerinde sigortacı bir tarafta ve sigorta ettiren diğer tarafta ayrımı karşılıklı sigortada ortadan kalmış olacaktır. Böylelikle karşılıklı sigorta, kooperatif üyelerinin kendi kendilerini kooperatif çatısı altında sigortalamalarıdır denebilir. Burada sigorta faaliyeti yürütmek için kurulmuş bir sigorta şirketi söz konusudur ancak türü kooperatiftir. Böyle bir sigorta şirketi,  kooperatif şirketin ana sözleşme ile oluşturulur, üyelik sıfatı ancak öyle kazanılır. Mesela tarımda alanında domates üreten çiftçiler benzer risklere maruz kalma ihtimaline karşı bir karşılıklı sigorta şirketi kurarlar ve her üye bir aidat öder. Bu aidat onların sigorta primi olarak ortaya çıkmaktadır. Değişir primli sigortacılık ise bu sistemden kaynaklanmaktadır, eğer ödenen aidat birinin riskini karşılamaya yetmiyorsa başka ödemeler talep edilebilir veya toplam prim artıyorsa iadesi gündeme gelebilecektir. Değişir primli sigortacılık, kooperatif esasının kendisine has özelliklerinden birisidir ve kooperatifler Kanunundaki hükümlere tabidir. Nasıl anonim şirket biçimindeki sigorta şirketlerine ticaret Kanunu’nun anonim şirketlere ilişkin hükümleri uygulanıyorsa kooperatif biçimdeki karşılıklı sigorta şirketlerinde kooperatif kanunundaki hükümler uygulanacaktır. Sigortacılık Kanunu’nun karşılıklı sigorta şirketi kurulabilmesi için ortak sayısının 200’den az olmaması gerektiğine ilişkin bir asgari rakam öngörüldüğünü gözlemlenmektedir. Sigortacılık Kanunu’ndaki hükümler gereğince belli koşulların sağlaması halinde, bir sigorta şirketinin anonim şirket biçimde kurulması ve tüzel kişilik kazanması onun sigorta şirketi olarak sigortacılık faaliyetinde bulunması için yeterli değildir. Esas olarak Ruhsat alması gerekmektedir. Ruhsat alma ve ruhsat almaya ilişkin koşullar ise Sigortacılık Kanunu’nda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

 

Ruhsat

Sigortacılık Kanunu MADDE 5

(1) Sigorta şirketleri ve reasürans şirketleri, faaliyete geçebilmek için, faaliyet göstermek istedikleri her bir sigorta branşında Müsteşarlıktan ruhsat almak zorundadır. Alınan ruhsatlar, ticaret siciline tescil ve Ticaret Sicil Gazetesi ile Türkiye çapında dağıtımı yapılan ve tiraj bakımından ilk on sırada yer alan günlük gazetelerden ikisinde ilan ettirilir.

(2) Sigorta şirketleri hayat ve hayat dışı sigorta gruplarından sadece birinde faaliyet gösterebilir. Bu gruplarda yer alan sigorta branşları Bakan tarafından belirlenir.

(3) Kuruluş işlemlerini tamamlayan ve ruhsat talebinde bulunan sigorta şirketleri ile reasürans şirketleri, ödenmiş sermayelerini, ruhsat talep edilen sigorta branşları için öngörülen sermaye tutarları ile verilmek istenen teminatlara bağlı olarak, beş milyon Türk Lirasından az olmamak kaydıyla, Müsteşarlıkça belirlenecek miktara yükseltmek zorundadır. Müsteşarlık, söz konusu miktarı, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Üretici Fiyatları Endeksi artış oranını aşmamak kaydıyla artırmaya yetkilidir.

(4) Kuruluş işlemlerinin tamamlanmasından itibaren bir yıl içinde ruhsat başvurusunda bulunmamış sigorta şirketleri ve reasürans şirketleri, ticaret unvanlarında sigorta şirketi veya reasürans şirketi ibaresini kullanamaz.

 

Ayrıca TTK1401/2. fıkrasında da ruhsat meselesi düzenlenmiştir.

Ruhsatsız bir şirket ile onun bu durumunu bilerek yapılan sigorta sözleşmeleri hakkında Türk Borçlar Kanununun 604 ve 605 inci maddeleri uygulanır. Türkiye’de yerleşik olmayan sigorta şirketleriyle kurulan sigorta sözleşmelerinde bu hüküm uygulanmaz.” Burada atıf yapılan hüküm, yani henüz daha ruhsatı almamış bir sigorta şirketiyle bu durumu bilerek sigorta sözleşmesi yapan kişilere kumar ve bahisse ilişkin TBK hükümleri uygulanır demektedir. Başka bir ifadeyle eksik borç oluşturur ve talep edilemez.

 

Denetim konusu çok fazla işlenmeyecektir, pek hukuki değildir. İlgilenen arkadaşlar Sigortacılık Kanunu m. 7, 8, 9, 16-19, 20, 24, 28, 31. maddelerini okuyabilirler.

 

“4. Geçerli olmayan sigorta

MADDE 1404- (1) Sigorta ettirenin veya sigortalının, kanunun emredici hükümlerine, ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı bir fiilinden doğabilecek bir zararını teminat altına almak amacıyla sigorta yapılamaz.”

 

TBK 27. maddesi geçerlilik koşuludur, sözleşme serbestisi ilkesinin sınırını oluşturan bir düzenlemedir. Sözleşme hukukunda sözleşme serbestisi ilkesi vardır ancak bunun sınırını TBK 27. çizmektedir. Sigorta sözleşmesi de bir sözleşmedir dolayısıyla kanuna, ahlaka, kişilik haklarına, kamu düzenine aykırılık oluşturmaması gerekmektedir. Ancak sigorta sözleşmelerindeki sözleşme serbestîsinin genel hükümler çerçevesinde sınırı TTK 1404/1’de çizilmiştir. TTK 1404/1’de şöyle bir ibare bulunmaktadır: ” aykırı bir fiilinden doğabilecek bir zararını demektedir. 1404 sigorta hukukunun genel hükümlerinde düzenlenmiştir ve genel hükümler bütün sigorta türleri için uygulama alanı bulabilecek hükümlerdir, dolayısıyla hem can sigortaları hem de zarar sigortalarında uygulanabilecek olmalıdırlar. Öyleyse zarar kavramı sadece zarar sigortalarına özgü bir kavramdır, can sigortalarında böyle bir kavram yoktur. O yüzden buradaki zararın bir ” risk ” olarak algılanması gerekmektedir. Örnek olarak, hayali ihracat  kanunen yasaktır. Hayali ihracat, 1980 döneminde Türkiye’de çok yaygındı, kişiler o dönemde yurtdışına kot pantolon ihraç ediyoruz diyordu, kot pantolonlar kutulara yükleniyor ve ihraç edilme karşılığında da devletten bir KDV ödemesi talep etme haklarına sahiptiler. Bu yolla birçok kişi ihracatı hayali yaparak, yani gerçekten yapmayarak zengin olmuştur. Hayali ihracat yapanlar, kot ihraç ediyoruz diyorlardı ancak o kotlar hiçbir şekilde üretilmiyordu, kutuların içerisinde kotlar yerine gazete kâğıtları dolduruluyordu ve bu kişiler devletten bazı vergi iadelerini talep ediyorlardı. Bu hususa ilişkin bir yargı kararı da bulunmaktadır ve bu denli bir sigorta sözleşmesi yapılamaz denmektedir. Eğer yapılırsa sigorta sözleşmesi kesin hükümsüz olacaktır, yani o sözleşmeden herhangi bir talep hakkının örneğin zarar tazmin hakkı, ifa talep hakkı istemek mümkün olmayacaktır. Başka bir örnek ise fotokopiciler ders notu hizmeti de vermekte ve hocaların izni olmaksızın ders notlarını satmaktadırlar. Bir fotokopiciyi su basıyor ve bir takım kitaplar zarar uğruyor sigortalılar. Kitapların uğradığı zararı tazmin ederken bu ders notlarının zararını da talep ediyor. Burada tamamen kanuna aykırı bir faaliyet göstermek dolayısıyla tazminat talebi kabul edilmemelidir zira sigortanın bu güvenceyi verebilmesi 1404/1 uyarınca mümkün olmayacaktır.

 

  1. Sigorta menfaatinin yokluğu

MADDE 1408-(1) Sigorta sözleşmesinin yapılması anında, sigortalanan menfaat mevcut değilse, sigorta sözleşmesi geçersizdir. Sözleşmenin yapıldığı anda varolan menfaat, sözleşmenin süresi içinde ortadan kalkarsa, sözleşme o anda geçersiz olur.

                        (2) 1470 inci madde hükmü saklıdır.”

Sigorta menfaati özellikle zarar sigortaları açısından sigorta sözleşmesinin bir unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Öte yandan can sigortaları açısından ise zarar sigortaları anlamında değil ancak özellikle bir başkasının hayatı üzerine sigorta sözleşmesi akdetmek söz konusu olduğunda, o kişinin hayatta kalmasında bir menfaatinin olması aranmaktadır kanun koyucu. Eğer kişi kendi adına bir can sigortası sözleşmesi akdediyorsa tabi ki can varlığı, vücut bütünlüğü hususlarında menfaati vardır. Ama bir başkasının hayatı üzerinde sigorta sözleşmesi akdedilmek istendiğinde, örneğin bir banka tüketici kredisi kullanan bir müşterisi ile ilgili veya bir kredi kartı kullanan bir müşterisi ile ilgili olarak sigorta sözleşmesi akdetmek istediğinde, bankanın kredi müşterisinin hayatı üzerinde bir maddi veya manevi bir menfaati olması gerekmektedir. Menfaat hususunda 1408. madde olmazsa olmazdır. Sigorta sözleşmesinin akdedilmesinde menfaat olması gerekmektedir. Menfaat yokluğu halinde 2 olasılık karşımıza çıkacaktır;

 

1) Sözleşme akdedilirken en başta menfaat yok ise;

“Sigorta sözleşmesinin yapılması anında, sigortalanan menfaat mevcut değilse, sigorta sözleşmesi geçersizdir.” Örneğin, ev ile ilgili yangına karşı sigorta sözleşmesi akdetmek isteniyor ancak malik evi devretmiştir. Bu bağlamda evin bir 3. kişiye devrinden sonra kişinin eve yangın karşı sigorta sözleşmesi akdetmesi bakımından menfaat bağı kopmuştur. Dolayısıyla bu evle ilgili devirden sonra yapılan sigorta sözlemleşmesi geçersizdir.

 

2) Menfaat başta var ama sonradan ortadan kalkmış ise;

” Sözleşmenin yapıldığı anda varolan menfaat, sözleşmenin süresi içinde ortadan kalkarsa, sözleşme o anda geçersiz olur. ” ilgili hüküm TTK’na getirilen yeni ve önemli bir hükümdür çünkü pek çok görüş ayrılıklarını ortadan kaldırmak için getirilen bir düzenlemedir.

Akdin kurulması esnasında bir menfaatin olduğu ancak sonradan menfaatin ortadan kalktığı durumda sigorta sözleşmesinin bundan nasıl etkileneceği hakkında eski TTK’da bir hüküm bulunmamaktaydı. Dolayısıyla farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Mesela kimisi sigorta sözleşmesi devam eder bundan etkilenmez görüşünü savunmaktaydı ancak başkaları ise (hocamız da dahil) menfaat yokluğunun sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkması durumunda sigorta sözleşmesi etkilenmesi ve geçersiz olması gerekir, adeta sözleşme konusuz kalacaktır çünkü hukuki yarar ortadan kalkmış olacaktır. Örneğin banka 10 yıllık bir konut kredisi veriyor ve konut kredisi ile bağlantılı olarak kredi hayat sigortası sözleşmesi akdediliyor kredi alanın hayatı üzerine.  Bu hayat sigortası diyor ki 10 yıl içerisinde ölürse kalan kredi borcunu sigorta şirketi ödeyecektir deniyor. Banka için çok avantajlı bir durumdur zira mirasçılar aranmayacak direkt sigorta şirketinden kalan kredi borcun talep etme hakkına sahip olacaktır. Kredi hayat sigortasının akdedilmesinde maddi bir menfaat bulunmaktadır dolayısıyla sözleşme akdedilebilir. Başka bir durumda ise kişinin 10 yıllık kredi aldığını ve bankadan konut kredisi alan kişinin kredi borcunu daha 5. yılda kapatması halinde artık banka açısından kredi borcu bittiğinden bir menfaat yokluğu söz konusu olacaktır. Bu durumda kredi hayat sözleşmesi, menfaatin ortadan kalktığı anda sigorta sözleşmesi geçersiz olacaktır.

 

Bu hükümde 1470. madde saklı tutulmuştur. Bu ise sigorta sözleşmesinin devamı sırasında menfaat sahibinin değişikliğine ilişkin bir hükümdür. Örneğin kişinin bir evi var, yangın riskine karşı sigorta sözleşmesi akdetmiş. Bu sigorta sözleşmesinin süresi 1 yıllık ancak hala sigorta sözleşmesi devam ederken kişi 3 ay sonra evini başka şâhısa devrediyor.  Burada menfaat sahibinde bir değişiklik gündeme gelecektir. 1470. madde sigorta edilen menfaatin sahibinin değişmesi halinde aksine sözleşme yoksa sigorta ilişkisi sona erecektir demektedir. Yani sözleşemeye bir hüküm koymak suretiyle yeni menfaat sahibi tarafından sigorta sözleşmesinin devam edeceği kararlaştırılabilecektir. Ancak böyle bir hüküm yoksa menfaat sahibinin değişmesi halinde sözleşme sona erecektir. Karayolları trafik Kanunu’nda özel bir düzenleme bulunmaktadır, 15 günlük bir ihbar süresi düzenlenmiştir. Yeni malik isterse sigorta sözleşmesi devam edecektir isterse yeni şartlarla kendisi için sigorta sözleşmesi akdedebilecektir.

 

Sigorta sözleşmesinin kurulması

 

Sigorta sözleşmesinin kurulmasına ilişkin mevcut özel düzenlemeler 1405, 1424, 1425, sigortacılık kanunun 11. maddesidir.

 

  1. Sözleşmenin yapılması sırasında susma

MADDE 1405 (1) Sigortacı ile sigorta sözleşmesi yapmak isteyen kişinin, sözleşmenin yapılması için verdiği teklifname, teklifname tarihinden itibaren otuz gün içinde reddedilmemişse sigorta sözleşmesi kurulmuş sayılır.

(2) Teklifnamenin verilmesi sırasında yapılmış ödemeler, sözleşmenin yapılmasından sonra prim olarak kabul edilir veya ilk prime sayılır. Bu ödemeler, sözleşme yapılmadığı takdirde, kesinti yapılmadan, faiziyle birlikte geri verilir.

(3) 1483 üncü madde hükmü saklıdır

 

  1. c) Sigorta poliçesi verme yükümlülüğü
  2. aa) Genel olarak

MADDE 1424 (1) Sigortacı; sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmidört saat, diğer hâllerde onbeş gün içinde, yetkililerce imzalanmış bir poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlüdür. Sigortacı poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumludur.

(2) Sigorta ettiren poliçesini kaybederse, gideri kendisine ait olmak üzere, yeni bir poliçe verilmesini sigortacıdan isteyebilir.

(3) Poliçenin verilmediği hâllerde, sözleşmenin ispatı genel hükümlere tabidir.

  1. bb) İçerik

 

MADDE 1425 (1) Sigorta poliçesi, tarafların haklarını, temerrüde ilişkin hükümler ile genel ve varsa özel şartları içerir, rahat ve kolay okunacak biçimde düzenlenir.

(2) Poliçenin ve zeyilnâmenin eklerinin içeriği teklifnameden veya kararlaştırılan hükümlerden farklıysa, anılan belgelerde yer alıp teklifnameden değişik olan ve sigorta ettirenin, sigortalının ve lehtarın aleyhine öngörülmüş bulunan hükümler geçersizdir.

(3) Kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, genel şartlarda sigorta ettirenin, sigortalının veya lehtarın lehine olan bir değişiklik hemen ve doğrudan uygulanır. Ancak, bu değişiklik ek prim alınmasını gerektiriyorsa, sigortacı değişiklikten itibaren sekiz gün içinde prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının sekiz gün içinde kabul edilmemesi hâlinde sözleşme eski genel şartlarla devam eder.

 

Sigortacılık Kanunu

Sigorta sözleşmeleri

MADDE 11

(1) Sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Müsteşarlıkça onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir. Ancak, sigorta sözleşmelerinde işin özelliğine uygun olarak özel şartlar tesis edilebilir. Bu hususlar, sigorta sözleşmesi üzerinde ve özel şartlar başlığı altında herhangi bir yanılgıya neden olmayacak şekilde açık olarak belirtilir.

(2) Hayat sigortalarına ilişkin sözleşmelerin yapılmasına dair teklifnamenin sigorta şirketine ulaştığı tarihten itibaren otuz gün içinde sigorta şirketi tarafından reddedilmemesi halinde sigorta sözleşmesi yapılmış olur.

(3) Sigorta şirketleri ve sigorta acenteleri tarafından, gerek sözleşmenin kurulması gerekse sözleşmenin devamı sırasında sigorta ettiren, lehdar ve sigortalıya yapılacak bilgilendirmeye ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir.

(4) Sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır.

(5) Sigorta sözleşmelerinde yabancı kelimelere yer verilemez. Yabancı kelimelerin karşılığı olarak Türk Dil Kurumu tarafından belirlenen kelimelerin kullanımı esastır.(6) Hasarın giderilmesine ve tazminatın ödenmesine yönelik olarak ilgili mevzuat çerçevesinde orijinale eşdeğerliği belgelendirilmiş parçaların kullanılmasına ilişkin usul ve esaslar ilgili sigorta genel şartlarında belirlenir. (Değişik R.G. 27.01.2017 – 29961)

 

TTK’nın sigorta hukuku kitabında sigorta sözleşmesinin akdedilmesine ilişkin herhangi bir şekil şartı öngörülmemiştir. Sigorta sözleşmesi şekle bağlı olmayan bir sözleşme türüdür. Taraflar isterlerse sözlü olarak da akdedebileceklerdir. Fakat uygulamada sigorta poliçesi diye bir yazılı belgeden bahsedilmektedir veya trafikte çevirilirseniz zorunlu trafik sigortası olduğundan sigorta poliçesini soracaktır. Peki bu sigorta sözleşmesi ile sigorta poliçesi arasından ne fark vardır? Sigorta sözleşmesi ile sigorta poliçesi aynı şeyler değildir. Sigorta poliçesi; sigortacı ile sigorta ettiren arasında akdedilen sigorta sözleşmesinin içeriğini belirten ve özetleyen, sigortacının sigorta ettirene vermek zorunda olduğu (poliçe vermek yükümlülüğü altında olduğu) ve hukuki açıdan ise sadece ve sadece sigorta sözleşmesinin ispatına yarayan bir belgedir. Yani sigorta sözleşmesinin akdedilmesi ile sigorta poliçesinin hiç bir ilgili yoktur. Onun tek bir hukuki fonksiyonu vardır o da sigorta sözleşmesinin akdedilmiş olduğunun ispatını sağlayan bir belge olmasıdır. Sigorta sözleşmesi sadece ve sadece sigorta poliçesi ile ispat edilmez o araçlardan biridir. Bir sözleşme icaba davet, icap ve kabul olarak kurulmaktadır. Sigorta sözleşmesinde de bu süreç geçerli midir? Uygulamada sigorta şirketleri içinde bilgilenmelerine yarayacak soruların yer aldığı bir form hazırlamaktadırlar veya bu formlar internet sayfalarında gözüküyor.

 

Bu konu ile TTK’nın 1526. maddesi ilişkilendirilebilir;

TTK 1526/2: “Konişmentonun, taşıma senedinin ve sigorta poliçesinin imzası elle, faksimile baskı, zımba, ıstampa, sembol şeklinde mekanik veya elektronik herhangi bir araçla da atılabilir. Düzenlendikleri ülke kanunlarının izin verdiği ölçüde bu senetlerde yer alacak kayıtlar el yazısı, telgraf, teleks, faks ve elektronik diğer araçlarla yazılabilir, oluşturulabilir, gönderilebilir.”

 

Bildiğiniz üzere güvenli elektronik imza ile ıslak imza artık birbirinin yerini tutar hale gelmiştir. Bu hüküm okunduğunda sigorta poliçesinin imzasının elle veya elektronik ortamda atılabileceğine ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. Dolayısıyla sigorta şirketlerinin internet sayfalarında değişik sigorta türlerine ilişkin formlar özellikle teklifname adında belgeler görülebiliyor. Hatta elektronik ortamda sigorta sözleşmesinin akdedilebilmesi veya poliçenin düzenlenmesi ve ulaşması mümkün olabiliyor. Sigorta acentesine gidiyoruz sigorta sözleşmesi akdetmek için bir takım formlar veriyorlar, bu formlarda bazı sorular bulunmaktadır, bu formları doldurup sigortacıya veriliyor sigorta ettiren. Uygulamada baktığımızda teklifnamenin verilmesi hukuki açıdan icaba davettir. Sigorta ettiren olarak bu teklifnameyi doldurup sigortacıya verilmesi sigorta sözleşmesi yapmaya ilişkin bir icaptır. Sigortacı, sigorta ettiren tarafından verilen teklifnamedeki bilgiler doğrultusunda kabul irade beyanının bize iletmek suretiyle sigorta sözleşmesi akdedilebilecektir. Sigorta sözleşmesinin akdedilmesi karşılıklı birbirine uygun beyanlarıyla olacaktır. İnternet sitelerinde gördüğünüz formlar vs hep icaba davettir. Ne zaman biz bunu doldurup sigortacıya verirsek bir icapta bulunuruz ve sigortacının da bize kabul irade beyanını iletmesi gerekecektir. Bu noktada uygulamada da bir takım problemler yaratan, yani sigorta ettirenler sigortaya yabancı kişilerdir ve tek istekleri bir an önce güvence altına alınmaktır. Uygulamada bu formun verilmesi ile bu güvencenin sağlandığına ilişkin bir düşünceye kapılabiliniyordu sigorta ettirenler. Bu noktada risk doğduğunda sigortacı tarafından ben senin icabını kabul etmedim ki ve sigorta sözleşmesi kurulmamıştır diye bir savunma ile karşılaşılabiliyordu. Bu olasılıkları kaldırmaya yönelik sigortacının susmasına ilişkin hüküm TTK 1405. madde olarak bütün sigorta türlerine uygulanmaktadır.

 

  1. maddede sigorta sözleşmesi yapılmasında susma başlığı altında şöyle bir hüküm bulunmaktadır:

“Sigortacı ile sigorta sözleşmesi yapmak isteyen kişinin, sözleşmenin yapılması için verdiği teklifname, teklifname tarihinden itibaren otuz gün içinde reddedilmemişse sigorta sözleşmesi kurulmuş sayılır.

(2) Teklifnamenin verilmesi sırasında yapılmış ödemeler, sözleşmenin yapılmasından sonra prim olarak kabul edilir veya ilk prime sayılır. Bu ödemeler, sözleşme yapılmadığı takdirde, kesinti yapılmadan, faiziyle birlikte geri verilir.

(3) 1483 üncü madde hükmü saklıdır”

 

Bu hüküm sigorta ettirenin lehine getirilmiş bir hükümdür. Zaten sigorta hukukunda, sigorta sözleşmesinin yorumlanmasında sigorta ettirenin lehine bir yorum ilke olarak hakimdir çünkü sigorta ettiren aynı zamanda bir tüketici olarak karşımıza çıkabilecektir. Hukuki düzenlemelere hakim olan düşüncelerden biri de tüketicinin korunmasıdır. Hatta tüketicinin korunmasına ilişkin özel kanunlar çıkartılmıştır.  Bu noktada sigorta sözleşmelerinde de sigorta ettirenin lehine yorum yapılacaktır çünkü bu düşüncenin altında tüketicinin korunması düşüncesi hakimdir. Tüketicilerin korunması hakkındaki kanun açısından son yapılan değişikliğe bakılacak olursa, sigorta sözleşmeleri bir tüketici işlemi olarak açıkça sayılmıştır. Tabi bu husus bir tartışmada yaratmıştır zira tüketicinin tanımını etkileyeceği düşünülmektedir. Tüketicinin “mesleki faaliyetleri dışında mal ve hizmet alımı ile ilgilenen gerçek veya tüzel kişidir” diye tanımlanmıştır. Tüketicilerin korunması hakkında kanun’da sigorta sözleşmesi akdetmek tüketici işlemleri olarak adlandırıldı ve  tüketici işlemlerinden doğan davalar tüketici mahkemelerinde görülür diye bir hüküm bulunmaktadır. Öte yandan ticaret mahkemeleri bulunmaktadır bunlar ihtisas mahkemeleridir. Bir ticari dava kavramı bulunmaktadır bide mutlak anlamda ticari dava kavramı vardır yani taraflarına bakmaksızın doğrudan ticaret mahkemelerinin görevli olduğu davalardır. Nisbi anlamda ticari davalar vardır, bu ticari işletmeyi ilgilendirmesi halinde veya her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi halinde söz konusu olacaktır. Bakıldığında sigorta sözleşmesi ticaret kanununda düzenlendiği için mutlak anlamda ticari davaya konu olacaktır.  Ancak tüketicilerin korunması hakkında kanunda sigorta işleri tüketici işleri olarak sayıldığından tüketici mahkemelerini görevli kılmıştır. Burada tüketici mahkemeleri mi yoksa mutlak ticari dava olmasından ötürü ticaret mahkemeleri mi görevlidir sorusu gündeme gelecektir. Bu noktada Yargıtay’ın genel yaklaşımı incelendiğinde sigorta sözleşmeleri bakımından sigorta ettirenin tüketici olup olmamasına bakılması ve ona göre karar verilmesini gereğinden bahsetmektedir. Örneğin, hayat sigortasında sigorta ettiren bir tüketicidir dolayısıyla tüketici mahkemesi görevlidir. Öte yandan örneğin taşıma işleri ile uğraşan bir şirket taşıma işlerinde kullandığı tır filosunu sigorta ettirirse bu bağlamda tüketici sayılmayacaktır ve ticaret mahkemesine başvurması gerekecektir.

 

 

  1. madde atipik bir hükümdür çünkü susmayı hüküm bağlayan istisnai bir hükümlerden biridir. Eğer sigorta şirketi sigorta ettiren tarafından kendisine verilmiş olan teklifnamedeki koşullar ve şartlar ile bir sigorta sözleşmesini akdetmeyi düşünmüyor ise 30 gün içerisinde açık bir ret irade beyanıyla karşı tarafa bildirmesi gerekecektir. Eğer açıkça bir irade beyanında bulunmamışsa yani hareketsiz kalmışsa kanun koyucu 30 günlük sürenin sonunda sigorta sözleşmesini kurulmuş sayılacaktır. Yani sigorta ettiren olarak bu sürenin farkında olup sigortacının bir an önce kararını vermesini ve sözleşmenin kurulmasını sağlamamız gerekir. 30 gün aksi takdirde güvencesiz bir bekleme dönemi olacaktır sigorta ettirenler açısından. Sigortacı, sigorta sözleşmesini akdedip akdetmeyeceğine ilişkin bu sürede karar verecektir. Bu kararı verirken güvence altına alacağı menfaatin durumu, riskin gerçekleşme ihtimali, prim miktarı, sigorta sözleşmesinin süresi gibi unsurları göz önünde bulundurarak karar verecektir. Sigortacı teklifnameyi aldıktan sonra şu kadar prim karşılığı, 1 yıllığına sizi sigorta altına alabilirim diyecek. Siz de daha düşük bir prim talep edebilirsiniz. Sigortacı her gönderilen teklifnamede ben bu kişiyi güvence altına alıyorum demez. Dolayısıyla bir irade uyuşması olması lazım ve Sigortacılık Kanun’unun 11. maddesindeSigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Müsteşarlıkça onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir.” Burada bir eneklik yoktur bir pazarlık söz konusu değildir. Yani sigorta ettiren olarak bu genel şartlardaki hükümlerin bana uygulanmasını istemiyorum deme şansı yoktur veya sigortacının genel şartlardaki şu hükümü size uygulamayacağım deme imkânı yoktur. Bu bağlamda sigorta sözleşmeleri genel şartlar muhtevasında yapılacaktır AMA 11. maddenin devamında “Ancak, sigorta sözleşmelerinde işin özelliğine uygun olarak özel şartlar tesis edilebilir. Bu hususlar, sigorta sözleşmesi üzerinde ve özel şartlar başlığı altında herhangi bir yanılgıya neden olmayacak şekilde açık olarak belirtilir.” denir. Bu özel şartla ise sigortacı ile sigorta ettiren arasında pazarlık konusu yapılabilen ve irade uyuşması esansında pazarlığı mümkün kılan konulardır. Dolayısıyla bu genel şartlar ve özel şartlar açısından tarafların uyuşması gerekir ki kabul irade beyanı gelsin ve sigorta sözleşme taraflar arasında akdedilebilsin. Özel şartlardan ne kastedilir? Sigorta sözleşmesinde genel şartlar Kanun’a aykırı olamaz, özel şartlat ise genel şartlara aykırı olamaz. Böylece sigorta hukukunda da bir normlar hiyerarşisi söz konusudur. Örneğin özel şartlar bakımından uçakta çalışan bir hostes iseniz veya pilotsanız o zaman uçakta gerçekleşebilecek risklere karşı hayat sigortasından mutlaka özel şart olarak kişi hostes olduğunu veya pilot olduğunu belirtmesi ve ona göre prim alması gerekir.

 

Eğer bir kişi A sigorta şirketine icapta bulundu ve 30 gün içerisinde herhangi bir ret veya kabul beyanı alamadığından B sigorta şirketi ile anlaştı ve sigorta sözleşmesi imzaladı. Burada A sigorta şirketi ile imzalanan sigorta sözleşmesinin akıbeti ne olacaktır?

Zarar sigortalarınca çifte sigorta yasağından bahsetmiştik. Kural olarak çifte sigorta yasaktır, bu yasak zenginleşme yasağı çerçevesinden düzenlenmiştir. Kanun koyucu diyor ki belirli koşullarda sigorta sözleşmelerinin her ikisini de belirli şartlarda birbiri ile uyumlu bir biçimde kişinin sigortasız bırakılmayacak bir biçimde iki sigorta sözleşmesinden birisini geçerli kılacaktır. Bu şartlar şöyledir; eğer ikinci sigortacı birinci sigortacının karşılamadığı zararları karşılayacağına ilişkin taahhütte bulunmuşsa veya çifte sigortada sigorta ettiren ilk sigorta sözleşmesinden doğan haklarından vazgeçmiş ve ikinci sigorta sözleşmesine yazmışsa gibi koşullar altında ancak çifte sigorta yasağı sebebiyle geçersizlik uygulanmıyor, sigorta sözleşmesi uygulanmaya devam edecektir. Bu hususa daha ayrıntılı olarak zarar sigortaları işlenirken dönülecektir.

 

Karşılıklı birbirine uygun irade beyanları ile sigorta sözleşmesi akdedilir, sigorta sözleşmesi akdedildikten sonra poliçe verme yükümlülüğü gündeme gelecektir. Poliçe verme yükümlülüğü ise 1424. maddede düzenlenmiştir. Sigorta poliçesinin içeriği ise 1425. maddede ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

 

MADDE 1424– (1) Sigortacı; sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmidört saat, diğer hâllerde onbeş gün içinde, yetkililerce imzalanmış bir poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlüdür. Sigortacı poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumludur.

