Yirmi Sekiz

Aile Hukuku Kapsamlı Ders Notu (2019)

 

AİLE HUKUKUNUN TEMEL ÖZELLİKLERİ

-Devlet müdahalesinin sıkça olması (Savcının bile müdahale ettiği aile hukuku uyuşmazlıkları olabilir.)

-Aile hukuku ilişkileri numerus clausus (sınırlı sayı)’dır.

-Şekle bağlılık. Şekil konusu aile hukukunda çok önemlidir çünkü hem kamu düzeninin sağlanması hem de ispat araçları açısından yapılan hukuki işlemlerin geçerli olması için mutlaka belirli şekillere uyması gereklidir.

-Hâkimin takdir yetkisi.

-Zayıfların korunması (evlilikte çocuğun menfaatleri)

Türk Aile Hukukunun Devrimci Karakteri:

1926 yılında İsviçre’den alınan TMK ile çok ciddi sosyal değişiklikler yaratacak devrimci nitelikte bir takım düzenlemelere gidilmiştir. Özellikle toplumsal yaşamı düzenlemesi ve hukuku dinin otoritenin etkisinden çıkması açısından önemlidir.

-Çok eşliliğin yasaklanması, resmi nikâh zorunluluğu vb. [1]()

NİŞANLANMA

-Tarafların karşılıklı evlenme vaadiyle oluşan aşamaya denir.

-Farklı cinsten iki kişinin karşılıklı evlenme vaadinde bulunması ile nişanlanma kurulmuş olur.

Nişanlanmanın Hukuki Niteliği

1)Ön sözleşme görüşü:

-Evlenme bir sözleşme ise nişanlanma da ileri de bir sözleşme yapılacağına dair ön sözleşmedir fakat tartışmalıdır.

-Ön sözleşme yapıldığında ileride bir sözleşme yapılacağı belirtilir karşı taraf sözleşme yapmaktan kaçınırsa yasal yollarla sözleşme yapmaya zorlanabilir. Fakat nişanlanmada karşı taraf evlenmeye zorlanamaz.

-Nişanlanma da şekil şartı yoktur fakat TBK md.29 ön sözleşmeyi açıklarken “ön sözleşme ilerde yapılacak olan sözleşmenin şekline tabidir” der. Evlilik şekle bağlı bir sözleşmedir. Bu konuda çelişki vardır.

2) Karar Görüşü:

-Karar bir şahıs topluluğunda yeterli sayıda kişinin irade beyanlarını belirli bir yönde kullanmalarıdır.

-Bir dernekte bir üyenin dernekten çıkarılması için genel kuruldan karar çıkması. Bu görüşü savunanlar nişanlananların birbirlerine doğru değil birlikte bir yönde evlenmeye dair irade beyanında bulunduğunu söylerler. Karar görüşü nişanlanmanın yapısına uygun değildir.

3) Sözleşme Görüşü:

-Sözleşme tanımına baktığımızda karşı cinsteki tarafların irade beyanı ile nişanlanmış olurlar böylece sözleşe kurulmuş olur.

-TBK’da ki sözleşmeleri ilgilendiren hükümler genel niteliktedir, bütün sözleşme türlerine uygulanabilir fakat nişanlanma özel olarak düzenlendiği içi bu genel nitelikli hükümler uygulanamaz.

– Nişanlanma bir aile hukuku sözleşmesidir.[2]()

NİŞANLANMA EHLİYETİ

Kanun nişanlanma ehliyeti yönünden özel bir düzenleme içermez, yaş sınırı yoktur, sınırlı ehliyetsizler; TMK 16’dan yola çıkarak nişanlanma konusunda yasal temsilcinin onayı olmadan nişanlanabilirler. Nişanlanma kişiye sıkı sıkı bağlı haktır.

TMK MD 16:Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkı bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.

TMK MD 15:Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz.

TMK MD 118: Nişanlanma evlenme vaadiyle olur nişanlanma yasal temsilcilerin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.

**Nişanlıların maddi konular dışında sorumlulukları vardır (Birbirlerine sadakat yükümlülükleri vs.) Bu açıdan kişiye sıkı suretle bağlı haklardır. Bir yandan da maddi yükümlülükleri vardır. TMK MD 16 ( Genel sınırlı ehliyetsizlerle ilgili olan kurallar) her zaman için sınırlı ehliyetsizi maddi yönden borç altına girmesini önleyen kurallardır. Bununla birlikte kişilik hakları yönünden daha serbestlerdir. Bu nedenle TMK md 118’de belirtilen; nişanlanmanın kişisel sonuçlarından yasal temsilci izni alınmamış olsa bile nişanlılar sorumludurlar, bunula birlikte maddi sonuçları yönden yasal temsilci izni ya da onayı yoksa nişanlılar bu sonuçlardan sorumlu değillerdir.

-Kural olarak nişanlanan kişiler irade beyanlarını temsilci aracılığıyla açıklayamazlar.

-Nişanlanmanın geçerli olabilmesi için tüm hukuki işlemlerde olduğu gibi emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı olmaması gerekir.

  1. Emredici Hukuk Kurallarına Aykırılık: Evlenme engelleri vardır bunlar 2ye ayrılır;

*Kesin evlenme engelleri: Bu kişilerin yapacakları nişanlanma da geçersizdir.

Örneğin, 3.dereceye kadar kan hısımlığı

*Kesin olmayan evlenme engelleri: Örneğin, iddet müddeti (300gün)

  1. Ahlaka Aykırılık: Şarta bağlı nişanlanmada belirtilen şartın ahlaka aykırılığı veya bir evliliğin bitmesi şartına bağlanan nişanlanma, aynı anda iki kişi ile nişanlanma
  2. Muvazaalı Nişanlanma: Nişanlanmanı sağladığı imkânlardan yararlanma amacıyla yapılır.

*Tanıklıktan kaçınma hakkı

*Yakın sıfatıyla diğerlerinin ekonomik gücünden faydalanıyorsa, nişanlısının ölmesi durumunda destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilir.

  1. İrade beyanındaki sakatlıklar(hata, hile, ikrah): Bir yıllık hak düşürücü süreye tabi tutmak nişanlanmanın yapısına uygun değildir. Hataya düşen kişi makul süre içinde nişanı bozmalıdır. [3]()

NİŞANLANMANIN ŞARTA YA DA SÜREYE BAĞLANMASI

  1. Şart: Kararlaştırılan şartın geciktirici ya da bozucu olması mümkündür. Nişanlılar kendi aralarında anlaşarak okul süresince nişanlı kalıp, okul bittikten sonra evlenmek istemeleri  geciktirici şarttır.
  2. Zaman: Tarih belirtme örneğin; nişanlılığın 1 Haziran 2016 tarihinde geçerli olması

#Nişanlılar birbirleri aleyhine tanıklık etmeye zorlanamazlar

#TBK md 53; Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilirler.

NİŞANLILIĞIN SONA ERMESİ

TMK MD 119: Nişanlılar birbirlerini evlenmeye zorlayamazlar. Bu maddenin doğal sonucu olarak nişanlılar nişanı bozabilirler.

Nişanın bozulmasında haklı bir sebep varsa nişanlılar nişanı bozabilirler fakat bazen haklı bir sebep olmadan da bozulabilir bu durumda kusurlu davranışlarıyla nişanın bozulmasına sebebiyet veren taraf, karşı tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür. Haklı bir sebebi olmadan nişanı bozan taraf kusurlu kabul edilir.

*Sınırlı ehliyetsizlerin nişanı bozarken yasal temsilcilerinin onayı gerekmez.

*Nişanın bozulması bozucu yenilik doğuran hakkın kullanılmasıdır ve nişanı bir kere bozduktan bundan geri dönülemez, taraflar isterlerse yeniden nişanlanırlar.

Nişanın bozulmasında haklı sebep: Nişanlılardan biri haklı sebebe dayanarak nişanı bozabilir, bu sebeplerden bazıları; nişanlıların birbirlerine olan sadakat yükümlülüklerine uymaması, zina, şiddet uygulama, ekonomik durumun kötüleşmesi, nişanlılardan birinin yüz kızartıcı suç işlemesi, fikir ayrılıkları gibi birçok neden nişanın bozulmasında haklı sebep olabilir.O

Nişanın bozulmayla sona ermesinin sonuçları: Nişan için yani evlenme amacıyla yapılan masraflar nişanlılar açısından ortaya çıkan menfi zararın karşılanması gerekir. [4]()

#Maddi Tazminat

TMK MD 120: Nişanı haklı sebeple bozan taraf, kusurlu taraftan maddi tazminat isteyebilir veya herhangi bir haklı sebep olmadan taraflardan biri nişanı bozarsa diğer taraf maddi tazminat isteyebilir.

Kusurlu olan tarafın nişan için yapmış olduğu masrafları geri isteme hakkı yoktur.

Dürüstlük kuralı çerçevesinde yapılmış olan masraflar geri istenebilir yani eğer sırf gösteriş amaçlı yapılmış masrafları geri istenemez.

Maddi tazminat uygun miktarda belirlenir, illa tüm zararın karşılanması gerekmez.

Maddi tazminat isteme hakkı olan tarafın anne babası ve onlar gibi davrananlar yani bu nişan için harcama yapmış olan yakınları da karşı taraftan tazminat isteyebilirler.

Nişanlının maddi tazminat açısından zarara uğradıktan sonra ölmesi halinde onun mirasçıları da karşı tarafa maddi tazminat davası açabilirler çünkü külli halefiyet gereği ölen nişanlının alacak hakkı mirasçılarına geçmiştir.

#Manevi Tazminat: Nişanın bozulmasından manevi olarak zarar gören taraf karşı taraftan manevi tazminat isteyebilir.

Manevi tazminat kural olarak uygun miktarda paradır. TMK MD 121: Hakim manevi tazminat için yalnızca paraya hükmedebilir.

Nişanlılardan haklı sebeple nişanı bozan tarafın ölmesi durumunda mirasçıları ölen nişanlının manevi tazminatını isteyemez ancak kişinin ölmeden önce manevi tazminat isteminde bulunacağını belirtmişse o zaman mirasçılar manevi tazminat isteyebilirler.

NOT: Her iki tarafında kusurlu olduğu durumlarda kusuru diğerine göre daha az olan taraf maddi/manevi tazminat isteminde bulunabilir.

NİŞANIN SONA ERMESİNDE HEDİYELERİN İADESİ

TMK MD 122: Nişanlanmanın evlilik dışında bir sebeple sona ermesi durumunda kusura bakılmaksızın nişanlıların birbirlerine verdikleri ya da ailelerinin karşı tarafa verdikleri alışılmışın dışındaki hediyeler mutlaka geri verilir, eğer hediyeler aynen veya nisben geri verilemiyorsa sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.

NOT: Nişanın bozulmasından sonra 1 yıl içinde maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulmalıdır yoksa zamanaşımına uğrar. [5]()

EVLENME

Evlenme nişanlanmadan farklı olarak sıkı şekil şartına bağlı bir hukuki işlemdir.

EVLENMENİN HUKUKİ NİTELİĞİ (2 görüş ön plana çıkar)

1.Sözleşme Görüşü: Evlenmenin aile hukukuna özgü özel bir sözleşme olduğu görüşü genel olarak doktrinde kabul edilir. Çünkü evlenme tarafların karşılıklı birbirine uygun irade beyanıyla evlenme gerçekleşir. Yüksek mahkeme tarafından evlenmenin sözleşme olduğu görüşü benimsenmiştir.

2.Şart Tasarrufu Görüşü: Bu görüşte önemli olan tarafların içerisine girdiği hukuki statüdür yani taraflar aslında karşılıklı olarak anlaşıyorlar fakat evlenme dediğimiz hukuki işlem kamu erkinin içinde yer aldığı resmi memur önünde yapılan oldukça sıkı şekil şartına bağlı hukuki işlem olduğu için bunu sözleşmeye benzetemeyiz der fakat bu görüş çok kabul edilmez.

**TMK MD 142’ye göre evlenme tarafların olumlu sözlü cevaplarını verdikleri anda oluşur bu durumda evlenmenin bir sözleşme olduğu görüşünü doğru kabul etmek daha mantıklıdır.

EVLENME EHLİYETİ

Evlenme yaşı: TMK MD 124; Erkek veya kadın 17 yaşını doldurmadıkça evlenemez ancak hakim olağanüstü durumlarda 16yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir, olanak buldukça karardan önce yasal temsilci dinlenir.

16 YAŞ  Hakim olağanüstü durumda evlenmeye karar verebilir ailenin onayı aranmaz

17YAŞ Ailenin onayı ile evlenilebilir, izin olmadan evlenilemez.

18 YAŞ Kişi ergin olur, aile izni olmadan evlenebilir.

KAZAİ RÜŞT: Mahkemece ergin kılınan kişiler TMK MD 12; 15 yaşını doldurmuş ve mahkemece ergin kılınmış biri tam ehliyetli durumuna geçer.

**Mahkemece kanunen tam ehliyetli sınıfına girse dahi 15yaşındaki biri 17yaşını doldurmadıkça evlenemez fakat kişi 17 yaşına gelince (Mahkemece ergin kılındığı ve tam ehliyetli olduğu için) yasal temsilcinin izni olmadan evlenebilir.

EVLENME YOLUYLA ERGİNLİĞİN KAZANILMASI: Evlilik kişiyi ergin kılar. [6]()

EVLENME ENGELLERİ

Evlenme engelleri, kesin evlenme engelleri ve kesin olmayan evlenme engelleri olmak üzere 2ye ayrılır. Evlenme engeli kanunen evlenmesinde sakınca bulunanların evlenmesine müsaade etmemek için getirilmiştir.

**Kesin olan ve kesin olmayan evlenme engelleri arasındaki fark; Evlenme engeli kesinse evlilik mutlak butlanla sakat olup evliliğin iptali için dava açılabilir. Fakat evlenme engeli kesin değil ise evliliğin iptali istenemez ve evlilik geçerli olur.

A.KESİN EVLENME ENGELLERİ: Bu engellere uyulmadığı zaman evlilik mutlak butlanla malul olur ve 3’e ayrılır.

1)HISIMLIK: TMK MD 129’a göre, Kan hısımlığı açısından, 3.dereceye kadar(3dahil) olan kan hısımları evlenemez ayrıca üstsoy altsoy kan hısımları da evlenemez. Kayın hısımlığı açısından, evlilik sona ermiş olsa bile eşler birbirlerinin üstsoyu ve altsoyuyla evlenemez ama yan soyuyla evlenebilir. Evlat edinme de ise, evlat edinenle evlatlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında evlenme yasağı vardır.

2)ÖNCEKİ EVLİLİK

TMK MD 130, yeniden evlenmek isteyen kimse önceki evliliğinin sona ermiş olduğunu ispat etmek zorundadır. Eğer bu yasağın bir şekilde aşılması durumunda yapılan 2.evlilik mutlak butlanla malul olup, iptali herkes tarafından istenebilir.

**Gaiplik kararı evliliği sona erdirmez, gaibin eşinin yeniden evlenebilmesi için mahkemeden evliliğin feshine dair karar alınması gerekir.

3)AKIL HASTALIĞI

TMK MD 133, Akıl hastaların ancak evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporunca anlaşıldığında evlenebilirler ancak bu madde sadece ayırt etme gücünü kaybetmemiş olan akıl hastaları için geçerlidir çünkü evlenme sırasında kişilerin ayırt etme gücünün yerinde olması gerekir.

B.KESİN OLMAYAN EVLENME ENGELLERİ: Bu engellere uyulmaması halinde evliliğin iptali butlan davası ile istenemez.

1) İDDET MÜDDETİ (BEKLEME SÜRESİ): TMK MD 132, Kadının boşandıktan sonra 300 gün evlenmesini yasaklayan bekleme süresi bu süre geçmeden kadın yeni bir evlilik yapamaz bunun sebebi ise kadının gebe olması durumunda doğacak çocuğun soy bağında karışıklık olmasını engellemek içindir. Fakat kadın gebe olmadığını bir belge ile ispat ederse bu 300 günü beklemek zorunda kalmaz.

2)BULAŞICI HASTALIKLAR: Frengi, bel soğukluğu, yumuşak şanki ve cüzzam hastalıklarından birine yakalananların evlenmelerinin mümkün olabilmesi için hastalıklarının iyileşme yani bulaşıcı aşamada olmadığına dair doktor raporu gereklidir.

**AIDS kanunda sayılmamıştır, AIDS hastaları evlenebilir fakat hasta olduklarını eşinden saklayarak evlenmeleri durumunda hile durumundan nisbi butlan davası açılabilir. [7]()

EVLENMENİN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ

A.YOKLUK

Kanun koyucu evliliğin resmi memur önünde irade beyanlarının açıklanması ile geçekleşmesini aramaktadır. İrade beyanlarının resmi memur önünde değil de örneğin imam önünde açıklanması hukuken yok hükmünde bir evlilik doğurur, hukuken hiç doğmamış bir işlem olarak görülür.

 Buna ek olarak bizim hukukumuzda farklı cinsiyetten olan kişiler evlenebilirler. Aynı cinsiyetten olan kişilerin evlenmek istemeleri yokluk sonucunu doğurur.

B.MUTLAK BUTLAN

TMK MD 145’egöre:

#Poligami (çok eşlilik) hukukumuzda kesinlikle yasaktır, bir evlilik devam ederken yapılan ikinci evlilik mutlak butlanla maluldür.

#Kişide ayırt etme gücünün bulunmaması ve bunun mutlak bir şekilde kaybedilmiş olması.

#Evlenmeye engel teşkil edecek derecede bir akıl hastalığının bulunması (eğer evlendikten sonra akıl hastası olmuşsa butlan sebebi değil, boşanma sebebidir)

# Hısımlık, yakın akrabalık bağları mutlak butlan sebepleridir.

C.NİSBİ BUTLAN: Nisbi butlan sebepleri, mutlak butlanda olduğu gibi kamu düzenini ilgilendiren ciddi sakatlıklar yaratmaz sadece eşlerden birisinin irade beyanıyla, kendi kişisel durumuyla ilgili konuları ilgilendirir.

#Kişi evlendikten sonra aslında bu evliliği istemediği durumdur örneğin kişi bir piyeste evlilik sahnesini canlandırdığını düşünürken gerçekten evlenmesi gibi

# Evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği halde kişi yanılırsa örneğin ikiz kardeşlerden biriyle evlenmek isterken diğeriyle evlenmesi

#Eşinde bulunmaması, onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak kişi evlenmişse örneğin, kızın bakire olmaması, erkeğin cinsi gücünün olmaması, eşinin yüz kızartıcı bir suç işlediğini bilmemesi

** Hatanın oluşması için eşin kendi kendine bu duruma düşmesi gerekir.

#Eşinin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi dahilinde bir başkası tarafından aldatılması örneğin eş kendisini çok namuslu ve dürüst biri olarak tanıtmaktadır ama aslında genelev işletmektedir veya yüz kızartıcı bir suç işlemiş ve bunu gizlemiştir.

#Davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalığın kendisinden gizlenmesi örneğin, söylenmeyen AIDS

NOT: Mutlak butla davası açılırken süre kısıtlaması yoktur, her zaman açılabilir fakat nisbi butlan davası açılırken süre kısıtlamaları vardır ve bunlar hak düşürücü süre niteliğindedir. Kişi hataya düştüğünü, aldatıldığını öğrendikten sonra veya korkutma hali ortadan kalktıktan sonra 6 ay içinde ve her halde evlenmenin yapılmasından itibaren 5 yıl içinde nisbi butlan davası açılmalıdır yani 5 yıl sonra aldatıldığını öğrendikten sonra nisbi butlan davası açamaz örneğin evlendiniz ve bir hafta sonra aldatıldığınızı öğrendiniz 6 ay içinde dava açmazsanız dava hakkınız düşer bunu öğrenmeden 5 yıl geçirdiyseniz yine dava açamazsınız.

YASAL TEMSİLCİNİN DAVA HAKKI

17 yaşında evlenecek birisinin yasal temsilcisinin izni olması gerekir eğer yasam temsilcinin izni olmadan evlenilmişse yasal temsilcinin nisbi butlan davası açıp evlenmenin iptalini isteyebilir.

*Kişi eğer18 yaşını doldurursa veya kadın gebe kalırsa yasal temsilcinin nisbi butlan davası açma hakkı düşer.

GÖREVLİ MAHKEME—> AİLE Mah. veya Asliye Hukuk Mah.

YETKİLİ MAHKEME—-> Eşlerden birinin yerleşim yeri veya son defa 6 aydan beri oturdukları yerin mahkemesidir. [10]()

BOŞANMA

Zina (Mutlak) Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması (Nisbi)
Hayata Kast
Pek Fena Muamele
Onur Kırıcı Davranış
Küçük Düşürücü Suç İşleme
Haysiyetsiz Hayat Sürme (Nisbi)
Terk
Akıl Hastalığı

**Hâkim mutlak boşanma sebebi gördüğünde boşanmaya karar vermek zorundadır, nisbi boşanma sebebi görürse hâkim taktir yetkisini kullanır, eşleri boşamayabilir.

**Maddi vakalar hukuk hâkimini bağlar.

BOŞANMA SEBEPLERİ

A.ÖZEL BOŞANMA SEBEPLERİ

TMK MD 161: Eşlerden biri zina ederse diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak 6 ay ve herhalde zina eyleminin üzerinden 5 yıl geçmekle dava hakkı düşer. [11]()

TMK MD 162: Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kast edilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak 6 ay ve her halde bu sebeplerin doğumunun üzerinden 5 yıl geçmesi ile dava hakkı düşer.

TMK MD 163: Eşlerden biri küçük düşürücü suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü eşiyle birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse bu eş her zaman boşanma davası açabilir. [12]()

TMK MD 164; Eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla, diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık en azv6 ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise terkedilen eş boşanma davası açabilir. Eşini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

TMK MD 165; Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

B.GENEL BOŞANMA SEBEPLERİ

TMK MD 166/1: Evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

TMK MD 166/2: Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Eğer bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilir.

TMK MD 166/2’de anlatılmak istenen, açılan davada davalı eş “evlilik birliğinin sarsılmasından dolayı davacı eş bu davayı açtı fakat aslında evlilik birliğini sarsan olaylarda kendisinin daha fazla kusuru vardır “ şeklinde savunma yaparak davanın reddini isteyebilir. Eğer hakim bu savunmada haklılık görüyorsa bunu dikkate alarak karar vermesi gerekir.)

Hakimin takdir yetkisi söz konusu değildir.

TMK MD 166/3: Evlilik en az 1 yıl sürmüşse eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin dava açıp diğer eşin davayı kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır.

TMK MD 166/4: Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak 3 yıl geçmesi halinde her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelinden sarsılmış kabul edilir ve açılacak yeni bir boşanma davasında hakim boşanmaya karar vermek zorundadır.

**Hakim takdir yetkisini kullanamaz.

GÖREVLİ MAHKEME—> AİLE Mahkemesi

YETKİLİ MAHKEME—> Eşlerden birinin yerleşim yeri veya son defa 6 aydan beri oturdukları yer mahkemesidir. [13]()

TARAFLAR VE DAVA EHLİYETİ

**Yasal temsilcinin temyiz kudreti olmayan eş için boşanma davası açması için sadece boşanmanın özel sebepleri varsa geçerlidir. Boşanmanın genel sebepleri açısından (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) yasal temsilci AEG olmayan eş için boşanma davası açamaz.

 

GEÇİCİ ÖNLEMLER

TMK MD 169:Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alır.

TMK MD 181: Boşanma davası açılıp da sürerken eşlerden biri ölürse (davacı ya da davalı eş olabilir) ölen eşin mirasçıları davayı devam ettirip, diğer eşin kusurunu kanıtlamak suretiyle mirastan yoksun bırakılmasını isteyebilirler. Boşanma kararı kesinleştiğinde eşler birbirlerine karşı yasal mirasçı olamazlar varsa birbirlerinin lehine yapmış oldukları ölüme bağlı tasarruflar boşanma kararı ile birlikte kendiliğinden hükümsüz hale gelir.

BOŞANMA VE AYRILIK DAVASINDA USUL KARARLARI

TMK MD 184 (166/3 anlaşmalı boşanma hâkimin tarafların ikrarıyla bağlı olmadığına ilişkin hükümler uygulanmaz. Kanun metninin md 184 tarafların hâkimin ikrarıyla bağlı olamayacağına ilişkin düzenlemedir.)

****TMK MD 184: Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere hukuk usulü mahkemeleri kanuna tabiidir: [15]()

Boşanmanın fer’i sonuçlarına ilişkin yani çocukların velayetinin kimde kalacağı, maddi konular üzerinde yapılan anlaşmalar vs. kural olarak hâkimi bağlamaz. Anlaşmalı boşanmada aslında hâkimi bağlar fakat hâkim anlaşmayı uygun bulmadığı takdirde anlaşmanın yeniden düzenlenmesini isteyebilir.

Örneğin, davacı 162.maddede belirtilen hayata kast sebebiyle dava açar, davalı eş “ evet ben onun canına kastettim” diyerek ikrar etmesi hâkimi bağlamaz.

Hâkim tarafların ileri sürdükleri bütün olguları serbestçe değerlendirip takdir yetkisini buna göre kullanır.

NOT: Açılan davayı kabul etmek –> Anlaşmalı boşanma

İleri sürülen olguyu kabul etmek –> Hâkimi bağlamaz ve anlaşmalı boşanma anlamına gelmez.

AYRILIK

Ayrılık, boşanmaya alternatif olarak üretilmiş Katolik hukukunun, hukuk sistemine kazandırdığı bir kavramdır. Katolik dininin getirdiği özelliğin bir sonucu olarak boşanmanın mümkün olmadığı ülkelerde düşünülmüştür. Ayrılık kararıyla evlilik sona erdirilmiyor fakat eşlerin ayrı yaşamaları sağlanıyor.

TMK MD 170:Boşanma veya ayrılık davasında boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hâkim boşanmaya veya ayrılığa kara verir. Fakat davacı eş ayrılık istemişse, hâkim boşanmaya karar veremez. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir.

TMK MD 171:Ayrılığa 1 yıldan 3 yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılığın kesinleşmesiyle işlemeye başlar.(En az 1 en çok 3 yıl) Ayrılık kararı evliliği sona erdirmediği için eşlerin evlilik birliğinden doğan sorumlulukları devam eder.

TMK MD 172:Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer. Ortak hayat yeniden kurulamamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Boşanmanın sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur. [16]()

****Ayrılık kararı ile TMK MD 166/4’ü karıştırmamak gerekir. TMK 166/4=herhangi bir sebepte boşanma davası açılıp bunun reddedilmesi halinde ortak hayatın 3 yıl boyunca kurulamayıp tekrar boşanma davası açıldığında hâkimin boşanma kararı vermesi zorunludur.

BOŞANMA KARARININ SONUÇLARI

A.BOŞANMANIN EŞLER AÇISINDAN SONUÇLARI

Boşanma kararı bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğindedir ve boşanma kararı mutlaka hâkim tarafından verilir. Boşanma kararı kesinleştikten sonra eşler yeniden evlenebilirler.

TMK MD132’ye göre kadın iddet müddeti yönünden yeniden evlenebilmesi için 300 günlük süreye tabidir.

**TMK MD 173:Boşanma halinde kadın evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dulsa hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir. Kadının boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim kocasının soyadını taşımasına izin verir. Koca, koşulların değişmesi halinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.

B.BOŞANMANIN ÇOCUKLAR AÇISINDAN SONUÇLARI:

Evlilik birliği devam ederken velayet hakkı her iki eşe de aittir. Boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte velayet hakkının eşlerden birine verilmesi söz konusu olur. Hâkim velayet hakkının hangi eşe verileceğini çocuğun menfaatlerini göz önünde bulundurarak resen karar verir.

C.BOŞANMANIN MALİ SONUÇLARI

MÜTERAFİK KUSUR: Birlikte kusur. Haksız fiil niteliğinde bir olayda zarar görenin de ortaya çıkan bu zararda bir kusuru varsa bu tazminatta indirim sebebi sayılır.

Daha az kusurlu olan taraf daha çok kusurlu olan taraftan maddi tazminat isteyebilir. Kendisinin kusurlu olması olumsuz bir şey yaratmaz. Fakat belirlenecek tazminat miktarında hâkim değerlendirme yaparken ne miktarda tazminata hükmedeceği konusunda eğer müterafik (birlikte) kusur varsa davacı olan eşinden az da olsa kusuru varsa o zaman tazminatta indirime gidilir.

****Maddi ve manevi tazminatın hâkim tarafından karara bağlanabilmesi için mutlaka talep edilmesi gerekir. Hâkimin resen karar vereceği hususlar değildir. İştirak nafakası ise hâkimin resen karar vermesi hükmü vardır.

**Hâkim yoksulluk nafakasının irat şeklinde ödenmesine karar verdiğinde, ileriki zamanlarda nasıl ödeneceğine dair planlama yapabilir. Başta uygulanırsa irat, daha sonradan uyarlama istenmez.

VİZE SINAVI BURAYA KADAR…

EVLİLİĞİN GENEL HÜKÜMLERİ

TMK madde 185: Evlenme ile eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.

TMK madde 186: Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler. Birliği eşler yönetirler. Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.

TMK madde 196: Parasal katkının yanı sıra özellikle ev işlerini yapma, çocuklara bakmak buna benzer emek isteyen işlerde bulunmanın katkının bir parçası olarak sayılması gerektiğini kabul eder. Bu katkılar, geçmiş bir yıl ve gelecek yıllar için istenebilir. MK196:Eşlerden birinin istemi üzerine hâkim ailenin geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı belirler.

TMK madde 187: (tartışmalıdır) Kadının evlendikten sonra kocasının soyadını alması. Ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soy ad için yararlanabilir.

TMK madde 194: tasarruf kimilerine göre fiil ehliyetini sınırlandırıcı maddedir. Eşlerin bu konutta geçerli bir ayni veya şahsi hakka bağlı olarak barınmalılar. Bu mülkiyet hakkı, irtifak hakkı, kira sözleşmesinden doğan şahsi hak söz konusu olabilir. Aile konutunun bu niteliğini kaybetmesi evliliğin bitimiyle beraber kendiliğinden gerçekleşir. Bunun haricinde eşler ortak anlaşmayla aile konutu olmasına son verebilirler.

(Aile konutu şerhi, eşlerden birinin talebi üzerine tapu kütüğüne düşlen kayıttır.)

TMK madde194: Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir. Aile konutu olarak özgülen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir. Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeriyle müteselsilen sorumlu olur. [23]()

TMK madde 1025: Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmişse bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. İyiniyetli 3.kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları ayni haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır.

**** A—–B  C  D -B’nin aile konutu üzerinde mülkiyet hakkı var. B aile konutunu C’ye sattığında 194.madde satışın geçersiz olduğunu söylüyor. A’nın açık rızası olmalı. Yani tasarruf yetkisi sınırlandırması var. İsviçre’deki görüş bunun fiil ehliyeti sınırlaması olduğu yönündedir. Hocamıza göre tasarruf yetkisi sınırlamasıdır.MK1025’e göre B,C’ye malı sattığında C iyiniyetli ise yani bu malın aile konutu olduğunu bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse buradaki hakkı korunur. Doktrindeki görüşe göre, burada 194.maddenin işleyebilmesi için C’nin iyiniyetli olup olmadığına bakmamak gerekir çünkü buna bakılacak olursa o zaman 194.maddeye göre açık rızası alınmamış olan eşin her durumda burada bunu tescili iptal ettirip terkin ettirebilmesi için yani tapu sicilinin düzeltilmesi davası açtığında bunu başarabilmesi için C’nin iyiniyetli olup olmadığını kanıtlaması gerekir. Bu konutun aile konutu olduğunu bilmediğini birde bilecek durumda olmadığını kanıtlaması gerek çünkü asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Bu durumda 194.maddenin uygulanmasını zorlaştırıyor ve aile konutuna ilişkin getirilen 194.maddeyle korunmak istenen amacı ortadan kaldırıyor. Doktrine göre iyiniyet 3.kişinin iyiniyeti A ile B arasındaki evlilikte B’nin maliki olduğu konutu C’ye satıpta C’nin daha sonra D’ye satması durumunda 1025 burada D açısından uygulanabilir. Çünkü D,C’den satın alıyor. Gerçekten de sadece tapu kütüğündeki kayda güvenerek burada aile konutu olduğu yazmadığı için burada iyiniyetli olduğu düşünülür. Dolasıyla D’nin bu kazanımının korunması gerekir. Ama burada B’den direk olarak satın alan C açısından (doktrindeki görüşe göre)C’nin iyiniyetli olup olmaması önem taşımaz. Yani C söz konusu konutun aile konutu olduğunu bilip bilmemesinin bir önemi yoktur. Yargıtay uygulamasında, bunun tersi uygulanmış. Bu gibi durumlarda C’nin iyiniyetli olup olmadığına bakmak gerek ve eğer kötü niyeti kanıtlanamıyorsa kazanımının korunması gerek. Bu 194.maddenin amacına ters düşüyor. [24]()

TMK madde 192: Eşlerden her biri meslek veya iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda değildir. Ancak meslek ve iş seçiminde ve bunların yürütülmesinde evlilik birliğinin huzur ve yararı göz önünde tutulur.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMSİLİ

Eşlerin evlilik sırasında seçecekleri meslekleri ve yapacakları iş bakımından bu eşlerin günlük hayatlarını da etkileyeceği düşünülürse önemli bir durum söz konusu olur.

TEMSİL: Ortak hayatın devamı süresince özellikle de ailenin sürekli ihtiyaçları yönünden 3.kişilerle yapacakları hukuki işlemlerde aileyi ve evlilik birliğini temsil etmeleri gerekir. Yani evlilik birliği, bir eşin yapacağı hukuki işlemle diğer eşin de bağlı olacağı sonucunu doğurur, sorumluluk ortaktır.

TMK madde 188: Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil eder.

Ailenin diğer ihtiyaçları için eşlerden biri, birliği ancak aşağıdaki hâllerde temsil edebilir:

1. Diğer eş veya haklı sebeplerle hâkim tarafından yetkili kılınmışsa,

2. Birliğin yararı bakımından gecikmede sakınca bulunur ve diğer eşin hastalığı, başka bir yerde olması veya benzeri sebeplerle rızası alınamazsa.

TMK madde 198: Birliği temsil yetkisinin kullanıldığı hâllerde, eşler üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olurlar. Eşlerden her biri, birliği temsil yetkisi bulunmaksızın yaptığı işlemlerden kişisel olarak sorumludur. Ancak, temsil yetkisinin üçüncü kişilerce anlaşılamayacak şekilde aşılması hâlinde eşler müteselsilen sorumludurlar.

TEMSİL YETKİSİNİN SINIRLANDIRILMASI VE KALDIRILMASI

Temsil olunanın her zaman için temsilciye vermiş olduğu yetkiyi kaldırabilmesi ve sınırlayabilmesine kendini gösterir. Bu haktan önceden feragat etmek mümkün değildir.

TMK madde 190: Eşlerden biri birliği temsil yetkisini açar veya bu yetkiyi kullanmada yetersiz kalırsa hâkim, diğer eşin istemi üzerine temsil yetkisini kaldırabilir veya sınırlayabilir.

İstemde bulunan eş, temsil yetkisinin kaldırıldığını veya sınırlandığını, üçüncü kişilere sadece kişisel duyuru yoluyla bildirebilir. Temsil yetkisinin kaldırılmasının veya sınırlanmasının iyiniyetli üçüncü kişilere karşı sonuç doğurması, durumun hâkimin kararıyla ilân edilmesine bağlıdır.

TMK madde 193: Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir.

TBK madde 584: Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.

*** TMK md 193’te bahsedilen “kanunda aksi hüküm bulunmadıkça” yazan yere karşılık gelen aksi hüküm TBK md 584’te vardır ve kefalet sözleşmesine sınır getirerek, diğer eşin rızası olmadıkça işlemin geçersiz olacağını söyler.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN KORUNMASI

Hâkimin evlilik birliği içinde arabulucu, uzlaştırıcı gibi rol oynayabileceğini ve istem halinde başvurulduğu takdirde evliliğin korunması için çeşitli önlemleri alabileceğini görmekteyiz.

TMK madde 195: Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilirler.

Hâkim, eşleri yükümlülükleri konusunda uyarır; onları uzlaştırmaya çalışır ve eşlerin ortak rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebilir.

Hâkim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır. [26]()

TMK madde 198: Eşlerden biri, birliğin giderlerine katılma yükümlülüğünü yerine getirmezse, hâkim onun borçlularına, ödemeyi tamamen veya kısmen diğer eşe yapmalarını emredebilir.

ORTAK HAYATIN TATİLİ

Eşlerin ortak hayatın tatilini isteme hakları vardır. Ayrılıktan ve boşanmadan farklıdır, ayrılık ve boşanmada dava yoluna gidilir fakat ortak hayatın tatilinde eşlerden birinin ortak hayat nedeniyle kişiliği, ekonomik güvencesi, ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düşüyorsa (Örneğin; aile içi şiddet, ekonomik kısıtlanma, kişiliğine yönelik sınırların zorlanması vb) eşlerden biri ortak hayatın tatilini isteyebilir. Bu evliliğin korunması için getirilen önlemlerden biridir. Evliliğin tatili kararı için mutlaka bu sebeplerin olması gerekir ve eş hâkimden kendini koruyacak önlemler isteyebilir.

TMK madde 197: Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. [27]()

Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Eşlerden biri, haklı bir sebep olmaksızın diğerinin birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız hâle gelmesi üzerine de yukarıdaki istemlerde bulunabilir.

Eşlerin ergin olmayan çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır.

TMK madde 199: Ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan malî bir yükümlülüğün yerine getirilmesi gerektirdiği ölçüde, eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, belirleyeceği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak onun rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir.

Hâkim bu durumda gerekli önlemleri alır.

Hâkim, eşlerden birinin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini kaldırırsa, re’sen durumun tapu kütüğüne şerhedilmesine karar verir.

TMK madde 200: Koşullar değiştiğinde hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine kararında gerekli değişikliği yapar veya sebebi sona ermişse alınan önlemi kaldırır. [28]()

TMK madde 201: Evlilik birliğinin korunmasına yönelik önlemler konusunda yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir. Eşlerin yerleşim yerleri farklı ve her ikisi de önlem alınması isteminde bulunmuş ise, yetkili mahkeme ilk istemde bulunanın yerleşim yeri mahkemesidir. Önlemlerin değiştirilmesi, tamamlanması veya kaldırılması konusunda yetkili mahkeme, önlem kararını veren mahkemedir. Ancak, her iki eşin de yerleşim yeri değişmişse, yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yeni yerleşim yeri mahkemesidir.

EVLİLİK BİRLİĞİNDE MAL REJİMLERİ

Sınırlı sayıda seçimlik mal rejimi vardır. Eşlerin seçebileceği seçimlik mal rejimi ya mal ayrılığı olabilir ya paylaşmalı mal ayrılığı olabilir ya da mal ortaklığı olabilir. Dolayısıyla kanunda bu belirtilen rejimler dışında eşlerin başka bir mal rejimi yaratması mümkün değildir, sözleşmeyle buna karar verilemez. Kişilerin evlilikleri sona erdiğinde tasfiyenin tamamen kendi istedikleri tarzda yapılmasına olanak sağlamaları mümkün değildir. Farklı bir mal rejimi türü yaratamayacakları gibi kanunun öngörmediği bir şekilde var olan mal rejimlerini birbirine karıştırarak da sözleşme yaratamazlar. Dolayısıyla bu açıdan sınırlı sayıda olma, emredici hukuk kurallarına uygulanıyor olması ve aile hukukuna özgü genel esasların bu mal rejimlerinde sıklıkla görülür.

Mal Rejimleri; Yasal mal rejimi ,Sözleşmeli mal rejimi, Olağan mal rejimi, Olağanüstü mal rejimi olarak sınıflandırılır.

  1. YASAL MAL REJIMI: Eğer eşler herhangi bir farklı tercih yapmamışlarsa, mallarına ilişkin evliliğin sonuçlanması aşamasındaki tasfiye sistemi uygulanacak olan rejimde yani kanunun belirlediği başka bir tercih yapılmadığı durumda uygulanacak olan rejime denir. Bizim hukukumuzda edinilmiş mallara katılma rejimidir.
  2. SÖZLEŞMELİ MAL REJIMI: Eşler eğer isterlerse sözleşmeyle başka bir mal rejimi türüme geçebilirler. Paylaşmalı mal ayrılığını veya mal ortaklığını tercih edebilirler.
  3. OLAĞAN MAL REJIMI: Sözleşmesel ve yasal mal rejiminde söz konusu olur. Ortada olağanüstü bir hâl bulunmadıkça ya eşlerin yasal olarak istedikleri ya da sözleşmeyle tercih ettikleri mal rejimi türlerinden biri uygulanacaktır.
  4. OLAĞANÜSTÜ MAL REJIMI: Ortada olağanüstü durumlar varsa özellikle de eşlerden birinin malvarlığını tehdit eden ciddi unsurlar varsa örneğin; haciz, alacaklılar tarafından icra takibi yapılıyor olması, borca batmış olması, ayırt etme gücünü yitirmiş olması vb. malvarlığını hususlarını etkileyebilecek haller varsa olağanüstü mal rejimine geçiş söz konusu olabilir. [29]()
  5. Yasal mal rejiminden mal ayrılığına geçilebilir veya sözleşmeyle bir mal rejimi kararlaştırılmışsa bu sözleşmeden çıkılıp mal ayrılığına gidilebilir. Buna olağanüstü mal rejimi denir.

Hangi hallerde olağanüstü mal rejimi uygulanır;

  1. Ya kanun tarafından hiçbir işleme gerek olmaksızın bu geçiş gerçekleşebilir.
  2. Ya da eşlerden birinin istemi üzerine hâkim kararıyla olağan mal rejiminden olağanüstü mal rejimine geçiş söz konusu olabilir.

TMK madde 206: Haklı bir sebep varsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir. Özellikle aşağıdaki hâllerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:

1. Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması,

2. Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması,

3. Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,

4. Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması,

5. Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması. Eşlerden biri ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilcisi de bu sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.

TMK madde 210: Mal ortaklığını kabul etmiş eşlerden birine karşı icra takibinde bulunan alacaklı, haczin uygulanmasında zarara uğrarsa, hâkimden mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir. Alacaklının istemi her iki eşe yöneltilir. Yetkili mahkeme, borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.

MAL REJİMİ SÖZLEŞMESİ

TMK madde 202: Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.

TMK madde 203: Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.

TMK madde 204: Mal rejimi sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilir. Küçükler ile kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar.

Kısıtlılarda ise;

TMK madde 205: Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler. Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur. [32]()

Mal rejiminin sona ermesi bakımından; sözleşme ile eğer mal rejimi kararlaştırılmışsa eşler diledikleri takdirde bunu sona erdirebilirler. Buna ikale denir.

TMK madde 213: Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi, eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz. Kendisine böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur; ancak, söz konusu malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği takdirde, bu ölçüde kendisini sorumluluktan kurtarabilir.

1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi,

2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,

3. Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi. [33]()

TMK madde 216: Eşlerden her biri, diğerinden her zaman mallarının envanterinin resmî senetle yapılmasını isteyebilir. Bu envanter, malların getirilmesinden başlayarak bir yıl içinde yapılmışsa, aksi ispatlanmış olmadıkça bu envanterin doğru olduğu kabul edilir.

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJIMI

TMK madde 218: Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar.

A———B

(EM) (EM)

(KM) (KM)

Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:

  1. TMK madde 220: Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

TMK madde 221: Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dâhil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dâhil olmayacağını da kararlaştırabilirler.

TMK madde 223: Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.

TMK madde 225: Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

Fakat bunun tersi de olabilir yani kişisel maldan edinilmiş mala da aktarılmış olabilir, bu durumda da denkleştirme söz konusu olacaktır.

TMK madde 227: Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. [37]()

Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması hâlinde hâkim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.

Eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.

NOT: Kural olarak malların tasfiye anındaki değerleri esas alınır.

50bin TL’lik arabanın fiyatı 30bin TL’ye düştü diyelim, arabanın fiyatı düştü diye yapılan katkı da düşmez.

Edinilmiş mallarda denkleştirme dendiğinde 2 olasılık vardır;

1-Ya eşin edinilmiş malında kişisel malına gider

2-Ya kişisel malından edinilmiş malına gelir. [38]()

ÖRNEK: A’nın 300bin TL değerinde evi olduğunu varsayalım. Eşi B, evin bakımı ve onarımı için 60bin TL’lik katkıda bulundu. (Evin yeni halinin değeri 360bin TL olmuş oldu) Öncelikle, değer artış oranını hesaplamamız gerekir. 360bin TL’nin içinde B’nin katkısı 1/6’dır.(yani değer artış oranı 1/6 dır.)

Boşanma gerçekleşip tasfiye zamanı geldiğinde, malların tasfiye zamanındaki değerlerine bakılır. Örneğimizdeki 360binTLlik evin tasfiye zamanındaki değerinin 540bin TL olduğunu varsayalım. Burada değer artış oranını bulduktan sonra, değer artışı içerisinde B’nin yapmış olduğu katkının ne kadara tekabül ettiğini hesaplamamız gerekir. 540 bin TL-360 bin TL=180bin TL, değer artış oranı 1/6 olduğu için bu 180bin TL içinde B’nin ne kadarlık katkısı olduğunu buluruz 180/6=30 bin TL. 30 bin TL değer artışını ifade eder. Ve B’nin önceden vermiş olduğu 60bin TL vardı. 60+30=90 bin TL B’nin Adan değer artış payı alacağı vardır.

NOT: Katkıda bulunulan malın tasfiye zamanında değeri düşmüş olsa bile eşin bulunduğu katkı aynen kalır, değişmez.

Önümüze olay geldiğinde öncelikle yapılması gereken hangi mallar edinilmiş, hangi mallar kişisel maldır bunları ayırmamız gerekir. Edinilmiş mal kategorisine girenler içerisinde denkleştirme söz konusu olabilir, eğer denkleştirme var ise ona ilişkin hesaplamalar yapılır. Değer artış payı olmuş olabilir, varsa eğer buna ilişkin hesaplamalar yapılır. TMK madde 229’da bahsedilen eklenecek değerler söz konusu olabilir. Ve sonuç olarak artık değer ortaya çıkmış olacaktır. Bu işlemler her iki eş açısından da ayrı ayrı yapılacaktır. Sonrasında ise alacaklar takas edilir ve fazla olan az olana bu ödemeyi yapmakla yükümlü olacaktır.

Değer artış payı içerisinde en önemli husus; bir eşin diğerine yapacağı katkının farklı şekilde ortaya çıkabilecek olmasıdır. Yani;

B kişisel malından, A’nın kişisel malına aktarımda bulunmuş olabilir.

B kişisel malından, A’nın edinilmiş malına aktarımda bulunmuş olabilir.

B edinilmiş malından, A’nın kişisel malına aktarımda bulunmuş olabilir.

B edinilmiş malından, A’nın edinilmiş malına aktarımda bulunmuş olabilir. [39]()

EKLENECEK DEĞERLER

TMK madde 229

Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:

1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,

2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler. Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.

3. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme

TMK madde 236/2:Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

  1. Normalde boşanmadaki kusurun mal rejimine, tasfiyeye bir etkisi yoktur. Fakat eğer boşanma hayata kast veya zina sebebiyle gerçekleşmişse o zaman hâkim gerekli görürse (takdir yetkisini kullanarak) kusurlu olan eşin katılma alacağını azaltabilir veya tamamen kaldırabilir.
  2. Hayata kast ve zina dışındaki boşanma sebepleri ancak tazminatlarda etki eder, tasfiyeye etki etmez.

TMK madde 240: Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır.

Sağ kalan eş, aynı koşullar altında ev eşyası üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.

Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir.

Sağ kalan eş, miras bırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır.

Edinilmişten kişisele katkı: Alacak yani aktif

Edinilmişten edinilmişe katkı: Aktif fakat yarı yarıya

Bazı durumlarda eşler anlaşmasalar bile hakim kararıyla mal ayrılığı hükümleri uygulanabilir(örn:iflas) mal ayrılığı rejiminde herkes mülkiyetinin kendisinde bulunduğu mal üzerinde tasarruf hakkına sahip ve borçlardan da herkes kişisel olarak sorumludur.

HISIMLIK

SOYBAĞININ KURULMASI

TMK madde 282: Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.

Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur.

Soybağı ayrıca evlât edinme yoluyla da kurulur.

TMK madde 285: Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır.

Bu süre geçtikten sonra doğan çocuğun kocaya bağlanması, ananın evlilik sırasında gebe kaldığının ispatıyla mümkündür.

Kocanın gaipliğine karar verilmesi hâlinde üçyüz günlük süre, ölüm tehlikesi veya son haber tarihinden işlemeye başlar. [43]()

TMK madde 285/2: Bu süre geçtikten sonra doğan çocuğun kocaya bağlanması, ananın evlilik sırasında gebe kaldığının ispatıyla mümkündür.

TMK madde 290: Çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğmuş ve ana da bu arada yeniden evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılır. Bu karine çürütülürse ilk evlilikteki koca baba sayılır.

SOYBAĞININ REDDİ DAVASI

****TMK madde 287: Çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacı, kocanın baba olmadığını ispat etmek zorundadır.

Evlenmeden başlayarak en az 180 gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en fazla 300 gün içinde doğan çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılır.

****TMK madde 288: Çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmez.

Ancak, gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karine geçerliliğini korur.

Ergin olmayan çocuğa atanacak kayyım, atama kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir yıl içinde soybağının reddi davasını açar. (1)

Kocanın açacağı soybağının reddi davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

Çocuk da dava hakkına sahiptir. Bu dava ana ve kocaya karşı açılır.

1. Hâkim maddî olguları re ‘sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder. 2. Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir.

NOT: Soybağının reddi davasının sonucunda çocuk ile kocanın arasındaki soybağının reddine karar verilirse, koca çocuk için yapmış olduğu maddi harcamaları çocuktan talep edemez fakat anadan veya

sonradan bir başka adamla soybağı kurulursa o adamdan(gerçek babadan) çocuk için yapmış olduğu harcamaları talep etme hakkına sahiptir.

[47]()

TMK madde 292: Evlilik dışında doğan çocuk, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi hâlinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olur.

TMK madde 293: Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar. Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olmasını engellemez.

Daha önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası birbiriyle evlenince, nüfus memuru re ‘sen gerekli işlemi yapar.

TMK madde 294: Ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk ve Cumhuriyet savcısı sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz edebilirler. İtiraz eden, kocanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür. Çocuğun altsoyu da, çocuğun ölmüş ya da ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmiş olması hâlinde itiraz hakkına sahiptir.

Tanımanın iptaline ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

**Tanımanın iptaline ilişkin hak düşürücü süreleri kullanmak suretiyle dava açabilirler yani öğrenmeden itibaren 1 yıl ve her halde 5 yıl içinde soybağının iptali davası açmak zorundadırlar. (TMK madde 300)

TMK madde 300: Tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer. İlgililerin dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak 1 yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden 5 yıl geçmekle düşer. Çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak 1 yıl geçmekle düşer. Yukarıdaki süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak 1 ay içinde dava açılabilir.

TANIMA

Tanıma, evlilik dışında dünyaya gelen ve evlenmeyen anne baba için, babanın çocuğu tanıyıp nüfusuna geçirmesi durumudur. Tanımanın baba tarafından tek taraflı irade beyanıyla çocuk ile soybağı ilişkisi kurulur.

→Bir adamın bir çocuğu tanıma yoluyla soybağına geçirebilmesi için çocuğun herhangi bir soybağına bağlı olmaması gerekir. Tanımanın mümkün olabilmesi için çocuğun başka bir babaya bağlı olmaması gerekir.

→Tanıma tek taraflı irade beyanıyla olduğu için anne ve çocuğun kabulü şart değildir, kabul etmeseler bile tanıma gerçekleştiğinde hukuki sonuçları doğar.

→Çocuğun annesi belli değilse eğer, tanıma mümkün değildir. Tanımanın mümkün olabilmesi için anne ile çocuğun soybağı kurulmuş olması gerekir.

TMK madde 295: Tanıma, babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla olur. Tanıma beyanında bulunan kimse küçük veya kısıtlı ise, veli veya vasisinin de rızası gereklidir. [49]()

Başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.

→Ehliyet bakımından, tam ehliyetli kişiler tanımayı gerçekleştirebilirler.

→Sınırlı ehliyetsizler yani ayırt etme gücü yerinde olan küçük veya kısıtlılar yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar. Yasal temsilcinin rıza göstermesinde herhangi bir şekil şartı aranmamaktadır. Tanımadan önce veya sonra rıza alınabilir eğer tanımaya itirazları varsa sonradan tanımanın iptalini isteyebilirler.

→Tam ehliyetsizler açısından ise ayırt etme gücü olmayan birinin kişiye sıkı suretle bağlı olan haklarını yasal temsilcisi aracılıyla olsa dahi kullanamaz yani tanıma işlemini yapamaz. Ancak kendisine karşı ana ve çocuk tarafından babalık davası açılarak babalığa hükümle çocuk ile ayırt etme gücü olmayan baba arasında soybağı ilişkisi kurulabilir.

→Çocuğun zina mahsulü olması durumunda, eğer kadının zinasındansa çocuk babalık karinesi gereği direk kadının evli olduğu kocasıyla çocuk arasında soybağı ilişkisi kurulacağından, gerçek baba çocuğu tanıyamaz. Eğer adamın zinasından ise, tanımayı engelleyecek bir hüküm bulunmadığından adamın evlilik dışı başka bir kadından olan çocuğunu tanıması mümkündür.

→Çocuğun babaya benzemiyor olması soybağının reddi için yeterli bir sebep değildir. Evlilik içinde doğan her çocuğun babası koca kabul edilir. Fakat kocanın soybağının reddi davasını açma hakkı vardır. Özellikle DNA testinin olmadığı durumlarda yani çocuk ile baba arasında çok büyük ırksal gözle görülür farklılığın olduğu durumlarda eskiden soybağının reddi için bu farklılık çok büyük delil teşkil ederdi ve ona göre karar verilirdi. Günümüzde ise yapılacak olan DNA testi ile karar verilir.

→Annenin zinasından çocuk doğmuşsa çocuk evlilik içi kabul edileceğinden gerçek babası olmasa bile koca baba sayılır. Bu durumda koca soybağının reddi davası açıp çocuk ile soybağını iptal etmedikçe gerçek babanın çocuğu tanıması mümkün değildir. [50]()

→Evlenmesi yasak olan kişiler açısından TMK madde 129’da kan hısımlığı, kayın hısımlığı ve evlat edinme yönünden evlenmesi yasak olan kişiler belirtilmiştir. Evlenmesi yasak olan kişilerin ilişkisinden dünyaya gelen çocuk açısından da baba çocuğu tanıyabilir.

→Vasiyetname ile tanıma yönünden tanımanın yapılabilmesi için vasiyetname yapabilme ehliyetine bakılması gerekir. Yani eğer kişi vasiyetname ile tanıma yapacaksa 15 yaşını doldurmuş ve ayırt etme gücünün yerinde olması gerekir.

→Tanıma işlemini yapan kişide tanıma ehliyeti açısından bir sakatlık varsa tanıma işlemi kesin hükümsüzdür, geçersizdir.

TMK madde 296: Beyanda bulunulan nüfus memuru, sulh hâkimi, noter veya vasiyetnameyi açan hâkim, tanımayı babanın ve çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memurluklarına bildirir.

Çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memurluğu da tanımayı çocuğa, anasına, çocuk vesayet altında ise vesayet makamına bildirir.

→Henüz doğmamış veya ölü bir çocuklar da tanınabilir.

TANIMANIN İPTALİ

→Kendisinin gerçek baba olduğunu düşünen kişi çocuğu tanıdıktan sonra, bu tanıma sebebiyle menfaatleri zarar görecek olan kişiler, tanımanın gerçek durumu yansıtmadığını yani tanıyanın gerçek baba olmadığını düşünüyorlarsa, tanımanın iptali için dava açabilirler.

→Kendisinin gerçek baba olduğunu düşünüp tanıyan kişi sonrada kandırıldığını aslında gerçek baba olmadığını düşünürse tanımanın iptali için dava açabilir.

TMK madde 297: Tanıyan, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptalini dava edebilir.

İptal davası anaya ve çocuğa karşı açılır.

TMK madde 298: Ana, çocuk ve çocuğun ölümü hâlinde altsoyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer tanımanın iptalini dava edebilirler.

Dava tanıyana, tanıyan ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.

Tanımanın iptalini isteyebilecek kişiler: Tanımayı yapan kişi, ana, çocuk, çocuk ölmüşse çocuğun altsoyu, cumhuriyet savcısı ve hazine.

→Kişinin hiçbir mirasçısı yoksa, kişinin mirası hazineye kalacağı için, eğer kişinin mirasçısı yoksa ve mirası devlete kalmasın diye birisi tanırsa, hazinenin tanımanın iptalini isteme hakkı vardır. [51]()

TMK madde 299: Davacı, tanıyanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür.

Ana veya çocuk tarafından tanıyanın baba olmadığı iddiasıyla açılan iptal davasında ispat yükü, tanıyanın, gebe kalma döneminde ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna ilişkin inandırıcı kanıtları göstermesinden sonra doğar.

→Ana veya çocuk tarafından açılan tanımanın iptali davasında; ilk önce tanıyan, gebe kalma döneminde ana ile cinsel ilişkiye girdiğini kanıtlamakla yükümlüdür, tanıyan bunu ispatladıktan sonra anne veya çocuk tanıyan kişinin gerçek baba olmadığını kanıtlamakla yükümlüdürler.

***TMK madde 300: Tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak 1 yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden 5 yıl geçmekle düşer.

İlgililerin dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak 1 yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden 5yıl geçmekle düşer.

Çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak 1 yıl geçmekle düşer. Yukarıdaki süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak 1 ay içinde dava açılabilir.

TMK madde 283: Soybağına ilişkin davalar, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır.

Görevli mahkeme: AİLE MAHKEMESİ

Yetkili mahkeme: Taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesi

Genel yetkili mahkeme: Davalının yerleşim yeri

BABALIK DAVASI (BABALIĞA HÜKÜM)

Bu konu medeni kanunda 301. ve devamı maddelerinde düzenlenmektedir. →Evlilik dışında dünyaya gelen çocuk yönünden, tanıma yoluyla çocuk ile baba arasındaki soybağı ilişkisinin kurulması tamamen babanın insiyatifindedir yani baba isterse çocuğu tanır istemezse tanımaz. Bu sebeple çocuk ile babanın arasında soybağının kurulabilmesi için gerçek baba olduğu düşünülen kişiye karşı babalık davası açmak suretiyle mahkeme kararı ile adamın babalığına hükmolunur. [52]()

→Babalık davası kurucu yenilik doğuran davadır.

TMK madde 301: Çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk isteyebilirler.

Dava babaya, baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.

Babalık davası, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma; kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir.

→Babalık davasını anne ve çocuk açabilir.

→Babalık davası babaya ve baba ölmüşse babanın mirasçılarına karşı açılır.

→Çocuk ergin değilse, babalık davası açabilmesi için kayyım atanır. (Anne kayyım olarak atanamaz.)

→Babalık davası açıldığında savcıya ve hazineye bildirilir. Dava anne tarafından açılmışsa kayyıma, kayyım tarafından açılmışsa anneye bildirilir.

→Anne ve çocuğun mirasçılarının da babalık davası açma hakkı vardır.

***TMK madde 302: Davalının, çocuğun doğumundan önceki 300. gün ile 180.gün arasında ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması, babalığa karine sayılır.

Bu sürenin dışında olsa bile fiilî gebe kalma döneminde davalının ana ile cinsel ilişkide bulunduğu tespit edilirse aynı karine geçerli olur. Davalı, çocuğun babası olmasının olanaksızlığını veya bir üçüncü kişinin baba olma olasılığının kendisininkinden daha fazla olduğunu ispatlarsa karine geçerliliğini kaybeder.

→(Evlilikle alakalı durum) Babalık karinesi evlilik içi çocuklar açısından, evliliğin başlamasıyla birlikte doğan ve evlilik bittikten sonraki 300 gün içinde doğan çocuklar babalık karinesi gereği kocanın çocuğu olarak kabul edilirler.

→(Evlilik dışı durum) Babalık karinesi evlilik dışında dünyaya gelen çocuk açısından, doğumdan önceki 300 gün ila 180 gün içerisinde babalık davasındaki davalı olan erkekle ana arasında cinsel ilişki yaşandığının davacı tarafından yani ana veya çocuk tarafından ispatlanması gerekmektedir.

300————180————X (Çocuğun doğum tarihi)

 

**Babalık karinesi anne veya çocuk tarafından ispat edildikten sonra babanın bu karineyi çürütebilmesi için bir üçüncü kişinin çocuğun babası olduğunu veya çocuğun kendisinden olmasının imkânsız olmasını kanıtlarsa kurulmuş olan babalık karinesi geçerliliğini yitirir. [53]()

→Babalık davası açılabilmesi için çocuğun bir başkası ile soybağı ilişkisinin olmaması gerekir.

**TMK madde 303: Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak 1 yıl geçmekle düşer.

(İptal ikinci fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 27/10/2011 tarihli ve E.: 2010/71, K.: 2011/143 sayılı Kararı ile.)

Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.

1 yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak 1 ay içinde dava açılabilir.

Ananın malî hakları

TMK madde 304: Ana, babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak baba veya mirasçılarından aşağıdaki giderlerin karşılanmasını isteyebilir:

1. Doğum giderleri,

2. Doğumdan önceki ve sonraki 6’şar haftalık geçim giderleri,

3. Gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderler.

Çocuk ölü doğmuş olsa bile hâkim, bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir. Üçüncü kişiler veya sosyal güvenlik kuruluşlarınca anaya yapılan ödemeler, hakkaniyet ölçüsünde tazminattan indirilir.

→Yalnızca anne bu taleplerde bulunabilir, çocuk bulunamaz çünkü bu harcamalar anne tarafından yapılmıştır.

EVLAT EDİNME

→TMK madde 305-322.maddeler arasında evlat edinme ile soybağı ilişkisi düzenlenmiştir. Küçüklerin, 18 yaşından büyüklerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi ayrı ayrı düzenlenmiştir. [54]()

Bir başka ayrım ise kişinin birlikte evlat edinilmesi veya tek başına evlat edinilmesi (evlilerin evlat edinmesi ve bekârların evlat edinmesi)

→Küçüklerin evlat edinilmesi yönünden, kişilerin çocuk sahibi olmaları evlat edinmelerine engel değildir, ancak bu durumun kendi çocuklarının haklarını zedelememesi gerekir.

→Ancak mahkeme kararıyla evlat edinilebilir.

TMK madde 305: Bir küçüğün evlât edinilmesi, evlât edinen tarafından 1 yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.

Evlât edinmenin her hâlde küçüğün yararına bulunması ve evlât edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir.

→Küçüklerin evlat edinilmesinde 1 yıllık deneme süresi kanun tarafından öngörülmüştür, evlat edinmeye yönelik mahkeme kararı çıkmadan önce evlat edinecek kişi evlatlık alacağı çocuğa 1 yıl bakmış ve eğitmiş olması gerekir.

→Hâkim karar verirken her şeyden önce küçüğün menfaatini ön planda tutması gerekir.

TMK madde 306: Eşler, ancak birlikte evlât edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlât edinemezler.

Eşlerin en az 5 yıldan beri evli olmaları veya 30 yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.

Eşlerden biri, en az 2 yıldan beri evli olmaları veya kendisinin 30 yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlât edinebilir.

→Evli eşler kural olarak ancak birlikte evlat edinebilirler, evli olmayanlar birlikte evlat edinemezler.(İstisnası TMK madde 307/2)

→Birlikte evlat edinmek isteyen çiftlerin kural olarak en az 5 yıllık evli olmaları gerekir. Fakat henüz 5 yıllık evli değillerse ve her iki eş de 30 yaşını doldurmuş ise birlikte evlat edinebilirler.

→Evlat edinenle, evlat edinilen arasında en az 18 yaş bulunmalıdır, 18 yaş kuralı küçükler için de erginler için de geçerlidir.

TMK madde 307: Evli olmayan kişi otuz yaşını doldurmuş ise tek başına evlât edinebilir. [55]()

**TMK madde 307/2: Otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunluğu veya 2 yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süreden beri eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlât edinmesinin mümkün olmadığını ispat etmesi hâlinde, tek başına evlât edinebilir.

** TMK madde 308: Evlât edinilenin, evlât edinenden en az 18 yaş küçük olması şarttır.

308/2:Ayırt etme gücüne sahip olan küçük, rızası olmadıkça evlât edinilemez.

308/3:Vesayet altındaki küçük, ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet dairelerinin izniyle evlât edinilebilir.

→Evlat edinilecek olan çocuğun kendi anne babası olması halinde ana babanın da rızasının alınması gerekir bu konu TMK 309’da düzenlenmiştir.

TMK madde 309: Evlât edinme, küçüğün ana ve babasının rızasını gerektirir. Rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanarak tutanağa geçirilir.

Verilen rıza, evlât edinenlerin adları belirtilmemiş veya evlât edinenler henüz belirlenmemiş olsa dahi geçerlidir.

→Ana ve babanın rızasının aranmayacağı haller 311.maddede düzenlenmiştir.

TMK madde 311: Aşağıdaki hâllerde ana ve babadan birinin rızası aranmaz:

l. Kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunuyorsa,

2. Küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa.

**TMK madde 310: Rıza, küçüğün doğumunun üzerinden 6 hafta geçmeden önce verilemez.

Rıza, tutanağa geçirilme tarihinden başlayarak 6 hafta içinde aynı usulle geri alınabilir.

Geri almadan sonra yeniden verilen rıza kesindir.

TMK madde 312: Küçük, gelecekte evlât edinilmek amacıyla bir kuruma yerleştirilir ve ana ve babadan birinin rızası eksik olursa, evlât edinenin veya evlât edinmede aracılık yapan kurumun istemi üzerine ve kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce, onun oturduğu yer mahkemesi bu rızanın aranıp aranmamasına karar verir.

Diğer hâllerde, bu konudaki karar evlât edinme işlemleri sırasında verilir.

Ana ve babadan birinin küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmemesi sebebiyle rızasının aranmaması hâlinde, bu konudaki karar kendisine yazılı olarak bildirilir.

→Hem küçüklerin hem erginlerin evlat edinilmesi yönünden bizim hukukumuzda evlat edinilmeyle soybağı kuruluyor fakat evlat edinenler, evlatlığın gerçek anne babası durumuna geçmiyorlar. Örneğin eğer evli ve çocukları olan bir çift evlat edinirlerse evlatlık ve eşlerin kendi çocukları her ne kadar soybağı kurulmuş olsa bile kardeşlik durumu hukuken söz konusu olmaz.

→Mirasçılık yönünden ise evlat edinilerek soybağı kurulmuş olduğu için evlatlık, tıpkı üvey kardeşleri gibi anne babanın mirasından pay alabilir, aynı zamanda gerçek ailesiyle olan ilişkisi sona ermediği için kendi ailesine de mirasçı olmaya devam edebiliyor.

**TMK madde 500: Evlâtlık ve altsoyu, evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Evlâtlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder.

Evlât edinen ve hısımları, evlâtlığa mirasçı olmazlar.

Erginlerin ve Kısıtlıların Evlat Edinilmesi

Kanunda 18 yaşından büyüklerin yani ergin kişilerin evlat edinilmesi yönünden küçüklerin evlat edinilmesinden farklı olan bazı noktalar vardır.

**TMK madde 313: Evlât edinenin altsoyunun açık muvafakatiyle (izniyle) ergin veya kısıtlı aşağıdaki hallerde evlât edinilebilir;

1.Bedensel veya zihinsel engeli sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlât edinen tarafından en az 5 yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise,

2. Evlât edinen tarafından, küçükken en az 5 yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş ise,

3. Diğer haklı sebepler mevcut ve evlât edinilen, en az 5 yıldan beri evlât edinen ile aile hâlinde birlikte yaşamakta ise.

*Evli bir kimse ancak eşinin rızasıyla evlât edinilebilir.

Bunlar dışında küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. [56]()

TMK madde 314: Ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlât edinene geçer.

Evlâtlık, evlât edinenin mirasçısı olur.

Evlâtlık küçük ise evlât edinenin soyadını alır. Evlât edinen isterse çocuğa yeni bir ad verebilir. Ergin olan evlâtlık, evlât edinilme sırasında dilerse evlât edinenin soyadını alabilir.

Eşler tarafından birlikte evlât edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlât edinen eşlerin adları yazılır.

Evlâtlığın, miras ve başka haklarının zedelenmemesi, aile bağlarının devam etmesi için evlâtlığın naklen geldiği aile kütüğü ile evlât edinenin aile kütüğü arasında her türlü bağ kurulur. Ayrıca evlâtlıkla ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı her iki nüfus kütüğüne işlenir.

Evlât edinme ile ilgili kayıtlar, belgeler ve bilgiler mahkeme kararı olmadıkça veya evlâtlık istemedikçe hiçbir şekilde açıklanamaz.

→Evlatlık eğer küçükse, evlat edinenin soyadını alır, erginse isterse evlat edinenin soyadını alır istemezse almaz.

TMK madde 315: Evlât edinme kararı, evlât edinenin oturma yeri; birlikte evlât edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte evlâtlık ilişkisi kurulmuş olur.

Evlât edinme başvurusundan sonra evlât edinenin ölümü veya ayırt etme gücünü kaybetmesi, diğer koşullar bundan etkilenmediği takdirde evlât edinmeye engel olmaz.

Başvurudan sonra küçük ergin olursa, koşulları daha önceden yerine getirilmiş olmak kaydıyla küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler uygulanır.

TMK madde 316: Evlât edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlât edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir.

Araştırmada özellikle evlât edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlât edinenin eğitme yeteneği, evlât edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir.

Evlât edinenin altsoyu varsa, onların evlât edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri de değerlendirilir. [57]()

EVLATLIK İLİŞKİSİNİN KALDIRILMASI

→Evlat edinmeye yönelik işlemler tamamlandıktan ve mahkeme kararı çıktıktan sonra özellikle kendisinden rıza alınması gereken kişilerden bu rızanın alınmamış olması durumunda veya kanunda belirtilen diğer konularla ilgili eksiklerin ortaya çıkmasında kanunda belirtilen ilgili kişiler, evlat edinme işleminin iptal edilmesi için dava açabilirler.

TMK madde 317: Yasal sebep bulunmaksızın rıza alınmamışsa, rızası alınması gereken kişiler, küçüğün menfaati bunun sonucunda ağır biçimde zedelenmeyecekse, hâkimden evlâtlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilirler.

→Örneği evlatlığın anne ve babası evlat edinmeye rıza vermemişlerse, evlatlığın anne babası evlat edinme işleminin iptalini isteyebilirler. Fakat, eğer küçüğün menfaatlerinin evlatlık ilişkisinin kaldırılmasından dolayı ağır biçimde zedelenecekse evlat edinmenin iptalini isteseler bile hâkim bu evlatlık ilişkisini kaldırmayabilir.

TMK madde 318: Evlât edinme esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa, Cumhuriyet savcısı veya her ilgili evlâtlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir.

Noksanlıklar bu arada ortadan kalkmış veya sadece usule ilişkin olup ilişkinin kaldırılması evlâtlığın menfaatini ağır biçimde zedeleyecek olursa, bu yola gidilemez.

→Esasa ilişkin noksanlıklar örneğin, evlat edinenle evlatlığın arasında 18 yaş farkının bulunmaması durumunda savcı dâhil her ilgili evlat edinmenin iptalini isteyebilir.

→Evlatlığın menfaatleri zedelenecekse bu noksanlıklara rağmen yine de hâkim evlat edinme işlemini iptal etmeyebilir.

**TMK madde 319: Dava hakkı, evlâtlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden başlayarak 1 yıl geçmekle düşer.

→Bu süre hâkim tarafından re’ sen dikkate alınır.

→Bu 1 yıllık hak düşürücü sürenin durması ya da kesilmesi mümkün değildir.

TMK madde 320: Küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin aracılık faaliyetleri, ancak Bakanlar Kurulunca yetki verilen kurum ve kuruluşlarca yapılır. [58]()

Aracılık faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin hususlar tüzükle düzenlenir.

SOYBAĞININ HÜKÜMLERİ

→Soybağı ilişkisi kurulduktan sonra meydana gelen ilişkileri kapsar.

TMK madde 321: Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır.

→Evlilik dışında doğan çocuklar açısından, babayla soybağı ilişkisinin kurulup kurulmadığına bakmak gerek. Babayla soybağı ilişkisi, tanıma veya hüküm yoluyla kurulabiliyor. Bu hallerden biriyle bi şekilde soybağı meydana getirilirse o zaman yine babanın soyadını taşıma esasına göre sistem var.

→Babasının belli olmadığı durumlarda ancak annenin soyadını taşıma durumu hasıl oluyor.

TMK madde 322: Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler.

TMK madde 327: Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.

Ana ve baba, yoksul oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcamalar yapılmasını gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir sebebin varlığı hâlinde, hâkimin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine yetecek belli bir miktar sarf edebilirler.

TMK madde 328: Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.

Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.

TMK madde 329:Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.

Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için gereken hâllerde nafaka davası, atanacak kayyım veya vasi tarafından da açılabilir.

Ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir.

→Nafaka miktarının tayininde hakim takdir yetkisini kullanır.

Dikkat edilecek durumlar: Çocuğun ihtiyaçları ve nafaka borçlusunun maddi güçleri.

TMK madde 330: Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.

Nafaka her ay peşin olarak ödenir. [59]()

Hâkim istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

→Soybağını ilgilendiren durumlarda hakim geçici olarak resen tedbir alabilir.

TMK madde 334: Ana ve baba nafaka yükümlülüklerini sürekli olarak ve ısrarla yerine getirmezlerse ya da kaçma hazırlığı içinde bulundukları, mallarını gelişigüzel harcadıkları veya heba ettikleri kabul edilebilirse hâkim, gelecekteki nafaka yükümlülüklerine ilişkin olarak uygun bir güvencenin sağlanmasına veya gerektiğinde diğer önlemlerin alınmasına karar verebilir.

VELAYET

→Evlilik devam ederken çocuk anne ve babasının velayeti altındadır. Her iki eş de bu hakkın kullanılmasında eşit söz hakkına sahip.

→Velayet hakkı; şahıs varlığı,mutlak,kişiye sıkı sıkıya bağlı haktır.

TMK madde 348: Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde velâyetin kaldırılmasına karar verir:

1. Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.

2. Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.

Velâyet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.

Kararda aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar.

TMK madde 335: Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz.

Hâkim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velâyeti altında kalırlar.

TMK madde 336: Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar.

Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.

Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir. [60]()

TMK madde 337: Ana ve baba evli değilse velâyet anaya aittir.

Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir.

VELAYETİN KALDIRILMASI

→Yasal sebepler varsa ancak hakim tarafından velayet kaldırılabilir.

→TMK 348 hangi durumlarda velayet hakkının kaldırılacağını hükme bağlıyor.

TMK madde 350: Velâyetin kaldırılması hâlinde ana ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder.

Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler Devletçe karşılanır.

Nafakaya ilişkin hükümler saklıdır.

NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

TMK madde 364: Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.

Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.

Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.

EV DÜZENİ

TMK madde 367: Aile hâlinde yaşayan birden çok kimsenin oluşturduğu topluluğun kanuna, sözleşmeye veya örfe göre belirlenen bir ev başkanı varsa, evi yönetme yetkisi ona ait olur.

Evi yönetme yetkisi, kan veya kayın hısımlığı, işçilik, çıraklık veya benzeri sebeplerle ya da koruma ve gözetme ilişkisi içinde ev halkı olarak bir arada yaşayanların hepsini kapsar.

→Örneğin: Evdeki çocuk dışarda arkadaşını yaraladıysa bu eyleminden ev başkanı da sorumludur.

TMK madde 369: Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.

Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. [61]()

Zorunluluk hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.

VESAYET

TMK’da 396 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

TMK madde 396: Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır.

→Vesayet daireleri: Vesayet makamı diye adlandırılan Sulh hukuk mahkemesi, Denetim makamı olarak görevlendirilen Asliye hukuk mahkemesi

Vasi: Yasal temsilci

Kayyım: Kişiye belirli bir işi yapması için atanan yasal temsilci

KISITLAMA SEBEPLERİ

Dar anlamda vesayeti gerektiren haller (TMK md 306 ve devamı);

Görevlerini yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını öğrenen nüfus memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.

→Velisi olmayan her küçük vesayet altına alınır.

→Görevleri sırasında bir küçüğün velayet altında olmadığını vesayet altına alınması gerektiğini fark eden makamlar bu durumu yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.

Görevli mahkeme: Sulh hukuk mahkemesi

Yetkili mahkeme: Küçüğün yerleşim yeri mahkemesi

→Akıl hastalığı ya da akıl zayıflığı ayırt etme gücünü ortadan kaldıran nitelikteyse kişi tam ehliyetsizdir, fakat kişinin akıl hastası olup ayırt etme gücü yerindeyse bu durum sadece kısıtlama sebebi olur ve kişi sınırlı ehliyetsiz konumuna düşer.

→Hâkim kısıtlanacak bireyi mahkemede bizzat dinlemek zorundadır.

→Kişi kısıtlama kararı kesinleştikten sonra tam ehliyetli konumundan, sınırlı ehliyetsiz konumuna düşer ve yapacağı hukuki işlemlerinde yasal temsilcisinin onayı gerekir.

