Medeni Usul Hukuku 1 Çözümlü Pratik Çalışma 1

Pratik Çalışma No 1: (Yargılamaya Hakim Olan İlkeler)

  1. C, B’ye kiralamış olduğu otomobilin bir kazaya karıştığını ve aracında yaklaşık 15.000 TL hasar olduğunu, otomobil tamircisi T’nin tespiti üzerine öğrenmiş ve B’ye karşı alacak davası açmıştır. Davada başvurulan bilirkişi, zararın 18.000 TL olduğunu belirlemiştir. Mahkeme, B’yi, C’ye 18.000 TL ödemeye mahkum edebilir mi? Neden?
    Çözümü: Medeni usul hukukunda kural olarak, taleple bağlılık ilkesi (m. 26) geçerlidir. Buna göre, hakim tarafların talep sonuçları ile bağlı olup, ondan fazlasına veya başkasına karar veremez. C’nin B’den talebi 15.000 TL olduğu için, bilirkişi raporunda zararın 18.000 TL olduğunun belirtilmesine rağmen hakim, davacının talebinden fazlasına hükmedemez. Ancak, davacının talebini değiştirmesinin mümkün olduğu hallerde (m. 141; 176 vd.) C, talebini genişletebilirse hakim de buna uygun karar verir.
  2. B’nin yaptığı trafik kazası nedeniyle A’nın B’ye karşı tazminat davası açtığını varsayalım. Bu davada mahkeme, B’yi aracın maliki olan C’nin zararını da ödemeye mahkum edebilir mi? Neden?
    Çözümü: Medeni usul hukukunda kural olarak, tasarruf ilkesi (m. 24) geçerlidir. Soruda belirtilen davanın tarafları A ile B’dir. C’nin B’ye karşı açmış olduğu bir dava yoktur. Tasarruf ilkesi uyarınca, hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamaz; hakim de taraflardan birisinin talebi olmadan kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz; yani hakimin kendiliğinden harekete geçerek C lehine de karar vermesi doğru değildir.
  3. Trafik kazası sonrasında tutulan tutanakta, B’nin kusurlu olduğunu, A’nın zararını tazmin edeceğini bildirdiğini ve bu beyanı imzaladığını varsayalım. A, bu hususları belirttiği dava dilekçesinin ekinde tutanak örneğini de mahkemeye sunmuştur. Mahkeme, bu tutanağa dayalı olarak dava dilekçesini B’ye tebliğ etmeden davayı kabul edebilir mi? Açıklayınız.
    Çözümü: Anayasal olarak güvence altına alınan (Anayasa m. 36) ve AİHS çerçevesinde de korunan adil yargılanma hakkının en önemli unsuru hukuki dinlenilme hakkıdır (m. 27). Buna göre, tarafların yargılama ile ilgili bilgi sagibi olma hakkı yanında, dava konusu iddialar bakımından açıklama ve ispat hakları vardır. Bu nedenle mahkeme, dava dilekçesine ve onun eklerine dayanarak, bunları davalıya tebliğ etmeden, yani taraf teşkili sağlamadan, davayı kabul edemez. Davada uygulanacak yargılama usulüne göre, taraf dilekçeleri karşılıklı tebliğ edildikten (m. 119; 126; 136) sonra hakim, ön inceleme aşamasına geçer (m. 137 vd.). Tarafların ön inceleme aşamasında anlaşmaları ve bir karar verilmesini istemeleri mümkündür. Ancak bu olmazsa, mahkemenin tahkikata geçip ona göre karar vermesi gerekir (m. 143 vd.). Mahkemenin dava dilekçesi üzerine esasa ilişkin bir karar vermesi söz konusu değildir.
  4. A’nın dava dilekçesinde, B’nin aracına arkadan çarpması sonucunda zarara uğradığını belirttiğini; bu konuda kaza tutanağı dışında hiçbir delil göstermeden, maddi ve manevi zararlarına karşılık B’nin 20.000 TL ödemeye mahkum edilmesini talep ettiğini varsayalım. B ise, cevabında kazaya kendisinin sebep olmadığını; plakasını tespit edemediği bir aracın zincirleme kazayı yaptığını savunmuştur. A’nın cevaba cevap dilekçesinden sonra B, ikinci cevap dilekçesinde bu kez, aracı kendisinin kullanmadığını belirtmiştir. Mahkemenin, tahkikat sırasında davacı ve davalının iddia ve savunmalarını incelerken nasıl bir yol izlemesi gerekir?
    Çözümü: Mahkeme, tarafların ileri sürdüğü hususların ispatını ister. Hakimin, aydınlatma ödevi çerçevesinde (m. 31), B’nin ileri sürdüğü hususlar bakımından öncelikle tespit etmesi gereken husus, kazaya sebep olan aracın hangi araba olduğu ve B’nin arabayı kullanıp kullanmadığıdır. Zira B’nin savunması çelişkilidir. Hakim, aydınlatma ödevi doğrultusunda B’ye soru sorup, açıklamaya yaptırır veya delil göstermesini ister.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir