Karl Marx’ta Altyapı-Üstyapı İlişkisi

Karl Marx tarafından ortaya konan sosyalist devlet kuramına ilişkin görüşlerin en bilinen yanı onun toplumsal yapı olarak da adlandırabileceğimiz altyapıya verdiği özel önemdir. Bu bağlamda onun görüşlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için bir tespit yapmak gerekir. Fazlaca felsefi tartışmalara girmeden denebilir ki Marx’ın düşünce sisteminde altyapı ya da toplumsal yapı, üstyapıyı, yani, hukuk sistemini, ahlakı ve dini de etkileyen bir alandır. Her ne kadar bu etkileme tamamen tek yönlü olmasa da siyasal ve hukuksal anlayış büyük oranda toplumsal yapının bir yansımasıdır.

Marx, Hegel’in diyalektik yöntemine açıkça hayranlığını dile getirmekten çekinmez. Çünkü Hegel’in düşünceyi tarihe uygulamasını önemser. Fakat bu, Marx’ın Hegel’i onayladığı anlamına gelmez. O’na göre Hegel doğru bir yöntemi, tersine çevirmiş, yani diyalektiği “baş aşağı” döndürmüştür. Her ne kadar bu yöntem felsefi sorunları çözümlemeye yetse de Hegel’ci diyalektik anlayışının tam tersine, altyapıdan üstyapıya doğru işleyen bir süreç olduğu kanaatine dayanır. Buna göre “Hegel, gerçeği, kendi içinde yoğunlaşan, kendi kendine derinleşen, kendi kendine hareket eden düşünce”nin gelişmesi olarak gördü. Oysa sadece düşünce temeline dayalı anlayış “hiçten gelen ve hiçle, hiçe giden” bir yöntemdir. Böyle bir yaklaşım, Hegel’in ideci yönteminin reddi anlamına gelir. Soyuttan somuta doğru ilerleme metodunu temelden tümüyle yanlış bulur. Bunu yaparken ekonomiden hareket eder. Buna göre; örneğin, bir metanın fiyatı bir kavramdır. Fiyattan söz edebilmek için öncelikle belli koşullar altında üretimde bulunan bir nüfusun bulunması gerekir. Belirli toplumsal biçimlerin -aile, devlet- vs. bulunması gerekir. Aksi taktirde fiyatın ortaya çıkması, fiyatın belirlenmesi gibi bir bilinçten söz edilemez. Yani bilinç kategorileri de altyapıya, sivil topluma, ekonomiye, bir başka deyişle maddeye bağımlıdır.

Karl Marx, altyapı-üstyapı tezini birdenbire geliştirmiş değildir. O’nun bu düşünüş tarzı gençlik dönemi sonuna doğru vermeye başladığı eserlerinde oluşmaya başlamıştır. Olgunluk döneminde ise artık bu anlayışını genel düşünce sistemine uygulamıştır. O’nun yapı-üstyapı yaklaşımına daha 1843’te yazmış olduğu Yahudi Sorunu adlı eserinde rastlanır. Burada din-insan ilişkisi sorgulanır. Eserde dinin, tarihsel gelişimin ürünü ve insanın icat ettiği bir olgu olduğu tezini işlemiştir. Din toplumsal koşulların bir yansıması olarak değerlendirilmiştir. Bir başka ifadeyle bir üstyapı kurumu olarak nitelenen din de üretim ilişkilerinin belirlediği bir değişkendir.

Marx’ın altyapı-üstyapı tezi altyapının üstyapıyı belirlediği ön kabulüne dayanır. O, altyapıyı Hegel’in sivil toplum anlayışına paralel olarak yorumlar. Buna göre altyapı maddi üretim ilişkilerinin cereyan ettiği alandır. Bu açıdan bakıldığında O, ekonomik yapı, üretim, ekonomi gibi kavramları bir arada kullanmaktadır. Marx, üretimi, altyapının bileşenlerinden olan üretim gücünü sadece üretim araçları, hammadde anlamında değil aynı zamanda “insanı” anlatmak için de kullanır. İnsan hem fiziksel gücü hem de zihinsel yeteneği dolayısıyla üretim gücüdür, yani emektir. İnsan bu emeğini ailede veya fabrikada, üretim yerlerinde kullanır.

Marx, ekonomide (altyapı) ceryan eden ilişkilerin üstyapıyı biçimlendirdiği düşüncesindedir. Buna göre hukuksal, dinsel, politik kurumların ortaya çıkışı ve biçimlenişi bu ekonomik üretimin ceryan ettiği alandaki ilişkilerce belirlenir. Ekonomik yapı ya da altyapı olarak tanımlanan alanın Hegel’deki sivil toplum alanı ile hemen hemen örtüştüğü söylenebilir.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir