Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devleti ilkesini ceza hukukunda somutlaştıran bir prensip olup, bireyi devlete karşı koruma amacı güder. Hukuk devleti, yalnızca suçun işlenmesini önleyici uygun metot ve araçları göstermekle yetinemez. Bunun yanı sıra hukuk düzeni, cezalandırma yetkisinin kullanılmasına sınırlamalar getirmek ve böylece vatandaşı devletin keyfi ve aşırı müdahalesine karşı korumasız bırakmamak zorundadır. Bu nedenle, kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınabilmesi için hangi fiillerin suç teşkil ettiğinin ve bu fiillerin işlenmesi halinde uygulanacak yaptırımın ne olduğunun kanunda açık bir şekilde gösterilmesi gerekmektedir. Böylece kanunilik ilkesi, bireyin hak ve özgürlüklerinin korunmasının güvencesini oluşturmaktadır.

Suçta ve cezada kanunilik ilkesine Avrupa’da ilk yer veren kanunun 1787 tarihli Avusturya Ceza Kanunu olduğu kabul edilmektedir.

Türk hukuk tarihinde bu ilkeye ilk yer veren kanunun 1274 (1858) tarihli “Ceza Kannunname-i Hümayunu” olduğu (m. 1,2,3,4,5), daha sonra ilkenin 1876 tarihli Kanun-i Esasinin (Anayasa) 10. maddesine taşınarak anayasal değere sahip kılındığı kabul edilmektedir.

1982 Anayasasının 38. maddesinde suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin şu hükümlere yer verilmiştir;

Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” (f.1)

Suç ve ceza zaman aşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.” (f.2)

Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla korunur.” (f.3)

İlkenin Anlamı

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, suç sayılan fiillerin ve bunların işlenmesi halinde uygulanacak yaptırımların önceden kanun tarafından açıkça belirlenmesini ifade etmektedir. TCK’nın 2. maddesinin başlığında belirtildiği şekliyle suçta kanunilik veya kanunsuz suç olmaz (nullum crimen sine lege) ve cezada kanunilik veya kanunsuz ceza olmaz (nulla poena sine lege) şeklinde formüle edilen bu ilkelerin esası, kişilerin yasak fiilleri, yani özgürlüklerinin sınırlarını önceden bilmelerini sağlama düşüncesine dayanmaktadır. Böylece kişiler, hareketlerini buna göre düzenleme imkanını bulmakta ve bu yönden de bu ilkeler bireysel özgürlüğün en önemli güvencesini oluşturmaktadır. Buna suçta ve cezada kanunilik ilkesinin güvence fonksiyonu denmektedir.

Bu güvence fonksiyonu TCK’nın 2. maddesinin ilk fıkrasında şu şekilde ifade edilmiştir;

Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbiri hükmolunamaz.

Suçta kanunilik ilkesinin gereği olarak, hangi fiillerin suç teşkil ettiği kanunda açıkça gösterilmelidir. Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İlkenin güvence fonksiyonunu ifa edebilmesi, kanun koyucunun suç teşkil eden fiili bütün unsurlarıyla kanunda tanımlamasına ve cezasını da aynı şekilde kanunda göstermesine bağlıdır. Bununla birlikte, kanun koyucu istediği her fiili suç olarak tanımlama özgürlüğüne de sahip değildir. Esas itibariyle hukuka aykırı olmayan, hukuka aykırı olmakla birlikte toplumsal yaşam bakımından vazgeçilmez değerlerin ihlali niteliği taşımayan insan davranışları kanunlarda suç olarak tanımlanamazlar.

Cezada kanunilik ilkesi gereğince, bir kimseye kanunda suç olarak tanımlanan bir fiil nedeniyle hangi türde ve miktarda cezai yaptırım uygulanacağı da ancak kanunla belirlenebilir. Dolayısıyla, hiç kimse belli bir suçla ilgili olarak kanunda öngörülmeyen bir ceza ile ya da kanunda öngörülen cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırılamaz. Bir kimsenin cezasının arttırılabilmesi de kanunun açıkça cezayı artırıcı bir neden olarak öngördüğü bir husustan dolayı olabilir.

Sonuçları

Türk Ceza Kanunun 2. maddesi ile 7. maddesinin ilk fıkrası birlikte değerlendirildiğinde, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin beş ayrı sonucunun olduğu söylenebilir. Bunlar hep birlikte “suçlunun Magna Cartası” olarak ceza kanununun güvence fonksiyonunu oluştururlar. Kanunilik ilkesinin sonuçları; kıyas yasağı, örf ve adetle suç yaratma ve cezayı ağırlaştırma yasağı, idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulması yasağı, suç ve cezaların belirsizliği yasağı şeklinde sıralanabilir. Bu sonuçlardan bir kısmı kanun koyucuya, bir kısmı yargıca, bir kısmı ise hem kanun koyucuya hem de yargıca yöneliktir. Belirlilik ilkesi doğrudan kanun koyucuya, kıyas yasağı ve örf adete göre suç ihdas edilemeyeceği ilkeleri yargıca, ceza kanunlarının geçmişe yürümemesi ilkesi ise hem kanun koyucuya ve hem de yargıca yönelik sonuçlar doğurmaktadır.

Ceza Kanununun 2. maddesinde, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin belirlilik, idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulması yasağı ile kıyas yasağı sonuçlarına ayrıca yer verilmiştir. Kanunun 7. maddesinin ilk fıkrasında ise geçmişe yürütme yasağı düzenlenmiştir. Örf ve adete göre suç yaratma ve cezalandırma yasağı ise kanunilik ve belirlilik ilkelerinin kanunda zikredilmeyen doğal sonucudur.

Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinden Kaynaklanan İlkeler;

  1. Belirlilik İlkesi (Lex Certa)
  2. Örf ve Adet Hukukuyla Suç İhdas Etme ve Cezayı Ağırlaştırma Yasağı (Lex Scripta)
  3. Kıyas Yasağı ve Yorum (Lex Stricta)
  4. İdarenin Düzenleyici İşlemleriyle Suç ve Ceza Konulması Yasağı
  5. Geçmişe Yürüme Yasağı

 

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir