John Stuart Mill – “Özgürlük Üzerine” İncelemesi

Benim yumruk sallama özgürlüğüm, senin yüzünün başladığı yerde biter. Mill’in Özgürlük Üzerine’sinin mesajının özü budur. Beni istediğimi yapmaktan alıkoymanın ya da irademe rağmen beni bir şey yapmaya zorlamanın tek gerekçesi, başka birinin benim eylemlerimden zarar görmesidir. Benim özel yaşamım benim işimdir ve yaptıklarımla başka birine fiilen zarar vermediğim sürece, bana karışmak devlete ya da topluma düşmez. Yetişkinlik çağına ulaşan ve aklı başında kararlar alabilen herkes, herhangi bir müdahale olmaksızın kendi iyi yaşam görüşüne uygun davranma özgürlüğüne sahip olmalıdır. Kendi eylemlerimle kendime zarar versem bile, bu, devlet müdahalesi için yeterli gerekçe değildir. Örneğin fiziksel sağlığımı ihmal edip miskinleşmeye karar verebiliri mve bunu yapma özgürlüğüne sahip olmalıyım. Paternalizm, yani onlar için neyin iyi olduğunu onlardan daha iyi bildiğiniz gerekçesiyle insanların yaptıklarını kontrol etme, yalnızca çocuklar ve zihinsel hastalık nedeniyle kendi başlarına sorumlu kararlar alamayanlar için geçerlidir. Mill daha tartışmalı bir biçimde, kendileri için neyin en iyi olduğuna karar verme yeteneğine sahip olmayan “uygarlaşmamış” halklar için paternalizmin haklı olduğuna da inanır. Bununla birlikte, geri kalanlarımız kendi başımıza bırakılmalıyız; çünkü dünyada genel mutluluk düzeyine yükselmenin en iyi yolu budur.

 

ESER SAHİPLİĞİ

Özgürlük Üzerine her zaman John Stuart Mill’in kitabı olarak gösterilmesine rağmen, kitabın giriş bölümünde ve otobiyografisinde, kitap bitmeden ölen karısı Harriet Taylor’la birlikte yazdıklarını vurgular. Felsefe tarihçileri, Harriet’in bitmiş kitabın içeriği üzerinde ne ölçüde etkili olduğu konusunda çekişmektedir ama Mill’in onu eş-yazar olarak gördüğü (adını kapak sayfasına koyacak kadar ileri gitmemesine rağmen) açıktır.

 

ZARAR İLKESİ 

Otobiyografisinde Mill, Özgürlük Üzerine’yi “tek bir hakikatin bir tür felsefi ders kitabı” olarak tanımlar. Tek hakikat genellikle Zarar İlkesi ya da Özgürlük İlkesi olarak bilinir. Bu, yukarıda ana hatlarıyla çizilen görüştür; başkalarına karşı potansiyel zarar, istediğimi yapmamı önleyen tek kabul edilebilir gerekçedir. Bu, sınırsız özgürlük istemekten çok farklıdır. Mill, özgürlüğe bazı kısıtlamalar getirmeden toplumda yaşamanın olanaksız olduğunu düşünüyordu; hoş görülmesi gereken ile gerekmeyen arasındaki çizginin nereye çekileceği sorununu ele alıyordu.

Zarar ilkesinin temelinde, Mill’in faydacılığa bağlılığı vardır. Faydacı görüşe göre, her koşulda doğru eylem, sonuçları değerlendirilerek belirlenir: En fazla mutluluk doğurması olası olan her şey (Mill’in hesabında bütün mutluluk tiplerine eşit ağırlık verilmemesine rağmen) ahlaki olarak yapılacak doğru şeydir. Mill’e göre, kendilerini ilgilendiren şeylerin peşinden gitmeleri için bireylere alan açılırsa, bundan bütün toplum yararlanır. Ben, benim için en iyi olan yaşam biçimini başkalarından daha iyi bilirim. Bu konuda yanılsam bile kendi başıma seçim yapmak, başka birinin iyi yaşam kavrayışını “hazır giysi” gibi kabul etmeye zorlanmaktan iyidir. Mill, bireylerin birbiriyle bağdaşmayan, çok çeşitli yaşam tarzları sürdürmelerine izin verilen bir durumun, bireylerin toplumsal bir uyum kalıbına zorlandıkları durumdan çok daha iyi olduğuna inanır. Bir ampiristtir ve pek çok konuda hakikati keşfetme yolunun deney olduğuna inanır. Bir toplum, kötü duruma karşı farklı çözümler deneyerek gelişir; toplumsal iyileşmenin yolu budur. Kendi ifadesiyle “yaşama deneyleri”ni onaylıyordu. Düşünmeden uyum durgunluğa ve tercihlerin sınırlanmasına yol açar; ki bunun net sonucu da sefalet ve insan potansiyelinin körelmesidir. Mill’in hepimizin doğal özgürlük hakkına sahip olduğumuzu savunmadığını bilmek önemlidir: Doğal hak düşüncesinin anlamlı olduğuna inanmaz. Kolaylık olsun diye özgürlük “hakkından” söz edebilir; ama Mill için bu, mutluluğu geliştirmesi en fazla olası şeyle ilgili bir genellemeye her zaman çevrilebilmelidir. Özgürlük Üzerine’nin politikalarının temelinde bir doğal hak teorisinden çok faydacılık vardır.

Özgürlük Üzerine kısmen, mutabık yetişkinlerin özel alanda yaptıkları şeyleri sınırlamak için yasa koymak isteyenlere yöneliktir (ve bu yüzden yakın zamanda, film sansürü ve eşcinsellik gibi konularda hukuk reformuna entelektüel destek sağlamıştır). Ama aynı zamanda Mill’in “çoğunluğun tiranı” dediği şeye de yöenliktir; bu zorbalıkta, yasaklayıcı hiçbir yasa olmamasına rağmen, çoğunluk görüşlerinin dayattığı toplumsal baskılar bazı insanların yaşam deneyleri gerçekleştirmelerini önleyebilir. Komşularım benim yaşamayı tercih ettiğim ayrıksı tarzla karşılaşırsa, onlara doğrudan zarar verecek bir şey yapmasam bile pekala benim yaşamımı katlanmaz kılabilir ve böylece hukuk çerçevesinde sahip olduğum özgürlüğü kullanmamı fiilen engelleyebilirler. Uyum gösterme yönünde toplumsal baskı, Mill’e göre, özgürlüğün altını oyar ve herkesi düşünmeyen bir sıradanlık düzeyinde eşitler; bu da sonuçta herkes için daha kötüdür.

Bu durum, Mill’in Zarar İlkesi’ni kullanmak isteyen bazı kişilerin kolayca göz ardı ettiği bir noktayı, yani başkalarının gücenmesine neden olmanın onlara zarar vermek sayılmadığını açıkça ortaya koyar. Alışılmadık bir biçimde, birkaç eşcinselle birlikte ya da bir nüdist, belki bir travesti olarak yaşamayı tercih ettiğim bilgisinden rahatsız oluyorsanız, bu durum, yasayla ya da toplumsal baskıyla beni başka türlü davranmaya zorlamanın yeterli gerekçesi olmaz. Mill’in ilkesi gücenmenin zarar verme sayılmasına izin verseydi, tamamen yersiz olurdu; çünkü neredeyse her yaşam tarzı birini ya da birilerini gücendirir. Mill’in zarar sözcüğüyle tam olarak neyi kastettiği her zaman açık değildir ve çok tartışılan bir konu olmuştur; ama başkalarının gücenmesine neden olmanın zarar verme sayılması düşüncesini reddettiği açıktır. Mill’in savunduğu hoşgörü, başka insanların ayrıksı yaşam tercihlerini onaylamak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Başkalarının yaşam şeklinden tiksinme hakkınız vardır. Onları daha iyi tercihler yapmaları yönünde eğitmeye çalışabilirsiniz; devlet çocuklara, yetişkin olunca kendisine zarar verici yaşamlar sürmelerini daha az olası yapacak bir eğitim sistemi dayatmakta haklıdır. Ama başkalarının tercih ettiği yaşam tarzından tiksinmeniz, onları farklı davranmaya zorlayan bir müdahaleyi haklı göstermeye yetmez. Başkalığı hoş görebilmek, uygar bir toplumun işaretidir.

Mill’in ilkesi, gerçek yaşamla hiçbir ilgisi olamayan soyut bir felsefi ideal olmakla yetinmez. Dünyayı daha iyi yönde değiştirmek ister. Bu amaçla ilkenin uygulamalarına odaklanır. Bunların en önemlisi, genellikle konuşma özgürlüğü olarak bilinen düşünce ve tartışma özgürlüğü meselesidir.

KONUŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ

Mill tutkulu bir özgür konuşma savunucusudur. Yalnızca şiddete açık bir azmettirme riski olduğunda düşünce, konuşma ve yazmanın sansürlenmesi gerektiğini savunur. Sözlerin dillendirildiği ya da yazıldığı bağlam, tehlikeli olup olmamalarını etkileyebilir. Mill’in işaret ettiği gibi, tahıl tüccarlarının yoksulları açlıktan öldürdüğü görüşünü bir gazetede yayımlamak kabul edilebilir. Ne var ki, aynı sözler bir tahıl tüccarının evinin önünde öfkeli bir kalabalığa söylenirse, o zaman konuşanı susturmak için gerekçemiz olur. Bir ayaklanmayı kışkırtma yüksek riski, müdahaleyi haklı kılar. Bugün konuşma özgürlüğü üzerine tartışmalar çoğunlukla pornografiye ya da ırkçılığa odaklanır; 19. yüzyılda yazan Mill için esas kaygı din, ahlak ya da siyasette ortodoks görüşleri eleştiren yazılar ve konuşmalarla ilgiliydi. Yanlış olsa bile bir görüşü bastırmanın neden olduğu hasarın, özgürce ifade edilmesine izin vermenin yaratacağı hasardan büyük olduğunu düşünür. Özgürlük Üzerine’de bu duruşun ayrıntılı bir gerekçesini sunar.

Bir kimse tartışmalı bir kanı ifade ederse, iki temel olasılık vardır; o görüş doğrudur ya da yanlıştır. Daha az aleni üçüncü bir olasılık daha vardır; yanlış da olsa bir hakikat öğesi içerir. Mill bu olasılıkların üçünü de şu şekilde irdelemiştir;

  1. İlgili görüş doğruysa, o zaman yasaklamak, bizi yanlıştan kurtulma fırsatından yoksun bırakır. Varsayımı şudur; doğruluk yanlıştan iyidir.
  2. İlgili görüş yanlışsa, işitilmesine izin veremeden onu susturmak, o görüşü alenen çürütme olanağını zayıflatır; görüşün tartışılıp çürütülmesiyle birlikte, yanlışla çatışmada doğrunun galip geldiği görülecektir. Bu yüzden Mill, örneğin şiddeti kışkırtma koşuluyla ırkçı görüşlerin ifade edilmesini hoş görürdü; çünkü ifade edilirse açıkça tartışılıp çürütülebilir ve yanlış oldukları kanıtlanabilir (görüşlerin gerçekten yanlış olduğunu varsayarsak).
  3. İfade edilen görüş bir doğruluk öğesi içerirse, onu susturmak doğru kısmın bilinmesini önleyebilir. Örneğin bir ırkçı, belirli bir etnik grup mensununun ortalama olarak normdan daha düşük niteliklerle okuldan ayrıldığı gerçeğine işaret edebilir. Irkçı, bu durumu, o etnik grup mensuplarının doğuştan aşağı olduklarının kanıtı sayabilir. Ne var ki, bu görüş çok büyük olasılıkla yanlış olmasına rağmen, kanıt bir miktar doğruluk içerebilir: Burada, bu etnik grubun üyelerinin okuldan fiilen daha az niteliklerle ayrılmaları doğru olabilir. Bu kanıtın doğru açıklaması, doğuştan aşağı olmaları değil, eğitim sisteminin onlara ayrımcılık yapması olabilir. Mill’e göre, yanlış olduğuna inandığımız görüşleri susturmakla, yanlış kanıların bile doğruluk öğeleri içerebileceği gerçeğini görmeme riskini göze alırsınız.

Bir görüşü susturmak için kendi görüşlerinizin yanılmazlığından (yanlış yapamayacağınızdan) emin olmalısınız. Ama hiçbirimiz bu konuda tam bir güvene sahip olamayız. Hiçbir insan, neyin doğru olduğu konusunda yanılgıdan muaf değildir. Tarih, bastırılan görüşün saçmalık olduğuna sahiden inanan kişilerin bastırdığı doğruluk örnekleriyle doludur. Kilisenin, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü öne süren görüşü yasaklamasını düşünün. Galileo ve taraftarları inançlarından ötürü zulma uğradı; onlara eziyet edenler, kendi görüşlerinin doğru olduğuna emindi.

Sansürcülerin olasılık temelinde yargıda bulunmaları haklı mıdır? Yanılmaz olmayabilirler, ama bazı durumlarda, haklı olduklarına neredeyse emin olabilirler mi? Mutlak kesinliğe ulaşabileceğimiz çok az konu vardır: Kesinlik talebi bizi hareketsizliğe mahkum etmez mi? Mill’in buna yanıtı şudur: Başkalarına bizimle çelişme özgürlüğü tanımak, yargılarımıza güven duymanın temel yollarından biridir. Titiz bir inceleme ve eleştiriye dayanan bir görüşe, meydan okunmayan bir görüşten daha fazla güven duyabiliriz. Üstelik, bir görüş açıkça doğru olsa bile yanlış görüşlere karşı onu savunma edimi doğru görüşü canlı tutar ve kimseyi harekete geçiremeyen ölü bir dogma haline gelmesini önler.

 

John Stuart Mill,

1806’da Londra’da doğdu.

1859’da Özgürlükler Üzerine’yi yazdı.

1863 Faydacılık yayımlandı.

1873 Fransa, Avignon’da öldü.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir