Çöktü bir seng-i melâlet gibi sîneye gece,
Dikti sevdâ kara bayrağını âyîneye gece.
Gök, demirden bir kapak; ruh ise mahpus-ı gam,
Her nefes bir yeni zindân açar insâna gece.
Bir görünmez kurt iner gülşen-i cânın bağrına,
Gül solar, renkleri döner yine efsâneye gece.
Ben ezelden beri yalnız, bana yoldaş yine ben,
Sesimi sundum ise dönmedi bir kimseye gece.
Bir bulut geçti semâdan, yüzü şeytân sûreti,
Gölgesi düştü çocukluktaki her hâneye gece.
Vadide bir genç uyur, başı çiçekler üstünde,
İki kızıl lâle açmış soluk bedeninde gece.
Sanma kim uykudadır, rûhuna değmez artık
Ne sabâ, ne gül kokusu, ne de pervâne gece.
Gel hayâlimde yine, ey sesi kalmış sevgili,
Bir nefes ver de hayat dönsün o virâneye gece.
Gözlerin açılır ümîd ile bir bâb-ı siyah,
Gireni salmaz o kapı yine dünyâya gece.
Çanlar ulur, göğe sürgün nice ervâh gibi,
Geçer içimden ağır bir kara cenâze gece.
Ben günü bekler iken gün bana doğmaz, ne garip;
Yalnız zulmet rengini döndür doğmaz, ne garip;
Yalnız zulmet rengür akşama gece.
Ey gönül, aynaya bakma, yüzün artık sen değil;
Hepimiz benzeriz en çok kapanınca gece.