(2) Sigorta ettiren poliçesini kaybederse, gideri kendisine ait olmak üzere, yeni bir poliçe verilmesini sigortacıdan isteyebilir.

(3) Poliçenin verilmediği hâllerde, sözleşmenin ispatı genel hükümlere tabidir.”

 

Bu konular sigortacının ve sigorta ettirenin sözleşmeden doğan yükümlülükleri başlığı altında ayrıntılı olarak inceleyeceğiz. Şu anda sözleşmenin kurulması ile ilgili olarak bilinmesi gereken husus, sigorta sözleşmesinin akdedilmesinin herhangi şekle tabi olmamasıdır, sigortacı tarafından yazılı olarak düzenlenmesi zorunlu olan sigorta ettirene verilmesi kanunen düzenlenen sigorta poliçesinin sadece sigorta sözleşmesinin hukuki açıdan ispatına ilişkin bir belge olduğudur. Bunun dışında 1405/2 fıkrası önemlidir. Uygulamada, özellikle sigorta ettirenlerin aleyhine sonuç doğuran bir soruna çözüm getirmiş olan bir düzenlemedir. Örneğin, sigorta acentesine gittiğinizde sigorta acenteleri sizden fotokopi masrafı, vs. gibi değişik isimler altında hatta makbuz vermek suretiyle bir takım ödemeler alıyorlardı ve sigorta ettirenler bu ödedikleri masrafları prim olarak algılayabiliyordu.

 

Teklifname geliyor >  sigortacı kabul beyanı açık veya zımni (30 günlük süre) > sözleşmenin düzenlenmesi  > poliçe düzenlenmesi + primin ödenmesi.

Bu aşamada sigorta sözleşmesi tarafların karşılıklı birbirine uygun irade beyanları ile kurulduğu anda tesis edilecektir. Ancak sigorta hukukunda sigorta ettirenin sigorta sözleşmesinden doğan borçlarından olan prim borcuna ilişkin açıklamalar yapılırken de değineceğiz, sigorta hukukunda kanun koyucu : “Sigortacının sorumluluğu primin ödenmesi veya prim taksitlere bağlanmışsa ilk taksitin ödenmesi ile başlar” demektedir. Buradaki sorumluluğun başlangıcı, tazminat ödeme sorumluluğudur sigortacının. Kural olarak uygulamada sigorta ettiren, primi sigorta sözleşmesi kurulur kurulmaz poliçenin düzenlenmesi ile öder demektedir. Kanun koyucu bunların hem zamanlı aynı anda gerçekleşmesi gerektiğini belirtmektedir. Ancak poliçe sigortacı tarafından daha sonra verilmiş olabiliyor, sözleşme akdedilmiş ve prim ödenmemiş oluyor. Prim ödenmediği takdirde sigortacının sorumluluğu başlamaz ilkesi hakim olduğundan sigorta ettirenler bazı hak kayıplarına uğramışlardır. Bu sebepten ötürü kanun koyucu 1405/2. fıkrası öngörmüştür. Bu hüküm hiç tereddütsüz sigorta ettirenin lehine sonuç getiren bir maddedir. Der ki: “(2) Teklifnamenin verilmesi sırasında yapılmış ödemeler, sözleşmenin yapılmasından sonra prim olarak kabul edilir veya ilk prime sayılır. Bu ödemeler, sözleşme yapılmadığı takdirde, kesinti yapılmadan, faiziyle birlikte geri verilir.”  Teklifnamenin verilmesi sırasında masraf, avans/ gider adı altında ödenen herhangi bir bedel prim olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla prim olarak sayılan herhangi bir masraf ödendiği andan itibaren sigortacının tazminat ödeme yükümlülüğü başlamıştır demektedir. Bu ödemeler sözleşme akdedilmediği takdirde kesinti yapılmadan sözleşme akdedene faiziyle geri ödenir. Prim borcuna ilişkin daha sonra ayrıntıları ile göreceğimiz 1430 vd. maddeleri prim borcunu düzenleyen maddelerdir.

 

  1. madde hükmü saklı tutulmuştur, zorunlu sorumluluk sigortalarına ilişkin bir hükümdür. Sigorta hukukunda sözleşme serbestîsi ilkesi vardır ve bu her iki taraf açısındandır. Sigortacı da ve sigorta ettirenler de istedikleri sözleşmeyi akdederler veya akdetmezler. Ancak zorunlu sigortalarda serbesti sınırlanmaktadır çünkü sözleşme akdedilmek zorundadır. Kanun koyucu ayrıca 1483. maddede sigortacılar açısından da bir kısıtlama getirmiştir ve der ki : “Sigortacılar diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere faaliyet gösterdikleri dalların kapsamında bulunan zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınamazlar.” Bu bağlamda sigorta şirketleri ruhsat aldıkları yani akdetme yetkisi için izin aldıkları sigorta branşlarına ilişkin zorunlu sorumluluk sigortalarını akdetmiyorum deme imkânına sahip değildirler. Yani zorunlu sorumluluk sigortalarını akdetme zorunluluğu altındadırlar, sözleşme serbestîsi var git başkası ile sözleşme yap diyemeyeceklerdir. Tabi ki tarafların aralarında konuşmasına izin vardır pek pazarlık alanları yoktu çünkü zorunlu sigortalarda primler de dahil olmak üzere tarife ve talimatlar vardır. Örneğin zorunlu deprem sigortasında evinizin değerine göre bir kategoriye girerseniz ödeyeceğiniz prim miktarı aynıdır ve bu miktar kişiden kişiye değişmeyecektir. Yeri gelince tekrar bu hüküm irdelenecektir.

 

Bunun dışında, sigorta sözleşmeleri bizzat menfaat sahibi veya bir başkasının hayatı üzerine veya bir başkasının menfaatini güvence altına aldırmak istiyorsa, o kişi tarafından bizzat sigortacı ile akdedilebileceği gibi, sigorta sözleşmeleri temsilci aracılığıyla da akdedilebilen sözleşmelerdir. Temsilen sigorta sözleşmesi akdedilmesi denmektedir İlgili hükümler 1406 ve 1407. maddelerdir temsil başlığı altında. Ayrıca TBK’nın genel temsile ilişkin 40 ile 47. maddeleri uygulama alanı bulacaktır.

 

MADDE 1406 (1) Bir kişi, diğer bir kişinin adına onu temsilen sigorta sözleşmesi yapabilir; temsilci yetkisiz ise ilk sigorta döneminin primlerinden sorumlu olur.

(2) Adına sigorta sözleşmesi yapılan kişi, rizikonun gerçekleşmesinden önce veya 1458 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, riziko gerçekleşince de sözleşmeye sonradan icazet verebilir.

(3) Başkasının adına yapıldığı anlaşılmayan veya yetkisiz yapılan sözleşme, menfaati bulunması şartıyla, temsilci adına yapılmış sayılır.

  1. b) Talimat bulunmaması

 

MADDE 1407 (1) Temsilci, sigorta ettiren tarafından, sigorta şartlarıyla ilgili herhangi bir talimat verilmemişse, sigorta sözleşmesini, sözleşmenin yapıldığı yerdeki mutat şartlara göre yapar.

 

Bir kişiye temsil yetkisi vererek, bu temsil yetki kanundan da doğabilecektir örneğin bir anonim şirket adına sigorta sözleşmesi akdedilecek ise yönetim kurulu üyeleri A.Ş’yi temsil edecektir. Esas sözleşmelerinde aksine bir hüküm yoksa en az 2 imza gerekmektedir, çift imza kuralı vardır. O iki yönetim kurulu üyesi X A.Ş adına sigorta sözleşmesi akdedebilirler. TTK 1406. madde der ki: “Bir kişi, diğer bir kişinin adına onu temsilen sigorta sözleşmesi yapabilir; temsilci yetkisiz ise ilk sigorta döneminin primlerinden sorumlu olur”  Burada doğrudan temsil söz konusudur, hüküm ve sonuçlar kim temsil ediliyor ise doğrudan temsilde o sözleşmeden doğan bütün haklar ve borçlar temsil olunanın nezdinde ve şahsında doğar. Burada temsilci tam anlamıyla temsilci sıfatına haizdir. Dolaylı temsilde ise hak ve borçlar önce temsilci nezdinde doğar ondan sonra alacağın temliki veya borcun nakli suretiyle temsil olunana aktarılması gerekir. Burada adına sigorta sözleşmesi akdedebilir dendiğine göre doğrudan temsil vardır. Böyle bir durumda sigorta ettiren sıfatı kime ait olacaktır ? Temsil olunan sigorta sözleşmesini akdeden kişidir. Çünkü imza koyan sözleşmeye yani fiilen akdetmiş olarak gözüken kişi sadece ve sadece temsilcidir. Temsilcinin hiç bir menfaati yoktur örneğin, asistanımdan rica etmişsim vermişim temsil yetkimi adıma sigorta sözleşmesi yapmış veya bir avukata temsil yetkisi vermişim git sözleşmeyi yap demişim. Burada sigortalı sıfatı bile yok hukuki anlamda bildiğiniz temsilci sigorta hukuka açısından bu kişinin herhangi bir sıfatı yoktur.

 

 

 

 

Öncelikle artık TTK 1401 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan sigorta sözleşmesine ilişkin genel hükümleri incelemeye başlamıştık. Bu hükümleri incelerken mutlaka yine göz önünde bulundurmamız gereken TTK 1412. maddedir. Eski ticaret kanununda büyük bir problem vardı özellikle de sigorta ettiren, sigortalı vs. gibi, getirilen düzenlemelerin hükümleri hep sigorta ettiren açısından düzenlenmişti. Fakat biz biliyoruz ki sigorta ettirenle sigortalı farklı kişiler olarak da karşımıza çıkabiliyor. Örneğin bir sözleşme tarafı olmamakla birlikte sigorta sözleşmesinde ilgili kişiler kapsamında sigortalı devreye girebiliyor veya hayat sigortalarında lehtar tayin edilmişse eğer lehtar yine haklı kişi olarak devreye girebiliyor. Şimdi düzenlemelerin hükümleri hep sigorta ettiren açısından düzenlenince bir takım sıkıntılar ve problemlerle de karşılaşılabiliyor. Mesela riske çok yakın olan; çünkü menfaati sigortayla güvence altına alınan kişi olması dolayısıyla veyahut hayat sigortalarında bizzat hayatı üzerine sigorta sözleşmesi akdedilen kişi olması dolayısıyla riske çok yakın olan sigortalı ve riziko şahsı oluyordu. Bu olası yaşanabilecek sıkıntıları ortadan kaldırmak açısından 1412. maddenin getirildiğini söyleyebiliriz. Çünkü yeni TTK da getirilen düzenleme de açıkça dendi ki;

7. Sigorta ettiren dışındakilerin bilgisi ve davranışı

MADDE 1412- (1) Kanunda sigorta ettirenin bilgisine ve davranışına hukuki sonuç bağlanan durumlarda, sigortadan haberi olması şartı ile sigortalının, temsilci söz konusu ise temsilcinin, can sigortalarında da lehtarın bilgisi ve davranışı da dikkate alınır.

 

 

 

 

 

 

Bu durum şunun için önemli; sigorta ettiren olarak okuduğumuz hükümlerde bu 1412. maddeyi her zaman göz önünde bulundurmak zorundayız. Çünkü kanun koyucu açıkça her ne kadar sigorta ettiren diyorsa da burada sigortalıyı da hatta yeri geldiğinde temsilciyi de lehtarı da kapsayacak biçimde bu hükümler okunmalı dikkate alınmalı veya yorumlanmalı ve uygulanırken bu hususa da dikkat edilmeli. Bunun dışında sigorta hukukuna özgü özel bir durum vardır. Bu durum yine sigorta kitabındaki hükümlerin uygulanmasında, anlaşılmasında ve yorumlanmasında sigorta kitabında koruyucu hükümler başlığı altında 3 yerde düzenleme getirildiğini görüyoruz. Genel hükümlerde; Zarar sigortalarında ve can sigortalarında. İlgili hükümler; Genel Hükümler için TTK 1452. maddesi; Zarar sigortaları için 1486. madde; Can sigortaları için ise 1520. madde koruyucu hükümleri düzenleyen maddelerdir.

D) Koruyucu hükümler

MADDE 1452- (1) 1404 ve 1408 inci madde hükümleriyle 1429 uncu maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesine aykırı sözleşmeler geçersizdir. (2) 1418 ve 1420 nci maddeler ile 1430 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmüne aykırı sözleşme şartları geçersizdir. (3) 1405, 1409, 1413 ilâ 1417, 1419, 1421, 1422 ilâ 1426 ncı maddeler, 1427 nci maddenin ikinci ilâ beşinci fıkraları, 1428 inci madde, 1430 uncu maddenin birinci ve üçüncü fıkraları, 1431 inci maddenin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları ve 1433 ilâ 1449 uncu madde hükümleri, sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemez; değiştirilirse bu Kanun hükümleri uygulanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Koruyucu hükümler

MADDE 1486- (1) 1453 üncü maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, 1458 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, 1459 ve 1461 inci maddeler, 1463 üncü maddenin birinci fıkrası, 1472 ve 1477 nci madde hükümlerine aykırı yapılan sözleşmeler geçersizdir. (2) 1456 ncı maddenin birinci fıkrası, 1465 ilâ 1468, 1479, 1480, 1482, 1484 ve 1485 inci madde hükümlerine aykırı sözleşme şartları geçersizdir. (3) 1471 inci maddenin ikinci fıkrası, 1474 ilâ 1476 ncı madde hükümleri sigortalı aleyhine değiştirilemez; değiştirilirse bu Kanun hükümleri uygulanır.

 

IX – Koruyucu hükümler

MADDE 1520- (1) 1487 nci maddenin ikinci fıkrası, 1490 ıncı maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesi ile dördüncü fıkrası, 1504 üncü madde ve 1515 inci maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi hükümlerine aykırı sözleşmeler geçersizdir. (2) 1490 ıncı maddenin üçüncü fıkrası, 1491 inci maddenin ikinci fıkrası, 1496 ncı maddenin birinci fıkrası, 1506 ncı madde, 1507 nci maddenin birinci fıkrası, 1510 uncu madde, 1511 inci madde, 1514 üncü maddenin ikinci fıkrası, 1515 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile ikinci fıkrası, 1518 inci madde ve 1519 uncu madde hükümlerine aykırı sözleşme şartları geçersizdir. (3) 1489 uncu madde, 1490 ıncı maddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri, 1492 nci madde, 1497 ilâ 1503 üncü maddeler, 1515 inci maddenin birinci fıkrasının dördüncü cümlesi ve 1517 nci madde hükümleri sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemez; değiştirilirse bu Kanun hükümleri uygulanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Ne demek koruyucu hükümler ve bizim için nasıl bir önem taşıyorlar?

-Şöyle ki sigorta hukukuna ilişkin TTK 1401 ve devamında ki maddelerin özellikle hukuki yaptırımları; bu hükümlere aykırılık karşısında ki hukuk pozisyonlarının durumlarının bu koruyucu hükümlerle kanun koyucu tarafından ta en başta düzenlenmiş olduğunu görüyoruz. Madde madde baktığımızda kanun koyucunun Sigorta Hukuku maddelerini 3 kategoriye ayırmıştır. Bu maddeleri, yeri geldiğinde bazı fıkralarını teker teker saymak suretiyle bu maddelere aykırılık durumlarında, maddelerin mutlak emredici mi yoksa nispi emredici mi olduklarını belirleyeceğiz. Mutlak emredici maddeler; aykırılık durumunda sözleşmeyi geçersiz kılacak maddelerdir. Nispi emredici maddeler;  sözleşme geçerli olabilir ama aykırı şart geçersiz olabilir diyeceğimiz maddelerdir. Ayrıca bu maddelerde yine sigorta hukukuna özgü olan “sigorta ettirenin lehine yorum” veya “sigorta ettirenin korunması” düşüncesi ile karşılaşıyoruz. Çünkü maddeler diyor ki “sigorta ettirenin aleyhine değiştirilemeyecek olan hükümlerdir. ” Tabi bu hükümlere ihtiyaç duyulmasının nedeni; Hazine müsteşarlığı tarafından sigorta genel şartlarının hazırlanması, genel şartları hazırlarken de dikkat edilmesi gerekenleri içeriyor madde. Ayrıca sigortacılık genel müdürlüğü bu koruyucu hükümlerdeki kanuni düzenlemelere bakıyor.  Dahası tarafların aralarında sigorta sözleşmesi yaparken özel şartlar( konuşma, pazarlık yapma gibi) ekleme gibi imkanları vardır. Taraflar da bu özel şartları sigorta sözleşmelerine eklerken mutlaka koruyucu hükümlerin ne tür düzenlemeler olduğuna bakmalıdır ki bunlara aykırı hüküm koyup koyamayacaklarını belirleyebilsinler. Biz de incelemeye başladığımız hükümleri bu koruyucu hükümler testinden geçirmeliyiz.

Maddeleri incelediğimiz zaman 3 kategoriye ayrıldığını göreceğiz. İlk kategoride olanlar; Şu maddelere aykırı olan sözleşmeler tamamen geçersizdir. Yani sigorta sözleşmesini geçersiz kılıyor bunları daha ağır görmüştük örneğin “sigorta ettirenin menfaatini …”. Onun dışında ikinci kategoride olanlar da yine 2.fıkralarında “şu maddelere aykırı sözleşme şartları geçersizdir/ hükümsüzdür” diyor. Yani sözleşme geçerlidir, hüküm ve sonuçlarını doğurur ama herhangi o kapsamda yer alan bir kanun maddesine aykırı bir düzenleme içeriyorsa o düzenleme geçersiz olacak ve onun yerine kanun hükmü uygulama alanı bulacaktır. 3. kategori de ise hükümlerin aksi kararlaştırılabilen hükümler olduğunu ama sigorta ettiren aleyhine veya sigortacı aleyhine değiştirilemeyeceğini eğer değiştirilirse kanun hükümlerinin uygulama alanı bulacağını görüyoruz. Demek ki bu hükümlerde sigorta ettiren lehine düzenleme yapılabilecektir ve bunlar için herhangi bir hukuki sonuç veya yaptırımda söz konusu olmayacaktır.

Bunun dışında geçen hafta ki dersimizde artık sigorta sözleşmesinin kurulması ile ilgili özellikle de 1405. madde üzerinde durmuştuk ve bazı ilkeleri de tespit etmiştik. Örneğin; sigorta sözleşmesinin akdedilmesinin herhangi bir şekle tabii olmadığı; kural olarak sözleşme serbestisi ilkesinin geçerli olduğu; icap ve kabulle kurulduğunu; kural olarak yine icaba davetin sigortacı tarafından bir teklifname verilmesi ve icabın da bu teklifnamenin doldurularak sigorta ettiren tarafından sigortacıya yöneltildiğini; kabul irade beyanının da sigortacı tarafından açıkça belirtilmesi gerektiği gibi ilkeleri tespit etmiştik. Ancak kanun koyucu yine sigorta ettirenin korunması düşüncesiyle sigortacının açık kabul irade beyanını veya açık ret beyanını açıklamaması yani sessiz kalması durumunda da 30 günlük bir süre içerisinde artık herhangi bir yanıt vermemişse sigorta sözleşmesinin kurulmuş sayılacağına ilişkin bir ilke getirmiştir. Ayrıca pirim konusunda da uygulamalarda ki sıkıntılara temas etmiştik. Daha teklifnamenin verilmesi sırasında her ne ad altında olursa olsun ne kadar olursa olsun (1 TL de olsa miktar hiç önemli değildir), sigorta ettirenden alınmış olan paraların sözleşmenin kurulmuş olması durumunda sigorta pirimi veya primin ilk taksiti yerine geçeceğine ilişkin yine kanun koyucu pozisyonunu belirlemiştir. Eğer sözleşme kurulmazsa bu alınan paralarında faizi ile beraber tabi ki sigorta ettirene iadesi söz konusu olacaktır. Sigorta poliçesinin verilmesini ise (ki poliçe verme yükümlülüğü sigortacınındır) sigorta sözleşmesinden doğan yükümlülükleri kapsamında düzenlenmiştir. Sigortacının yazılı bir poliçe verme yükümlülüğü vardır, poliçenin de şu aşama itibariyle biliyoruz ki sadece ispat fonksiyonu vardır. Yani sigorta sözleşmesinin kurulduğunu ispata yarayan bir belgedir. Yoksa akdin kurulmasıyla, hukuken geçerli bir biçimde akdedilmesiyle bağlantısı yoktur.

Bu genel ilkeler çerçevesinde bir sigorta sözleşmesinin bizzat menfaatini sigorta ile güvence altına aldıracak kişi tarafından akdedilebileceği gibi bir temsilci aracılığıyla da akdedilebileceğini söylemiştik. Temsilen sigorta 1406-1407. maddelerde düzenlenmiştir.

 

 

2. Temsil

MADDE 1406- (1) Bir kişi, diğer bir kişinin adına onu temsilen sigorta sözleşmesi yapabilir; temsilci yetkisiz ise ilk sigorta döneminin primlerinden sorumlu olur. (2) Adına sigorta sözleşmesi yapılan kişi, rizikonun gerçekleşmesinden önce veya 1458 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, riziko gerçekleşince de sözleşmeye sonradan icazet verebilir. (3) Başkasının adına yapıldığı anlaşılmayan veya yetkisiz yapılan sözleşme, menfaati bulunması şartıyla, temsilci adına yapılmış sayılır

 

  1. a) Genel olarak

 

 

 

 

 

 

b) Talimat bulunmaması

MADDE 1407- (1) Temsilci, sigorta ettiren tarafından, sigorta şartlarıyla ilgili herhangi bir talimat verilmemişse, sigorta sözleşmesini, sözleşmenin yapıldığı yerdeki mutat şartlara göre yapar.

 

 

 

 

 

 

 

Burada doğrudan temsil söz konusudur. Borçlar kanunumuzda da zaten ilke olarak doğrudan temsil benimsenmiştir. Sigorta ettiren sıfatı; temsilci aracılığıyla akdedilen sigorta sözleşmelerinde de doğrudan temsilin bir sonucu olarak temsil edilene ait olacaktır. Yani sigorta sözleşmesinden doğan bütün yükümlülükler haklar yine temsil edilen tarafından kullanılacaktır. Örneğin pirimi temsil edilen ödemek durumundadır veya risk meydana geldiğinde tazminat talep etme hakkına veya bedeli talep etme hakkına temsil edilen sahip olacaktır, temsilci sadece borçlar hukuku anlamında temsilci sıfatına haizdir. Bunun dışında talimatlar tabi ki verebilir bunu biz 1407. maddeden çıkartıyoruz. Talimat bulunmaması başlığı altında temsilci sigorta ettiren tarafından sigorta şartlarıyla ilgili herhangi bir talimat verilmemişse bu ifadeden çıkarabiliyoruz ki; talimat verebilir bunda hiçbir sakınca yoktur şu koşullarla, şu süreyle şunun ile diye ayrıntılı bir şekilde tek tek veya genel talimatlar verilebilir ve temsilci bu talimatlara uymak zorundadır. Eğer talimat verilmemişse sigorta sözleşmesini temsilci yine 1407. maddede ki hüküm dolayısıyla sözleşmenin yapıldığı yerde ki mutat şartlara göre yapar. Mutat şartlar; tabi ki orada olağan, mutat uygulanan, geçerli ortalama koşullar ney ise her somut olay açısından demektir. Bir uyuşmazlık çıkmadığı sürece problem olmaz ama uyuşmazlık çıkar ve mahkemeye intikal ederse mahkeme bilirkişiler aracılığıyla mutat şartların tespitini isteyecektir.

  • Talimatlara uyulmaması, yani talimat vermiş ki bu talimatlara aykırı hareket etmiş ise bunun sonucu veya yaptırımı ne olacaktır?
 

Buna ilişkin TTK da herhangi bir düzenleme yok ama genel hükümler açısından baktığımızda genel hukuki değerlendirmemiz doğrultusunda diyebiliriz ki bunun sigorta sözleşmesinin geçerliliği üzerinde herhangi bir etkisi olmayacaktır. Yani sigorta hukuku açısından bir sonucu olmayacaktır, sigorta sözleşmesi geçerli olarak akdedilmiş sayılacaktır ama talimata uyulmamış olması temsil edilenle temsilci arasında Borçlar Hukuku açısından bir tazminat sorumluluğunu gündeme getirebilir. Temsil edilen (sigorta hukuku açısından sigorta ettiren) bununla ilgili bir zarara uğramış ise tazminat gündeme gelebilir. Yetkisiz temsil tabi ki temsil yetkisinin verilmemesi ve verilmiş olan temsil yetkisinin aşılması talimatın içeriğine bağlı olacaktır. Örneğin diyebilir ki 1 yıllık bir sigorta sözleşmesi akdet şeklinde bir talimat verdi ama gitti temsilci 5 yıllık akdetti. Bu bir yetki aşımına girer. Ama girmeyen durumlarda söz konusu olabilir. 1406. madde de adına sigorta sözleşmesi yapılan kişi yani sigorta ettiren kişi rizikonun gerçekleşmesinden önce veya 1458. madde saklı kalmak üzere riziko gerçekleşince de sözleşmeye sonradan icazet verebilir diyor.  Yani sözleşme ile bağlı kalma iradesini yöneltebilir sigortacıya. Burada 1458. maddenin saklı tutulmuş olduğunu görüyoruz.

II – Geçmişe etkili sigorta

MADDE 1458- (1) Sigorta, sigorta koruması sözleşmenin yapılmasından önceki bir tarihten itibaren sağlanacak şekilde yapılabilir. Ancak, rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalkmış olduğu, sözleşmenin yapılması sırasında, sigortacı ile sigorta ettiren ve sigortadan haberi olmak şartıyla, sigortalı tarafından biliniyorsa sözleşme geçersizdir. Rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalktığının sigorta ettiren veya sigortalı tarafından bilinip sigortacı tarafından bilinmediği durumlarda, sigortacı sözleşme ile bağlı olmamakla birlikte, ödenmesi gereken primin tamamına hak kazanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu saklı tutulmaya da anlam yüklememiz lazım. Acaba bu hüküm neden saklı tutuldu?

-1458. maddede geçmişe etkili sigorta bağlığı altında yeni bir kurumun düzenlenmiş olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü eski TTK da geçmişe etkili sigortaya ilişkin herhangi bir düzenleme yok. Geçmişe etkili sigorta aslında adıyla da sigortacının veya sigorta hukukuna sigorta sözleşmelerinin akdedilme veya tarihsel açıdan hatta ortaya çıkış mentalitelerine dahi aykırılık oluşturan bir durumdur. Neden?     Çünkü sigorta sözleşmesi ile gelecekte gerçekleşmesi muhtemel olası bir risk dolayısıyla veya gerçekleşeceği kesin olabilir ama ne zaman gerçekleşeceği belirsiz olabilir, gelecekte böyle olası ortaya çıkabilecek riskler veya olaylar dolayısıyla karşı karşıya kalınabilecek zararların karşılanması tazmin edilmesi düşüncesi vardır. Yani sigorta sözleşmesi gelecek için akdedilir, prim ödeyerek sigortacıdan gelecekte başımıza gelebilecek olumsuzluklara karşı güvence satın alırız. Geçmişe etkili sigorta dediğimizde bunun bu geleceğe yönelik güvence sağlama yönüne veya fonksiyonuna aykırı olduğunu hemen tespit edebiliyoruz. Ancak kanun koyucu 1458. madde de geçmişe etkili sigorta müessesesini düzenlemek suretiyle taraflara sigorta sözleşmesinin akdedildiği tarihten daha önce ki bir sürecide güvence kapsamına aldırabilme olanağı vermiştir. Yani siz bugün normal olarak sigorta sözleşmesi yaparsınız ve genel şartlarda saat 12 olarak belirlendiği bir hüküm vardır bu sigorta sözleşmesinin güvencesi akdedildiği gün öğlen 12 de başlar ve son gün öğlen 12 de biter. Dolayısıyla da 12 nin belirlenme nedeni olarak da, 12 den önce mi yoksa sonra mı risk gerçekleşti bunun tespitinde ki kolaylıkların olduğu söylenir. Bu noktada bakıldığında bugün bir sigorta sözleşmesi akdediyorsanız 12 den itibaren sigorta güvencesi altına girmiş olursunuz normalde ve ondan sonra ki 1 yılsa 1 yıl sürede ki olası riskleri sigorta altına aldırmış olursunuz. 1458. madde ise diyor ki taraflar sigorta sözleşmesinin akdedilmesinden önce ki dönemi de örneğin dün ya da 1 ay önce herhangi bu yönde bir sınırlama da yapmamıştır kural olarak kanunda yoktur, (özel şartlar da var örneğin tıbbi kötü uygulama genel şartlarda 10 yıllık bir sınırlama getirmiştir kanun koyucu)bu yapılabilir diyor 1458. madde. Bu maddenin lafzı/sözü : Siz sözleşmenizde diyorsunuz ki bu sözleşmeyi bugün akdediyorum ama sigorta güvencesi  3 yıl önceden, 5 ay önceden başlayacak .

Ne manası var diye bir soru geldi? Cevap: Mesela tıbbi sorumluluk sigortalarında 10 yıl demiştik geçmişe etkisinde, mesela sorumluluk sigortalarında diyeceğiz ki sigorta olayının gerçekleşmesi mesela doktorun ilaç verdiği tarih mi; ilaçta semptomların ortaya çıktığı tarih mi;yoksa zarar dolayısıyla bir tazminat davasının açıldığı tarih mi; riskin gerçekleşmiş olduğu tarih olarak kabul edilecek. Biz buna tedrici? zararlar diyoruz. Bugün bir davranışta bulunuyorsunuz hiçbir zarar yok ortada ama 1 yıl sonra çevre kirlenmesini ortaya çıkarıyor veya 3 yıl sonra sonuçları görülüyor ve size karşı tak diye tazminat davası açılıyor. İşte o tür sigortalarda buna ihtiyaç var çünkü siz hekimsiniz 3 yıldır hekimlik yapıyorsunuz ama örneğin sözleşme akdetmemişsiniz o süreçlerde. Çünkü bilemezsiniz o süreçte yaptığınız bir ameliyatın semptomları sonucunda size bir şey yöneltilebilir mi. Veyahut da mesela taşımacılık yapıyorsunuz deniz taşımacılığı, gemiye yüklediniz eşyaları diyelim ki denizde 3 aydır gidiyor ,seyrüsefer halinde fakat siz sigortalamadınız ve sigortanın o yükleme anından itibaren başlamasını isteyebilirsiniz. Çağımızda bu çok olası değil çünkü teknoloji çok gelişti. Geçmişe etkili sigortanın geçerli olabilmesi için 1458. maddenin devamında sigorta ettirenin ve sigortacının riskin gerçekleştiğini bilmemesi lazım deniyor eğer bir risk gerçekleşmişse, gerçekleşmiş bir risk için sigorta akdedemezsiniz deniyor. Hani  çağımızda haberleşme teknoloji gelişti eskiden sıkıntılıydı haberdar olamıyordunuz bağlantılar kesilebiliyordu fırtınada zarar mı gördü haberdar olamayabiliyordunuz şimdi biraz daha gelişti azaldı olasılık ama bunlarda da yarar sağlayabilir sigorta ettirenlere bu tür bir korumanın başlatılması. Bunun koşulu 1458. maddede “ancak rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalkmış olduğu sözleşmenin yapılması sırasında sigortacı ile sigorta ettiren ve sigortadan haberi olmak şartıyla sigorta ….”  Bir olasılık da rizikonun gerçekleştiğini sigorta ettiren biliyordur ama sigortacının hiçbir bilgisi olmayabilir tekrar okuyor maddeyi. Sigorta ettirenler açısından sigorta sözleşmesi geçersizdir hiçbir şekilde sigortacıdan herhangi bir tazminat talebinde bulunmak mümkün değildir bir de bunun üzerine o dönem için pirimin hatta tamamını da ödemek durumunda kalacaklardır yani bir cezalandırıcı yaptırım bulunmaktadır. Mesela araba pert olmuş tekrardan trafiğe çıkma olasılığı yok. Bir diğer örnek alışveriş merkezi inşaatı sigortası akdedeceksiniz ama devlet o alan için diyor ki buraya bir çivi dahi çakamazsınız böyle bir inşaat yapma olasılığı imkansızlaşmış haliyle de orada bir risk meydana gelmesi olasılıksız. İşte rizikonun olanaksızlaşması budur. İspat konusudur eğer arada uyuşmazlık çıkacak olursa mahkemeye intikal edecek ve herkes iddiasını ispatla yükümlü olacaktır. Genel TBK hükümleri gereğince. bu 1485. madde de sorumluluk sigortalarında uygulanacak hükümlerin belirlendiği madde gereğince aynen sorumluluk sigortalarında da uygulanabilen, yani sorumluluk sigortalarında da geçmişe etkili sigorta yapılabilecektir. Bu hüküm aynı zamanda 1458. madde 1406. maddede saklı tutulduğunda şunu kanun koyucu saklı tutmakla hedeflemiştir: temsilci aracılığıyla akdedildiği durumlarda sigorta sözleşmelerinin kanunun dolanılmasına yani sigorta ettiren benim haberim yoktu ama temsilcinin haberi vardı veya sigorta ettirenin bizzat riskin gerçekleştiğinden haberdar olduğu bir durumda sırf bu hükmü dolanabilme amacıyla haberi olmayan bir temsilci atamak ve bunun aracılığıyla sigorta sözleşmesini akdetmek gibi bir yola gitmesin diye burada 1458. madde saklı tutulmuştur.

Talimatlar aykırı edilmesi temsilci ile temsil edileni ilgilendiren bir meseledir. Talimatlara aykırı davranılması noktasında herhangi bir düzenleme sigorta hukuku bakımdan yoktur. Biz onu borçlar hukukundaki hükümler aracılığıyla değerlendiriyoruz. Yetki verilirken herhangi bir talimat verilmez. Siz yetki verirken “şu sigortacı ile şu sigorta sözleşmesini akdetmek üzere sana bir yetki veriyorum” dersiniz. Burada bir yetkisizlikten ya da yetki aşımından bahsedilemez. Talimat farklı bir konudur. Avukatlık da böyledir, siz vekâleti alırsınız ancak sonrasında müvekkiliniz size çeşitli talimatlar verir. İkisini birbirinden ayırmak gerekir. Bizim bahsettiğimiz talimatın verilmiş olduğu, yetki ile alakası olmayan bir durumdur. Eğer siz yetkinizi sınırlı yani talimatları da içerecek şekilde vermişseniz, orada muhakkak ki yetki aşımı gündeme gelebilir. Yetki aşımının olmadığı yerlerde sadece tazminat gündeme gelebilir.

Sigortanın kapsamının belirlendiği 1409. Madde üzerinde biraz duralım. Sigorta genel şartlarına baktığımızda, hemen hemen ilk maddenin sigortanın konusuna veya kapsamına ayrıldığını görüyoruz. Sigortanın kapsamı ise, konu bakımından kapsam (sigorta güvencesinin kapsamına neler girdiği, hangi risklerin güvence altına alındığı) ve yer bakımından kapsam (coğrafi kapsam) olarak ikiye ayrılabilir. Bir sigorta sözleşmesi akdedildiği zaman, bu sözleşmenin Türkiye sınırları içerisinde mi yoksa sınırlar dışında da mı güvence sağlayacağı önemli bir konudur. Kural Türkiye’de akdedilen sigorta sözleşmelerinin kapsamının Türkiye coğrafi sınırları olacağıdır. Denizcilik veya taşımaya ilişkin olup da Türkiye dışında da kapsam içerisine alınabilecek sigorta sözleşmeleri türleri ilerleyen derslerde ele alınacaktır. En geniş anlamda sigorta sözleşmesinin kapsamına uygulamada 1. Risk sınırlaması denmektedir. Örneğin, yangın dolayısıyla ortaya çıkabilecek zararlar bu sigorta sözleşmesi ile güvence altına alınmıştır gibi bir hükümde en geniş anlamda sigorta sözleşmenin konusunun da ne olduğu görebilmekteyiz ve sigorta kapsamının genel çerçeve olarak da çizildiğini kabul edebiliriz. Daha sonra ise sigortacı açısından sigorta edilebilirlik açısından önemli olabilecek unsurlar, noktalar hususlar belirlenir. Her risk sigorta edilebilir bir risk değildir. Eskiden şöyle bir anlayış hâkimdi: primi ödenebilen her risk sigorta ile güvence altına alınabilir. Ancak bu yaklaşım özellikle sigorta hukukundaki teknik ilerlemeler karşısında şu hale gelmiştir: reasüre edilebilir riskler sigorta edilebilir risklerdir. Sigortacı bir risk dolayısıyla güvence veriyorsa bunun belli bir kısmını reasürans şirketine reasüre edebilmelidir. Bugün gelinen noktada reasüre edilebilen risklerin sigorta edilebilir olduğunun kabul edilmesidir. Örneğin, zorunlu deprem sigortasının uygulamaya geçirilmesinde karşılaşılan sorun buydu. Zorunlu hale getirilmesine rağmen reasüre edecek bir şirketin bulunamaması bunun hayata geçirilmesinde aksaklıklara sebep oldu. Ne zaman ki reasürans şirketi bulundu o anda sigortacılar bu sözleşmeleri yapmaya başladı. Reasürans şirketleri de özlerinde sigorta şirketleri oldukları ve sigortacıların risklerini güvence altına aldıkları için onlar da sigorta edilebilirlik hususuna dikkat etmektedirler. Hiçbir reasürans şirketi kabul etmeseydi deprem sigortası bakımından, bu sigorta edilemez bir risk olurdu. Sigorta ettiren açısından da bakıldığında önemli bir detaydır. Çünkü her zaman için araba sigortası gibi küçük çapla düşünülmediğinde, en nihayetinde reasürans şirketinin olması 2 dereceli bir sigorta sunmaktadır.

  1. maddede “sigortacı sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesi ile doğan zarardan veya bedelden sorumludur” cümlesi geçmektedir. Örneğin, yangın riski sözleşmesinde yangın riskinden doğan zararlardan sorumludur sigortacı. Bu doktrinde birincil risk sınırlaması olarak adlandırılır ve yangın sigortaları bakımından en geniş sınırı çizen hükümdür. Uygulamada genel şartları incelediğimiz zaman, sigorta sözleşmeleri bakımından bir kategori daha vardır o da teminat altında kalan risklerdir. Bunlara biz istisna clauselardır. Örneğin, yangın sigortası bakımından teminatın bir kısmı o geniş dairenin dışına alınmaktadır. Bu istisna riskler, ikincil risk sınırlaması olarak adlandırılır. Üçüncü kategori ise, ek sözleşme ile veya taraflar arasındaki bir sözleşme ile teminat altına alınabilecek risklerdir. İstisnai risklerin yeniden bir kısmı ek sözleşme ile tekrar güvence altına alınmaktadır. Buna da üçüncül risk sınırlanması denmektedir. 1409/2’de “sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığının ispatı sigortacıya aittir” denilmektedir. Bu özellikle de istisna clauselarının somut olayda uygulama bulup bulmayacağına ilişkin husustur ve bunu sigortacı ispat etmek durumundadır. Sigorta ettirenin sadece riskin gerçekleştiğini bildirim yükümlülüğü vardır. Bunun için de gerçekleşme biçimi, şekli, zararı ortaya çıkaran olgular, fotoğraflar da sigortacıya bildirilecektir. Sigortacılar aslında her zarar doğduğunda güvence vermek için kurulmuş olan şirketlerdir ancak “ne yapabilirim de tazminat ödemem” düşüncesi şirketlerde de hakim olmuştur. O yüzden sigortacılar bu istisnai clauseları çok severler, çok benimseler ve çok başvururlar. Somut olaydaki riski de güvence kapsamından çıkartabilmek için de epeyce çaban gösterirler. İspat yükü bu sebeple sigortacılara verilmiştir. Uygulamada sigorta hukukundaki uyuşmazlıkların büyük çoğunluğu bu noktalarda karşımıza çıkmaktadır. Çoğunlukla sigortacı sigorta ettirene karşı riskin istisnai alanda olduğunu ve herhangi bir sorumluluğunun olmadığını iddia etmektedir. Örneğin, bir fırtına zararında sigorta ettirenin çatı zararlarında meteorolojiden rapor alması, fotoğraf çekmesi ve arkasından sigortacının da kendi uzmanlarıyla tespit yapması olmaktadır. İstisna clauselarının aslında hiçbir tartışmaya cevaz vermeyecek biçimde açık ve net bir biçimde kaleme alınması gerekmektedir. Ancak genel şartlara bakıldığında istisnai clauselarının çok açık kaleme alınmadığını ve taraflar arasında uyuşmazlıklara yol açtığını görmekteyiz. Yetkili kişilerce inceleme yapılarak bir sonuca varılmaya çalışılmaktadır.

Hocanın dağıttığı örnek üzerinden gidelim:

Yangın Sigortası Genel Şartları

A.l- Sigortanın Kapsamı

Bu sigorta ile yangının, yıldırımın, infilakın veya yangın ve infilak sonucu meydana gelen duman, buhar ve hararetin sigortalı mallarda doğrudan neden olacağı maddi zararlar, sigorta bedeline kadar temin olunmuştur.

Bu en geniş sigortanın kapsamı belirleyen hükümdür. Bunun dışında örneğin istisnayı düzenleyen bir hükmü inceleyelim.

Örnek Genel Şart Hükmü

Yangın Sigortası Genel Şartları

A.4- Teminat Dışında Kalan Haller

Aşağıdaki haller sigorta teminatının dışındadır:

4.1- Savaş, her türlü savaş olayları, istila, yabancı düşman hareketleri, çarpışma (Savaş ilan edilmiş olsun olmasın), iç savaş, ihtilal, isyan, ayaklanma ve bunların gerektirdiği inzibati ve askeri hareketler nedeniyle meydana gelen bütün zararlar.

4.2- Herhangi bir nükleer yakıttan veya nükleer yakıtın yanması sonucu nükleer artıklardan veya bunlara atfedilen sebeplerden meydana gelen iyonlayıcı radyasyonların veya radyo-aktivite bulaşmalarının ve bunların gerektirdiği askeri ve inzibati tedbirlerin sebep olduğu bütün zararlar. (Bu bentte geçen yanma deyimi kendi kendini idame ettiren herhangi bir nükleer ayrışım olayını da kapsayacaktır.)

4.3- Kamu otoritesi tarafından sigortalı şeyler üzerinde yapılacak tasarruflar sebebiyle meydana gelen bütün zararlar.

4.4- Yangın çıkarmaksızın; sigortalı şeylerin kendi ayıplarından, mayalanmalarından, kavrulmalarından veya bünyelerinde meydana gelen bozulmalar ile kavrulmalar nedeniyle uğradıkları zararlar.

4.5- Yangın çıkarmaksızın; sigortalı şeylerin işlenmek için veya başka faydalı bir maksatla ateşe veya sıcaklığa tutulmasından, ocak veya bunun gibi ateş bulunan bir yere düşmesinden veya atılmasından veya elbise, çamaşır ve diğer eşya yanıklığı gibi alev almaksızın kavrulma veya yanmasından veya ısıtma, aydınlatma, ütüleme aletleri ile lamba, mum, sigara ve bunların benzerlerine temasından doğan zararlar.

4.6- Yangın çıkarmaksızın; elektrikle çalışan her türlü motor, elektrik veya elektronik alet, cihaz, tesisat ve kordonlarının elektrik cereyanına bağlı bulundukları sırada bu cereyan yüzünden kısa devre, topraklama, voltaj iniş çıkışları ve bu yüzden ısınma ve endüksiyon cereyanı gibi nedenlerle uğrayacakları zararlar.

4.7- Alçak basınç sebebiyle kapların içeri doğru çökmesi, yırtılması ve sair şekilde deformasyonu, yıpranması ile santrifüj kuvvetler ve mekanik olaylar nedeniyle sigortalı cihaz ve motorlarda meydana gelen bütün zararlar.

 

Burada 4.3 maddesine bakalım. Bu bir istisna clausedur. A kişisi arabasıyla sabah çıkıyor, bir yerde arabası stop ediyor. Yoldan geçmekte olan biri duruyor ve aracı çekiyor. O sırada tamponda bir düşme oluyor. Sigorta ettiren kasko sigortası kapsamında aracında meydana gelen zararın karşılanmasını istiyor. Sigortacı bunun istisna olduğunu söylüyor ve dışardan bir müdahale olduğunu söylüyor. Yargıya intikal ettiğinde, sadece ve sadece kamu otoriteleri tarafından verilen zararların kapsam dışına çıkarıldığına dikkat çekilmektedir. Ancak bir emniyet çekicisi gelseydi ve o sırada zarar verilseydi ispat yükü sigortacıda olmak üzere kamu otoritesinin verdiği bir zarardan bahsedilebilecekti ve istisnai clausea sokulabilecekti. Sigorta ettirenin teminat kapsamında olduğunu söylediği zararının tazminini istemekten başka yapacağı bir şey yoktur. Riski bildir, zararını bildir ve bekle demektedir kanun.

Bunun dışında 3. Risk sınırlamalarında da bir yangın sigortası üzerinden örnek verelim.

ÜÇÜNCÜL RİSK SINIRLAMASI: Ek Sözleşme İle Güvence Kapsamına Alınabilecek Riskler

Yangın Sigortası Genel Şartları

A.3- Ek Sözleşme İle Teminat Kapsamına Dâhil Edilebilecek Haller ve Kayıplar

Bu sözleşme hükmünde yer alan güvencelere sahip olabilmek için ek sözleşme yapmak ve ek prim ödemek gerekmektedir. Örneğin, yanardağ püskürtmesi sonucu ortaya çıkan yangınlar bakımından durumların güvence altına alınması için ek prim ve sözleşme gerekmektedir. Bizim açımızdan önemli olan madde 1409/2’dir.

TTK m. 1409/II  “İstisna klozlarının varlığının ispat yükü SİGORTACIDADIR.”

Sigorta ettireni koruyan bir yaklaşımdır. Sigorta ettiren olarak bir sigorta sözleşmesi akdederken birinci risk sınırlamasından önce ikincil risk sınırlamalarının üzerinde durmamız gerekmektedir. İstisnaların neler olduğunu bilmek, nelerin kapsam dışında olduğunu bilmek bu anlamda çok önemlidir. Sigortacılık kanununun 11. Maddesinin 4. Fıkrasında da bu durum düzenlenmiştir.

“(4) Sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır.”

Burada önemli olan kısım, belirtilmeyen kısımların da teminat kısmında kabul edileceği öngörülmüştür. Bu durum da sigorta ettiren lehine bir yaklaşımdır.

 

Ticaret kanunumuzun 1401 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan genel hükümler kapsamında özellikle de temel bazı kanunumuzda tanımlanmış olan kavramları geçtik. Artık sigorta sözleşmesinin akdedilmesi yani korunması ile ilgili hükümleri incelemiştik, bunlara devam edeceğiz. 1413 ve devamında sigorta sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin bazı hükümler var onları biz 1419’a kadar biraz sona bırakacağız. Öncelikle sigorta sözleşmesini kuracağız bunu yürüteceğiz, uygulayacağız ve nihayetinde en son sözleşmeyi sona erdireceğiz demiştik. O nedenle sona erdirmeye ilişkin düzenlemeleri sona bırakacağız.

 

Sigorta Süresi:

En son 1409 sigortanın kapsamını incelemiştik. Devamında gördüğünüz üzere 1410. maddede sigorta sözleşmesinin süresinin düzenlenmiş olduğunu görüyoruz.

 

MADDE 1410- (1) Süre, sözleşmeyle kararlaştırılmamış ise, taraf iradeleri, yerel teamül ile hâl ve şartlar göz önünde bulundurularak, mahkemece belirlenir.

Hükme baktığımız zaman süre sözleşme ile belirlenir, uygulamaya baktığımızda da hep sözleşme ile taraflar arasında belirlendiğini görüyoruz. Ama ola ki herhangi bir süre taraflar arasında belirlenmemiş ise böyle bir durumda da tarafların iradelerine bakarak, yerel teamüllere, hal ve şartlara bakarak mahkemece de bu sürenin belirlenebileceğine ilişkin bir düzenleme de vardır. Ticaret hukukunda teamüller ticaret kanunumuzun 1. maddesinde ve 2. maddede düzenlenmiştir. Ticari örf ve adet tıpkı bir hukuk kuralı gibi karar verirken hakimlerin başvurabileceği bir kaynaktır. Ticaret hukukunda ticari örf ve adetleri belirleme görevi özel kanunlar ile ticaret odalarına verilmiştir. Buna ilişkin odaların çalışmaları vardır. Ancak teamüller henüz örf ve adet seviyesini aşmamıştır; yani çok uzun süreden beri uygulana gelen hatta uyulmadığında bir yaptırımla karşılacağı hissi uyanmamış ama tekrarlanan kısmen uyulan davranış biçimleri teamül olarak adlandırılır. Ticaret Kanunumuzun 2. maddesi dolayısıyla karar verirken veya hakimlerin kararlarını dayandırabilecekleri bir kural olarak değil tarafların iradelerinin yorumlanabileceği bir kaynak olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla ticari teamüller kural olarak sadece tacirler arasında ve tacir olmayanlar için de bilmeleri gerektiği hallerde uygulanabilir.

 

Sigorta dönemi

MADDE 1411- (1) Prim daha kısa zaman dilimlerine göre hesaplanmamış ise bu Kanuna göre sigorta dönemi bir yıldır.

  1. madde sigorta dönemini düzenlemektedir. Pirimin ödenmesi gereken dönemi ifade etmektedir. Bu yine kanuni olarak birer yıllıktır, sigortacılık uygulaması da bu şekildedir. Olay gerçekleştiğinde ne kadar sigorta bedeli ödeyecekse ona göre pirim alacaktır. Yüksekse yüksek pirim düşükse düşük pirim alacaktır. Değişken bedelli kredi hayat sigortasında ise bu bedelin aylık olarak değişebildiği görülmektedir ancak bizde uygulaması çok yoktur, genelde bizden 1 yıllık pirim tespit ve talep edilir.

 

Zamanaşımı

MADDE 1420- (1) Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Bunun dışında zamanaşımına ilişkin süreyi de genel açıklamalarımız kapsamında göreceğiz. 1420. maddede düzenlenmiştir. Bu maddenin yanında yeni TTK’da ilk kez sorumluluk sigortalarının da özel olarak zarar sigortalarının kapsamı altında düzenlenmiş olduğunu görmüştük. Sorumluluk sigortaları için özel bir zamanaşımı süresi 1482. maddede öngörülmüştür.

 

MADDE 1482- (1) Sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrar.

Bu nedenle sigorta hukukunda zamanaşımı dendiğinde 2 maddenin mutlaka göz önünde bulundurulması gerekiyor. 1420. maddeye baktığımızda 2 ve 6 yıllık zamanaşımı süreleri karşımıza çıkmaktadır. Burada maddeyi çözümlerken üzerinde durmamız gereken ifadeler şunlar; sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler dediğine göre burada kullanılan ifadenin içerisine sigorta tazminatını talep etme hakkı sigorta bedelini talep etme hakkı girecektir. Fakat bu tespiti yaptıktan sonra devamını okuduğumuzda sigorta tazminatı ve sigorta bedeli açısından ayrıca bir zamanaşımı süresi öngörmüş olduğunu görüyoruz. Tazminat hakkı ve bedel isteme hakkı sigorta ettirenin hakları olduğundan dolayı kanun koyucu onu daha uzun bir süre ile koruma altına almak istemiştir. Risk gerçekleştiği andan itibaren 6 yıl içerisinde istenebilecektir. Sigorta bedeli can sigortalarında taraflar arasında kararlaştırılarak sigorta sözleşmesine yazılan ve olay gerçekleştiğinde sigortacının ödeyeceği miktarı belirten kavramdır. Neden sigorta tazminatı ve sigorta bedeline istemler diyor? Çünkü genel hükümlerdeyiz; hem zarar sigortalarına uygulanacak hükümler bunlar hem de can sigortalarına uygulanacak hükümlerdir. Sigorta tazminatını zarar sigortaları açısından sigorta bedelini ise can sigortaları açısından kullanmaktadır. Ancak zarar sigortalarına ilişkin açıklamaları yapacağımız zaman da göreceğiz; sigorta bedeli kavramı zarar sigortalarında da karşımıza çıkacak ancak oradaki fonksiyonu farklıdır. Orada sigortacının sorumluluğunu sınırlama fonksiyonu vardır. Büyük risklerde sigortacılar büyük zararlarla karşı karşıya kalabiliyorlar o nedenle de sigorta sözleşmelerine bir de sigorta ile güvence altına alınan menfaatin tam değeri dışında bir de sigorta bedeli koyabiliyorlar. Örneğin 100.000 liralık bir eviniz var 100.000 lira üzerinden bunu sigorta ile güvence altına aldınız. 100.000 lira evinizin sigorta değeri 100.000 lira da sigorta bedeli olarak yazılabiliyor. Zarar sigortalarındaki sigorta bedeli tamamen sigortacının tazminat ödeme sorumluluğunun sınırını belirleyen bir fonksiyon oluyor. Ama burada ikisinin yan yana kullanılması tamamen zarar sigortaları için sigorta tazminatı can sigortaları için sigorta bedeli olarak teknik bir ayrımdır.

  1. maddeye baktığımızda ise tazminat istemleri denmiştir. Burada artık sigorta bedelleri demesine gerek yok çünkü zarar sigortalarına ilişkin bir hükümdür. 10 yılda zamanaşımına uğrar diyerek sorumluluk sigortalarına daha uzun bir süre verilmiştir. Bu farklılık çok yerindedir. Çünkü örnekler verirken de temas ediyoruz. sorumluluk sigortalarının konusunu oluşturan risklerde ve olaylarda bazen tedrici (aka. derece derece) zararlarla çok karşılaşıyoruz. Çevre risklerinden yada hekimin sorumluluklarından örnekler veriyoruz. Örneğin bugün suya zehirli madde attığımızda onun etkileri 3 yıl sonra 5 yıl sonra ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle 10 yıl aslında yeterli değildir kimi riskler 20 yıl sonra etkilerini doğurabiliyor.

Zamanaşımı ile ilgili olarak yine bir bağlantı kuralım. TTK madde 6’daki hüküm ile sigorta hukukunun bağlantısını kurmalıyız.

MADDE 6- (1) Ticari hükümler koyan kanunlarda öngörülen zamanaşımı süreleri, Kanunda aksine düzenleme yoksa, sözleşme ile değiştirilemez.

Bu sigorta kitabı ticari hükümdür. Ticaret kanununda düzenlenen hükümler hiç tereddütsüz ticari hükümdür. Konumuz açısından somutlaştırmamız gerekirse, sigortacı ile sigorta ettiren arasında akdedilen sigorta sözleşmesinde değiştirilemeyecek olan süreler olarak karşımıza çıkacaktır. Bu bir yargıtay kararına konu olmuştur. Taraflar aralarında 6 aylık bir zamanaşımı süresi öngörmüşlerdi ilk derece mahkemesi bunu uygun görürken yargıtay bunu yakalamıştı.

 

 

 

 

Sigorta Sözleşmesinden Doğan Borç ve Yükümlülükler

 

Genel hükümler kapsamında düzenlenmiş sigorta sözleşmesinden doğan hak ve yükümlülükler konusunu görmeye başlayabiliriz. İlgili hükümler 1421 ve devamı tarafların borç ve yükümlülükleri başlığı altında. Tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme ile karşı karşıyayız. Bir tarafta sigortacı, bir tarafta sigorta ettiren söz konusu, sigorta ettiren hem gerçek hem de tüzel kişi olabilir. Bu sigorta sözleşmesinden taraflar için doğan bir takım haklar ve yükümlülükler vardır. Fakat 1421 ve devamında haklardan bahsedilmediğini görmekteyiz. Neden? Çünkü tarafların borç ve yükümlülüklerini kanun koyucu düzenlerken sigortacının ve sigorta ettirenin  borç ve yükümlülüklerini düzenlemiştir. Böyle bir düzende şöyle bir değerlendirme yaparız; sigortacının sözleşmeden doğan borç ve yükümlülükleri sigorta ettiren açısından hakları olarak karşımıza çıkacaktır. Tam tersi de geçerlidir.

Borç ve yükümlülükler ifadelerini değerlendirdiğimizde aralarındaki fark sigorta hukuku açısından şu şekilde karşımıza çıkar; borç yerine getirilmezse tazminat hakkı doğarken külfetlerin ihlalinde ise her kim ki hukuki anlamda bir külfeti yerine getirmemiş ise kendisi bir takım haklardan mahrum kalacaktır. Sigorta sözleşmesinden doğan borçlarda veya yükümlülüklerde bir kısmı hukuki anlamda borç niteliğinde iken bir takımı külfet niteliğindedir.

Sigorta sözleşmesinden doğan borçlarda ve yükümlülüklerde şunu görüyoruz ki taraflar açısından doğabilecek borç ve yükümlülükler ya kanun kaynaklı olabiliyorlar yada sözleşmeden doğabiliyorlar. Bunu TTK m. 1449’dan çıkarıyoruz.

Kanunda düzenlenmiş olanlar;

Sigortacının borç ve yükümlülükleri

  • Rizikoyu taşıma yükümlülüğü TTK 1421-2 (sigorta sözleşmesinin taraflarının karşılıklı borçları rizikoyu taşıma yükümlülüğü ve bunun karşılığında sigorta ettirenin pirim ödeme yükümlülüğü olduğundan ilk bunun düzenlenmesi bizi şaşırtmadı)
  • Aydınlatma yükümlülüğü TTK 1423
  • Sigorta poliçesi verme yükümlülüğü TTK 1424-5
  • Giderleri ödeme borcu TTK 1426
  • Tazminat ödeme borcu TTK 1429

 

Sigorta ettirenin borç ve yükümlülükleri

  • Pirim ödeme borcu TTK 1430-4
  • Beyan yükümlülüğü TTK 1435-46 (beyan yükümlülüğü zamansal olarak 3 aşamada ayrı ayrı düzenlenmiş 1- akdin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğü, 2- akdin devamı esnasındaki beyan yükümlülüğü, 3- rizikonun gerçekleştiği andaki beyan yükümlülüğü. Uygulamada bir çok uyuşmazlık beyan yükümlülüğü ihlali ve kapsamından doğmaktadır. Çünkü sigorta sözleşmeleri karşılıklı iyiniyete dayanan sözleşmeler olduğu için beyan yükümlülüğü çok büyük önem taşır.)
  • Bilgi verme ve araştırma yapılmasına izin verme yükümlülüğü TTK 1447
  • Zararı önleme, azaltma ve sigortacının rücu haklarını koruma yükümlülüğü TTK 1448

 

Daha önce de belirttiğimiz gibi 1449. madde gereğince ayrıca sözleşmeden doğan yükümlülükler de olabilir.

 

  1. Rizikoyu Taşıma Yükümlülüğü:

MADDE 1421– (1) Aksine sözleşme yoksa, sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksidinin ödenmesi ile başlar; kara ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda, sigortacı, sözleşmenin yapılmasıyla sorumlu olur.

(2) 1430 uncu madde hükmü saklıdır.

Ticaret Kanunumuzun 1421. maddesinde düzenlenmiş olan sigortacının rizikoyu taşıma yükümlülüğünü göreceğiz. Zaten ilk derslerimizde değinmiştik, sigorta ettirenin prim ödemesi karşılığında sigortacının da rizikoyu taşıma yükümü altına girdiğini söylemiştik. Bunlar karşılıklı asli edimlerini oluşturuyor tarafların. Rizikoyu taşıma yükümlülüğü, sigorta sözleşmesi akdedildikten sonra riziko yani tehlike gerçekleşene kadar statik (durağan) bir yükümlülük olarak karşımıza çıkıyor ama risk gerçekleştiğinde dinamik (hareketli) bir yükümlülük halini almaktadır. 1421. maddede aksine sözleşme yoksa sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksidin ödenmesi ile başlar şeklinde sigorta hukukunun çok temel bir ilkesinin hükme bağlandığını görüyoruz. Uygulamada sigorta sözleşmesi akdedilir, sigorta poliçesi sigortacı tarafından düzenlenir, sigorta ettirene verilir, sigorta ettiren de primi öder ve o an itibariyle taşım yükümlülüğü başlar. Ticaret kanunumuzda yok ancak genel şartlarda 12:00 olarak başlama saati belirlenir. Akdedildiği gün öğlen 12:00’de başlar, sigorta sözlemesinin sona ereceği son gün öğlen 12:00’de biter. Bunun veriliş nedeni de örneğin yangın çıkmışsa bu yangın öğlen 12 den önce mi çıktı sonra mı çıktı tespitindeki kolaylıklardır.

Bu sorumluluğun yani sorumluluk derken tazminat ödeme sorumluluğunun başlangıcı primin veya ilk taksidinin ödenmesine bağlanmıştır. Ancak bu kural emredici bir kural değildir çünkü hükümde aksine sözleşme yoksa denmiştir. Aksine sözleşmeyi somutlaştırmaya çalışalım; “Sorumluluk sözleşme akdedilir akdedilmez başlar” “ikinci primin ödenmesiyle başlar” şeklinde hükümler konulduğunda bu hükümlerin hukuken geçerliliği tartışalım. Birincisi sigortacının sorumluluğunu öne çekerken ikincisi ertelemektedir. Sigorta kitabında yer alan hükümler yeri geldiğinde kanun koyucu bizzat hükümleri hukuki güçleri açısından gruplandırmıştır. Buradaki “aksine sözleşme yoksa” ifadesini koruyucu hükümler testinden geçirmemiz gerekmektedir. Genel hükümlere ilişkin koruyucu hükümler TTK madde 1452’de düzenlenmiştir.

 

(3) 1405, 1409, 1413 ilâ 1417, 1419, 1421, 1422 ilâ 1426 ncı maddeler, 1427 nci maddenin ikinci ilâ beşinci fıkraları, 1428 inci madde, 1430 uncu maddenin birinci ve üçüncü fıkraları, 1431 inci maddenin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları ve 1433 ilâ 1449 uncu madde hükümleri, sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemez; değiştirilirse bu Kanun hükümleri uygulanır.

  1. maddenin 3. fıkraya baktığımızda 1421. maddenin sigorta ettiren sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemeyeceği düzenlenmiştir. Bu nedenle örnek verdiğimiz iki hükümü tekrar değerlendirdiğimizde sigortacının sorumluluğunu erteleyen “ikinci primin ödenmesiyle başlar” hükmü sigorta ettirenin aleyhine olacağından 1452. madde gereğince geçerli olmayacaktır. Aksine sözleşme yoksa ifadesi sadece sigorta ettirenin lehine olan sigorta sözleşmesi hükümleri için söz konusu olacaktır. Yangın sigortalarında “ilk ateş sigortası” olarak da adlandırılabiliyor.

Kuralın ikinci istisnası ise 1421. maddede yer almaktadır. Sigorta sözleşmelerinin türü açısından getirilmiş bir istisnadır “kara ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda, sigortacı, sözleşmenin yapılmasıyla sorumlu olur”. Kapsamının ve sınırlanırını kanun koyucu belirlemiştir. Dolayısıyla genişletme imkanımız yoktur. Kara ve denizde eşya taşıma işleri dolayısıyla verilecek olan taşıma sigortalarında sigortacının sorumluluğu sözleşmenin kurulmasıyla başlayacaktır. Yani artık bu tür sigortalarda prim ödenmiş mi ilk taksit ödenmiş mi gibi hususlar önem arz etmemektedir. Sözleşme akdedildiği an sigortacının sorumluluğu başlayacaktır. Böyle bir istisnaya yer verilmesinin sebebi taşıma sözleşmelerinin hukuki özelliği gereğidir. Taşıma sözleşmeleri ne zaman kurulu? Malın taşınmak üzere teslimi ile sözleşme akdedilir. Dolayısıyla da sigorta sözleşmesinin akdedilmesiyle sorumluluğun başlaması uygun görülmüştür.

  1. fıkrada ise 1430. madde hükmü saklı tutulmuştur burada çünkü bu ve devamı maddelerinde düzenlenen konu sigorta ettirenin sigorta sözleşmesinden doğan prim ödeme borcudur.

MADDE 1430– (1) Sigorta ettiren, sözleşmeyle kararlaştırılan primi ödemekle yükümlüdür. Aksine sözleşme yoksa sigorta primi peşin ödenir. Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.
(2) Sigorta primi nakden ödenir. İlk taksidin nakden ödenmesi şartıyla, sonraki primler için kambiyo senedi verilebilir; bu hâlde, ödeme kambiyo senedinin tahsili ile gerçekleşir.
(3) Sigorta ettiren, sigortacının sorumluluğu başlamadan önce, kararlaştırılmış primin yarısını ödeyerek sözleşmeden cayabilir. Sözleşmeden kısmi cayma hâlinde, sigorta ettirenin ödemekle yükümlü olduğu prim, cayılan kısma ilişkin primin yarısıdır.

MADDE 1431– (1) Sigorta priminin tamamının, taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa ilk taksidin, sözleşme yapılır yapılmaz ve poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir. Karada ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda sigorta primi, poliçe henüz düzenlenmemiş olsa bile, sözleşmenin yapıldığı anda ödenir.

Uygulamada da sözleşme akdedilip poliçe size verildikten sonra siz de primi ödersiniz. Ya taksitlendirilir yada tamamı ödenir. 1421. maddede kara ve denizde eşya taşıma ile ilgili getirilen istisna çerçevesinde poliçe henüz düzenlenmemiş olsa bile sözleşmenin yapıldığı anda ödeneceği yani sigortacının sorumluluğunun başladığı anda ödenmesi düzenlenmiştir. Hükümler arasında bir yeknesaklık kurulmuştur.

Sigortanın rizikoyu taşıma yükümlülüğü ile ilgili 1422. maddede düzenlenmiş olan imkansızlık konusunu değinmemiz gerekir.

MADDE 1422– (1) Sigortacının sorumluluğu başlamadan, sigorta ettirenin, sigortalının ve can sigortalarında ayrıca lehtarın, fiilleri ve etkileri olmaksızın rizikonun gerçekleşmesi imkânsızlaşmışsa, sigortacı prime hak kazanamaz.

Sigortacının sorumluğu başlayıp başlamadığının tespiti 1421. maddeye göre belirlenir. Primin veya ilk taksidinin ödenmesinden öncesi için getirilen bir düzenlemedir. Bu süre içerisinde riziko gerçekleşirse sigortacının taşıması gereken bir risk söz konusu değildir. Burada vurgu yapılan nokta, sigortalıların bir katkısı olmaksızın tamamen dışarıdan riskin gerçekleşmesinin imkansızlaşması söz konusu olmalıdır. Çünkü onların etkisinin olması durumunda beyan yükümlülüklerinde göreceğiz sözleşme süresi içerisindeki değişiklikler ve bu değişikliklerin sigorta ettiren tarafından bildirilmesine veya bu kapsamdaki düzenlemelere tabi olacaktır. Örneğin; deprem riskine karşı bir sigorta sözleşmesi akdediyorsunuz daha henüz primi ödemeden yani sigortacının sorumluluğu başlamdan teknolojinin de gelişmesi ile o bölgede deprem olma olasılığı %0 olarak belirleniyor, bu durumda riskin gerçekleşmesi imkansızlaşır. Bu durumda sigortacı prime hak kazanamayacaktır.

  1. Aydınlatma yükümlülüğü:

Hukukun diğer alanlarında da karşımıza çıkmaktadır, bankalarda, sermaye piyasası kanununda da karşımıza çıkmaktadır. Şeffaflık, bilgi verme bilgi alma, anayasalarla güvence altına alınıyor. Bir takım saklı gizli kalması dolayısıyla ortaya çıkan veya olası çıkabilecek problemleri sıfırlamaya yönelik bir adımdır. Eski ticaret kanunumuzda böyle bir düzenleme yoktu. Eski olduğu için hantal bir sistemdi ve gelişmeleri çok takip edemiyordu. Yeni ticaret kanunumuzda ise özel olarak düzenlenmiştir.

MADDE 1423– (1) Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirir. Ayrıca, poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar.

(2) Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir.

(3) Hazine Müsteşarlığı, çeşitli ülkelerin ve özellikle Avrupa Birliğinin düzenlemelerini dikkate alarak, tüketiciyi aydınlatma açıklamasının şeklini ve içeriğini belirler.

Gördüğünüz gibi AB’deki gelişmeler, ve şeffaflık yönergesi gibi yönergelerin iç hukuka yansıtılması olarak 1423. maddedeki aydınlatma yükümlülüğü karşımıza çıkmaktadır. Sigorta ettirenler daha zayıf konumdadırlar, sigorta hukuku konusunda daha bilgisiz olabiliyorlar. Karşılarında ise işi mesleği sigorta olan sigortacılar var. Dolayısıyla herhangi bir sigorta sözleşmesinin akdedilmesi gündeme geldiğinde bu hükümle daha akdedilmeden önce sigortacı tarafından sigorta ettirenin yazılı olarak bilgilendirilmesine yönelik bir düzenlemeye gerek duyulmuştur. Sözleşme öncesi dönemi ilgilendiren bir düzenleme olduğu için culpa in contrehendo diye adlandırılan sözleşme öncesi sorumluluğun sigorta hukukuna yansımasıdır. Dürüstlük kuralının ve özen yükümlülüğünün etkilerini de bu aydınlatma yükümlülüğünde görebiliyoruz. Hazine müsteşarılığı tarafından bilgilendirmeye yönelik ikincil düzenlemeler yönetmelikler çıkartılmıştır ayrıntılı olarak ve uygulamada Bilgi Formu olarak karşımıza çıkıyor. Sigortacılar bir her sigorta türü ile ilgili olarak bir bilgi formu düzenliyorlar. Mesela kredilerle bağlantılı sigortalar, ki bunların büyük bir kısmı konut sigortalarıdır mortgage, hakkında getirilen düzenlemelerde 24 saatlik bir süre belirlenmiştir. yani bilgi formunun verilmesini takip eden 24 saatin geçmesinden sonra sözleşme akdedilebilir hale gelmektedir. Bu tamamen sigorta ettirenlerin bilgilenmesi üzerinde düşünmesi için var. Bankacılık kanununa göre bankalar sigorta acentalığı yapabilmektedir. Nitekim uygulamada bankalar yine bildiğini okuyor ve bize imzalamamız için tonlarca sayfa veriyor biz de okumadan imzalıyoruz. Sigorta şirketlerinin yardımcısı konumunda olan acentalar sigorta sözleşmesi akdetme yetkisine sahiptir. Onun için siz konut kredisi almaya gittiğinizde bununla ilgili bankacı size bilgi formunu, kredi sözleşmesini, acentalığını yaptığı şirketin sigorta sözleşmesini önünüze koyuyor siz de mecburmuş gibi hemen imzalıyorsunuz. Aslında bunu yapmamak lazım mutlaka üstünde düşünmek gerekir.

Yazılı olarak bildirilmenin yanında, ayrıca poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince önemli olabilecek olay ve gelişmeleri sigortacıya yazılı olarak açıklayacak. Aydınlatma açıklamasının verilmemesi halinde sigorta ettiren sözleşmenin yapılmasına 14 gün için itiraz edebilir, etmemişse poliçe bu yazılı şartlarda yapılmış sayılır, verildiğinin ispatı ise sigortacıya yüklenmiştir.

Şimdi iki yargıtay kararını paylaşalım. Bunlar internette de bulunabilen yargı kararları

  • HD 24.02.2014 tarih ve 2014/2118 Esas 2014/2457 Karar
  • HD 20.02.2014 tarih 2014/1596 Esas

Bu iki kararı okuyunuz. Önümüzdeki derslerde üzerinde konuşacağız.

 

Sigorta Genel Şartları

Sigorta genel şartlarının doktrinde yeni borçlar kanunumuzda düzenlenen genel şartlara tabi olduğuna dair ağırlıklı bir anlayış vardır. Dolayısıyla genel şartlar nedir sorduğumuzda; genel işlem koşulları ve genellikle tek taraflı olarak maktu olarak düzenlenen şartlar karşımıza çıkmaktadır. Özellikle güçsüz tarafta kalan kişilerin korunduğunu görmekteyiz. 1424. Maddeye baktığımızda sigortacının poliçe verme yükümlüsü olduğunu tespit etmekteyiz.

 

 

MADDE 1424

(1) Sigortacı; sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmi dört saat, diğer hâllerde on beş gün içinde, yetkililerce imzalanmış bir poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlüdür. Sigortacı poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumludur.

(2) Sigorta ettiren poliçesini kaybederse, gideri kendisine ait olmak üzere, yeni bir poliçe verilmesini sigortacıdan isteyebilir.

(3) Poliçenin verilmediği hâllerde, sözleşmenin ispatı genel hükümlere tabidir.

 

İlk fıkrada bahsedilen acente sözleşme akdetme yetkisi olan acentedir. Buradaki diğer hallerin neler olduğunu tespit etmek gerekir. Diğer hallerden kastedilen brokerların devreye girdiği durumlardır. Aslında sözleşmeyi akdeden yine sigortacı ile sigorta ettirendir çünkü brokerların sözleşme akdetme ya da taraf olma yetkisi yoktur ancak brokerın sigortacıdan poliçeyi aldığı, sigorta ettirene ulaştırdığı durumlar göz önüne alınarak 15 günlük süre düzenlenmiştir. Bu doktrinin değerlendirmesidir ancak oldukça mantıklı bir açıklamadır. Uygulamada zaten elektronik imzaların ve teknolojik gelişmelerin devreye girmiş olması dolayısıyla hemen hemen uygulama alanı hiç kalmamış olan bir düzenlemedir. Yetkilerce imzalanmış ibaresinden kastedilen, bir anonim şirket söz konusu ise yönetmeye ve temsil etmeye yetkili kişilerdir.

  1. maddede sigorta ettirenin prim ödeme zamanını düzenleyen bir madde de karşımıza çıkmaktadır.

 

MADDE 1431

(1) Sigorta priminin tamamının, taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa ilk taksitin, sözleşme yapılır yapılmaz ve poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir. Karada ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda sigorta primi, poliçe henüz düzenlenmemiş olsa bile, sözleşmenin yapıldığı anda ödenir.

(2) İzleyen taksitlerin ödeme zamanı, miktarı ve priminin vadesinde ödenmemesinin sonuçları, poliçe ile birlikte yazılı olarak sigorta ettirene bildirilir veya bu şartlar poliçe üzerine yazılır.

(3) Sigorta priminin taksitle ödenmesinin kararlaştırıldığı hâllerde, riziko gerçekleşince, ödenecek tazminata veya bedele ilişkin primlerin tümü muaccel olur.

(4) Başkası lehine yapılan sigortada, prim borcu için sigorta ettirenin aleyhine yapılan takip semeresiz kalmışsa, zarar sigortalarında sigortalı, can sigortalarında lehtar, bu durumun sigortacı tarafından kendilerine bildirilmesi hâlinde, primi ödemeyi üstlenirlerse sözleşme bu kişilerle devam eder; aksi hâlde, sigortacı sigorta ettirene karşı sahip olduğu hakları kullanır.

 

 

(5) Sigortacı prim alacağını, 1480 inci madde hükmü saklı kalmak üzere ödenecek tazminattan veya bedelden düşebilir. Bu hâlde, Türk Borçlar Kanununun 129 uncu maddesi hükmü sigorta sözleşmeleri hakkında uygulanmaz.

 

Poliçeyi verme yükümlülüğü sigortacı verildiği için birlikte hatırlamamız gereken bir diğer maddenin 1431. Madde olduğunu söyledik. Sigortacının bu sorumluluğunun karşılığında sigorta ettirenin de prim ödeme sorumluluğu vardır. Bu tarih sigortacının güvence tarihinin başlangıcı açısından oldukça önemlidir. Dolayısı ile sigortacının poliçeyi vermeyi geciktirmesi, böylece sigorta ettirenin prim ödemesinin gecikmesi ve arada olabilecek bir zarar bakımından sigortacının kendi sorumluluğunun başlamadığını iddia etmesi gündeme gelebilir. Bu açıdan bakıldığında sigorta ettirenlerin hak kayıplarına uğramaması için 1424. Maddede poliçenin geç verilmesinden dolayı, sigortacılara bir tazminat yükümlülüğü getirilmiştir. Buradaki zarardan sorumluluk, bir sigorta tazminatı ödemek değildir. Bu tamamen kendine özel bir tazminattır. Yargı kararlarında poliçenin geç verilmesinden ötürü sigortacının ödeyeceği tazminatın,  sözleşmedeki sigorta bedelini aşamayacağına dair bir kabul vardır.

Sigorta poliçe yazılı bir belgedir. Acaba poliçe hukuki anlamda kıymetli bir evrak mıdır? Tanımlamak gerekirse, bunlar öyle senetlerdir ki hak senetten ayrı olarak başkasına devredilemez ve herhangi bir talep hakkı vermez. M. 1424/2’de poliçenin kaybedilmesi hali düzenlenmiştir. Dolayısıyla sigorta poliçesi kıymetli bir evrak değildir. Öyle olsaydı, zayi olması özel düzenlemelere tabi olurdu.

 

MADDE 1425

(1) Sigorta poliçesi, tarafların haklarını, temerrüde ilişkin hükümler ile genel ve varsa özel şartları içerir, rahat ve kolay okunacak biçimde düzenlenir.

(2) Poliçenin ve zeyilnamenin eklerinin içeriği teklifnameden veya kararlaştırılan hükümlerden farklıysa, anılan belgelerde yer alıp teklifnameden değişik olan ve sigorta ettirenin, sigortalının ve lehtarın aleyhine öngörülmüş bulunan hükümler geçersizdir.

(3) Kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, genel şartlarda sigorta ettirenin, sigortalının veya lehtarın lehine olan bir değişiklik hemen ve doğrudan uygulanır. Ancak, bu değişiklik ek prim alınmasını gerektiriyorsa, sigortacı değişiklikten itibaren sekiz gün içinde prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının sekiz gün içinde kabul edilmemesi hâlinde sözleşme eski genel şartlarla devam eder.