→Kişinin fiil ehliyeti ancak gerekli durumlarda kısıtlanır, asıl olan kişinin fiil ehliyetini kendisinin kullanmasıdır.

Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür.

→Eğer kişinin cezası 1 yıl veya daha fazla ise kişiler kısıtlanır ve bu kişilerin kısıtlılıkları ceza süreleri boyunca devam eder, tahliye olduklarında ise kısıtlılık hali kendiliğinden kalkar.

→Burada sorumluluk sahibi, cezayı yerine getirmekle yükümlü olan makam yani cezaevi idaresi bu kişilerin kısıtlanması için mahkemeye başvuru yapmak zorundadır.

→Eğer kanunda belirtilen sebepler varsa kişinin kendisi de mahkemeye başvurup kısıtlanmasını isteyebilir.

TMK madde 409: Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz.

Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.

Kısıtlanacak kişinin mahkemede kendisinin bizzat hâkim tarafından dinlenmesi gerekir.

Kısıtlama kararının 3.kişiler açısından sonuçları;

TMK madde 410: Kısıtlama kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur.

Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez.

Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır.

→Kısıtlama kararı ilan edilmeden önce kısıtlının iyiniyetli 3.kişilerle yapmış olduğu hukuki işlemlerde. İyiniyetli 3.kişilerin hakları korunur. Fakat kısıtlama kararı ilan edildikten sonra 3.kişilerin iyiniyeti korunmaz.

→Ayırt etme gücüne sahip olmamaya ilişkin hükümler saklıdır yani ayırt etme gücü olmayan kişiler açısından karar ister ilan edilsin ister ilan edilmesin 3.kişilerle yaptıkları hukuki işlemlerde 3.kişilerin iyiniyeti korunmaz, ayırt etme gücü olmayan kişilerin yaptıkları hukuki işlemler kesin hükümsüzdür.

TMK madde 411: Vesayet işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir.

Kimler Vasi Olarak Atanabilir?

TMK madde 414: Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet makamı, vesayet altına alınacak kişinin öncelikle eşini veya yakın hısımlarından birini, vasilik koşullarına sahip olmaları kaydıyla bu göreve atar. Bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur.

Vesayet altına alınacak kişi eğer evliyse eşinin, evli değilse yakın hısımlarının vasi olarak atanmada önceliği vardır.[64]()

TMK madde 415: Haklı sebepler engel olmadıkça, vasiliğe, vesayet altına alınacak kişinin ya da ana veya babasının gösterdiği kimse atanır.

TMK madde 413: Vesayet makamı, bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atar.

Gereken durumlarda, bu görevi birlikte veya vesayet makamı tarafından belirlenen yetkileri uyarınca ayrı ayrı yerine getirmek üzere birden çok vasi atanabilir.

Rızaları bulunmadıkça birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle görevlendirilemez.

Birden çok vasi atanması istisnai hallerde gerçekleşir, asıl olan kişinin tek vasisi olmasıdır.

**TMK madde 416: Vesayet altına alınan kimsenin yerleşim yerinde oturanlardan vasiliğe atananlar, bu görevi kabul etmekle yükümlüdürler.

Aile meclisince atanma hâlinde vasiliği kabul yükümlülüğü yoktur.

Vesayetten Kaçınma Sebepleri, Kimler Vasi Olarak Atanamaz?

TMK madde 417: Aşağıdaki kişiler vasiliği kabul etmeyebilirler:

1. Altmış yaşını doldurmuş olanlar,

2.Bedensel engelleri veya sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi güçlükle yapabilecek olanlar,

3. Dörtten çok çocuğun velisi olanlar,

4. Üzerinde vasilik görevi olanlar,

5. Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu üyeleri, hâkimlik ve savcılık mesleği mensupları.

→Genel prensip vasiliği kabul etmektir fakat kanunda sayılan bu kişilerin kabul etme zorunluluğu yoktur. [65]()

Vasiliğe Engel Olan Sebepler

TMK madde 418: Aşağıdaki kişiler vasi olamazlar:

1. Kısıtlılar,

2. Kamu hizmetinden yasaklılar veya haysiyetsiz hayat sürenler,

3. Menfaati kendisine vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışanlar veya onunla aralarında düşmanlık bulunanlar,

4. İlgili vesayet daireleri hâkimleri.

→Kanunda belirtilen sebepler varsa bu kişiler vasi olamazlar.

TMK madde 419:Vesayet makamı, gecikmeksizin vasi atamakla yükümlüdür.

Gerek duyulduğunda henüz ergin olmayanların da kısıtlanmasına karar verilebilir; ancak, kısıtlama kararı ergin olduktan sonra sonuç doğurur.

Kısıtlanan ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velâyet altında bırakılır.

→Vesayet makamı, elindeki iş yüküne, şartlara göre bunu biran önce ataması ve kişinin temsili yönünden sakıncalı olan durumu ortadan kaldırması gerekiyor.

→Vasinin atanmasından önce şartlar gerektiriyorsa vasi atanıncaya kadar geçici olarak hakim bazı önlemler alabilir.

TMK madde 420: Vesayet işleri zorunlu kıldığı takdirde vesayet makamı, vasinin atanmasından önce de re’sen gerekli önlemleri alır; özellikle, kısıtlanması istenen kişinin fiil ehliyetini geçici olarak kaldırabilir ve ona bir temsilci atayabilir.

Vesayet makamının kararı ilân olunur.

TMK madde 422: Vasiliğe atanan kişi, bu durumun kendisine tebliğinden başlayarak 10 gün içinde vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir.

İlgili olan herkes, vasinin atandığını öğrendiği günden başlayarak on gün içinde atamanın kanuna aykırı olduğunu ileri sürebilir.

Vesayet makamı, vasilikten kaçınma veya itiraz sebebini yerinde görürse yeni bir vasi atar; yerinde görmediği takdirde, bu konudaki görüşü ile birlikte gerekli kararı vermek üzere durumu denetim makamına bildirir.

→Vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesi itirazı yerinde görürse yeni bir vasi atar. İtirazı yerinde görmezse durumu itiraz edene ve denetim makamına bildiriyor.

→Kendisine itiraz edilen vasi veya kaçınma hakkını kullanmak isteyen vasi, yerine yenisi atanıncaya kadar görevini sürdürmekle yükümlüdür.[66]()

TMK madde 423: Vasiliğe atanan kimse, vasilikten kaçınmış veya atanmasına itiraz edilmiş olsa bile, yerine bir başkası atanıncaya kadar vasiye ait görevleri yerine getirmekle yükümlüdür.

TMK madde 438: Vasiliğe atanma kararının kesinleşmesi üzerine vasi ile vesayet makamının görevlendireceği bir kişi tarafından, vakit geçirilmeksizin, yönetilecek malvarlığının defteri tutulur.

Vesayet altındaki kişi ayırt etme gücüne sahipse, olanak bulunduğu takdirde defter tutulurken hazır bulundurulur.

Koşullar gerektirdiği takdirde denetim makamı, vasi ve vesayet makamının isteği üzerine vesayet altındaki kişinin malvarlığının resmî defterinin tutulmasına karar verebilir. Bu defter, mirastaki resmî defterin alacaklılara karşı doğurduğu sonuçları doğurur ve oradaki usul uyarınca tutulur.

TMK madde 444:Taşınmazların satışı, vesayet makamının talimatı uyarınca ve ancak vesayet altındaki kişinin menfaati gerekli kıldığı hâllerde mümkündür.

Satış, vesayet makamının bu iş için görevlendireceği bir kişi tarafından vasi de hazır olduğu hâlde açık artırmayla yapılır ve ihale vesayet makamının onamasıyla tamam olur; onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak on gün içinde verilmesi gerekir.

Ancak denetim makamı, istisnaî olarak özel durumları, taşınmazın niteliğini veya değerinin azlığını göz önüne alarak pazarlıkla satışa da karar verebilir.

→Taşınmazını satamaz ancak Sulh Hukuk Mahkemesinin onayını alarak ve kısıtlının menfaati bulunduğu takdirde gerçekleştirilebilecek bir durumla karşılaşılır.

Vasinin görevleri: malvarlığı haklarını yönetmek, kişi küçükse onun bakımı ve eğitimi için gerekli önlemleri aldırmak. Örneğin okula yazdırmak, bakımıyla ilgili önlemleri almak, yaşlıysa bir kuruma yerleştirmek

→Hukuki işlemler yapılırken vasinin kişiye icazet veya izin vermesi gerekiyor borçlandırıcı nitelikli işlemlerde.

→Kişiye sıkı sıkıya bağlı işlemleri ve karşılıksız kazandırma işlemlerini kısıtlı kendi başına da kullanabiliyor.

TMK madde 449:Vesayet altındaki kişi adına kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli bağışlarda bulunmak yasaktır. [67]()

→TMK449’daki yasak işlemler yasal temsilcinin izni olsa dahi yapılamaz.

TMK madde 451:Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi, vasinin açık veya örtülü izni veya sonraki onamasıyla yükümlülük altına girebilir veya bir haktan vazgeçebilir.

Yapılan işlem diğer tarafın belirlediği veya başvurusu üzerine hâkimin belirleyeceği uygun bir süre içinde onanmazsa, diğer taraf bununla bağlı olmaktan kurtulur.

TMK madde 452:Vasinin onamadığı işlemlerde taraflardan her biri verdiğini geri isteyebilir. Ancak, vesayet altındaki kişi, sadece kendi menfaatine harcanan veya geri isteme zamanında malvarlığında mevcut olan zenginleşme tutarıyla ya da iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmış olduğu miktarla sorumludur.

Vesayet altındaki kişi, fiil ehliyetine sahip olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış ise, onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olur.

Culpain Contrahendo: Sözleşme görüşmelerinde kusurlu davranışta karşı tarafın zararına yol açmaktır. Yani sözleşme görüşmeleri sırasında karşı tarafa yanıltıcı bilgiler vermemek lazım ve karşı tarafı aldatmamak lazım. Unutkanlık ve başka sebeple bazı önemli şeyleri gözden kaçırmamak gerekir. Sözleşme görüşmesi sürerken zarar verilirse karşı tarafa, bunun karşılanması gerekir.

→TMK 452/2’deki durum Culpain contrahendo durumuna benzer ve kanun metnine dökülmüş halidir.

VESAYET DAİRELERİNİN GÖREVLERİ

→Vesayet dairelerine, vesayet makamına şikayette bulunulabilir.

TMK madde 461: Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi ve her ilgili, vasinin eylem ve işlemlerine karşı vesayet makamına şikâyette bulunabilir.

Vesayet makamının kararlarına karşı tebliğ gününden başlayarak 10 gün içinde denetim makamına itiraz edilebilir.

→Kısıtlanan kişi de, ilgili kişilerde Sulh Hukuk mahkemesine başvurmak suretiyle vasiyi şikâyet edebilirler. Tabiki vesayet makamının bu şikâyet üzerine vereceği karara karşıda denetim makamına yani Asliye Hukuk mahkemesine gitmelerinin önü açıktır. 10 gün içerisinde herhangi bir şikâyette bulundunuz, bir karar verdi vesayet makamı (sulh hukuk mah.) ve doğru olmadığını düşünüyorsunuz buna karşı denetim makamına da gidebilirsiniz. Vesayet makamının kararlarına karşı tebliğ gününden başlayarak 10 gün içinde denetim makamına itiraz edilebilir.