Author: yirmisekiz

yedi saniye yakınımda 0

yedi saniye yakınımda

<<ne istiyorsun?>> seni istiyorum, seni ölünceye kadar. bu yetmez mi? ve benim mutluluğum altında akıp yolları boyunca taşlara çarpa çarpa akıp gidecek bütün huzursuzluklar. konuştuklarımız ve söyleyemediklerim hissedilen her şey, kayalıklara çarpan birer dalga...

kol düğmeleri 0

kol düğmeleri

öğle saatlerinde başlardı memnu saatler kışlarımı yaza çevirdiğin günler ve sen yıllar geçti anlamam için ama sonunda buldum doğruyu güneşinin altında ısınırdı tüm iskeletim belki havaya yorardı bu mucizeyi naçizane zihnim oysa ki sen...

bir minik kutu 0

bir minik kutu

nefesimden daha yakın vücudumdan bu kadar uzak olman düşünülenlerden daha farklı, daha başka bir boyuta taşımak bu işi hem de inanç yokken kanda   ufak bir ışık yüzünün sağına yansıyan duvardan gördüğüm en parlak...

uçsuz bucaksız 0

uçsuz bucaksız

gökyüzü gibi özlemek gökyüzü bilir ne kadar olduğunu, muhtemel ama aşağıdan bakana da sonsuz gelir oysa bir defa da yukarıdan bakılabilse çözülür belki de bütün düğümleri aşkın hasret kalır gökyüzüne toprağın altındaki üstüme toprak...

on bir dakika 0

on bir dakika

iç çeker gecenin karanlığındaki rüzgarın uğultusu ufak penceresinden evimin gördüğüm sen’i ben bir yeryüzü tanığıyım gözlerinin altındaki mavi damarları gördüm teninin kokusunu duydum   uzaklardan geçen bir kırmızı bisikletin freni ufak aralığından pencerenin duyduğum...

sekizinci kasım’ın yirmisekizi 0

sekizinci kasım’ın yirmisekizi

sabahları sessizlik çıldırtmaz mı denizleri geceleri sensizlik uyutmaz ki benliğimi   kalkan bir vapurdasın belki şimdi büyükada’dan heybeli’ye veya belki de içimden kim bilir nereye   gölgen montum yerine ardı sıra peşimde ister geçsin...

sonsuz 0

sonsuz

sonsuzlar bile bu kadar uzun sürmüyor, biliyorsun nasıl biteceğini biliyordun daha önceden yalnızca her zaman inanmak istedin sonsuzların ne kadar uzun sürebileceğine   biliyordun

bilinci uyuşturma saatleri 0

bilinci uyuşturma saatleri

ve yine başlıyor bilinci uyuşturma saatleri önce bir anda nükseder akla sonrasındaysa yavaşlar sis perdesi aralandıkça gözlerinin önündeki anılar akmaya başlar, üç film arka arkaya hadi yaslan arkana, bir film izlermiş gibi değil de...

ilk yolculuk (bir film müziği için) 0

ilk yolculuk (bir film müziği için)

göz yaşlarına boğulmuş rüyandan uyan sil göz yaşlarını bugün kaçıyoruz eşyalarını hazırla   çok ses çıkarma cehennem henüz boşken kaçalım buralardan   nefes al cesaretini topla ve bir nefes daha al sensiz yapamam bunu...

saat beşi yirmi geçe, sabaha karşı, karanlıkta 0

saat beşi yirmi geçe, sabaha karşı, karanlıkta

karanlıkta yürüyorum hiç ışık yok zira kim çaldı bu ay denen mefhumu? binalar mı aldı seni benden yoksa bu pesimizm mi?   hileli bu bastığım zeminler kaldırım taşları dün yağan yağmuru boşaltıyor akılsız başın...

rüzgar taşıyacak bizi 0

rüzgar taşıyacak bizi

yanan bir odada yavaş bir dans akla gelen kafiyeyi tutturmaya çalışırken rüyadan uyanmak gibi gelip geçen ışıkları saymak kadar nafile ve boş bir çaba ritimleri akılda tutup da şarkının sözlerini unutmak gibi aynı rüyaları...

dört tarafı çember çehre 0

dört tarafı çember çehre

içimden kalkan gemilerden biri uzak kıyılara demir atmış bekliyor kıyameti   otur yerine diyor sahili baştan aşağı donatan kayalıklar yüzsüzce bir sigara uzatıyorum denize doğru, sonra da bir çakmak çıkarıyorum cebimden   çöplüğe dönmüş...

heves bile almadan 0

heves bile almadan

heves bile almadan dalmışım rüyaya sokak lambalarında parıldayan ışıkları görerekten beni çağıran kokunu koklayaraktan senelerin anısı alnımdaki çizgiler nefes bile almadan sevmişim seni oysa heves bile almadan bitti bu rüya  

kafiye ve kifayet olmaksızın 0

kafiye ve kifayet olmaksızın

ağaçların arasından görünen bir ışıltı yönümü değiştirebilir mi yolların tam ortasındayken kolumun ortasında görünen bir damar yolunu değiştirebilir mi iğneyi batırırsam kimse bilmeden, kimse görmeden süzersem ayın görünmeyen yüzünü vücudumdan aşağıya doğru hiç bilmediğim...

anlatmaya kadir değil, ne vakti, ne de zamanı değil 0

anlatmaya kadir değil, ne vakti, ne de zamanı değil

ölümle ifade edilemeyen bir takım şeyleri seslerle ifade etmeye çalışsak da elimizde sadece tiz bir boru sesi kaldı ne yapalım   biz de sustuk   gökyüzünü anlatmaya çalışırken bir tek maviyle pastel boyalarımızın bittiğini...