 

İkinci fıkrayı incelediğimizde, zeyilname zaten poliçenin eki demektir. Bu açıdan bakıldığında maddede Türkçe açısından bozukluklar vardır. Poliçe ile teklifname arasında farklılıklar olması halinde, sigorta ettirenlerin lehine bir düzenleme getirilmiştir. Teklifname sigorta ettiren tarafından bir belgedir.

 

MADDE 1426

(1) Sigortacı, sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar tarafından, rizikonun, tazminatın veya bedel ödeme borcunun kapsamının belirlenmesi amacıyla yapılan makul giderleri, bunlar faydasız kalmış olsalar bile, ödemek zorundadır.

(2) Eksik sigortanın yapıldığı hâllerde 1462. madde hükmü kıyas yolu ile uygulanır.

 

Sigortacının bir diğer borcu giderleri ödeme borcudur. Sigorta tazminatı ödemekten ayrı olan bir ödeme borcudur. Örneğin, zarar gören bir çatı olsun. Bu çatının fotoğraflarının çekilmesi gerekir. Ancak bunun riskli olması ve özel fotoğrafçı tutulmasının gerektiği hallerde bu masraflara sigortacı katlanacaktır. İkinci fıkrada geçen 1462. Madde ise eksik sigortayı düzenlemektedir. İlerleyen derslerde eksik sigorta kavramı anlatıldığında bu fıkra daha çok anlam ifade edecektir.

 

MADDE 1462

(1) Sigorta bedeli, sigorta değerinden az olduğu takdirde, sigorta edilmiş menfaatin bir kısmının zarara uğraması hâlinde sigortacı, aksine sözleşme yoksa sigorta bedelinin sigorta değerine olan oranına göre tazminat öder.

 

Sigortacının tazminat ödeme borcu

 

MADDE 1427 – Genel olarak

(1) Aynen tazmine ilişkin sözleşme yoksa sigorta tazminatı nakden ödenir.

(2) Sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her hâlde 1446. maddeye göre yapılacak ihbardan kırk beş gün sonra muaccel olur. Can sigortaları için bu süre on beş gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez.

(3) Araştırmalar, 1446. maddeye göre yapılacak ihbardan başlayarak üç ay içinde tamamlanamamışsa; sigortacı, tazminattan veya bedelden mahsup edilmek üzere, tarafların mutabakatı veya anlaşmazlık hâlinde mahkemece yaptırılacak ön ekspertiz sonucuna göre süratle tespit edilecek hasar miktarının veya bedelin en az yüzde ellisini avans olarak öder.

(4) Borç muaccel olunca, sigortacı ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer.

(5) Sigortacının temerrüt faizi ödeme borcundan kurtulmasını öngören sözleşme hükümleri geçersizdir.

 

 

MADDE 1428 – Kısmi tazminat ödemeleri

(1) Sorumluluk sigortası dışındaki sigortalarda, aksine sözleşme yoksa sigorta süresi içinde yapılan kısmi tazminat ödemeleri sigorta bedelinden düşülür.

(2) Kısmi zarar hâllerinde taraflar sigorta sözleşmesini feshedebilirler. Ancak, sigortacı fesih hakkını, kısmi tazminat ödemesinden sonra kullanabilir.

 

 

MADDE 1429 – Rizikonun gerçekleşmesinde kusur

(1) Sigortacı, aksine sözleşme yoksa sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigortalı ve tazminat ödenmesini sağlamak amacıyla bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişiler, rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep oldukları takdirde, sigortacı tazminat borcundan kurtulur ve aldığı primleri geri vermez.

(2) 1495, 1503 ve 1504. maddenin ikinci fıkrası hükmü saklıdır.

 

 

 Bu maddeler can sigortaları bakımından da uygulama alanı bulacak hükümlerdir. Dolayısıyla sigorta tazminatı ve sigorta bedeli için de düzenlenen genel hükümler olduklarını söyleyebilmek mümkündür. Bu açıdan maddelerin kenar başlıklarının düzeltilmesi gerekmektedir.

 

Ticaret kanunumuzun 1427 ve devamında düzenlenmiş olan sigorta tazminatı ve sigorta bedelini ödeme borcuna ilişkin düzenlemeleri incelemeye başlamıştık. Sigorta tazminatı demek ki nakden ödeniyormuş ama istenirse sözleşmeye hüküm koymak suretiyle aynen tazmin de taraflar arasında kararlaştırılabilirmiş. Bunun dışında sigorta tazminatı veya bedeli 2. fıkrada yer alan genel hüküm çerçevesinde bu dikkatsizliğini gidermiştir.

MADDE 1427– (1) Aynen tazmine ilişkin sözleşme yoksa sigorta tazminatı nakden ödenir.
(2) Sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince (demekki sigortacılar kendilerine herhangi bir zarar ihbarı veya riskin gerçekleştiğine ilişkin beyan geldiğinde, ki sigortacının beyan yükümlülüğü kapsamında düzenlenmişti, direk sigortacı kendi uzmanlarını olay yerine gönderebilirler, dosya üzerinde bir takım görüşler alabilirler vs bu incelemeleri yaptıktan sonra) ve her hâlde 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olur. Can sigortaları için bu süre onbeş gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez.

Bunun için kanun koyucunun herhalde beyanın verilmesinden itibaren 45 gün sonra kendiliğinden başka bir şeye gerek kalmaksızın muaccel olur ve sigortacı bunu ödemek zorundadır. Ödemediği takdirde mesela temerrüt faizi ödemek durumunda kalabilir. 1427. maddenin 5. fıkrası Sigortacının temerrüt faizi ödeme borcundan kurtulmasını öngören sözleşme hükümleri geçersizdir. şeklinde bir düzenleme getirmiştir. Yine sigorta ettireni koruyucu bir hüküm karşısındayız. 4. fıkraya göre Borç muaccel olunca, sigortacı ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer. Eski ticaret kanunumuzda böyle bir süre sınırlaması yoktu o yüzden de sigorta ettirenler çok mağdur olabiliyordu. Sigortacı incelemesinin devam ettiğini ileri sürerek tazminatı ödemekten kaçınabiliyordu. Bu 45 günlük süre can sigortaları için 15 gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez. Tamamen iradesi dışında bir durum söz konusu olmalı, örneğin kamu görevlileri oraya inceleme yasağı getirmiş olabilir, uzmanlarını gönderemez inceleyemez. 3. fıkradaki düzenleme de yeni bir düzenleme yine sigorta ettirenleri koruyan bir hüküm. Araştırmalar, 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan başlayarak üç ay içinde tamamlanamamışsa; sigortacı, tazminattan veya bedelden mahsup edilmek üzere, tarafların mutabakatı veya anlaşmazlık hâlinde mahkemece yaptırılacak ön ekspertiz sonucuna göre süratle tespit edilecek hasar miktarının veya bedelin en az yüzde ellisini avans olarak öder. Can sigortaları ile zarar sigortaları arasından kanuni muacceliyet açısından farklılık bulunmasına rağmen 3. fıkradaki 3 aylık süre her ikisi için de ortak düzenlenmiştir. 3. fıkradaki süre ihbardan itibaren başlamaktadır. Herhalde birinci fıkradaki süre işlemez hükmü sadece 45 gün yada 15 gün için geçerlidir, 3. fıkrada buna ilişkin bir bağlantı yapılmamıştır. Dolayısıyla da 3 aylık süre avans verilmesi için ayrıca hesaplanması gereken bir hükümdür.

Tazminat ödeme borcu ile ilgili 1428. maddede bir düzenleme yer almaktadır

MADDE 1428– (1) Sorumluluk sigortası dışındaki sigortalarda, aksine sözleşme yoksa, sigorta süresi içinde yapılan kısmi tazminat ödemeleri sigorta bedelinden düşülür.

(2) Kısmi zarar hâllerinde taraflar sigorta sözleşmesini feshedebilirler. Ancak, sigortacı fesih hakkını, kısmi tazminat ödemesinden sonra kullanabilir.

Kısmi tazminat ödemesinden kasıt Örneğin 100.000 liralık bir eviniz var. 100.000 liralık sigorta sözleşmesi akdediyorsunuz. Riskin gerçekleştiği anda da evinizin bedeli değişmemiş. Evinizde yangın çıktı ve evin tamamı yandı sigortacı size 100.000 lira sigorta tazminatı ödeyecektir. Aynı somut örnekten hareket edersek yangına zamanında müdahale edildiğini düşünelim sadece bir odada perdeler duvarlar vs. yandı 20.000 liralık zararınız gündeme geldi ve siz bunu sigortacıya ihbar ettiniz. 20.000 liralık bir sigorta bedelinin ödenmesi de söz konusu olabilir. Asıl mesele 20.000 liralık kısmi tazminat söz konusu olduğunda acaba sigorta bedeli olan 100.000 lira nasıl etkileneceğidir. 1428. maddedeki düzenleme sorumluluk sigortası dışındaki sigortalarda aksine sözleşme yoksa sigorta süresi için yapılan kısmi tazminat ödemelerinin sigorta bedelinden düşülmesi yönündedir. Yani daha düşük bir güvenceyle kalan süreyi tamamlamak söz konusu olacaktır. Aksine sözleşmenin içeriği şu şekilde olmalıdır; koruyucu hükümlerden hareketle sigorta ettiren aleyhine değiştirilemeyecek olan hükümler halinde düzenlenmelidir.

Zarar sigortaları açısından bir noktaya temas etmemiz gerekir, özellikle zararın miktarının belirlenmesi bakımından, çünkü zarar sigortalarında eşitlik formülü geçerlidir. Zenginleşme aracı olarak kullanılamaz. Sigorta ile güvence altına alınan değerin tam bedeli eşittir sigorta bedeli eşittir tam hasar durumunda zarar eşittir sigorta tazminatı. Zarar ne kadarsa sigorta tazminatı da o kadarını karşılayacaktır. Dolayısıyla zararın miktarı ödenecek olan sigorta tazminatının da miktarını ortaya koyacaktır. Zarar miktarının tespitinde ise ticaret kanunumuzda bunun tespiti düzenlenmiş. Taraflar açısından zararın miktarı hususunda herhangi bir uyuşmazlık yoksa hiçbir problem çıkmaz. Ancak bu miktarda anlaşma sağlanamazsa bu sorunun yanıtı ticaret kanunumuzda yok. Biz genel şartlarla bunu çözüyoruz. Orada zararın miktarının belirlenmesine ilişkin olarak hakem bilirkişi prosedürü olarak adlandırılan bir prosedür düzenlenmiştir. Yani sigortacılıkta zarar hakem bilirkişilerce tespit edilir. Sigortacı kendi hakem bilirkişisini seçiyor, sigorta ettiren de kendi hakem bilirkişisini seçiyor iki hakem 3. bir kişiyi seçiyorlar ve bunlar o somut sigorta uyuşmazlığında zararın miktarının tespit işlemi yapıyor. Hakem bilirkişilerinin tek işlevi zarar tespiti yapmaktır. Hukuki herhangi bir değerlendirme bir karar vermezler, tek işleri ne kadar zarar olduğunu tespit etmektir. Bunların kararları taraflar açısından kural olarak bağlayıcıdır. Bu kararlara karşı herhangi bir yargı yolu kural olarak kapatılmıştır. Çünkü taraflar kendileri hakemi seçtiği için kabul etmek durumunda ancak uygulamada ve yargı kararlarına da konu olmuştur. Yargıtay bu noktada şu durumda yargı yoluna başvurma yani itiraz edilebileceğini kabul etmektedir; hakem bilirkişilerden gelen zarar tespit raporundaki zarar miktarı eğer çok açık bir biçimde ilk bakışta anlaşılabilecek derecede fahiş ise yani çok yüksek ise bu tür durumlarda mahkemede itiraz edilebileceğine ve oradan çıkan karara göre zarar miktarının belirlenebileceğine uygulamada bir yaklaşım vardır.

Kısmi zarar hallerinde 1428/2 de fesih düzenlenmiştir. Kalan bedelle devam etmek istemeyebilirler vs. bu nedenle iki tarafa da fesih hakkı tanınmıştır. Bunun için herhangi bir şart, koşul öngörülmemiştir. Sadece sigortacı açısından kısmi tazminat bedelini ödedikten sonra feshedebileceği düzenlemesi getirilmiştir. Ödedikten sonra herhangi bir şarta bağlı olmaksızın geleceğe dönük olarak feshedebilir.

1429 da sigortacının tazminat ödeme yükümlülüğü ile ilgilidir ve sigorta hukukunun da çok temel esaslarından birini düzenleyen bir hükümdür. 1477. maddede de sorumluluk sigortaları açısından aynı ilkenin tekrarlandığını görebiliyoruz. Bu da sigorta sözleşmesinin zenginleşme aracı olarak kullanılamamasının etkilerini barındırmaktadır. Asıl hiç kimse kendi davranışından bir menfaat sağlayamaz. Örneğin tek başıma A kişisi bana 100 lira borçludur deyip kendi imzamı atarsam bu kağıt senet olarak değerlendirilmez. Çünkü karşı tarafın iradesi ya da imzası bulunmamaktadır.

MADDE 1429– (1) Sigortacı, aksine sözleşme yoksa, sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigortalı ve tazminat ödenmesini sağlamak amacıyla bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişiler, rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep oldukları takdirde, sigortacı tazminat borcundan kurtulur ve aldığı primleri geri vermez.

MADDE 1477– (1) Sigortacı, sigortalının, sorumluluk konusu olayı kasten gerçekleştirmesinden doğan zararlardan sorumlu olmaz.

Burada baktığımız zaman rizikonun bilerek isteyerek, kasten gerçekleştirilmesiyle sigorta tazminatı alma yolunun sigorta hukukunda kapatılmış olmasıdır. biz buna kasten riskin gerçekleşmesinde sigorta bedeli ödeme yasağı diyoruz. Bu yaklaşım olmasaydı elbetteki insanoğluyuz, yine evimizi sigortalar nakit paraya ihtiyacımız olduğunda evi yakar tazminat talep ederdik. 1429. maddede rizikonun gerçekleşmesinde kusur başlığı altında bunun önüne geçilmiştir. Kasıt borçlar hukukundaki kasıttır, sigortacı tazminat ödeme borcundan kurtulur ve aldığı primleri de geri ödemez. 1477. madde yine koruyucu hükümlerde aksine sözleşme yapılamayacak maddeler arasında karşımıza çıkıyor.

Kasıttan kaynaklananlarda bu uygulanırken, ihmal durumunda ne olacağı sorunu karşımıza çıkıyor. Kanun koyucu bunu kusur başlığı altında hepsini içine alacak şekilde düzenlemiştir ve ağır ihmal hafif ihmal gibi durumlarda 1. cümlede belirtildiği gibi ihmal açısından kanun koyucunun borçlar hukukçuları gibi ağır hafif ihmal ayrımı yapmadığını ve sigortacının zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu görüyoruz ancak sözleşme ile sınırlarının belirlenmesi mümkün.

1429 son fıkrada saklı tutulmuş olan hükümler var. Yani bu fiilin kasten gerçekleştirilmesinin tazminat borcu doğurmayacağına ilişkin vs, tabi genel hükümlerde olduğumuz için hayat sigortaları açısından özel rizikolar vardır örneğin intihar riski gibi, bu da 1503. maddesinde düzenlenmiştir. Belirli süre içerisinde sigorta sözleşmesinin akdedilmesinden sonraki intiharlar güvence kapsamı dışında tutulmuştur. Hayat sigortalarını gördüğümüz zaman bu düzenlemelere değineceğiz.

Sigortacının kanunda düzenlenmiş olan sigorta sözleşmesinden doğan kanuni yükümlülüklerine görmüş olduk bundan sonra sigorta ettirenin borç ve yükümlülükleri ile devam edeceğiz.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

1 Response

  1. 1 Haziran 2017

    […] Merhabalar arkadaşlar. Daha önce buradaki linkte paylaştığımız sigorta hukuku ders notuna alt… […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir