Uluslararası Kamu Hukuku Kapsamlı Ders Notu

Uluslararası Kamu Hukuku Ders Notları:

13.06.2017

Uluslararası hukuk da iç hukuk gibi kişiler arası davranışları düzenler. Fakat, iç hukuktan farklı olarak UA hukukun kişileri/ süjeleri iç hukuk kişilerinden/süjelerinden farklıdır. (Kişi haklara sahip olabilir ve borçlar doğurabilir) UA hukuk, UA hukukun süjeleri arasındaki ilişkileri düzenler.

UAH kişileri nelerdir? Klasik anlamda devlettir

UAH eskiden devletler arası ilişkileri düzenleyen hukuk olarak tanımlanırdı. UAH, kural olarak iki devlet arasındaki sorunlara uygulanır.

UAH kavramı Birinci Dünya Savaşından sonra değişmeye başladı ve UA örgüt kavramı meydana geldi. Milletler Cemiyeti’nin kurulmasıyla ilk UA örgüt ortaya çıktı. Daha sonra İkinci Dünya Savaşı yaşandı ve bununla beraber Birleşmiş Milletler ortaya çıktı.  Sonra da çeşitli örgütler oluşmaya başladı.

Bu oluşumlarla UAH süjelerinde de bir değişim başladı. Sadece devletin değil devlet dışında da tüzel kişilerin olduğu ve bu tüzel kişilerin de UAH konusu olduğu kabul edildi. Yani UA örgütler ikinci bir süje olarak kabul edildi.

İkinci Dünya Savaşından sonra gerçek kişiler de UAH konusu olmaya başladı. Gerçek kişiler aslında iç hukukun konusudur. İç hukuk zaten birey ile devletin ve bireylerin kendi arasındaki ilişkilerini düzenleyen hukuk sistemidir. Ancak örneğin bireysel başvuru hakkının tanınmasıyla UAH gerçek kişilere de hak tanıdığı açıktır. Demek ki gerçek kişiler UAH hak tanıdığı varlıklardır. Peki UAH gerçek kişilere bir sorumluluk yükler mi? Sudan devlet başkanı El Beşir, Sırbistan eski devlet başkanı Miloseviç gibi örnekler UA mahkemelerde yargılanmıştır. Demek ki bu kişilere bir sorumluluk yüklenmektedir. Yani UAH’da gerçek kişiler hem haklara sahiptir hem de sorumludur. Bu nedenle gerçek kişiler de UAH bir süjesi haline gelmiştir.

Uluslararası hukuk temel olarak devletler, bunun yanında uluslararası örgütlerle ve duruma göre de gerçek kişilerle ilgilenir.

UAH kaynakları nelerdir?

Hukuka aykırı davranış denilir fakat bundan kasıt nedir? Kanuna mı aykırı davrandı tüzüğe mi aykırı davrandı?

Ua hukuka aykırıdır derken kasıt nedir?

UA antlaşmalar, örf ve adet hukuku kuralları ve UA genel ilkeleri.

Hukukun üç unsurdan oluşması gerekir. Birincisi sosyal olgudur. Yani o kural, toplumda ayak basmalıdır. Bu her toplumda farklıdır. Hukuk, sosyal olgulardan kaynaklanmalıdır. Peki sosyal olgudan hemen norm doğar mı? Sosyal olguya dayanmayan hukuk ölü doğar ama salt sosyal olguya dayanan hukuk haksızlık yaratır. Normun dayanması gereken üçüncü ayak da etik değerdir. Hukuk toplumu ileri taşımalıdır.

Ama herkes hukuku böyle tanımlamaz. Mesela Diguit hukuk sadece sosyal olgudan doğar der.

Hukuk, bir üstün gücün koyup ve o kurala uymadığında o güç tarafından uymaya zorlandığın sistemdir. Hukukun iç hukuk açısından temel unsurları kuralı koyan olmasıdır, bunun yanında o kurala uyulması beklenir, kurala uyulmazsa bu kurala uymaya zorlayacak yaptırım sistemleri vardır ve bu sorunları çözecek mahkeme sistemleri vardır.

  • UAH’da kuralı kim koyar? Kural koyan üstün bir makam yoktur. BM bile devletler üstünde bir makam değildir. Devletler bir araya gelir kuralı koyar. Yani kuralı eşit durumda bireyler koyar.
  • Devletleri kurala uymak için zorlayacak bir mekanizma da yoktur.
  • Devlet istemediği sürece mahkemeye çıkmak zorunda da değildir.

UAH bugünkü pozitif hukuk tanımına göre hukuk değildir. Demek ki konu hukukun tanımında değil algılanış biçimindedir. UAH tam da bir hukuk sistemidir.

UAH kuralı koyan kurala uyacak olandır. Bu onun bir hukuk olmadığı anlamına gelmez sadece tekniği farklıdır.

UAH’da yaptırım kavramı vardır sadece iç hukuktaki gibi işlemez. Farklı çalışan bir yaptırım mekanizması vardır.  Örneğin diplomatik ilişkileri kesersin, vize vermezsin, ekonomik ambargo uygularsın… Bu yaptırımlar bakıldığında daha ağır yaptırım türleridir.

  • UAH yargı sistemi vardır fakat farklı işler. İç hukukta mahkemeler vardır. UAH arabuluculuk vardır mesela bunun dışında mahkemeye gitmeden tahkim dediğimiz sistem işler. Bunun yanında mahkemeler de vardır. İki yöntem vardır: 1) yargı yöntemiyle 2) yargı dışı yöntemle. Örneğin Mavi Marmara’da biz mahkemeye gitmedik oturduk bir tazminat kararlaştırdık.

İşin içinde devletler varsa UA kamu, işin içinde sadece kişiler varsa UA özel hukuk alanıdır.

14.06.2017

UAH – İç Hukuk ilişkisi:

  • İç hukuk devletin ülkesiyle sınırlıi devletin organlarının koyduğu kurallardır.

UAH devletlerin bir araya gelerek koyduğu kurallardır.

  • İç hukuk ile UAH bir bütünün parçaları mıdır yoksa iç hukuk farklı, UAH farklı bir bütünün parçaları mıdır?

İkici (düalist) görüşe göre iki ayrı hukuk düzeni vardır. İki ayrı hukuk düzeni vardır ama bunlar tabi birbirlerinden etkilenebilir.

Monist görüş hukuku parçalı bir düzen olarak görmez. Mesela Kelsen hukuk bir bütündür ve en üstte Grundnorm vardır (Grundnorm’dan kasıt ahde vefa gibi evrensel değerler) der. Hukuk bu nedenle iç hukuk veya UAH diye ayrılmaz.

Bu iki görüşün ayrıldığı nokta şudur: monist teori iç hukuk – UAH ayrımı yapmaz ve ikisini de uygulanabilir görür.

Devletler kendi anayasalarıyla monist veya düalist teori tercihini yapar. Çoğu, UAH’un iç hukuk düzenin bir parçası olduğunu söyler. Mesela bizim Anayasamızın 90. maddesi uyarınca monist bir yapı benimsediğimizi savunanlar vardır. Ama İngilterede düalist sistemin benimsendiği kabul edilir. Mesela hâkim kanuna göre karar verir diyor. 90. madde uyarınca UA antlaşma da kanundur. Bu sayede UAH otomatikman iç hukukun parçası oluyor ve monist görüş kabul ediliyor. Fakat İngiltere’de Act’ler vardır. UA anlaşmanın uygulanması için onun iç hukukta kabul edilmesi gerekir. Örneğin İngiliz hâkim AİHS direk uygulanmıyor; bir kanun çıkarılıyor bu anlaşmaya sözleşmenin tüm maddeleri konuluyor ve böylece uygulanabiliyor. Bizde ayrıca kanun çıkarmak gerekmiyor. Ama İngiliz sistemi gibi bir sistemde düalist bir sistem karşımıza çıkıyor UAH uygulanması için onun iç hukukun bir parçası haline getirilmesi gerekiyor.

Bir milletin UA anlaşmaya uymaması için ben onu iç hukukuma aktarmadım deme şansı yoktur. Bu teoriler sadece UA hukuk doğrudan uygulanabilir mi sorununu çözer. UA alanda iç alana aktarsa da aktarmasa da anlaşmaya uyulmazsa cezalandırılır.

UAH aykırılık nedir?

UAH kaynakları genel olarak:

Kaynaklar:

  1. Hukukun Maddi Kaynağı
  2. Hukukun Şekli Kaynağı

Maddi kaynaklar hukukun bağlayıcılığı ile ilgili bir sorundur. Bu konuda değişik teoriler vardır. Hukuka niye uyarız? Sorusu araştırılır. Mesela doğal hukukçular bunlar doğanın kanunlarıdır der. Doğal hukukçular da ikiye ayrılır tanrısal doğal hukuk ve akli doğal hukukçular olarak . Akli doğal hukuk doğada olan kuralları aklımızla algılarız ve bunu uygularız der. Tanrısal doğal hukuk tanrının kuralları uygulanır der. İradeci görüş ise hukuk, devletin iradesidir der. Bu da kendi içinde ayrılır. Mesela kendi kendini sınırlama görüşü vardır. Bu görüşü savunanlar devlet kuralı koyandır ama kendi de kuralla bağlıdır der. Bu, Jellinek’in teorisidir. (Auto- limitation)

UAH açısından bu görüşlerden herhangi birine dayanarak UAH açıklanamaz.  Mesela auto-limitation’da kural, tarafların iradeleriyle kendi kendini sınırlamasıdır.  Bu UAH için doğrudur ama hukuk irademle ortaya çıkmışsa ben sonradan bunu sonlandırabilirim. Triepel bu sorunu çözmek için bir teori ortaya atar. Ona göre iki irade vardır bunlar birleşerek yeni bir irade ortaya çıkarır. Ve taraflar bu iradeyi sonradan sona erdiremez.

UAH için her bir teori bir konuyu açıklasa da ortak bir teori oluşturulamaz.

Bu yüzden asıl şekli kaynakların üzerinde durulacaktır. Bizde MK M:1 hukuktaki şekli kaynakları gösterir veya İngiliz hukukunda bu içtihatlardır.. Bizde bağlayıcı şekli kaynaklar kanun, örf adet ve hakkaniyettir. Bu sayede hakimlerim sistem içinde neye bakacağı bellidir. Peki UAH neye bakılacaktır?

UA adalet divanı statüsünün 38. maddesi bize bu konuda yol gösterir. Bir UA hakim bir karar verecekken nerelere bakacaktır onu düzenler.

38. Madde: Kendisine sunulan uyuşmazlıkları uluslararası hukuka uygun olarak çözmekle görevli olan Divan :
a) uyuşmazlık durumundaki devletlerce açık seçik kabul edilmiş kurallar koyan, gerek genel gerekse özel uluslararası antlaşmaları;
b) hukuk olarak kabul edilmiş genel bir uygulamanın kanıtı olarak uluslararası yapılagelmiş kurallarını;
c) uygar uluslarca kabul edilen genel hukuk ilkelerini;
d) 59. Madde hükmü saklı kalmak üzere, hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı araç olarak adli kararları ve çeşitli ulusların en yetkin yazarlarının öğretilerini uygular.

Bu hüküm, tarafların görüş birliğine varmaları halinde, Divan’n hakça ve eşitce karar verme yetkisini zedelemez.

Şekli Kaynaklar

  1. Bağlayıcı (Asli) Kaynaklar
    1. Antlaşmalar
    2. Örf ve Adet
    3. Hukukun Genel İlkeleri
  2. Bağlayıcı olmayan (Yardımcı) Kaynaklar
    1. İçtihat
    2. Doktrin

İçtihatla doktrin iç hukukta olduğu gibi UAHda da yardımcı kaynaktır. Hakimler bunlarla bağlı değildir. Mesela içtihat değişikliğine gidebilir. Aynı şekilde içtihatlar mahkemeleri bağlamaz. Doktrin konusunda da hâkim kararında doktrine atıfta bulunsa da bunlar bağlayıcı değildir.

Hukuka aykırılık dediğimizde bu, ya antlaşmaya aykırılık ya örf ve adete aykırılık ya da hukukun genel ilkelerine aykırılıktır. Kimileri hukukun genel ilkeleri aslında örf ve adetin açıklanmasına yardımcı ikame bir kaynaktır der. Fakat birçok hukukçu ve UA adalet divanı hukukun genel ilkelerini ayrı bir kaynak olarak algılar.

İç hukukta normlar kural olarak hiyerarşik bir yapıya sahiptir. Peki UAH’da da hukukun kaynakları alt alta sıralanırken hiyerarşik bir yapı şeklinde mi sıralanmıştır? Burada UAH iç hukuktan ayrılır çünkü asli kaynaklar arasında bir hiyerarşi yoktur. Bir anlaşmayla çelişen örf ve adet hukuk kuralı da çıkabilir. Bunlar birbirini yok etmez. Örneğin BM M:51 meşru müdafaa hakkını düzenler. Ama Amerikalı yazarlar 1945’ten yana gelişen süreçte meşru müdafaa anlayışı örf ve adet hukukunda değişmiştir der.  Yani antlaşmada düzenlenenle çelişen bir örf ve adet kuralı da gelişmiştir. Hâkim böyle bir durumda bakacak hangisi olaya uygulanabilirse, hangisi daha hakkaniyetle onu uygulayacaktır.

Bazı kitaplar şekli kaynakları yazılı ve yazlı olmayan şeklinde de ayırabilir. Ama bu onların bağlayıcılığıyla alakalı değildir.

Kaynaklar bununla sınırlı değildir. Bu görünen, bize yol gösteren bir şemadır. Bunun dışında da kaynaklar vardır. UA adalet divanı bunları ya antlaşma ya da örf ve adet olarak kabul edip uygular. Mesela tek taraflı hukuki işlemler vardır. Sonuç olarak, UAH kaynaklar geniştir ama doğrudan uygulanabilmesi için bu şema içine sokulabilmesi gerekir.

ANTLAŞMALAR:

Antlaşma, UAH kişilerinin hukuki sonuç doğurmak adına yaptıkları karşılıklı iade beyanlarıdır. Fakat, sözleşme hukuku bağlamında bu tanım yanıltıcı olur. Şöyle ki UAH, kişilere UAH’da sonuç doğurmak adına sözleşme yapma yetkisi vermemiştir. Mesela Ali Ağaoğlu’nun Libya’yla yaptığı sözleşme bir kamu hukuku sözleşmesi değildir. Buna göre sözleşme yapma yetkisi devletlere verilmiştir. Bunun yanında UA örgütler de antlaşma yapılabilir. Biz daha çok devletlerin birbirleriyle yaptığı sözleşmeyi tanımlayacağız.

Eskiden sözleşme kavramI örf ve adetle gelişmiştir. 60’lı yıllarda bu kurallar yazılı değil biz kodifikasyonla bunları yazılı yapalım dediler ve 69 yılında Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi yapılmıştır. Biz çoğu şeyi bu antlaşmaya göre tanımlayacağız.

Madde 2:
1. Bu sözleşmenin uygulanması bakımından,

a- “andlaşma”, ister tek bir belgede, isterse iki veya daha fazla ilgili belgede yer alsın ve (kendine) mahsus ismi ne olursa olsun, Devletler arasında yazılı şekilde akdedilmiş ve milletlerarası hukuka tabi olan milletlerarası anlaşma (mutabakat) demektir.

Antlaşma/ Sözleşme/ Şart/ Misakı/ Anlaşma/ Stüsü  bunlar aynı mı?

Bu madde ismi ne olursa olsun dedi.

Anlaşma sadece bir metinden mi oluşur? Hayır. Sözleşme tek bir metinden de birçok metinden de oluşabilir.

Karşılıklı hak ve yükümlülük doğuran bir işlem olacak. Karşılıklı olacak.

Antlaşmaları teoride farklı sınırlandırmalara tabi tutarlar. Kanun antlaşma- ikili antlaşma ayrımı vardır. Bölgesel- evrensel ayrımı var. Konusuna göre (ticari, askeri…) ayıran vardır. Bizim Anayasamızda da temel haklara ilişkin olan ve olmayan şeklinde sınıflandırır. VSHA aslıda böyle bir sınıflandırma yoktur.. Ama konuyu daha iyi anlayabilmek için teorik olarak iki ayrımı bilmek gerekir.

  • Birincisi tarafların sayısına göredir: İki taraflı antlaşmalar – Çok taraflı antlaşmalar.

Tarafının iki kişi olduğu antlaşmalar iki taraflı antlaşmalardır. Taraf sayısının ikiden fazla olduğu antlaşmalar çok taraflı antlaşmalardır.

  • Bir de uygulandığı alana göre ayrım yapılır: Bölgesel antlaşmalar- Evrensel antlaşmalar.

Coğrafi bir ayrımdır. Bölgesel antlaşmalar belirli bir bölgeyle kendini sınırlandıran antlaşmalardır. AİHS çok taraflı ve bölgesel; BM antlaşması çok taraflı ve evrensel bir antlaşmadır.

Bir kanun nasıl yapılır? Kanun TBMM’de belli usullerle yapılan işlemdir.  Belli bir süreçten geçer, usulü vardır. O süreçten geçen işlemler kanundur.

Bir şeyin antlaşma olarak nitelendirilebilmesi için de belli bir süreçten geçmesi gerekir. Antlaşmalar beş aşamadan geçer:

  1. Görüşme aşaması (müzakere)
  2. İmzalanması/ parafe edilmesi
  3. Onaylanması
  4. Yürürlüğe girmesi
  5. Bağlayıcı hale gelmesi

İki taraflı antlaşmalarda tarafların yetkili kişileri bir araya gelir fakat, bu çok taraflı antlaşmalarda kimi zaman sıkıntıdır. Bu nedenle iki farklı yöntem kullanılır. Bu bir siyasi tercihtir. Öncelikle konferans sistemiyle yapılabilir. Yani her devletten temsilciler gelir, oturur ve antlaşmanın konusu neyse bir sonuca ulaşılır ve sözleşmenin metni oluşturulur. Günümüzde bu pek uygulanmaz çünkü çok zorlu bir sistemdir. Bu bir siyasi süreçtir. Hukuki süreç aslında imza ile başlar. En sonunda bir metin üstünde anlaşmaya varılır. Bundan sonra metnin imzalanması aşaması ortaya çıkar. Burada iki husus önemlidir: imzanın hukuki niteliği ve imzaya yetkili kişiler. Kişinin kural olarak ve uygulamada da o sözleşmeyi imzalamaya yetkili olması gerekir.

Yetkili kişiler:

  1. Devletler

Federasyonda birden çok özerk bölge bir bayrak ve devlet altında toplanır. Federe devletlerin antlaşma yapma yetkisi yoktur. Konfederasyon, bağımsız devletlerin belli bir amaç için bir araya gelip bir devlet modeli oluşturmasıdır. Konfederasyonda devletler antlaşma yapabilir. Peki bu antlaşmayı devlet adına kimler imzalayabilir? (ders notunda m:8 diyor ama bence 7)

Madde 7
1. Bir andlaşma metninin kabulü veya tevsiki amacıyla veya Devletin bir andlaşma ile bağlanma rızasını açıklaması amacıyla bir kişinin bir Devleti temsil ettiği şu hallerde kabul edilir:

a- uygun bir yetki belgesini gösterdiği zaman; veya

b- ilgili Devletlerin uygulamasından veya diğer şartlardan niyetlerinin o şahsın bu amaçlar için Devleti temsil ettiğini kabul etmek ve yetki belgesini bertaraf etmek olduğu ortaya çıktığı zaman;

2. Görevleri gereği ve yetki belgesine başvurmaksızın aşağıdaki kişilerin Devletlerini temsil ettikleri kabul edilir:

  1. a-  Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı ve Dışişleri Bakanları, bir andlaşmanın akdi ile ilgili her türlü işlemin yapılması amacıyla;
  2. b-  Diplomatik misyon başkanları, kendilerini akredite eden Devletle akredite oldukları Devlet arasındaki bir andlaşmayı metin olarak kabul etmesi amacıyla;
  3. c-  Devletler tarafından bir milletlerarası konferans veya bir milletlerarası örgüt veya organlarından birine akredite olan temsilciler, o konferansta, örgütte veya organda bir andlaşma metnini kabul etmek amacıyla.

Ua hukuk bunu ikiye ayırır.

    1. Yetki belgesi alması gerekenler
    2. Yetki belgesi alması gerekmeyenler (yetkili imza)
      1. Genel yetkili kişiler: Görevleri itibariyle devleti adına açıklama yapmaya genel anlamda yetkili kişiler
        1. Devlet başkanı
        2. Hükümet başkanı
        3. Dış işleri bakanı
      2. Özel yetkili kişiler
        1. Büyükelçi: Bir devleti başka bir devlette temsil eden kişi
        2. Örgüt temsilcisi: Bir devleti UA örgütte temsil eden kişi

Genel yetkili kişiler her ülkede devlet adına antlaşma imzalayabilir. Ama özel yetkililerin yetkisi özelliklidir. Mesela italyan büyükelçisi sadece İtalya’yla antlaşma imzalayabilir.

Bunların dışında kalan kimse yetki belgesi olmadan antlaşmayı imzalayamaz. İmzalarsa devlet bununla bağlı olmadığını söyleyebilir.

İmza ve paraf aynı sonucu doğurur.

İmza nasıl bir işlemdir?

İmza istisnaen bağlayıcı bir hüküm doğurabilir. Mesela ABD’de başkanın sadece imzasıyla yürürlüğe sokabileceği antlaşmalar vardır. Bu uygulama bizde yoktur.

İmzanın hukuki niteliği nedir?

Hukuki niteliği onun doğurduğu hukuki sonuçtur. İmza bağlayıcı bir işlem değildir; açıklayıcı bir işlemdir. Yani devlet temsilcisi antlaşmayı imzalayarak kendi açısından imza metninin kesinleştiğini bildirir. İmza müzakerelerinin tamamlanıp metnin kesinleştiğini gösterir. İmzalayan devlet, imzaladığı antlaşmayı mutlaka onaylamak zorunda değildir. İmza bağlayıcı bir işlem olmadığı için devletin metni onaylama zorunluluğu yoktur. Müzakereye katılan her devlet mutlaka antlaşmayı imzalamakla yükümlü değildir. İmza onu imzalayan devletler için de bağlayıcı olduğu anlamına gelmez aynı zamanda onaylanması lazım. M:18 imzaya atıfta bulunur. Bu madde uyarınca metni imzalayan bir devlet metni hiç imzalamayandan farklıdır. Bir devlet eğer antlaşmayı onaylayacaksa veya onaylamayacaksa bunu açıklayana kadar sözleşmenin amacına aykırı davranamaz. İmza geri çekilebilir. Ama onaydan geri çekmek zordur çünkü bu bağlayıcı bir işlemdir. Bir de UAH geneli açısından örf ve adet uyarınca antlaşmayı imzalama onun kurallarını örf ve adete çeviren bir şey olabilir.

Madde 18:

Bir Devlet, aşağıdaki hallerde bir andlaşmanın konu ve amacını ortadan kaldıracak hareketlerden kaçınmak mecburiyetindedir:

a- onaya, kabule, veya tasvibe bağlı olarak andlaşmayı imzaladığı zaman veya andlaşma teşkil eden belgeleri teati (değiş-tokuş) ettiği zaman, andlaşmaya taraf olmamak niyetini açıklığa kavuşturmuş oluncaya kadar; veya

b- andlaşma yürürlüğe girinceye kadar veya bu yürürlüğe girmenin gereksiz yere geciktirilmemesi şartıyla, andlaşmayla bağlanma rızasını açıkladıktan sonra.

Bir devlet antlaşmayı imzalamasa da onaylayabilir. Buna katılma denir.

Onay, her devletin kendi anayasal sistemiyle belirlenir. UAH antlaşmanın nasıl onaylanacağı söylemez. Bizde TBMM kanun çıkarır ve cumhurbaşkanı bunu onaylar mesela. Onaylama aşamasını iç hukuk sisteminin tamamlanması gerekir.

Genel anlamda üçlü sistem olduğu görülür. Bazı ülkelerde yürütme organı yetkilidir. Cumhurbaşkanı direk imzalayıp onaylayabilir. Bazı ülkelerde yasama sistemi yetkilidir. Üçüncü sistem yasama ve yürütmenin ortak sistemidir. Bizde bu geçerlidir.

Onayladığınızı diğer devletler nasıl bilecek?

UAH buna bir ekleme getirir. Onayın duyurulması gerekir diyor. Bunu iç hukuka bırakır. Ya yayınlarsın ya duyurursun diyor. Bizde yayınlama sistemi geçerlidir.

Antlaşmanın yürürlüğe girmesi için bu da yeterli değildir.

Onaylanan bir anlaşmanın yürürlüğe girmesi için

  1. İki taraflı sözleşmelerde; imzalanan metinlerin değiştirilmesi gerekir: Teati. Onayladığınıza dair belgeyi karşı tarafa verir onun onayladığını gösteren belgeyi kendiniz alırsınız yani bir değiş tokuş olur.
  2. Çok taraflı sözleşmelerde: Tevdi. Taraflar antlaşma metinlerinde depoziter diye bir kavram düzenler. Bu belgeleri depo eden bir makamdır. Çok taraflı sözleşmeyi onaylayan devlet depo makamına onayladığına dair belgeyi gönderir. Depoziter herhangi bir devlet veya UA örgüt olabilir. Bunun kim olacağını imzalayan devletler metinde belirler. O depo makamına gönderilmesi işlemine tevdi denir.

İki taraflı sözleşmelerde belge teati edildiği anda yürürlüğe girip hukuki sonuç doğurmaya başlar.

Çok taraflı sözleşmelerde kural olarak iki hususu daha düzenler. Eğer düzenlemezse imzalayan tüm devletlerin onayı gerekir.

  1. Sayı hususu: Sözleşmenin kaç devletin onayından sonra yürürlüğe gireceğini belirler. BÜ genel bir kural değildir.

Sayı az olursa daha hızlı yürürlüğe girer ama sayı çok olursa da sözleşme daha etkileyici olur.

1969 VAHS’da 69 imzalanma tarihidir. Bu sözleşme1980’de yürürlüğe girmiştir.

  1. Süre hususu: Eğer sözleşme kendi içinde ne zaman yürürlüğe giriceğini söylememişse gerekli sayıda onayın tamamlandığı, süre belirlerse o tarihte girer.

Sözleşme her devlet açısından ayrı ayrı yürürlüğe girer. Mesela Türkiye, bugün Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni onaylarsa tevdi tarihinin 60 gün sonrasında yürürlüğe girer. Ama sözleşmeyi 60 devletin onaylaması gerekiyorsa ve Türkiye 59.ysa 60. devletin onaylamasıyla Türkiye’de de 60. ülkede de BU antlaşma yürürlüğe girer.

Tescil:

Madde 102
1. İşbu Antlaşmaínın yürürlüğe girmesinden sonra, Birleşmiş Milletlerin herhangi bir üyesi tarafından yapılan her uluslararası sözleşme ya da anlaşma, mümkün olan en kısa sürede Sekretaryai’da kütüğe işlenecek ve Sekretarya tarafından yayımlanacaktır.

2. İşbu maddenin 1. fıkrası hükümleri uyarınca kütüğe işlenmemiş bir uluslararası sözleşme ya da anlaşmanın taraflarından herhangi biri, söz konusu sözleşme ya da anlaşmayı Birleşmiş Milletlerin bir organı önünde ileri süremez.

Tescil VASH yoktur. Ama BM Antlaşması m:102’de der ki devleteler kendi aralarında yaptıkları sözleşmeleri tescil ettirmelidir. Bu hüküm eskiden devletlerin kendi aralarında gizli anlaşmalar yapmasından kaynaklanır. Milletler Cemiyeti bunu engellemek istedi. BM de böyle bir hüküm getirdi. Ama tescil asli/ kurucu bir unsur değildir. Tescil bir geçerlilik nedeni de değildir. Tescil edilmemiş anlaşma geçersiz sayılmaz.

Tescil edilmezse ne olur? f:2 bunu boşlar. Taraflarından herhangi birisi bu anlaşmayı BM önüne süremez der. Yani sadece BM bünyesinde geçerli değildir. BM’ye karşı ileri sürülemez. BM için yok hükmündedir fakat UAH alanında vardır.

Ayrıca BM genel sekterine tescil edilmesi gerekir.

20.06.2017

Anlaşmaların geçersizlik nedenleri:

M:46- 53 arası düzenlenir.

Bir sözleşme her zaman kendiliğinden geçerli olmaz. Örneğin borçlar hukukunda hata, hile, irade sakatlığı vs olabilir. UA antlaşmalar da buna benzerlik gösterebilir. Usulde birtakım hatalar olabilir. Bu hatalar varsa geçersiz olabilir. Sonuçları itibariyle de borçlar hukukuna benzer sonuçlar doğurur. Nisbi butlanla geçersiz olabilirken mutlak butlan da geçersiz olabilir. (Geçerli hale getirilebilir- baştan itibaren yok)  Bazı hususlar, özellikle irade sakatlıkları, nisbi butlan nedenidir. Bazı nedenlerse mutlak butlan nedenidir yani andlaşma her halükârda geçersiz olacaktır.

Madde 46– İç hukukunun andlaşma akdetme yetkisiyle ilgili hükümleri 

1. Bir Devlet, bir andlaşmayla bağlanma rızasının iç hukukunun andlaşma akdetme yetkisiyle ilgili hükümlerini ihlal etmek suretiyle açıklandığı vakıasına rızasını geçersiz kılan bir gerekçe olarak başvuramaz, meğer ki ihlal aşikar ve iç hukukunun temel önemi haiz bir kuralı ile ilgili olsun. 

Ua hukuk sizin iç hukukunuzu bilemez. Diyelim ki gerekli usul doğru işletilmemiş.  İç hukuk hükümlerine uygun davranmamak kural olarak anlaşmayı hükümsüz kılmaz ama bu uygunsuzluk anayasa hükümlerine açık olarak aykırı yapılmamışsa devlettin bu anlaşmayı onaylamamış sayma hakkı vardır. Yani kural olarak anlaşma geçerlidir ama bu anlaşma anayasaya aykırıysa biz bu anlaşmayı usulüne uygun yapmadık bu nedenle onaylamadık deme olasılığı var.

2. Bir ihlal, söz konusu meselede normal uygulamaya göre ve iyi niyetle hareket eden herhangi bir Devlet için objektif olarak açık görünüyorsa, aşikardır. 

M:46/f:2: Fark edildiği anda yani ilk uygulama anında bunu bildirmek gerekir. Bu anlaşma geçersiz diye o zaman söylenmesi lazım eğer söylenmezse sonra yaptığında bu iyiniyetli olmaz.

Madde 47– Bir Devletin rızasını açıklama yetkisine getirilen özel sınırlamalar 

Bir temsilcinin bir Devletin belirli bir andlaşma ile bağlanma rızasını açıklama yetkisi spesifik bir sınırlamaya tabi kılınmışsa, temsilcinin o sınırlamaya riayet etmemesi kendisi tarafından açıklanan rızayı geçersiz kılma gerekçesi yapılamaz, meğer ki temsilcinin bu rızayı açıklamasından önce sınırlama diğer görüşmeci Devletlere bildirilmiş olsun. 

İmzaya yetkili bir kişi tarafından imzalanmamışsa ne olur?

Yetki belgesi yanlış düzenlenmişse kural olarak andlaşma geçerlidir. Ama devlet bu imzayı kabul ederse andlaşma geçerli hale gelir. Devlet bunu fark ettiği andan itibaren ileri sürebilir.

Nisbi butlan sebepleri:

Madde 48- Hata 

1. Bir Devletin bir andlaşmadaki bir hataya andlaşma ile bağlanma rızasını geçersiz kılan bir gerekçe olarak başvurabilmesi için hatanın andlaşma yapıldığı zaman o Devletçe varlığı farkedilen ve andlaşma ile bağlanma rızasının esaslı bir temelini teşkil eden bir olay ve durumla ilgili olması gerekir. 

2. Söz konusu Devlet kendi davranışı ile hataya katkıda bulunduysa veya şartlar o Devleti muhtemel bir hatadan haberdar edecek şekilde ise, 1. paragraf hükümleri uygulanmaz. 

3. Bir andlaşmanın sadece kaleme alınışı ile ilgili olan bir hata onun geçerliliğini etkilemez; o zaman 79. madde uygulanır. 

İki devlet arasında bir anlaşma yapılıyor. Taraflardan biri hataya düşmüş. O hata fark edildiği andan itibaren, devlet sözleşmenin geçersizliğini ileri sürebilir.

Madde 49– Hile 

Bir Devlet bir andlaşmayı diğer bir görüşmeci Devletin hileli davranışı ile yapmaya itildiyse, bu Devlet hileye andlaşmayla bağlanma rızasını geçersiz kılan bir gerekçe olarak başvurabilir . 

Hileli anlaşmalarda da hileli olmayan taraf sözleşmeyi geçersiz kılabilir.

Madde 50– Bir Devletin temsilcisinin ayartılması 

Bir Devletin bir andlaşma ile bağlanma rızasının açıklanması temsilcisinin başbir bir görüşmeci Devlet tarafından doğrudan veya dolaylı şekilde ayartılması suretiyle sağlandıysa bu Devlet böyle bir ayartılmaya andlaşma ile bağlama rızasını geçersiz kılan bir gerekçe olarak başvurabilir . 

Rüşvet konusunda da devlet bu anlaşmayı geçersiz kılabilir.  Yapılan anlaşma o devleti bağlamaz.

Mutlak butlan sebepleri:

Madde 51– Bir Devlet temsilcisinin icbar edilmesi 

Bir Devletin temsilcisine karşı yöneltilen hareket veya tehditler ile icbar edilerek sağlanan Devletinin bir andlaşma ile bağlanma rızasının açıklanmasının herhangi bir hukuki etkisi olmayacaktır. 

Madde 52– Tehdit veya kuvvet kullanılması yoluyla bir Devletin icbar edilmesi 

Birleşmiş Milletler Şartı’na geçirilmiş olan milletlerarası hukuk ilkelerini ihlal edecek şeilde kuvvet kullanma tehdidinde bulunmak veya kuvvet kullanmak suretiyle yapılması sağlanan bir andlaşma batıldır. 

Madde 53– Bir milletlerarası emredici hukuk normu ile çatışan andlaşmalar 

Bir andlaşma yapılması sırasında milletlerarası genel hukukun emredici bir normu ile çatışıyorsa batıldır. Bu sözleşme bakımından milletlerarası genel hukukun emreredici bir normu, bir bütün olarak Devletlerin milletlerarası toplumunun, kendisinden hiçbir surette sapmaya müsaade edilmeyen ve ancak aynı nitelikte olan daha sonraki bir milletlerarası genel hukuk normu ile değiştirilebilecek olan bir norm olarak kabul ettiği ve tanıdığı bir normdur. 

Bu durumlarda andlaşma başından itibaren geçersizdir.

M: 53 jus cogens kurallara aykırılığı düzenler. Bu kuralların ne olduğu belirsizdir.  Jus cogens kurallar aksine anlaşma yapılması mümkün olmayan kurallardır. İç hukukta genel ahlak ve adaba aykırı sözleşmeler mutlak butlandır. Jus cogens kurallar da buna benzer. UAH komisyonu bunu birkaç hususta açıklar. Örneğin güç kullanma yasağı yani bir devletin başka devlete savaş açarak hakkını elde etmesi yasaktır ve bu bir jus cogens kuraldır. Veya işkence yasağı. İşkenceyi serbest bırakan bir anlaşma yapamazsın.  Bu genel kurallar emredici normlardır. Yani aleyhinde sözleşme yapamayacağınız genel değerleri ifade eden kurallardır. Mesela ben soykırım yapabilirim diye biz sözleşme yaparsan bu baştan itibaren geçersiz olacaktır.

Hiçbir andlaşma jus cogens kurallar budur diye saymaz bu nedenle bunun iyi tespit edilmesi gerekir. Bu genelde divan kararlarından çıkartılır.

Hile, hata, devlet temsilcisinin ayartılması olduğunda buna maruz kalan devlet bu durumu öne sürer. Ayrıca o devlet bunu öne sürerken iyiniyetli olmalıdır.

Yani başta sayılanlar nisbi butlandır devlet isterse o andlaşmayı geçersiz sayabilir ama bir şey demezse geçerli olur. Diğer sebepler mutlak butlan sebepleridir. Andlaşma baştan itibaren geçersiz olacaktır.

Bu sayılanlar anlaşmanın geçersizlik nedenleridir. Andlaşma yapıldı ve o kişinin imzaya yetkisi olmadığı ortaya çıktı. Siz tamam derseniz anlaşma bağlayıcı olur. İleride fesihe gidilir. Önemli olan nokta geçersizlik nedeni ve sona erme nedenlerinin karıştırılmamasıdır.

Sınavda bu konu genel başlık olarak sorulabilir. Mesela yetkili kişi tarafından imzalanmamış devlet bunu geçerli sayar mı dediğinde hile hata vs sayılarak anlatılmalı.

Geçerli bir andlaşmanın hüküm ve sonuçları:

Anlaşma usulüne uygun yapılmış ve herhangi bir geçersizlik nedeni yok. Anlaşma yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşmanın doğuracağı hukuki sonuçlar ne olacaktır?

    1. Taraf devletler açısından

Madde 26– Ahde vefa (pacts suıft serwanda)
Yürürlükteki her andlaşma ona taraf olanları bağlar ve tarafların onu iyi niyetle icra etmesi gerekir . 

Pacta sund servanda yani ahde vefa ilkesi karşımıza çıkar. Bir anlaşmaya taraf olmuşsan anlaşmaya uygun davranman gerekir. İki devlet arasına bir anlaşma yapıldı. Sonra bundan vazgeçildi. Sözleşmede de fesih şekli yazılıdır. Buna uygun sözleşme feshediliyor. Ayrıca karşı taraf sözleşmenin feshedilmesinden dolayı zarar etmiştir. Ahde vefa gereğince o zararın ödenmesi gerekir.

Madde 27

Bir taraf bir andlaşmayı icra etmeme gerekçesi olarak iç hukukunun hükümlerine başvuramaz. Bu kural 46. maddeye bir halel getirmez.

M:27 M:46’ya halel getirmez diyor. Bu çok önemli bir kuraldır. Bir devlet bir anlaşmaya taraf olmuş. Mesela AİSH diyor ki gözaltı süresi 48 saattir. CK da 72 saat olabilir dedi. Kişi dava açtı reddedildi. AİHM’e gitti Türkiye benim iç hukukum 72 saate izin veriyor derse ne olur? 26. maddeye göre 48 saat olmalı ama devlet de benim iç hukukum 72 saat diyor. AİHM ne der? m:27’ye bakar bu madde uyarınca hiçbir devlet bir UA anlaşmayı ihlal etme açıklaması olarak iç hukuk hükmüne dayanamaz. Zaten bütün devletler bunu yaparsa ahde vefanın bir anlamı kalamaz. UAH ve iç hukuk çelişirse öncelikli olarak UAH uygulanır. Bunu m:27 söyler. İç hukuk sistemindeki hâkim istediğini uygular ama UA bir mahkemeye gittiğinde UA hâkim VAHS’e bakar. O uygulanır. Devlet kendi kanunu uygularsa ve bu AİHS’e aykırıysa tazminata hükmedilir bunun sebebi m:27’dir. Bu sadece insan hakları için geçerli değildir. Her durumda geçerlidir.

Peki kanuna değil anayasaya aykırı olsa ne olur? Yine ihlal olursa tazminata hükmedilebilir mi? M:27’ye göre yine etmez. Ama M:46 burada karşımıza gelir. M:46 bir geçersizlik nedenini anlatır. Bu anlaşma bizim için geçersizdir diye o an öne sürebilirsiniz. Ama artık geçersizlik bitti o anlaşmayı uyguluyoruz ve uygularken anayasamızla çelişti o zaman anayasayı öne sürebilecek miyiz? Hayır süremeyeceğiz. Örneğin kızlık soyadı olayı. Kişi ben kızlık soyadımı kullanmak istiyorum aksi Anayasadaki eşitlik ilkesine aykırı dedi. Dava en son ANYM geldi. ANYM eşitliğe aykırı değildir diye yorum yaptı. Dava AİHM’e gittiğinde ise AİHM eşitliğe aykırıdır dedi. ANYM göre eşitliğe aykırı değil AİHM’e göre eşitliğe aykırı.

M:27’ye göre biz iç hukukta bunu değiştirmek zorunda değiliz. Yine yine dava açılır yine yine tazminata hükmedilir. Burada kastedilen AİHM senin mahkeme kararlarına bakmaz. UAH kurallarına bakar ve buna göre karar verir. Fakat senin iç hukukunu değiştiremez.

27. madde kendi ülkende ne yaptığın benim için önemli değil ama UAH alanında ben ona bakmam diyor. Nasıl düzenlediğin senin egemenlik hakkındır ama UA alanda ben kendi kuralımı uygulayacağım diyor.

Madde 28- Andlaşmaların geriye yürümezliği 

Andlaşmadan farklı bir niyet anlaşılmadıkça veya böyle bir niyet başka türlü tespit edilmedikçe, andlaşma hükümleri, andlaşmanın bir taraf bakımından yürürlüğe girmesinden önce meydana gelen herhangi bir hareketle veya vakıayla veya ortadan kalkan herhangi bir durumla ilgili olarak, o tarafı bağlamaz. 

Üçüncü bir ilkeden bahseder. Anlaşmaların geriye yürümezliğini düzenler. Örneğin eskiden mahkemeye çıkmak istemiyorsan çıkmayabiliyordun. Biz mahkemenin yetkisini 1989’da kabul ettik. Diyelim ki biz bu andlaşmayı 1989’da değil 2017’de kabul ettik. 2015’te de kızlık soyadı davası kabul edildi. Türkiye bu andlaşmayı 2017’de kabul ettiği için o andan itibaren etki eder. Geçmişe yönelik etki doğurmaz.

AİHM dönem dönem bu kurala içtihatlarla istisna getirmiştir. Greece v. Loizidou davasında Kıbrıs’tan göç eden bir Rum Türkiye’ye mülkiyet hakkı ihlalinde bulunduğu gerekçesiyle dava açtı. Türkiye dedi ki bu olay 1974’te gerçekleşti biz mahkemenin yetkisini 1989’ta kabul ettik. Ratio temporis yani zaman yönünden bu dava bakamazsınız dedi. Fakat AİHM içtihatla bakabileceğini düzenledi.

UA adalet divanı buna istisna getirmez. Sadece AİHM insan haklarını korumak için bu istisnaları getirir. Mahkeme bunu şöyle yorumladı: Burada geçmişte olup biten bir olay yok bu olayın sonuçları hala devam ediyor. Yani mülkiyet hakkı ihlali hala devam ediyor. (Türkiye’ye geçmişte birine işkence ettiği için dava açılsaydı bu ihlal sona ermiş olacaktı ama bu durumda sona ermemiş.) Bu yüzden bu, anlaşmayı geri yürütmek olmaz. Bu nedenle ben yetkiliyim anlaşmayı geriye yürütmüyorum olayı güne uyguluyorum dedi ve davaya baktı. Yani ihlal hala devam ediyorsa (yani mütemadi suçlarda) ben bunu geriye yürüme saymam buna bakarım diyor. Ama Ruslara karşı açılan bir davadaki gibi Rusya insanları öldürdü bitti bu durumda AİHM davaya bakamaz.

Yani M:28’deki bu istisnai durum dışında anlaşmalar geçmişe uygulamaz. Bu tarih her devletin anlaşmaya katıldığı tarihten itibaren, işler sözleşmenin kendisinin ne zaman yürürlüğe girdiğinden itibaren değil. O devlet için ne zaman yürürlüğe girmişse o andan itibaren geriye yürümezlik işler.

Madde 29– Andlaşmaların ülke itibariyle kapsamı
Andlaşmadan farklı bir niyet anlaşılmadıkça veya böyle bir niyet başka türlü tespit edilmedikçe, bir andlaşma her bir tarafı bütün ülkesi bakımından bağlar. 

Ben bir anlaşmaya taraf olmuşsam ve o anlaşma özel durum öngörüyorsa bunun haricinde (yani anlaşma geçmişe yürür diyorsa geçmişe yürür, ülkenin belli kısmında uygulanır diyorsa sadece o kısımda uygulanır) anlaşma ülkenin bir kısmında uygulanmaz. Ülkenin bütününde uygulanır. Andlaşma o devletin sadece ülkesinde uygulanır. O ülkenin sınırları dışında işlenen bir eyleme uygulanmaz.

Ama AİHM’in bir içtihadı vardır bunun istisnası olarak. Kıbrıs AİHM için ayrı bir devlet değildir. Kıbrıs’ta hukuka aykırı bir eylem işlenirse ne olur? Bir devlet kontrolü altında nereyi tutuyorsa ülke orasıdır diye yorumlar AİHM. Yani Türkiye Kıbrıs’ı kontrolü altında tuttuğu için o suçu Türkiye’de işlenmiş sayıp bakar.

Kural olarak andlaşma devletin ülkesiyle sınırlıdır ama insan hakları açısından ülkenin kontrolü altındaki sınırları da kapsar.

Madde 19- Çekincelerin ileri sürülmesi 

Bir Devlet bir andlaşmayı imzalarken, onaylarken, kabul ederken, tasvip ederken, veya bir andlaşmaya katılırken aşağıdaki hallerde bir çekinceyi ileri sürebilir: 

a- andlaşma çekinceyi yasaklamadıkça; 

b- andlaşma, sadece söz konusu çekinceyi kapsamı dışında bırakan, belirli çekincelerin ileri sürülebileceğini öngörmedikçe; 

c- (a) ve (b) ben~ilerinin kapsamına girmeyen durumlarda, çekince andlaşmanın konu ve amacı ile bağdaşmazlık etmedikçe. 

Temel ilke anlaşmanın kural olarak bütün olarak uygulanmasıdır. Ama bu taraf devletlerin sayısının arttırılması açısından sakıncalıdır. Diyelim ki 100 madde var ama 2 madde sizi tatmin etmemiş. Sözleşmenin hazırlanmasında tartışmalara da katılmışsınız ama çoğunluk başka türlü karar vermiş o madde sizi tatmin etmediği için taraf olamıyorsunuz. Veya andlaşmaya sonradan katılıyorsunuz ama o maddeleri beğenmiyorsunuz. Burada çekince kavramı karşımıza çıkar.

VAHS M:2/d bunu tanımlar.

. “çekince”, nasıl kaleme alınırsa alınsın veya nasıl isimlendirilse isimlendirilsin, Devletin bir andlaşmayı imzalarken, onaylarken, kabul ederken, tasvip ederken veya andlaşmaya katılırken, bazı andlaşma hükümlerinin hukuki etkisini kendisi bakımından ihraç etmek veya değiştirmek için yaptığı tek taraflı bir beyan demektir.

Bir anlaşmaya taraf oluyorum. Bu çekinceyi zaman olarak üç anda koyabilirim ya imzalarken ya onaylarken ya da katılırken. Ayrıca bu çekince mutlaka yazılı olarak beyan edilmelidir.

Deniz Hukuku Sözleşmesini imzalamadık bir maddeye katılmadığımız için. Yunanistan’la Ege Denizi sorunu vardı. Peki neden o maddeye çekince koymadık? buna M:19 cevap verir.

Her anlaşmaya çekince koyabilir miyiz?

M:19 üç durum sayar:

  1. O anlaşma çekince koymaya izin verebilir.
  2. Anlaşma çekince koyulmasını yasaklamış olabilir (Mesela 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi)
  3. Çekince konusunda herhangi bir düzenleme yoktur.

Üçüncü durumda çekince koyulabilir mi? Yani yasaklamıyor izin de vermiyor da. Düzenleme olmaması izin vermesi midir yasaklaması mıdır?

VAHS 1969’da imzalanmıştır. Ondan önce örf ve adet hukuku uygulanmaktaydı. Bu konuda da örf ve adete uygulanırdı.

1948 Soykırım Sözleşmesinde çekince ile ilgili hüküm yoktur. Bazı devletler 9.maddeye çekince koydu. Bazı devletler de soykırım anlaşmasına çekince mi koyulur bu jus cogense aykırı dediler. Bu durum divana soruldu ve divan 51 yılında bir danışma görüşü verdi. Bu görüşte dedi ki bir sözleşmede çekince koyulmasına ilişkin bir hüküm yoksa o sözleşmenin konu ve amacına aykırı çekince konulamaz şeklinde sonuca ulaşılabilir. Yani konu ve amaca aykırı değilse, çekince ile ilgili hüküm yoksa çekince koyulabilir. Bunu daha sonra VAHS M:19’a koydular.

Bu görüşün sonunda divan 9. maddeye çekince izin vermiştir. Çünkü 9. madde soykırım suçunda anlaşmazlığa divanın bakacağını düzenler. Bu sözleşmenin amacı soykırımı yasaklamaktır. Eğer 2. maddeye çekince koyacak olsalardı izin vermezdim ama 9. madde usule ilişkindir bu nedenle izin veriyorum dedi.

Önemli hatırlatma: Türkiye olarak biz VAHS’e taraf değiliz. Peki biz VAHS sözleşmesine taraf olmadığımız için soykırım anlaşmasına çekince koyabilir miyiz? Hayır çünkü oradaki hükümlerin çoğu zaten örf ve adet hukuku kurallarıdır. Ve biz de örf ve adet hukuku bakımından bununla yani m:19’la bağlıyız.

Yani sınavda soru olarak bu bize gelirse m:19 uyarınca koyamaz diyemeyiz çünkü sözleşmeler taraf olmayan bir devleti bağlamaz. Hukuka aykırılık hukukun şekli kaynaklarına aykırılıktır. Aynı kural örf ve adet hukuku kurallarına da aykırıdır. Bu nedenle bu hüküm örf ve adeti yansıttığından Türkiye’yi de bağlar. Bu nedenle koyamayız demeliyiz. Bunun örf ve adet hukuku kuralı olduğunu divan kararından anlarız.

Bu kısım tekniktir sınavda yok: Çekince ne işe yarar? A, B, C, D… devleti var. A çekinceyi koyan devlet. Ben divanın yetkisin i kabul etmiyorum dedi. Hatta değiştirerek uyguladı tahkim olsun dedi. B çekinceyi kabul ederse A-B ARASINDA sözleşme 9. maddesi değişti. Bir sorun çıktığında tahkime gidecekler. C reddetti ben bu çekinceyi kabul etmiyorum dedi. A-C arasında sözleşme ihraç şeklinde oldu 100. maddelik sözleşme bu iki arasında 99 madde oldu. Bir uyuşmazlıkta nereye gideceklerine kendileri karar verecek. D de divanı kabul ederse etsin yoksa tüm sözleşmeyi reddediyorum dedi. A-D arasında tümden sözleşme yok.  B-C arasında bir uyuşmazlık çıktı divan bakacaktır. A-B arasında bir uyuşmazlık çıktı tahkim bakacak. A-C arasında uyuşmazlıkta konuşacaklar. Divana gitme kararı aldılar bu uyuşmazlığa soykırım anlaşması uygulanacak. A-D arasında bir uyuşmazlık çıktı ve divana gidelim dendi divan bu sözleşmeyi uygulamayacak örf ve adete bakacak.

Beyan bir devletin sözleşmeye getirdiği açıklayıcı yorumdur. Mesela “Ben bu sözleşmeyi onaylasam da Güney Kıbrısı tanımıyorum” bir beyandır. Çekince ise sözleşmenin bir maddesini değiştirmek, ihraç etmektir.  Ama mesela siz bu sözleşmede sınır 12 mil diye bir hüküm olsa ve bir devlet ben sınırı 6 mil alıyorum diye beyan koyarsa bu bir çekince olacaktır. Beyan bir duruma açıklama getirmektir ama bu sözleşmeyi değiştirir nitelikteyse çekince olarak algılanıp öyle sonuç doğurur.

    1. Üçüncü (taraf olmayan) devletler açısından

M:34 vd. düzenlenir

UAH devletlerin iradesine dayanır. Taraf olmadığım sözleşme beni bağlamaz. Sözleşme kural olarak ona taraf olmayan devlet bakımından hak da doğurmaz yükümlülük altına da sokmaz. Bununa birlikte kimi zaman istisnai olarak andlaşma, taraf olmayan devletler bakımından sonuç doğurabilir.

  1. 3. kişi lehine yapılan anlaşmalar:

Türkiye ve ABD aralarında bir anlaşma yapıyor. Diyorlar ki Libya mahvoldu Libya’ya 100000 dolarak kredi açalım. Libya bunu kabul etmeyebilir. Peki Libya bunu kabul ederse 5 ay sonra Türkiye ben vazgeçtim diyebilir mi? Libya bu anlaşmaya uy diyebilir mi? Bu bir istisnadır. 3. devlet lehine anlaşma yapmışsanız ve bu devlet bunu kabul etmişse, lehine anlaşma yapılab devletin bu sözleşmenin hükmlerini sözleşmenin taraflarına ileri sürebilme hakkı vardır. Ahde vefaya aykırı davranıldığında onu etkilemiş olursunuz. Kural olarak bu durum yükümlülük doğuran sözleşmelerde geçerli değil sadece hak doğran anlaşmalarsa söz konusudur.

  1. Objektif durum yaratan anlaşmalar:

Mesela ABD Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin bir tarafı değil. Peki ABD taraf olmadığı için bizim boğazlarımızdan istediği gibi geçebilir mi? Hayır o da Montrö’ye uymak zorunda. Bu tür sözleşmeler yani bir statü yaratan sözleşmeler sadece sözleşmenin tarafları bakımından değil diğer devletler açısından da hak ve yükümlülük doğurur. Mesela Panama Kanalı Sözleşmesi Panama ve ABD arasında ikili bir sözleşmedir ama tüm devletler Panama Kanalından geçerken buna uymak zorundadır. Bu bir statü yaratan sözleşmedir. Sınır sözleşmeleri de ikili olsa da bir statü yaratır; sözleşmeye taraf olmayan devletler açısından da hak ve yükümlülük doğurur.

  1. En çok gözetilen ulus kaydı içeren anlaşmalar:

Bu bir not düşmedir. Bazı anlaşmalarda devletler böyle bir kayıt düşer. Bu düşüldüğünde 3. devlet adına haklar doğurabilir. Mesela Rusya Türkiye’ye varili 10 dolara doğalgaz satıyor. Rusya iki sene sonra Yunanistan’a da doğalgaz satıyor ama onlara 5 dolardan satıyor. Biz bu durumdan bir hak iddia edemeyiz. Çünkü iki farklı anlaşma vardır ve Türkiye üçüncü devlet konumundadır. Ama Türkiye en çok gözetilen ülke kaydı koyulmasını istedi ve koydular. Bundan sonra bu aynı nitelikte mal sattığında daha ucuza satarsan ben de bu haktan yararlanırım demektir. Yani Rusya 5 dolara sattığında Türkiye benimle olan sözleşmen de 5 dolara döner diyebilir. Bu her şeye konabilir.

21.06.2017

Sözleşmedeki hükümler aynı zaman da örf ve adet hukuku kurallarıysa taraf olsun olmasın devletler için bağlayıcılık oluşturabilir.

Mesela Türkiye taraf olduğu diplomatik sözleşmeler uyarınca diplomatları tutuklayamaz. Ama aynı anlaşmaya taraf olunmasaydı örf ve adet hukuku gereğince yine diplomatları tutuklayamayacaktı.

Antlaşmaların yorumlanması:

M:31, 32, 33 genel yorum kurallarını düzenler.

Madde 31- Genel yorum kuralı
1. Bir andlaşma, hükümlerine andlaşmanın bütünü içinde ve konu ve amacının ışığında 

verilecek alelade manaya uygun şekilde iyi niyetle yorumlanır. 

2. Bir andlaşmanın yorumu bakımından, (andlaşmanın) bütünü, girişini ve eklerini içine alan metne ilaveten, aşağıdakileri kapsar: 

. a-  andlaşmanın akdedilmesi ile bağlantılı olarak bütün taraflar arasında yapılmış olan andlaşmayla ilgili herhangi bir anlaşma;

. b-  andlaşmanın akdedilmesi ile bağlantılı oiarak bir veya daha fazla tarafça yapılan ve diğer taraflarca andlaşmayla ilgili bir belge olarak kabul edilen herhangi bir belge.

3. Andlaşmanın bütünü ile birlikte aşağıdakiler (de) dikkate alınır: 

. a-  Taraflar arasında andlaşmanın yorumu veya hükümlerinin uygulanması ile ilgili olarak yapılan daha sonraki (tarihli) herhangi bir anlaşma,

. b-  Tarafların andlaşmanın yorumu konusundaki mutabakatını tespit eden andlaşmanın uygulanması ile ilgili daha sonraki herhangi bir uygulaması.

. c-  Taraflar arasındaki ilişkilerde milletlerarası hukukun tatbiki kabil herhangi bir kuralı.

4. Tarafların bir terime özel bir mana vermek istedikleri tespit edilirse, o terime o mana verilir. 

M:31 işin özüne lafzi yorumu koyar ve bununla birlikte birkaç ilke gösterir. Maddeyi kendi anlamıyla yorumlamak, onu o şekilde anlamak lafzi yorumdur. Anlaşmalardaki temel yorum kuralıdır. Burada sayılan ilkeler de lafzi yorum ışığında kullanılır.

Mesela BM antlaşması M:2/4 güç kullanma yasağını düzenler. M:1 de BM amaçlarını sayar. Birincil amacı barış ve güvenliği sağlamaktır. Üçüncü fıkrasında da temel amaç olarak insan haklarını korumaktır der. Reagan doktrini ben bir devlet olarak başka bir ülkedeki insan hakları ihlalini önlemek için yani insani müdahale için güç kullanabilirim der. Bu durumda Suriye’ye müdahale edebilir. Kural olarak güç kullanmak yasaktır. Maddede “BM amaçlarına aykırı” olarak güç kullanmak yasaktır der. Benim yaptığım müdahale BM amacına uygun. O zaman bu müdahale haklıdır. Bu bir yorumdur. Bazıları bu amaçsal yorumu saptırır yanlış bir yorumdur der. Çünkü asıl amaç 1. fıkradaki amaçtır bu yorumla 3. maddeye uydurmak için 1. fıkra ihlal ediliyor diyenler vardır.

Temel kural lafzi yorumdur bu yapılırken amaca uygun olmalıdır.

Maddde 32- Tamamlayıcı yorum araçları
31. maddenin uygulanmasından hasıl olan manayı teyid etmek veya 31. maddeye göre 

yapılan yorum, 

a- manayı muğlak veya anlaşılmaz bırakıyorsa, 

b- çok açık bir şekilde saçma olan veya makûl olmayan bir sonuca götürüyorsa, manayı tespit etmek için andlaşmanın hazırlık çalışmalarına ve yapılma şartları dahil, tamamlayıcı yorum araçlarına başvurulabilir. 

M:32’de yardımcı/ tamamlayıcı yorum kurallarını düzenler.

  1. Tarihsel yorum: Yapıldığı dönemde ne anlaşılıyordu? Bu sözleşmenin yapılma gereği neydi? Sözleşmenin yapıldığı dönemin koşullarına bakmak gerekir.
  2. Metnin hazırlık aşamasındaki görüşmelere bakmak: Tarafların görüşlerinin ortaya çıkardığı anlayıştır. Tabi bu iki yardımcı araç bağlayıcı değildir.

Lafzi yorum asli olandır amaca, bütünlüğe uygun olacaktır. Buradan anlamı muğlak bırakan veya saçma bir sonuca ulaşılırsa yardımcı araçlara bakılacaktır.

UA antlaşmalar arasındaki ilişkiler:

Aynı çok konuyu düzenleyen birden çok anlaşma olabilir. Anlaşmalar çelişebilir.

Bu durumda:

  1. Bazı anlaşmalar başka bir anlaşmayla çeliştiğinde kendinin üstün olduğunu açıkça söyleyebilir. Mesela BM Antlaşması M:103. Tabi anlaşma sadece ona taraf olanları bağlayacaktır.

Mesela BM Antlaşması diplomat ve aile efradı tutuklanamaz diyor. Türkiye Fransa arasında bir anlaşmayla amcasını da tutuklayamaz diyebilir ama eşini tutuklayacağına dair bir anlaşma yapamaz. Yaparsa BM Antlaşması uygulanacaktır ve eşi tutuklanmayacaktır. Yani BM anlaşması ile çizilen sınır genişletilebilecek fakat daraltamayacaktır.

  1. lex posterior derogat legi priori: Sonra tarihli olan bir anlaşma önce tarihli anlaşmayı yürürlükten kaldırır. Fakat tarafları farklıysa iki anlaşma da yürürlüktedir.
  2. Lex specialis derogat legi generali: Özel nitelikli andlaşma ve genel nitelikli andlaşma çelişirse özel nitelikli olan uygulanacaktır.

Yorum ve uyuşmazlık kural olarak mahkemeyi ilgilendirir.

Zamanaşımı Türk hukukunda 2 yılla 10 yıldır. UA sözleşmede 1 yılla 5 yıl diyor. Bunlar çelişiyor. 90. madde uyarınca UA anlaşma uygulanacak. Ama UA anlaşma hakkımı daraltmış. Bu durumda lehte olan uygulanacaktır. AİHS der ki lehte olan uygulanır. Yeter ki benim çizdiğim sınırını daraltma.

UA anlaşmaların sona ermesi:

  1. Tarafların ortak iradesi ile:
    1. Taraflar bir anlaşmayı tamamen ortadan kaldırabilir (mesela varşova paktı)
    2. Yerine yeni bir anlaşama koyarak eski anlaşmayı sona erdirir.
  2. Tek taraflı irade ile: (Fesih/ Çekilme) Anlaşma vardır ama devlet kendi açısından anlaşmayı sona erdirir.
    1. Anlaşmanın kendi içinde fesihe ilişkin hükümler vardır

Madde 54— Bir andlaşmanın hükümlerine göre veya tarafların rızası ile sona erdirilmesi veya ondan çekilme 

Bir andlaşmanın sona erdirilmesi veya bir tarafın çekilmesi aşağıdaki gibi olabilir: 

. a-  andlaşma hükümlerine göre;

. b-  herhangi bir zamanda diğer akit Devletlerle istişare ettikten sonra bütün tarafların rızası ile.

Madde 55- Çok taraflı bir andlaşmanın taraf sayısının andlaşmanın yürürlüğe girmesi için gerekli olan sayının altına düşmesi 

Andlaşma başka türlü öngörmedikçe, çok taraflı bir andlaşma sadece taraf sayısının andlaşmanın yürürlüğe girmesi için gerekli olan sayının altına düşmesi sebebiyle sona ermez. 

Madde 56- Sona erme, fesih veya çekilme hususunda hiçbir hüküm ihtiva etmeyen bir andlaşmanın feshi veya andlaşmadan çekilme 

1. Sona ermesiyle ilgili hiçbir hüküm taşımayan ve fesih veya çekilmeyi öngörmeyen bir andlaşma, aşağıdaki haller gerçekleşmedikçe feshe veya çekilmeye tabi değildir: 

a- tarafların fesih veya çekilme ihtimalini kabul etme niyetleri tespit edilmedikçe; veya 

b- fesih veya çekilme hakkı andlaşmanın niteliğinden zımnen çıkarılmadıkça. 

2. Bir taraf 1. paragrafa göre andlaşmayı feshetme veya ondan çekilme niyetini en az 12 ay önceden bildirecektir 

Bu durumda sözleşme ne diyorsa o usul işlenecektir. Mesela 3 ay öncesinde fesih ihbarında bulunur ve uygulamaya girer bunun üstüne 3 ay daha geçtikten sonra fesih ediliyor denebilir.

  1. Sözleşmede fesih ile ilgili hüküm yoktur.

Böyle bir durumda sözleşmeyle ilelebet bağlı mı kalınacak? Anlaşmadan ayrılırsa ahde vefa ne olacaktır? Bir devlet eğer sözleşmede hüküm yoksa sözleşmeyi sona erdirmek için karşı tarafın zararını karşılayarak bu sözleşmeden çıkar. Sözleşmede bir hüküm yoksa sözleşme sona ermez.

VAHS üç halden bahseder. Taraflardan biri haklı bir neden olarak bunları öne sürebilir.

    1. Esaslı ihlal:

Madde 60 – Bir andlaşmanın ihlal edilmesi sonucu sona erdirilmesi veya yürürlüğünün askıya alınması 

1. İki taraflı bir andlaşmanın akit taraflardan birisi tarafından esaslı bir şekilde ihlali (material breach), diğer tarafa andlaşmayı sona erdirme veya tamamen veya kısmen yürürlüğünü askıya alma gerekçesi olarak bu ihlale başvurma hakkını verir. 

2. Çok taraflı bir andlaşmanın akit taraflardan birisi tarafından esaslı bir şekilde ihlali 

a- diğer tarafların oybirliği ile andlaşmanın yürürlüğünü tamamen veya kısmen askıya almalarını veya andlaşmayı, 

i- kendileriyle kusurlu Devlet arasındaki ilişkiler bakımından, ya da, ii- bütün taraflar arasında, 

sona erdirme hakkını verir. 

b- andlaşma ile bilhassa etkilenen bir tarafa, kendisi ile kusurlu Devlet arasındaki ilişkiler bakımından andlaşmanın yürürlüğünü tamamen veya kısmen askıya almasının gerekçesi olarak bu ihlale başvurma hakkını verir. 

c- kusurlu Devletten başka herhangi bir tarafa, andlaşmanın yürürlüğünü kısmen veya tamamen kendisi bakıınından askıya alma gerekçesi olarak ihlale başvurma hakkı verir; ancak bunun için andlaşma öyle bir nitelikte olmalı ki, bir tarafın andlaşma hükürmlerini esaslı bir şekilde ihlal etmesi herbir tarafın andlaşmadan doğan yükümlülüklerini ifa etme durumunu köklü bir biçimde değiştirsin. 

3. Bu madde bakımından bir andlaşmanın esaslı bir şekilde ihlali aşağıdakilerden – ibarettir: 

a- andlaşmanın, bu Sözleşmenin tasvip etmediği bir şekilde inkar edilmesi; veya 

b- andlaşmanın konu veya amacının gerçekleştirilmesi için elzem olan bir hükmün ihlal edilmesi. 

4. Yukandaki paragraflar bir ihlal halinde uygulanabilecek herhangi bir andlaşma hükmüne halel getirmez. 

5. 1-3 ncü paragraflar insani nitelikteki andlaşmalarda yer alıp kişilerin korunmasıyla ilgili hükümlere, bilhassa bu gibi andlaşmalarla himaye edilen kişilere karşı herhangi bir misilleme şeklini yasaklayan hükümlere uygulanmaz. 

Taraflardan birisi bir andlaşma hükmünün gereklerini yerine getirmiyorsa yani esaslı ihlal yapıyorsa bu, o tarafa anlaşmayı sona erdirmek için haklı bir sebep verir.

  1. Sonraki imkânsızlık:

Madde 61- Sonraki imkansızlık 

1. Bir tarafın bir andlaşmayı ifa etme imkansızlığını andlaşmayı sona erdirme veya ondan çekilme gerekçesi yapabilmesi için, imkansızlığın andlaşmanın ifası için kaçınılmaz olan bir nesnenin daimi olarak ortadan kalkması veya tahrip olmasından ileri gelmesi gerekir. İmkansızlık geçici ise, ancak andlaşmanın yürürlüğünü askıya alma sebebi yapılabilir. 

2. İfa imkansızlığı, bir tarafın gerek anlaşmadan doğan bir yükümlülüğünü, gerekse andlaşmanın diğer herhangi bir tarafına karşı borçlu olunan diğer herhangi bir yükümlülüğünü ihlal etmesi neticesi meydana gelmişse, o taraf, andlaşmayı sona erdirme, andlaşmadan çekilme veya yürürlüğünü askıya alma gerekçesi olarak bu imkansızlığa dayanamaz. 

Gabcikovo v. Nagymaros davası buna örnektir. Macaristan Çekoslavakyada bir baraj yapacaktır fakat daha sonra Macaristan bu barajın yapımından vazgeçiyor. Çekoslovakya ben bu barajı tamamlamak istiyorum diyor. Macaristan da hayır ben çekiliyorum sözleşme uygulamayacak diyor. Divanda Macaristan, sonraki imkansızlık var diyor. Bu sözleşmeyi yaptığımızda SSCB vardı biz de onun ekonomik yardımlarına güvenmiştik ama SSCB yıkılıca ekonomik bir imkansızlık oluştuğunu söyledi. (divan daha sonra bunu kabul etmedi)

  1. Şartlarda köklü değişiklik (clausula rebus sic stantibus):

Mesela Lozan uyarınca boğazlardan geçişi İtalya ve Japonya düzenliyordu. 30lu yıllarda silahlanma başladı. Türkiye bu sözleşmeyi yaptığında İtalya ve Japonya silahlanma karşıtıydı. Fakat 30lara gelindiğidinde bu ülkeler silahlanmaya başladı ve 2. Dünya Savaşı başlamak üzereyken bu güçler boğazlardan geçişi düzenliyordu. Ogün barışçı olan bu devletler şu an düşman devlet konumundadır. Şartlar ciddi bir şekilde değişmiştir ve yeni bir sözleşme yapmak gerek dendi. Bunun yerine Montrö boğazlar sözleşmesi imzalandı.

Not: UAH devletleri eşitliği, serbestliği ve iradesi üzerine kuruşmultur. İç hukuktan farkı budur.

Türk Hukukunda UA Andlaşmalar: (bu kısımda eksikler var ses kaydından tamamlayacağım)

Birçok yönüyle UAH benzerlik gösterir.  Bir anlaşma görüşme aşamasındayken önce yetki sorunu ortaya çıkar. Devlet adına görüşmelere kim katılacak, imzalayacak? Yetki belgesi gereken gerekmeyen ayrımı burada da daha önce işlenenle aynıdır. Sadece 2019’da yapılacak olan yeni Anayasa bu konuda birkaç değişimi de yanında getirir. Eskiden genel yetkililer cumhurbaşkanı, başbakan ve dışişleri bakanıydı. Artık bu kurumlar değişmiştir. Özel yetkili kişiler de büyükelçiler ve temsilcilerdir. Bunun dışındakilerin mutlaka yetki belgesi alması gerekir. Eski sistemde bakanlar kurulu kararıyla yetki belgesi verilirdi. Bu bir üçlü kararnameydi ama artık başbakan ve bakanlar kurulu yok yeni sistemle bu da değişecektir.

Cumhurbaşkanı anlaşmayı imzalayınca direk yürürlüğe girmez önce meclisin onaylaması gerekir. Bizde andlaşmalar imza ile yürürlüğe girmez imza bağlayıcı işlem değildir. Onay usulü kabul edilmiştir. 1961’den önce farklı bir sistem vardı. Şu an antlaşmaların yürürlüğe girme aşaması için Anayasam M:90-104 ve 244 sayılı kanuna bakılmalıdır.

MADDE 90- Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.

Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.

Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.

Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. 

f:4e kadar usulü düzenler

f:5 iç hukuk- UAH ilişkisi + yargısal denetim/ kanun karşısındaki konumu

f:1 ana kuralı düzenler önce kanun çıkar. Buna uygun bulma kanunu denir. Bu antlaşmanın onaylanması önce meclisin uygun bulmasıyla başlar. Meclis bunu bir kanunla yapacaktır: uygun bulma kanunu.

244 sayılı kanun bunun eksik olduğunu söyler. Bunun bir de bakanlar kurulu kanunuyla onaylanması gerekir. Bakanlar kurulu bir onay kararnamesi çıkarır. Onay kararnameleri de bütün bakanlar kurulu kararnameleri gibi cumhurbaşkanına gider. O imzalayınca Resmî Gazetede yayınlanır.

Daha sonra teati veya tevdi edilir.

Eski sistem böyleydi.

Onaylanması için bakanlar kurulu kararını görmek gerekir uygun bulma kanunu yeterli değil.

f:2 de bir istisna düzenler. İkinci fıkraya giriyorsa ilk aşamaya gerek olmaz doğrudan bakanlar kurulu onaylar. İki ay içinde meclise bilgi verilir. Bu istisnaya girebilmesi için f:2’de sayılan hususların hepsinin bir arada bulunması gerekir.

f:3 kendi içinde de iki istisna taşır. 1) uygulama antlaşmaları 2) kanunun verdiği yetki

20b05’te ir kanun çıkmış: Türkiye’de Ziraatin Geliştirilmesi Kanunu. Bu kanunda bakanlar kuruluna anlaşma yapma yetkisi verilmiştir diyor. Daha sonra bununla ilgili yapılacak bir kanun için uygun bulma kanunu gerekmez direk bakanlar kurulu onayına sunulur. Bir ana anlaşma varsa ve onu uygulamak için ikinci bir anlaşma yapılıyorsa o zaman da uygun bulma kanununa gerek kalmaz.

Bir anlaşmadaki temel kural TBMM’nin bunu uygun bulması cumhurbaşkanının bunu imzalayıp bunun Resmî Gazetede yayınlaması sonrasında Bakanlar Kurulunun kararnameyle bunu onaylayıp cumhurbaşkanına sunması ve bunun da Resmî Gazetede yayınlamasıdır.

f:4 istisnanın istisnasıdır istisnanın istisnası bizi ana kurala götürür.

28.06.2017

(eksik)

UAH Kaynakları bitirildi.

04.07.2017

www.yirmisekiz.net YirmiSekiz.net Ders Notları

UAH Hukuki İşlemler:

UAH kaynaklarında kural olarak UAD M:38’e bakılır. Ama kaynaklar bunlarla sınırlı değildir. Aslında UAH’ta da iç hukukta da normal kuralların dışında hukuki işlem da kavramı vardır.

Hukuki işlem dediğimiz şey aslında süjenin hukuki sonuç doğurmak adına yaptığı irade beyanıdır.  Bu bir anlamda sözleşme ile aynı tanıma sahiptir ve sözleşmeler de birer hukuki işlemdir. Mesela Medeni Kanun size kira hakkı tanır. Ama bir sözleşme kurulabilmesi için önce sizin o işlemi yapmanız gerekir. Bu bir hukuki tasarruftur yani hukukun size tanıdığı hakkı kullanmaktır. İç hukukta hukuki işlemin oluşabilmesi için:

1) Bir irade açıklaması olmalı.

2) Hukuki sonuç doğurmak adına yapılmalı.

3) Hukuk sistemi size o hakkı tanımış olmalı. Bu üç unsur bir araya geldiğinde hukuki muamele gerçekleşmiş olur.

Bu UAH biraz daha farklıdır. Bir araya gelip anlaşmalar yapılıyor ve bu anlaşmalarla bir yükümlülük altına giriliyor. Bu anlamla anlaşmalar bir yandan hukuki işlem bir yandan da hukukun kaynağı olmaktadır. Hukuki işlemler ve hukukun kaynakları bazen ayrılabiliyor bazen de üst üste düşebiliyor. Bu nedenle bu kavram iç hukuktan ayrı düşünülmeli.

Aynı şekilde bu sebeplerle UAH hukuki işlem iç hukuktan farklı sınıflandırmalara tabidir.

  1. Hukuk kişilerinin kimliğine göre
    1. Devlet
    2. UA Örgütler

Kişilerin kural olarak UAH tasarruf gerçekleştirme hakkı yoktur.

  1. Tarafların niteliklerine göre
    1. İki taraflı hukuki işlemler
    2. Tek taraflı hukuki işlemler

Antlaşma devletlerin hukuki sonuç doğurmak adına yaptıkları karşılıklı irade beyanıdır. Yani en az iki devlet olmalı. Bu yüzden bu, iki taraflı hukuki işlemdir. Ama bazen hukuki işlemler tek taraflı da olabilir.

Hukuki işlem, UAH bir hukuk süjesinin UAH doğan bir hakkını kullanarak bir tasarruf yapmasıdır ve bunun sonuçları UAH doğar. Genellikle UAH genelinde yükümlülük doğuracak tek taraflı işlemler yoktur. Yani devletler tek taraflı bir irade beyanıyla karşı tarafı yükümlülük altına sokamaz. Devletler başkaları açısından hak doğurur ama sadece çok istisnai durumlarda yükümlülük doğurabilirler.

Mesela Montrö Boğazlar Sözleşmesinin ardından Türkiye 1998’de Boğazlara ilişkin bir tüzük çıkardı. Bu tüzük bir tek taraflı işlemdir. Türkiye bir kanun çıkarıp boğazdan geçen tüm devletler 100 dolar ödeyecektir diyemez. Çünkü bu diğer taraflara yükümlülük yükler. Bunun olabilmesi için diğer devletin bunu kabul etmesi yani bir sözleşme olması lazım. Türkiye bir tüzük çıkarabilir mi? Evet. Peki bununla yükümlülük yükleyebilir mi? Bu tarz bazı işlemler kaynağını UAH alıp, UAH sonuç doğurabilir. Biz boğazlardan gemilerin nasıl geçebileceklerini düzenleyen, Montrö’deki boşlukları dolduran hükümler içeren bir tüzük çıkardık. Dedik ki tehlike anında gemiler geçemez. Rusya buna itiraz etti tek taraflı bir irade beyanıyla yükümlülük yüklenemez dedi. Ama bir UA örgüt bu sözleşmeye uygundur diyerek buna izin verdi. Bunun nedeni söz konusu tüzüğün kaynağını UAH almasıdır.

Tek taraflı işlemleri doktrinde kimi yazarlar iki şekilde sınıflandırır:

  1. Bağımlı tek taraflı işlemler: Doğrudan bir anlaşmayla o devlete tanınan bir hakkın kullanımıdır. Mesela çekince, tek taraflı bir işlemdir. Bu hakkı size açıkça veren VAHS’dir. Bu bir bağımlı tek taraflı işlemdir. Sözleşmede ona verilen hakkın sonradan kullanılmasıdır. Sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilmesi bunun başka bir örneğidir.
  2. Bağımsız tek taraflı işlemler: UAH geneli bunun böyle olduğunu kabul etmiştir. Bu işlemler geleneksel tek taraflı işlemlerdir.
    1. Bildirim (notification): Devletin hukuki sonuç doğurmak adına bir işlemi üçüncü kişilerin bilgisine sunmasıdır. Bunların bazıları bağımlı tek taraflı işlemlere benzer. Çünkü UAH bu tek taraflı işleme sonuç bağlar. Yani UAH bildirimde bulunmayı bazen zorunlu kılar. Yani bildirimde bulunmazsan sorumlu olursun. Bildirim genelde bir devletin hak doğurmak için yaptığı işlemdir devlet bundan sorumlu değildir ama istisnaen bildirimde bulunmamaya sonuç bağlanmış olup devletler sorumlu tutulmuştur. 1945 Korfu Boğazında İngiliz gemileri boğazdan geçerken Arnavutluk İngiliz gemilerine ateş açılıyor. Daha sonra İngiliz ticaret gemileri savaş gemileriyle oradan geçerken bir gemi mayına takılıyor, iki kişi ölüyor. İngiltere ölüler ve ticari kayıp için dava açıyor. Arnavutluk diyor ki ben o mayınları bilmiyordum gitmeselerdi oraya. UAD diyor ki bir devlet kendi devleti içindeki tehlikeli durumu diğer devletlerin bilgisine sunmalıdır. Eğer bildirimi gerçekleştirmediysen sorumluluğuna katılırsın diyor. Buradan anlaşılacağı üzere bildirimde bulunmak bazen devleti sorumluluktan kutrarır.

Bunun başka bir örneği anlaşmaların BM genel sekreterliğine bildirilmesi gerekir. Bildirimi gerçekleştirmemenin sonucu bu anlaşmanın BM nezdinde geçersiz olmasıdır.

Kısaca bildirim bir hakkın kullanılabilmesi için diğer devletlere bunun bildirmesidir.

    1. Tanıma:(recognation): Bir devletin bir olayı/durumu/hukuki gelişmeyi kendisi açıdan meşru kılmasıdır. Mesela diyoruz Türkiye Kıbrıs’ı tanıdı. Fiili bir durumun kendi açımızdan hukuka uygun olduğunu veya hukuka aykırı olduğunu söylüyoruz. Kural olarak ses çıkarmamak tanıma anlamına gelmez. Türkiye şu an ege adalarında bir sorun yaşamaktadır. Açıkça bu adaların Yunanistan’ın olduğunu tanıyabilirsiniz. Biz tanıyıp tanımadığımızı söylemedik, ses çıkarmadık bu o zaman tanıyoruz anlamına gelmez. Tanımak kural olarak açıkça yapılmalıdır. Bu nedenle kural olarak ses çıkarmamak tanımak anlamına gelmez. Ama çok istisnai olarak kınamamak tanımak anlamına gelebilir. Bir devlet çok uzun zamandır orada egemenlik kurmuş ve siz bir şey demiyorsunuz bu tanıma demek olabilir. Karşı devlet egemenlik iddiasında bulunuyorsa sizin bunu tanımadığınızı söylemeniz lazım.

Kısaca tanıma, devletin hukuki bir durumum meşru olup olmadığını açıklamasıdır. Kural olarak açıkça yapılması gerekir.

    1. Vazgeçme: (renunciation) Devletin UAH’un ona tanıdığı bir hakkından tek taraflı olarak vazgeçmesidir. Mesela Korfu Boğazı davasında İngiltere Arnavutluk’a karşı dava açtı. Arnavutluk burada yetki itirazında bulunarak davayı düşürebilecekken UAH ona tanıdığı bir hakkı kullanmadı, vazgeçti ve davanın görülmesine izin verdi.
    2. Kınama: (protest) Bir devletin UAH gerçekleşen bir olayın meşru olmadığını açıkça beyan eden tek taraflı işlemdir. Kınamamak kural olarak durumun meşruiyetini kabul ettiği anlamına gelir. Bu anlamda tanımanın tam tersidir. Kınamada bulunmamak onun meşru olduğunu kabul etmektir. Nisbi bir işlemdir. Sadece kınayanla kınanan devlet arasında sonuç doğurur. Diğer devletler açısından hukuka aykırı hale getirmez sadece kınayan için hukuka aykırı hale getirir.
    3. (Tek taraflı) Söz verme: 1974 nükleer silah kullanımı davası. Fransa okyanus tabanında nükleer denemeler yapıyor Yeni Zelanda ve Avusturalya bunun hukuka aykırı olduğunu düşünüyor. Fransa diyor ki ben bunu barışsal amaçla yapıyorum bilimsel deney yapıyorum. Dava açılıyor dava bitmeden Fransa diyor ki söz veriyorum okyanus tabanında deneme yapmayacağım. UAD davanın konusuz kalması gerekçesiyle davayı durduruyor. UAD diyor ki bir devlet tek taraflı irade beyanıyla sorumluluk altına girebilir. Aslında Fransa tek taraflı bir işlem yapıyor ve bu Avustralya ve Yeni Zelanda için hak doğuruyor.

Kural olarak UAH kaynakları antlaşmalar, örf ve adet ve hukukun genel ilkeleridir. İstisna olarak hukuki işlemler vardır.

UAH Süjeleri:

    1. DEVLETLER

Klasik UAH anlamında devlet üç unsurla tanımlanır. Bir varlığın UAH anlamında devlet olabilmesi için üç unsuru bir arada toplamalıdır:

  1. Ülke: Kara parçasından daha geniş bir kavramdır. Ülke içinde iki ya da üç unsuru bulundurur:

1) kara ülkesi: kara parçası

2) hava ülkesi: o kara parçası üzerindeki hava sahası

3) su ülkesi: karasuları ve iç sular devletin sınırlarını çevreleyen deniz alanı

  1. İnsan/nüfus: Belli bir ülke üzerinde yaşayan insan topluluğu olması.
  2. Egemenlik

Bir devletin ortaya çıkması için bu üç unsurun bulunması gerekir. Devletin ortaya çıkması siyasi bir olaydır.

  1. Ülkesi: Ülke unsurunun büyüklüğü veya küçüklüğü devlet olmak için önemli değildir. Bir ülke olması için kara parçası olmazsa olmaz bir şarttır. Yani havada veya denizde ülke kurulmaz. Hava sahası ve su sahası kara parçası etrafında ortaya çıkar. Hava sahası karanın üstündedir; su sahası da karanın etrafındadır. Ülkenin coğrafi yapısı da önemli değildir.

Ülkesel bütünlük/ülke bütünlüğü ilkesi: MC Statüsü M:10 ve BM Antlaşması M:2/4

4. Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.

Ülkesel bütünlük UAH en temel kurallarından bir tanesidir. Coğrafi bütünlük demek değildir. Siyasi bir bütünlüktür. Bu nedenle BM antlaşması “siyasi bağımsızlığına karşı” diye vurguluyor.

Kısaca devlet, ülkeye sahip olmak için kara parçasına sahip olmalıdır ve bu konuda en temel ilke ülkesel bütünlük ilkesidir.

  1. Nüfus: Bir kara parçası olması yeterli değildir aynı zamanda o kara parçası üzerinde yaşayan bir insan topluluğu olmalıdır. Nüfusun sayısı önemli değildir. Nüfusun yapısı da önemli değildir. Değişik etnik grupların bir arada yaşadığı bir kara parçası olabilir. Günümüz UAH halk kavramına bakar. O devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olması önemlidir. Nüfusun sayısı önemli olmadığı gibi nüfustan belli kopmalar olması da önemli değildir. Yani nüfus şekil değiştirebilir.

Buradaki temel ilke self determinasyon hakkıdır. Genel anlamda bakıldığında UAH bu ilkeyi yani halkların kendi kaderini tayin hakkını MC döneminde incelemeye başlar. Hukuki alana girmesi Wilson ilkeleriyledir. İlk kez BM Anlaşmasıyla temellendirilir. İlk kez hak olarak İki Sözleşmeler’de geçer. Daha sonra self determinasyon hakkı olarak benimsendi. Eskiden sömürge altında yaşayan halkların hakkı olarak ortaya çıkmıştır. 60lı yıllardan itibaren bu sömürgeci düzen çatırdamaya başladı ve sömürge altındaki devletler bağımsızlık için silahlı direnişe geçtiler. O zaman ortaya bu kavram ortaya daha net atıldı. Her halkın kendi kaderini tayin hakkı vardır dendi. Self determinasyonun iki yüzü vardır: İç boyutuyla ve dış boyutuyla self determinasyon. İç boyutu her halk kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir. İçsel boyutuyla self determinasyon bugünkü anlamıyla demokrasidir. Halkın yönetime katılabilme hakkıdır. İçsel anlamda self determinasyon UAH temel konularından insan haklarından olmazsa olmazlarından. Dışsal boyutu da self determinasyon sadece yönetime katılma mıdır yoksa bağımsız olarak devlet kurma hakkını da getirir mi? Bu 90lara kadar sömürge altındaki devletlere verilen bir haktı. 90lı yıllarda SSCB ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla bu konfederasyonu oluşturan halkaların ayrı devlet kurma hakkı olduğu kabul edildi. UAH bunun hukuka uygun olduğunu kabul etti. Bu sayede self determinasyon hakkının sömürge dışında da kullanılabileceği anlamına geldi. Fakat sonra ucu açık bir kullanıma neden oldu. Son dönemlerde devletler içindeki azınlıklar da bu hakka dayanmaya başladı.

  1. Sömürge: self determinasyon hakkı sömürge altındaki devletlere ayrı devlet kurma hakkı verir.
  2. Anayasal hak: 90lı yıllarda ayrı bir örneği ortaya çıktı SSCB ve yugoslavya ile. Bir devletin anayasasında o halkların ayrı bir devlet kurma hakkı düzenlenmişse o halklar ayrı devlet kurabilirdi. Yani halkaların kendi kaderini tayin hakkı anayasada düzenlenmiş.

Quebec örneği (ses kaydında var sınavda yokmuş yazmadım)

Karabağ sorunu: Azerbaycan’ın bir bölgesinde Ermeni nüfusu yaşıyor. Ermenistan ve Azerbaycan kendi self determinasyon hakkına dayanarak Sovyetlerden ayrıldı. Daha sonra Karabağ da biz Ermenistan’a katılmak istiyoruz diye referandum yaptılar. Sadece Karabağ’da referandum yapılması ülke bütünlüğüne aykırıdır Azerbaycan bütündür ülke genelinde yapılmalı dediler. Bu nedenle Karabağ tanınmıyor.

Self determinasyonun ne olduğunu örf ve adete bakarak çıkarmaya çalışıyoruz.

  1. Egemenlik: UAH egemenlik kavramımdan çok bağımsızlık kavramını kullanır. Yani kimseye bağımlı olmayan bir varlıksanız devletsinizdir. UAH egemenlikle ilgili üç temek ilke vardır:
      1. Egemen eşitlik ilkesi: Devlet dediğimiz şey egemense ABD de Uganda da devletse bu ikisi eşittir. BM genel kurulunda 194 devlet vardır hepsinin de 1 oyu vardır. BM Antlaşması m:2/1

1. Örgüt tüm üyelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur.

      1. İç içlerine karışma yasağı: Eğer devletler eşitse eşit eşitin işine karışmamalı. BM Antlaşması m:2/7

İşbu Antlaşmanın hiçbir hükmü Birleşmiş Milletlere herhangi bir devletin kendi iç yetki alanına giren konulara müdahale yetkisi vermediği gibi ̧yeleri de bu türden konuları işbu Antlaşma uyarınca bir çözüme bağlamaya zorlayamaz; ancak, bu ilke VII. Bölümde öngörülmüş olan zorlayıcı önlemlerin uygulanmasını hiçbir biçimde engellemez.

Devletler birbirinin iç işlerine karışamaz. Başka bir devlet de BM de başka bir  devlet de devletin iç işlerine karışamaz.

      1. Eşitlerin eşitleri yargılaması mümkün değildir. Par in parem non habet jurisdictionem

05.07.2017

(başta self determinasyonun tekrarını yaptık, yazmadım)

Konfederasyonda konfederasyonu oluşturan devletler ayrı birer hukuk süjesidir. Federasyonda değildir.

Tanıma:

Bu üç unsur bir devletin ortaya çıkması için yeterli midir? Kimisi der ki yeterli değildir bir devlet olması için ayrıca UA alanda bunun bir devlet olduğu kabul edilmesi yani tanınması gerekir. İki görüş vardır:

    1. Tanımaya kurucu nitelik atfeden görüş: UAH bir dönem kabul edilen sonra tartışılan bir konudur. Kosova devlet olarak ortaya çıktı 50 devlet onu tanıdı. İlk sorun bu sayı yeterli midir? Kaç kişi tanıyınca bunu kabul edeceğiz? İkinci sorun da benim devlet olup olmadığımı başkası mı tayin edecek? Bu görüş bu nedenle sık sık eleştirildi. Günümüzde bu anlayış değişmiştir.
    2. Tanımayı açıklayıcı bir işlem olarak gören görüş: Tanımanın tek kurucu sonucu bizim aramızda ilişki oluşmasıdır. Tanıma tek taraflı bir sonuç doğuran açıklayıcı bir işlemdir. Günümüz teorisine göre tanıma kurucu bir unsur değildir; devletin sadece üç kurucu unsuru vardır. Tanıma açıklayıcı bir işlemdir.

Burada tanımadan kasıt bir devletin tanınmasıdır.

Bir devletin başka bir devletin olduğuna ilişkin iddiası ile o devletle siyasi ilişki kurabilmek adına yaptığı beyandır. Bu açıklayıcı bir işlemdir. Kurucu bir işlem değildir.

Tanıma işlemi ya de jure gerçekleşir (hukuki sonuçlarıyla tanıma) ya da de facto (fiili nedenle tanıma) gerçekleşir. De jure tanıma ben onun devlet olduğunu tanıyorum ve bunu değiştirmiyorum demektir. De facto şu an ki duruma göre tanımaktır. Mesela Irak’ı ben şu an de facto olarak tanıyorum ama ilerde orası bölünüp üç devlet ortaya çıkabilir. De facto tanıma zaman içinde geri alınabilir, de jure alınamaz.

Tanıma açık bir şekilde gerçekleştirilebilir. Duyuruyla, yayınlayarak vs. Zımni tanıma da mümkündür.

Tanıma nisbi bir işlemdir.

Tanıma tek taraflı bir işlemdir. Devletlere bu konuda bir yükümlülük getirmez. Nisbi bir işlemdir tanınan ve tanıyan arasında hukuki sonuç doğurur. Açıklayıcı bir işlemdir. Tanıyan ve tanınan arasında bir hukuki sonuç kurulmasına neden olur. Ama bunun dışında o devlet yine de vardır, yani kurucu bir işlem değildir.

Devletin yetkisi:

Devletin ülkesinde yetkisi ve ülkesini aşan yetkileri vardır. Biz daha çok ülke üzerindeki yetkiler üzerinde duracağız. UAH’da devletin yetkisi konusunda genel kural asli ve münhasırdır. Yetki tamamen o devlete aittir münhasır yetki budur. Başka bir devletin yetkisi yoktur. Devlet ülkesi üzerinde tam ve bağımsız yetki kurabilir. Devlet ülkesini istediği gibi kullanabilir. UAH buna iki istisna getirir. Birine sınırlama diğerine kuraldışılık deriz.

Ülkesel yetkinin içeriği çok geniştir. Mesela münhasır yetki konusunda yabancılar bir devletin ülkesine serbestçe giremez. Bu anlamda devlet yabancılarını ülkesine almak zorunda değildir. Kural olarak vize uygulama yetkisi vardır. Devlet ülkesindeki yabancıları istediği zaman dışarı da çıkabilir, sınırdışı edebilir. Münhasır yetkinin sınırlarından biri sınırdışı ettiği yabancılara saygılı davranmasıdır.

  1. SINIRLAMA: Sınırlandırılması mümkün olabilir
    1. Devlet kendi ülkesini başka devlet verecek şekilde kullanamaz. Mesela Korfu Boğazı davası. Ben ülkeme istersem mayın döşeyebilirim bu münhasır yetki değil mi dediğinde başkasına zarar vermeyi önlemen lazım dendi. Bunun başka bir örneği 1936 yılında gerçekleşen bir mahkemede görülen Trail Smelter davasıdır. Amerika’da, Kanada sınırına yakın fabrikalardan çıkan dumanlar Kanadalı çiftçilerin tarlalarına zarar veriyor. Kanada bu fabrikaların belli bir standarta getirilmesi gerektiğini söylüyor. Tahkim heyeti ABD’lilere tazminata hükmediyor. Sen ülkende fabrika yapabilirsin bu bir münhasır yetkidir diyor. Ama o tesisi kurarken Kanadalı çiftçilere zarar veriyorsa bunu tazmin etmekle yükümlüsün. Çünkü hiçbir devlet kendi ülkesini başka bir devlete zarar verecek şekilde kullanamaz.
    2. Devlet kendi ülkesinde başka devletlerin kamusal işlemlerine ve o ülkenin vatandaşlarına saygılı davranmalıdır.
  2. Birtakım kural dışılıklar olabilir: Antlaşmalarla veya örf ve adetle bu münhasır yetkinin istisnaları olabilir. Örneğin silahsızlandırılma, askerden arındırılma vs. Biz Lozan Antlaşması ile Yunanistan’ın Ege Adalarını silahsızlandırmasına hükmettik.

11.07.2017

ULUSLARARASI ÖRGÜTLER

UAH temelde devletler arası hukuktur. Ama zaman içinde UA örgütlerin ortaya çıkmasıyla onlar da bir UAH süjesi haline gelmiştir. Hatta günümüzde UA örgütler devletlerin bile önüne geçmiştir.

Tarihçe:

Eskiden bazı örgütlenme tipleri görülmekle beraber bugün UAH tanımlanan örgütlenme modeli ilk kez Birinci Dünya Savaşı sonrası çıkar: Milletler Cemiyeti. Bunun dışında birkaç telekomünikasyon örgütlenmesi olsa da başarılı olamamıştır. MC barışçıl amaçla kurulmuştur; amacı UA barışı sağlamaktır. Ama bu amacını gerçekleştirememiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra işlevsiz kalmıştır. İkinci Dünya Savaşından sonra BM modeline geçilmiştir. BM ile birlikte UA örgütlenme daha da yaygınlaşmıştır. Değişik örgütlenme modellerinin gelmesiyle günümüzde 2000’den fazla örgüt bulunmaktadır.

UA örgüt genel anlamda UA alanda faaliyet gösterme amacıyla kurulan UA yapıdır. Bu geniş anlamdadır. Biz UA örgütleri ikiye ayırıp biri üstünde duracağız.

  1. Devletler arası UA örgütler
  2. Devletler dışı UA örgütler

UEFA da AB de UA örgüttür. Bu ikisi aynı tür müdür? UEFA devletler dışıdır. Non governmentalları devletler bir araya gelerek kurmaz. Bunlarda da tüzel kişilikler var ama bunlar siyasi değildir. Kurucu üyeleri devletler değil devletler dışı özel kişilerdir gerçek kişi de özel kişi de olabilirler.

Devlerler arası UA örgütler devletlerin kendi aralarında bir UA antlaşmayla kurdukları ve devletten ayrı tüzel kişiliğe sahip yapıdır. Mutlaka üç unsuru içermelidir:

  1. Devlet: Devletler bir araya gelerek kurar
  2. Antlaşma: Devletler arasında yapılan antlaşmayla kurulmalı
  3. Kişilik: Devletten ayrı bir hukuki kişiliği olmalı

Örgütler ikiye ayrılabilir:

  1. Evrensel
  2. Bölgesel

Eğer örgüt kuruluş anlaşmasıyla kendini bir bölgeyle sınırlıyorsa bölgesel bir örgüttür.

Mesela Suriye, Avrupa Konseyinde dava açamaz çünkü AB bölgesel bir örgüttür.

Örgütler başka bir ikili ayrıma daha tabi olabilirler:

  1. Açık örgüt
  2. Kapalı örgüt

Mesela Avrupa Konseyi açık ve bölgesel bir örgüttür. AB ise kapalı ve bölgeseldir. Bir örgütün açık-kapalı olmasıyla bölgesel-evrensel olması bağlantılı değildir.

Bütün örgütlerde örgütün kararıyla üye alınır. Açık örgütlerde örgüte üyelikte zorlu şartlar yoktur, belli kıstaslar yeterlidir ve oylamada belli bir çoğunluk yeterlidir.

Bazıları örgütleri ekonomik, askeri, iş birliği örgütü diye ayırabilir.

AB devletlerarasıdır bize göre ama bazı hukukçular sui generistir, supranasyoneldir der. Daha çok egemenlik hakkı vardır.

UA örgütleri mutlaka devletler kurmalıdır. Devletlerin bir araya geldiği bir yapıdır. Ama devletle farklı kişiliği vardır. Devletler bir araya gelip UA örgütü kurarlar. Üyelik a)kurucu üyeler b) katılımcı üyedir. Kurucu üye kuruluş antlaşmasını ilk imzalayan devletlerdir. Katılımcı üye sonradan katılan üyedir. Kural olarak kurucu üye ile katılımcı üye eşittir. Egemen eşitliğinin bir sonucudur. Bu eşitlik kimi zaman bozulabilir. Bu kurucu üye olmaktan kaynaklanmaz. Mesela BM’de 51 kurucu üye var ama güvenlik konseyinde sadece 5 üyenin üstünlüğü var. Bu üstünlüğün başka bir istisnası ağırlıklı oydur. Ne kadar çok para yatırırsan o kadar oy hakkı kazanırsın. Ekonomik nitelikli örgütlerde bu görülür.

UA örgütler bir antlaşmayla devletler tarafından kurulur. Antlaşma daha önce işlediğimiz antlaşmadır. Antlaşmayla kurulmayan bir yapı UA örgüt değildir. Bu bir kurucu antlaşmadır. Her antlaşma mutlaka bir örgüt kurmaz ama her örgüt bir antlaşmayla kurulur. Bu durumda bir UA örgüte üyelikten kasıt kurucu antlaşmaya taraf olmaktır. Örgüte üye olmayan devlet üçüncü kişidir. Örgüt kuran antlaşmalarda sözleşmeyi tevdi/teati etmek yeterli değildir; örgütün de sizi kabul etmesi gerekir. Bu örgütün kendi takdiridir. Yani siz antlaşmayı onaylayarak örgüte üye olursunuz ama bir de diğer antlaşmalardan farklı olarak örgütün de sizi kabul etmesi gerekir.

Devletler tarafına bir antlaşmayla kurulmakla birlikte devletlerden ayrı hukuki kişiliğe sahiptir. Devletlerin tüzel kişiliği ayrı, UA örgütün tüzel kişiliği ayrıdır. Özü niteliğiyle devletle aynı kişiliğe sahip değil. Devletin kişiliği/yetkisi münhasırdır UA örgütün ise asli bir kişiliği yoktur. Her konuda karar alamaz. UA örgütlerin kişilikleri türevsel kişiliktir. İkincildir, oluşturulmuş kişiliktir. Devletler bir araya gelip kurdukları için o kişiliği kazanırlar. Bu nedenle yetkileri de görecelidir. UA örgütlerin yetkisi devletlerin ona verdiği kadardır. Onun dışına taşması mümkün değildir. Devletler tarafından kurulsa da devletlerden farklıdır. Ülke, insan unsuru yoktur. (istisnası AB) Egemenlik konusunda da devletler asli yetkiye sahipken UA örgütler devletin kendine tanıdığı kadardır. Yani devletle UA örgütler iki ayrı kişilikse de bu kişilikler yapı itibariyle birbirinden farklıdır.

Milletler Cemiyeti

İlk evrensel nitelikte geniş yetkilerle donatılan örgüt MC’dir. Birinci Dünya Savaşından sonra kurulması gündeme geldi. Versay Barış Antlaşmasıyla kurulmuştur. MC Misakı dediğimiz şey aslında VBA’nın ilk 21 maddesidir.

Genel kurul yasama organı, güvenlik konseyi yürütme organıdır. Yargı organı yoktur.

Kuruluş aşamasında bazı sıkıntılar yaşadı. Amacına ulaşamadı. Bunun sebeplerinden birir MC’nin hep yenen devletlerin cemiyeti olarak tanımlanmış olmasıdır. Türkiye de bu nedenle başından beri üye değildir. Biz MC’ye başta üye olmadık. Bizim açımızdan Osmanlının parçalanmasına neden olan güçlerin kurduğu bir yapıydı. Lozan’dan sonra bizim MC’ye katılmamızı istediler ama biz 32’ye kadar katılmadık. Bunun temel nedeni Musul’dur çünkü biz Musul’u MC eliyle kaybettik. Biz MC’ye davet üzerine 32’de katıldık. Hatay sorunu öncesinde katıldık. Hatay, Suriye içinde Fransa kontrolüne bırakılmıştır. Fransa’nın Suriye’den çekileceği gündeme geldi, 34te tamamen çekildi. Hatay’da referandum yapıldı. 36’da ilk referandum yapıldığında Araplar hile karıştırdığı için askeri birliğimiz girdi. 38’te MC eşliğinde bir daha yapıldı. Önce Hatay cumhuriyeti bağımsız oldu. Bir yıl sonra Türkiye ile birleştirildi.

39’da savaş başlayınca MC fiili olarak görev yapamaz hale geldi. Sonra kendini feshetti. MC bitti BM geldi.

Birleşmiş Milletler

(30 puan gelir. Yapısı ve tekniği önemli)

BM evrensel nitelikli bir örgüttür. Bütün devletler üye olabilir. 51 devletle kurulmuş olup bugün 194 üyesi vardır. Açık bir örgüttür.

Ne için kuruldu?

BM Antlaşması m:1 amaçlarını düzenler.

Madde 1
Birleşmiş Milletleríin amaçları şunlardır :

1. Uluslararası barış ve güvenliği korumak ve bu amaçla: barışın uğrayacağı tehditleri önlemek ve bunları boşa çıkarmak, saldırı ya da barışın başka yollarla bozulması eylemlerini bastırmak üzere etkin ortak önlemler almak ve barışın bozulmasına yol açabilecek nitelikteki uluslararası uyuşmazlık veya durumların düzeltilmesini ya da çözümlenmesini barışçı yollarla, adalet ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak gerçekleştirmek;

2. Uluslar arasında, halkların hak eşitliği ve kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesine saygı üzerine kurulmuş dostça ilişkiler geliştirmek ve dünya barışını güçlendirmek için diğer uygun önlemleri almak;

3. Ekonomik, sosyal, kültürel ve insancıl nitelikteki uluslararası sorunları çözmede ve ırk, cinsiyet, dil ya da din ayrımı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygının geliştirilip güçlendirilmesinde uluslararası işbirliğini sağlamak ve

4. Bu ereklere ulaşılması yolunda ulusların giriştikleri eylemlerin uyumlaştığı bir odak olmak.

  • UA barış ve güvenliği sağlamak
  • Uluslararasında dostça ilişkiler geliştirmek ve evrensel barışı güçlendirmek
  • UA işbirliğini sağlamak
  • UA sorunların çözüm merkezi olmak.

Asıl amaç UA barışı ve güvenliği korumaktır. MC ile bu amaca ulaşamayınca BM biraz daha modernize edip öyle bir yapı kuralım ki artık yeni bir savaş çıkmasın sorunlar barışsal yöntemlerle çözülsün dedi. Birinci amaç barışı nasıl sağlarızdır.

Temel ilkeleri:

Egemen eşitliği esasına dayanır. Ulusüstü değil uluslararası bir örgüttür.

M:2/4 ülkesel bütünlük ilkesi —> güç kullanmayı yasaklar

İç işlerine karışma yasağı —> bir devlet başka devlete ne BM başka devlete

4. Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüme ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletleríin Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.

Üyelik:

Madde 3- Birleşmiş Milletlerin asıl üyeleri, Uluslararası örgütlenme konusunda San Francisco’da yapılan Birleşmiş Milletler Konferansına katılmış olan, ya da 1 Ocak 1942 tarihli Birleşmiş Milletler Bildirgesini önceden imzalamış bulunan ve işbu Antlaşmayı imzalayarak 110. madde uyarınca onaylayan devletlerdir.

Madde 4- 1. İşbu Antlaşmanın getirdiği yükümlülükleri kabul eden ve bunları yerine getirme konusunda yetenekli ve istekli olduklarına örgütçe hükmedilen tüm diğer barışsever devletler Birleşmiş Milletlere ̧ye olabilirler.

2. Bu koşullara uyan her devletin Birleşmiş Milletler ̧yeliğine kabul ̧, Güvenlik Konseyinin tavsiyesi ̧zerine Genel Kurul kararı ile olur.

Bir üyelik usulü vardır.

Genel kurul ve Güvenlik konseyinin kabul etmesi gerekir.

Genel kuruldaki 194 devletten 2/3ünün kabul etmesi gerekir.

Peki 194 üye kabul etse direk üye olunur mu güvenlik konseyine gitmese de olur mu? Soğuk savaş döneminde Amerika Rus bloğu, Rusya Amerika bloğunu reddediyordu; güvenlik konseyinde anlaşamıyordu. Tavsiye kararı istendi güvenlik konseyi kararı olmadan üyelik olmaz denildi. Kimse üye olamayınca bu sefer vazgeçip herkes üye olsun dediler herkes üye oldu. Şimdi ABD Kosova’yı tanıyıp Rusya tanımadığı için sorun çıktı. Rusya güvenlik konseyinde reddettiği için Kosova üye olamayacaktır.

Üyelikten ihraç bugüne kadar hiç gerçekleşmemiştir fakat yine bu prosedür işler.

BM YAPISI

(*soru gelecek*)

  1. Asli Organlar: Örgütü kuran antlaşmada aslen belirtilen organlar.
  2. Yardımcı organlar: Asli organlara verilen yetkiyle kurulan organlardır.

BM Ana Organları

  • Genel kurul
  • Güvenlik Konseyi*
  • Ekonomik ve Sosyal Konsey
  • Vesayet Konseyi
  • Uluslararası Adalet Divanı*
  • Sekreterlik

Organlar yapı itibariyle farklılık gösterir. İlk dört organ doğrudan devlet temsilcilerinin olduğu organlardır. Sekreterlik ve UAD’de ise devletler değil kişiler vardır.

Madde 7
1. Birleşmiş Milletler örgütünün başlıca organları olarak bir Genel Kurul, bir Güvenlik Konseyi, bir Ekonomik ve Sosyal Konsey, bir Vesayet Meclisi, bir Uluslararası Adalet Divanı ve bir de Sekreterlik kurulmuştur.

2. Gerekli görülebilecek yardımcı organlar işbu Antlaşmaya uygun olarak kurulabilirler.

Genel kurul:

M:9-22 arası düzenlenir.

Asli ve ana meclis organıdır. BM’de bütün devletlerin temsil edildiği organdır. Bugün itibariyle BM’nin 194 üyesi vardır bu nedenle genel kurulun 194 üyesi vardır. Her devletin tek oy hakkı vardır. Mutlak anlamda eşitlik esası vardır. Tek devlet tek oy.

Genel kurul kural olarak çoğunlukla karar alır. M:11 der ki önemli meselelerde 2/3 çoğunlukla karar alır. Önemli meseleleri de sözleşme belirtmiştir.

Kararları örgütün iç işleyişine ilişkin kararları bağlayıcı olmakla birlikte devletlere yönelik kararlarını tümü tavsiye niteliğindedir. Bağlayıcı karar alma yetkisi yoktur.

Genel kurul yılda bir kez eylül ve aralıkta arasında toplanarak dört ay olağan toplantılarını yaparak görüşmelerini yapar. Ama gerekirse olağanüstü toplantıya çağırabilir. Bu genel kurul talebi üzerine veya üye devletlerin çoğunluğunun talebi üstüne olağanüstü toplantı yapabilir.

Yetkileri: m:10-11 genel kurul genel yetkili bir organdır. Yani BM alanına giren her konuyu görüşebilir. Sadece m:12, m:11in sınırını oluşturur. Barış ve güvenlik kural olarak güvenlik konseyinin yetkisindedir.

Madde 11

1. Genel Kurul, silahsızlanmaya ve silahlanmanın düzenlenmesine hakim olan ilkeleri de içermek üzere, uluslararası barış ve güvenliğin korunması için yapılacak işbirliğinin genel ilkelerini inceleyebilir ve bu ilkeler konusunda örgüt üyelerine hem de Güvenlik Konseyine veya hem örgüt üyelerine hem de Güvenlik Konseyine tavsiyelerde bulunabilir.

2. Genel Kurul, Birleşmiş Milletler üyelerinden herhangi biri veya Güvenlik Konseyi veya örgüt üyesi olmayan bir devlet tarafından 35. maddenin 2. fıkrası uyarınca kendisine sunulan ve uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ilişkin olan bütün sorunları görüşebilir ve 12. madde hükümlerisaklı kalmak koşuluyla bütün bu tür sorunlar konusunda ilgili devlet ya da devletlere veya Güvenlik Konseyine ya da hem devletlere veya Güvenlik Konseyine tavsiyelerde bulunabilir. Bir eylem gerektiren bu tür sorunların tüm ̧, görüşmelerden önce ya da sonra Genel Kurul tarafından Güvenlik Konseyine gönderilir.

3. Genel Kurul, uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye sokması muhtemel durumlara Güvenlik Konseyinin dikkatini çekebilir.

4. Genel Kurulun işbu maddede sayılan yetkileri, 10. maddenin genel kapsamını sınırlandırmaz.

Madde 12

1. Güvenlik Konseyi herhangi bir uyuşmazlık ya da duruma ilişkin olarak işbu Antlaşmanın kendisine yüklediği gçrevleri yerine getirdiği sürece, Genel Kurul, Güvenlik Konseyi bunu kendisinden istemedikçe, bu uyuşmazlık ya da durum konusunda herhangi bir tavsiyede bulunamaz.

1950’de Kore sorunu gündeme geldiğinde BM bunu gündemine aldı. Konu güvenlik ve barış olduğu için güvenlik konseyinin gündemine geldi. Rusya’nın vetoları nedeniyle konu görüşülemedi konu tıkandı. Bunun üzerine genel kurul barış için birlik kararı aldı. Bu kararla Kore’ye müdahaleye karar verildi. Bu arkasından iki sorunu gündeme getirdi 1)m:12 “yerine getirdiği sürece” diyor yerine getiremediği için genel kurula geri gider. Yerine getiremediği için bu hukuka uygundur der.

2) Kimisi hayır hukuka aykırıdır der. Çünkü genel kurulun aldığı kararlar bağlayıcı değildir.

ÖZET: Genel kurul altı organdan biri. Tüm devletler temsil edilir. 194 devletten oluşur. BM üyelerinin hepsi temsil edilir. Tüm üyelerin eşit oy hakkı vardır. Kararlarını kural olarak oy çokluğuyla önemi kararlarını 2/3le alır. Ama kararları bağlayıcı değildir. Tavsiye niteliğindedir. Olağan toplantılarını eylül aralık arasında yapar. Genel kurul ve üye devletler çoğunluğun talebi üstüne olağanüstü toplantı yapabilir. Her konuda karar alabilir. BMA’da sayılmıştır bunlar sınırlı değildir sadece sayılmıştır. (tahdidi değil tadadi) Kararlarının ve yetkisinin sınırı m:12dir. Ancak uygulamada Kore olayında genel kurul bu yetkisini aşarak barış için birlik kararı almıştır. Günümüzde bu kabul edilmeye başlamıştır. Eğer güvenlik konseyi bir konuda karar alamazsa genel kurul karar almaya devam etmiştir. Fakat bu sorunlu bir sistemdir. Çünkü karar bağlayıcı olmadığı için uygulamak zor olabilir. Bazıları bu bir anlamda güvenlik konseyinin yetkisini gasp etmektir der. 

Vesayet Konseyi

Şu an yok. MC zamanında sömürge yerine manda sistemini getirdiler. O sistemi yönetmek için bir manda rejimi kurmuşlardır. Vesayet konseyi vasi devletler orayı nasıl yönetiyor onu kontrol eder. Ama 70li yıllardan itibaren vesayet altında bir devlet kalmadığı için 90lı yıllarda vesayet konseyi kendi donduracak bir karar aldı. Sözleşmede vardır ama fiili olarak yoktur.

Ekonomik Ve Sosyal Konsey

Ekonomik ve sosyal konularda üye devletlere yardımcı olur. Bağlayıcı karar almaz.

İnsan haklarına ilişkin verileri tayin eder.

12.07.2017

Sekreterlik

Birleşmiş Milletler Antlaşması m. 97 vd. düzenlenmiştir. Birleşmiş Milletlerin günlük işlerini yürüten temel organdır. İki kısımdan oluşur: BM çalışanları (uluslararası memurlar) ve genel sekreter (başkan).

XV. BÖLÜM: Sekretarya

Madde 97- Sekretarya, bir Genel Sekreter ile örgütün gerek duyabileceği memurlardan oluşur. Genel Sekreter, Güvenlik Konseyinin tavsiyesi üzerine Genel Kurulca atanır. Genel Sekreter örgütün en yüksek memurudur.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri;

  1. Sekreterliğin başındadır.
  2. Birleşmiş Milletler tüzel kişiliğini dışarıya temsil eden kişidir.
  3. Birleşmiş Milletler adına konuşma yapmaya yetkili tek kişidir.
  4. Güvenlik Konseyini gerektiğinde olağanüstü toplantıya çağırır.

Genel Sekreter Güvenlik Konseyinin tavsiyesiyle Genel Kurul tarafından seçilir.

  • İkili bir işlemdir. Hem Güvenlik Konseyinde hem Genel Kurulda yeterli çoğunluğun sağlanması gerekir.

Genel Sekreter 5 yıllığına seçilir fakat tekrar seçilmesi mümkündür. En fazla iki dönem görev yapabilir.

GÜVENLİK KONSEYİ

Bölüm V, m. 23 vd. düzenlenmiştir. Birleşmiş Milletlerin ana organlarından biridir. Devletlerin temsil edildiği bir makamdır. 15 devletten oluşur. Devletler iki gruptur.

5 devlet, sözleşmede ismi sayılan devletlerdir, görev süresi yoktur.

V. BÖLÜM: Güvenlik Konseyi Bileşimi

Madde 23

1. Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletlerin on beş üyesinden oluşur. Çin Cumhuriyeti, Fransa, Rusya Federasyonu, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Krallığı ve Amerika Birleşik Devletleri Güvenlik Konseyinin sürekli üyeleridir. Genel Kurul, her şeyden önce Birleşmiş Milletler üyelerinin uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ve örgütün öteki amaçlara katkılarını, aynı zamanda da hakça bir coğrafi dağılımı göz önünde tutarak, Birleşmiş Milletlerin öteki on üyesini de Güvenlik Konseyinin geçici üyeleri olarak seçer.

Birlemiş Milletler Antlaşmasının 23. maddesinin 1. fıkrasına göre, daimi (sürekli) üyeler Çin, Rusya, İngiltere, Fransa ve ABD’dir.

Diğer 10 devlet geçici üyedir. Genel Kurul tarafından iki yıllık süre için seçilirler.

2. Güvenlik Konseyinin geçici üyeleri iki yıllık bir dönem için seçilirler. Güvenlik Konseyi üyelerinin sayısı on birden on beşe çıkarıldıktan sonra geçici üyeler için yapılacak ilk seçimde, dört yeni üyeden ikisi bir yıllık dönem için seçilecektir. Süresi biten bir üye hemen yeniden seçilemez.

  • Bu seçim, örgütün iç işleyişine ilişkin olacağı için bağlayıcıdır.
  • Önemli bir işlem olduğu için 2/3 çoğunluğun sağlanması gerekir.

Aday devletlerin her biri için ayrı oylama yapılır. 2/3’ü sağlayan devlet seçilmiş sayılır. Birden fazla koltuk boşsa diğer adaylar arasında tekrar seçim yapılır. Seçim 2/3 sağlanana kadar tekrarlanır.

Karar alma yöntemi[1]

Oylama

Madde 27

1. Güvenlik Konseyinin her üyesinin bir oyu vardır.

2. Güvenlik Konseyinin usule ilişkin konulardaki kararları dokuz üyesinin olumlu oyu ile alınır.

3. Güvenlik Konseyinin yöntem sorunlarındaki kararları dokuz üyenin olumlu oyu ile alınır; ancak, VI. Bölüm ile 52. maddenin 3. fıkrası hükümleri uyarınca alınan kararlarda bir uyuşmazlığa taraf olan oylamaya katılamaz.

Birleşmiş Milletler Antlaşması madde 27’ye göre, her üyenin bir oy hakkı vardır. Usule ilişkin kararlar en az 9 üyenin olumlu oyu ile alınır. Güvenlik Konseyinde esasa ilişkin meselelerde karar yine en az 9 oyla alınır. Ancak bu 9 oy içerisinde mutlaka 5 daimi üyenin oyu olması gerekir. 5 daimi üyeden en az birinin olumsuz oy vermesi durumunda karar alınmamış sayılır. Buna veto hakkı denir.

Örnek:

  • 5-evet: daimi üyeler 10-hayır: diğer devletler = karar alınamadı (Dünya 5’ten büyüktür )
  • 1-hayır: ABD 14-evet: diğerleri = karar alınamadı (O kadar da büyük değildir )

Veto hakkı, daimi üyelerin birden fazla oya sahip olması demek değildir. 5 daimi üyeden herhangi birinin olumsuz oy kullanarak Güvenlik Konseyinde karar alınmasını engelleme hakkına veto hakkı denir.

İkinci fıkraya göre, usule ilişkin meselelerde daimi üyeler ret oyu verse dahi çoğunluğun sağlanması durumunda karar alınır. Ancak sözleşmede hangi meselenin usule ilişkin, hangi meselenin esasa ilişkin olduğu belirlenmemiştir. Uygulamada bir meselenin usule ilişkin olup olmadığı da esasa ilişkin bir problem olarak kabul edilmektedir. Sorunun esasa ilişkin kabul edilmesiyle birinci veto, “esas” meselenin reddedilmesiyle de ikinci veto kullanılmaktadır. Dolayısıyla bir çifte veto hakkı söz konusu olmaktadır.

Konsensüs: çekimser kalmak olumlu oy kullanmak anlamına gelir.

Oybirliği: çekimser kalmak olumsuz oy kullanmak anlamına gelir.

Uygulamada konsensüs aranmaktadır. Yani daimi üyelerden biri açıkça ret oyu vermediği sürece karar alınmış sayılır. Ancak lafzi yorumla, sözleşmeden oybirliğinin arandığı anlaşılmaktadır. Fakat uygulamada sistem böyle işlememektedir.

Görev ve yetkileri

Birleşmiş Milletler Antlaşması m. 24 vd. düzenlenmiştir.

Görev ve Yetkileri

Madde 24

1. Birleşmiş Milletlerin üyeleri, örgütün hızlı ve etkili hareket etmesini sağlamak için uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında başlıca sorumluluğu Güvenlik Konseyine bırakırlar ve bu sorumluluk gereğince görevlerini yerine getirirken Güvenlik Konseyinin kendi adlarına hareket ettiğini kabul ederler.

2. Güvenlik Konseyi, bu görevleri yerine getirirken Birleşmiş Milletlerin Amaç ve İlkelerine uygun hareket eder. Bu görevleri yerine getirebilmesi için Güvenlik Konseyine verilmiş belirli yetkiler VI, VII, VIII ve XII. Bölümlerde gösterilmiştir.

Birleşmiş Milletlerin temel amacı barış ve güvenliği sağlamaktır. Güvenlik Konseyi bu amacı uygulayacak olan tek makamdır. Barış ve güvenlik ile ilgili konulara Güvenlik Konseyi karar verir.

Kuvvet/güç kullanma yasağı

Klasik uluslararası hukuk devletlerin problemleri çözmek için zor kullanmasını hukuka uygun kabul etmekteydi. Yalnız Romalılar haklı savaş teorisini ortaya atmıştı. Haklı nedenin varlığında savaş mümkündü. Ancak I. Dünya Savaşından sonra savaşı engellemek için Milletler Cemiyeti Misakı oluşturuldu. Milletler Cemiyeti Misakında savaşa ilişkin maddeler savaşı tamamen yasaklamıyor, sadece geciktiriyordu. 1928 Fransa – ABD arasında Briand – Kellogg Paktı ile ilk kez devletler savaş haklarından vazgeçti. Kuvvet kullanmayı yasaklayan ilk sözleşme bu pakttır. Fakat çok taraflı bir sözleşme olmadığından II. Dünya Savaşını engelleyememiştir.

II. Dünya Savaşından sonra Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 2. maddesinin 4. fıkrası ile kuvvet kullanmak yasaklanmıştır.

4. Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletlerin Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.

Bugün uluslararası hukukta savaş yasaktır. m. 2/4 ile,

  • Savaş
  • Saldırı
  • Silahlı saldırı
  • Tehdit (kuvvet kullanma tehdidi)
  • Müdahale (içişlerine karışma), kuvvet kullanma kapsamında ve yasaktır.

1989 Nikaragua Kararı müdahaleyi ikiye ayırır: doğrudan müdahale (bilfiil karışmak) ve dolaylı müdahale (yardımda bulunmak).

Her saldırı silahlı saldırı değildir. Her silahlı saldırı saldırıdır. Silahlı saldırı halinde, meşru müdafaaya imkân vardır ancak saldırı meşru müdafaa için yeterli bir neden değildir.

Hangi nedenle olursa olsun devletlerin kuvvet kullanması yasaktır. Bir ihlal olduğunu bunu cezalandıracak organ Güvenlik Konseyidir. m. 2/4’ün ihlali halinde Güvenlik Konseyinin barış ve güvenliği sağlama yetkisi doğar.

Güvenlik Konseyinin uyuşmazlığın çözümünde yetkileri, VI. Bölüm m. 33 vd. ve VII. Bölüm m. 39 vd. düzenlenmiştir.

VI. BÖLÜM: Uyuşmazlıkların Barışçı Yollarla Çözülmesi

Madde 33

1. Süregitmesi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye düşürebilecek nitelikte bir uyuşmazlığa taraf olanlar, her şeyden önce görüşme, soruşturma, arabuluculuk, uzlaşma, hakemlik ve yargısal çözüm yolları ile bölgesel kuruluş ya da anlaşmalara başvurarak veya kendi seçecekleri başka yollarla buna çözüm aramalıdırlar.

2. Güvenlik Konseyi, gerekli gördüğünde tarafları aralarındaki uyuşmazlığı bu gibi yollarla çözmeye çağırır.

Madde 34- Güvenlik Konseyi, herhangi bir uyuşmazlık veya uluslararası bir anlaşmazlığa yol açabilecek ya da uyuşmazlık doğurabilecek bir durum konusunda, bu uyuşmazlık ya da durumun süregitmesinin uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye düşürme eğiliminde olup olmadığını saptamak için soruşturmada bulunabilir.

Madde 36

1. Güvenlik Konseyi, 33. maddede belirtilen nitelikte bir uyuşmazlığın ya da benzeri bir durumun herhangi bir evresinde, uygun düzeltme yöntem ya da yollarını tavsiye edebilir.

Madde 37

1. 33. maddede belirtilen nitelikte bir uyuşmazlığa taraf olanlar söz konusu uyuşmazlığı anılan maddede gösterilen yollarla çözmeyi başaramazlarsa, Güvenlik Konseyine sunarlar.

2. Güvenlik Konseyi bir uyuşmazlığın süregitmesinin gerçekten uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye soktuğu kanısına varırsa, 36. madde uyarınca mı hareket edeceğini yoksa uygun gördüğü başka çözüm yolları mı tavsiye edeceğini kendisi kararlaştırır.

VII. BÖLÜM: Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi Durumunda Alınacak Önlemler

Madde 39- Güvenlik Konseyi, barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu ya da bir saldırı eylemi olduğunu saptar ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için tavsiyelerde bulunur veya 41. ve 42. maddeler uyarınca hangi önlemler alınacağını kararlaştırır.

Madde 40- Güvenlik Konseyi, durumun ağırlaşmasını önlemek üzere, 39. madde uyarınca tavsiyelerde bulunmadan ya da önlemleri kararlaştırmadan önce, ilgili tarafları gerekli ya da uygun gördüğü geçici önlemlere uymaya çağırabilir. Bu geçici önlemler tarafların haklarını, iddialarını ya da konumlarını hiçbir biçimde zedelemez. Bu geçici önlemlerin yerine getirilmemesi halinde Güvenlik Konseyi bunu gereğince dikkate alacaktır.

Madde 41- Güvenlik Konseyi, kararlarını yürütmek için silahlı kuvvet kullanımını içermeyen ne gibi önlemler alınması gerektiğini kararlaştırabilir ve Bileşmiş Milletler üyelerini bu önlemleri uygulamaya çağırabilir. Bu önlemler, ekonomik ilişkilerin ve demiryolu, deniz, hava, posta, telgraf, radyo ve diğer iletişim ve ulaştırma araçlarının tümüyle ya da bir bölümüyle kesintiye uğratılmasını, diplomatik ilişkilerin kesilmesini içerebilir.

Madde 42- Güvenlik Konseyi, 41. maddede öngörülen önlemlerin yetersiz kalacağı ya da kaldığı kanısına varırsa, uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için, hava, deniz ya da kara kuvvetleri aracılığıyla, gerekli saydığı her türlü girişimde bulunabilir. Bu girişimler gösterileri, ablukayı ve Birleşmiş Milletler üyelerinin hava, deniz ya da kara kuvvetlerince yapılacak başka operasyonları içerebilir.

VI. Bölüm çerçevesinde alınan kararlar tavsiye niteliğindedir. VII. Bölüm çerçevesinde alınan kararlar ise yaptırım kararlarıdır, bağlayıcıdır. Tavsiye niteliğindeki kararlar bağlayıcı değildir. Eğer devletler arasındaki uyuşmazlık iki devletin problemi olmaktan çıkıp uluslararası güvenliği tehdit eder bir niteliğe bürünürse yaptırım kararları alınır. Özellikle m. 41 ve m. 42’de düzenlenmiştir. Güvenlik Konseyi güç kullanmaya varmayan tedbirler alabilir (m. 41). Irak’a ekonomik ambargo uygulanması bu tedbirlere örnektir. Bu tedbirlere rağmen devlet kararlara uymuyorsa Güvenlik Konseyi güç kullanarak tedbir alabilir (m. 42).

ÖZET: Devletler birbirlerine karşı kuvvet kullanamaz. Kuvvet kullanmak devletlere yasaktır. (İstisna: m. 51 – meşru müdafaa.) Güvenlik Konseyi güç kullanabilir. Devletlerin zamanında elinde olan savaş hakkı Güvenlik Konseyine verilmiştir. Güç uluslararası barışı sağlamak amacıyla tek elde toplanmıştır. Buna Birleşmiş Milletlerde ortak güvenlik sistemi denir.

NOT: Birleşmiş Milletlerde hukuki tek makam Uluslararası Adalet Divanıdır. Güvenlik Konseyi siyasi bir makamdır, siyasi kararlar alır. Hukuka uygun karar almayabilir.

Bölüm VI ve VII’de düzenlenen tedbirler arasında bir hiyerarşi yoktur. Güvenlik Konseyi uluslararası güvenliğin ihlâl edildiği kanaatine vardığında isterse doğrudan m. 42’yi uygulayabilir, hangi tedbirin uygulanacağı Güvenlik Konseyinin takdirindedir.

Birleşmiş Milletlerin bir askeri gücü olması planlanıyordu fakat Soğuk Savaş nedeniyle hayata geçirilemedi. Bu sebeple Güvenlik Konseyi müdahale kararı aldığında, devletlere yetki devrinde bulunmaktadır. Örneğin ABD’nin 1990’da Irak’a Güvenlik Konseyi kararıyla müdahalede bulunması hukukidir. Ancak Konsey kararı olmadan yapılacak bir müdahale hukuka aykırıdır.

Güvenlik Konseyi 12 ay boyunca görev yapar. Güvenlik Konseyini konsey üyelerinden herhangi biri, genel kurul üyelerinden biri veya Genel Sekreter toplantıya çağırabilir.

18.07.2017

MEŞRU MÜDAFAA

Güç kullanma yasağının tek istisnası Birleşmiş Milletler Antlaşması m. 51’de düzenlenen meşru müdafaa hakkıdır. Bir devlet silahlı saldırıya maruz kaldığında, Güvenlik Konseyi tedbir alıncaya kadar meşru müdafaa hakkına doğal olarak dayanabilir.

Madde 51- Bu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyine bildirilir ve Konseyin işbu Antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez.

Sözleşmede belirtilen unsurlar:

  • Meşru müdafaa doğal bir haktır. Örf ve adetten gelir. Antlaşmaya taraf olmayan devletler de meşru müdafaa hakkına sahiptir. Örnek: Kosova
  • Silahlı saldırıya maruz kalan devlet meşru müdafaa hakkına sahiptir. Silahlı saldırı olmadan meşru müdafaa doğmaz. m. 2/4 yalnız silahlı saldırıyı yasaklamaz. Fakat meşru müdafaa yalnız silahlı saldırıda devreye girer. Dolayısıyla m. 2/4’ün her ihlâli karşı tarafa meşru müdafaa hakkı vermez. Ancak bu durum önleyici meşru müdafaa ve insani müdahaleyle aşılmaktadır.
  • Meşru müdafaa geçici bir haktır. Güvenlik Konseyi gerekli tedbirleri alıncaya kadar bu hak kullanılır. Güvenlik Konseyi tedbir alınca yetki Güvenli Konseyine devredilmiş olur. Güvenlik Konseyi tedbir alamıyorsa meşru müdafaa hakkı devam eder. Her iki taraf da meşru müdafaa iddiasında bulunuyorsa, Güvenlik Konseyi öncelikle meşru müdafaa hakkını teyit eder. Örneğin 1928’de Arjantin İngiltere’ye bağlı Falkland adalarına çıkarma yaptı. İki devlet de meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu iddia etti. Güvenlik Konseyi önce meşru müdafaa hakkının varlığını teyit etti. Güvenlik Konseyi gerekli tedbirleri alınca, meşru müdafaa hakkı sona erer. Bu sebeple meşru müdafaa hakkının kullanıldığına dair bilgi verilmelidir.

Madde dışı unsurlar: Caroline olayı (İngiltere vs. Amerika)

Caroline gemisi Kanada’nın özgürlüğüne silah taşıyordu. İngiltere, Kanada kendi ülkesine bağlı olduğu için gemiyi vurdu. Bu olay üzerine ABD, İngiltere’yi kınadı ve Webster doktrini çıktı.

  1. Zaruret
  2. Aciliyet
  3. Orantılılık
  • Zaruret: Güç kullanmaktan başka çare olmamalıdır. Saldırı başka yollarla def edilebiliyorsa güç kullanma meşru değildir.
  • Aciliyet: Süre unsuruyla ilgilidir. Meşru müdafaa saldırının hemen arkasından verilen tepkidir. Uluslararası hukukta silahlı saldırılar büyük olaylardır. Bu nedenle saldırıya karşılık verme süresi uzayacaktır. Ancak bu süreler makul uzunlukta olmalıdır.

Örnek: Ermenistan’ın Karabağ’ı işgali üzerine, Azerbaycan – Ermenistan arasından 1994’te ateşkes ilan edilmesine rağmen, Azerbaycan 20 sene sonra meşru müdafaa hakkını kullandığını ifade ederek saldırıda bulundu.

  • Birleşmiş Milletler sorunu çözeceğini söyleyerek Azerbaycan’a sürekli engel oldu fakat 20 yıl boyunca Güvenlik Konseyi herhangi bir tedbir almadı. Bu Azerbaycan’ın meşru müdafaa hakkını kullanmasını açıklar.
  • İşgal mütemadidir. Bu sebeple meşru müdafaa hakkı kullanılabilir.
  • Karabağ’ın işgali yapıldığı dönem itibariyle hukuka aykırıdır. (Falkland Adaları davasında, adalar üzerinde İngiltere egemenlik tesis etmişti ve bu dönemde İngiltere’nin eylemi hukuka aykırı değildi.
  • Orantılılık: Kendi haklarını savunacak kadar güç kullanma demektir. Kullanılan güç orantılı olmadığı takdirde m. 2/4’ün ihlâli gerçekleşir.

Meşru müdafaa m. 2/4’ün istisnası olduğu için dar yorumlanmalıdır. Amerika bunu iki defa genişletmiştir.

  1. Reagan doktrini: m. 2/4’e göre yalnız silahlı saldırı meşru müdafaayı doğurur. Bu doktrine göre, m.2/4’teki tüm sebeplerde meşru müdafaa uygulanır.
  2. Bush doktrini: Önleyici meşru müdafaa, 11 Eylül’den sonra ABD’nin Afganistan’ı vurmasıyla ortaya çıkmıştır. Saldırının gerçekleşmesi durumunda meşru müdafaa hakkının kullanılması mümkün olmayacağından saldırı öncesi güç kullanmayı savunur. Fakat İsrail’in 1980’de Irak’ın Osirak hava üssünü vurduğunda Güvenlik Konseyi İsrail’in önleyici meşru müdafaa iddiasını kabul etmemiştir. Bush doktrini özellikle teröre destek veren ülkelerde önleyici meşru müdafaa hakkının kullanılabileceğini iddia eder.

İnsani müdahale ve barış güçleri

İnsani müdahale özellikle 80’li yıllardan itibaren hukuka sokulmaya çalışılan ancak hala kabul edilmeyen bir kavramdır. Amerikalı yazarlar üzerinde çokça durmaktadır. Her ne kadar devletlerin birbirine müdahalesi yasak olsa da, insani müdahalenin olabilme ihtimali savunulmaktadır. Örneğin Suriye’de ağır insan hakkı ihlalleri olduğu için Türkiye müdahale ederek Türkmenlerin haklarını korumak istemektedir. Yani insani müdahale, yurtdışında, başka ülkelerde yaşayan aynı etnik gruplardan oluşan inanlarının ihlal edilen haklarının savunulabilmesi için o ülkeye müdahale edilmesidir. Reagan doktrinin hukuki temelidir. Örnek: Entebbe baskını olayında, Güvenlik Konseyi Uganda’nın egemenliği ihlâl edildiği için, insan haklarını korumak amacıyla müdahale etmiş olsa da, İsrail’i kınadı.

4. Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletlerin Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.

İnsani müdahale her halükarda m. 2/4’ün ihlâlidir. Çünkü Birleşmiş Milletlerin temel amacı barış ve güvenliği korumaktır. Bu amaç insan haklarını korumak amacıyla dahi ihlal edilmemelidir.

7. İşbu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletlere herhangi bir devletin kendi iç yetki alanına giren konulara müdahale yetkisi vermediği gibi üyeleri de bu türden konuları işbu Antlaşma uyarınca bir çözüme bağlamaya zorlayamaz; ancak, bu ilke VII. Bölümde öngörülmüş olan zorlayıcı önlemlerin uygulanmasını hiçbir biçimde engellemez.

İnsani müdahale bugün m. 2/7’nin uygulanması yoluyla başka bir şekle dönüştürülmüştür. Hiçbir devlet başka bir devletin içişlerine karışamaz. VII. Bölüm bunun istisnasıdır. İnsan hakları sorunu bir iç hukuk sorunudur. Toplumsal sözleşme kapsamında, yönetilen ve yöneticinin çatışması ortaya çıkar. İnsan hakları, Birleşmiş Milletlerle uluslararası hukuka taşınmaya başlamıştır. Devlet vatandaşını koruma görevini yerine getiremediği için uluslararası hukukun konusu olmuştur. Buna dayanarak Güvenlik Konseyi, insan hakları ihlalleri uluslararası güvenliği tehdit ettiğinde, vatandaşa ve uluslararası topluma karşı bir koruma sorumluluğunun doğduğunu söylemiştir. Bu kavramın (koruma sorumluluğu) ortaya çıkmasıyla insan hakları ihlalinde ihlalci devlete müdahalede bulunulabileceği savunulmuştur.

Her hak ihlali için Güvenlik Konseyi devreye girmez. Koruma sorumluluğu ancak Cenevre Protokolleri ile koruma altına alınan,

  • Savaş suçları
  • İnsanlığa karşı suç
  • Ağır insan hakkı ihlallerinde devreye girer.

Güç kullanma açısından kurallar ikiye ayrılır:

  1. jus ad bellum[2]: güce başvurma hakkı (m. 2/4)
  2. jus in bello[3]: güce başvurulduğunda uygulanan kurallar (savaş sırasında devreye giren Cenevre Protokolleri. Ana kural, savaş yasaktır. Fakat yine de silahlı çatışma çıkarsa uyulacak birtakım kurallar vardır. Bunlar Cenevre Protokollerinde düzenlenmiştir. Örnek: kullanılacak silahlar.)

Dolayısıyla, ülke içinde silahlı çatışma varsa, insan hakları ihlâl ediliyorsa ve bu insan hakkı ihlâlleri Cenevre Protokolleri kapsamında ise ihlal iç hukukun sorunu olmaktan çıkar ve uluslararası hukuk sorunu haline gelir, artık müdahale meşrudur. Bunun hukuki dayanağı Birleşmiş Milletler Antlaşması m. 2/7’dir.

İnsani müdahaleyi devletlere bırakmak doğru değildir. Müdahaleyi Güvenlik Konseyi yapmalıdır, bu müdahalenin adı da insani müdahale değil, koruma sorumluluğudur. Çünkü insani müdahale kavramı manipülasyona açıktır. Devletlerin insan haklarını bahane ederek müdahalede bulunması mümkündür.

19.07.2017

Barış Güçleri: BMA düzenlenmemiştir.  Özelliği bir silahlı çatışma veya uyuşmazlık çıktığında UA barış tehlikeye düştüğünde iki tarafın da rızasıyla silahlı çatışmanın kimin haklı kimin haksız olduğuna bakmadan çatışmanın büyümesini engellemek amacıyla taraflar çağırılır ve o arada çatışma bölgesine tarafsız tampon bir gücün yerleştirilmesidir. Bu da BM’den asker alınarak oraya yerleştirilir. İlk ortaya çıkması 1956 Mısır Süveyş kanalı krizidir. Daha sonra şekil değiştirdi. Başta sadece barışı korumak adına gönderilen barış güçleri artık barışı kurmak tesis etmek (ilkinde güç kullanmıyor sadece savaşan güçleri ayırıyor) için güç kullanarak tarafları yatıştırmaya çalışıyor. Savaşı durdurup yatıştıralım sonra oturup çözelim diyorlar. Bosna krizinde böyle yapıldı. Başta silah kullanmak tereddüt yarattı bunun sebebi bunun BMA M:7 gereğince uygulanan bir yaptırım olmamasıdır. Bu maddede sayılan kararlarda yaptırım uygulanacak devletin rızası aranmaz. Barış gücü bu kararlar alınamadığında devreye sokulur bu nedenle barış gücü gönderilecek ülkenin rızası gerekir. Güvenlik konseyi kararı olmadığı için siz orda bulunun orada silah kullanmayın ama halka yönelik bir saldırı varsa kullanın deniliyor.  Bir güvenlik gücü yaptırımında bulunuluyor ama güvenlik konseyi kararı olmadan. Hukuki temeli zayıftır ama çok işe yarayan bir sistemdir.  m:42ye göre gönderilmiyor güvenlik konseyi kararıyla ama m :41e göre de gönderilmiyor silahlı olduğu için.

Uluslararası Adalet Divanı

Devletler arası uyuşmazlıklar iki şekilde çözümlenir: 1) Barışçıl çözüm yöntemle 2) Savaşla. Günümüzde Savaş yasaktır bir çözüm yöntemi değildir. Bu nedenle sorunlar barışçıl yöntemlerle çözülmeli. Barışçıl yöntemler de  iki şekilde olabilir

1) Diplomatik (yargı dışı):uzlaşma, müzakere…

2) Yargısal

  1. Tahkim: Uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra tarafların iradeleriyle oluşturduğu mahkemedir.
  2. Mahkeme: Önceden kurulan mahkeme vardır siz uyuşmazlığı onun önüne  götürüyorsunuz.

UAD ,UAH bir mahkeme görünümündedir. Böyle bir daimi mahkeme kurma düşüncesi (eskiden tahkim vardı) MC kurulmasıyla oraya atıldı. MC döneminde UDAD kuruldu. Uluslararası Daimi Adalet Divanı MC bir organı değildi. Ayrı bir yapıydı ama MC üyelerinin uyuşmazlıklarını çözerdi. Bozkurt Lotus davası orada görüldü. Bizim UA mahkemeye gidilen tek davamızdır. Gidip kazanmışız. Lotus bir Fransız Bozkurt Türk gemisidir Fransız ve Türk gemisi açık denizde çarpışıyor bu çarpışma sonu iki Türk ölüyor ve Lotus gemisi hasar görüyor. Hasar gördüğü için Lotus gemisi Türkiye’ye geliyor. Biz de kaptanı tutuklayıp yargılamaya başlıyoruz. Fransızlar ayaklanıyor. Açık denizde gerçekleşen olaylarda bayrak devleti yetkilidir diyor. Hangi bayrak düzenlenmemiş ama. Türkiye diyor ki bana çarptın yargılamayı ben yaparım diyor. Fransa’da hayır sen kendi devletini yargılayabilirsin beni yargılayamazsın diyor. Dönemin adalet bakanı Mahmut Esad Bozkurt. UDAD gidiliyor davayı kazanıyor.

Bu devletler düzeyinde görülen tek davamız. UAD’de davamız olmadı hiç.

UDAD 20lerde göreve başladı 39’a kadar fiili görev yaptı 46’da MC feshedince o da fesh oldu. Yerine UAD kuruldu.

M:92-96 arası düzenlenir. BMA bitince bir de UAD Statüsü başlar. Bu BMA’nın mütemmim cüzüdür. Yani ayrılmaz parçasıdır. BMA onaylayan her devlet UADS de onaylamış sayılır.

BMA taraf olmak dolaylı olarak UADS taraf olmaktır ama bir devletin doğrudan divan önünde yargılanacağı anlamına gelmez. Çünkü zorunlu değil ihtiyari bir organdır. Yani rızaya ihtiyaç vardır. Her dava için ayrı rıza gerekir. Statüye taraf olmak ayrı rızadır davanın görülmesi için verilecek rıza ayrıdır. Çünkü ihtiyari bir organ.

Her ne kadar BM organı olsa da BM emir ve talimatı altında hareket etmez. Tarafsız ve bağımsızdır. BM tek hukuki organıdır. Hukuki uyuşmazlıklarını çözmek için vardır. Siyasi sorunları çözmez. Hukuki bir sorun değilse reddeder. Hiçbir organdan emir almaz. Organ olarak kurulmuş çünkü UAD kararı BM kararına dönüşecek ve siz ona uymazsanız BM kararına uyulmamış sayılıp zorlayıcı güç uygulanabilecektir.

Yapısı:

UAD 15 yargıçtan oluşan bir mahkemedir. Devletlerin temsil edildiği organ değildir. Kişiler temsil edilir. Bu demektir ki yargıçlar ülkelerini temsil etmez. Doğrudan BM temsil eder. Bu yargıçlar güvenlik konseyi tavsiyesi üzerine genel kurul tarafından seçilir. Aslında ikisinde de seçim yapılır. Genel kurula gider ismim orda da 2/3 çoğunluğa ulaşılırsa ben yargıç seçilirim.

AHİM’de yargıç ismini devletler verir. AİHM 3 kişiden 1ini seçer. BM’de öneri devletlerden gelmez. Bir kurul vardır UA hakem heyeti o kurul isimleri verir. Bir consensus vardır. Her ülkeyi temsil etsin diye. 1 tanesi mutlaka ABD’dendir. 2 tanesi Uzak Doğudandır bunlardan 1i Rustur. 4 tane Avrupalı 6 Asyadan ve Pasifikten. 2 tanesi de Latin Amerika’dandır. Bu yargıçlar 9 yıl için seçilir.

Mahkeme 15-9 kişi ile toplanır. Yani en az 9 hâkim hazır bulunmalı. 9’da çoğunlukla karar alırlar. 1 bakan 1 de başkan yardımcısı vardır. 15 yargıç bunları kendi içinden seçer. Duruşmalara başkan başkanlık eder o yoksa başkan yardımcısı o da yoksa kendileri arasında seçer. Oylar eşitse başkanın oy kullandığı taraf kazanmış olur. Önce en kıdemsiz oy verir en son başkan oy verir.

Divanın görevi:

UAD yetkisi:

  1. Yargılama yetkisi
  2. Danışma görüşü verme yetkisi

Yargılama yetkisi: Bir uyuşmazlığın UAD görülebilmesi için:

  1. Mutlaka UAH bir uyuşmazlık olmalı ve mutlaka hukukla ilgili bir sorun olmalı. Siyasi bir soruna bakmaz
  2. Taraflar mutlaka devlet olmalı. Devlet dışındaki kişilerin davalarına bakmaz. Yani devletle devlet arasındaki uyuşmazlıkları çözer.
  3. Mutlaka yetkilendirilmiş olması gerekir. Yani divan davada yetkili olmalı. Tarafların BM üyesi olması yeterli değil. Divan dört ayrı usulle yetkilendirilebilir.

Antlaşmayla: Antlaşmada açıkça divanın yetkili olduğunu söylemesi lazım.

Tahkimde olduğu gibi aslında bir antlaşma yok taraflar uyuşmazlık çıktığında bu uyuşmazlığa UAD bakmasını kararlaştırıyorlar.

Beyan yöntemi: Bir devlet beyanıyla bir sözleşmede ona ilişkin sözleşme olmamakla birlikte UAD’nin yetkili olduğuna dair beyan verir.

Forum prorogatum: üstü örtülü yetki verme. Bu divan statüsünde de BMA’da da yok ama uygulamada kabul edilir. Korfu boğazı davasında gündeme geldi. Bir devlet yetki itirazında bulunur. UAD yetkili olup olmadığını inceler. Korfu boğazında Arnavutluk yetki itirazında bulunmadı ilk üçü olmasa da. Direk savunma dilekçesi verdi. Daha sonra Arnavutluk yetki itirazında bulunduğunda mahkeme, başta yetki itirazında bulunmadığın için üstü kapalı olarak zımnen yetkiyi kabul ettin dedi.

  1. Kararları bağlayıcı. Bu sadece duruşmanın tarafı devletler için bağlayıcıdır. Divan kararları yani içtihat bağlayıcı değildir. Fakat taraflar için bağlayıcıdır. Bir temyiz mercii yoktur. UAH anlamında içtihattır ama somut olayda bağlayıcıdır.

Madde 94 2. Bir uyuşmazlığın taraflarından biri, Divan’ın verdiği bir hükme göre kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirmezse, öbür taraf Güvenlik Konseyi’ne başvurabilir Konsey de gerekli görürse, hükmün yerine getirilmesi için tavsiyelerde bulunabilir ya da alınacak önlemleri kararlaştırabilir.

 

Danışma görüşü verme:

Bağlayıcı bir karar değildir. Tavsiye niteliğindedir. Görüştür. Davayı sadece devletler açabilecekken danışma görüşünü devletler isteyemez. Divandan görüşü güvenlik konseyi veya genel kurul isteyebilir ya da bunların yetkilendirdiği UA örgütler isteyebilir. Ama her UA örgüt değil yetkilendirilen örgütler isteyebilir. Bunlar genelde BM’nin kendi uzmanlık örgütüdür ve sadece kendi uzmanlık alanı hakkında görüş isteyebilir. Fakat genel kurul ve güvenlik konseyi her konuda isteyebilir.

UA mahkemelerin kişiler bağlamında sonuçları:

Gerçek kişilerin UAH sorumluluk alanı 2. dünya savaşı ile gelişir. 2. Dünya Savaşı sonrası Alman subayları yargılamak için Nürnberg mahkemesi kuruldu ve kişilerin UA mahkemede yargılanması gerçekleşti. Daha sonra kişilerin UAH yargılanması biraz unutuldu. 90lı yıllarda Sırbistan Bosna ve Rwanda da soykırım olduğunda yine kişilerin yargılanması gündeme geldi mesela karasic, milosevic… Güvenlik konseyi kararıyla Kosova için mahkeme kuruldu. Benzer sorun Rwanda’da ortaya çıkınca güvenlik konseyi bunun için de mahkeme kurdu. Ama bu sisteme ilişkin eleştiriler vardı. Bu tabii hakim ilkesine aykırıdır. Bir UA Ceza Mahkemesi kurulması fikri ortaya atıldı ve roma statüsü UA Ceza Mahkemsi Statüsü imzaya açıldı. Bugün yürürlüğe girmiştir. UACM devletleri yargılamaz kişileri yargılar. Bu kişilerin niteliği önemli değildir herkesi yargılayabilir. Kişi olarak yetkisi sınırlandırılmamış ama suç nedeniyle sınırlandırılmış. Üç suç açısından yargılama yapılır: 1) soykırım suçu 2) insanlığa karşı suç 3)savaş suçları son iki suç Genevre protokolünde açıklanmıştır. Bildiğimiz bir mahkeme gibidir. Savcıları vardır. Dilekçe hazırlar. Dava açılır vs. antlaşmaya ilk kez bir madde koyuldu mahkemenin yetkisi konusunda. Suçun işlendiği ülke UACMS’ye tarafsa UACM yetkilidir. Suçu işleyen nerede işlerse işlesin UACMS tarafı bir ülkenin vatandaşıysa yargılanır. Bunu çözmek için güvenlik konseyine yetki verildi. UACM savcısına bu suçun araştırılması için yetki verilebilir. Bu durumda UACM yetkili olur.

25.07.2017

DENİZ HUKUKU

UAH bir alt kolu gibidir ama başlı başına ayrı bir mantığı vardır.

Deniz hukuku iki bölüm altında işlenebilir: 1) kamu 2)deniz ticareti

Denizle UAH açıdan belli hukuki alanlara bölünmüş durumdadır. Her alanın kendine özgü bir hukuki sistemi vardır kendine göre kuralları vardır. Biz öncelikle deniz alanlarını bileceğiz. Klasik UAH deniz alanlarını ikİye böler:

1) ulusal deniz alanları 2)UA deniz alanları (açık deniz)

Ulusal deniz alanları: İç sular ve kara sularıdır. Devletin ülkesinin deniz kısmını oluşturur.

Bunun ötesi açık denizdir. Kimsenin deniz alanı değildir ortak kullanılır.

Son zamanlarda ise bu ayrım üçe ayrılır:

1) deniz ülkesini oluşturan alanlar: kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge

2)devletin egemen yetkiler kullandığı deniz alanı

3) herkesin kullanımına açık deniz alanları

Açık denizlerin hepsi ayrı bir rejime tabidir.

A devletine ait gemi Bnin karasularından geçerken gemide bulunan C devletinin vatandaşı F devletinin vatandaşını öldürür. Davaya kim bakar? B devletin ülkesi içinde işlenmiş suç o yüzden B yargılar (mülkilik ilkesi) ama suç A nın gemisinde işlenmiştir. Ama bir de şahsilik ilkesi gereği C ve F’nin bakması gerekecek.

Ne yapacağız? Bu suçun nerde işlendiğine göre değişir. İç sularda işlenmişse farklı, kara sularında farklı, mebde farklıdır. Mesela Akdenizde 11 milde Türkiye yetkili ama 13 milde değildir.

Ayrıca bu gemi ne gemisi önemlidir. Savaş gemisi mi ticaret gemisi mi?

Eskiden serbesti rejimi vardır denizler herkese açıktı (Romalılar döneminde) Ama keşifler başlayınca 14. yyde okyanuslar ve okyanus ötesine gidilmeye başlandı. Herkes kendi deniz yolunu kullananın ona vergi vermesini söyledi. Böylece deniz yolları üzerinde egemenlik görüşü başladı. Papa da bunu onayladı. O dönem denizler ikiye bölündü yarısı İspanyollara yarısı Portekizlere bırakıldı. Hollanda’nın tarih sahnesine girmesiyle daha liberal gruplar ortaya çıkıyor. Protestanlığı esas alan burjuvaziyi savunan özgürlükçü yeni bir güç ortaya çıkıyor.  O dönemde Hugo Grotius adında bir düşünür çıkıyor. DH değişimi şekillendiren adamdır. Kendisi hollandalı bir şirketin avukatıdır. “Mare liberium” adında bir eser yazar. Denizleri herkes ortak kullanmalıdır diyor. Bu görüş ışığından John Selden de “mare clasium”u yazar. Tam tersini savunur. Denizlerin devletlerin egemenliğinde olmasını söyler. DH bu iki teorinin çarpışmasıyla oluşur. 18. yy devletler denizler bir yere kadar devletin egemenliğinde olmalı dedi. Kıyı devletleri genelde kendi kıyılarına yakın deniz alanlarını kendi egemenliğinde olmasını ister. Büyük denizci devletler ise açık denizi ister her yere gidelim diye. Bu dönemde belli yerde devlet egemenliği (iç sular ve kara sular) bir kısımda serbesti benimsendi (açık deniz) ama 1. Dünya Savaşı sonrası kıta sahanlığı sorunu ortaya çıktı. Amerikalılar kıta sahanlığında da devletler yetki kullanabilsin dedi. 82’de de MEB kavramı ortaya çıkınca geçiş alanı oluşturuldu.

Deniz hukuku uzun bir süre örf ve adetle gelişmiştir. 1. Dünya Savaşı sonrası kodifikasyon işine girişilmiştir ve üç büyük konferans yapılmıştır. 1958 DH Konferansında 4 antlaşma kabul edilmiştir. 60 DH Konferanfında hiç antlaşma yapılamamıştır ama sorunlar devam edince 1973te yeni bir konferans yapılır 9 yıl sürer 1982de BM bünyesinde BM DHS kabul edilmiştir.

Türkiye 82 DHS taraf değildir ama örf ve adet gereği uyar.

Deniz hukukunun süjeleri: 1)Kıyı devleti 2) Bayrak devleti

Gemi: UAH açısından DHS doğrudan tanımı yoktur. Sözleşmelerin hepsinde çeşitli tanımlamalar var. Bizim için bu önemli değil önemli olan geminin sınıflandırılmasıdır.

  1. Özel kişilere ait gemiler (uygulamalardan çıkarılır sözleşmelerde yoktur)
    1. Ticaret gemileri: denizlerde ticari amaç için kullanılan gemilerdir.
    2. Kişisel kullanılan özel kişiye ait gemi yat vs. biz bunlara da ticaret gemisi diyeceğiz çünkü ticaret gemisi kuralları uygulanıyor
  2. Devlete ait gemiler
    1. Savaş gemileri: savaş için kullanılan gemiler. DHS M:29da tanımlar
    2. Devlete ait ama savaş için kullanılmıyor. Kamu hizmetinde kullanılan gemilerdir.
    3. Devlete ait ticari amaçla kullanılan gemiler. Devletin gemisi vardı ama ticari amaçla faaliyet yürütür.

1 ve 2 için savaş gemisi denilebilir. 3 ise ticaret gemisi gibi işlem görür.

Ana kural savaş gemileri ve kamu hizmeti için kullanılan gemiler nerede olurlarsa olsunlar kendi devletlerinin egemenliği altındadır. Bayrak kiminse onun yetkisi altındadır.

Devletin ülkesinin bir parçasını oluşturan DH:

İç sular: DHS devletin ülkesinin bir parçasını oluşturan denizleri özellikle iç suları çok düzenlememiştir. İç sularla kara suları aslında ortak tanımlanır sözleşmede. İç sular devletin ülkesinin doğal bir parçasıdır. DHS iç sular için sadece esas hattın gerisinde kalan sulardır der. m:8

Kara suları içinse esas hattın başladığı yerden başlar der.

Esas hat nedir peki? Esas hat aslında deniz alanlarının başlangıç sularını oluşturur.

Kara suları esas hattan başlar.

Biz denizleri nerden ölçmeye başlayacağız peki?

Madde 5 Normal esas hat

İşbu Sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça, karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı normal esas hat, sahildar devlet tarafından resmen kabul edilmiş büyük ölçekli deniz haritalarında belirtildiği şekliyle, sahil boyunca uzayan en düşük cezir hattıdır.

Kara tarafında kalanlar iç sulardır. Belli bir genişliğe kadarsa kara sularıdır.

Esas hat istenirse düz bir çizgiyle de belirlenebilir.

Madde 7 Düz esas hatlar

1- Sahilin derin bir şekilde girintili Çıkıntılı olduğu veya sahil boyunca hemen yakında bir adalar dizisinin bulunduğu yerlerde, karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hattın Çizimi için, uygun noktaları birleştiren düz esas hatlar yöntemi kullanılabilir.

Bunun gerisinde kalan sular ise iç sulardır (m:8)

Özel olarak sözleşme şu alanların iç sulara gireceğini söyler:

  1. Limanlar iç sulara dahil

Madde 11 Limanlar

Karasularının sınırlandırılması amacı ile, bir liman sisteminin ayrılmaz bir parçasını oluşturan daimi tesislerden açık denize doğru en uçtakiler sahilin bir parçası olarak kabul edilir. Sahillerin açığındaki tesisler ve sun’i adalar, daimî liman tesisleri olarak kabul edilmeyecektir.

İÇ SULARDA DEVLET EGEMENLİĞİ TAMDIR! hiçbir istisnası yoktur.

Suçun kimin işlediği hiç önemli değildir. (Savaş gemisi hariç o istisna öndedir)

Limanlar da iç sulara dahil olduğu için egemenlik tamdır. Mesela Türkiye Güney Kıbrıs’ın hiçbir gemisini limandan almıyor. Limanı istediğin gibi kapatabilirsin.

Karasuları nereye kadar uzar?

Zamanında 3 mil kavramı geçiyordu. Devletler egemenliğe tabi alanın 3 mil olduğunu söylüyordu. Fakat bu bir antlaşmada yazılmadı veya örf ve âdet kuralı olmadı. Kıyı devletleri bunu az buldu. 58’de bir sözleşme yapıldı ama bu konuyu düzenlenmedi anlaşılamadığı için. Kıyı devletleri çok olsun dedi diğer devletler az olsun dedi.

Karasularının genişliği 3. maddede düzenlenir.

Madde 3 Karasularının genişliği

Her devlet karasularının genişliğini tesbit etme hakkına sahiptir; bu genişlik işbu Sözleşmeye göre tesbit edilen esas hatlardan itibaren 12 deniz milini geçemez.

Biz sözleşmeyi bu nedenle onaylamadık. Kural olarak sözleşmeye 6 mil koyun ama adaların çok olmadığı yerler 12 olsun. Ama özel denizlere özel mil koyun dedik.

12 mil örf ve adet kuralı mıdır? Biz buna itiraz ediyoruz. Bizde uygulanmasın diye.

Ortaya bir de denizlerin sınırlandırılması sorunu da çıkıyor. Sözleşme 12 mildir demez. 12 mile kadardır der.

Madde 15

Sahilleri bitişik veya karşı karşıya olan devletler arasında karasularının sınırlandırılması

İki devletin sahilleri bitişik veya karşı karşıya olduğunda, aralarında a) aksine anlaşma olmadıkça, bu devletlerden ne birinin ne de diğerinin kendi karasularını, b) bütün noktaları bu iki devletin herbirinin karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hatların en yakın noktalarından eşit uzaklıkta bulunan orta hattın ötesine uzatmaya hakkı yoktur. c) Bununla beraber bu hüküm, tarihi hakların veya diğer özel durumların varlığı nedeniyle, her iki devletin karasularının başka şekilde sınırlandırılmasını gerekli olduğu durumlarda uygulanmaz.

Diyor ki iki devlet arasındaki genişlik yeteri kadar uzunlukta değilse hiçbir devlet bu mesafenin yarısına geçemez: eşit uzaklık/ orta hattın ötesine geçemez.

A B arasında 20 mil var nasıl paylaşılacak?

  1. A ile B kendi arasında paylaşabilir.
  2. Antlaşma yoksa orta hattın ötesine kimse geçemez.
  3. İstisna hükmü uygulanmaz a bendine dönülür.

Karasularında hangi sitem uygulanır?

Madde 2

Karasularının, karasuları üzerindeki hava sahası ile karasularının deniz yatağı ve toprak altının hukuki rejimi

1- Sahildar devletin egemenliği kara üIkesinin ve iç sularının ötesinde ve bir Takımada Devleti söz konusu olduğunda, takımada sularının ötesinde karasuları denilen bir bitişik deniz bölgesine kadar uzanır.

2- Bu egemenlik karasuları üzerindeki hava sahasını ve de bu suların deniz yatağı ile toprak altını da kapsar.

3- Karasuları  ̧zerindeki egemenlik işbu Sözleşmenin hükümlerinde öngörülen şartlar ve uluslararası hukukun diğer kuralları dahilinde kullanılır.

1) Bir devletin egemenliği kara ülkesi, hava ülkesi ve iç sular kadar kara sularını da kapsar. Yani devletin egemenliği ilkesi geçerli.

Ama UA bunu iki istisna getirir: biri geçiş yetkisi diğeri yargı yetkisi ile ilgili.

a) Zararsız geçiş hakkı: Burası sizin kara ülkeniz olsa da diğer ülkelere geçiş hakkı tanınır. DHS bunu zararsız geçiş hakkı ile sınırlandırır.

Madde17

Zararsız geçiş hakkı

İşbu SözIeşme hükümleri saklı kalmak üzere, sahili bulunsun veya bulunmasın, bütün devletlerin gemileri, karasularından zararsız geçiş hakkından yararlanırlar.

Madde 19

“Zararsız geçiş” deyiminin anlamı

1- Geçiş, sahildar devletin barışına, düzenine veya güvenliğine zarar vermediçe zararsızdır. Geçiş işbu Sözleşmenin hükümlerine ve uluslararası hukukun diğer kurallarına uygun şekilde gerekleştirilecektir.

2- Yabancı bir geminin geçişi eğer bu gemi karasuları içerisinde aşağıdaki faaliyetlerden herhangi birinde bulunursa, sahildar devletin barışına düzenine veya güvenliğine zarar vermiş sayılacaktır.

Zararsız geçişin iki unsuru vardır: geçiş ve zararsızlık. Geçiş durmadan duraksamadan yapılır. Mücbir sebep hariç. Durmak duraksamak geçiş sayılmaz. Bunun dışında keyfi olarak durmaz. İkinci unsur oranın barışını, düzenini, güvenliğini bozacak harekette bulunmayacaksın.

Buna göre zararsız geçiş, denize kıyısı olsun olmasın başka devletin bayrağını taşıyan gemilerin o devletin barış güvenlik ve düzenine zarar vermeden duraksamadan geçmesidir.

b) Yargı yetkisi: m:27-28

Madde 27

Yabancı bir gemide cezai yargı yetkisi

1- Karasularından geçen yabancı gemide, geçiş sırasında işlenmiş bir suçtan ötürü ̧ bir şahsın tutuklanması veya bir soruşturmada bulunulması amacıyla sahildar devlet aşağıdaki durumlar dışına cezai yargı yetkisini kullanmamalıdır:

  1. eğer suçun sonuçları sahildar devlete uzanıyorsa;

b) eğer suç  ülkenin barışını veya karasularında düzeni bozacak nitelikte ise;

c) eğer yerel makamların yardımı gemi kaptanı veya geminin bayrağını taşıdığı devletin bir diplomasi ajanı veya konsolosluk memuru tarafından talep edilmiş ise; veya

d) eğer bu tedbirler uyuşturucu maddelerin veya uyuşturucu ilaçların gayri meşru trafiğinin önlenmesi için gerekli ise;

2- 1. paragraf hükümleri, sahildar devletin, iç sulardan gelerek karasularından geçen bir yabancı gemide tutuklamalarda bulunmak veya soruşturma yapmak için kanunlarında öngörülen bütün tedbirleri almak hakkına halel getirmez.

3- 1. ve 2. paragraflarda öngörülen hallerde sahildar devlet kaptan talep ettiği takdirde, herhangi bir tedbir almadan önce geminin bayrağını taşıdığı devletin bir diplomasi ajanını veya bir konsolosluk memurunu bundan haberdar edecek ve bu ajan veya memur ile gemi mü̧rettebatı arasındaki teması kolaylaştıracaktır. Bununla beraber, acil durumla da bu haber verme, tedbirler uygulanırken yapılabilir.

4- Yerel makamlar tutuklamanın uygun olup olmadığını veya nasıl yapılacağını incelerken, seyrülsefer gereklerini de gerektiği şekilde göz önünde bulundururlar.

5- XII. Kısmın uygulanması veya V. Kısma uygun olarak kabul edilmiş kanun ve kuralların ihlali halleri hariç olmak  üzere; sahildar devlet, karasularından geçen yabancı bir gemide, eğer gemi yabancı bir limandan gelip iç sulara girmeksizin sadece karasularından geçmekte ise, geminin karasularına girmesinden çnce işlenmiş bir suç dolayısıyla tutuklama veya soruşturma yapmak için hiç bir tedbir alamaz.

Madde 28

Yabancı gemilere ilişkin hukuki yargı yetkisi

1- Sahildar devlet, karasularından geçen bir yabancı gemiyi, gemide bulunan bir kişi hakkında hukuki yargı yetkisini kullanmak üzere ne durdurmalı, ne de yolundan çevirmelidir.

2- Sahildar devlet, bu gemi hakkında özel hukuk alanında icrai veya ihtiyati tedbirleri, bu tedbirler ancak bizzat geminin sahildar devletin sularından geçişi sırasında veya geçiş sebebiyle yüklendiği yükümlülüklere veya tabi olduğu sorumluluklara ilişkin ise, alabilir.

3- 2. Paragraf hükmü, iç suları terkettikten sonra karasularında duran veya karasularından geçen bir yabancı gemi hakkında sahildar devletin kendi kanunlarında öngörülen özel hukuka ilişkin icrai ve ihtiyati tedbirler almak hakkına halel getirmez.

Geçiş sırasında bir suç işlenirse kim yetkili?

Geminin bayrağını taşıdığı ülke mi yoksa geminin bulunduğu karasularının sahibi devlet mi yetkili

***bunu soracak*** m:27

fıkra 1:

burada sayılan hususlar yoksa bayrak devleti yetkilidir. Bu durumlar mülkilik ilkesine tabidir sadece bu istisnalarda kullanılır:

  1. Suçun sonuçları kıyı devletini etkiliyorsa.
  2. Suç ülkenin barışını veya düzenini bozacak; ülkeye zarar verecek nitelikteyse
  3. ?
  4. Bu gibi tedbirler uyuşturucu maddenin dağıtımını engellemek içinse

Fıkra2:

Suç iç sularda veya limanda işlendikten sonra gemi karasularına çıkmışsa kıyı devlet yetkili. Önemli nokta suçun işlendiği yerdir. Suç kara sularında hareket halinde işlenmişse m:27/1e bakılır.

Gemi karasularına girmeden suç işlenmişse sonradan gemi kara sularına girmişse tamamen bayrak devletinin gemi isteğiyle durdurabilir, karasularında suç işlenen de gemi kara sularında olan da bir şey yapamaz.

26.07.2017

KITA SAHANLIĞI

İkinci Dünya Savaşından sonra kıta sahanlığı kavramı ortaya atıldı.

Madde 76

Kıt’a sahanlığının tanımı

1- Sahildar bir devletin kıt’a sahanlığı, karasularının ötesinde kıt’a kenarının dış eşiğine kadar veya bu eşik daha az bir mesafede ise, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili mesafeye olan kısımda, bu devletin kara ülkesinin doğal uzantısının bütünündeki denizaltı alanlarının deniz yatağı ve toprak altlarını içerir.

m:76/1 —> 200 mil

Doğal uzantı olacak ve sözleşmede belli bir mesafe sınırı eklendi: en fazla 200 mil.

Madde 77
Kıt’a sahanlığı üzerinde sahildar devletin hakları

1- Sahildar devlet, kıt’a sahanlığı üzerinde araştırmada bulunmak ve buranın doğal kaynaklarını işletmek amacı ile egemen haklar kullanır.

2- 1. paragrafta öngörülen haklar şu anlamda münhasırdır ki, sahildar devlet kıt’a sahanlığında araştırmada bulunmadığı veya buranın doğal kaynaklarını işletmediği takdirde hiç kimse, sahildar devletin açık rızası olmadan bu çeşit faaliyetlere girişemez.

3- Sahildar devletin kıt’a sahanlığı üzerindeki hakları fiili veya nazari işgalden bağımsız olarak mevcut olduğu kadar her türlü açık beyandan da bağımsız olarak mevcuttur.

4- İşbu kısımda öngörülen doğal kaynaklar, deniz yatağı ve toprak altının madensel kaynaklarını ve diğer cansız kaynaklarını ve keza sedanter türden canlı organizmaları; yani hasata elverişli duruma geldikleri zaman, deniz yatağında veya bu yatağın altında ya hareketsiz bulunan veyahut da hareketleri deniz yatağı veya toprak altı ile sürekli temasa bağlı olan organizmaları içerir.

UAD 1969 tarihli kuzey denizi kıta sahanlığı davasına uygun verdiği karar göre bu madde düzenlenmiştir.

ab initio ipco facto haklardandır yani başından itibaren doğal olarak ve değiştirilemez haklardandır. Bu deniz alanı kıyı devleti böyle bir deniz alanı ilan etsin etmesin kural olarak kıyı devletinindir. Farazi işgale tabi tutulamaz. Kimse gelip kıyı devletinin izni olmadan araştırma yapamaz. Mesela B araştırma yaparken petrol buldu petrol A nındır. B ben buldum benimdir diyemez. Bu deniz alanı içindeki zenginlikler kıyı devletine aittir.

Kıta sahanlığı içinde kıyı devletinin mutlak hakları vardır.

Kıta sahanlığı denizin alanı altındaki toprak parçasıdır. Oradaki her türlü hakkın sahibi kıyı devletidir.

70li yıllardan itibaren bu kavram ortaya çıkar. Üstteki su açık denizdir alt kıta sahanlığıdır. Denizdeki ekonomik hakların kimin olacağı 52’deki sözleşmede yoktu.

80’deki sözleşmede münhasır ekonomik bölge kavramı ortaya çıktı. MEBin genişliği m:57de düzenlenmiştir. Kıta sahanlığı ve MEBin alanını eşitlemiştir. Deniz altı kıta sahanlığıyla ilgilidir üstü ise MEBin konusudur.

MEBin haklarını da m:56 düzenler. Ekonomik haklar kıyı devletine verilmiştir.

Madde 56
Münhasır ekonomik bölgede sahildar devletlerin hakları, yetkisi veya yükümlülükleri

1- Münhasır ekonomik bölgede sahildar devletin aşağıdaki hak, yetki ve yükümlülükleri vardır:

a) Deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altında canlı ve cansız doğal kaynaklarını araştırılması, işletilmesi muhafazası ve yönetimi konuları ile; aynı şekilde sudan, akıntılardan ve rüzgarlardan enerji üretimi gibi, bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik diğer faaliyetlere ilişkin egemen haklar:

b) İşbu Sözleşmenin ilgili hükümlerine uygun olarak;

i) suni adalar, tesisler ve yapılar kurma ve bunları kullanma;
ii) denize ilişkin bilimsel araştırma yapma; .
iii) deniz çevresinin korunması ve muhafazası; konularına ilişkin yetki;

c) İşbu sözleşmede öngörülen diğer hak ve yükümlülükler.

2- Münhasır ekonomik bölgede sahildar devlet, işbu Sözleşme uyarınca haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken, diğer devletlerin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde göz önünde bulunduracak ve işbu Sözleşme hükümleriyle bağdaşacak biçimde hareket edecektir.

3- İşbu maddede deniz yatağına ve bunların toprak altına ilişkin olarak belirtilen haklar, VI Kısma uygun olarak kullanılacaktır.

Bunun ötei açık denizdir. Sözleşmeyle araya bir geçiş rejimi konuldu. karasuları devletin egemenlik alanıdır. Esas hatlardan itibaren 200 mile kadar olan alanda ise kıyı devletine belli alanlarda egemenlik hakkı tanımıştır. Bundan sonrası açık denizdir.

Açık denizde seyrü sefer serbestisi, kablo ve boru döşeme serbestisi, üzerinde uçma serbestisi, bilimsel araştırma yapma serbestisi, suni ada tesis kurabilme serbestisi, balıkçılık vardır.

Karadan denize gittikçe kıyı devletinin yetkileri azalırken diğer devletlerin hakları artar.

Kıta sahanlığı UAH alanıdır. Ama UAH, UAH’a istisnalar getirerek kıyı devletine haklar tanımıştır.

Açık deniz serbestileri kara sularında kıyı devletinin, açık denizde herkesindir. Bilimsel araştırma yapma, suni ada ve tesis kurma ve balıkçılık hakkı kıya devletine hasredilmiştir. Başka devletler kıyI devletin izni olmadan bundan yararlanamaz.

Şu an Doğu Akdeniz sorunu vardır. İsrail ve Kıbrıs’ın kıta sahanlığı ve bizimki çakışıyor. Onlar siz yıllarca bu hakkı kullanmadınız şimdi isteyemezsiniz diyor. Fakat bu yanlış çünkü bu bir ab initio ipco facto haklardır. UAH bize tanımıştır.

Not: Hava sahasında zararsız geçiş yoktur. Karasularının üstünden geçen savaş uçağını vurabiliriz.

Açık deniz:

200 deniz milinin ötesidir. m:86

82 sözleşmesi açık denizi tam tanımlamaz. Araya bir alan sokulmuştur.

Açık deniz MEB ve kıta sahanlığında kıyı devletine hasredilen haklar dikkate alınmak suretiyle kara sularının ilerisidir.

Açık denizlere ilişkin iki ana kural vardır

Madde 87

Açık denizlerin serbestliği

1- Açık denizler, sahili bulunsun veya bulunmasın bütün devletlere açıktır. Açık denizlerin serbestliği, işbu Sözleşmede yer alan şartlar ve diğer uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde kullanılır. Bu serbesti, sahili bulunsun veya bulunmasın bütün devletler için, inter alia, aşağıdakileri kapsar:

a) Seyrüsefer serbestisi;
b) Açık deniz üzerinden uçma serbestisi;
c) VI. Kısım saklı kalmak şartıyla, denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestisi; d) VI. Kısım saklı kalmak şartıyla, sun’i adalar ve uluslararası hukukun izin verdiği diğer tesisleri inşa etme serbestisi;
e) 2. Bölümde zikredilen şartlar saklı kalmak şartıyla, balık avlanma serbestisi; f) VI. ve XIII. Kısımlar saklı kalmak şartıyla, bilimsel araştırma serbestisi.

2- Bu serbestiler bütün devletler tarafından, diğer devletlerin açık denizlerin serbestliğini kullanmalarındaki çıkarları ve Bölge’de yürütülen faaliyetlere ilişkin olarak işbu Sözleşme ile tanınmış olan haklar, gerektiği şekilde gözönünde bulundurularak, kullanacaktır.

Madde 88
Açık denizlerin barışçı amaçlara tahsisi

Açık denizler barışçı amaçlarla kullanılacaktır.

m:87/1 ve m:89 birleştirilince açık deniz serbestisi anlaşılır.

Ana kural açık denizlerin serbestisidir yani denize kıyısı olsun olmasın bütün devletlere açık olması ve hiçbir devletin egemenlik iddiasında bulunamamasıdır.

m:87 devamında bunu açıklar. Bu tahdidi değil tadadidir.

Açık deniz serbestisi belli bir rejimi ifade eder. M:94 vd bunu düzenler.

Seyrüsefer hakkı denize kıyısı olsun olmasın bütünde devletlerin kendi bayrağı altında gemi yüzdürebilmesidir. Bunların düzenini bayrak kuralı sağlar. Açık denizdeki her gemi bir bayrak taşır ve yetki o bayrağın sahibi devlete aittir.

Madde 91 Gemilerin Tabiiyeti

1- Her devlet, gemilere hangi şartlar ile tabiiyetini vereceğini, gemilerin kendi ülkesinde tescil şartlarını ve kendi bayrağını çekme hakkına sahip olmaları için gerekli şartları tespit edecektir. Gemiler bayrağını çekme iznine sahip oldukları devletin tabiiyetine sahiptir. Devlet ile gemi arasında gerçek bir bağ bulunmalıdır.

Madde 92 Gemilerin Hukuki Statüsü

1- Gemiler tek bir devletin bayrağı altında seyredecekler ve uluslararası andlaşmalarda ve işbu Sözleşmede açıkca belirtilen istisnalar dışında, açık denizlerde o devletin münhasır yetkisine tabi olacaklardır. Mülkiyetin gerçekten nakli veya sicilde değişiklik durumları haricinde bir gemi yolculuk sırasında veya bir limanda bayrağını değiştiremez.

2- İki veya daha fazla devletin bayrağı altında seyreden ve bunları işine geldiği gibi kullanan bir gemi, bu tabiiyetlerden hiçbirini diğer devletlere karşı ileri süremez ve tabiiyetsiz bir gemi gibi işlem görür.

Açık denizde bir gemi seyredecekse mutlaka bir bayrak taşımalıdır. Bu gemilere bayrağın nasıl verileceği iç hukuk sorunudur devlet bunu kendi belirler. Tabiiyet dediğimiz şey cansızlar için vatandaşlığın karşılığıdır. Gemi de bayrağını taşıdığı ülkenin vatandaşıdır. Açık denizde her gemi bir bayrak taşımak zorundadır. Gemiye kimin nasıl bayrak vereceğini devlet belirler. Gemi bayrağını taşıdığı devletin tabiiyetindedir.

Bayrak kuralı açık denizde bir gemi üzerindeki yetki bayrak kuralı gereğince bayrağı veren devlettedir. Gemide bir suç işlendiği zaman cezayi yargı yetkisi açık denizde bayrak devletindedir. Kara sularında ise 4 istisnadan birine uyar mı bakılır.

Gemiyle ilgili her türlü yetki bayrak devletindedir.

Mavi Marmara, İsrail kıyılarından 58 mil açıktaydı. MEB ve kıta sahanlığı içindedir. Bu gemi karasularında olmadığı için zararsız geçiş değil seyrüsefer serbestisini kullanıyor. İsrail’in bu gemiye müdahale etme hakkı yoktur. O gemide silah taşınıyor, teröristler var diye gemiye müdahale edildi. Bu gemiye ait yetki Komör devletindedir. İsrail karasularına girmeden bir şey yapamaz. Gemi daha zararsız geçiş yapmıyor karasularına girse m:27yi uygular. Ama şimdi bayrak ilkesi geçerli yetki Konörde.

Gemiler tek vatandaş olabilir.

Not: MEB farazi bir alan olduğu için mutlaka ilan edilmesi gerekir.

**açık denizden soru gelecek***

m:92nin son cümlesi: birden çok bayrak taşıyan gemi tabiiyetsizdir, herhangi bir devletin korumasından yararlanamaz. Ama gemi bayrak değiştirebilir.

m:99 savaş gemilerinin bağışıklığını düzenler. Birazdan sayılacak istisnalara tabi değildirler. Her zaman bayrak kuralı geçerlidir.

Fakat ticaret gemileri bazı istisnalara tabidir. Yani ana kural bayrak kuralı olmasına rağmen bazı istisnaları vardır. Bu m:99dan başlar. İstisnalar:

  1. Köle taşıma yasağı (günümüzde mülteciler için kullanılır) herhangi bir devlet müdahale edebilir
  2. Deniz haydutluğu m:100. m:101 bunu tanımlar. Açık denizde bir gemide başka bir gemiye yönelik o gemiyi yağmalamak amacıyla şiddet kullanılmasıdır. Deniz haydutluğundan bahsedebilmek için

1) iki gemi olmalı

2) bir gemiden diğer gemiye yönelik yağma veya şiddet yönelimi olmalı. Sadece bayrak devleti değil bu olayı gören her devlet yargılama yapabilir.

3)suç açık denizde gerçekleşmeli. Karasularında gerçekleşirse m:27 uyarınca kıyı devleti yetkili

4) yağma ve şiddet gerçekleşmiş olacak

5) bu özel amaçla gerçekleştirilmiş olacak

m:105 “açık denizde veya hiçbir devletin yetkisine tabi olmayan her hangi bir yerde,” diyor yani açık deniz ve MEBde.

El konulabilir, güvertedeki kişileri tutuklayabilir —> kim yapabilir? her devlet

m:107 —> müdahaleyi yapacak gemiler mutlaka savaş gemisi veya bu amaç için kullanılan gemi olmalıdır.

  1. M:108 narkotik madde ticareti. Uyuşturucu maddelerin kullanıldığına dair bilgi alınırsa her devlet müdahale edebilir.
  2. M:109 Açık denizde izinsiz yayın yapmak
  3. Kesintisiz takip (sıcak takip): Tam bir istisna değil ama istisna gibi. Herkese verilmiş bir hak değildir. Açık denizde seyir halinde olan bir gemiye kıyı devletinin müdahalesidir. Bir gemi A devletinden suçluyu aldı karasularına gitti. Biz bunu fark ettik. Gemi şu an 500 mil açıkta. Biz bu gemiyi yakalayıp kaptanını yargılayabiliriz ama bunun için belli unsurlar olmalı.
    1. Suç kıyı devletinin yargı yetkisinde gerçekleştirilmeli
    2. Gemi kıyı devletinin kendi yetkisine ait deniz alanından çıkmadan bir dur emri vermeli. Gemi dur emrine uymayıp açık denize açılacak. O zaman gemi takip edilebilir.
    3. Takip savaş gemileri veya bu amaç için oluşturulmuş gemilerle yapılacak
    4. Sıcak veya kesintisiz takipte takip edilen gemi gözden kaybedilmeyecek
    5. Gemi başka bir devletin veya kendi devletinin karasularına girdiği anda takip biter.
  4. M:110 ziyaret hakkı: aslında kendi abalına doğrudan bir istisna değil. Diğer hakların kullanılması için istisnai bir aşamadır. Açık denizde seyir halinde olan bir gemiye güvenlik gemilerinin belli bir mesafeye kadar yanaşması yasaktır. Eğer bir geminin deniz haydutluğuna karıştığından esir ticaretine karıştığından, izinsiz yayından vs. tereddüt varsa o zaman savaş gemisinden bir subay komutasında araç gönderilir. Bir şey varsa denize el koyulur.

Mavi Marmara’da dediler ki biz silah kaçakçılığından şüphelendik ziyaret hakkını kullanıp müdahale ettik. Sonra bize Türkler saldırınca meşru müdafaa hakkı kullanıp ateş açtık. Ama M:110’da ziyaret hakkında silah kaçakçılığı sayılmıyor. Bu nedenle bu gemiye karşı ziyaret hakkı yoktur.

  1. En önemli kısım. FİNAL.
  2. (Latin for “right to war”) is a set of criteria that are to be consulted before engaging in war in order to determine whether entering into war is permissible, that is, whether it is a just war.
  3. International humanitarian law, or jus in bello, is the law that governs the way in which warfare is conducted. IHL is purely humanitarian, seeking to limit the suffering caused. It is independent from questions about the justification or reasons for war, or its prevention, covered by jus ad bellum.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir