Miras Hukuku Kapsamlı Ders Notu

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

Miras Hukuku Kavramları

Ölüm Kavramı
HAFTA 1

Gün 1

Kişilik ölüm ile sona erer. Hukuku anlamda ölüm ise beyin ölümüne denk gelmektedir. Asıl olan kalp ve dolayısıyla kan dolaşımının durması değil, beyin ölümüdür, zira yasakoyucu organ nahkline imkan tanımak istemiştir.. Bununla beraber yasamızda ölüme eşdeğer sonuçlar doğuran birtakım haller de mevcuttur.

Ceset ortada değil ve dolayısıyla ölüm kesin değilse 3 seçenek ortaya çıkar: (1) Ölüm karinesi, (2) Toplu ölüm karinesi, (3) gaiplik kararı söz konusu olabilir.

Ölüm Karinesi: Cesetin bulunamadığı ve ölümün kesin olduğu hallerde söz konusudur. Adi bir karine gibi görünse dahi aslında bir mutlak bir karinedir. Ölüm kesinse aksini kimse iddia ve ispat edemez. Sadece mülki idare amiri kişinin ölümünü kayda geçirmeyi istediğinde, ölüm gerçekleşmemişse itiraz edebilir. Yani burada asıl mesele kişinin ölü olduğunun tespiti değil, ne zaman öldüğünün tespitidir.

Toplu Ölüm Karinesi: Kişiler aynı olayda birlikte ölmüş ve fakat ölüm sırası anlaşılamamış ise aynı anda öldükleri kabul edilir. Bu bir varsayımdır. Bunun aksi ispat edilemez. Birlikte ölüm karinesi olursa hiçkimse birbirine mirasçı olamaz.

Gaiplik: Gaiplik kararı kiş ortadan kaybolduğunda verilebilir. Kişi, mahkemenin hakkında gaiplik kararı vermesiyle gaip sayılır. Bu kararın öncesinde ise kişi kayıptır. Gaiplik 2 halde vardır. İlki kişinin ölüm tehlikesi içerisinde kayıp olması, yahut kendisinden uzun bir süre haber alınamaması durumudur. Bu halde kişi hakkında gaiplik kararı verilmesi için dava açılabilir. Bu halde ölüme bağlanan sonuçlar doğar, miras açılır. Ancak daha sonra görüleceği üzere, gaip bir gün ortaya çıkabilir, dolayısıyla da onun mirasını mirasçılarına teslim etmemiz gaip açısından sorunlar doğurabilir. Bir gün çıkagelecek olursa malını mülkünü kaybetmiş olacaktır. Dolayısıyla yasa koyucu gaibin mirasının ancak güvence karşılığında teslim edileceğini öngörmüştür. Böylece mal mülk yenip bitse dahi güvence gaip kişi tarafından geri alınabilecektir. Gösterilecek güvence süreye bağlıdır. En geç gaibin 100 yaşını dolduracağı zamana kadar bu süre devam eder. Gaip, teminat süresi dolduktan sonra geri gelirse mirasını geri alabilir ama teminatlar ortadan kalktığı için mirasçıların elinde ne kalmışsa onu geri alır.

Gaip miras bırakan olabileceği gibi mirasçı da olabilir. Hal böyleyken gaibe düşen miras payını, gaip ölmüş olsaydı kime ya da kimlere verecek olsaydık o kişi veya kişilere veririz. ??????????? Burada da güvence gösterilmesi gerekmektedir. ????????

Mirasın Açılması Kavramı

Miras, ölümle veya ölüme eşdeğer sonuçlar doğuran bir olgunun gerçekleşmesi anında açılır. Açılma, miras hukukuna özgü bir terimdir. Başka bir deyimle miras bir salise bile geçirmeden mirasçılara intikal eder, malvarlığı sahipliğinde bir süreklilik söz konusu olur. Bir saniye bile ölenin malvarlığı sahipsiz kalmaz. Tek bir mirasçı var ise sorun yoktur. Kişi, mirasçılığını resmen mirasçılık belgesiyle ipsoat edebilir. Bu belge mahkemeden veya noterden alınabilir. Ancak noterlerden alınan mirasçılık belgesinin hükmü kesin değildir. Mahkemeden alınan bile kesin değildir zira daha sonradan üstün hakka sahip başka bir mirasçı, miras sebebiyle istihkak davası açabilir. Çok sayıda mirasçı var ise sorunlar ortaya çıkar. Şöyle ki;

  1. Aralarında mirası taksim etmeleri gerekir ki her biri bireysel olarak hak sahibi olsun. Taksime kadar ise mirasçılar arasında yasa gereği ipso iure mirasçılar topluluğu oluşur. Mirasçılar topluluğu elbirliği ile hak sahipliği topluluğudur. Yani mirasçıların kendilerine intikal eden malvarlığı, ki ona teknik olarak tereke diyoruz, üzerinde taahhüt ve tasarruf edebilmeleri için hepsinin onayı gerekir.
  2. Elbirliği mülkiyet hantal bir yapıya sahiptir zira her işlem için her bir bireyin onayı gerekmektedir. Dolayısıyla mirasçılar bir temsilci atayabilecekleri gibi resmi bir yönetici tayin edilmesini mahkemeden talep edebilirler. Temsilci mirasçılardan biri olabileceği gibi üçüncü bir kişi de olabilir. Bunun dışında dilerse miras bırakan bir ölüme bağlı tasarruf ile vasiyeti tenfiz memuru atayabilir. Söz konusu mirasçılar topluluğu, yukarıda da ifade edildiği üzere mirasın taksimine kadar devam edecektir.
  3. Fakat dikkat ediyoruz, haklar bakımından elbirliği ile haksahipliği sözkonusuyken borçlar arasında müteselsil borçluluk söz konusudur. Mirasçılar, murisin borçlarından sadece kendilerine intikal eden malvarlığı değeriyle değil, tüm malvarlıklarıyla sorumludurlar. Sonuç itibariyle her bir alacaklı, alacağının tamamını her bir mirasçıdan talep edebilir ve bu talebin muhatabı bu talep karşısında tüm malvarlığıyla sorumludur. Borçluluğun bu nevi de taksime kadardır.
Muris Kavramı

Miras bırakan müris her vakit gerçek bir kişidir. Tüzel kişi asla ama asla miras bırakan olamaz. Fakat, tüzel kişi de mirasçı yahut vasiyet alacaklısı olabilir.

Mürisin ölümü halinde onun geride bıraktığı ölümle intikali mümkün olan hakları üzerinde hak sahibi olanları miras hukuku açısından mirasçı ve vasiyet alacaklısı olmak üzere ikiye ayırırız. Mirasçılar külli haleftir, tümel ardıldır. Herhangi bir hukuki işleme gerek kalmaksızın haklara sahip olurları. Vasiyet alacaklısı ise cüz’i halef, tikel ardıldır.

Yani mürisin ölümü anında vasiyet alacaklısı dediğimiz kişi o anda hak sahibi olmaz; mirasçılara karşı ileri sürebileceği bir alacak hakkına sahip olur. Mirasçılar ona sözkonusu malvarlığı değerini devrettiği vakit malvarlığı değerine kavuşmuş olur. Mirasçılar bunu yapmazsa dava açabilir. Taksime katılamaz, idarede söz sahibi değildir, sadece talepte bulunabilir.

Miras bırakanın ölümü halinde mirasçılara geçecek haklar, ölüm ile sona ermeyecek haklardır. Dolayısıyla kişilik hakları ölüm ile mirasçılara intikal etmez.

Mirasçı Kavramı

Mirasçı, yasakoyucunun mirasçıya külli halef olmasını öngördüğü kişidir. Kanuni mirasçılar ve iradi mirasçılar olmak üzere ikiye ayrılır. Kanuni mirasçılar ailevi yakınlığa ve kanbağına göre kanunda belirlenmiş. Kan bağı olmaksızın söz konusu olan hısımlık (kayın hısımlığı) mirasçılığa yol açmaz. Kanbağı esasına dayalı mirasçılığın iki istisnası vardır. Bunlardan ilki sağ kalan eşin yasal mirasçılığı, ikincisi ise devletin yasal mirasçılığıdır.

Mirası Kabul şart değildir, fakat asıldır; ret istisnadır. Şöyle ki, mürisin ölümü anında, hiçbir işleme gerek kalmaksızın ölüm anında mirasçılar mirasçı olur. Mirası Kabul etmek istemiyorlarsa miras önünde ret beyanında bulunmaları gerekir. Burada birtakım tehlikeler var. Şöyle ki mirası ret süresi sadece 3 aydır. Bu süreye dikkat edilmemesi insanların hayatlarını mahvedebilecek mahiyettedir. Veraset ve intikal vergileri dahi tek başına bu dar zamanı dikkate almayı gerektirir.

Yasa gereği ret de gerçekleşebilir. Bu hallerde kişilerin herhangi bir işlemlerine gerek kalmaksızın, miras reddedilmiş sayılır. Bu durum, tereke borca batık ise ve bu durum murisin çevresinde bilinmekte ise sözkonusudur. Yasa koyucu bu halde mirasçıyı korumak için hükmen reddi esas saymıştır ve fakat bunun haricinde kabul esas, ret istisnadır.

Yasa koyucu kabul ve rettin yanında iki kurum daha öngörmüştür. Bunlardan ilki mirasın defter mucibince kabulü diğeri ise resmi tasfiye yoludur. Mirasın defter mucibince kabulü neticesinde tereke resmnin resmi defteri tutulur ve alacaklılara çağrıda bulunulur. Bu deftere aktifler ve pasifler yazılmak suretiyle terekenin en nihal hali teşekkül eder.

?????????Mirasçı bu aşamada beğenirse defteri kabul eder, dilerse reddeder.?????? Süresi içerisinde yazdırılmayan alacaklar daha sonra talep edilemez. Resmi tasfiye yolu ise mirasın mahkemece atanacak memur tarafından tasfiye edilmesidir. Geriye aktif bir değer kalırsa mirasçılara verilir.

Ceset ve Cenaze Kavramları

Murisin cesedi ve naaşı açısından kural olarak miras hukuku kuralları yürümez. Mürisin malvarlığı defin masraflarını karşılıyorsa masraflar buradan ödenir. Kişi vücudunu deney için verebilir. Mesela CB Senfonisi Şefi vücudunu tıp fakültesine bağışlamıştı. Aradan

aylar geçti, hiçbir işlem yapılmadı. Boş durdu ceset. Eşi geri verin dedi, onlar da geri vermek zorunda kalmışlardı.

Kişinin cenaze merasimi, nereye ve nasıl gömüleceği gibi hususlarda kişinin yakınları tasarruf yetkisine sahiptirler. Bu bağlamda 3 temel ölçüt vardır: (1) Bu konudaki adetler ve dini kurallar, (2) Yasa, (3) Kamu düzeni. Bu üçüne uygun bir biçimde cenaze merasimi ve defin işlemi gerçekleştirilmelidir. Aksi taktirde devlet ajanları aracılığıyla konuya müdahale edebilir. Yargıtay’a göre kişinin en yakını eşidir, anne babadan daha önceliklidir bu hususlarda karar alma konusunda. Kişinin cesedine yapılan muamele yakınlarının kişilik haklarını ihlal edebilir.

Miras Hukukunun Temelleri ve Kaynakları

Miras hukukunun temeli, aile hukuku ve aile bağlarıdır. Kişi özgürlüğüdür. Yasal mirasçılık aile hukuku ve aile bağlarıyla izah edilebilirken iradi mirasçılık kişi özgürlüğü ile izah edilebilir.

Miras hukukunun kaynaklarına gelince, ilk olarak Medeni Kanunun miras kitabında yer alan düzenlemeler miras hukukunun asli kaynağıdır. MK495 vd’ında Miras hukukuna ilişkin yasal düzenlemeler yer almaktadır. Lakin, bu düzenlemelerin yanısıra başka yasal düzenlemelerde de miras hukukuna ilişkin düzenlemelerin varlığını gözden kaçırmamalıız.

Kişiler Hukukuna ilişkin düzenlemeler de (kişiliğin sona ermesi, gaiplik kararı, nüfus sicili gibi hadiseler açısından) miras hukuku açısından önem taşırlar.

Aile hukukunda yer alan birtakım hususlar da miras hukuku için önemlidir. Misal hısımlık. Mesela mal rejimleri. Terekeye miras bırakanın malvarlığını belirlemek için öncelikle mal rehimini tasfiye etmeliyiz. Mal rejimini tasfiye etmeden terekeyi tayin edemeyiz. Bildiğiniz üzere 3 tane mal rejimi mevcuttur. Bunlar; (1) Mal ortaklığı, (2) edinilmiş mallara katılım – ki bu yasal olanıdır, aksi kararlaştırılmamışsa budur – , ve (3) Mal ayrılığıdır. Mal ortaklığında ve katılım rejiminde tasfiye işlemine gereksinim vardır. Bu tasfiyeden sonra murisin malvarlığını tayin edebiliriz. Bu hallerde sağ kalan eş öncelikle mal rejiminin tasfiyesi nedeniyle mürisin malvarlığından bir şeyler alır, ardından terekeden miras payı alır. Maalesef Türkiye’de mal rejiminin tasfiyesini kimse bilmiyor. Hakimler bilirkişiye devrediyor. – Yargıtay evlenmede takılan takılar kadınındır demiştir – Karının mı kocanın mı mal ispat edilemezse hiçbir şekilde, müşterek mülkiyet karinesi harekete geçmeliydi halbuki. Bu yanlış bir sonuçtur.

Mirasçıya eski dilde varis denmektedir. Aile hukuku kitabında miras ile ilgili iki önemli hüküm vardır. MK 159 ve 181. Bu maddeler oldukça ehemmiyetlidir ve dolayısıyla öğrenilmelidir.

Eşya Hukukunda da miras hukukuna temas eden hususlar mevcuttur. Birtakım sınırlı ayni haklar ölüm ile sona ererler. Misal intifa.

Borçlar Hukuku kitabında da birtakım ilgili hükümler vardır. Ölüm borçlar hukuku ilişkilerini nihayete erdirir. Mesela hayat boyu bakma sözleşmesi ölüm ile sona erecek bir sözleşmedir. Ayrıca MK5’e göre özel hukuktaki genel nitelikteki hükümler miras hukukunda da uygulanır. Miras hukukunda özel nitelikli hükümler var ise bu genel hükümler kısıtlanır. Ayrıca mesela miras sözleşmesi bir sözleşmedir ve dolayısıyla Borçlar Hukukundaki genel hükümlere tabidir.

Velayet Vesayet ve Miras Tüzüğü’nde miras hukukuna ilişkin ayrıntılara yer verilir.

Adetlerin de miras hukukunda yer yer uygulandığına şahit oluruz. Buradaki maksat MK1’deki örf ve adet hukuku değildir. Sadece adettir. Miras hukuku bağlamında, ticaret hukukunda olduğu gibi sıkça adetlere gönderme vardır. Mesela mirasın taksimi ölçülerinde adete başvurulacağı yazılır. Yine adete uygun giderler tenkis davasının konusu dışında tutulmaktadır. Yine terekenin tespiti yapılırken örf ve adetlerin göz önüne alındığını ve bunlara uygun olan kazandırmalar olduğunu görüyoruz. Pektabi adetlere aykırı kanun hükümleri mevcuttur ve bu halde kanun hükmü uygulanır.

Miras Hukukunun Temel İlkeleri

Terekenin Tekliği, Birliği İlkesi

Bu ilkeye göre tereke bir bütündür. Terekenin mirasçılara intikali de bir bütün olarak gerçekleşir. Şöyle ki, malvarlığının türüne göre herhangi bir ayrım yapılmaz. Bazı hukuklarda böyle ayrımların yapıldığını görmekteyiz. Mesela taşınmazlar ayrı, taşınırlar ayrı hükümlere tabi tutulabiliyorlar. Bizde böyle bir durum yok. Ayrıca malvarlığının kaynağının ne olduğunun bir önemi yok.

Bu kural Devletler Özel Hukuku kuralları sebebiyle yara alabilir. Örneğin bir devletin hukuk kurallarında “Miras olarak kalan ve bu ülkede bulunan gayrimenkuller bu ülkenin hukukuna tabidir” diye bir hüküm bulunabilir. Öyleyse gayrimenkullar için farklı, menkuller için farklı bir hukuk söz konusu olur.

Külli Halefiyet/Tümel Ardıllık İlkesi

Bir mal varlığının o malvarlığında yer alan değişik mal varlığı değerlerinin intikaline ilişkin özel şekil kurallarına uyma zorunluluğu bulunmaksızın tek bir olgu nedeniyle bir bütün halinde tümden intikaline külli halefiyet (tümel ardıllık) demekteyiz. Bu hal TBK

m. 202’de düzenlenmiştir. Miras hukukunda ise intikale yol açan olgu, ölüm olgusudur.

Aksi durumda ise cüz’i halefiyet (tikel ardıllık) söz konusudur. Mesela A B’ye bir taşınmaz bağışlamışsa bir cüzi halefiyet söz konusudur. Bağışlanan cüz’i haleftir. Cüz’i halefiyetin gerçekleşebilmesi için taşınmazın devrinin şekil şartlarına uygun yapılması, mülkiyetin gerekli işlemlerle geçirilmesi gereklidir. Tapuda işlemler gerçekleştirilir. Kıymetli evrakın da devir koşulları mevcuttur. Bir alacak söz konusuyla cüzi halefiyet için alacağın temliki gerekir.

Külli halefiyet söz konusuysa bunların hiçbirine gerek yoktur. Mirasçının ölümü anında mirasçılar murisin tüm alacakları, taşınmazları, taşınırları, kıymetli evrakı üzerinde hak sahibi olurlar. Bir mirasçı ancak gerekli işlemlerin yapılıp gerekli kayıtlarda malik olarak görüldüğü anda tasarruf edebilecek duruma gelir.

Mirasçıların bu gerekli işlemleri yapmaları zorunlu değildir. Misal mirasçılar mirası paylaşmayabilirler, bekletebilirler. Ama en azından taşınmazlarda yeni tescil yapmalıdırlar ki tasarrufta bulunabilsinler. Yapmamalarının birtakım sakıncaları vardır. Devrin yanında olağanüstü zamanaşımı yoluyla haklarını kaybetmeleri söz konusu olabilir. 20 yıl, iyiniyet aranmaz. Amma AYM “maliki 20 yıl önce ölmüş ise” kısmını çıkardı. Niye peki? Gaiplik çıkarılmadı oradan. Gaiplik için 20 yıl tehlikelidir. Dikkat. Kötü bir çelişki söz konusu.

Mürisin Ölümü ile Malvarlığının Derhal Geçmesi / Mirasın Derhal

İktisabı İlkesi

Malvarlığı bir an dahi sahipsiz kalmaz, bir süreklilik söz konusudur. Malvarlığı sahipliği, mirasçıların şahsında devam etmektedir. Söz konusu anında iktisap, yasa gereği gerçekleşir. Yani mirasçıların herhangi bir beyanda bulunmalarına gerek yoktur. Hükmen ret kurumunun koşulları gerçekleşmemiş ise mirasçıların mirası babul etmeleri için bir kabul beyanına gerek yoktur, ret için bir ret beyanına gerek vardır. O halde mirasın kabulü murisin ölümüyle birlikte derhal o anda gerçekleşir. O nedenle mirasçı ya da mirasçılar isteseler de istemeseler de bu iktisap gerçekleşir. İstemiyorlarsa çözüm mirası reddetmeleridir.

Mirasçıların aksine belirli mal vasiyeti alacakları söz konusu olduğunda cüzi halefiyet ilkesi yürür ve vasiyet alacaklıları mürisin ölümü anında vasiyet alacaklarına sahip olmazlar, sadece mirasçılara karşı ileri sürebilecekleri adi bir alacak hakkına sahip olurları. Mirasçılar bu borçlarını ifa etmezlerse vasiyet alacaklıları ifa davası açabilirler. Ancak haklara ifa anında sahip olurlar. Yani vasiyet alacaklıları için cüzi halefiyet ilkesi söz konusudur, derhal iktisap söz konusu değildir.

Mirasçının Zorunluluğu İlkesi

Bu ilke uyarınca kimse mirasçı bırakmaksızın ölemez,. Kişinin yasal ya da iradi hiçbir mirasçısı yok ise son aşamada devlet yasal mirasçı olarak ölenin mirasçısı olur. Yani her miras bırakanın bir mirasçısı vardır. Miras bırakanın pasifi aktifinden fazla olsa da bu böyledir; mirasçı borçlara mirasçı olur. Haliyle devlet açısından bu sakıncalı olduğundan, devletin murisin borçlarından sorumluluğu sınırlandırılmıştır. Şöyle ki, devlet miras bırakanın borçlarından sadece kendisine intikal eden malvarlığı kapsamında sınırlı olarak sorumludur. Onları devrederek borçlardan kurtulurken diğer mirasçılar böyle bir şansı yoktur. Resmi defter mucibince kabul, resmi tasfiye yahut reddetme yollarına gider gerçek kişiler, yoksa kişisel olarak tüm borçları ödemekle mükelleftirler.

??????Bütün mirasçılar mirası reddederse ne olur?????

  1. Mirasçılar Topluluğu İlkesi

Eğer mirasçı tek değil ise bu mirasçılar arasında yasa gereği zorunlu olarak mirasçılar topluluğu oluşur. Mirasçılar topluluğu mirasın taksimine kadar süregelir. Mirasın

taksimine kadar, mirasçılar tereke malları üzerinde elberliği ile hak sahibidir. Murisin borçlarından ise müteselsilen sorumludurlar. Ancak ve ancak taksim gerçekleştikten sonra bireysel hak sahipliği ve bireysel borçluluk işlemeye başlar. Taksim ise 3 yoldan gerçekleşir:

    1. Mirasçılar aralarında bir sözleşme yapmak suretiyle terekeyi taksim edebilirler, (sözleşmeye uyulmaz ise diğer mirasçılar ifa davası açabilirler)
    2. Elden taksimdir ki bu da taksim sözleşmesinin bir türüdür. Tıpkı bağışlama taahhüdünde elden bağışlamada olduğu gibidir. Burada taahhüt ile tasarruf iç içe geçmiştir.
    3. İçlerinden herhangi biri, hiçbir süreye tabi olmaksızın miras taksim davası açarak mirasın hakim marifetiyle taksimini talep edebilir. Mirasın taksimi ile birlikte mirasçılar topluluğu sona erer ve bireysel hak sahipliği ve borçluluk doğar.
Mirasçıların Kişisel ve Müteselsil Sorumluluğu İlkesi

Mirasçılar borçlarından müteselsil olarak ve sadece terekeyle değil, tüm malvarlıkları ile sorumludurlar. Miras reddedilmediyse alacaklılar her bir mirasçıdan tüm borcu tahsil edebilir. Bu ilkede yer alan müteselsil sorumluluk ilke miras paylaşılana ve kanunda öngörülen belirli bir sürenin bitimine kadar devam eder. Pay söz konusu değildir, zira müşterek sorumluluk söz konusu değil. Miras payı oranında sorumluluk da söz konusu değildir, o pay taksime dairdir. Müteselsilen tüm mal varlığıyla sorumluluk vardır.

Mirasın Üzerinde Hak Sahipleri ve Mirasın İntikali

Mirasın Açılması (Miras Üzerinde Hak Sahipleri)

Mirasçılar kimlerdir, vasiyet alacaklıları kimlerdir, bunlar nasıl tespit edilecektir, ölüme bağlı tasarruflar nelerdir ve bunlar nasıl yorumlanır?

Mirasın İntikali

Mirasın mirasçılara geçişi ve en nihayetinde bireysel hak sahipliğine nasıl geçileceği incelenir.

Mirasın Açılması (Miras Üzerinde Hak Sahipleri)

Gün 2

Miras ölümle ile açılır. Murisin ölümü ile bir salise dahi geçmesine gerek kalmaksızın tereke ölüm anında mirasçılara intikal eder. Murisin mal varlığı bir an dahi sahipsiz kalmaz. Birden fazla mirasçı varsa miras henüz taksim edilmemiştir. Mirası nasıl paylaştıracağız, miras payları nelerdir bunları göreceğiz. İki kavram mevcut. Yasal mirasçı ve iradi mirasçı. Yasal mirasçı kanun koyucu tarafından konulan mirasçılar. Kanun neden yasal mirasçı koyuyor da bunu murise bırakmıyor? Muris ölüme bağlı tasarruf ile belirlese daha iyi olmaz mıydı? Bunun belli sebepleri var. İlki insan hiç

ölmeyeceklerini sanıp ölüme bağlı tasarruf yapmazlar. Avrupa’da yaygındır ama bizde olmaz. İkinci neden ise yasal mirasçılardan bir kısmını saklı pay

lı mirasçılar kılmak suretiyle her halükarda onlara belirli bir payın düşmesini sağlamaktır. Bunu niye yapıyor kanun koyucu? Aksi takdirde çoluk çocuk var, bunların mali yükü devlete binecektir, fakir fukara olacaktır. Kanun bunun önüne geçmek ister.

İradi Mirasçılar

İradi mirasçılar miras bırakanın özgür iradesiyle amma ille de ölüme bağlı tasarruflardan birine başvurmak suretiyle belirleyeceği kişilerdir. Biçimsel olarak bu ölüme bağlı tasarrufların sadece vasiyetname ve miras sözleşmesidir. Vasiyetname tek taraflı bir hukuki işlemdir ve casiyet eden belirli sınırlar içerisinde vasiyetnameden her zaman dönebilir. Miras sözleşmesi ise iki yanlı bir işlemdir ve bağlayıcıdır. Bunların dışında bir yoldan muris hiçkimseyi mirasçı atayamaz. Sözlü beyanlar sonuç doğurmaz. Ölüme bağlı tasarruf gerekmektedir.

Yasal Mirasçılar

Yasal mirasçılar kanun koyucu tarafından zümre sistemine göre belirlenmiş bulunmaktadır. Her ülke miras hukukunda aynı system geçerli değildir. Mesela Roma, Fransız ve Belçika hukukunda sınıf sistemi geçerlidir. Birisi ölürse kanun koyucu mevcut kişilere bakarak somut olayda ayrı ayrı belirler. Zümre sisteminde ise bu sorunun cevabını önceden biliriz, çünkü tamamen matematiksel bir çözüm söz konusudur.

Zümre kavramı hısımlık kavramı ile birebir örtüşmez. Mesela kişi hısımlık kavramına göre ölenin birinci derecede hısımı iken mirasçılık bakımından zümre sistemine göre ikinci zümrede yer alan yasal mirasçı olabilir. O nedenle hısımlık kavramı ile zümre kavramını özenle ayırt etmek gerekir.

Zümre Sistemine Egemen Olan Prensipler

Yasa koyucu, yasal mirasçıları belirlerken 3 zümreye yer vermiştir. Dördüncü zümre daha önceki Medeni Kanunda mevcuttu, fakat yasadan çıkarıldı.

    1. Birinci zümre, miras bırakanın kendisi ile onun her derecedeki altsoyundan oluşan mirasçılardır. Muris, çocukları, torunları, torun çocukları, torun torunları…. Birinci zümreden yasal mirasçılarıdır.
    2. İkinci zümre, murisin ana ve babası ile onların her derecedeki altsoyundan oluşan mirasçılardır.
    3. Üçüncü zümre ise büyük ana ve babalar ve onların kural olarak her derecede altsoyundan oluşan mirasçılardır.

Zümreyi tespit ederken yasakoyucu ortak asıldan yola çıkmıştır. Aynı ortak asıldan gelen bireylerin bir zümre oluşturduğu kabul edilir. İkinci zümrede ortak asıl ana babayken, üçüncü zümrede büyükanalar ve büyükbabalardır. Bu söylediğimiz yasal mirasçılık kan bağına dayalı hısımlığı esas alan yasal mirasçılıktır. Bunların dışında iki tane daha yasal

mirasçı vardır. Bunlardan birisi sağ kalan eş, diğeri ise devlettir. Hiçbir mirasçı yoksa devlet mirasçı olur. Devlet, iradi mirasçı da olabilir.

Her zümre içinde ayrıca kökler mevcuttur. Zümre içinde yer alan bir kişinin kendisinin de bir alt soyu var ise, yani kendisi de bir ortak asıl oluşturuyor ise o da kendi altsoyu açısından bir kökbaşı oluşturur.

İkinci zümrede de kol ayrımı mevcut. Ana kolu – Baba kolu. Bu bizim için bir anlamda zorunlu, zira hesap yaparken kaybolmamızın önüne geçiyor. Şimdi, mirasçıları belirlerken daha önce de söylediğimiz gibi bir kişinin mirasçı olabilmesi için mirasa ehliyetin dışında, hak ehliyetinin dışında, ayrıca miras bırakanın ölümünde hayatta olması da gerekir. Yasal mirasçılardan biri, miras bırakandan önce ölmüşse murise mirasçı olamaz. Peki onun payı ne olur? Onun payı, göreceğimiz üzere alt soyu var ise halefiyet ilkesi uyarınca kendi altsoyuna intikal edecektir. Bu kökler bakımından da böyledir. İşte kaybolmamak için ana-baba koldu yardımcı olacaktır. Ana koluna ½ baba koluna ½ diyip hesaplıyoruz. Ana veya babanın altsoyu varsa halefiyet prensipi gereği aşağı doğru gider.

Önde gelen bir zümrede tek bir mirasçı olsa dahi miras arkadan gelen zümrelere intikal etmez. Sadece sağ kalan eş, hangi zümre mirası alacak olursa olsun onla beraber mirasa ortak olur. Sağ kalan eşin mirasçılık payı, ortak olduğu zümreye göre değişir.

  1. Birinci zümre ile ise ¼,
  2. İkinci zümre ile ise½,
  3. Üçüncü zümre ile ise ¾ tür.

Üçüncü zümrede de hiçbir mirasçı yok ise mirasın tamamı sağ kalan eşin olur. Ayrıca, üçüncü zümrede mirasçı olsa dahi üçüncü zümrede büyük anne ve babalardan hiçbiri hayatta değil ise ve onların birince dereceden alt soyu yok ise sağ kalan eş mirasın tamamına sahiptir.

Bir kişinin mirasçı olup olmadığının belirlenmesi için hayati an mirasın açıldığı andır. Miras ölümle açılır. Bir kişinin yasal mirasçı olup olmadığı, mirasın açıldığı anda hayatta olup olmadığına göre belirlenir. Bu kapsamda, gaiplik kararı geçmişe etkilidir. Ölüm tehlikesiyle kaybolma anından itibaren hüküm ifade eder. Yani kişi ölüm tehlikesiyle kaybolma anında ölmüş kabul edilerek mirasçıları belirlenir. Bununla beraber soybağını tespit bakımından da belirleyici an ölüm anıdır. Mirasın açıldığı anda soybağı varsa mirasçılık söz konusudur. Bu kapsamda evlat edinme kararı geçmişe etkili olduğu için evlat edinilen ölüm anında evlat edinilmiş olmasa dahi mirasçı olur. Tanıma işlemi mirasın açıldığı anda veya daha önce var olmalıdır ki soybağı kurulsun. Son olarak babalık kararı da geçmişe etkilidir ve dolayısıyla çocuk mirasçı olur. Soybağının reddi davası açılmış ise bu davanın neticesinin mirasçılık durumunu etkilemesi için kararın mirasın açıldığı anda veya daha önce verilmiş olması gerekir. Ana rahmine düşmüş bir çocuk varsa hak ehliyetine sahip olduğu için mirasçıdır. Mirasçılar arasında cenin var ise mirasın taksimi ertelenir. Yapay döllenmede döllenme anı değil, rahme düşüş esastır (lafzi yoruma göre).

Kök içinde eşitlik ilkesi mevcuttur. Aynı kök içinde yer alan ve aynı konumda bulunan tüm yasal mirasçılar mirastan eşit pay alır. Aynı kural kol içinde de geçerlidir. Ana kolunda da baba kolunda da aynı konumda bulunan yasal mirasçılar, kol içinde eşit pay alır. Kol içinde eşit pay her şeyden önce ana baba için geçerlidir. Sağ kalan eş ve 1. Zümre yoksa ana ½ baba ½ alacaktır. Aynı şey büyükana ve büyükbaba kolları için de geçerlidir.

Bir diğer ilkemiz ise halefiyet ilkesi denilen ilkedir. Bu prensip her zümrede zümrede yer alan bir yasal mirasçı miras bırakandan önce ölmüş ise ne olacağına cevap verir. Kanun koyucu halefiyet ilkesini belirler. O kişiye ait hisse, varsa altsoyuna intikal eder. Buna halefiyet ilkesi diyoruz. Bu ilke, miras bırakan altsoyu bulunan mirasçıyı mirastan çıkartmışsa dahi uygulanır. Sadece iki özel durumda uygulanmaz. Bunlardan ilki Mirastan Feragat Sözleşmesidir. Mirasçı, miras bırakan ile mirastan feraget sözleşmesi yapmış ise altsoyu da mirasçı olamaz, ancak bu durumun aksi kararlaştırılabilir. Diğer özel durum ise En Yakın Mirasçıların Tümü Mirası Reddetmişse söz konusudur ki bu durum TMK m. 612’de düzenlenmiştir.

Artış/Artma/Yatay Şişme ilkesi de mevcuttur. Bu ilkeye göre aynı konumda bulunan yasal mirasçılardan biri altsoy bırakmaksızın ölmüş olursa hissesi aynı konumda diğer yasal mirasçı ya da mirasçılara verilir. Onların payları artacak. Mesele muris ölmüş, sağ kalan eş yok, 3 çocuk var. Bunlardan biri altsoy bırakmaksızın ölmüş ise diğerleri , ½ alacak. Ölenin 1/3’ü sağlara bölüştürülüp dağıtılacaktır.

SAĞ KALAN EŞİN MİRASÇILIĞI

Daha önce de söylendiği gibi sağ kalan eş birinci zümre ile mirasçıysa payı ¼’tür. Yasama siyaseti açısından eleştirilebilir. Hocaya göre bu oran az. Çünkü sağ kalan eşler genelde yaşlı insanlar. Çocuklar evi satıyor, yaşlı kadın ya da adamın eline bir şey geçmiyor, kiraya çıkmak zorunda kalıyor. Mesela İsviçre’de bu oran ½.

!!! Koca ve eşi birbirini imtiyazlı konuma getirmek isterse yeterli bir hukukçuya başvurduğunda kendisine şunlar tavsiye edilebilir:

  1. Öncelikle edinilmiş mallara katılım mal rejimiy söz konusu ise katılım oranları değiştirilebilir. Eşin oranı arttırılabilir. Zira eşit paylaşma ilkesi emredici bir kural değildir, aksine sözleşme mümkündür.
  2. Altsoyuna sadece saklı paylarını bırakabilir. Bunların dışındaki miras paylarını iradi tasarruflarla eşine bırakabilir.

Sağ kalan eş ikinci zümre ile beraberse oranı ½, üçüncü zümre ile birlikteyse ¾ olacaktır. 3 zümrede de hiçbir yasal mirasçı yok ise sağ kalan eşin miras payı 4/4 olacaktır. Şimdi zoruna geliyoruz. Yasa yürürlüğe girince çok tartışıldı. Yoruma muhtaç bir hüküm.

Üçüncü zümre söz konusu olduğunda halefiyet ilkesi kural olarak her derecede yürür, ancak sağ kalan eş var ise ve üçüncü zümre sağ kalan eş ile mirasçı oluyorsa halefiyet ilkesi tek dereceli olarak uygulanır. Üçüncü zümrenin çocukları yok ise ve kendileri de

hayatta değillerse sağ kalan eş mirasın tamamını edinir. Şimdi ise şemalar üzerinden bir çalışma yapıyoruz.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

HAFTA 2

Gün 1

Sağ Kalan Eşin Yasal Mirasçılığının Koşulları

İlk koşul mirasın açıldığı anda yani murisin ölümü anında muris ile evli olmaktır. Tabi bunun için öncelikle muris ile sağ ile eş arasında bir evlenmenin gerçekleştirilmiş olması lazım. Dolayısıyla imam nikahıyla evlenmeler ile resmi evlenme mahiyetiğini taşımayan karı-koca gibi birliktelikler miras hakkı doğurmaz. Bu arada bir soru. Türkiye’de imam nikahlı evlilik olanağı daha önce var mıydı? Vardı. 5 yılda bir af çıkıp bunlar evli kaydedilirdi. Resmen nikahlanırlardı. AHİM dedi ki her çocuğun anne babasını bilmesi insan hakkıdır. Babaya bağlanıp bağlanamayacağı iç hukuka bağlıdır dedi. Yegi kararı. Yegi kararı neticesinde babasını buldu ama mirasçısı olamadı.

Evlilik birliği mahkeme kararıyla askıya alınmışsa murisin eşi ona yasal mirasçı olabilir, zira evlilik birliği murisin ölümünde süregitmektedir. Evlilik birliğinin askıya alınması evlilik birliğini sona erdirmez.

Mahkemece ayrılık kararı verilmiş ise, yine evlilik birliği süregittiği için murisin eşi sağ kalan eş sıfatıyla murise yasal mirasçı olur.

TMK md 159 mirasçıların dava hakkı kenar başlıklıdır. TMK’da ve Borçlar Kanununda kenar başlıkları kanun metnine dahil midir öğrenin. Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Burada kitaplarda mutlak butlandan bahsedilir ama evlenmede asla mutlak butlan söz konusu olamaz. İspat et hoca diyeceksiniz. Edeyim. Kanununda açık hüküm var. Evlenmenin iptaline kadar geçersiz bir evlenme kesin geçersizlik koşulları söz konusu olsa dahi geçerli bir evlenmenin tüm sonuçlarını doğurur. Mutlak butlan söz konusu olsaydı bu olmazdı. Mutlak butlanda hukuki işlem baştan itibaren hiçbir zaman hiçbir şekilde etki doğurmaz, dava açmaya gerek yoktur, herkes ileri sürebilir, her zaman ileri sürülebilir. Evlilikte bu yok. Süreler var, dava açabilecek kişiler bellidir. Mahkeme evlenmeyi iptal edene kadar evlilik geçerli gibidir.

159. maddedeki hak mirasçılara geçmez zira kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır, ölümle intikal etmez. Kanunda eksik anlatım var. Evlenmenin iptalini eşler dava edebilecekleri gibi kendilerine özgü nedenlerle ve kanunda kendilerine tanınan hakka dayanacak şekilde başka kişiler de dava edebilir. Her ilgili dava edebilir, yerine göre yasal temsilci de dava edebilir. Burada mirasçılara geçmeyen iptal davası açma hakkı hangi iptal davasıdır? Eşlere ait olandır. Öbürleri zaten sözkonusu kişilerin şahıslarına ait olduğu için onun geçmesine gerek yok. Geçmiyor dediğimiz eşlere ait olan dava açma hakkıdır. Ancak

mirasçılar açılmış olan davayı sürdürülebilirler. Burada bir tezat mevcut. Geçmiyor ama devam ediyor. Neden yasakoyucu yapmış bunu? Aksi çözümden rahatsız olmuş. Geçersiz bir evlenmede sağ kalan eş sıfatını taşıyan kişi mirastan pay alacak. Madem geçersiz evlenme var, neden mirasçı olsun ki demiş kanun koyucu.

Evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan eş mirasçı olamayacağı gibi ÖBT ile ona verilen haklar doğmaz. Açalım.

Evlenme sırasında iyiniyetli olmayan eş mirasçı olamaz. Evlenmenin iptalinde iyiniyet ne zaman devreye girebilir? Tüm geçersizlik ve iptal hallerinde iyiniyet devreye girebilir mi? Ayırtetme gücünden yoksunlukta iyiniyet tartışması fayda eder mi yoksa iyiniyet sadece belirli olasılıklarda mı söz konusudur? Benim aklıma sadece birden fazla evlenme geliyor. İkinci kez evlilikte, ikinci eş iyiniyetliyse mirasçı mı olacak yani? Sıkıntı. İyiniyet kavramını kullanmasaydık keşke. İkinci eş iyi niyetliyse onu da mirasçı yaptık. İyiniyet değil, evliliğin iptali esas alınmalıydı.

Gelelim boşanmaya. MK181, başlığı miras hakları. MK159’un kenar başlığı ise mirasçıların dava hakkı. Boşanan eşlar bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılan ölüme bağlı tasarruflarda kendilerine sağlanan hakları aksi tasarruftan anlaşılmadıkça kaybederler. Bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ifadesini eleştirebilirler mi? Yani sağ kalan eş sıfatıyla olamaz ama kuzenlerse mesela bu sebeple mirasçı olabilirler. Burada “aksi tasarruftan anlaşılmadıkça” kalıbı mühimdir. Bunun anlamı şu. Onu yasal miras payının dışında iradi mirasçı atamış ya da vasiyet alacaklısı atamış, ama aksini öngörmüş demiş ki boşansak dahi bu hüküm ifade edecek. O zaman boşandıktan sonra kişi bu haklara sahip olmaya devam eder. Yani bu hüküm emredici hüküm değildir. MK 181’de aksi tasarruftan anlaşılmadıkça yok. O emredici mi değil mi? Kıyasen uygulayarak aynı sonuca varır, MK181’in de emredici olmadığını söyleyebiliriz.

Boşanma davası taraflarından birisinin ölümünden sonra ölenin mirasçılarından birisi davaya devam ederse ve diğer eşin kusurunun ispatlanması halinde yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır denmektedir.

Şimdi ölen eşin, murisin, mirasçıları; sağ kalan eşin kusurunu yani evliliği yürütmedeki kusurunu nasıl ispat edecekler ki? Beraber yaşamamışlar, nereden bilecekler? Olsa olsa münferit olaylara tanık olurlar. Bozuk bir hüküm. Kaldı ki boşanma davası değişik nedenlere dayandırılabilir. Zaten genelde kusura dayalı boşanma fikri yeni MK’da büyük ölçüde terkedildi. Anlaşmalı boşanma için başvuru yapılmışsa o zaman kusur ispatı olmaz. Madem ki anlaşmışlar sağ kalan eş sıfatıyla mirasçı olamasın denebilir. Hakimin iradelerin özgürce getirildiğine karar vermesi gerekir ama. Taraf ölüyken hakim bunu nasıl yapacak. Sıkıntı. Akıl hastalığı sebebiyle boşanmaysa ne kusurundan bahsedeceksiniz? Boşanma devam ederken ölene eşinin mirasçı olabileceğine bazıları olur diyor. Zira henüz boşanmamışlar, evlenme geçerli. Olamaz diyenler ise, ki bu eski bir anlayıştır, murisin eşi zina etmiş amma karar verilmemiş, muris ölmüş, daha sonra zina eden eşin murise mirasçı olması bizi rahatsız eder diye düşündüğü için böyle düzenlemeler getirmiş ama kavramsal sıkıntılar var. Kavram içtihatçılığı yerine çıkar

içtihatçılığı yapılmış. Zina olsa bile 35 sene sonra zina etmiş diyelim. Hata etmiş. 35 yıllık haklarından mahrum kalması da haklı gösterilemeyebilir. Mal mülk ayrı, miras hakkı ayrı. Sen o kişiyi cezalandırıyorsunuz. Buna hakkınız var mı? Zinanın tek bir yaptırımı vardır o da boşanma sebebi oluşturmaktır. Kaldı ki ceza yasasında da zina suç olmaktan çıkarıldı. Şu an zina bir suç değil ama bir boşanma sebebi.

Mal Rejiminin Tasfiyesi

Sağ kalan eşin yasal miras payını ve varsa diğer yasal mirasçıların yasal miras paylarını bulabilmemiz ve yine eğer var ise iradi mirasçıların miras hisselerini bulabilmemiz için eğer muris evli ise öncelikle mal rejimini tasfiye etmemiz gerekir. Sabah soruldu. Babam vefat etti, mal rejimi tasfiyesi olmadı dedi. E herkes razı olursa bişi denemez. Sonradan birisi dava ederse sil baştan yapılır, zira murisin malvarlığı doğru dürüst tespit edilmemiştir. 2002 öncesi mal ayrılığı, 2002den sonra edinilmiş rejimlere katılma. Tabi seçmekte özgürler. Değiştiredebilirler. Dönem için ayrı ayrı tasfiye yapılır. Tereke tespiti zordur. Bizde sözleşmeler çok yapılmadığı için tamamlayıcı yasal mal rejimleri yürüyor. 2002 öncesi ve sonrası ayrı kurallara tabi olduğu için ayrı ayrı yapılmalıdır.

Mal rejimini tasfiye etmeden murisin terekesini tespit etmemiz mümkün değildir. Mal rejimi tasfiye edilirken taraflardan biri sağ kalan eş, diğeri ise mirasçıların tümü tarafından temsil edilen murisin kendisidir. Mal rejiminin tasfiyesini gerçekleştirmek için önce eşler arasındaki mal rejiminin hangisi ya da hangileri olması gerektiğini bulmamız gerekir. 2002’den önce mal ayrılığı sonrası için edinilmiş mallara katılım yasal olanı. Bu ikincisi yürürlükteyse nasıl tasfiye edeceğiz?

Edinilmiş Mallara Katılım Rejiminin Tasfiyesi

Biliyorsunuz ki eşler bir mal rejimi sözleşmesi ile başka bir mal rejimi benimsememişlerse, 2002 sonrasında edinilmiş mallara katılım rejimi yürür. Bunlar mutlak doğrular değildir, hukuk kuralları bir tercihin neticesidir. Fransa’da mal ortaklığı, Almanlara edinilmiş mal ortaklığıdır. Farklı ülkelerde farklı düzenlemeler mevcuttur. Hiçbirinin yanlışlığı mutlak doğruluğu da ispat edilemez. Bunlar yasakoyucunun tercihleridir.

Edinilmiş mallara katılım söz konusuysa eşlerin mal yığınlarını 4’e ayırıyoruz. Her bir eşin kişisel malları olduğu gibi edinilmiş malları da var. (1) Kocanın kişisel malları ve (2) kocanın edinilmiş malları, (3) karının kişisel malları ve (4) karının edinilmiş malları. Anımsatıyorum sadece. Bunlar neydi demeyesiniz diye. Sağlıklı bir çözüm üretebilmemiz için edinilmiş mal yığını katagorisinden yola çıkıyoruz. Edinilmiş malları ayırdığınızda geriye kalanların tümü kişiseldir ve iki karinemiz var. Bunlardan biri ediniliş mal karinesi.

Bir malın kişisel mi edinilmiş mi olduğu tespit edilemezse bu edinilmiş bir mal sayılır. Bu MK6’ya bir istisnadır. Kanuni istisnadır. Diğer karine ise şu: Malın eşlerden birine ait olduğu ispatlanamazsa o mal müşterek mal sayılır, müşterek hak sahipliği doğar. Eşya Hukuku. Aksi ispat edilmezse ½ oranında paydaştırlar.

Edinilmiş mal nedir onu hatırlatayım. Kaba bir ifadeyle, maddi ya da manevi bir bedel karşılığı edinilen maldır. Manevi de dediğimiz için genelde gündeme gelen olgu çalışarak elde edilen her mal edinilmiş maldır. Maaş, ücret, kazanç vs. Bir bedel ödenmeksizin edinen her mal, özellikle miras yoluyla kazanılan mallar kişisel mallardır.

Bu arada eşlerden her birinin, diğerinin edinilmiş mallarının yarısı üzerinde yasadan kaynaklanan bir katılma alacağı vardır. Ayni bir talep asla söz konusu değildir. 4 parselin 2si benim denemez. Sadece nakdi bir alacak hakkı doğurur. Mülkiyet hakkı söz konusu değildir. Buna katılma alacağı diyoruz. Bir de katkı payı alacağı var. Bunu özenle ayırt ediyoruz. Eşlerden biri, bir diğerininin herhangi bir mal edinmesine ya da ıslahına herhangi bir karşılık olmaksızın yahut uygun bir mal almaksızın katkıda bulunmuşsa bu katkıdan dolayı bir katkı talep etme hakkına sahiptir. Katkı alacağı bu suretle edinilen malda artış meydana gelmişse katkı alacağı da o oranda artar ama zarar varsa katkı alacağının değeri nominal değerdir, aynısını isteyebilir. Eşlerden her birinin mal yığınları arasında da katkı alacakları yahut denkleştirme alacakları olabilir. Eşlerden birinin edinilmiş mal yığınına ilişkin borç kişisel mal yığınından ödenmişse kişisel mal yığını edinilmiş mal yığınından alacaklıklıdır. Vice versa. Eşler arasında da söz konusu olur. Hesap yaparken bunlara dikkat edelim. Son olarak eşlerden her biri diğerinin edinilmiş mallarının yarısı üzerinde yasa uyarınca hak sahibidir amma bu oranı anlaşma ile değiştirebilirler.

Her bir eş kendi kişisel mallarını alır. Zaten onundu. Edinilmiş haklara gelince. Her birinin yarısında diğerinin alacak hakkı mevcuttur. Hesabı basitleştirmek için ikisinin edinilmiş mallarını toplar, ikiye böler, eksiği tamamlarız. Kanunda takastan söz ediliyor. Aslında takasmıdır mahsup mudur? Takas yenilik doğuran hak mahiyetindedir, tek yanlıdır, karşı tarafın onayına gerek yoktur. Alacaklar ve borçlar en düşüğü oranında sona erer. Geriye kalan miktar talep edilir. Burada takastan çok mahsup varmış gibi geliyor. İki kere işlem yapacağımıza basit bir aritmetik işlem yapmak suretiyle hangisinin alacağı yüksek ise o alacağı haneye yazıyoruz.

Şimdi sağ kalan eşe bunu verdikten sonra murisin yani edinilmiş malların yarısını verdikten sonra sağ kalan eş ayrıca yasal mirasçı sıfatıyla murisin malının tümüne mirasçı olacaktır.

Edinilmiş mallar üzerindeki hak için yasal oran ½ ½ dedik. Bu emredici değildir. Eşler aksine sözleşme yapabilir. Hepsini birine verebilirler. Amma miras hukuku açısından 2 sınırlama var. Bu sınırlamalardan birisi edinilmiş mallara katılıma diğeri mal ortaklığına ilişkin. Bunlar aile hukuku kitabında yazar. Şimdi şöyle bir sorun söz konusu. Bu miktar değiştirilmişse aile hukukunda yer alan hükme göre eşler böyle bir anlaşma ile edinilmiş mallara katılım rejiminde ortak olmayan alt soyun saklı payını ihlal edebilirler. Mefhumu muhalifinden, ortak altsoyun yani öz çocuk ve torunlarınkini ihlal edemezler. Mal ortaklığında ise farklı bir hüküm var. Eşler böyle bir antlaşma ile ortak olsun ya da olmasın altsoyun saklı payını ihlal edemezler. Neden farklı çözümler öngörülmüş? Saklı pay söz konusu, ama bu sınırlamalar Miras kitabında değil. Saklı payın ihlalini genel kurallara göre buluyoruz, miras kitabındaki kural belli. Asıl soru şu. Aile hukukundaki

sınırlamaları göz önüne alarak mı Miras hukukunda saklı payları belirleyeceğiz, göz önüne almadan mı? Göz önüne alacaksak bu farklı anlaşmayı sadece edinilmiş mallara katılım rejiminde ortak olmayan alt soy bakımından mı hesaba katacağız, ortak olan altsoy bakımından da mı hesaba katacağız. Mal ortaklığında bu soru gündeme gelmez tabi. Biraz karmaşık oldu açayım.

Şöyle ki bu anlaşma ile diyelim ki 3/4lük oran belirlendi. Fark ¼, eşe bu kazandırılmış. Bu sadece ortak olmayan altsoyu hesaplarken mi terekeye hesap edilecek yoksa ortak altsoyu hesaplarken de mi terekeye dahil edeceğiz? Ortak altsoyu hesaplarken terekeye dahil etmek demek miras hukukunda aile hukuku sınırlamalarını kullanmak demek. Tartışmalı. Sınavda sorduğum takdirde hangi cevabı verirseniz verin geçerlidir diyorum. Ona rağmen arkadaşlar pek sevmiyor, onun için ben de sevmiyorum.

Gelelim ikinci olasılığa. Murisin ölümünde mal ortaklığı rejimi olsun. Mal ortaklığının alt türleri var. Birisi umimi mal ortaklığı, tüm malları kapsar. Kişisel mallar yoktur. Böyle olunca hesap basitleşiyor. Mal rejimini tasfiye ederken ikiye bölüyoruz tüm malları. Yarısını mürisin, yarısını da sağ kalan hanesine yazıyoruz ama iş hep bu kadar basit değil zira bu yasal olan. Emredici değil. Hepsi de eşimin olacaktır diyebilirler. Bu takdirde yasadaki sınırlamaya göre böyle anlaşmalar, yani farklı oran öngörenler, ortak olsun ya da olmasın altsoyun saklı payını ihlal edemez. İhlal varsa alt soy öz olsun üvey olsun tenkis davası açabilir amma tenkis asla yasa gereği gerçekleşmez dava gerekir.

Eğer mal ortaklığı sınırlı mal ortaklığı ise o zaman eşlerin her birinin kişisel mal yığını ile birlikte bir de ortaklık malları var. Sınırlı mal ortaklığı nasıl olur? Mesela taşınmazlara, ya da taşınırlara yahut sadece edinilmişlere özgü olabileceği gibi sayıma da tabi olabilir. Mesela Beşiktaş’ta bulunan mağaza, Yeşilköy’deki daire ve Çanakkaledeki şu arsa diye sayılarak da belirlenebilir. Böyle bir durumda tasfiyede önce kişisel malları ayırıp her birinin hanesine yazıyoruz. Sonra da mal ortaklığına dair malları yazıp paylaştırıyoruz. Birkaç karine var.

Edinilmiş mal karinesi. Bir malın, eşlerden birinin kişisel malı mı edinilmiş malı mı olduğu hususunda tereddüt var ise burada MK6 uygulanmaz, istisna vardır, mal edinilmiş mal sayılır. İkinci karine, müşterek mülkiyet karinesi. Malın kime ait olduğu ispat edilemezse müşterek mülkiyet vardır. Eşya hukukuna göre müşterek mülkiyette ½ ortaklık vardır.

Edinilmiş mallara katılım rejimi tasfiyeye dek mal ayrılığıdır aslında. Sadece tasfiyede ayrılık gösterir. Yani eşlerden her biri hem edinilmiş hem kişisel mallar üzerinde maliktir, tasarrufta bulunabilir; sadece birtakım aile hukuku kaynaklı sınırlamalar var. Dilediği gibi tasarruf edemeyebilir. Aile konutu gibi.

Ufak bir soru. Resmi lojmanlar yahut özel lojmanlar aile konutu oluşturabilirler mi? Tartışmalı. Aslında kabul etmek gerekir zira aile konutu kavramını karşılar, zira aile konutu ille de birinin mülkiyetinde olmak zorunda değil. Sadece ikinci dereceden meskenler, yazlıklar, aile konutu sayılmaz. Eşi korumak için bunu da aile konutu saymak gerekir.

Mal ayrılığı rejimi

Mal ayrılığıyla devam. Eşlerden her biri kendi mallarını alır. Teknik anlamda bir tasfiye söz konusu değildir. Sadece diğer eşin zilyetliğinde bazı mallar var ise ve alacak verecek borç ilişkisi söz konusuysa onların olağan borçlar ya da eşya hukuku kurallarına göre sonuçlandırılması gerekir.

Devletin Mirasçlığı

Devlet iradi mirasçı olarak da vasiyet alacaklısı olarak da atanabilir. Bunun yanısıra devlet yasadaki hükme göre mirasçı bırakmaksızın ölen kişinin mirasçısı devlet olur. Madde 501. Kötü ifade. Şöyle dense daha iyi olur. Yasal veya iradi bir mirasçı yoksa son aşamada devlet yasal mirasçıdır. Devlet yasal mirasçı olduğu için murisin borçlarından da her mirasçı gibi sorumludur amma devletin murisin borçlarından sorumluluğu sınırlanmıştır. Daha önce de gördüğümüz üzere devlet sadece kendisine intikal eden malvarlığı ile sınırlı olarak sorumludur. Bunları alacaklılara bırakarak her şeyden kurtulabilir. Buna hukukta ayni sorumluluk denmektedir. Eşya hukuku bağlamında bir ayniyet olarak anlamayın. Kendisine intikal eden nesnelerle sınırlı olarak sorumluluk demektir. Bu –ile sorumluluktur. –den sorumluluk değildir.

Devlet mirasçı ise murisin mal varlığının terekesinin re’sen yazımı ve tespiti gerçekleştirilir, defteri tutulur. Talep olmasa da sulh mahkemesi re’sen resmi defteri tutacak. Devlet buna bakar, ona göre karar verebilir. Reddedebilir. Kabul etse dahi ayni sorumluluk halen vardır.

Devlet burada özel hukuk kurallarına tabidir.

Paylaşmaya Esas Oluşturan Tereke

3 tür tereke vardır. (1) paylaşmaya esas oluşturan tereke, (2) tenkise esas oluşturan tereke,

(3) denkleştirmeye esas oluşturan tereke.

Paylaşmaya Esas Oluşturan Tereke

Önce murisin öldüğü anda mevcut olan mallarını yazarız. İleride de göreceğiz ama değer tespitinde genel ölçüt sürüm değeridir, rayiç değerdir. Ürün getiren şeyler söz konusu olduğunda getiri değeri esas alınır. Bu gayrisafi terekedir. Bundan borçları çıkarırsak safi terekeyi buluruz. Borçları ikiye ayırıyoruz. Kişisel borçlar ve ölümden sonra meydana gelen tereke borçları. Tereke borçlarına defin ve cenaze masrafları örnek verilebilir. Bununla beraber ev ahalisinin 3 aylık bakım masrafları. Kilise hukukundan bize geçti. Defter tutulduysa defter, yönetici atanmışsa yönetici masrafları. Mühürleme masrafları vs. Terekenin yönetiminde kaynaklanan masraflar. Mesela bir evin onarılması, boyatılması. Murisin ölümünden itibaren mal varlığında meydana gelen tüm artışlar onun terekesine dahil edildiği gibi tüm eksilmeler de bunun terekesinden düşülür. Paylaşmaya kadar murisin mal varlığında meydana gelen tüm artışlar mirasçılar yararlanır, tüm

azalmalardan zarar görürler. Misal dövizin dalgalanması. Borçlar çıkınca safi tereke olur. Yalnız paylaşmaya esas teşkil eden tereke sadece bu değildir.

Bununla beraber denkleştirmeye tabi terekeyi eklemeliyiz. Bu ne anlama gelir? Muris sağlığında mirasçılar arasında aynı düzeydekiler arasındaki eşitliği bozacak biçimde sağlar arasında kazandırmalarda bulundurmuş ise ki bunların neler olduğu yasada belirtiliyor, bu kazandırmalar terekeye eklenir. En tipik örneği; 5 kardeş 2si yüksek tahsil yapmış, olağan öğrenim giderleri denkleştirmeye tabi değil, olağanüstü giderler tabi. Kardeş diyebilir mi, o bilkentte para saçtı, ben devletteydim, denkleştirilsin diyebilir. Yani bilkente yapılan ödemeler olağandışı öğrenime girer mi girmez mi? Bir sonraki ders konuşalım.

Gün 2

Önce bir arkadaşımız geçen derste dedi ki AİHM’nin imam nikahını evlilik sayan bir kararı var, ne olacak dedi. Miras için bu sonuç doğururdu. Ben şok geçirdim acaba bilmiyor muyum diye. Kararı aradım, kararda tam tersi söyleniyor. Mahkeme oybirliği ile 1 No’lu protokolün 1’inci maddesiyle bağlantılı olarak sözleşmenin 14’üncü maddesinin ihlalinin mevcut olmadığına karar vermiş. Ayrıca Sözl’nin 8’inci maddesinin ihlalini mevcut olmadığına oybirliği ile karar vermiş. Şerife Yiğit Kararı.

Paylaştırmaya Tabi Tereke’de izleyeceğimiz adımlar.

  1. Mal rejimini tasfiye et
  2. Bireysel olmayan mallarını tasfiye et. Mesela başka bir mirasçılar topluluğunun üyesiyse oradaki mallar bireysel olmayan mallardır.
  3. Murisin üye olduğu adi şirket tasfiye edilecek, murise düşen tespit edilecek
  4. Muris diğer ticari şahıs şirketlerin de üyesi ise bu şirketlere ilişkin tasfiyeler gerekebilir.

Murisin Ölümlü İntikali Mümkün Olan Malvarlığı Değerleri

Daha önce de değişik vesilelerle temas ettik. Malvarlıksal değer taşıyan haklar mirasçıları intikal ederken taşımayan haklar intikal etmez. Malvarlıksal nitelik taşımasına rağmen mirasçılara intikal etmeyen malvarlığı değerleri de var. Nelerdir bunlar? Misal, intifa hakkı, malvarlıksal değer taşımasına rağmen murisin ölümü ile mirasçılara intikal etmez. İntifa süreye tabi ise sürenin dolmasıyla, süre öngörülmemişse en geç hak sahibinin ölümü ile sona erer, kişiye sıkı sıkıya bağlı malvarlıksal değere sahip bir hak. Keza sükna hakkı da böyledir. Sükna ile intifa arasındaki fark şudur ki süknada kiraya verilemez mesela.

Düzensiz irtifaklar ölüm ile intikal eder mi? Hayır, ve fakat aksi kararlaştırılabilir. Onlar nelerdir? Üst hakkı ve kaynak hakkı. Ayrıca nafakaların tümü de murisin ölümü ile beraber sona erer. Bundan başka çok sayıda sözleşmede murisin ölümü ile beraber son bulur. Tipik bir misal: Ölünceye kadar bakma sözleşmesidir. Bakım alacaklısının ölümüyle sona erer, mirasçılara intikal etmez.

Taşınmazın rayiç bedeli esas alınır. Yasada bu konuda taşınmazlara ilişkin hüküm bulunmakla birlikte genişletici yorumlu bu hüküm taşınırlara da uygulanır. Amma söz konusu olan malvarlığı değeri ürün getiren bir malvarlığı ise, çiftlik gibi, ürün değeri esas alınır. Fabrika gibi misal.

Gelelim belirleyici ana. Daha önce sözünü ettik. Murisin mevcut malvarlığı değerlerini değerlendirme anı mirasın açılma anı değildir, taksim anıdır. Taksime kadar artma da azalma da olabilir. Önemle altını çizerek söyledik, denkleştirmede esas alınacak an ile tenkiste esas alınacak an paylaştırma anı olmayıp mirasın açıldığı an yani ölüm anıdır.

Kanununmuzda denkleştirme düzleminde bir boşluk var. Denkleştirmeye tabi mal daha önce, ölümden önce, denkleştirme yükümlüsü tarafından elden çıkarılmışsa hangi andaki değeri esas alacağız? Bunun cevabı yok. Devir anındakini esas almak lazım yoksa başka bir çözüm yoktur.

Şimdi bu söylediklerimizden sonra paylaşmaya esas olan terekede yer alacak olan ikinci kaleme geçelim. Denkleştirmeye/iadeye tabi kazandırmalar

Denkleştirmeye Tabi Kazandırmalar

Yasal düzenleme MK669. Bunun yanısıra değişik yasal düzenlemelerde de denkleştirmeye ilişkin hükümler vardır. Denkleştirme söz konusu olduğunda muris sağlığında iken mirasçılarından birine ya da bazılarına karşılıksız kazandırmalarda bulunmuş olabilir. İvazsız kazandırmalar. Ya da kısmen ivazsız kısmen ivazlı kazandırmalarda bulunmuş olabilir. O zaman da oransal işlem yapacağız. Ne kadarı bağışlama ne kadarı değil. Şimdi yasa koyucunun düşüncesi şudur. Mirasçılar arasında kanunun ve murisin öngördüğü eşitliğin bozulmaması lazım. Eşitlik bozulmuşsa denkleştirme yapılır. Yani sen murisin sağlığında 7 milyon TL al, sonra 2 kardeş söz konusu diye eşit paylaşalım de. Bu eşitliğe aykırıdır, adil değildir.

Şu iki husus önemlidir:

  1. Yasa koyucunun kendisinin eşitliği bozmayacağı ilkesini göz önünde bulundururuz.
  2. Murisin de eşitliği bozmayı isteyip istemediğine bakmak suretiyle muhakeme yürütürüz. Bozmak istemişse ona göre muhakeme yürütürüz.

Denkleştirme zordur. Denkleştirmeyi bitirdikten sonra tekrar da edeceğim, her şeyi tekrar edeceğim zira bunlar ehemmiyetli.

Mirasta denkleştirme ayni mahiyette değildir. Borçlar hukuku niteliklidir. Neden? Mesela muris çocuklarından birine sağlığında bir taşınmazını devretmiştir. Tapuda onun adına tescil beyanında bulunmuştur ve tescil gerçekleşmiştir. Ayni mahiyette olsaydı tescilin terkini ile taşınmazın terekeye iadesi gerekirdi. Bu söz konusu değil zira tescil geçerli ile terkin sebebimiz nedir? Adam malik olmuş. Ayni talep olamaz. İadeyi talep edeceksiniz. Dolayısıyla borçlar hukukuna tabi bir istem, ama miras hukuku unsurları da taşıyor bu talep.

Denkleştirme yükümlüsü yasaca bir tercihe sahip. Dilerse aynen iade, dilerse mahsuben denkleştirmeyi seçer. Aynen denkleştirmeyi seçtiğinde aldığı malvarlığı değerini rızasıyla terekeye iade eder. Rızayla aynen iadeyi tercih etmezse mahsuben iadeyi tercih ederse denkleştirmeye tabi malvarlığı değeri miras payından mahsup edilir. Buna da mahsuben iade denir.

Mirasta denkleştirme ve tenkis farklı kavramlardır. Ortak özellikleri vardır. Aynı türden kazandırmalar hem denkleştirmeye hem tenkise konu olabilir. Ayrıca aralarında şöyle sıkı bir bağ da vardır. Mesela ileride göreceğimiz üzere muris denkleştirmeden bağışık tuttuğu yahut mahiyet itibariyle denkleştirmeye uymayan bir kazandırma olduğu için denkleştirmeden kurtulan tenkisten kurtulamaz. Vice versa. Tenkisten kurtulmak denkleştirmeden kurtulmak anlamına gelmez yani. Vice versa.

Şimdi ilerde göreceğiz ama parantez içerisinde:

Tenkis saklı payı koruyan bir istemdir. Zihninizde boşluk kalmasın diye saklıpay miktarlarını kısaca belirtelim. Bu hususta tek bir düzenleme var. MK 506. Biliyoruz ki saklı paylı mirasçılar sınırlıdır. Sadece bazı yasal mirasçılar saklı paya sahiptir. Saklı pay mirasları da yasal miras paylarının bazen tamamı bazen bir kısmıdır. MK506’da sayılmıştır. Altsoy, ikinci zümrede sadece ana ve baba ve nihayet sağ kalan eş saklı paya sahiptir. İradiler asla saklı paylı mirasçı olamaz. Çünkü zaten kendi veriyor. Vermezse vermez. Korumaya tabi değiller. Saklı paylarına gelince, altsoy için yasal miras payının yarısı, ana baba için ise yasal miras payının dörtte biri saklı miras payıdır. Sağ kalan eşin saklı payını ezberlemek zor. Altsoy ile beraber ise sağ kalan eş yasal miras payının tamamı (1/4), veya ana baba ile mirasçı ise yasal miras payının tamamı (1/2), Üçüncü zümre ile ise saklı pay yasal mirasın ¾’üdür. Tek yasal mirasçı eş olsa da yasal mirasın

¾’ü saklı paydır. İleride bunun detaylı hesaplamalarına geleceğiz.

Mirasta denkleştirmeye ilişkin yasa özel olarak anılan bir davadan söz edilmese de bir denkleştirme davası mevcuttur. Bu alanda bir parantez daha:

İleride göreceğiz ama bir toplu olarak dava türlerine değinelim.

    1. Denkleştirme Davası
    2. ÖBT’nin geçersizliği/iptali davası
    3. Tenkis davası
    4. Mirasçılık Belgesi Elde Etmeye İlişkin Dava
    5. Miras sebebiyle “istihkak” davası. Eşya hukukundaki istihkaktan farklı
    6. Murisin değişik mirasçı veya kişilerle sağlığında yaptığı hukuki işlemlere ilişkin bilgi edinmeye yönelik davalar
    7. Miras taksim davası
    8. Mirasın taksimine ilişkin sözleşme yapıl ve fakat buna uyulmamış ise ifa davası
    9. Miras taksim sözleşmesinin iptali veya feshi davası
    10. Vasiyet alacağını ifa davası
    11. Terekenin yönetimine ilişkin mirasçılar arasında anlaşmazlık olduğunda açılacak dava
    12. Terekeye bir mümessil atanmasına ilişkin dava
    13. Tereke mümessilinin eylem ve işlemlerine karşı şikayet mekanizması
    14. Vasiyeti tenfiz memurunun yürütüm görevlisinin eylem ve işlemlerine karşı dava
    15. Taksim davasıyla beraber tenkis ve denkleştirme istemlerinde bulunabilir. Öncelikle tenkis ve denkleştirme sonrasında taksim talep ediyor.

Denkleştirme Türleri

Kurumsal olarak MK669’u açıyoruz. Biraz karmaşık. Dikkatli dinler ve dikkatli okursak içinden çıkarız. Yasal mirasçılar denkleştirmeyle yükümlüdürler. Karşıt kavramından anlaşılabilir ki iradi mirasçılar denkleştirme yükümlüsü değildirler. Amma öğreti ve uygulama iradi mirasçılıkta da denkleştirmenin söz konusu olabileceğini söylüyor, zira miras hukukunda egemen olan muris iradesidir. Dolayısıyla dilerse iradi bir mirasçısına da denkleştirmeyi emredebilir, ya da bağışık tutabilir deniyor. Birinci fıkrada yasal mirasçılar dendiği için tüm yasal mirasçılar buraya dahil. Somut olayda söz konusu olan yasal mirasçılar buraya dahil. Miras bırakandan miras mallarına mahsuben elde ettikleri sağlar arası karşılıksız kazanımları denkleştirmek için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı sorumludur. O halde yasal mirasçılar hem denkleştirme yükümlüsü hem de alacaklısı olabilirler. Bir sınırlama öngörülmediği için tüm yasal mirasçılar buraya dahil.

Karma bağışlama söz konusuysa hesaplarız. İvazsız kısım denkleştirilir. Bir diğeri ise miras payına mahsuben yapılan kazandırmalar. Mahsuben ne demektir? Miras paylarına mahsuben kazandırma ne demek? Buna kim karar vermiş oluyor? Muris. Sana ivazsız bir kazandırmada bulunduruyorum ama bunu sana miras payına mahsuben yapıyorum diyor. Yani miras haklarının peşinen tasfiyesi gibi bir durum söz konusu. Buna miras bırakan karar verdiği için bu denkleştirmeye iradi denkleştirme adı veriliyor, zira denkleştirmeye muris karar veriyor. Murisin iradesinin burada açık veya örtülü olması arasında herhangi bir fark gözetilmemiş. İkinci fıkrada ise gözetilmiş. Gelelim ikinci fıkraya. Burada söz konusu olan yasal mirasçılar sınır, sadece alt sınır. Ayrıca birinci fıkrada denkleştirmeye tabi kazandırmalar herhangi bir kazandırma olabilirken ikinci fıkrada kazandırmaların türü de sınırlanmış bulunuyor. Sadece bazı kazandırmalar denkleştirmeye tabi. Onlar hangileri?

  • Çeyiz
  • Kuruluş sermayesi
  • Bir mal varlığını devretmek
  • Borçtan kurtarmak vb…. Gibi kazandırmalar.

Bunlar kafamızı karıştırabilir. Bunların ortak ölçütü nedir? Vb dediğine göre misal kabilinden sayım mevcut, numerous clausus yok. Ortak ölçütü şu. Alt soyun hayata atılabilmesi, hayata tutunabilmesi, varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan kazandırmalardır. Mesela bilkenti bitirmiş avukatlık stajı yapmış yazıhana açması lazım, kira ödeyecek. Buranın kirası için babasına diyor ki yazıhane al. Babası alıyor. Bu onun iş kurabilmesi için yapılan birer kazandırma bunlar tabi. Evlenme ve aile kurmak için

yapılan tüm harcamalar da dahil edilebilir. Bu kazandırmaların da ivazsız olması gerekiyor.

Burada çözüm değişiyor. Denkleştirmeye tabidir amma aksi miras bırakan tarafından açıkça belirtilmemiş olmadıkça. Yani aksi öngörülebilir. Buna denkleştirmeden muafiyet/bağışıklık deniyor. Denkleştirmeden bağışık tutuyorum, muaf tutuyorum demişse tabi değildir. Bu iradenin sarih olması gerekir, zımni olamaz. İrade açıklamasının sarih olmasının öngörüldüğü bir başka düzenleme hatırlatın bana? Aile konutu. Aile konutuna ilişkin eşin rızası sarih olmadılır, açık olmalıdır. Şimdi ikinci fıkradaki denkleştirmeye de yasal denkleştirme, yasal iade diyoruz zira bu denkleştirme miras bırakanın iradesine tabi değil, aksi onun iradesine tabi. Aksini öngörmüşsen denkleştirmeye gerek yok. Birinci emrettiysen emredelim, ben emretmiyorum. İkincide ben emrediyorum, sen etmeyelim diyorsan etmeyelim.

Tekrar ediyorum. Yasada yer almıyor amma iradi mirasçıların denkleştirme yükümü de söz konusu olabilir deniyor özellikle öğreti tarafından, ben de bunu size iletiyorum. Miras bırakanın iradesi miras hukukuna egemen. Tasarruf özgürlüğü yasanın emredici hükümleri dışında miras bırakanı rahat bırakıyorum. Kamu düzeni, ahlak, kişilik hakları da pektabi diğer sınırlamalar.

Bir sorun da sağ kalan eşi burada nereye oturtacağımız. Birinci fıkraya dahil midir? Dahildir zira yasal mirasçı eş de. Peki, birinci fıkraya göre denkleştirme yükümlüsü de olabilir alacaklısı da olabilir. Peki ikinci fıkraya göre? Sorunun önemi şurada. Genelde somut olaylarda genel olarak sağ kalan eş ve alt soy birlikte mirasçı olurlar dolayısıyla sağ kalan eşi denkleştirme alacaklısı saymaz iseniz ikinci fıkraya göre sağ kalan eş istatistiki olarak sıkça mağdur olacaktır. Dolayısıyla öğreti sağ kalan eşin ikinci fıkra uyarınca da denkleştirme alacaklısı olabileceğini kabul eder. Diğer görüş sağ kalan eşin bu fıkra kapsamında hem denkleştirme borçlusu hem de alacaklısı olduğunu söyleyebilir. Eşe çok sayıda ivazsız kazandırma olabilir, altsoy ve bilhassa üvey çocuklar bundan ciddi zarar görebilir. Dolayısıyla öğretide deniyor ki bu bana da doğru görünüyor, ikinci fıkra bağlamında sağ kalan eşin hem denkleştirme alacaklısı hem de borçlusu olabileceğini kabul etmek gerekiyor.

Şimdi, murisin denkleştirmeyi birinci fıkra uyarınca emrettiğini nereden anlıyoruz? Açık ifade yok. Emir ikinci fıkrada var. Orada açıkça öngörmemişse diyor. Birde murisin iradesinden açıkça söz edilmiyor. Onun iradesine gönderme yapıldığını söyleyebileceğimiz ifadeler nelerdir? “Miras payına mahsuben” diyor. Sana bu kazandırmayı yapıyorum amma miras payına mahsup edeceksin, bedava yapmıyorsun. İvazsız kazandırma ama ileride mirasta bunu mahsup edeceksin diyor. Bir anlamda miras payının tamamının ya da bir kısmının erken tasfiyesi söz konusu diyebiliriz.

Bu söylediğimiz genel düzenlemelerin dışında Medeni Kanun’un değişik yerlerinde de denkleştirmeye göndermeler ya da denkleştirmeye ilişkin hükümler yer almaktadır. Şimdi hangi yasal düzenlemelerde denkleştirmeye ilişkin hükümler ayrıca vardır? Sadece söyleyeyim, sonra geleceğiz açıklamaya gerek yok. MK672. MK674/2. Burada biraz açıklayalım. Tersine denkleştirme. Yani, birilerine fazladan malvarlığı veriyoruz, eşitliği

bozuyoruz ve onlardan bunu geri almıyoruz. 674/2’ye göre eğitim/öğretimini tamamlamamış ya da engelli çocuklara paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır. Buna ön tazminat yapılır. Sonra eşit olarak paylaştırma yapılır. Bu da tersine denkleştirme.

Devam. MK647. MK 573/2.

Bu bağlamda söylediklerimizden şimdi sadece birine değineceğiz. Dersi çabuk sonlandıracağım zira servis korkusu var hepimizde. Yollar kapalı endişesi.

MK 670 uyarınca denkleştirmede temsil de söz konusu olabilir. Şöyle ki sorun şudur, denkleştirmeye tabi bir kazandırma alan mirasçı, herhangi bir nedenle mirasçı sıfatını kazanamazsa, a) miras bırakandan önce öldüğü için, b)mirastan ıskat edildiği için c) feragat, d)ret, e)mahrumiyet sebebiyle, denkleştirmenin akıbeti ne olacak? Yasada deniyor ki denkleştirme yükümü onun yerine alan mirasçılara geçer amma miras paylarındaki artış oranında onlara geçer. Yani bu nedenle denkleştirmeye tabi kazandırmayı alan kişinin yerine geçer mirasçının miras payında onun mirasçı olamaması nedeniyle bir artış meydana gelmiş ise o zaman artış oranında denkleştirme yükümlüsü olunur.

Şimdi misaller verip dersi sonlandıralım. İki kardeş var, sağ kalan eş yok. Birisi denkleştirme yükümlüsü ama mirasçı sıfatını kazanamamış. Kime geçecek bu yüküm? Tek mirasçı varsa yok bu yüküm.

Sağ kalan eş var ise ve çocuklar var ise, çocuklardan birisi herhangi bir nedenle mirasçılık sıfatını kazanamaz ama denkleştirme yükümlüsü ise sağ kalan eşe karşı denkleştirme yükümlüsü olacak. Kardeşi mirasçı olamayınca miras payında artış olacak mı? Evet. Eşin payı artacak. 3/8 oranında arttı sağ kalan eşin. Denkleştirme yükümü de bu nispette geçer. Azami bu nispette geçer.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

HAFTA 3

Gün 1

Mirasta denkleştirme önemine binaen tekrar edilmiştir.

MK 669 vd maddelerinde mirasta denkleştirme düzenlenmiş bulunuyor. 669’uncu maddenin birinci fıkrasında yasal mirasçıların tümü hem denkleştirme yükümlüsü hem de denkleştirme alacaklısı olabilir deniyor. O halde özellikle sağ kalan eş de bu kapsamdadır. Amma bir koşul var. Miras bırakan denkleştirmeyi emretmiş, öngörmüş olmalı ki denkleştirme gerçekleştirilebilsin, talep edilebilsin. Onun için MK669/1’deki denkleştirmeye iradi denkleştirme diyoruz. Kısaca miras bırakan denkleştirmeyi emretmişse denkleştirme talebi söz konusu olur. Yasa koyucu bunu şu sözcüklerle ifade etmiştir. “Miras paylarına mahsuben yapılan kazandırmalar…” mahsuben yapılan kazandırma ne demektir? Bunu miras payından düşeceksin. Bunu kazandırmayı yaparken öngörmemiş ise denkleştirme birinci fıkra bağlamında söz konusu değildir.

İkinci fıkrada ise farklı bir durum vardır. Şöyle ki, denkleştirme yükümlüleri ve alacaklıları en azından düzenlemenin lafzına göre sadece altsoydur. Her derecede çocuk- torun-torun çocuğu… Burada denkleştirme asıldır. Ama miras bırakan aksini emredebilir, yani denkleştirmeden bağışık tutabilir. Bir koşulumuz daha var. Diğer tüm denkleştirme durumlardan farklı olarak 669/2’de miras bırakanın bağışıklık yönündeki ifadesi açık/sarih olmalıdır.

Ayrıca 669/1’de miras bırakanın denkleştirmeyi emretmesi halinde sağlar arası kazandırmaların tümü denkleştirmeye tabi iken 669/2’de sadece belirli türden kazanndırmalar denkleştirmeye tabidir. Yasada bunlar şöyle ifade ediliyor. Miras bırakanın çeyiz, evlenme giderleri, kuruluş sermayesi vermesi, borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi yapılan kazandırmalar. Bundan pek bir şey anlaşılmaz. Neden sadece bunlar olsun ki? Bunların ortak özelliği altsoyun hayata atılması, iş kurabilmesi, aile kurması için yapılan kazandırmalardır. Her türlü kazandırma buraya dahil değildir. Buraya eğitim ve öğrenim giderleri, formasyon giderleri, evlenme giderleri, iş kurma giderleri gibi giderler tabidir. Yasadaki sayı sınırlayıcı değildir, tahdidilik ilkesi benimsenmemiştir. Buna benzer tüm kazandırmalar olabilir, yeter ki ölçüt sağlansın: Altsoyun hayata atılması için yapılan giderlerden olsun.

Altsoy dışındakiler buraya dahil midir? Sağ kalan eşin denkleştirme alacağı alabileceği kabul edilmezse ona haksızlık edilir deniliyor, zira genelde mirasçılar eş ve altsoydur. Hal böyleyken doktrin 669/2’ye sağ kalan eşi de kabul ediyor. Anımsanmayacak sayıda yazar denkleştirme yükümlüsü, daha çok sayıdaki ise denkleştirme alacaklısı

olabileceğini düşünüyor. Az sayı lafzi yorum yapıyor, sağ kalan eş bu kapsamda kendine yer bulamaz diyor.

Birinci fıkrada yasal mirasçılardan söz edildiğine göre iradi mirasçılar yasa lafzına göre buraya dahil olmamalıdır. Bazen iradi mirasçıların da buraya dahil edilmesi gerektiği söylenir. Özellikle miras bırakan yasal mirasçısını iradi mirasçı olarak atadığında 669/1’in uygulanması özel bir önem kazanıyor. Yasal miras payının dışında iradi bir miras payı varsa, eşitlik bozulacaktır. Hal böyleyken buraya iradi mirasçılar da dahil edilmelidir.

İkinci fıkra sadece altsoydan bahsediyor ama yasakoyucu söylemese de altsoyun mirasçılığı yasal mirasçılıktır. Bazı hukukçular ikinci fıkraya da iradilerin dahil edilebileceğini ifade ediyorlar ve diyorlar ki miras bırakan altsoyunda yer alan bir yasal mirasçısına yasal miras payı dışında bir iradi miras payı bıraktığında denkleştirme söz konusu olabilmelidir. Zira eşitlik bu olasılıkta da bozulmuş oluyor, denkleştirme gerekiyor. Sadece 669’un değil, devamında da denkleştirmenin ruhu mirasçılar arasındaki eşitliğin bozulmasını önlemektir. Denkleştirmenin esası bozulan eşitliğin tesisidir deniliyor ve bu fikre göre yorumlanması gerekir deniliyor.

Yasal düzenlemenin ruhunu nasıl ifade edersiniz? Ruhu ve amacı diyoruz, iyi de amacı ne? Çok soyut kalıyor. Şöyle denebilir mi acaba? Yasa koyucunun fiilen söylediği şey, sözü, lafzıdır amaç. Söylemek istediği ya da söylemesi gereken ise özüdür, kastetmemiş olsa dahi kastetmesi gereken. Günümüzde Galamer ve onunla beraber yol alanların oluşturduğu akıma göre her yasal düzenleme yoruma muhtaçtır. Geleneksel görüşe göre ise duraksamaya yer veren, birden fazla anlam verilebilecek olan düzenlemeler yoruma muhtaçtır. Ayrıca yorum özel bir bilim alanı, sanattır. Yorum zaten dinsel metinlerin yorumundan hukuka geçmiştir.

Gelelim 670’inci maddeye. Mirasta denkleşmenin onsuz olmaz koşullarından birisi de denkleştirme yükümlüsünün mirasçı olmasıdır. Mirasçı olmayan denkleştirme yükümlüsü olamaz zira denkleştirme taksime ilişkin bir kavramdır, taksimde gündeme gelir. Mevcut terekeye denkleştirmeye tabi alacakları dahil edip terekeyi öyle taksim ederiz. O halde denkleştirme yükümlüsü mirasçılık sıfatını yitirirse denkleştirme yükümünden kurtulur. Ne vakit yitirilir mirasçılık sıfatı? A) Muristen önce ölmüşse B) Mirası reddetmişse C) Iskat edilmişse D) Mirastan mahrum edilmişse E) Mirastan feragat etmişse o vakit mirasçı sıfatını taşımaz.

Mirasçılığı kaybeden denkleştirme yükümlüsü olmaz, ama onun yerini alan mirasçılar denkleştirme yükümlüsü olur. Bir sınırlama var. Miras paylarında meydana gelen artış oranında. Neden böyle bir düzenleme var? ratio legis.

Misaller vermiştik. Devam ettirebiliriz. Mesela iki kardeş ve sağ kalan eş var. SKE’in ¼, çocukların ise 3/8 oranında mirasta payı var. Kardeşlerden biri reddetti diyelim. Onun payı diğer kardeşe geçecek. ¾ olacak reddetmeyen kardeşin payı. Miras payında artma oldu. Dolayısıyla kardeşi denkleştirme yükümlüsü ise kardeşinin mirasçı olamaması

nedeniyle onun yerine kendisi geçtiği ve miras payı arttığı için o artış oranında denkleştirme yükümlüsü olacaktır.

Denkleştirmenin Biçimi

Denkleştirmenin biçimine gelince (1) aynen iade, geri verme; veya (2) miras payından mahsup yoluyla denkleştirme gerçekleştirilebilir. Aynen geri verme halinde herhangi bir sorun yoktur. Değer itibariyle denkleştirmede ise kağıt üstü hesap yapılır. Seçim hakkı yükümlüye aittir, ama en geç paylaşmadan önce yapmalı. Yapmayacak olursa diğer mirasçılar onu seçim yapmaya zorlayabilirler, dava açarlar karar versin diye. Hala karar vermezse hakim onun yerine karar verir.

Denkleştirme en geç paylaştırma esnasında dile getirilmelidir. Paylaşmadan sonra asla denkleştirme yoktur. Taksimi yaptıktan, iş bittikten sonra denkleştirme isteminin bir anlamı yoktur, amma daha önce de söylediğimiz üzere haksızlıkların önüne geçmek için yasada şöyle bir sistem vardır. Bir kazandırma denkleştirmeden kurtulursa tenkisten kurtulamaz. Tersine bir kazandırma tenkisten kurtulmuşsa denkleştirmeden kurtulamaz. Ama denkleştirmeye tabi kazandırmalar her zaman sağlar arası kazandırmadır. Ölüme bağlı kazandırma asla denkleştirme konusu olamaz. Fakat tenkise tabi kazandırmalar hem sağlar arası hem de ölüme bağlı kazandırmalardır.

Aynen iade veya mahsup biçiminde gerçekleştirilebilecek olan denkleştirmeyle ilişkin tüm düzenlemelerde miras bırakanın iradesi – tüm miras hukukunda olduğu gibi – ön plandadır. Hal böyleyken miras bırakan bunlardan birini seçmiş olabilir.

Denkleştirmede bir diğer sorun da miras payını aşan, denkleştirmeye tabi kazandırmalardır. Murisin bir mirasçıya yaptığı kazandırma onun miras payını aşıyor ise denkleştirmeye tabidir, zira ancak o zaman eşitlik bozulmuş oluyor. Öbür türlü miras payını zaten alıyorsa o zaman zaten miras payını peşinen almış olur, eline fazlalık geçmez, eşitlik bozulmaz. Burada şöyle bir özellik daha var. Bu kazandırmayı alan kişi murisin kendisini bu fazlalığı iadeden muaf tuttuğunu ispat ederse denkleştirme yükümlüsü olmaz. MK6’ya uygun olarak ispat yükü kendisindedir.

Denkleştirme kazandırmanın denkleştirme anındaki değerine göre yapılır diyor kanun. Denkleştirme mirasın taksimine ilişkin bir işlemdir. Burada sözünü ettiğimiz düzenleme, 673/1’deki düzenleme, eski MK’dan farklıdır. iMK’dan da farklıdır. Yasa koyucu değişiklik yaptığı vakit 2002’de, bunu iyi düşünüp taşınarak yapmamışsa çok sayıda sıkıntı doğuyor zira sistem bozuluyor. Burada da öyle bir durum var, kafa karışıyor. Denkleştirme anındaki değerine göre diyor. Paylaşma anındaki değerini kabul alacağız demek ki. Ama bu doğru değil. Paylaşma 5-6 yıl sonra gerçekleşebilir. eskiMK’ya göre mirasın açılışı önemlidir, murisin ölüm tarihine göre bu değer belirlenir.

İkincisi ise denkleştirmeye tabi kazandırmayı alan kişi daha önce elden çıkarmışsa hangi değeri esas alacağız peki? Cevaba elden çıkarma, satış bedeli deniyor. Yeni düzenlemede cevap yok. Kazandırmayı daha önce elden çıkarmışsa sorusunun cevabının kanunda olmadığına ve bunun cevabının verilmesi gerektiğine göre bu noktada açık boşluk var.

Diğer açıdan ise, yani denkleştirmede esas alınacak değer açısından örtülü boşluğun varlığı ileri sürülebilir.

673 çok sorunsal. 673/2 uyarınca kazandırmada meydana gelen artış ve eksilme hakkında masraflar yapmış kazandırmaya konu kişi. Mirasçılar arasında sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır. Eskiden böyle değildi. Zilyetliğin iadesine göre hükümler uygulanırdı. İsviçrede de öyle. Biliyorsunuz zilyetliğin iadesinde iyiniyet ayrımı var ve iade kapsamı farklılık gösteriyor. Sebepsiz zenginleşme burada daha güzel zira zilyetlik nesnelere ilişkinken burada başka haklar, alacaklar söz konusu olabilir; ama yasa koyucu bir gerekçe göstermedi. 670 çok sorunsal, üzerine tez yazılabilir.

Eğitim ve öğrenim giderlerine gelince. Birkaç kuralımız var. Önce 674/2’den başlıyoruz. Eğitim ve öğrenimini tamamlamamış veya engeli bulunan altsoya paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır. Hakkaniyete uygun bir ödeme tabi. Hakim bunla karşılaştı, hakkaniyete uygun ödeme ne kadar? MK4’de göre belirleyecek, zor bir iştir. Takdir yetkisinin sınırlarını aşmamışsa hakim bu hususta Yargıtay denetimi söz konusu değildir.

Gelelim olağan olasılığa. Bir ayrım yapıyoruz. Birinci kuralımız şu. Alışılmış ölçüleri aşan kısımlar denkleştirmeye tabi. Olağan ölçü önemli bir kavram. Karşımızdaki olayda olağan ölçü değişebilir, amma genelde olduğu üzere denkleştirmeye ilişkin yasal düzenlemeler emredici değildir, tamamlayıcı yedek düzenlemelerdir, muris aksine karar verebilir. Ezberlemek için birkaç ipucu. Denkleştirmeye tabi olmasa dahi bir kazandırma, muris denkleştirmeyi emredebilir. Denkleştirmeyi emrederse dahi kanun, muris denkleştirmeden bağışık tutabilir. Böyle bir iradesi yok ise yasa hükümlerine göre olağan ölçülere göre yapılacaktır. Eğitim giderleri denkleştirmeye tabi değildir, olağan ölçüyü aşanlar tabidir, muris aksini hükmetmediyse.

Hediye ve evlenme giderlerine gelince. Olağan hediyeler denkleştirmeye tabi değildir. Şöyle bir federal mahkeme kararı var. Hediye zaten olağan değilse hediye değildir. Olağanı aşan bir hediye zaten hediye kavramına girmez diyor. Olağanlıktan maksat hem mahiyet kapsamında hem de değer itibariyle olağandır. Murisin mal varlığına göre olağan olmalıdır ki denkleştirmeye tabi tutulmasın, meğer ki muris aksini öngörsün.

Size bir soru. Bir genç kız vesayet altına alınmış yaş küçüklüğü sebebiyle. Bir adam kendisine tektaş hediye etmek istiyor. Bağışlamayı kabul edebilir mi? Evet. Ayırtetme gücüne sahip küçük ve kısıtlılar yasal temsilci rızası olmaksızın karşılıksız kazandırmaları kabul edebilir. Yasal temsilci bunun kabulunu menedebilir.

Uygulamalı Çalışma

Olayımızda muris 2013 yılında ölmüştür. Hayattayken kızının hukuk tahsili için 30.000TL sarfetmiştir. Kızı hukuk tahsilini İstanbul Hukuk’ta yapmıştır. Oğlu’nun ise mühendislik tahsili için 20.000TL sarfetmiştir, o da tahsilini İstanbul Teknik Üniversitesinde yapmıştır. Daha sonra muris, kızı hukuk fakültesini bitirince 100.000TL sarfederek ona bir yazıhane açmıştır. Oğluna da bir yelkenli hediye etmiştir. Yelkenlinin

değeri 20.000Tldir, amma bunu miras payına mahsuben hediye etmiştir. Murisin ölümünde safi tereke murisin kişisel ve tereke borçları çıkarıldıktan sonraki tereke 400.000Tldir. Sağ kalan eş yoktur. Mirası paylaştırınız.

Önce ne diyeceğiz? Miras yasal olarak 1’inci zümre mirasçılarına düşer. Bunlar iki çocuktan ibarettir. Aynı dereceden oldukları için payları eşittir diyeceğiz. Sonra terekeyi bulacağız. Önce 400.000’i yazacağız. Yazıhane’de 669/2 kapsamında iktisadi varlığı kurabilmesi için kendisine yapılan bir kazandırma var, denkleştirmeye tabi; zira aksini ifade eden bir muris beyanı yok. Olayda verilmeyen veriyi olaya dahil ederek cevabı uzatmayın. Denkleştirmeye tabi. 100.000 yazdık, etti 500.000. Tekne tabi mi? Evet, zira miras payına mahsuben yapılmış. Onu da ekliyoruz oldu 520.000. Miras paylarını buluyoruz, bizim işimiz bitiyor. Takasa başvururlar başvurmaz biz bilmeyiz.

Bir de iadenin tarzı gündeme gelecektir. Denkleştirme yükümlüleri aynen iadeyi kabul edebilecekleri gibi hesap itibariyle iadeyi de seçebilirler. Ne yapabilirler? Mesela 100bin’i aynen iade eder, öbürü de 20bini aynen iade eder, ikiye böler mirası paylaşırlar. Mesela döviz söz konusuysa aynen iade seçilmeyebilir. Euro yükseliyor der ve aynen iadeyi değil değer itibariyle iadeyi seçebilir. Sonuçta her ikisi de 260bin TL 260binTL miras payına sahip olurlar. Kızımız 100bini daha önce aldığı için net terekeden alacağı 160bin. Arkadaşlar terekeye bunu iki kere ekliyor. Denkleştirmeye tabi kazandırmayı fiilen ekleyerek paylaştırmayı yapmayacağız. O terekede yok. Aynen iade yapmamış değer itibariyle seçmişse 100TL terekede yok ki. Onu muhafaza ediyor dolayısıyla miras payı net terekeden 160bin TL alabilecek kız çocuğu. Diğeri de yelkenliyi muhafaza etmek isterse 240binTL alacağı olacak. Yani net terekeyi fiilen paylaşacağız. Ama aynen iade seçeneğini seçerlerse iş değişir. O halde her biri 260bin TL alacak. Bu örnekte para söz konusu olduğu için biraz farklı ama para değil de bir eşya söz konusu olsaydı durum değişirdi. Aynen iade veya değer itibariyle iade halinde değeri yaparken terekeye iki kere eklemiyoruz. Miras payı bulurken ekliyoruz amma eldeki fiili terekeyi paylaştırırken eklemiyoruz, aynen iade yoksa.

Denkleştirmenin Koşulları
  1. Miras payına mahsuben yapılan bir kazandırma olmalı
  2. Miras taksim edilirken denkleştirme borcu yükümü olmalı.

Birinci koşuldaki kazandırma, kazandırmanın yapıldığı ana göre değerlendirilir. MK670’deki değişikliği göz önüne almayarak, eskiMK ve iMK’ya göre, yani işin ruhuna göre anlatıyorum. O ana göre belirleyerek hesabı o ana göre yapıyoruz, o anda miras payına mahsuben bir kazandırma var, öldükten sonra değil. Yani miras payına mahsuben bir kazandırma yapılmış mı yapılmamış mı kazandırmanın yapıldığı ana göre belirlenir.

Denkleştirme yükümünü ise taksim anına göre belirliyoruz zira denkleştirme taksime ilişkin bir kurumdur.

Üçüncü husus ise denkleştirme değeridir. Mirasın açılması anındaki kazandırma değeri esas alınmalıdır. Murisin ölümü anındaki. Mesela taksimi altı sene sonra yapabilirler, altı

yıllık artma ve azalmaları hesap etmeyeceğiz. Ölüm anında kazandırmanın değeri neyse ona bakarız. Taşınmazlar için sürüm, ürün getiren taşınmazlar için ürün değerini esas alırız.

Dört, yasada yer almayan bir hüküm, eskisinde var, miras payına mahsuben yapılan kazandırma mirasın açılmasın önce elden çıkartılmışsa elden çıkartma bedeli esas alınacaktır. Amma bunlardan farklı çözüm MK 673te yer alıyor. O çözümler sıkıntılı.

Siz bunu nasıl yaparsınız dersiniz. MK1’e uygun değil. Ya yorum yapar ya da boşluk varsa doldurururuz. Kazandırmayı oluşturan malvarlığı değeri elden çıkarılmış ise kanunda boşluk var. Açık boşluk. Hangi anda değerlendirme yapacağımızın sorusunda ise boşluk yok. Yorum ile ulaşıp ulaşamayacağımız sorunsal. Yasanın düzeltilmesi kavramını gündeme getiririz. Bu MK1de yazmasa da mevcut olanaklardan biridir. Yasakoyucu yasayı düzenlerken baştan beri yanılmışsa veya başta yanılmamışken sonradan meydana gelen gelişmeler nedeniyle düzenleme yanlış hale gelmişse onun aynen uygulanmasını istemek dürüstlük kuralına aykırıdır. Hal böyleyken hakim hükmü düzelterek uygulamalıdır. Bu imkan MK1de yoktur ama değerlendirilmelidir. Misal. Ana ile doğumdan önce 300 – 180 arasındaki süredeki 120 gün arasında cinsel ilişkiye girmek babalığa karine. Bilim 120 günü 12’ye indirdi. Hala 120 mi kullanacağız. Hayır.

Bir kazandırmanın mevcudiyeti gerekir.

Gün 2

Kaldığımız yer, kazandırıcı işlem. Miras payına mahsuben bir kazandırmanın yapılmış olması gerekir demiştik. Kazandırıcı işlem diyoruz. Genelde bir malvarlığı değerine ilişkin bir sözleşme ya da bir hakkın devri, alacağın temliki ya da borçtan ibra vs söz konusu olabilir yani iki taraflı hukuki işlemler söz konusu olabilir ve fakat tek yanlı bir hukuki işlem de söz konusu olabilir. Yani kazandırı işlem tek yanlı bir hukuki işlem de olabilir. Mesela feragat. Bir irtifak hakkından vazgeçer. Mirasçılardan birine karşı bir irtifak hakkına sahiptir muris. Tek yanlı olarak bundan feragat eder. Mirasçı açısından bir kazandırıcı işlemdir.

Bu kazandırmanın mirasçıyı avantajlı konuma getirmek gayesiyle yapılmış olması da gerekir. Yani muris bunu yaparken onu avantajlı konuma getirdiğinin bilincinde olmalıdır. Ayrıca kazandırmayı iradi olarak yapmalıdır. Kazandırmayı yapmak zorunda ise, bu yasal bir ödevi ise o zaman bu anlamda bir kazandırmadan söz edilemez. Mesela ana-baba ergin olana kadar çocuklarına bakmakla yükümlüdürler. Dolayısıyla bu bakım yükümünün yerine getirilmesi kazandırıcı bir işlem sayılmaz. Başka bir örnek, yardım nafakasi ödemiş muris. Eğer refah içerisindeyse ve kardeşine yardım nafakası ödemişse, bu da yasal bir ödev olduğu için, yani kendi iradesi söz konusu olmayacağı için bizim buradaki kapsamımızda bir kazandırma söz konusu olmayacaktır. Refah içerisinde olmak nedir? Bu bir belirsiz kavram. Içerisinin doldurulması gerekiyor. Devlet içerisindeki bir asistan refah içerisinde midir? Bilkent’li asistan peki? Somut olaya göre değerlendireceğiz, zor bir iş. Hukuk bir sanattır, ama hukukçu sanatını bilimsel

yöntemlere uygun olarak gerçekleştirmelidir. Hukukun yöntemi bilimseldir aksi takdirde keyfilik doğar. Neden refah içerisinde saydın diye sorduğumuzda hakime bilimsel bir izahı olmalıdır.

Muris mirasçılarından birine ahlaki bir ödevin ifası için böyle bir kazandırmada bulunmuşsa bu denkleştirmeye tabi olur. Ahlaki görevin ifası sebepsiz zenginleşme oluşturmaz amma denkleştirmeye mahal vardır. Niye? Birincisinde kim zarar görüyor? Murisin kendisi zarar görmüyor, başka mirasçılar zarar görüyor; dolayısıyla da denkleştirmeye mahal vardır diyoruz. Eşitlik bozuluyor, dolayısıyla denkleştirme yapılmalı. Diğer mirasçıların çıkarları söz konusu.

Gelelim diğer bir koşuluna. İvazsız bir kazandırmanın yapılmış olması gerekir. İvazlı ise zaten bedelini murise mirasçı vermiştir ve o bedel de murisin malvarlığına girmiştir dolayısıyla mahal yoktur denkleştirmeye. İvazsız ise mahal vardır. Karma bağışlama söz konusu ise oransal işlem yapacağız. İvazsız kısım denkleştirmeye tabi olacak, ivazlı kısım tabi olmayacak.

Olağan hediyeler denkleştirmeye tabi değildir. Karşıt kavramdan anlayacağımız şudur. Olağandışı hediyeler denkleştirmeye tabidir. Amma tekrar ediyorum vurgulayarak, murisin iradesi denkleştirmede hep ön plandadır. Dolayısıyla burada da olağan bir hediyenin denkleştirmeye tabi olacağını emredebilir, ya da denkleştirmeye tabi olan bir olağandışı hediyeyi denkleştirmeden bağışık tutabilir.

669/2’yi ezberlememiz lazım sadece. Burada bağışıklık sağlamak istiyorsa açık bir irade beyanı gerekir. Onun haricinde kural net. Murisin iradesi mühim. Denkleştirme hükümleri tamamlayıcı.

Olağan olmayan eğitim giderleri görmüştük. Olağan eğitim yasal görev olduğu için bunlarda bir denkleştirme olmaz. Bunun ötesine geçilmiş ise, yasal ödev olmamasına rağmen olağan olmayan eğitim giderleri denkleştirmeye tabidir. Yükseklisansa kadar denkleştirmeye tabi değildir diyor içtihat. Saçma. Erginliğe kadar yasal görev zira. Esas itibariyle erginlik sonrası görev değildir, yabancı ülkede eğitim de görev değildir.

Denkleştirme Emri

Denkleştirme emri veya denkleştirmeden bağışıklık emri maddi anlamda birer ölüme bağlı tasarruftur. Dolayısıyla maddi anlamda ÖBT’lere ilişkin kurallara tabidir, ileri göreceğiz. Amma geçerliliği hiçbir biçime tabi değildir. O halde biçimsel anlamda bir ÖBT’de yer almasa dahi denkleştirme emri veya denkleştirmeden muaf tutma emri geçerlidir; yeter ki maddi anlamda ÖBT’nin geçerlilik koşullarına uyulmuş olsun.

ÖBT’ler, daha sonra göreceğimiz üzere, tek yanlı veya iki yanlı olabilirler. Bazı ÖBT’ler hem tek yanlı olan vasiyetname hem de iki yanlı olan miras sözleşmesinde öngörülebilirken bazı ÖBT’ler sadece birinde öngörülebilir. Mesela mirastan iskat sadece vasiyetnamede öngörülür. Mirastan feragat sadece miras sözleşmesinde görülür. Şimdi burada denkleştirme emri tek yanlı veya iki yanlı olabilir, yani hem vasiyetnamede hem

de sözleşmede olabilir mahiyet itibariyle; amma murisin kazandırma yaptığı mirasçı ile kendisini bağlayacak bir şekilde sözleşme yapmasının bir manası yok. Tek taraflı bir emirle hem yükümlü hem bağışık yapabilir. Kazandırmayı alan mirasçının dışında kalan, özellikle denkleştirme alacaklısı olan mirasçılarla iki yanlı bir hukuki işlem yapabilir. Denkleştirme emri vereceğini başkasıyla sözleşerek, bundan dönmeyeceğini taahhüt edebilir.

Denkleştirme emri en geç kazandırmanın yapıldığı anda gerçekleştirilmelidir. Eğer hiçbir kaydı ihtirazi, çekince ileri sürmeksizin kazandırıcı bir işlem yapmış ise daha sonra ben iadeyi emrediyorum diyememelidir muris. Yani o anda miras payına mahsuben yapacak. Yahut bir çekince koyacak, ancak bu şekilde daha sonra yapabilir. Veyahut daha sonra kazandırmadan yararlanan kişi buna razı olursa o zaman da daha sonradan denkleştirme emri mümkündür. Ya da zaten yasada denkleştirme yasal olarak öngörülmüştür, muris daha sonra kendisi de iradi olarak denkleştirmeyi emretmek suretiyle yasal denkleştirmeye iradi denkleştirme vasfı da kazandırabilir; ama buna gerek yoktur zira denkleştirme yasada öngörülmüştür.

Tek yanlı olarak yapılmışsa denkleştirme iradesinden geri dönebilir. Sözleşme ile yapılmılşa her sözleşme gibi bağlayıcıdır.

Murisin denkleştirme iradesini sonradan ortadan kaldırmaması da gerekir. Ne yapabilir? Yasal yahut iradi denkleştirmeyi daha sonra kazandırmadan yararlanılan kişiyi denkleştirmeden muaf tutmak suretiyle çürütebilir, felce uğratabilir. Bu kazandırmadan yararlanan kişinin lehine olduğu için buna herhangi bir engel yoktur. Birinci olasılık budur.

Bir de muris daha sonra yapacağı hukuki işlemlerle denkleştirme emrini felce uğratabilir. Bu olasılıklar çok karmaşık olduğu için bunları en azından bu sene işlemek istemiyorum. Ayrıca daha sonra göreceğimiz birtakım kavramlarla ilgili bulunduğu için işlemiyorum. Sadece başlığını söylüyorum. “Murisin diğer ölüme bağlı tasarruflarla dolaylı olarak denkleştirme emrini kaldırması”

Denkleştirme Borcu Yükümü

Denkleştirme borçlusu yapılan kazandırmadan yararlanan mirasçıdır. Bunun bazı temel koşulları vardı.

  1. Denkleştirme yükümlüsü mutlaka mirasçı olmalıdır.
  2. Mutlaka mirasçı kalmalıdır.

Denkleştirme yükümlüsü herhangi bir sebeple mirasçı olamaz ise onun yerine alanlar denkleştirme yükümlüsü olurlar. Altsoy olmak zorunda değil, zümre değişirse de onun yerine geçmiş sayılır sonraki zümredekiler.

Bir istisna var. Mirastan feragat halinde (tartışılmalar olmakla birlikte çözümün böyle olduğunu kabul edebiliriz) feragat edenin payı altsoyuna geçmez. Aksi kararlaştırılabilir.

Mirastan feragat etti kişi. Onun yerini kendi alt soyu aldı. Aksi kararlaştırılmamış ise altsoy denkleştirme yükümlüsü değildir zira kişi mirastan feragat etmiştir, vazgeçmiştir. Buna bir ilave şart. İvazlı feragat sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur. Neden? Feragat halinde eğer altsoyunun ivazlı feragat eden yerine geçtiğini savunursak o kök mirastan iki kere pay alacak. Önce analar babalar ivaz alacak, sonra da altsoy miras alacaktır. Hal böyleyken denkleştirme yükümü de altsoya geçmez.

Denkleştirme alacaklısı olamazlar zira kök başı bir ivaz almıştır. Yükümlüsü de olmamalıdırlar zira ellerine mirastan bir şey geçmeyecektir. Feragat eden ivazlı feragat ettiği için bu olasılıkta halefiyet ilkesini uygulamayız, yoksa mirastan iki defa pay vermiş oluruz.

Başka yerine denkleştirme söz konusu olduğunda murisin iradesi ön planda olduğu için miras aksini emredebilir. Yani başkası yerine denkleştirme yükümlüsü olacak kişileri bu yükümden bağışık tutabilir.

Şimdi zor bir soruna geliyoruz. TMK 670. Ne zaman yasamızda bir değişiklik yapsak kök söküyoruz, zira sistemi bozuyoruz. EskiMK ve iMK’da bulunan bir düzenleme alınmamış. Yeni düzenlemeye göre mirasın açılmasından önce veya sonra mirasçılık sıfatını kaybeden mirasçıya ait geri verme yükümlülüğü onun yerini alan mirasçılara miras paylarında meydana gelen artış oranında geçer. Buraya kadar sorun yok.

Yapılan kazandırma, denkleştirme yükümlüsünün eline geçmemiş olsa dahi denkleştirme yükümü vardır diyor iMK ve eskiMK. Yani ille de kazandırmanın ellere geçmesi şart değil. Yeni kanundan bu çıkmış. Gerekçe ise ülkemizin koşulları. Neyse artık…

Yeni MK’da yok, eskiMK’da var. Bu hükmü buraya dahil ederek mi yorumlayacağız? Bu şekilde yorumlayabilecek miyiz? Ya yorum sorunu var ya da boşluk. Boşluk fikrine daha sıcak bakabiliriz zira yasanın lafzında yoruma açık bir yer yok ki. Onu da şöyle bertaraf ederiz. Bunu bilerek almadı, bilinçli olarak almadı. Boşluk bilinçsizdir, bilerek ve isteyerek olmaz. Burada bir olanak var. Yasanın düzeltilmesi olanağı. TMK1’de yoktur ama eşyanın tabiatı gereği bu olanağın kabulu şarttır. Yasayı düzelterek 670’i eski haliyle uygulamamız gerekir. Yoksa ellerine geçirmeyip, elimize geçmedi ki diyebilirdi.

Altsoy, üstsoyuna yapılan kazandırmaları, eline geçmemiş olsa dahi iade ile yükümlüdür. Bu kanunda yazmasa dahi böyledir. Yasaya bu dahil edilmese de bu yer edinmeli.

**

Denkleştirme mirasın taksimine ilişkin bir kurum dedik. Paylaştırmadan önce denkleştirme borcu o arada, şu iki nedenden biriyle sona erer: (1) borçlu ve alacaklı aynı kişi olursa, (2) feragat ile vazgeçme var ise. Alacaklı, denkleştirme alacağından vazgeçerse, ki bu alacaktan ibradır, o zaman denkleştirme borcu sona erer.

Denkleştirmenin iki tarzda olacağını gördük. Aynen denkleştirme, değer itibariyle iade. Borçlunun seçimlik hakkı olduğunu ifade etmiştik. Bu seçimi yapmamakta direnecek

olursa ilgililer mahkemeye başvurmak suretiyle bu seçimi yapmaya zorlayabilirler. Hala yapmazsa seçimi hakim yapar.

Denkleştirme anı ile denkleştirme değerine ilişkin yasada düzenlemeler vardır amma bu düzenlemelerin tümü tamamlayıcı düzenlemelerdir, emredici değillerdir. Muris bu düzenlemelerden ayrılabilir. (1) Değerin belirleneceği anı kendisi belirleyebilir. (2) Nasıl değer biçileceğini kararlaştırabilir. (3) Doğrudan doğruya bir denkleştirme bedeli öngörebilir.

673’üncü maddede bir sorun var. Kazandırmanın elden çıkartılmasına ilişkin bir düzenleme yok. EskiMK’da vardı, iMK’da vardı. Böyle bir durumda elden çıkarma bedeli denkleştirme bedeli olarak hesaplanacaktır. Daha önce elden çıkarmamışsa kanunda öngörülen düzenlemeler uygulanır, muris aksini öngörebilir.

Devretmemişse kazandırmanın değeri mirasın açıldığı ana göre belirlenir. O halde bu olasılıkta belirleyici an ne kazandırma anı ne de paylaşma anıdır, mirasın açıldığı andır. Açıldığı andan paylaşmaya kadar o malvarlığı değerinde artma azalma olur bunları hesaba katmıyoruz.

Kazandırmanın ne yapıldığı andaki değeri ne de taksim anındaki değeri bizi ilgilendirmez.

Değerlendirme tarzı tıpkı murisin öldüğünde geride bıraktığı malvarlığının yani net terekenin değerlendirme tarzı gibidir. Yani genelde taşınmazlar için sürüm değeri (rayiç bedel). Taşınırlara da teşmil ediyorlar. Onlar açısından da sürüm değeri esas olmalıdır diyorlar. Ürün getiren bir taşınmaz söz konusu ise ürün değeri esas alınmalıdır. O halde mevcut terekenin değerlendirilmesine ilişkin düzenleme ve açıklamalar burada da kıyasen uygulanır. Bir istisna var. Eğer kazandırma parasal olarak yapılmış ise aksine anlaşma yok ise paranın nominal değeri faizler olmaksızın değer olarak belirlenir.

Kazandırma karma mahiyette ise, yani bir kısım ivazlı bir kısım ivazsız ise o zaman oransal işlem yapılır. İvazsız kısım denkleştirmeye tabi tutuluyor.

Kazandırmanın yapıldığı an ile mirasın açıldığı an arasında meydana gelen değişiklik bakımından eskiMK ve iMK’da zilyetliği ilişkin hükümlere gönderme varken TMK’da sebepsiz zenginleşme hükümleri vardır. Her iki halde de denkleştirme yükümlüsünün iyiniyetinden veya kötüniyetinde pek söz edilemez. İşlemeyeceğimiz başlıkları veriyoruz:

Yararlanma Masraflar

Kazandırmaya verilen zarar Kazandırma konusunun kaybı Mirasın açılmasından önce devir

Denkleştirmenin kapsamı

Kural olarak kazandırmanın tamamı denkleştirmeye tabidir. Değerini mirasın açıldığı ana göre belirlenir. Ne taksim anına ne de kazandırma anına göre. İki halde birer sınır vardır:

  1. kazandırma miras payını aşan bir kazandırma ise miras payını aşan kısım denkleştirmeye tabi. Bunun nasıl hesap edileceğini daha sonra anlatacağız. (2) mal rejimine, edinilmiş mallara ilişkin bir sınırlama. TMK 241. Karı ve koca edinilmiş mallarından üçüncü kişilere karşılıksız kazandırmalarda bulunursa. Mal kaçırmak için yapar genelde. Karşı tarafın katılma alacağını azaltmak için yapılır. Yasa koyucu önlem almış. Tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığı veya terekesi katılım alacağını karşılamadığı takdirde alacaklı eş veya mirasçıları edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları onlardan yararlanan üçüncü kişilerden, eksik kalan miktarla sınırlı kalmak üzere, isteyebilirler.

Eğer mal rejiminin tasfiyesinde bunun tamamını almış ise denkleştirmede hiçbir şeyi hesaba katamayız. Tamamını alamamamışsa geri kalan kısmı dahil ederiz sadece.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

HAFTA 4

Gün 1

Denkleştirmenin kapsamı, mirasa mahsuben yapılan kazandırmanın tümüdür. Değerini mirasın açıldığı ana, yani murisin ölümü anına göre belirliyoruz. Bu anda denkleştirmeye tabi kazandırmanın değeri ne ise o değeri esas alıyoruz. Sadece iki halde sınırlamalar var. Miras payını aşan kazandırmalar söz konusu olduğunda bir sınırlama var. Kural olarak miras payını aşan kısım denkleştirmeye tabidir demiştik. İkincisi ise mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan sınırlamadır. Mal rejiminin tasfiyesinde daha önce de gördüğümüz üzere denkleştirmeye tabi kazandırmayı hesaba katmış isek ikinci bir kez hesaba katmayız. Miras payına mahsuben yapılan kazandırma mal rejiminde hesaba katılmış ise ikinci bir kez hesaba katmayız, onu dışarıda tutarak hesap yaparız. Birincisinden başlıyoruz.

Miras payını aşan kazandırmanın denkleştirilmesi

Basit görünür başta, amma önce miras payları bulunmalıdır ki miras payını aşan kazandırmayı bulalım. Miras paylarını nasıl bulacağız? Şöyle bir hesap önerilebilir. Paylaşma anına göre hesap edilecek olan denkleştirme yükümlüsünün miras payı düşüldükten sonra miras paylarını hesap ediyoruz.

Örnek verelim. Muris öldüğünde eşi kendisinden önce ölmüştür. İki çocuğu vardır, ikisi de hayattadır. A ve B. Muris A’ya sağlığında miras payına mahsuben 150.000TL’lik kazandırmada bulunmuştur. Fiili tereke 100binTLdir. Kazandırma hariç (150binTL hariç) paylaşmaya esas oluşturan tereke, yani 100bin liralık fiili tereke, kazandırmayı almayan diğer mirasçıların paylarını oluşturur. O halde örneğimizde 150binTL hariç fiili terekede bulunan 100binTL B’nin miras payıdır. A da onun kardeşi olduğuna göre A’nın miras payı da 100binTL’dir. A’ya yapılan kazandırma miktarı 150bin TL’dir. A’nın miras payını aşan kazandırma miktarı 150-100bin 50bin TL’dir. O halde A 50 bin TL’lik miktar için denkleştirme yükümlüsü sayılacaktır. Sadece 50bin için denkleştirme yükümlüsü olacak.

Fiili tereke, murisin ölümünde, murisin kişisel borçları ve tereke borçları çıktıktan sonra elde kalan safi terekedir. 50bin TL’yi iade edecek, B 100binTL alacak A’ya bir şey vermeyecek.

Aynen iade ederse tereke 250bin olur. 125biner paylaşacaklar. Sorun yok. Aynen iade etmedi, değer itibariyle iade edecek, miras payından mahsup edecek. Geri kalana el koyacak. B’nin miras payı 100bin TL olduğuna göre A’nın mirası da 100bin TL olduğuna göre A fiili terekeden bir şey almayacak.

Bir diğer örnek. Muris öldüğünde babası ve annesi hayatta değildirler, kendisinden önce ölmüşlerdir. Murisin iki kardeşi vardır. Bunlardan biri hayattadır. Murisin annesi ve babasına A ve B diyelim. Murisin hayattaki kardeşine C diyelim. Murisin diğer kardeşi D ise muristen önce ölmüştür. D’nin hayatta olan iki çocuğu vardır, F ve G. ikisi de hayattadır. Muris hayattayken C’ye, kardeşine, miras payına mahsuben 10bin TL’lik kazandırmada bulunmuştur. G’ye ise 40binTL’lik kazandırmada bulunmuştur. Fiili tereke 50binTL’dir. C olayımızda denkleştirme yükümlüsüdür, ama ona yapılan 10binTL’lik kazandırma ilk bakışta miras payından açıkça düşüktür, azdır. Onun için onunla ilgili işlem yapmıyoruz. Yani miras payını aşan kazandırma C bakımından söz konusu değil zaten ilk bakışta. G’ye yapılan kazandırmayı hesaba katmazsak, paylaşılacak tereke 50bin+10bin=60bindir. 60bin TL kazandırmayı alan kişinin dışındaki mirasçıların miras paylarını oluşturuyor. C ile F’nin miras paylarını 60bin TL oluşturuyor. Bu miktar

½+1/4=3/4 ediyor. G’nin payı da ¼. 3/4ü 60bin TL, 4/4 TL ise 80bin TL ediyor. 80bin TL’nin ¼’ü 20 bin TL. Hal böyleyken G’ye yapılan kazandırma onun miras payını 20bin TL arttırıyor. Bu aşan kısım 20 bin TL, G 20binTL miktarınca denkleştirme yükümlüsüdür. C ve G miras payına mahsuben kazandırma almış. C’yi hesaba katmadan neden bulmadık? Zira ona yapılan kazandırmanın miras payından küçük olduğu zaten göze çarpıyor. G’ye yapılan kazandırma miras payından yüksek gibi duruyor, dolayısıyla onu hesaba katmadan işlem yapıyoruz.

Bu örnek tekrarlandı, izah edildi.

Birinci kuralımız, denkleştirmenin kapsamı kazandırmaların tümü. İki sınırlama var dedik. Birincisi miras payını aşan kazandırmalar söz konusu olduğunda, kanun gereği var. Ne diyor kanun? Miras payını aşan kazandırmalar muris aksini emretmedikçe miras payını aşan kısım denkleştirmeye tabidir. Böyle söylediği için böyle hesap yapıyoruz. Peki miras payını aşan kazandırmayı nasıl bulacağız? Yukarıdaki gibi.

Zor husus.

Gelelim ikinci sınırlamaya. Mal rejimi sebebiyle söz konusu olan sınırlama.

Madde 229– Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:

    1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,
    2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler.

Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.

Kuşkumuz mal kaçırma. Mesela ölüme mahkum. Eşin rızasını almadan ölümden önce bir yıl içerisinde edinilmiş mallarından kaçırma yapıyor. Bunu ekleyeceğiz. Bunu burada eklediğimiz için denkleştirmede eklemiyoruz. Bir koyundan iki post çıkmaz. 3’üncü kişilere karşı bile dava açılabiliyor bu nedenle, mal elden alınabiliyor.

Mal rejiminin tasfiyesi sırasında borçlu eşin malvarlığı ya da terekesi katılma alacağını karşılamadığı takdirde alacaklı eş ya da mirasçıları, yararlananlardan sınırlı olarak isteyebilirler diyor. Üçüncü kişilere karşı dahi dava hakkı tanınmış mal rejimi tasfiyesinde. Mal rejimi tasfiyesinde tahsil ettiğimiz için terekeye dahil etmiş oluyoruz, denkleştirmede tekrar dahil etmemeliyiz.

Kural olarak denkleştirmenin tamamını terekeye ekliyoruz. İki istisna. Mal rejimi tasfiyesinde daha önce hesaba katılmış olan kazandırmalar ve miras payını aşan kazandırmalar. Muris bağışık tutmuşsa miras payını aşan kısım için de iade yükümlülüğü olmaz. Ya da miras payını aşan kısım söz konusu olsa dahi kazandırmanın tümünü iade edecektir derse bu zaman tümünü iade etmekle yükümlüdür. Kuralımız şu. Denkleştirmeye dair düzenlemeler emredici değildir.

Denkleştirmeye ilişkin kuralların uygulamaya konulması

Kural olarak denkleştirme alacaklıları bir taksim davasıyla (zira denkleştirme paylaşmaya ilişkin bir kurumdur) denkleştirmenin ifasını talep etmelidirler. Taksim davasının bir parçasını oluşturduğu için denkleştirme davası (ki yasada denkleştirme davası diye bir davadan söz edilmemektedir biz denkleştirme davası diyoruz) ve taksim davası da hiçbir sureye bağlı olmadığından denkleştirme davası da süreye tabi değildir. İkincil mahiyette olmak üzere hak sahipleri denkleştirme alacaklısı mıyım değil miyim, öyle isem hangi miktarda denkleştirme alacaklısıyım, mahkemece tespit edilsin diyebilir.

Murisin Borçları

Bunlar murisin ölümü ile, daha önce de gördüğümüz üzere, sona ermeyen ve mirasçılara intikal edebilen borçlarıdır. Bu borçlara şu borçları da ayrıca ekliyoruz: TMK370’da ve TMK641’de şu düzenlemeler yer alıyor.

Madde 370- Ana ve baba veya büyük ana ve baba ile birlikte yaşayan ve emeklerini ya da gelirlerini aileye özgüleyen ergin altsoylar, buna karşılık uygun bir bedel isteyebilirler.

Uyuşmazlık hâlinde hâkim, bedelin miktarı, güvence altına alınması ve ödeme şekli hakkında karar verir.

Madde 641- Mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludurlar.

Ana ve baba veya büyük ana ve büyük baba ile birlikte yaşayan ve emeklerini veya gelirlerini aileye özgüleyen ergin çocuklar ile torunlara verilecek uygun miktardaki tazminat, bu

yüzden terekenin borç ödemeden acze düşmemesi kaydıyla tereke borcu sayılır.

Ana ve baba, veya büyükana ile büyükbaba ile birlikte yaşayan ve emeklerini veya gelirlerini aileye özgüleyen ergin(?) çocuklar ile (ergin olmayan alt soy da dahil edilmelidir, iMK’da ergin yazmaz)torunlara verilecek uygun miktardaki tazminat. Bu yüzden terekeden borç ödemeden acze düşmemesi şartıyla tereke borcu sayılır. Yanlış, tereke borcu değil, murisin borcu sayılır. Hakim tarafından düzeltilerek uygulanması gerekir. Tereke borcu ölümden sonra ortaya çıkar. Hakim doğrusunu uygulayacak, düzelterek uygulayacak. TMK 370’da bir düzenleme var. Asıl düzenleme bu. Bu düzenlemeye göre altsoyun denkleştirme alacağı, burada da ergin kullanılıyor, yanlış, tüm altsoylar dahildir buraya; ana-baba-büyükana-büyükbaba ile birlikte yaşayan altsoylar bunun için uygun bir bedel isteyebilir.

Türk yasakoyucu bir şeyi gözden uzak tutmuş. eMK’ya göre ana-baba ile birlikte yaşayan ergin olmayan çocuğun çalışmasının kazancı anababasına ait idi. Bu düzenleme yasadan 2002 yılında çıkarıldı. Dolayısıyla ergin olmayan çocuğun da çalışmasının ürününü ailesine özgülemesi durumunda bir alacağı doğdu.

Tereke Borçları

Paylaşılacak terekeyi belirlemek için mirasın açılmasından kaynaklanan bazı borçları da fiili terekenden (gayrisafi tereken) düşmek, çıkarmak gerekir. Defin giderleri, mirasın intikalinden kaynaklanan tüm giderler, vasiyeti yürütüm görevlisi atanmışsa ona ödenecek ücret, resmi yönetim giderleri, resmi tasfiye giderleri, terekenin defteri mucibince kabulü öngörülmüşse terekenin defterinin tutulması bu bağlamda kabul edilmişse defter tutma masrafları. Bu giderler buraya dahil. Peki mevlüt okutulmuş, Kuran okutulmuş evde, onlara da bir ücret ödenmiş. Kim öder? Kim böyle bir istemde bulunmuşsa o öder. Tereke borcu sayılmamalıdır. Genişletici yorumla dahil edebilir miyiz tereke borcuna? TMK1’e gideceğiz kanunda hüküm yok ise, boşluk var ise. Ne zaman boşluk vardır? Kanun koyucu düzenlemesi gereken bir hususu düzenlememiş ise. Biz bu kanunu İsviçre’den aldık. İsviçre’de böyle bir şey yok. Ama mesela kilise hukukundan gelen bir hükmü pekala medeni kanuna koymuşlar. Muris ile beraber yaşayan kişilerin 3 aylık bakım giderleri buraya dahil. Kanunda boşluk var. Ne olacak? Soru işareti koyuyorum. Şu anda kanunda yok.

Tereke borçlarından bazıları TMK507’de sayılarak belirtilmiştir. Bunların dışında da tereke masrafları söz konusu olabilir. Bu sınırlayıcı bir sayım olmadığı için mevlit giderleri vs belki buraya dahil edilebilir. TMK507/2’de sayılarak belirtilen kalemler iradi mirasçılığa ilişkin kalemlerdir. Bununla beraber yasal mirasçılıkta da bu kalemler ortaya çıkabilir. Kısaca vasiyetnamenin ve miras sözleşmesinin uygulanmayacağı vakit, yani yasal mirasçılık halinde de bu kalemlerin terekeden düşülmesi gerekir. TMK507’de neler sayılıyor ikinci fıkrada?

Madde 507– Tasarruf edilebilir kısım, terekenin mirasbırakanın ölümü günündeki durumuna göre hesaplanır.

Hesap yapılırken, mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri, mirasbırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri terekeden indirilir.

Amma taksime bağlanan tüm giderler sadece ilgililerin yani mirasçıların omuzlarındadır, tereke borcu değildir. Taksim davası harcı, avukat ücreti, bilirkişi raporu parası, mirasçıların borcudur. Ne murisin ne de terekenin borcudur. Kural olarak mirasın intikalinden kaynaklanan borçlar tereke borcu sayılır amma terekenin gücünü aşıyor ise mirasçılar ikincil olarak aranabilmelidirler. En azından söz konusu taleplerde kendileri bulunmuşlar ise ikincil olmak üzere mirasçılardan bu borçların tahsili düşürülebilir.

Terekenin yönetiminden kaynaklanan masraflar da tereke borçları arasında yer almalıdır. Kanunda bunlardan söz edilmemektedir. Kanunda boşluk var mıdır? Defter tutmanın yanında, boya badana yapılmış, şohben değiştirilmiş, taşınmazların aidatları ödenmiş, vergiler verilmiş. Yani malvarlığı yönetiminin gerektirdiği tüm giderler tereke borçlarıdır, terekeden düşülmelidir. Terekenin gücü yetmiyor ise yine ikincil olarak mirasçılardan bu borçlar tahsil edilebilir. Ölümünde muris ile beraber yaşayan kişilerin 3 aylık bakım giderleri de tereke borcudur. Bakım giderlerine barınma ve yeme içme giderleri dahil edilmelidir. Onun dışındaki giyim kuşam sağlık giderleri buraya dahil edilmemelidir. Kökeni kilise hukukudur.

Gelelim bir başka kaleme. Miras bırakanın mirasçısı olan ve murisin ölümünde ana rahmine düşmüş bulunan bir çocuğun annesinin bakım giderleri de tereke borçları arasında yer alır. Biliyoruz ki cenin sağ doğmak koşuluyla mirasçı olur. Ölü çocuk düşükten farklıdır.

Madde 643-Mirasın açıldığı tarihte, mirasçı olabilecek bir cenin varsa paylaşma doğumuna kadar ertelenir.

Ana muhtaç ise, doğuma kadar geçim giderlerinin terekeden sağlanmasını isteyebilir.

Ayrıca TMK643’e göre mirasın açıldığı tarihte mirasçı olabilecek bir cenin varsa paylaşma doğuma kadar ertelenir. Ana muhtaç ise doğuma kadar geçim giderlerinin terekeden sağlanmasını talep edebilir. Bu da tereke borçları arasında yer alır. Şimdi zor bir soru. Ceninden söz ettik. Cenin ana rahmine düşmüş olan çocuktur. Peki döllenme ana rahmi dışında ise? Tüp bebek uygulaması varsa? Avustralyada bir çift var. Spermlerini ve yumurtalarını dondurmuşlar. Adam ölmüş. İki dölleme yapılmış. Taşıyıcı anne, tüp bebek, sperm ve yumurta dondurulması; bunlar sıkıntı.

Madde 674– Çocukların eğitim ve öğrenimi için yapılan giderler sebebiyle geri verme yükümlülüğü, mirasbırakanın aksini arzu

ettiği ispat edilmedikçe, ancak alışılmış ölçüleri aşan kısım için mevcuttur.

Eğitim ve öğrenimini tamamlamamış olan veya engelliliği bulunan çocuklara, paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır.

Gelelim sonuncu kaleme. TMK674/2. Bir anlamda ters dubleks demiştim. Eğitim ve öğretimini tamamlamamış olan veya engeli olan çocuklara paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır. Şimdi, eğitim ve öğrenimini tamamlamamış çocuklara yapılacak ödemenin amacı nedir? Eşitliğin sağlanması. İkinci kısmı ise engeller bakımından ise hakkaniyet, somut olay adaleti söz konusu. Eşitlik bozulmuyor ama bir ön bedel onlara da ödeniyor. Her iki halde de bu borçlar tereke borcudur. Bunlara ödenen paraya da önbedel, öntazminat denmektedir. Yani bunu önce çıkaracağız, sonra paylaştırmayı yapacağız. Tereke borcu.

3 tür engel buraya dahil mi? Bedensel engel, zihinsel engel, ruhsal engel(bipolar).

Paylaşmada hakkaniyete uygun ödeme yapılır ifadesi doğru değildir. Doğrusu, bunlar da tereke borcu sayılır. Hakkaniyete uygun dendiğine göre somut olay adaletine bakacağız. Ancak, dikkat ediyoruz, bu düzenlemeyi uygularken murisin ve eğer hayattaysa eşinin söz konusu altsoya yasal bakma ödevinin bulunup bulunmadığını da göz önünde bulunduracağız. Yasal bakma ödevi zaten var. Bu onun dışında bir miktar. Sana para ödendi, daha da ödemeyiz demeyiz. İlki aile hukukuna ilişkin nafaka, bakım borcudur ve yasal borçtur. Bu düzenleme, söz konusu 674/2, emredici mahiyettedir. Amma bununla beraber söz konusu mirasçıların altsoyun söz konusu uygun tazminatı herhangi bir biçimde elde etmiş olmaları gerekli ve yeterlidir. Yani ille de terekeden ödeme yapılması gerekmez. Muris bir başka biçimde de bunu gerçekleştirmiş olabilir. Muris söz konusu altsoya ÖBTler ile onları mirasçı ya da vasiyet alacaklısı atamak suretiyle

  1. saklı paylarını onlara vermiş, ayrıca
  2. bu uygun tazminatı da vermiş ise ayrıca bir talep hakları olmamalıdır.

Yani bu ön tazminat ille de murisin ölümünden sonra terekeye karşı ileri sürülecek bir alacak olmak zorunda değil. Şu veya bu şekilde muris bu bedeli onlara saklı paylarının üzerinde bırakmış ise bunu elde ettikleri için ayrıca talepte bulunamazlar.

Gün 2

Mirasçı Atama

Miras bırakan, terekesinin tamamını veya bölünmemiş bir kısmınını (1/4 gibi) bir kişiye bırakmasına mirasçı atama denir. Vasiyet alacağı ise murisin belirli bir malvarlığı değerini bir kişiye vasiyet etmesi denir. Arabasını, müstakil apartmanını, ofisini, mücevherlerini vs… Vasiyet alacaklısı da ikiye ayrılabilir, nesne vasiyeti ve hak vasiyeti olmak üzere. Hak vasiyetine örnek olarak intifa, sükna vasiyeti verilebilir. Yahut nesne

vasiyeti. Muris ibra vasiyeti ile kendisine borçlu olan bir kişiyi borçtan kurtarır. İbra istenmez ise reddedilir vasiyet.

Alt Vasiyet

Muris bir kişiyi vasiyet alacaklısı tayin eder, ona da alt vasiyet yükümü verir. Sana tarla veriyorum, sen de D’ye 15.000TL vereceksin gibi. İlk vasiyeti alan, altvasiyeti yerine getirmez ise ilk vasiyetten de yararlanamaz.

Tedarik Vasiyeti

Vasiyet edilen şey, murisin terekesinde yoktur, amma murisin iradesinin bu yönde olduğu ispatlanabilirse o şeyin ya da hakkın tedarik edilip vasiyet alacaklısına ifa edilmesi gerekir. Mesela sevgili torunuma bir Rolex saat vasiyet ediyorum dedi. Yok terekede. Eğer iradesinin bu yönde olduğu ispatlanabilirse, yanılmamışsa (elinde olduğunu sanarak ama yanılarak demediyse) buna bir tedarik vasiyeti denir.

Önvasiyet

Muris mirasçılarından birine bir vasiyette bulunmuşsa buna önvasiyet denir. Önce vasiyet ifa edilecek sonra miras paylaşılacaktır.

Ön vasiyet alacağı-Art vasiyet alacağı

Muris belirli bir malvarlığı değerini önce A’nın, sonra B’nin sahip olacağını kararlaştırmışsa, böyle bir durumda önvasiyet ve artvasiyet söz konusudur.

Sigorta Vasiyeti

Sigorta sözleşmesini yaptıran, prim borçlusudur. Bir de lehdar hanesi vardır. Yani sigorta sözleşmesinde öngörülen risk gerçekleştiğinde, ölüm gibi, sigorta bedeli kime ödenecektir sorusunun cevabını verir. Lehdar hanesine sigortayı yaptıran muris kendisini yazabileceği gibi üçüncü bir kişiyi de yazabilir, yahut sigorta alacağını vasiyet edebilir. Üçüncü bir kişiyi lehdar olarak yazmışsa sigorta alacağı terekeye girmez. Kimse lehdar değilse alacak murisin olur, terekeye girer.

Tereke Payı Vasiyeti

Muris belirli bir nesneyi vasiyet edebileceği gibi terekenin bir kısmını da vasiyet edebilmelidir. Yasada doğrudan doğruya ele almıyor ama buna bir engel yoktur, yasada yasaklanmıyor. Mirasçı kılmaksızın terekemin 1/20’sini B’ye vasiyet ediyorum diyor. Önemi nerede? Vasiyet alacaklısı olur, mirasçı olmaz, topluluğun üyesi olamaz, taksim talep edemez, tereke borçlarından sorumlu değildir.

Seçimlik Vasiyet

Muris birden fazla nesne veya hakkı vasiyet eder, alacaklıya seçimlik bir hak bırakır.

Yükleme Mükellefiyet

Miras hukukunun en zor kavramlarından birisi. Kitaplarda kötü anlatılıyor. Mükellefiyet halinde muris belirli bir mirasçı ya da vasiyet alacaklısından belirli bir edimde bulunmasını ister. Altvasiyetten farkı ne? Taşınmaz yüküne benziyor birnevi. Burada oradaki gibi bir edim ifası isteniyor. Edim ifası istenebilir ama borçlu ya da borçlular

bunu rızalarıyla yerine getirmiyorlarsa ifa davası açılabilir. Yine de ifa etmediler, icraya gidersiniz. İfa yerine geçen tazminat asla istenmez. Ya aynen ifa cebri icrayla sağlanacak ya da aynen ifa mümkün değildir, geçmiş olsun. Eskiden sormuştum. Yüklemenin kanunda süresi yok. Tablo koleksiyonu vasiyet ediliyor müzeye. Yükleme öngörüyor. Müze bunu sürekli sergileyecek. Sergilemedi ne olacak? İfa yerine geçen tazminat mümkün değil. Sonsuza kadar sergilemek istemedi en nihayetinde bıraktı sergilemeyi. Ne yapacağız?

Koşul/Şart

ÖBTler koşula, şarta bağlanabilir. Biliyoruz ki koşula, şarta bağlanamayan istisnai işlemler vardı. Evlenme gibi, tapuya tescil gibi. Bunların dışında her hukuki işlem koşula bağlanabilir. Bu ÖBTler için de geçerli. Hem erteleyici, hem de bozucu koşul söz konusu olabilir. Bir çocuğum olursa, oğlum avukat olursa vb şartlar geçerlidir. Parantez içerisinde bir soru. Kişisel haklarına, genel ahlaka vb’ne aykırı koşul olursa ne olur? Tartışmalı. Karım yeniden evlenirse bu haktan yararlanamaz, sadece saklı payını alır diyor. Geçerli mi? İsterse evlenebilir, mirastan vazgeçer. Bu onun üzerinde mutlak bir baskı oluşturmuyor ki kişilik haklarına müdahale olsun diyenler var. Bazıları da aksini öngörüyor.

İkameli Tasarruflar

Zor bir soru. İkame bizim hukukumuzda genel bir ilke midir? Yerine geçen değer. Borç ifa edilmediğinde yerine ne ikame olur? Tazminat. Sigorta edilen şey kazaya uğradığında yerine ne geçer? Sigorta bedeli. İkame kuralı hukukumuzda genel bir kural mıdır? Hayır. Özel olarak ikame kuralları öngörülmüşse uygulanabilir. İkameli tasarrufları ikiye ayırıyoruz. Adi ikame ve fevkalade ikame. Adi ikame birden fazla dereceli olabilir. Şöyle ki mesela muris A’yı mirasçı atadı. A herhangi bir nedenle mirasçı olamazsa B mirasçı olacaktır dedi. O da herhangi bir nedenle olamazsa C mirasçı olacaktır dedi. Herhangi bir neden? Mesela ölüm, ret, feragat, ıskat edilme, mahrum kalma. Birden fazla dereceli olabilir, üç beş kişi sayabilir. Vasiyet alacaklısı yaparken de adi ikameye başvurabilir. Diyebilir ki mesela antika araba koleksiyonumu A’ya vasiyet ediyorum. O herhangi bir nedenle miras alacaklısı olamazsa B araba koleksiyonumun alacaklısı olacaktır der. İçlerden sadece birisi hak sahibi olur. Fevkalade ikame ise en fazla iki derecelidir. Sırayla her ikisi de hak sahibi olur. Önce A, sonra B. Önce A vasiyet alacaklısı olacak sonra B. Çocuğuma bırakıyorum, torunum 18 yaşına gelince söz konusu taşınmaz onun olacaktır diyor. 10 yıl sonra torunum sahip olacak da diyebilir. Aynı şeyi hem miras payı hem de vasiyet alacağı için yapabilir. O takdirde önmirasçı-artmirasçı; ön vasiyet alacaklısı – art vasiyet alacaklısı söz konusu oluyor. Birincisinin hakkı soyut bir hak, amma hak sahibi oluyor mu oluyor. İleride fevkalade ikamenin sonuçlarını göreceğiz.

Vakıf Kurma

Vakıf sağlar arası bir tasarruf ile kurulabileceği gibi ÖBT ile de kurulabilir. Vakıf kurma işlemi yasak işlemlerden midir sınırlı ehliyetsizler için? Tabiki yasaklı. Sadece 15 yaşından büyükler kurabilir vasiyetname ile, temsilcileri kuramaz. Şimdilerde bağlayıcı bir biçimde de vakıf kurma işleminin gerçekleştirilebileceği kabul edilmeye başlandı. Bu bağlamda miras sözleşmesi ile de vakfın bağlayıcı bir şekilde kurulabileceği kabul edilmeye başlandı. Vakıf kurmak iyidir, bunu kolaylaştırmalıyız diyorlar. Vakfeden vakıf

tescil edilmeden önce vakıf kurma işleminden dönebilir mi? Kavram içtihatçılığı yaparsak dönebilir demeliyiz. Bazıları da diyorlar ki dönemesin diyorlar, zira vakıf kurmak kamunun yararınadır diyorlar.

Mirasta Iskat/Mirasçılıktan Çıkarma

Murisin ÖBT ile saklı payı olan bir mirasçısını mirasçılıktan çıkartmasıdır. Mirasçılıktan uzaklaştırma saklı paylı olmayan bir mirasçıya, murisin miras payı bırakmaması halinde söz konusu olur. Bu arada not edelim, bazı maddi anlamda ÖBT’ler sadece ve sadece vasiyetname ile gerçekleştirilebilir, bazıları ise sadece miras sözleşmesi ile. Bazıları ise her ikisiyle de gerçekleştirilebilir. Mirastan ıskat sadece vasiyetname ile gerçekleştirilebilen işlemlerdendir. Vasiyeti yürütüm görevlizi, tenfiz memuru atanması sadece vasiyetname ile mümkündür. Muris ÖBT’sinde paylaştırma kuralları da öngörebilir. Yani terekesinde yer alan hangi malvarlığı değerinin hangi mirasçıya verileceğini belirleyebilir, miras payına mahsuben tabi.

Mirasçılar murisin paylaştırma kuralları ile bağlıdırlar, meğer ki oybirliği ile ayrılsınlar. Murisin denkleştirme emri ya da denkleştirmeden bağışıklık emri de maddi anlamda ÖBT’dir, amma sağlar arası tasarruflarla da muris denkleştirme emri verebileceği gibi denkleştirmeden muafiyet emri de verebilir. Muris bir ÖBT ile bir tasarrufundan tamamen veya kısmen dönebilir. Mesela bir ÖBT’yi koşula bağladı, bundan dönebilir. Fevkalade ikameyi kaldırıp ön mirasçıyı kesin mirasçı yapabilir. Bu saydıklarımız belli başlı maddi anlamda ÖBT’lerin belli başlıları için geçerlidir, hepsi için değildir. Belli başlılarını yeri gelince söyleyeceğiz. Kaldığımız yerden devam edelim.

Ölüme bağlı tasarruflarda herhangi bir müdahaleye izin verilmez. Murisin iradesini baskılayacak herhangi bir müdahaleye miras hukuku iyi bakmaz. İptal sebebi olabilir. Dolayısıyla muris ÖBT iradesini açıklarken tamamen özgür olmalı hiçbir baskı hissetmemelidir. Resmi vasiyetname söz konusu olduğunda ise yine az çok gizlilik söz konusudur. İki tanıktan başka kimse vasiyetname içeriğini öğrenemez. Vasiyetnamenin bir türünde şahitler içeriği öğrenebilirler. Okuyup yazamıyorsa. Okuması yazması varsa şahitler de bilemez, sadece resmi memur bilir; yani yine baskı olmaz.

Sağlararası Kazandırmalar ile Ölüme Bağlı Kazandırmalar Ayrımı

Geçiyorum, notları birinci şubeden alın.

ÖBT’lerde Yorum

Kuralımızı hatırlayalım. Miras bırakının gerçek iradesini arayacağız. Subjektif irade kuramı egemendir. Bu söylediğimiz vasiyetname bakımından 100% geçerli. Miras sözleşmesi bakımından ise ÖBT’de bulunan kişi yönünden geçerlidir. Karşı taraf için de geçerli olmalıdır deniliyor amma biraz da haksızlık yapmıyor muyuz diyerek acaba güven kuramını diğer sözleşen yönünden sınırlı ölçüde de olsa uygulayabilir miyiz diye soruluyor.

Ölüme bağlı tasarrufların yorumunda ayrıca yasal karinelerden tamamen yararlanacağız. Misal 516-517. Daha fazla söylemiyorum, birinci şubede söylemiştim.

Özellikle vasiyetnameler bakımından şöyle bir yorum ilkesi de mevcuttur. Murisin hiçbir biçimde dillendirmediği bir irade onun iradesi olarak bildirilemez. Mutlaka lafzi bir tutanak bulmak lazım. Murisin varsayımsal iradesine de başvurabilmeliyiz diyenler var. Ayrıca vasiyetname metninden söz ederken illaki vasiyetname içi olgulara bakarak yorum yapmamız gerekmez. Gerekirse vasiyetname dışı unsurlara bakarak da hüküm kurabiliriz. Vasiyetnamelerin yorumunda özellikle murisin varsayımsal iradesini bulabilmek için vasiyetname içi olgular kadar vasiyetname dışı olgulara da dayanılması kabul ediliyor.

Eskiden şöyle deniyor idi. Vasiyetname metni açıksa tek anlama geliyor ise yorumlanacak bir şey yoktur, yoruma başvurulmamalıdır. Şimdilerde hiçbir hukuki işlem 100% açık, tek anlamlı değildir, vasiyetnameler de öyledir dolayısıyla ne kadar açık olursa olsun vasiyetnameler de yorumlanmalıdır deniyor. Bir diğer dayanak noktamız, düzenlemelerin bütününü hesaba katma gereğidir.

Bir başka kuralımız kuşku halinde vasiyetname lehine yorum yapacağız. Yani ÖBT’yi ayakta tutacak biçimdeki yorumu tercih edeceğiz. Bu ilkeye bağlı olarak tahvil kuramını da burada uygulayabiliriz. Bildiğiniz üzere tahvil, dönüştürme, geçersiz bir hukuki işlemin; başka bir işlemin geçerlilik koşullarını taşıması halinde geçerli koşulları taşıyan işleme dönüştürülmesidir. ÖBT’lerde misal. Miras sözleşmesi yapabilmek için kişinin fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Kişi 16 yaşındayken her nasılsa bir miras sözleşmesi yaptı diyelim. Ehliyet yönünden sözleşme geçersiz. Amma, vasiyetname olarak bu sözleşmeyi ayakta tutabiliriz zira ehliyet koşulu yerine gelmiş oluyor, zira 15+ yaş. Ayrıca miras sözleşmesinin kendine özgü bir şekili olmadığı, vasiyetname şekline bağlı olduğu şekil sorun da olmuyor. Hal böyleyken sakat miras sözleşmesini geçerli bir vasiyetnameye dönüştürebilir.

Yasal mirasçılık ile iradi mirasçılık arasındaki ilişki

Muris yasal mirasçısını ayrıyeten iradi mirasçı olarak da atayabilir. Mesela iki çocuğundan birine saklı payını bırakabilir. Onun saklı payı dışında kalan yasal miras payını diğer çocuğuna iradi miras olarak bırakabilir. Roma Hukukunda böyle bir çözüm mümkün değildi.

İradi mirasçılık söz konusu olduğunda 514/2’ten yola çıkacağız. Şöyle ki,

Madde 514– Mirasbırakan, tasarruf özgürlüğünün sınırları içinde, malvarlığının tamamında veya bir kısmında vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle tasarrufta bulunabilir.

Mirasbırakanın üzerinde tasarruf etmediği kısım yasal mirasçılarına kalır.

O halde önce iradi mirasçı var mı yok mu ona bakacağız. Ona bırakılan payı terekeden çıkartacağız. Geri kalanı yasal mirasçılık konusu olacak. Şaşırmayacağız burada, önemli.

Muris öldüğünde eşi hayattadır. Anası babası da kendisinden önce ölmüşlerdir. İki çocuğu vardır murisin. Üçüncü bir kişiye muris terekesinin 1/5i için mirasçı atamıştır. Öncelikle 5/5’ten 1/5i kenara koyacağız, iradi miras payı. Geriye kalan 4/5 yasal mirasçılık kurallarına tabi olacak, 5/5 değil.

Muris, yasal bir mirasçısını, terekesinin bir kısmı için mirasçı atamışsa ayrıca yasal miras payını da alabilir mi alamaz mı? Bu türden ÖBT’ler yorum yolu ile çözüme kavuşturulacaktır. Ne murat etmiş? İradi mirasçılık payı dışında yasal mirasçılık payını da bırakmak istemiş mi istememiş mi? Ya da pay belirtmemiş ne olacak? Yasal mirasçılar iradi mirasçı atandığında sıkça yorum yapmak zorundayız. Yoğun yorum gerektiren bir alandır.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

Ölüme Bağlı Tasarruf Ehliyeti

HAFTA 5

Gün 1

Madem ki ÖBTlerde temsile izin yoktur, o halde murise mümkün olduğunca erken yaşlarda ÖBT’de bulunma ehliyetini vereyim diyor kanun koyucu. Onun için vasiyetname düzenleme ehliyeti yaş itibariyle 15’tir. İsviçre’de ise şu anda 18’dir. İkinci nokta, ÖBT tasarrufuna dair düzenlemeler, genel tasarruf hükümlerine göre özel hükümlerdir. Hal böyle iken genel hükümler uygulanmayacaktır.

Vasiyetname Düzenleme Ehliyeti

Ayırtetme gücünün varlığı ve 15 yaşın tamamlanması aranmaktadır. Ayırt etme gücünden başlıyoruz. Bu kavram çok zor bir kavramdır aslında. Kitabi olarak kolay gibi geliyor ama somut olaylarda çözebilmek zordur, göreceli bir kavramdır. İki ögesi mevcuttur. Bilinç ögesi ve irade ögesi. Burada irade ögesi özel bir önem taşır zira muris iradesine yönelik baskılara karşı koyabilecek irade gücüne sahip olmalıdır. Hayır diyebilecek irade gücüne sahip olmalıdır. Ayırtetme gücü bakımından şöyle bir sorun daha var. ÖBT’yi düzenlendiği ana göre belirleyeceğiz ayırtetme gücüne sahip olup olmadığını. Geçmişe dönük olarak ayırtetme gücünün varlığını ya da yokluğunu tespit edeceğiz ki bu oldukça zor bir iş. Ayrıca vasiyetname dışı olgulara da başvururuz. Vasiyetname düzenlendiğinde nerede bulunuyordu, kimlerle beraberdi vs. Tüm bunları sorarak ve vasiyetname dışı unsurlardan da yararlanmak suretiyle ayırtetme gücü var mı yok mu belirleriz. Ayırtetme gücü daha önceden öğrendiğiniz üzere hukuki bir kavramdır. Dolayısıyla hakim bunu bilirkişiye başvursa da onların raporlarıyla bağlı değildir. Zaten hukuki bir sorun olduğu için Yargıtay denetimine de tabidir. Eğer fiili bir sorun olsaydı Yargıtay bu husustaki tespit ile bağlı olurdu. Sarhoş mu değil mi ilk derece mahkemesi karar verir, Yargıtay dosya üzerinden sarhoş mu değil mi değerlendiremez. Amma Yargıtay ayırtetme gücünü denetleyebilir. Ayırtetme gücünün varlığı karineten kabul edilir. İki şey mühim. Akla uygun davranma ve hastalık sarhoşluk akıl zayıflığı vb olmaması. Bunlar kümülatif şart. Yani hem sarhoşluk varsa hem de bu akla uygun davranmaya maniyse ayırtetme gücünün yokluğundan bahsederiz. Ayırtetme gücüne dair bu hususları ÖBT’de de uyguluyoruz.

Miras Sözleşmesinde Ehliyet
  1. Ayırtetme gücü, (2) erginlik ve (3) olumsuz koşul olarak da kısıtlı olmama koşulları aranır. Yani miras sözleşmesinde ÖBT’de bulunan kişi tam ehliyetli olmalıdır, fiil ehliyetine sahip olmalıdır. Karşı tarafın ehliyeti bizi biraz uğraştırır. Şöyle ki genel kurallar uygulanacaktır. Karşı taraf da tabi ÖBT’de bulunuyorsa sıkıntı yok, o da fiil ehliyetine sahip olmalıdır. Eğer karşı taraf ÖBT’de bulunmuyorsa onun ehliyeti ehliyete

ilişkin genel kurallara göre saptanır. Kişi sınırlı ehliyetsiz ise ve miras sözleşmesi yaparken karşılıksız kazanımda bulunmuyor ise yasal temsilcisinin rızasına ihtiyaç vardır. Bu gerekli, ama yeterli değil. Ayrıca sulh mahkemesinin ve asliye mahkemesinin izni lazım; eğer ivazsız bir kazanım söz konusu değilse bu izinler. Üst makamın izni alt makamın iznini gereksiz kılar. Dolayısıyla kanundaki ifade biraz garip, onu şöyle anlamak gerekir. Sulh mahkemesinin izni gerekmez, asliye mahkemesinin izni gerekir.

Sınırlı ehliyetlilere gelelim. Kendisine yasal danışman atanan kişi kendi başına bir miras sözleşmesi yapabilir; ama eğer sağlararası edim vaadinde bulunuyor ise o takdirde yasal danışmanının rızası da gerekir.

Ehliyet Yokluğunun Sonuçları

Ehliyet yokluğu murisin ölümünden sonra tespit edilmişse ÖBT’nin iptali için dava açmak gerekir.

Ehliyet yokluğu murisin ölümünden önce saptanmış ise önce vasiyetname mi miras sözleşmesi mi söz konusu ona bakarız. Vasiyetname söz konusu ise muris her vakit yeni bir vasiyetname yapabilir. Ehliyetsiz olarak düzenlediği vasiyetnameden her vakit dönebilir. Bu takdirde yasa gereği kadük hale gelir önceki vasiyetname, iptal davasına gerek kalmaz. Eğer muris ehliyetsizliğinin farkında olarak ya da farkında olmayarak ehliyetsiz olarak düzenlediği vasiyetnamesinden dönmez ise bundan zarar gören kişiler ölümünden sonra vasiyetnamenin iptali için dava açabilirler.

Eğer miras sözleşmesi söz konusu ise gerek ÖBT’de bulunan taraf, gerekse karşı sözleşen her vakit geçersizliği ileri sürebilirler, tıpkı sağlararası işlemlerde olduğu üzere. Dava da açabilirler. Ancak dava açmadıkları takdirde tek yanlı olarak geçersizliği ileri sürdükleri takdirde tabi olarak geçersizlik yönündeki bildirimlerini karşı tarafa iletmekle yükümlüdürler, kendi kendilerine gelin güvey olmayacaklar. Eğer bunu yapmazlar ise murisin ölümünden sonra miras sözleşmesinin iptali için bir dava açmak gerekir.

ÖBT’de de bir irade açıklaması söz konusudur. İrade açıklamaları olarak ÖBTler geçersiz kılınabilirler. Kanunda öngörülen nedenlerden birisi gerçekleştiğinde ÖBT’lerin irade sakatlığı nedeniyle iptali söz konusu olabilir. Bu bağlamda ikili bir ayrım yapıyoruz. Vasiyetnameler söz konusu olduğunda ve hatta en azında bazılarına göre miras sözleşmeleri söz konusu olduğunda da saik hataları sınırsız olarak göz önüne alınır. TBK’da öngörülen sınırlamalar, esaslı hata zorunluluğu, burada aranmaz.

İki halde murisin ölüme bağlı tasarrufta bulunma iradesinin yokluğu kabul edilmelidir. Bunlardan birisi (1) fiziksel zorlama, diğeri ise (2) beyan edilen irade ile gerçek irade arasında bilerek ve isteyerek meydana getirilen farklılık, yani muvazaadır. Mesela bir kişi murisin elini tutmuş ve ona bir şeyler yazdırmışsa ve imzalatmış ise fiziksel zorlama söz konusu olduğu için böyle bir ÖBT’nin iptaline gerek yoktur, tasarrufun kendisi hiçbir işleme gerek kalmaksızın geçersizdir, yok mahiyetindedir. Muvazaalı işlem olduğunda ise irade bulunmadığı için burada da yokluk yaptırımı vardır. Yani muvazaada da yokluk yaptırımını uyguluyoruz.

İradeyi Sakatlayan Hallerden Hata

İlli olması koşuluyla esaslı olsun ya da olmasın her hata iptal nedenidir. Miras sözleşmesinde özel bir durum var. Bu hata bir beyan hatası olabilir. Beyan hatasının dışında saik hatası da söz konusu olabilir. Her türlü saik hatası da göz önüne alınır, esaslı olmasa dahi. Hata fiili olabileceği gibi hukuki de olabilir. Mesela muris saklı payların miktarı hususunda yanılmıştır, yahut tasarruf oranı hususunda yahut denkleştirme hususunda yanılmıştır. Hata geçmişte gerçekleşmiş bir olaya ilişkin olabileceği gibi murisin ÖBT’yi düzenlediği anda olan bir olaya ilişkin de olabilir veya gelecekteki bir olaya ilişkin de olabilir. Misal dövizin yükseleceğini hesaplamaktaki hatası.

İradeyi Sakatlayan Hallerden Hile

Hile de bildiğiniz gibi bir hatadır, kişi hile söz konusu olduğunda başkası tarafından yanıltılmaktadır. Yalın hatada ise kendi kendini yanıltmaktadır.

Korkutma/Cebir

Bu halde de iptal mümkündür. ÖBT’lerin burada bir hususiyeti var. Korkutmanın haklı olması gerekmez diyor kanun. Bozuk ifade. Kişi korkmakta haklı olmalıdır. Ruhsal sorunları bulunduğu için haksız yere korkmuş ise korkutma söz konusu değildir. Bu vesvesedir. Burada korkmanın haklı olması koşulunu aramıyoruz işte. Muris korkmakta haklı olmasa dahi, yani kuruntuya bakılarak korkmuş olsa dahi ÖBT iptal ettirilebilir. Burada da korkutanın ÖBT’den yararlanan ya da 3’üncü kişi olması arasında herhangi bir fark yoktur.

Hükümlerine gelince, muris hayatta ise ve bir vasiyetname söz konusu ise muris her vakit vasiyetnamesinden dönebilir. Amma dikkat ediyoruz, yanılmayalım, vasiyetnameden dönme de vasiyetname biçimlerinden birine tabidir, lafla dönülmez; ama vasiyetname türlerinden herhangi birisi olabilir, öncekinden farklı bir türle de dönebilir.

Miras sözleşmesine gelince muris miras sözleşmesini irade sakatlığını keşfettiği andan veya korkunun ortadan kalktığı andan itibaren bir yıl içerisinde iptal edebilir, dönebilir. TMK504. Söz konusu bir yıllık süre zamanaşımı süresi değildir, hak düşürücü süredir. Miras sözleşmesinden dönme herhangi bir biçime tabi değildir amma karşı sözleşene mutlaka bildirilmelidir, aksi takdirde hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Muris ÖBT’lerinden dönmeden önce ölmüş ise ilgililer bir iptal davasıyla ÖBT’nin geçersizliğini sağlayabilirler. Davayı her ilgili açabilir. İki halde iptal davası açılamaz, ya da iptal davasına gerek yoktur diyelim. Muris sözünü ettiğimiz bir yıllık süreyi geçirmiş ise geçersiz olan ÖBT geçerli hale gelir, iyileşir ve artık bundan sonra bir iptal davası açılsa dahi kabul edilmez. Yani muris irade sakatlığının farkına vardı veya korkunun etkisinden kurtuldu. Buna rağmen bir yıllık süreyi geçirmiş ise hak düşümü söz konusu olduğu için o hakkı kaybeder.

İkinci istisna açık yanılgı halinde söz konusudur. TMK504/2. ÖBT’de kişinin veya şeyin belirtilmesinde açık yanılma halinde miras bırakanın kesin arzusu kesin olarak tespit edilebilirse tasarruf bu algıya göre düzeltilir, iptal davası açmaya gerek yoktur. İlgililer bunu kendiliklerinden düzeltebilirler, bir dava açmaya gerek yoktur amma aralarında anlaşamazlarsa gereğinde bir dava da açılabilir ve gerekli düzeltmeyi hakim yapar. Mesela baba hekim ya da ana hekim. Tıbbi kütüphanesini vasiyet ediyor. Tıp fakültesinde okuyan kızı, hukuk okuyan oğlu var. Yanılarak diyor ki kütüphanemi oğluma vasiyet ediyorum diyor. Böyle bir amacı ve niyeti olamaz. Açık yanılgı söz konusu, iptale gerek yok, bu ÖBT düzeltilmek suretiyle ayakta tutulabilir. Verdiğim örnekte murisin gerçek arzusu kesin olarak tespit edilebildiği için bu düzeltme kolayca yapılabilir.

Tasarruf Özgürlüğü

Biliyoruz ki ÖBT’lerde tasarruf özgürlüğü esastır. Yani madem ki mal mülk murisindir, ona aittir, dilediği gibi malı mülkü üzerinde ölümünden sonra da sonuç doğurmak üzere tasarruf edebilir. Bunun birkaç sınırı var. Bunlardan birisi daha sonra göreceğimiz üzere ahlaka aykırı genel sınırlardır. Kişilik haklarına, emredici hükümlere, kamu düzenine aykırı ÖBT’ler tabiki sonuç doğurmaz. Başka önemli bir sınır da saklı paylar için söz konusudur. Murisin tasarruf özgürlüğü saklı paylar ile sınırlıdır. Tabi bunun için somut olayda saklı paylı en az bir mirasçının bulunması gerekir. Saklı paylı hiçbir mirasçı yok ise murisin tasarruf özgürlüğü tamdır. Yüzde yüz. Size kitabevi örneği vermiştim. Turhan kitabevi, eğitim vakfının kitabevi. Muris vakıf kurup tüm malvarlığını özgüledi. Saklı paylı kimse yoktu. Orası şimdi vakıf olarak yürütülüyor, bir akademisyen de vakfın başında. İktisadi işletme de vakfa bağlı. Şimdi yasakoyucu belirli kişilere mutlaka murisin mirasından pay verilmesi düşüncesini kabul etmek suretiyle saklı pay kurumunu tesis etmiştir. Aile bağları sebebiyle… aksi takdirde devlet bakmakla yükümlü olabilir fakir kalanlara. Hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinde söz konusudur saklı pay.

Saklı paylı mirasçıların sayısı sınırlıdır. Sadece yasal mirasçılar saklı paylı mirasçıdır ve saklı paylar yasal miras paylarına göre belirlenir, yasada bu belirlemeler yapılmıştır. Ya yasal miras payının tümü ya da onun belirli bir oranı saklı payı oluşturur. TMK506’ya göre saklı paylı mirasçılar (1) her dereceden altsoy (tabi yasal mirasçı olmaları koşuluyla), (2) ikinci zümreden sadece ana ve baba, (3) Sağ kalan eş. Saklı pay miktarlarını da söyleyelim.

    • Altsoy bakımından yasal miras payının yarısı. O halde sağ kalan eş yoksa iki çocuk varsa yasal miras payları 1/2şer, saklı payları 1/4er.
    • Ana baba için her biri için yasal miras payının 1/4ü.
    • Sağ kalan eşin saklı payı sorunsal. Birinci ve ikinci zümre ile beraber mirasçıysa yasal miras payının tamamı onun saklı payıdır. Diğer hallerde yasal miras payının 3/4ü deniyor. Diğer haller üçüncü zümre ile beraberse yahut tek başına mirasçıysa.

Dikkat ediyoruz bu söyleyeceğime. Saklı paylı mirasçının saklı payını şu veya bu biçimde elde etmiş olması yeterlidir. İlle de yasal mirasçı olarak bu payı ele geçirmesi gerekmez. O halde saklı paylı mirasçıya muris onu vasiyet alacaklısı yapmak suretiyle

saklı payını bırakmış ise tenkis davası açılamaz. Yine muris saklı paylı mirasçısına sağlararası kazandırmalar yapmak suretiyle saklı payını ona vermiş ise, tabi ki saklı payı üzerinde tam hakka sahip olmalıdır yoksa saklı payını edinmiş olmaz, o takdirde de tenkis davası açamaz. Yani saklı paylı mirasçının saklı payına nasıl kavuştuğu bizi ilgilendirmez. En nihayetinde elde etmiş sie tenkis davası açamaz. O halde, bir başka anlatımla, bunu şöyle ifade edebiliriz. Saklı pay sahibi mirasçıya miras bırakılmak zorunda değildir. İlle de beni mirasçı bırakacaksın diyemez. Saklı pay diğer şekillerle de verilebilir. O halde şu veya bu biçimse saklı payını elde edinememişse bu zaman mirasçılık sıfatının kendisine tanınmasını talep edebilecektir. Saklı payımı almadım, saklı paylı mirasçıyım diyip tenkis davasında bulunabilir.

Saklı paya ilişkin hak miras yolu ile intikal eder. O halde saklı paylı mirasçı muristen sonra ölecek olursa kendi mirasçıları kendi murislerinin saklı payını talep edebilirler. Diğer bir anlatımla ölüm halinde ölümle intikali mümkün olan tüm haklar mirasçılara geçmiyorlar mı? Evet.

Antrparantez Denkleştirme Tenkis Farkı

Amaç: Denkleştirmede eşitliğin sağlanması, Tenkiste saklı payın korunması.

İrade: Denkleştirmede murisin ÖBT’si mümkün. Saklı payda mümkün değil.

Uygulama Alanı: Denkleştirme konusu olan tasarruflar sağlararası tasarruflardır. Tenkiste ise hem sağlararası tasarruflar hem de ÖBT’ler tenkisin konusunu oluşturabilir. İleride de göreceğiz ama söyleyelim şimdiden. Kanunda bir astlık üstlük sırası var. Önce ÖBT’ler, yetmez ise sonra sağlararası tasarruflar tenkise tutulur. ÖBT’lerin tenkisi tümü bakımından söz konusudur. Farklı miktarlar söz konusu olduğunda miktara göre orantılı tenkis yapılır. Hepsi birden ve orantılı olarak. Sağlararası tasarrufların tenkisi ise tarih sırasına göre yapılır. Aynı tarihte iseler aralarında orantılı olarak tenkis yapılır. Bir de bizim yasamıza özgü, 2002’de yanlış olarak konan bir düzenleme var. Kamu yararına kazandırmalar en son sırada tenkis edilir dedi. Bunun anlamı ne? Özel hukukla asla bağdaşmaz bu. Neden, zira imtiyaz var. Kamu hukuku tüzel kişileri de diğer kişilerle aynı düzeyde haklara ve borçlara sahiptirler. Onlara ayrıcalıklı konum tanınmamalıdır.

Kişisel Bakımdan Uygulanma Alanı: Kural olarak yasal mirasçılar denkleştirme yükümlüsüdür. İradi mirasçılıkta da öğreti denkleştirmenin mümkün olabileceğini savunuyor. Tenkis söz konusu olduğunda ise yasal mirasçılar, iradi mirasçılar ve üçüncü kişiler tenkise muhatap olabilir.

Davacı Sıfatı: Denkleştirmede yasal mirasçılara aittir. Tenkiste ise saklı payı ihlal edilen mirasçı ya da mirasçılara aittir. Uygulanma süreci ne zaman uygulanacaktır denkleştirme istemi? Paylaştırmada. Denkleştirme taksime ilişkindir, taksimde gündeme gelir ve yerine göre taksim davası düzleminde denkleştirme istemi gündeme gelir. Tenkiste ise tenkis davasının açılması gerekir.

Süre Bakımından: Denkleştirmede hiçbir süre söz konusu değildir. Bu biraz eksik anlatım oldu. Hiçbir hakdüşümü ya da zamanaşımı süresi söz konusu değildir amma tabi ki eşyanın tabiatı gereği denkleştirme isteminin en geç paylaştırma esnasında dillendirilmesi gerekir. Paylaştırmadan sonra denkleştirme olmaz, nokta. Tenkiste ise zamanaşımı süresi var. Bir yıllık ve on yıllık. Artı tabi ki defiler zamanaşımına uğramaz. Defiler ne zamanaşımına ne hak düşümüne uğrar. Bunlar birer savunma aracıdır. Defi ile saldıramaz, dava açamazsınız. Süreler geçmiş olmasına rağmen mal sizin elinizde. Ama haksız olarak sizin elinizde diyelim. Ama bir yıllık ve on yıllık tenkis davaları süreleri geçmiş dolayısıyla tenkis talebinde bulunamazsınız. Karşı taraf dava açtı. Tenkis defini ileri sürebilirsiniz. Veririm ama saklı payım dışındaki kısmı veririm dersiniz.

Hesaplama Anı: Denkleştirmede taksim anı belirleyici an. Daha önce elden çıkarılmış ise elden çıkarma bedeli. Tenkiste ise belirleyici an ölüm anıdır.

Hükümleri: Denkleştirme söz konusu olduğunda aynen ya da hesaben geri vermek var. Tenkiste ise sağlararası kazandırmaların tenkisi söz konusu ise geri verme vardır. ÖBTler söz konusu ise onlara karşı taksim anı bakımından bir yenilik doğurucu hak söz konusudur. Tenkis istemi. Denkleştirme isteminden feragat edilebilir mi edilemez mi? Kanunda doğrudan bir hüküm yok. Tabiki kişi denkleştirme istemini taksimden sonra dillendirirse denkleştirmeden ister istemez feragat etmiş olur. Tenkis söz konusu olduğunda ise kişi tenkis isteminden hiçbir biçime tabi olmaksızın feragat edebilir.

Denkleştirme kural olarak tenkisten önce gelir ve denkleştirmede murisin iradesi ön plandadır.

1 dakikalık ses kaydı

4 tane terekemiz var elimizde.

…Antrparantez kapat…

Murisin ölümünden önce ise saklı paylı mirasçı saklı payından bir miras sözleşmesi ile feragat edebilir, vazgeçebilir; yani olumsuz bir miras sözleşmesi yapılmalıdır kendi kendine feragat edemez. Niye? Zira hak henüz doğmamıştır. Beklemece bir hak. Önemli bir kavram. Tam hak söz konusu olmadığı için sadece muris ile yapacağı bir sözleşme ile bundan vazgeçebilir. Kendisine ait bir hak yok ki bundan vazgeçebilsin. Murisin ölümünden sonra kişi kendi başına bu haktan feragat edebilir. Bir sınırımız var. Mal kaçırması söz konusu ise alacaklılarından, alacaklıları onun yerine dava açabilir. Tenkis davası açma hakkı bulunan saklı paylı mirasçı dava açmıyor ise ve borçları var ise alacaklılar onun yerine tenkis davası açabilecekler.

Saklı paylı mirasçıyı muris saklı payından yoksun bırakabilir mi? Kural olarak hayır dedik ama bunu bir olasılıkla yapabilir ki o da iki alt olasılığa ayrılıyor. Mirastan ıskat nedenlerinden birisi gerçekleşmiş ise ve muris bunu ÖBT ile öngörmüş ise o zaman saklı paylı mirasçı tenkis davası açamaz. Mirastan uzaklaştırma, çıkarma, ıskat kavramları açıklandı. Iskat sadece saklı pay için söz konusu olan bir terim.

Cezalandırıcı ıskatta muris mirasçıyı cezalandırır. Bunu daha sonra da göreceğimiz üzere aftan söz edilmemiştir oysa mirastan mahrumiyette aftan söz edilmiştir. Burada yok. Kanunda boşluk var mı? Evet boşluk var, ya da boşluk yok, kıyasla uygulama vardır deriz. Her halde burada da uygulanmalıdır. Yani muris ıskat tasarrufuna rağmen affetmişse saklı paylı mirasçısını ıskat tasarrufu hüküm doğurmamalıdır. Bu dolaylı biçimde de anlaşılabilir. Koruyucu ıskatta ise basit bir mekanizma var. Saklı paylı mirasçı saklı payla bağdaşmayan bir fiil işlememiş ama borca batık. Malvarlığı, borçlarının yarısı oranında aciz durumda, bu belgelenmiş. Böyle bir durumda saklı paylı mirasçı mirastan ıskat edilmeyecek olursa bütün saklı payı alacaklıların eline geçecek oysa alt soyu da var. Yasakoyucu diyor ki koruyucu iskat yap, yarısı alacaklıların eline geçsin yarısını ise doğmuş ve doğacak olan altsoyuna bırak diyor. Bu koşulla koruyucu ıskat tasarrufunda bulunabilir. Saklı payının yarısı için ıskat edebilirsin. Bir yarıyı kendisine bırakacaksın diğer yarıyı ise alt soyuna tahsis edeceksin o koşulla izin veririm diyor yasa koyucu.

Gün 2

Mini Pratik

Muris öldüğünde eşi hayatta değildir, eşi yoktur. Altsoyu da yoktur. Ana hayattadır. Baba muristen önce ölmüştür. Murisin iki kardeşi vardır. Basit bir örnek. Bu olayda yasal mirasçıların yasal miras paylarını ve saklı paylarını belirleyiniz. Önce sağ kalan eşten başlıyoruz, varsa. Yoksa ana baba koluna gidecek miras zira altsoy da yok. Anababa eşit olarak paylaşacaklar. Miras bırakandan öldüğü için babanın hissesi parantez içerisinde yazılır. Hayatta olanın yasal miras payı 1/2. Ölen için halefiyet ilkesi uygulanır, 2 çocuk var, ¼’er. Saklı paya bakalım. Anababada saklı pay oranı ¼ demiştik. İkinci zümrede sadece ana ve baba saklı paylı mirasçı. ½’nin 1/4ü yani 1/8 Ananın saklı payı olacak. Kardeşlerin ise saklı payları yoktur. Hal böyleyken tasarruf oranı = terekenin toplamı – saklı pay toplamı => tasarruf oranı 7/8. Muris bu sınır içerisinde kalırsa tenkis istemi söz konusu olmaz. Mirasçı muristen sonra ölürse saklı payı altsoyuna geçer, zira bu sefer ölen mirasçının mirasçılarıdır. Burada böyle bir durum yoktur. Dolayısıyla babanın saklı payı altsoyuna intikal etmez.

İkinci bir örnek. Muris öldüğünde eşi hayattadır. Murisin alt soyu yoktur. Anababasından biri muristen önce ölmüştür, diğeri ise hayattadır. Murisin anasının babasının kendisi dışında iki altsoyu daha vardır. Olayda yasal mirasçıları, yasal miras paylarını, saklı payları ve tasarruf oranını bulunuz. Eşten başlıyoruz. Eşin yasal miras payı, ikinci zümreyle mirasçı olduğu için ½. Saklı payı ise, ikinci zümre ile beraber mirasçı olduğu için yasal miras payının tamamı. Ana babadan hayatta olanın yasal miras payı. Saklı payı bunun bir bölü dördü yani 1/16. Anababadan ölenin miras payı ¼ idi. Halefiyet ilkesi gereği kardeşlere intikal ediyor, 1/8 1/8 olarak. Eşin 1/2si artık hayatta olan ananın 1/16’sı saklı pay olarak hesapladığımızda 7/16 tasarruf oranı bulur. 7/16’yı aşan ölüme bağlı ya da sağlarararası kazandırma bulunmuş ise muris tenkise gerek olur. Bu iki kardeşten biri de daha önce ölmüş olsun ama altsoyu olsun. Ona ait olan 1/8 altsoyuna geçecektir, onun altsoyu da saklı paylı mirasçı değildir. Dolayısıyla Tasarruf oranı değişmeyecektir.

***

Mirastan ıskata, çıkarmaya devam ediyoruz. Olağan ıskattan söz etmiştik. Cezalandırıcı ıskat demiştik. Diğeri ise koruyucu ıskat olarak bilinen mirasçılıktan çıkarma. Birincisinde saklı paylı mirasçı yasada gösterilen eylemlerden birini işlediği için artık saklı paya layık görülmemektedir, amma saklı paydan yasa gereği mahrumiyet, yoksunlugu ex lege söz konusu olmaz. O eylemlerden birini işlemiş olsa dahi murisin maddi anlamda bir ÖBTsiyle, yani bir ıskat tasarrufu ile mirasçılıktan çıkartılması gerekir. Muris böyle bir tasarrufta bulunmamış ise ıskat nedenlerinden birini oluşturan işlem işlenmiş olsa dahi saklı paylı mirasçı mirasçılıktan çıkarılmamıştır. Koruyucu ıskatta ise durum farklıdır. Şöyle ki… Iskat edilen saklı paylı mirasçı murise ya da yakınlarına karşı veya aile vazifelerini ağır bir şekilde ihlal etmemiştir amma borca batıktır dolayısıyla saklı payı kendisine verildiği takdirde bu saklı payın tamamı alacaklılarının eline geçecektir. Aileyi korumak için yasakoyucu biraz da kendini korumak için, zira buhalde fakir fukara üzerine kalacaktır, yasa koyucu koruyucu ıskat müessesesini düzenlemiştir. Koşullarını, içeriğini daha sonra göreceğiz. Olağan ıskat ile, cezalandırı ıskat ile işe başlıyoruz.

Olağan Iskat

Birinci koşulu “ağır bir suç”. Miras hukukuna has bir kavram söz konusudur, ceza hukukunda ağır suç kavramından farklıdır, ama bir açıdan ceza hukukundan da yararlanıyoruz. Şöyle ki, kabahatler buraya asla dahil edilemez. Ağır suçun ögeleri. (a) eylimin kasten gerçekleştirilmesi gerekir. Amaçlama şarttır. Kast doğrudan olabileceği gibi dolaylı da olabilir. Yani birincisinde sonucu öngörür ister, ikincisinde istemez ama olabileceğini öngörür. Dolaylı kasıt, olası kasıt da buraya dahildir. (b) Failin illa asli fail olması gerekmez. Fer’i fail olabileceği gibi azmettirici de olabilir. Bunlar uygulama açısından çok önemli. Iskat tasarrufu var. Büyük mal kurtarabilirsiniz, bunlardan birisi gerçekleşmedi diyerek.

Eylemin ille de tamamlanmış olması da gerekmez. O ceza hukuku bakımından yerine göre şarttır. Burada saklı payı haklı göstermeyi artık doğru göstermeyen bir davranış gerçekleşmiştir. Zehiri vermiştir ama ölmemiştir misal. Yine de saklı payını alsın mı diyeceğiz? O halde burada teşebbüs (ceza hukukundaki anlamında değil) de, girişim de yeterlidir. Ayrıca failin cezai takibata uğraması da şart değildir. Hakkında hiç takibat yapılmamış olsa dahi böyle bir fiili işlemişse yine cezai ıskat yapılabilir. Ayrıca cezalandırılması da gerekmez TCK uyarınca. Mesela zamanaşımı işlemiştir, dolayısıyla TCK kapsamında takibat olmaz. Bu cezai ıskata mani teşkil etmez.

Eylemin, suçun; ağır, vahim olması gerekir. Bu miras hukuku anlamında aile bağlarını ağır bir biçimde ihlal eden bir eylem anlamına gelir. Mesela haliyle kasten hayata ve bedensel bütünlüğe karşı işlenen tüm suçlar buraya dahildir. Malvarlığına karşı işlenen suçlar da eğer aile bağlarını ağır biçimde ihlal ediyorsa buraya dahildir. Veya murisin kişilik haklarını ağır biçimde ihlal etmiş olabilir. Gelelim şahsa. Eylem, (a) murise ya da

(b) yakınlarından birine karşı işlenmiş olmalıdır. Hısımlık esas alınmamıştır. Arasının

soğuk olduğu uzak bir akrabası, akrabası olmasına rağmen yakını olmayabilir. Tersine, arkadaşı yakın sıfatına dahil olabilir; somut olay özelliklerine göre. Muris eylemden sarsılmış ise bu da yeterli olabilir.

İkinci cezai ıskat sebebi ise aile ödevlerinin ağır ihlalidir. Burada (a) evlilikten kaynaklanan ödevler vardır. Cinsel sadakat, manevi sadakat, yardımlaşma, evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliği ile sağlama, parasal yardımlar, çocuklarla ilgilenmek. (b) Soybağından kaynaklanabilir. Anababa çocuklara karşı ödevlerini ihlal etmiş olabilir. Vice versa. Bildiğiniz üzere çocuklar ve anababa birbirlerine karşı sevgi ve şefkat göstermekle yükümlüdürler. (c) Geniş anlamda aile hukukundan doğabilir. Bakım nafakası ödevinin ihlali, ya da sevgi ve saygı ödevinin ihlali. Daha sonra görebileceğimiz üzere kişisel fanteziler arzular buraya girmez. Senin istediğin kızla evlenmedi, buraya girmez o yani.

Saklı paylı mirasçının davranışı hukuka aykırı olmalıdır. O halde genel adaba/ahlaka aykırı olması yahut murisin arzularına aykırı olması yeterli sayılamaz. Mutlak hak ihlali kesin olarak hukuka aykırılık vardır. Nisbi haklar söz konusu olduğunda ise normun koruma amacına bakıyoruz. Nısbi hakkın yalın ihlali hukuka aykırılık oluşturmaz, baskın görüş bunu der. Hukuka aykırılığı ortadan kaldıran halleri biliyorsunuz. Ayrıca ihlal vahim olmalıdır. Vahim çok ağır demektir. Öyle ki aile birliğini, aile topluluğunu felce uğratmış, dibine kibrit suyu dökmüş, dinamik koymuş gibi telakki edilmeli. Mesela, saklı paylı mirasçı iyice araştırmadan, incelemeden murisi hırsızlıkla itham etmiştir, ya da rüşvetle itham etmiştir; ya da birinin ırzına geçmekle itham etmiştir.

Mesela doğru olarak muris aleyhine şahitlik yapmış. Şahitlikten çekilebileceği halde çekilmiş ama doğruyu ifade etmiş. Bu bir ıskat sebebi değil. Uzatılabilir. Murisin servetinin bir kısmının kaybolmasına rakabet sebebi yol açmıştır, bu da ıskat sebebi değildir.

Konuya ilişkin 510’inci maddede af hususunda hüküm yok. Hüküm 578’de var amma mirastan mahkumiyetteki bu hükmü mirastan ıskatta da uygulayabiliriz ve uygulamalıyız. Olgular aynı. İkisinde de mirasçılık sıfatının kaybı söz konusu. Ayrıca mantıken af varsa aile bağları ihlal edilmemiştir. Yani saklı paylı mirasçının saklı payını yitirmesini haklı kılan sebep ortadan kalkmıştır. Zımnen af söz konusu olabilir. Daha önce ÖBT’lerle mirasçılıktan çıkarmış olsa dahi tıpkı af ile mahrumiyet olmaz hükmü gibi af ile ıskat ortadan kalkar.

Iskatın Niteliği

Mirastan ıskat, mirasçılıktan çıkarma maddi anlamda bir ÖBT’dir. Tek yanlı bir ÖBT’dir. Bir miras sözleşmesinin bağlayıcı kısmında asla yer alamaz, amma miras sözleşmesinin tek yanlı içeriğini oluşturan ve vasiyetname hükmünde olan kısmında pektabi yer alabilir. Iskat tasarrufunun irade açıklaması olarak ille de ıskattan söz etmesi gerekmez. Iskat ediyorum, mirasçılıktan çıkarıyorum demesi gerekmez. Bu sonucu doğuran her anlatım ıskat anlamına gelir. Tüm malvarlığımı devlete bırakıyorum dedi. Çocuğuma hiçbir şey

bırakmıyorum dedi. Bunu yapamayacağı için çocuk diyecek ki ıskat edildim, itiraz ediyorum. Murisin suçu roman gibi anlatması gerekmez. Maksatın izahı yeter.

Iskatın Hükümleri

Öncelikle ıskat edilen mirasçı tamamen ıskat edilmiş ise mirasçı olmaz. Yasal düzenlemeden o sonuç çıkıyor ki ıskat edilen yasal mirasçının saklı pay miktarı ilke olarak tasarruf oranını arttırır. Yine de ikili bir ayrım yapıyoruz. Muris ıskat ettiği saklı paylı mirasçının saklı payı üzerinde tasarruf etmemiş ise sanki ıskat edilen saklı paylı mirasçı miras bırakandan önce ölmüş gibi işlem yaparız ve onun saklı payı onun diğer yasal mirasçılarına intikal eder. Miras bırakandan önce ölen mirasçı için böyle yapıyorduk. İkinci olasılık, muris saklı paylı mirasçının saklı payı üzerinde tasarruf etmiş ise tabiki saklı pay onlara gidecektir, amma her halde ıskat edilen mirasçının altsoyu var ise sanki mirasbırakandan önce ölmüş gibi kendi üstsoyları kendi saklı paylarını elde ederler. Bu iki söylediğimi ezberlemekten başka çare yok.

Kural olarak tasarruf oranını arttırır. Amma ikili bir ayrım yapıyoruz. Saklı paylı mirasçının saklı payı üzerinde muris tasarruf etmemiş ise onun saklı payı sanki miras bırakandan önce ölmüş gibi murisin diğer yasal mirasçılarına intikal eder. Eğer muris onun saklıpayı üzerinde tasarruf etmiş ise tasarruf ettiği kişiye intikal eder saklı paya karşılık mal, amma ıskat edilenin altsoyu var ise sanki mirasbırakandan önce ölmüş gibi altsoy kendi saklıpaylarını alırlar. Sözkonusu altsoy saklı paylı değilse bunu alamaz. Kendi saklı payı varsa bunu alabilir. İki çocuğu var. İki çocuğuna taksim etti. Kendi saklı payları ne kadarsa, çocukların saklı payları da miras paylarının yarısı. Söz konusu altsoy saklı paylı mirasçı değilse onu aramaz, tasarruf oranı artar. Muris kimin lehine tasarruf etmişse onun olur saklı pay yoksa.

Iskata İtiraz

Iskat tasarrufu sakat olsa dahi kendiliğinden geçersiz hale gelmez. İki yoldan ıskata itiraz edebilir ıskat edilen mirasçı. Birisi genel bir yol. İptal davası. Genel geçersizlik nedenlerine dayanarak ıskat edilen mirasçı ıskata itiraz edebilir. Eğer iptal davası kabul edilirse ıskat tasarrufu hükümden düşer. Dikkat ediyor altını çiziyoruz. O vakit ıskat edilen saklı paylı mirasçı tüm yasal miras payını elde eder, sadece saklı payını değil.

İkinci yol ise tenkis davasıdır. Buraya tabi tenfiz def’ini de sokuşturmak gerekir. Kanunda öngörülen süreler ki İsviçre’de zamanaşımı diye geçiyor, bizim yeni kanunda hak düşümü süresi, 1 ve 10 yıllık süreler (dikkat et doğru mu) geçmiş ise saklı paylı mirasçı def’i yoluyla her zaman tenkis defini ileri sürebilir. Defiler ne zamanaşımına ne de hakdüşümüne uğrar. Amma defilerle saldıramazsınız, ancak savunursunuz.

Tüm miras payını alamaz. Muris onu mirastan ıskat ederken, bu tasarruf geçerli olmasa bile saklı payı dışındaki kısım için onu mirastan uzaklaştırmış. Mirastan ıskat tasarrufunda uzaklaştırma saklı pay harici kısım için vardır. Sana sadece saklı payını veriyorum diyebilirdi.

Hangi hallerde tenkis davası açılabilir? Öncelikle ıskat sebebi yoksa. Yahut var ise yetersizse. Aile bağları yeteri kadar ağır bir şekilde ihlal edilmemişse. Yahut ıskat sebebi ÖBT’de gösterilmemişse. Dava kime karşı açılacak? Iskattan yararlanan kişilere. Bunlar

  1. Mirasçı olabilecekleri gibi (b) vasiyet alacaklısı da olabilirler. Mesela ıskat edilen kişinin saklı payını bir başkasına vasiyet etti, o yararlandı. Dolayısıyla o dava ona karşı açılmalıdır. İtiraz üzerine ispat yükü karşı tarafa aittir, yani ıskat edilen kişi doğrudan ispat yükü altında değildir. Bu defa karşı taraf ıskat nedeninin tasarrufta gösterildiğini, mevcut, doğru ve yeterli olduğunu ispat yükü altındadır.

Şimdi özel bir olasılık var. Iskat edilen mirasçı ıskata itiraz edebileceği halde itiraz etmiyor? Niye, çünkü borçları var. Böyleyece diğer yasal mirasçılar, kardeşleri vs ıskattan yararlansın istiyor. Alacaklılar bu halde yasadaki olanak doğrultusunda ona ait olan tenkis davasını açabilirler. Mal kaçırma amacı söz konusudur. Gelelim koruyucu ıskata

Koruyucu ıskat

Daha önce biraz bahsetmiştik. Koruyucu ıskatın koşulları diyoruz. (1) Bu koruyucu ıskat sadece altsoy hakkında mümkündür. Cezalandırıcı ıskat ise her saklı paylı mirasçı için söz konusudur. (2) Bu altsoy borca batık olmalıdır. Borca batık olduğu da resmen sabit olmalıdır. Şayi olması yeterli değil. Ayrıca murisin öldüğü anda bu belge en az saklı paylı mirasçının yasal miras payının yarısını temsil etmelidir. Yarısı oranında borç ödemeden aciz belgesi hakkında düzenlenmesi lazım. Miras payının, saklı payının değil. Bu koşullarda muris onu en fazla saklı payının yarısı için ıskat edebilir, tamamı için değil. Diğer yarıyı onun doğmuş ve doğacak altsoyuna bırakmalıdır. TMK513/1’de çocuklar deniyor amma bu ifade doğru olamaz, altsoy olması lazım. Yasakoyucunun kastı altsoy.

Diğer yarı ise alacaklıların eline geçecektir. Hem kişisel malvarlığını hem de muristen kendisine gelen malvarlığına el atılacak ve alacaklarını o oranda tahsil edebilecektir. Kök başının yanlış davranışları nedeniyle onun altsoyunun zarar görmemesi, aile bağlarının muhafaza edilmesi düşüncesi olmuştur. Yasakoyucu bunları görmezden gelirse bunlar devletin sırtına yük olur. Şöyle bir sorun var. Doğmuşlara verelim, doğacağa nasıl vereceğiz? 5 çocuğa böldük, biri daha doğdu. Tekrar toplayıp 6’ya böleceğiz. Bitane daha doğdu. Toplayıp tekrar böleceğiz. Ne vakte kadar? Miras taksimine kadar.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

HAFTA 6

Gün 1

Miras payını aşan kazanırmanın hesaplanmasını tekrar edelim. Pratikte de üzerinde durulmuş, sorulmuş. Denkleştirmeye tabi miktar miras payını aşan miktar demiştik. Misal de vermiştir.

Misal tekrarlandı. Kazandırmayı alanı ve kazandırmayı hesaba katmadan yapılan yöntem anlatıldı.

Tenkiste sıradan söz etmiştik. İkinci uygulamalı çalışmamız. Önce ÖBT’ler tenkise tabi tutulur, yetmez ise sağlararası kazandırmalara el atılır ve kamu yararına kazandırmalar en son sırada tenkis edilir. Kamuya yapılan kazandırmalara ÖBT ve sağlararası kazandırmalar veya kamu yararına çalışan dernek ve vakıflara yapılan kazandırmalar en son tenkis edilir. Bu durum kanunun ruhuyla aykırı. Çelişki bile var. Örtülü boşluk var bence. Genelde kitaplarda yer almayan, yeni bir yol, yasanın düzeltilmesi daha önce de söz ettiğimiz üzere uygulanabilir. Baştan beri yasa yanlış ise, ya da sonradan yanlış hala gelmişse… Anayasa’ya aykırılık, eşitliğe aykırılık dahi gündeme gelebilir burada.

ÖBTler aynı tarihte yapıldığı sayıldığından birden fazla kazandırma varsa orantılı tenkis yapılır. Sağlararası kazandırmalarda ise sonuncusundan başlayarak geriye doğru gideriz. Saklı payı tamamladığımız anda bırakırız. Tamamlayamıyor isek tamamını kazandırmaya tabi tutarız.

Sağlararası kazandırmalar aynı gün ise yine orantı kurarız. Orantıya örnek verelim. Saklı pay 60binTL miktarınca aşılmış olsun. Muris bir kişiye 80binTL’lik ÖBT’de bulunmuş olsun. Diğer birine de 40binTL’lik bir ÖBT’de bulunmuş olsun. Hesabı yaparken kazandırmalar toplamını buluyoruz : 120binTL. Saklı pay miktarı ne kadar aşılmış? 60binTL. 120binTL’lik kazandırma ile 60binTL aşma söz konusu ise 80binTL’lik kazandırmada 40binTL, öbüründe de 20binTL aşma söz konusudur. Bu saklı payı aşan kazandırmayı yeniden tesis ediyoruz. Birinci kazandırmadan 40, ikincisinden 20binTL lik tenkis isteminde bulunulabilir.

Kaldığımız yerden devam. Koruyucu ıskata devam

Koruyucu Iskatın Şekli

Yasada özel bir düzenleme yok. Olağan ıskata (cezai ıskata) ilişkin biçim konusundaki düzenlemeler buradada da kıyasen uygulanır. Hükümlerine gelince. Daha önce de söylediğimiz gibi ıskat edilen saklı paylı mirasçı saklı payının yarısına sahip olur. Diğer

yarısı ise doğmuş ve doğacak altsoyuna özgülenir. Kendisine bırakılan saklı pay tabiki eline geçmeyecek, alacaklılarının eline geçecek. Burada yasakoyucunun yasama siyaseti açısından taraf tuttuğu söylenebilir. Alacaklıları; ıskat edilecek mirasçıların ve murisin ailesinin dertlerine, saklı paylı mirasçının altsoyuna feda etmiş, altsoyu tercih etmiştir. Eleştirilebilir, ama yasakoyucu altsoyun bundan zarar görmemesi için böyle yapmıştır. Bu yasama siyasetidir. Bu bağlamda yasa koyucu kavram içtihatçılığı yapmamıştır. Çıkar içtihatçılığı da yapmamıştır. Değer yargıları içtihatçılığı yapıp altsoyu alacaklılara tercih etmiştir.

Saklı Pay Yığınının veya Saklı Payların ve Tasarruf Oranının Hesaplanması

Basit bir formülümüz var. Mevcut terekeyi yazıyoruz, fiili terekeyi. Muris borçlarını ve tereke borçlarını düşüyoruz. Denkleştirmeye tabi kazandırmalar varsa ekliyoruz ve ayrıca tenkise tabi kazandırmaları da ekliyoruz. Bu eklemeye Fransızca “la réunion” deniliyor.

Değerlendirme anı mirasın açıldığı andır. Hem tereke mevcudunu belirlemek bakımından bu an esastır, hem de tereke mevcudunun değerini belirlemek için bu an esastır tenkiste. Hangi değerin esas alınacağı hususuna gelince, tenkiste bu bağlamda düzenleme yoktur. Denkleştirmeye ilişkin düzenlemelerden kıyasen yararlanabiliriz. Bir, kural olarak sürüm değeri, rayiç bedel esas alınır taşınmazlar için. İki, tarımsal taşınmazlar için ürün değeri veya onun yerine kullanılabilecek başka bir değer. Üç, bazı sigortalar için geri alım bedeli. Bunu kolayca tespit ediyoruz zira sigorta poliçelerinde sigortanın geri alma bedeli biçiminde bir hane var. Oradaki rakamı buraya aynen aktarıyoruz. Tenkise tabi kazandırma daha önce elden çıkartılmışsa elden çıkarma anındaki değer esas alınmalıdır. Para söz konusu ise nominal değer. Bu bizim ülkeye uymayabilir. Yeni yasanın değiştirilmesi gerekebilir. Her ülkede enflasyon var ama bazılarında %0.5, bizde abartılı. Ama nominal değer demiş yasakoyucu.

Eklemeye Tabi Olan Kazandırmalar

Madde 565-Aşağıdaki karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tâbidir:

    1. Mirasbırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi,
    2. Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar,
    3. Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar,
    4. Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar.

Burada sayılarak belirtilen 4 bende şunları da ekliyoruz. Yasada sayılmamış ama yasanın içinde var:

  • MK509’a göre sigorta alacakları.
  • MK237’ye göre edinilmiş mallara katılım rejiminde yasadaki katılma alacağına ilişkin orandan farklı bir oran öngören anlaşmalar
  • MK276’da mal ortaklığı için belirtilen orandan farklı bir oran kabul eden anlaşmalar.

Madde 509-Mirasbırakanın kendi ölümünde ödenmek üzere üçüncü kişi lehine hayat sigortası sözleşmesi yapması veya böyle bir kişiyi sonradan lehdar olarak tayin etmesi ya da sigortacıya karşı olan istem hakkını sağlararası veya ölüme bağlı tasarrufla karşılıksız olarak üçüncü kişiye devretmesi hâlinde, sigorta alacağının mirasbırakanın ölümü zamanındaki satın alma değeri terekeye eklenir.

Madde 237- Artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esas kabul edilebilir.

Bu tür anlaşmalar, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez.

Madde 276- Eşlerden birinin ölümü veya diğer bir mal rejiminin kabulü sebebiyle mal ortaklığının sona ermesi hâlinde, her eşe veya mirasçılarına ortaklık mallarının yarısı verilir.

Mal rejimi sözleşmesiyle başka bir paylaşma oranı kararlaştırılabilir.

Bu tür anlaşmalar altsoyun saklı paylarını zedeleyemez.

Neden bunları ayrıca ekleyeceğiz? Zira bunlar da saklı paylı bulabilmemiz için eklememiz gereken kazandırmalardandır. Denkleştirmeye tabi iseler denkleştirmeye tabi tutarız. Denkleştirmeden kaçıyorlarsa tenkiste bunları göz önüne alırız. Daha önce de temas etmiştik.

Sizce bu anlaşmalar sağlararası mı sayılmalı ölüme bağlı mı sayılmalı? Çok çok tartışmalı. Biçimsel olarak baktığımızda ölümden önce yapıldığı için sağlararası demeliyiz ama murisin ölümüne kadar sonuç doğurmuyor, murisin ölümü anında sonuç doğuruyor, o açıdan bakınca da ölüme bağlı kazandırma demeliyiz.

Bunların önemli bir kısmı bildiğiniz gibi denkleştirmede öngörülen olasılıklarla yani denkleştirmeye tabi kazandırmalarla uyuşuyor. Muris denkleştirmeden muaf tutarsa aynı kazandırma tenkise tabi olur. Tenkisten kurtulmuşsa denkleştirmeden kurtulamıyorum. Tenkise bağlı 1 yıllık süre çok kısadır, 5 yıldır İsviçre’de.

(Madde 565) 1. Mirasbırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi,

MK565’in birinci bende göre “miras bırakanın mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya, miras payına mahsuben yapmış olduğu…” denmiş. Kaybedenden kasıt ne olabilir bu arada? Yasakoyucu dolaylı ifade etmiş. Buradakinden kasıt feragattır, ivazlı feragat.

Bendin son cümlesinden söz edelim. Muris kasti hareket etmelidir, en azından olası kast olmalıdır. Misal verelim. Murisin fiili terekesi 100binTL olsun. Mirasçılardan birine 80binTL’lik kazandırmada bulunursa ve altsoyu var ise bu kazandırmanın altsoyunun saklı payını ihlal edeceğini bilir. Sadece sınır durumlarda kuşkuya düşebilir. O zamanlarda da MK2-3’e göre, kuşku söz konusu ise o tasarrufu yapmaktan kaçınmalıdır.

(Madde 565) 2. Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar,

Sağlığındayken mirasçı murise diyor ki miras payımı şimdiden ver, o da buna razı oluyor. Burada (1) mirastan feragat eden, vazgeçen mirasçı var. Tabi birinci bentte de bu söz konusu olabilir, ivazlı olarak mirastan feragat etmiştir. İvazsız olarak mirastan feragat etmişse zaten bir ekleme söz konusu olmayacak. Bir şey almamış ki eklensin. (2) İleride görüleceği üzere ivazlı feragat, feragat edenin altsoyunu da etkiler çünkü bir altköke mirastan iki kere pay veremeyiz. Önce feragat edene ivaz verdik, sonra bir de altsoyuna pay verdik olmaz. Hal böyleyken altsoy da halefiyet ilkesi uyarınca yasal mirasçı olmadıkları için saklı paylarını kaybederler. Kaybedilen bu saklı pay saklı payları arttırmaz, tasarruf oranını arttırır. Muris o miktarda serbestçe hareket edebilir. Bu miktarı ekleyip saklı payları yeniden hesap etmeyiz.

Bu halde kaybedilen saklı pay miktarı tasarruf oranına eklenir. Diğer mirasçıların saklı paylarının hesabında yeniden kullanılmaz, tasarruf oranını arttırır sadece. Şimdi, ivazlı feragat halinde feragat eden saklı paylı mirasçıya ödenen ivaz gerçek anlamda bir kazandırma değildir, zira miras payına mahsuben yapılmıştır. Feragat etmeseydi miras payı alacaktı, dolayısıyla bir kazandırma sayılmaz. O nedenle yasada deniyor ki sadece miras payını aşan miktar kazandırmadır tenkise tabidir. Denkleştirmede olduğu gibi.

Madde 573-Mirasbırakan, mirastan feragat eden mirasçıya, sağlığında terekenin tasarruf edilebilir kısmını aşan edimlerde bulunmuşsa; diğer mirasçılar bunun tenkisini isteyebilirler. Bu durumda, mirastan feragat edenin sadece saklı payını aşan miktar tenkise tâbi olur.

Edimlerin değerlerinin mahsubu, mirasta denkleştirme kurallarına göre yapılır.

Birinci fıkranın ikinci cümlesi okundu. Saklı payını zaten elde edecek. Dolayısıyla saklı payı 400binTL ivaz 600binTL ise 200binTL’lik kısım tenkise tabi olacaktır. Bunun 400binTL’si karşılıksız değildir zira. Bir cümle daha söyleyelim.

(Madde 565) 4. Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar.

Bu düzenleme özel hukukunun tümünde uygulanabilen hangi ilkesinin yasal bir uygulamasıdır? Hakkın kötüye kullanılması. Serbestçe tasarruf edebilirsin amma saklı pay kurallarını bertaraf etmek için bu tasarruf özgürlüğünü kullanamazsın. Dördüncü bent bakımından hiçbir süre söz konusu değildir, önemi burada. 1 yıl diyoruz ya, burada süre yok. 20 yıl önce bile olsa ispat edilebilirse tenkise tabi olur. İspat yükü tenkisi ileri süren saklı paylı mirasçıya aittir.

Sigorta alacağının nasıl ekleneceğini söylemiştim. Sigorta alacağı hususunda da açıklama yapmıştık. Mesela birisi, miras bırakan sağlığında sigorta alacağını alacak temliki ile üçüncü kişiye temlik etmiş olabilir. Terekeye girmez, ivazsız ise tenkis söz konusu olabilir; ya da muris sigorta alacağı üzerinde sağlararası veya ÖBT tasarrufta bulunmamıştır, sigorta alacağı terekeye girer paylaşılır. Ya da muris ÖBT ile birine bırakır, vasiyet alacağı söz konusu. Burada bir özellik var. Sigorta alacağı vasiyet edilmiş ise vasiyet edilen kişi sadece adi bir alacak hakkına sahip olmaz, diğer vasiyet alacaklıları gibi mirastan istemeden doğrudan sigortacıdan talep edebilir yasa gereği. Hakkını doğrudan sigortacıya karşı ileri sürebilir.

Gelelim malrejiminden kaynaklanan kazandırmaların tenkisine. Denkleştirmede olduğu gibi bir sorun var, o da şu. Bir görüşe göre, bu konuda da MK miras kitabının hükümleri uygulanmalıdır. MK miras kitabında altsoyun ortak olmamasına göre herhangi bir ayrım, farklı bir çözüm öngörülmemektedir. Ortak olmayan altsoy-ortak altsoy ayrımı MK aile hukukunda mal rejimlerine ilişkin düzenlemelerde yapılıyor. Bir görüşe göre miras kitabındaki çözümü uygulayalım yani altsoy ortak olsun ya da olmasın sağ kalan eşe yapılan fazladan kazandırmayı tenkise tabi tutalım. Altsoy ortak olsa da olmasa da. Yani bu miktarın tümünü ekleyelim.

Diğer bir görüşe göre ise aile hukuku düzenlemesine bakalım diyor. Yasa koyucu buna gerek görmeseydi böyle bir düzenlemede bulunmazdı. Özel hukuk genel hukuku dışlar denip aile hukuku düzenlemeleri uygulanmalıdır, edinilmiş mallara katılım rejiminde sağ kalan eşe yapılan kazandırmayı sadece ortak olmayan altsoyun saklı payını hesap ederken terekeye eklemeliyiz, ortak altsoyun saklı payını hesap ederken terekeye eklememeliyiz demekteler. Miras kitabında ise fark yok, ortak olsun olmasın yapılan kazandırma terekeye eklenecektir. Bunlardan hangisini benimserseniz kabulumdur.

Bir sorun daha var bunlara ilaveten. Eklenecek malvarlığının değerini hesap ederken nasıl işlem yapacağımızı daha önce görmüştük. Söz konusu kazandırmanın edinildiği an ile mirasın açıldığı an arasında geçen sürede söz konusu malvarlığı değerinde meydana

gelen olumlu ya da olumsuz değişiklikler için nasıl işlem yapacağız? Değeri değişmiştir mesela. Bunların nasıl hesaba katılacağı hususu çok tartışmalıdır, onlara girmiyorum. Denkleştirmede olduğu üzere iki çözüm vardır. Birisi zilyetlik iadesi, diğeri sebepsiz zenginleşme. EskiMK’da zilyetlik iadesi iken, şu anki kanunda sebepsiz enginleşmeye ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Sınavda soracağımı zannetmiyorum, ama aklınızda bulunsun.

Maddi Anlamda ÖBT Tarzları

Biçimsel anlamdaki ÖBTleri gördük. Maddi anlamda ÖBT türleri üzerinde duracağız

şimdi.

Bunlardan bir kısmı miras hukukuna ilişkin değil. Değinmiyorum onlara, işte vakıf kurma gibi şeyler. Açıklamaları suratle geçip türlerine atlıyorum. Bir mirasçı atama, mirasçı tayini. İki, vâris tayini.

Mirasçı Atama

Birden fazla kişi de mirasçı atanabilir. Bunların payları birer birer belirlenmiş ise sorun yok. Belirlenmemiş ise ÖBT’yi yorumlamak gerekir. İlke olarak bir karineden yola çıkabiliriz. Paylar belirlenmemişse eşittir. Amma, yorum yapacağız ya, muris yasal mirasçılarını iradi mirasçı olarak atamışsa ayrıca, o takdirde paylarını da belirlememiş ise iradi miras paylarının yasal miras paylarıyla aynı olduğunu, eşit olduğunu kabul gerekir.

Kişinin mirasçı atanıp atanmadığının belirlenebilmesi için ÖBT’nin sıkça yorumlanması gerekir. Kullandığı sözcüklere bakmayacağız murisin. ÖBT’sini yorumlayacağız. Dolayısıyla bazen belirli bir malvarlığı değerini bir kişiye bıraktığı halde bu ÖBT vasiyet alacağı olmayıp mirasçı atama olabilir, çünkü söz konusu malvarlığı değerinin değeri yüksektir. Terekenin ¾’ünü oluşturan bir mal mesela. Yalıyı vasiyet ettim diyor, geriye pek bir şey kalmıyor. Bu bir mirasçı atamadır, Yargıtay’ın da bu yönde içtihadı var.

Tersine, kişiye bırakılan miktar çok az olabilir ama mirasçı ataması söz konusu olabilir. Terekenin 1/70’i için şunu mirasçı atadım diyebilir. Yahut şâyi bir cüz’ünü bırakmak suretiyle mirasçı atamış olabilir. Bölünmemiş bir kısmı. 1/100’ünü bırakıyorum dese bu bir mirasçı atamadır zira belli bir malvarlığı söz konusu değil. Her aşamada murisin iradesini yorumlamamız gerekiyor.

Mirasçının şahsına gelince… kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanılması söz konusu olduğu için bu kişinin ille de muris tarafından şahsen belirlenmesi şart. Bunu bir başka kişiye havale edemez. Delegasyon, temsil, vekalet söz konusu olamaz. İşte eşimin, karımın veya kocamın belirleyeceği kişi olarak belirtemez, geçersiz olur. İlle de ismiyle ve soyismiyle belirtmesi gerekmez, yeter ki söz konusu kişi tayin edilebilsin. Mesela aşkitoma1 dedi. Kimin olduğu belirlenebiliyorsa geçerlidir. Ya da yeğenlerine cucu diyor,

1 Örnek benim değil, hocanın bizzat verdiği örnek.

belirleyebilirsek sorun yok. Ayrıca murisin ÖBT’yi yaptığı anda söz konusu mirasçının kim olduğunu bilmesi de şart değildir. Mesela ileride doğacak olan üçüncü toruna terekemin 1/5’ini bırakıyorum diyebilir.

Muris herhangi bir gerçek ya da tüzel kişiyi mirasçı atayabilir. İki durumda sorun çıkar. Ana rahmindeki çocuk mirasçı ise sorun vardır. Sağ ve tam doğmak koşuluyla hak ehliyetine sahiptir, mirasın taksimi doğuma kadar ertelenir. Şimdi orada bir başka sorun daha var. Tüp bebek uygulaması yolu ile dölleme varsa amma ana rahmine düşmemiş ise yani ölüm anında dölüt ise ve daha sonra ana rahmine konacak ise, sağ doğması halinde çocuk mirasçı olabilir mi? Tartışmalı.

İkinci özel durum vakıf bakımından söz konusu. Orada şöyle bir sorun var. Vakıf belirli bir amaca özgülenen malvarlığı değerlerinin bulunması halinde kurulmuş olur. Sağlararası tasarrufla vakıf kurduğunuzda özgülemeniz gerekir. ÖBT ile kurduğunuzda vakıf yok ki kimi mirasçı tayin edeceksiniz? O zaman diyorlar ki cenin benzetmesi ile işin içinde çıkarız. Tıpkı ceninde olduğu gibi vakıf geçerli olarak meydana gelecek olursa geçmişe dönük olarak muris ölümü anından itibaren hak ehliyetinden yararlansın deniliyor. Peki ya vasiyet alacaklısı ise vakıf ne yapacağız? O zaman bir adi alacak hakkı söz konusu. Vakıf kurulmuş olacak mı? Adi alacak hakkını kim talep edecek? Vakıf yok ki… O zaman da diyorlar ki bu olasılığa istisnai olarak kurulacak vakfın bir tam hak sahibi olduğunu kabul ederiz, bir alacak hakkı değil de doğrudan doğruya tam hak sahibi olarak kabul ederiz. O hakkın sahibi sayarız vakfı, durumu böyle kurtarırız diyorlar.

Bir kişiliği olmamasına rağmen elbirliği topluluğu da mirasçı olarak atanabilir. Mesela başka bir mirasçılar topluluğu. Veya adi şirkette adi şirket şeriklerinden oluşan elbirliği topluluğu. Böyle bir durumda aslında o elbirliği topluluğunu oluşturan kişiler mirasçı olarak atanmıştır. Elbirliği topluluğu bir kişi değildir. O halde topluluğu oluşturan kişilere yapılmış bir kazandırma olacak. Paylar eşit kabul edilecek. Bir rakam belirlenmediğinde 5 üye varsa 5’e böleceğiz miras payını, her birine payına düşeni vereceğiz. Elbirliği topluluğu söz konusu olmasa dahi bir grup kişiye de böyle bir kazandırma yapılabilir. Söz konusu olan kişiler elbirliği topluluğu oluşturmadıkları gibi bir tüzel kişi de oluşturmamaktadır. İlgili yasal düzenleme MK577/2’de yer almaktadır.

Madde 577- Bu Kanuna göre mirasa ehil olmayanlar dışındaki herkes mirasçı olabileceği gibi, vasiyet alacaklısı da olabilir.

Tüzel kişiliği bulunmayan bir topluluğa belli bir amaç için yapılan kazandırmaları, o topluluk içindeki kişiler, mirasbırakan tarafından belirlenen bu amacı gerçekleştirme kaydıyla birlikte edinmiş olurlar; amacın bu yolla gerçekleştirilmesine olanak yoksa, yapılan kazandırma vakıf kurma sayılır.

Tüzel kişiliği bulunmayan bir topluluğa belli bir amaç için yapılan kazandırmalardan söz edelim. Mesela, dördüncü sınıfta miras hukuku dersini 2017’de alan öğrencilere birisi miras bırakmış. Fakat miras hukukunu TC’de geliştirmeleri için burs vermeleri için onları mirasçı atadım diyor. Kanundaki çözüm şu. Belli bir amaç var. O topluluktaki kişiler miras bırakan tarafından belirtilen amacı gerçekleştirmek kaydıyla birlikte edinirler.

Hepiniz kazandırmanın mirasçısı olursunuz. Böleriz, 100 kişiyiz parayı 100,’e böleriz ama para amaç için kullanılacak. Bu alanda harcamak için olanak yok ise yapılan kazandırma vakıf kurma işlemi sayılır. Bu bir tahvil işlemidir. Benzer bir işlemin koşullarını taşıyor. Amaç var, amaca özgülenen malvarlığı var. Yasal tahvilden söz ediyoruz.

Mirasçı seçimi genel ahlaka, adaba aykırı olmamalıdır. Aşağıdaki maddeler okundu.

Madde 558-İptal davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılabilir.

Dava, ölüme bağlı tasarrufun tamamının veya bir kısmının iptaline ilişkin olabilir.

İptal davası, ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının yol açtığı sakatlığa dayandığı takdirde tasarrufun tamamı değil, yalnız bu kazandırmalar iptal edilir.

Madde 557- Aşağıdaki sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabilir:

  1. Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa,
  2. Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa,
  3. Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlâka aykırı ise,
  4. Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.

Ahlaka aykırılık genelde şu bağlamda ileri sürülüyor. Mirasçı atanan ya da vasiyet alacaklısı tayin edilen kişi ile muris arasında evlilik dışı ilişki söz konusu oluyor. Eskiden buna “metres koşulu” falan da deniliyordu. Yerine göre jigolo koşulu da denilebilir. Böyle bir durumda yorum yapmak lazım. Kişiden kişiye yerden yere değişen kavramlardan birisi.

Geçen yüzyılın başlarında evli olmaksızın beraber yaşama her vakit ahlaka aykırıydı. Günümüzde ise bir ayrım yapılıyor. Kişi mirasçı atanan veya vasiyet alacaklısı alınan kişi lehine bağlı ÖBT’den haberdar ise ahlaka aykırıdır. O nedenle ilişkisini sürdürüyor olabilir, bırakıp terkederse muris ÖBTsinden dönebilir. Haberdar değil ise o nedenle muris ile birlikte yaşamamaktadır dolayısıyla kabul edilebilir. Bizde resmi birliktelikler söz konusu olmadan gerçekleştirilen karı-koca gibi fiili birliktelikler bakımından söz konusudur ve bizde bu çok vardır.

Mahkeme reddetmiş istemi. 27yıl beraber yaşamış, neden mirasçı olamıyorum vs diyor. AİHM de Şükran kararında bu talebi reddetmiştir. Bizde tabiki ciddi bir sorun. Bazı

mahfiller ille de resmi nikah, her halükarda resmi nikah diye ısrar ediliyor. Niye resmi nikah yaptırmıyorsun diye sorarız, kuşkulanmak lazım. Niye çekiniyorsun? Boşanma söz konusu olamaz, tazminat alamaz, mal rejimi tasviyesi söz konusu olamaz, miras hakkından ve sosyal haklardan yararlanamaz. Dolayısıyla böyle bir şey kandırmadır. Safiyane insanlar kandırılıyor. İmam nikahını yap eyvallah ama resmi nikaha engel yok.

Vasiyet Alacağı

Vasiyet alacağı hususunda yasada olumsuz bir tanım var.

Madde 517-Mirasbırakan, bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada bulunabilir.

Belirli mal bırakma, ölüme bağlı tasarrufla bir kimseye terekedeki bir malın mülkiyetinin veya terekenin tamamı ya da bir kısmı üzerinde intifa hakkının kazandırılmasına yönelik olabileceği gibi; bir kimse lehine tereke değeri üzerinden bir edimin yerine getirilmesinin, bir iradın bağlanmasının veya bir kimsenin bir borçtan kurtarılmasının, mirasçılar veya belirli mal bırakılanlara yükletilmesi suretiyle de olabilir.

Bırakılan belirli mal terekede bulunmadığı takdirde, tasarruftan aksi anlaşılmadıkça, ölüme bağlı tasarrufu yerine getirmekle yükümlü olanlar borçtan kurtulurlar.

Olumsuz tanım şöyle ifade edilmiş. Miras bırakan bir kimseye, onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada bulunmuşsa bu vasiyet alacaklısı atama işlemidir. Karşıt kavramından hangi sonuca varabiliriz? Belirli bir kişiyi belirli bir malvarlığı atamak suretiyle de mirasçı atayabiliriz. Mirasçı olarak atamamışsak vasiyet alacaklısıdır. 4/5’ünü bırakmış, vasiyet alacaklısı demiş; aslında mirasçıdır. Vasiyet alacağı genelde bir ya da birden fazla nesneden oluşur. Taşınır, taşınmaz, otomobil vs.

Bir hakkın vasiyeti de söz konusu olabilir haliyle. Kural olarak ivazsızdır amma kısmen ivazlı da olabilir. İvazsız kısım o zaman kazandırma sayılır. Vasiyet alacaklısı külli halef değildir, o halde borçlardan sorumlu değildir, mirasçılar topluluğu üyesi değildir. Kanunda ve kitaplarda cüzi haleftir deniyor ama aslında cüzi halef de değildir. Niye? Murisin halefi olmuyor, mirasçıların halefi oluyor, onlardan talep ediyor. Mirasçılardan alıyor. Miras hukuku bakımından cüzi halef terimi bizi yanıltmasın.

Vasiyet alacaklısı ya da alacaklıları her gerçek ya da tüzel kişi olabilir. Vakıf kurulduğunda, vasiyet alacaklısı vakıfsa cenin benzetmesine başvuramıyoruz demiştik. Mirasçı atandığında vakıf doğrudan doğruya külli halef, hak sahibi; ama vasiyet alacağında sadece alacak hakkına sahip. Alacak ifa edilmemişse vakıf nasıl kurulacak, kurulmadan nasıl talep edecek? Vakıf kurma kamu yararına olduğu için bu kolaylaştırıldı, yukarıda anlattık.

Muris iradi bir mirasçısına da belirli bir malvarlığı bedeli bırakarak onu vasiyet alacaklısı yapabilir, buna önvasiyet adı veriyoruz. Özelliği nerede? Mirasçı bu olasılıkta önce

önvasiyeti talep eder, önvasiyeti aldıktan sonra miras paylaşılır. Öbür türlü hesap çöker. Önvasiyet vasiyet alacaklısının mirasçılık sıfatından bağımsızdır. O halde mirasçılığı reddedebilir amma önvasyeti talep edebilir. O halde önvasiyetten değil, normal vasiyetten bahsederiz zaten. Vasiyet alacaklısı ve mirasçı sıfatları her zaman birbirinden bağımsızdır.

Vasiyet alacaklısı atama yönündeki muris iradesi açık olmalıdır. Zira murisin bu yöndeki iradesi bir paylaştırma kuralı da olabilir. Yani bunu sana bırakıyorum ama bu bir vasiyet alacağı değil, bunu miras payından mahsup edip düşeceksin, sana bunu bırakmak istiyorum, bu ille de senin eline geçsin ama miras payı içerisinde değerlendirilsin demiş olabilir. Yasadaki karine paylaştırma kuralı karinesidir. Yasal düzenlemeler MK560/2 diğer yandan MK647/3’tür.

Madde 560- Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler.

Yasal mirasçıların paylarına ilişkin olarak tasarrufta yer alan kurallar, mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, sadece paylaştırma kuralları sayılır.

Madde 647-Mirasbırakan, ölüme bağlı tasarrufuyla paylaşmanın nasıl yapılacağı ve payların nasıl oluşturulacağı hakkında kurallar koyabilir.

Bu kurallar, mirasbırakan tarafından kastedilmemiş olan bir eşitsizlik hâlinde payların denkleştirilmesi olanağı saklı kalmak kaydıyla, mirasçılar için bağlayıcıdır.

Aksini arzu ettiği tasarruftan anlaşılmadıkça, mirasbırakanın tereke malını bir mirasçıya özgülemesi, vasiyet olmayıp sadece paylaştırma kuralı sayılır.

Avukat veya hukuk müşaviri olacak olursanız ÖBT’ye böyle hükümler koymayı tavsiye ediniz. Paylaştırma kuralı koyunuz. Miras payı değişmiyor ama muris istediği malvarlığı değerinin istediği mirasçıya geçmesini sağlıyor. Daireye veya eve kızım daha iyi bakar diye düşünüyorsa paylaştırma kuralı olarak evi ona bıraktığını söyler. Miras payları değişmez. Erkek çocuk da ticari işletmeyi iyi yönetecekse miras payına mahsuben bunu oğluna bırakabilir. Böylece miras paylaşılırken de sorun çıkmaz. Biliyoruz ki murisin paylaştırma kuralları bağlayıcıdır, aksine ancak oybirliği ile karar verilebilir.

Bir vasiyet alacağı birden fazla kişiye de vasiyet edilebilir. O zaman muris aksini öngörmemiş ise paylar eşit kabul edilir. Eğer bölünemeyen bir nesne söz konusu ise burada paylı mülkiyet söz konusu olur.

Gün 2

Vasiyet Borçlusu

Birinci olasılık, muris vasiyet borçlusu ya da borçlularını kişisel olarak belirleyebilir. Mirasçılarımdan şu, veya vasiyet alacaklılarım şu gibi yapabilir alt vasiyet söz konusu olduğunda. Bu kişi bir kişi olabileceği gibi birden fazla da olabilir. 3 mirasçı 2 vasiyet alacaklısı olabilir.

Vasiyet alacaklısının kendisi nasıl vasiyet borçlusu olabilir? Altvasiyet var ise. Sana 800binTL bırakıyorum sen de B’ye 400binTL vereceksin demişse. İleride de göreceğimiz üzere, Bilkent Hukuk’taki öğrenim masraflarını karşılayacaksın kızımın, zira sana 2 milyonTL bırakıyorum gibi. Eğer belirlememiş ise mirasçıların tümü vasiyet borçlusudur. Eğer birden fazla mirasçı bir vasiyet borcunun borçluları ise vasiyet alacaklısına karşı müteselsilen sorumlu olmalıdırlar. Yasada bu konuda açık hüküm yok amma borçlardan sorumluluğa ilişkin genel hükmü burada kıyasen uygulamak suretiyle bu sonuca varıyoruz. Dış ilişkide bu böyle. İç ilişkide ise her biri kendi miras payı oranında kendi miras payı oranınca vasiyet borcundan sorumlu olacaktır, fazlasını ödeyen rücu edebilecektir.

Şimdi, vasiyet borçlusu herhangi bir nedenle mirasçı ya da vasiyet alacaklısı olamazsa vasiyet alacağı varlığını yine de sürdürür. Yasal düzenleme MK519/2.

Madde 519- Tereke mevcudunu veya tasarrufu yerine getirme yükümlüsüne yapılan kazandırmayı ya da saklı payı zedeleyen tasarrufların orantılı olarak tenkisi istenebilir.

Tasarrufu yerine getirme yükümlüsü, mirasçılığı veya kendisine bırakılan kazandırmayı reddetmiş ya da mirasbırakandan önce ölmüş veya mirastan yoksun kalmış olsa bile tasarruf yürürlükte kalır; yerine getirme borcu, bu durumlardan yararlananlara geçer.

Yasal veya atanmış mirasçı, mirası reddetmiş olsa bile lehine yapılmış bir tasarrufun yerine getirilmesini isteyebilir.

Tasarruf yürürlükte kalır diyor. Yerine getirme borcu, yani vasiyet alacağının borçluluğu bu durumlarda yararlana geçer, durumdan yararlananlar yeni vasiyet borçlusu olur. Misal 3 kardeş var. Bunlardan birisi vasiyet borçlusu. Sağ kalan eş yok. Vasiyet borçlusu kardeş mirası reddetti. Mirası reddettiği için vasiyet borcundan kurtuldu ama vasiyet borcu ayakta tutuluyor. Onun yerine alanlar kimlerdir? İki kardeşi, altsoy yoksa. Yatay şişme ilkesi uyarınca ona düşen payı iki kardeş alacaktır. Yeni vasiyet borçluları kimlerdir? İki kardeş. Örneği değiştirelim, sizin dediğiniz gibi. Vasiyet borçlusunun altsoyu olsun. Onun yerine kimler alacaktır? İki çocuğu alacaktır diyelim. Yeni vasiyet borçluları onun yerine geçer. Aynı zümre olmasına gerek yok. Yerini alan. Birinci zümrede tek çocuk var diyelim. Sağ kalan eş yok. Çocuk ölünce miras ikinci zümreye geçti, yerini alanlar ikinci zümredekiler oluyor. Yerine kimler geçmiş ise onlar. Burada önemli olan husus vasiyet borcunun ortadan kalkmıyor oluşudur.

Misalleri değiştirelim. Vasiyet borçlusu iradi bir mirasçı olsun ve mirası reddetmiş olsun. Bu durumda onun yerine alan kişiler kimler olacaktır? Yasal mirasçılar olacaktır. Kimler

yasal mirasçı olarak somut olayda mirası paylaşıyorlar ise vasiyet borçluları o yasal mirasçılar olacaktır. Yine değiştirelim. Miras resmi tasfiyeye tabi tutulmuş ise vasiyet borçlusu kim olacaktır? Tasfiyeyi gerçekleştiren kurum diyelim, ama tabi tereke oranında, geriye bir şey kalırsa. Veya altvasiyet söz konusu ise ve ilk vasiyet alacaklısı yani ikinci altvasiyet bakımından vasiyet borçlusu mirası reddedecek olursa onun yerini kimler alacaktır? Mirasçıların tümü alacaktır. Mirasçıların tümü vasiyet borçlusu olacaktır.

İleride göreceğiz ama not edelim. Bu söylediklerimiz yani vasiyet alacağına ve borçlarına ilişkin söylediklerimiz yüklemeler için de geçerli olmalıdır. Kıyasen mükellefiyetler açısından da bunlar uygulama alanı bulmalıdır. MK519 kıyasen mükellefiyetler açısından da kıyasen uygulanmalıdır yani.

Altvasiyet, önvasiyet ve artvasiyetten farklı kavram. Muris, D’ye bir vasiyette bulunuyor. Sana 2milyonTL vasiyet ediyorum diyor, sen de Bilkent Hukukta okuyan torunum falanın eğitim masraflarını karşılayacaksın diyor. Bu altvasiyet. Altvasiyet bakımından vasiyet borçlusu kim? İlk vasiyeti alan. Burada bir yükleme yok. Yeri gelmişken diyelim. Yüklemede bir borç ve alacak yoktur, burada var. Yüklemeden farkı bu. Şöyle diyebilirsiniz. İlkvasiyet alacaklısına bir anlamda bir yük yüklüyorsunuz ama bu miras hukukundaki yükleme değil. Yükleme bir borç ve alacak doğurmaz.

Gelelim vasiyet borcunun konusuna. Çok geniş. Bir tanımımız var, borçlar hukukundan yararlanıyoruz. Bir borcun konusunu oluşturabilen ve doğrudan ya da dolaylı olarak vasiyet alacaklısına malvarlıksal bir avantaj sağlayan her edim vasiyet borcunun konusunu oluşturabilir. Tıpkı borçlarda olduğu gibi genel sınırlamız var. Ahlaka aykırı olmamak vb genel geçersizlik şartları burada da vardır. Yasada vasiyet alacağı konusunu oluşturan edimlere ilişkin belirlemeler var ama bunlar sınırlı sayı ilkesine tabi değil. MK517’de belirtilenler sınırlı sayı ilkesine tabi değildir. Bunların dışında da belirttiğimiz genel sınırlar içerisindeki herhangi bir edim olabilir. Yelpaze çok geniş. 517’de 5 türlü vasiyet alacağı söz konusudur.

Madde 517-Mirasbırakan, bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada bulunabilir.

Belirli mal bırakma, ölüme bağlı tasarrufla bir kimseye terekedeki bir malın mülkiyetinin veya terekenin tamamı ya da bir kısmı üzerinde intifa hakkının kazandırılmasına yönelik olabileceği gibi; bir kimse lehine tereke değeri üzerinden bir edimin yerine getirilmesinin, bir iradın bağlanmasının veya bir kimsenin bir borçtan kurtarılmasının, mirasçılar veya belirli mal bırakılanlara yükletilmesi suretiyle de olabilir.

Bırakılan belirli mal terekede bulunmadığı takdirde, tasarruftan aksi anlaşılmadıkça, ölüme bağlı tasarrufu yerine getirmekle yükümlü olanlar borçtan kurtulurlar.

(1) Bir nesnenin mülkiyetinin vasiyet alacağının konusunu oluşturması. En sık rastlanan olasılık. Bir taşınır, taşınmaz, para, araba, hisse denedi, bilgisayar vs… Mülkiyeti bırakılan nesnenin belirli olması şarttır. En azından belirlenebilir olmalıdır. Kural olarak vasiyet edilen nesne terekede yer alan bir nesnedir. Amma muris terekede bulunmayan bir nesneyi de vasiyet edebilir. Daha sonra göreceğimiz üzere genelde tedarik vasiyeti söz konusu olur. Temin edin, borcu ifa edin şeklinde.

Mülkiyeti vasiyet edilen nesne ferdi ile muayyen, bireysel olarak belirlenebilen, bir nesne olabileceği gibi yani parça borcunun konusunu teşkil edecek bir nesne olduğu gibi cinsi ile belirlenen bir nesne de olabilir. Cinsi ile belirlenen bir şey söz konusu ise seçim borçluya aittir. Vasiyet edilen şey seçimlik bir vasiyet konusu da olabilir. Bu halde de seçim borçluya aittir. Ya o ya o. İkisinden birisi, üçünden birisi. Yarış atlarından birisi gibi. Vasiyet alacağı bir eşya birlikteliğine ilişkin olabilir. Eşya birlikteliği, misal kütüphane. Eşya birlikteliği tek bir eşya değildir ama vasiyet alacağının konusunu oluşturabilir. Hak birlikteliği olabilir, misal ticari işletme. Malvarlığı da hak birlikteliğidir, vasiyet alacağının konusu olabilir.

Vasiyet edilen şey terekede bulunmuyorsa şunlar söz konusu olur. Vasiyet edilen şey cinsi ile muayyen bir şeydir, belirli markada bilgisayar. Böyle bir durumda kanunda öngörülen 517’inci maddede öngörülen kural uygulanmaz. “Vasiyet edilen şey terekede bulunmazsa vasiyet borcu ortadan kalkar” kuralı ortadan kalkar. Cinsi ile muayyen bir şey söz konusu olduğu için bu kural uygulanmayacaktır. O vakit vasiyet borçlusu söz konusu şeyi tedarik edip vasiyet alacaklısına onun mülkiyetini geçirmekle yükümlü olacaktır.

İkinci olasılık, vasiyet edilen şey cinsiyle muayyen değil de ferdiyle muayyen bir şey ise ve murisin vasiyet alacağı tasarrufunda bulunduğu anda malvarlığında yer alıyor idiyse ama öldüğü tarihte yani mirasın açıldığı tarihte terekesinde yer almıyor ise kural olarak vasiyet borçlusu borcundan kurtulur. Bu olasılık nasıl söz konusu olabilir? Muris tasarrufta bulunduktan sonra onu devretmiştir. Amma “ilke olarak” vasiyet borcu düşer dedik. Murisin iradesi aksi yönde olabilir. Özellikle murisin iradesi dışında söz konusu malvarlığı değeri elinden çıkmışsa aksi söz konusu olabilir. Cebri icra söz konusu olduğunda, kamulaştırma sebebiyle elden çıkma varsa, çalınma durumu varsa vb durumlarda murisin iradesinin aksi yönde olduğu karineten kabul edilmelidir. Eğer murisin iradesinin aksi yönde olduğu kabul edilecek olursa o nesnenin yerine geçen nesne veya bedel vasiyet alacağının yeni konusu olur. Elden çıkardı veya sattı, ama bedeli harcamadı ya da başka amaca özgülemedi diyelim. Bu halde murisin iradesinin o yönde olduğu kabul edilebilir ama pektabi yorum meselesi. Miras hukukunda çok yorum var.

Son olasılık. Vasiyet edilen şey belirli bir şeydir ama murisin malvarlığında hiçbir zaman yer almamıştır fakat mirasın açıldığı anda vasiyet borçlusunun malvarlığında yer almaktadır ya da üçüncü bir kişinin malvarlığında yer almaktadır. Yine böyle bir durumda murisin iradesini yorumlarız. Eğer iradesi tedarik vasiyeti yönündeyse vasiyet borcu düşmez, ortadan kalkmaz, ayakta durur. Mesela vasiyet borçlusu mirasçılardan B’dir. Vasiyet edilen nesne murisin malvarlığında hiçbir zaman yer almamıştır, amma vasiyet borçlusu mirasçı B’nin malvarlığında bulunmaktadır. Murisin iradesinin bu yönde

olduğu kabul edilecek olursa vasiyet borçlusu antika arabayı vasiyet alacaklısına teslim ile yükümlüdür. Tabiki mirası reddetmek suretiyle bu vasiyet borcundan kurtulabilir. Ama demiştik, miras ile vasiyetin reddi kabulu apayrı.

Hatırlayalım ki saklı pay sadece rakamsal olarak ihlal edilmez. Saklı paya ilişkin herhangi bir koşul, herhangi bir çekince ya da onu kısıtlayan herhangi bir kayıt da saklı pay ihlalidir. Dolayısıyla vasiyet borcu saklı paya ilişkin ise, saklı payın ihlal edildiği kabul edilmek suretiyle bir tenkis istemine yer verilebilir. Yani saklı paylı mirasçı saklı payına ilişkin olarak hiçbir vasiyet borcuna sokulamaz. Saklı payı kendisine kayıtsız şartsız teslim edilmelidir. Eğer söz konusu belirli nesne vasiyet borçlusunun malvarlığında değil de üçüncü kişinin malvarlığında yer alıyor ve muris iradesi tedarik vasiyeti yönünde ise vasiyet borçlusu o malı üçüncü kişiden tedarik edip vasiyet borcunu ifa etmekle yükümlüdür. 3’üncü kişi satmaya yanaşmazsa, yahut makul bir fiyata satmaya yanaşmazsa vasiyet borçlusu bu borçtan kurtulur ama satmaya yanaşacak olursa onu temin etmek ve teslim etmekle yükümlüdür. Bu sonunca olasılıkta da murisin iradesi bu yönde ise söz konusu nesne temin edilemediği vakit vasiyet borçlusu onun sürüm değerini vasiyet alacaklısına ödemekle yükümlü tutulabilir.

Vasiyet Borcunun Kapsamı

Gelelim vasiyet borçlusunun borcunun kapsamına. Sadece şunu söyleyeyim. Uygulanacak yasal düzenleme 518.

Madde 518- Bırakılan belirli mal, mirasın açılması anındaki durumuyla teslim olunur; yarar ve hasar, mirasın açılması anında kendisine belirli mal bırakılana geçer.

Tasarrufu yerine getirme ile yükümlü olan kimse, mirasın açılmasından sonra bırakılan belirli mala yaptığı harcamalar ve mala verdiği zararlardan dolayı, vekâletsiz iş görenin haklarına sahip ve borçlarıyla yükümlü olur.

Bırakılan, vasiyet edilen belirli mal, ferdi ile muayyen olan mal ise mirasın açılması anındaki durumu ile teslim olunur. Artma varsa artma ile, azalma var ise de onla beraber. Mesela 30bin Dolar dedi. Dolar arttı. Artmış haliyle teslim edilir. Yarar ve hasar mirasın açılması anında kendisine belirli mal bırakılana geçer. Tasarrufu yerine getirme ile yükümlü olan kimse, tabi bu tercüme kokuyor aslında vasiyet borçlusudur, mirasın açılmasından sonra bırakılan belirli mala yaptığı harcamalar ve mala verdiği zararlardan dolayı vekaletsiz işgörme hükümlerine göre sorumludur.

Gelelim bir diğer vasiyet borcuna. Sınırlı bir ayni hakkın vasiyet edilmesi. Yasada sadece intifa vasiyetinden söz edilir. Onun bir kardeşi var buraya dahil edebiliriz, o da sükna hakkıdır. Kişisel bir irtifak hakkı da eşyaya bağlı bir irtifak hakkı da bir rehin hakkı da ve hatta bir taşınmaz yükü de vasiyet edilebilir. Sınırlı bir ayni hakkın vasiyet edilmesi olasılıklarında da vasiyet alacaklısı yine de adi bir alacak hakkı elde eder, sınırlı ayni hakkın kendisini murisin ÖBTsi ile elde etmez. Dolayısıyla borçluya ya da borçlulara diyecek ki sınırlı ayni hakkı hakkımda tesis edin. Eğer razı olmazlarsa dava açacak,

hakim kararı ile tescilsiz iktisap sağlanacak. Eğer bir taşınır nesne söz konusu ise, tabi tescil söz konusu olamaz, o taktirde de kendisine taşınırın zilyetliğinin getirilmesi yönünde bir alacak hakkına sahip olacak.

Bir alacağın ya da diğer bir hakkın vasiyeti durumuna da değinelim. Muris bir alacağı yahut başka bir hakkı da vasiyet edebilir. Mesela fikri bir hakkı da, bir alacak hakkını da vasiyet edebilir. Bir alacak vasiyeti söz konusu olduğunda şöyle bir ayrım yapıyoruz. Eğer söz konusu alacak üçüncü bir kişiye karşı sahip olunan bir alacak ise ve vasiyet edilmiş ise vasiyet alacağı sonucunda bu alacağın vasiyet alacaklısına alacağın temliki yoluyla temlik edilmesi gerekir, o da yazılı biçime tabidir. Vasiyet alacağı vasiyet alacaklısına karşı sahip olunan bir alacaktan da ibaret olabilir. O taktirde vasiyet alacağının ifası borçlunun borçtan kurtarılması biçiminde olacaktır.

Sigorta alacağının vasiyet edilmesinin bir hususiyeti var. Bir sigorta alacağı kendisine vasiyet edilen vasiyet alacaklısı, adi bir alacak hakkından daha fazlasına sahiptir. O hakkını mirasçılardan talep etmek zorunda değildir, sigortacıya karşı doğrudan ileri sürebilir, yasa hükmü.

Vasiyet borcu ya da alacağı bir borçtan kurtarma vasiyeti de olabilir.

Bunların dışında kişisel olarak ifa edilecek maddi bir edim de vasiyet borcunun konusunu oluşturabilir. Ne olabilir mesela? Vasiyet borçlusu alacaklısına bakmak zorunda bırakılabilir. Onunla ilgilenmek zorunda olabilir, maaş vermek zzorunda olabilir. Kişinin eğitim ya da öğrenim masraflarını karşılama durumunda olabilir. Bunların dışında herhangi bir kişisel edim de vasiyet borcunun konusu oluşturabilir. Mesela şu kişiye bir daire bulacaksın ve onun oturmasını sağlayacaksın, ivazlı veya ivazsız olarak. Ona sükna vermiyorum, bunu sen sağlayacaksın diyor muris. Vasiyet alacaklısı sükna kazanmıyor, vasiyet borçlusu bir daire bulacak ve vasiyet alacaklısına tahsis edecek. Burada bir altvasiyet söz konusu değil, bir yükleme de yok. Kişisel olarak bir edimin ifası borcu söz konusu.

Ayrıca muris vasiyet alacaklısına koşula bağlı haklar sağlanmasını da vasiyet edebilr. Yenilik doğuran haklar sağlanmasını da vasiyet edebilir. Fesih gibi yenilik doğuran haklar da dolayısıyla vasiyet edilebilir. Bu konuda hiçbir sınır söz konusu değildir, sadece borçlara ilişkin genel sınırlar söz konusudur.

Bir soru. Bizim hukukumuza göre kişinin hukuka aykırı davranabilmesi için ayırt etme gücüne sahip olması gerekir mi? Kusur işleyebilmesi için gerekir. Bizde gerekmez. Bu doğru bir çözüm müdür? Deniyor ki hukuk düzeninin emir ve yasaklarını anlayamayan kişiye emir vermek ya da yasaklamak anlamsız bir şey. O kişi hukuka aykırı davranamaz, hukuku çiğneyemez. Makul görünüyor.

Vasiyet alacağı borcu ile tereke arasındaki ilişki

Hukukumuza göre bu konuda herhangi bir sınır yoktur ilke olarak. O halde vasiyet alacağı tüm terekeyi kapsayabileceği gibi tereke miktarını da kapsayabilir ve hatta tereke

değerini aşabilir. Buna izin veriyoruz, neden? Zira vasiyet alacağı, vasiyet borcu kişisel bir alacak, kişisel bir borçtur. Bu asla murisin borcu değil. Tereke borcu da değil. Dolayısıyla vasiyet borçlusu vasiyet borcundan dolayı tüm kişisel malvarlığı ile de sorumlu. Muristen kendisine intikal eden mallar ve tüm kişisel malvarlığı ile vasiyet borcundan sorumlu olduğu için herhangi bir sınır söz konusu değil; ancak vasiyet borcu saklı payı ihlal edemez. Zaten saklı pay yalın olarak saklı paylı mirasçının ya da mirasçıların eline geçmelidir. Herhangi bir sınırlamaya ve kayda tabi tutulamaz. Hal böyleyken saklı paya ilişkin bir vasiyet alacağı saklı payı ihlal ettiği için söz konusu olamayabilir. Bunun haricinde bir sınırlama yoktur. Saklı paya müdahale olursa tenkis söz konusu olur.

Ayrıca önemle belirtmek gerek ki MK519’a göre vasiyet borçlusu mirası reddetse dahi vasiyet borcu süregider. O vakit ne olur? Mirası reddetse dahi onun yerini alan kişilere vasiyet borcu intikal eder. O nedenle yasakoyucu vasiyet borçlusuna, vasiyet borcunun terekeyi aşması durumunda ek bir olanak sağlıyor. Diyor ki tereke aktifini aşan bir vasiyet borcu söz konusu olursa tenkis isteminde bulunabilirsin.

Şimdiden not edelim. Yüklemelerde buna ilişkin bir düzenleme yok. Yüklemelerde de bu düzenleme kıyasen uygulanacaktır. Tereke mevcudundan kasıt nedir? Terekeden borçlar düşülünce geri kalan miktardır ama dikkat, denkleştirmeye tabi kazandırmaları eklemiyoruz.

Tenkis tabiki yasa gereği gerçekleşmez. Vasiyet borçlusu, bir tenkis davası açmak suretiyle bunu gündeme getirebilir ya da kendisi davalı konumda ise. Amma vasiyet konusunu oluşturan nesne kendi elinde bulunmakta ise bir tenkis defi ile de bunu gerçekleştirebilir. Tenkis davası veya tenkis defi ile tereke taakatini aşan bir tereke borcunu yerine getirmekten kurtulabilir.

Eğer tek bir vasiyet alacağı söz konusu ise sorun yoktur tenkis bakımından. Eğer birden fazla vasiyet alacağı söz konusu ise ve tenkis gündeme geliyor ise tenkis oranlı olarak yapılmalıdır. Mesela muris bir kişiye 20binTL’lik bir vasiyet alacağı vasiyet etmiş ise, bir başka kişiye de 30binTL’lik alacak vasiyet etmiş ise ve terekenin net aktifi de sadece 40binTL ise tereke miktarını aşan vasiyet alacağı miktarı ne kadardır? 10binTL. Bu 10binTL’yi 30 ve 40’lık alacaklar arasında oranlı olarak paylaştıracağız. Biri 2 biri 3 olduğuna göre 16bin ve 24binTL’lik vasiyet alacakları söz konusu olacak.

Eğer vasiyet konusu şey belirli bir şey ise amma paylaşılamıyor ise, bölünemiyor ise 564’üncü madde hükmünü kıyasen uygulayabiliriz. 564’üncü maddede değerinde azalma olmadan bölünemeyecek belirli mal vasiyeti söz konusudur. Burada değerinde azalma olsun olmasın bölünemeyecek bir şey söz konusu. Dolayısıyla 564’ü kıyasen uygularız. Ne yaparız? Vasiyet alacaklısı dilerse tenkiste gerekli kısmın bedelini ödeyerek malın verilmesini, yoksa değeri karşılayan parayı isteyebilir.

Madde 564- Değerinde azalma meydana gelmeksizin bölünmesine olanak bulunmayan belirli bir mal vasiyeti tenkise tâbi olursa, vasiyet alacaklısı, dilerse tenkisi gereken kısmın değerini ödeyerek

malın verilmesini, dilerse tasarruf edilebilir kısmın değerini karşılayan parayı isteyebilir.

Tasarruf konusu malın vasiyet alacaklısında kalması durumunda, malın tenkis sebebiyle vasiyet borçlusuna verilmesi gereken, aksi hâlde tasarruf oranı içinde kalan kısmının karar günündeki değerinin para olarak ödetilmesine karar verilir.

Bu kurallar, sağlararası kazandırmaların tenkisinde de uygulanır.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

HAFTA 7

Gün 1

Sabahleyin soruldu, çabucak tekrar edelim. Tenkiste eklemeler konusu, değerleme anı konusu. Yasada bu husus pek iyi düzenlenmemiş, pek kapsamlı, tatmin edici şekilde düzenlenmemiş. Bakınız 575’inci madde.

Madde 575– Miras, mirasbırakanın ölümüyle açılır. Mirasbırakanın sağlığında yapmış olduğu mirasla ilgili kazandırmalar ve paylaştırmalar, terekenin ölüm anındaki durumuna göre değerlendirilir.

Şöyle diyoruz. Kazandırmanın miktarını belirlemek için belirleyici an mirasın açıldığı andır. Tereke mevcudunu da o ana göre belirliyoruz. Mevcut malları. Not düşüyoruz, amma mal rejimlerindeki eklemeler söz konusu olduğunda belirleme anı değişiyor. Yasal düzenleme MK235.

Madde 235- Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.

Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır.

Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri malın devredildiği tarih esas olarak alınır. Saklı pay hesabını nasıl yapacağız? Saklı pay hesabına esas oluşturan terekeyi nasıl hesap edeceğiz, hangi ana göre hesap edeceğiz? Hem tereke mallarının tespiti yani tereke mevcudu hem tereke mallarının değerinin belirlenmesi bakımından belirleyici an mirasın açılması anı yani murisin ölümü anı. Tenkis söz konusu ise tenkis hesabına esas oluşturacak tereke ile paylaşmaya esas oluşturacak tereke aynı ama her iki durumda değerlendirme anı farklılık gösterebilir. Şöyle ki, tenkis hesabı yaptığımızda mevcut malların durumu ve değeri mirasın açıldığı ana göre belirlenmelidir. Yani murisin ölümü anına göre. Paylaştırma hesabında ise paylaşma anı esas alınmak suretiyle malların durum ve değeri tespit edilmelidir. 5 sene sonra paylaşıldıysa o zaman esastır. Aradaki dönemde malvarlığında meydana gelen artış ve azalmalar bakımından eski kanuna göre zilyetliğe, yeni kanuna göre ise sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümler uygulanır.

Denkleştirme ile karşılaştıracak olursak… Denkleştirmede iki özel durum var. Birisi aynen iade. Aynen iade söz konusu olduğunda tabi ki değerlendirme anı sorunu çıkmaz. İkinci özel durum, yasamızda düzenlenmemiş, eMK’da vardı. Bir eksiklik söz konusu amma kanunda boşluktan söz edilemez zira kanundaki sistematiğe bakılarak cevap

verilebilir. Murisin ölümünden önce devredilen mallar bakımından ise devir anındaki değer esas alınır; zira başka çözüm yoktur.

Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Fevkalade İkame

Fevkalade ikamede, art mirasçı veya vasiyet alacaklısı ikamenin açıldığı anda hayatta olmalıdır. Ön mirasçı vs sıfatı böylece bir bozucu koşula bağlanıyor. Artmirasçı vs sıfatı ise erteleyici koşula bağlanıyor.

Fevkalade ikamenin açılma anı

Muris bu açılma anını tespit edebilir. Bunun için vade öngörebilir. Bir koşul belirleyebilir. Hiçbir belirleme yapmamış ise fevkalade ikame önmirasçının ölümünde açılır. Eğer önmirasçı vs bir tüzel kişi ise fevkalade ikamenin açılma anı en geç murisin ölümünden 100 yıl sonra gerçekleşmiş olmalıdır. Neden? İntifa hakkına ilişkin 797/2’yi kıyasen uyguluyoruz.

Madde 797- İntifa hakkı, gerçek kişilerde hak sahibinin ölümü; tüzel kişilerde kararlaştırılan sürenin dolması, süre kararlaştırılmamışsa kişiliğin ortadan kalkmasıyla sona erer.

Tüzel kişilerin intifa hakkı, en çok yüz yıl devam edebilir.

Eğer muris fevkalade ikamenin açılma anını önmirasçının ölümünden sonraki bir an olarak belirlemiş ise ara dönemde yani önmirasçının ölümü ile fevkalade ikamenin açılması anı arasındaki dönemde ikameye konu oluşturan malvarlığı değerleri önmirasçının kendi mirasçılarına geçer. Yasadaki ifadeye rağmen bu intikal ex lege yani yasa gereği gerçekleşir. Yasal düzenleme MK599, bilhassa üçüncü fıkra. Teslim anından itibaren sanki bu hesap söz konusu olacakmış gibi bir anlam çıkıyor oysa bu intikal yasa gereği gerçekleşir teslime gerek yoktur.

Madde 599- Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar.

Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.

Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler.

Yani muris fevkalade ikamenin, önmirasçının ölümünden sonra açılacağı öngörmüş. Ölümünden 3 yıl sonra fevkalade ikamenin açılacağını öngörmüş. Önmirasçı öldü.

Fevkalade ikame konusunu oluşturan malvarlığı değerlerini kime bırakacağız? Önmirasçının mirasçılarına bırakacağız.

Fevkalade ikamenin imkansızlığı

Madde 522- Tasarrufta geçiş anı belirtilmemişse miras, önmirasçının ölümüyle artmirasçıya geçer.

Tasarrufta geçiş anı gösterilmiş olup önmirasçının ölümünde bu an henüz gelmemişse miras, güvence göstermeleri koşuluyla önmirasçının mirasçılarına teslim edilir.

Mirasın artmirasçıya geçmesine herhangi bir sebeple olanak kalmadığı anda miras, önmirasçıya; önmirasçı ölmüşse onun mirasçılarına kesin olarak kalır.

Çözüm basit. Fevkalade ikame açılamayacak olursa herhangi bir nedenle, o taktirde önmirasçı ya da onun kendi mirasçıları söz konusu malvarlığı değerlerinin kesin olarak sahibi olurlar. Amma bu düzenleme, yani MK522’de yer alan düzenleme emredici değildir, muris adi ikame öngörebilir. Ayrıca BK’nın koşula ilişkin bazı hükümlerini burada kıyasen uygulayabiliriz. Şöyle ki taraflardan birisi dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde koşulun gerçekleşmesine sebep olursa koşul gerçekleşmemiş sayılır. Ya da dürüstlüğe aykırı olarak koşulun gerçekleşmesine engel olunursa koşul gerçekleşmiş sayılır. Bu düzenlemeler fevkalade ikame düzeninde de kıyasen uygulanır.

Önmirasçının Konumu

Önmirasçının konumuna gelince. Muris ölür ölmez önmirasçı söz konusu malvarlığı değerlerinin sahibi olur. Her mirasçı gibi mirası reddedebilir. Herhangi bir nedenle de fevkalade ikame açılamayacak olursa söz konusu malvarlığı değerlerini kesin olarak iktisap eder. Genel konum bu olmakla birlikte maliktir amma iade ile yükümlü olduğu için, yani bozucu koşula bağlı olarak mirasçı olduğu için durumu bazı özellikler arz eder. Bu özellikler incelenirken fevkalade ikamenin iki türünden bahsetmek yerinde olur.

Fevkalade ikamenin bir olağan, sıradan, adi türü vardır. Bir de fevkalade ikame açıldığında elde kalan mallara özgü fevkalade ikame türü vardır. Birincisinde önmirasçının konumu durumu intifa hakkı sahibinin konumuna durumuna benzer. Kullanabilir, yararlanabilir; amma özüne, aslına, dokunamaz söz konusu malvarlığı değerlerinin, mesela başkalarına devredemez, yok edemez, ortadan kaldıramaz.

Geriye arta kalan ile sınırlı olan fevkalade ikame söz konusu olduğunda ise önmirasçı vs söz konusu malvarlığı üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir. Kullanabilir, yararlanabilir, tasarruf da edebilir, yani malvarlığı değerlerinin özüne de dokunabilir. Ancak bir sınırımız var. Hakkın kötüye kullanılması. Manasız bir biçimde o malvarlığı değerlerini har vurup harman savuramaz ya da artmirasçıya kalmasın diye onları yok edemez. Böyle bir durumda hakkın kötüye kullanılması da söz konusu olacaktır. Artmirasçı da fevkalade

ikamenin açıldığı anda ikame konusu olan mallar nelerden ibaret ise o mallar bakımından artmirasçı vs olur. Elde ne kalmış ise.

Tabii olarak, daha önce de defaatle gördüğümüz üzere, saklı pay bağsız ve koşulsuz olmalıdır. Hiçbir kaydi ihtirazi çekinceye bağlanamaz dolayısıyla burada da o kuralı uygulamak suretiyle şu sonuca varıyoruz. Fevkalade ikame saklı paya ilişkin olamaz, sadece tasarruf oranına ilişkin olabilir. Eğer saklı paya ilişkin ise, saklı payı ihlal edilen mirasçı ya da mirasçılar (1) Tenkis davası açabilirler, (2) Defi ileri sürebilirler. Tenkis davası açabilirleri izah etmeye gerek yok. Defi ne zaman ileri sürebilirler? Defi daima bir savunma aracıdır, saldırı aracı değildir. Defi ile dava açılamaz. Size karşı dava açıldığında davayı veya talebi defi ile defedebilirsiniz. Miras hukukunda bu bağlamda kişinin tenkis defi ileri sürebilmesi için tenkis davası açabilmek için kanunda öngörülen sürelerin dolmuş olması gerekir amma ayrıca söz konusu malvarlığı değerlerinin defi ileri sürecek olan kişinin elinde, zilyetliğinde bulunması gerekir ki kendisinden talep edildiğinde defini ileri sürebilsin. Vermiyorum zira saklı pay diyebilsin.

Adi fevkalade ikame, sıradan fevkalade ikame, söz konusu olduğunda önmirasçının vs’nin konumunu intifa hakkı sahibinin konuma benzetmiştik. Hal böyleyken burada intifa düzenlemeleri kıyasen uygulanır. Bu bağlamda malik olduğu için önmirasçı söz konusu malvarlığı değerlerini serbestçe yönetebilir. İyi bir yönetim gerekleri arasında yer alıyor ise gereğinde bu malvarlığının özüne de, borçları ödemek için, özüne de el atabilir.

Geri kalan artık değere ilişkin fevkalade ikameye gelince… Bir kere belirtelim ki yasada bu olanaktan açıkça söz edilmemektedir amma hukukumuzda şöyle bir kural var. Yasada bu olasılık yasaklanmadığı için bu olanak da kabul edilmelidir. Muris böyle bir tasarruf öngördüğünde yasal bir yasak olmadığı için bunu geçerli kabul etmek gerekir. Tıpkı yasal danışmanlıkta olduğu üzere.

Geçmişe gidelim yasal danışmanlığın kaç türü vardı? Yasaya göre? İki türü vardı. Yönetim danışmanı ve oy danışmanı. Oy sözcüğü bizi yanıltmasın, oy rıza anlamına geliyor. Yasada belirtilen hukuki işlemler için rızasını vermezse geçersiz olur işlem. Yönetim danışmanı atanmışsa belirli malvarlığı değerinin yönetimi yönetim danışmanına ait olur. Şimdi yasada öngörülen olanaklar iki tane. Deniliyor ki neden bunları birleştirmeyelim. Yasada öngörülmemiş ama yasaklanmıyor da. O halde bu da mümkündür. O vakit yönetim+oy danışmanlığı birleşince kendisine danışman atanan kişinin konumu vesayet altına alınan kişiye benziyor. Öğreti bu ihtimal de mümkün olmalıdır diyor.

Artmirasçının Korunması

Gelelim art mirasçının korunmasına. Tabi ki artmirasçının hakkı kesin bir hak, tam bir hak değildir. Beklemece bir haktır. Beklemece hak kavramı hukukta pek araştırılmamış bir kavramdır. Mesela olası mirasçıların hakları da beklemece haklardır. Mirasçı olup olmayacakları belli değildir ama korunmaları gerekir beklemeci hak sahibi oldukları için.

Beklemece hak sahibi artmirasçının hakları da kanunda korunmuştur. Bunlardan birisi defter tutulmasıdır. Aslında defter tutulması hem önmirasçının lehine hem de artmirasçının lehine bir önlemdir zira iadenin kapsamı konusunda o yönde herhangi bir tartışma çıkmaz bu suretle. Defter tutulmasına ilişkin önlem daha doğrusu önleme ilişkin yasal düzenleme emredicidir. Muris bunun aksini öngöremez, ayrıca önmirasçı ve artmirasçı aralarında anlaşmak suretiyle de bu önlemi bertaraf edemezler.

Diğer bir önlem ise güvence gösterilmesine ilişkin önlemdir. Önmirasçı güvence göstermez ise ikame konusu malvarlığı kendisine teslim edilmemelidir. Burada güvence göstermeye ilişkin genel kuraldan bir inhiraf, sapma söz konusudur zira güvence, hukukun genel ilkeleri arasında yer alır, güvence, teminat, sadece ve sadece tehlike söz konusu olduğu zaman talep edilebilir. Haklar tehlikede ise güvence talep edilebilir yoksa edilemez. Misal verelim. Gaip. Gaibin mirası açıldığında yahut gaibe bir miras payı düştüğünde hak sahiplerine gaibin terekesi yahut gaibe düşen miras payı güvence karşılığında teslim edilir. Yiyip bitirme tehlikesi var. Burada böyle bir tehlikenin varlığı ispat edilmese dahi güvence talep edilebilir. Bu hüküm emredici midir? Değildir. Muris bununla beraber güvence göstermekten önmirasçı muaf tutabilir.

Üçüncü önlem taşınmazlar bakımından söz konusudur. Tapuya şerh ile ilgili önlemdir. Biliyoruz ki önmirasçı tam hak sahibi olduğu için fevkalade ikame konusu şeyler üzerinde özgürce tasarruf edebilir. Taşınmaz söz konusu ise bu özgürce tasarrufun şöyle bir sonucu doğabilir, iyiniyetli 3’üncü kişi sözkonusu taşınmaz üzerinde mülkiyet yahut sınırlı ayni hak sahibi olabilir. Biliyoruz ki tapu siciline iyiniyetle bir ayni hakkı iktisap eden kişinin o iktisabı korunur. Bunu engellemek için şerh kurumuna başvururuz. Şerh iyiniyeti bertaraf eder. Taşınırlar söz konusu ise söz konusu taşınırın bir yediemine, güvenilir kişiye, teslimi suretiyle şerh yerine geçen bir önlem alınabilir, bu düşünülebilir. Şerh söz konusu olduğunda, bir ara soru, ne türlü bir şerh söz konusu olacak? Tasarruf sınırlaması getiren şerh. Amma orada da tartışmalar var. Şöyle ki bazıları derler di şerhe rağmen tapu kütüğü kilitlenmez. O zaman mülkiyetle bağdaşmaz derler. Amma karşı tarafın iyiniyeti bertaraf edilir, amma dilerse tasarruf edebilir. Şerhe rağmen yapmak isterse yapar ama iyiniyet söz konusu olmadığı için iktisaptan söz edilemez. Talepte bulunmazsa kimse iktisap geçerli olur. Tapu kütüğü kilitsenseydi memur o işlemi yapamazdı.

Gelelim bir başka önleme. Önmirasçı güvence göstermek istemiyor. Ya da yeterince güvence göstermiyor. Ya da gösteremiyor. Bu gibi durumlarda fevkalade ikame konusunu oluşturan malvarlığı değerleri resmen yönetilir. Resmi yönetime de resen karar verilmelidir. Bazı hallerde de art mirasçının istemi üzerine resmi yönetime karar verilebilir. Şöyle ki, önmirasçı güvence göstermiş olsa bile eğer artmirasçının haklarını tehlikeye sokuyor ise o taktirde artmirasçının talebi üzerine yine resmi yönetime karar verilebilir.

Vakıf bağlamında çok sorun var. Muris değişik yollardan vakıf kurma işlemini gerçekleştirebilir. Belli başlı iki ayrım söz konusu. Birisi sağlararası bir işlemle vakıf kurabilir, ölüme bağlı işlemle vakıf kurabilir. Ayrıca vakfı doğrudan doğruya kendi kurabilir yahut bir başkasını vakıf kurmak için görevlendirebilir ki bu ihtimalde bir

yükleme söz konusudur. Bu bağlamda bir hususa özel olarak temas etmek istiyorum. Muris bir mirasçı ya da bir vasiyet alacaklısını vakıf kurmakla görevlendirecek olur ise böyle bir durumda bir ikameli tasarruf söz konusu olacaktır. Çünkü vakıf olmadığına göre malvarlığını ona veremeyeceğiz, ara dönemde söz konusu malvarlığı değerlerinin malik vakfı kurmakla görevli kişi olacak, vakıf kurulduktan sonra ise vakıf malik olacak. Yasamızda kişiler hukukunda yer alan vakfa ilişkin genel düzenlemeye göre, MK 104 ve 105, özgülenen malların mülkiyetiyle haklar tüzel kişiliğin kazanılmasıyla vakfa geçer. Bu düzenleme çok sayıda yorum sorununa, izah sorununa yol açıyor. Vakfa malvarlığı özgülüyoruz ama vakıf yok. Dolayısıyla böyle bir durumda vakfın malsahibi olmasını nasıl izah edeceğiz? Vakfa mal özgülenmesini nasıl izah edeceğiz? Bu düzenleme çok sayıda sorun doğurduğu için İsviçre’de değişiklik yapıldı. Şöyle ki isviçre’de bundan böyle ölüme bağlı hukuki işlemle hem bir vasiyetname ile hem de bir miras sözleşmesi ile vakıf kurulabilir.

Bizim hukukumuzda vakıf miras sözleşmesi ile kurulabilir mi kurulamaz mı? Vakıf vasiyetname hükmünde olan kısım ile kurulabilir ama bağlayıcı olarak da kurulabilir mi, sorun orada. İsviçre evet dedi. Bizde ise soru işareti. De lege ferenda İsviçre’deki gibi olmalıdır.

Gelelim vakfın kendisine malvarlığı özgülenmesine ve tüzel kişilik kazanması sorununa. Bu bağlamda üç görüşten söz edilebilir. Belli başlı üç görüşten söz edilebilir. Şimdi geleneksel olarak diyoruz ki MK105 uyarınca vakıf tüzel kişiliği tescil ile kazanır. Öyleyse kendisine nasıl malvarlığı özgülenebiliyor?

Madde 105- Özgülenen malların mülkiyeti ile haklar, tüzel kişiliğin kazanılmasıyla vakfa geçer.

Tescile karar veren mahkeme, vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği adına tescil edilmesini tapu idaresine bildirir.

Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakfın mirasbırakanın borçlarından sorumluluğu, özgülenen mal ve haklarla sınırlıdır.

Cenin benzetmesi ile. Vakıf geçerli bir şekilde hayata gelecek yani asliye mahkemesinde tutulan vakıf siciline tescil edilecek olursa, geçmişe dönük olarak mirasının açıldığı andan itibaren tüzel kişilik kazanır.

İkinci görüşe göre ise ÖBT ile vakıf kurulmasına ilişkin miras hukuku hükme yani MK526, MK105’te geri özel hükümdür. Dolayısıyla MK526’nın uygulanması gerekir. Ancak MK526/2’de talihsiz bir ifade var buna engel oluşturan. Diyor ki: Vakıf ancak kanun hükümlerine uyulmak koşuluyla tüzel kişilik kazanır. Kasıt MK105’tir deniyor. O zaman 526’yı özel hüküm sayamıyoruz. 105’e gönderme yapılmadı derseniz 526 özel hükümdür diyebilirsiniz. İkinci görüşe göre 105 uygulanmaz, murisin öldüğü andan itibaren vakıf kurulmuş ve kendisine özgülenen malvarlığı değerlerini iktisap etmiş olur.

Madde 526-Mirasbırakan, terekesinin tasarruf edilebilir kısmının tamamını veya bir bölümünü özgülemek suretiyle vakıf kurabilir.

Vakıf, ancak kanun hükümlerine uyulmak koşuluyla tüzel kişilik kazanır.

Üçüncü görüş der ki, böyle bir durumda fevkalade ikame söz konusudur. Vakıf kurulana dek vakfa özgülenen malvarlığı değerleri mirasçılarındır. Vakıf geçerli biçimde kurulacak olursa asliye mahkemesindeki vakıf siciline tescil edilecek olursa vakıf yasal bir fiksiyon,varsayım, faraziye uyarınca kendisine özgülenen malvarlığı değerlerini mirasın açıldığı andan itibaren iktisap eder.

Bu üç görüş hukuki beyin fırtınası için iyi bir çalışma alanı. Hangisinin benimseneceğini karar vermek zor, hepsinin lehine ve aleyhine görüş atabilir, makale yazabilir, tez yazabilirsiniz. Miras hukukundaki hüküm özeldir dolayısıyla tescilden önce de vakfı kurulur, MK526 özel hükümdür görüşü yenidir. Diğeri cenin benzetmesi, geçmişe dönük olarak kurulmuştur görüşü. Üçüncü görüş fevkalade ikame görüşü. Vakıf tescil edilene kadar ara dönemde mirasçılara özgülenen malvarlığı değerleri, vakıf geçerli olarak tescil edilecek olursa o andan itibaren yasal bir varsayım uyarınca murisin ölümü anından yani mirasın açıldığı anda vakıf tarafından iktisap edilmiş olur.

Koşullar ve Yüklemeler

Yeni konumuz maddi anlamda birer ÖBT olarak koşullar ve yüklemeler, mükellefiyetler. Aslında birbirinden farklı kavramlar söz konusu. Koşul yüklemeden farklı bir kavramdır anca yasada bir arada anıldıkları ve düzenlendikleri için biz de burada bir arada ele alıyoruz. Koşul bildiğimiz gibi hukuki işlemlerin tarzlarından birisidir. Yani bir hukuki işlem yalın olarak yapılabileceği gibi koşula bağlı olarak da yapılabilir. Vade de hukuki işlemin tarzlarından birisidir. Bir hukuki işlem yalın olarak yapılabileceği gibi bir vadeye bağlı olarak da yapılabilir. ÖBT’lerde vadeden söz edilmemektedir, sadece koşuldan söz edilmektedir. Hukukumuzun genel hükümlerine göre, MK5 aracılığı ile BK’nın vadeye ilişkin hükümlerinin burada da uygulanmasına herhangi bir engel bulunmamaktadır. ÖBT’ler pekala vadeye de bağlanabilir. Vade ile koşul arası fark nedir? Vadenin gerçekleşeceği kesindir, eceldir; ama koşulun gerçekleşeceği kesin değildir.

Koşul erteleyici, bozucu olabilir. Burada kuramsal bir sorun var, henüz kesinliğe kavuşturulamamış. Erteleyici koşul varsa hukuki işlem vardır ama hukuki sonuç doğurmaz diyenler var. Diğerleri de hukuki sonuç doğurmayan işleme “var” demem diyor. Soru işareti.

Bozucu koşul söz konusu ise hukuki işlem vardır ve sonuç doğurur. Erteleyici sonuç ise olduğu andan itibaren sonuç doğurur.

Koşul olumlu ya da olumsuz olabilir. “Olursa” ya da “olmazsa” şeklinde. Yahut koşul iradi ya da gayriiradi olabilir. Mesela sen falancaya 50binTL verirsen şeklindeki koşul

iradidir. Bazen de iki arada bir derede olur. İleride evlenirsen. Tamamen iradi değil. Koşulu yerine getireceğim diye kişi evlenmez. Kısmen iradidir kısmen gayri iradidir.

Ayrıca koşul maddi anlamda ÖBT olarak bir mirasçı atama işleminin tarzını oluşturabilir. Mirasçı atama işlemi koşula bağlanabilir. Vasiyet alacağı koşula bağlanabilir. Bir yükleme koşula bağlanabilir. Bir denkleştirme emri koşula bağlanabilir. Mesela ve genelde görüldüğü üzere bir ÖBT evlenme ya da evlenmeme koşuluna bağlanabilir. Kıskanç hanımlar ve beyler bazen böyle koşullar öngörüyor. Böyle bir koşul geçerli midir geçersiz midir, kişilik haklarına aykırı mıdır? Tartışmalı.

Madde 515-Mirasbırakan, ölüme bağlı tasarruflarını koşullara veya yüklemelere bağlayabilir. Tasarruf hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan itibaren, her ilgili koşul veya yüklemenin yerine getirilmesini isteyebilir.

Hukuka veya ahlâka aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin bulundukları tasarrufu geçersiz kılar.

Anlamsız veya yalnız başkalarını rahatsız edici nitelikte olan koşullar ve yüklemeler yok sayılır.

Hükümlerine gelince… MK515/1. Mirasbırakan, ÖBTlerini koşullara veya yüklemelere bağlayabilir. Koşula ya da yüklemeye demek daha doğru türkçe. Tasarruf, hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan itibaren her ilgili koşul veya yüklemenin yerine getirilmesini isteyebilir. Bozuk düzenleme, kötü düzenleme. Bunu düzelterek uygulamalı hakim. Yasa koyucu baştan beri yanılmışsa yahut yasal düzenleme sonradan yanlış hale gelmişse hakim yasayı düzelterek uygulamalıdır. Koşulu gerçekleştirmek için zorlama öngörmek genel sistematiğe aykırıdır.

Diyelim ki sözkonusu koşula bağlı ÖBTyi yorumladık ve şu sonuca vardık. Murisin iradesine üstünlük tanıyoruz ya. Muris koşulun ifasını istedi, istiyor illaki. Sonuç ne olacak o zaman? Bu bir koşul değil yükleme olur zira şartı yerine getir diye zorlayamazsınız.

Vize dolayısıyla ders yapılmadı.

Gün 2

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

HAFTA 8

Gün 1

Koşullardan ve yükmelerden bahsediyorduk. Yasal düzenlemedeki bir çarpıklığa, yanlış anlatıma değinmiştik. O da şuydu, hatırlatalım. Yasal düzenleme MK515. Okundu.

B. Koşullar ve yüklemeler

Madde 515-Mirasbırakan, ölüme bağlı tasarruflarını koşullara veya yüklemelere bağlayabilir. Tasarruf hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan itibaren, her ilgili koşul veya yüklemenin yerine getirilmesini isteyebilir.

Hukuka veya ahlâka aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin bulundukları tasarrufu geçersiz kılar.

Anlamsız veya yalnız başkalarını rahatsız edici nitelikte olan koşullar ve yüklemeler yok sayılır.

Koşulun yerine getirilmesi için ifa davası açılamaz, koşul zaten kuşkulu bir olgudur doğası gereği. Gelecekte gerçekleşebilecek yahut gerçekleşmeyecek bir olgudur dolayısıyla anlatım yanlıştır. Orada koşulu parantez içine almak ya da üzerine bir çizgi çizmek gerekir.

Yüklemenin yerine getirilmesi istenebilir, talep edilebilir, göreceğiz. Koşul bakımından ise ki bu yükleme için de geçerli; ÖBT hüküm ve sonuç doğurduğu andan itibaren söz konusu olabilir. ÖBT koşula veya yüklemeye bağlanmış ya, dolayısıyla hüküm ve sonuç doğurmadan önce ÖBT’nin hüküm ve sonuç doğurması gerekir. Böylece koşul veya yükleme devreye girer.

Gelelim koşulun veya yüklemenin biçimine. Koşul veya yükleme hangi biçime tabidir, herhangi bir biçime tabi midir sorusuna. Yasada buna ilişkin açık bir düzenleme mevcut değildir. Dolayısıyla muhakeme yapacağız. Hiçbir biçime tabi değildirler diyebilir miyiz? Yahut bunlar da ÖBT olduklarına göre maddi anlamda ve bunlar biçim koşuluna bağlı olduklarına göre ve ÖBT’lerin tarzlarına ilişkin olduklarına göre ÖBT’lerin biçimine tabidirler diyebilir miyiz? İkincisi doğru. Ya vasiyetname ya da miras sözleşmesi halinde karşımıza çıkabilirler.

Muris, koşulun gerçekleşeceği ana kadar koşula tabi ÖBT’nin akibetinin ne olacağını belirleyebilir. Böyle bir belirleme öngörmemiş ise aa. Yasal Mirasçılar ya da bb. İradi Mirasçılar, vasiyet borçlusu ya da borçluları koşul gerçekleşene ya da gerçekleşmeyeceği anlaşılana kadar ellerinde bulundurur. Ne vakte kadaR? (1) Erteleyeceği koşul söz

konusu ise erteleyici koşulun gerçekleşeceği ana kadar. (2) Bozucu koşul söz konusu ise geri verme yükümü söz konusu olur. Bozucu koşul gerçekleşecek olursa artık ÖBT’den yararlanamayacak olan kişi yasal mirasçılara veya vasiyet borçlularına söz konusu malvarlığı değerlerini iade ile yükümlüdür. Gelelim koşul nedeniyle söz konusu olabilecek olan diğer sorunlara.

Yasada kapsamlı bir düzenleme söz konusu değil, daha önce de okuduğumuz üzere. Konuya ilişkin sadece MK515 mevcut. Oysa çok sayıda cevapsız kalan soru var. Koşul söz konusu olduğunda soruları neye göre cevaplandırabiliriz? Biçimsel mantık itibariyle kıyas yoluna başvurabilir. Hangi düzenlemelere gidebiliriz, öncelikle miras kitabına bakacağız, oradan çözüm üretebilirsek ne ala. Orada çözüm yoksa borçlar genel hükümlerine gidebiliriz. Buna da önceden bir değinmiştik. Hangi müessese ile benzerliği var. Fevkalade ikame ile. Orada da bozucu koşul söz konusu. Artmirasçı bakımından erteleyici, önmirasçı bakımından bozucu koşul söz konusu. O halde fevkalade ikameye ilişkin yasal düzenlemeleri koşullar hakkında da kıyasen uygulayabiliriz.

Bunlar özellikle nelerdir, hangileridir? (1) Fevkalade ikame kaç dereceli olabilir? Tek dereceli uygulanabilir. O halde koşul da tek dereceli olabilir. Yani koşula bağlı ÖBT tek bir terekeye ilişkin olabilir, arka arkaya iki terekeye ilişkin olamaz. Tek dereceli koşul mümkün olacaktır sadece. (2) Azami süre ne kadardır? Eğer fevkalade ikamede bir süre öngörülmüşse o sürenin yerine gelmesiyle. Dolayısıyla koşul belirli bir süreye bağlanmışsa ona uyarız. Azami süre öngörülmemiş ise fevkalade ikamedeki 100 yıllık azami süreyi uygularız amma fevakalade ikamede bile bu süre aşırı görünmekte der İsviçre Federal Mahkemesi. Bizim yargıdan bir süre söz edemeyeceğiz. Bizde eski kararlarda iki nesil ile sınırlanır demiş, 50-70 yıl demiş federal mahkeme. Koşul için azami süre 100 yıl olmakla birlikte 50 ila 70 yıllık bir sürenin de azami süre olarak kabul edileceğinin uygun düşebileceği söylenebilir.

ÖBT erteleyici koşula bağlanmış ise koşula bağlı ÖBT’den yararlanacak olan, onun sahibi olacak olan kişinin mirasçılık ehliyeti artmirasçının mirasçılık ehliyetine ilişkin MK525’e göre belirlenmelidir. Bu düzenlemeye göre artmirasçı veya artvasiyet alacaklısı mirası belirlenmiş olan geçiş anında sağ ise kazanır. O halde erteleyici koşulun gerçekleştiği anda koşula bağlı ÖBT’den yararlanacak olan kişi sağ ise iktisap söz konusu olur zira biliyoruz ki genel kural murisin ölümü anında sağ ve mirasa ehil olmak gerekir. Burada koşulun gerçekleştiği anda sağ ve mirasa ehil olmak gerekir.

Gelelim erteleyici koşula bağlı olarak mirasçı atanmış veya vasiyet alacaklısı atanmış kişinin hakkının korunması. Bu hak beklemece bir haktır. Uğraştırıcı bir kavram beklemece hak. Beklemece hakkın korunması gereksinimi ortadır. Korunması bakımından ise yine fevkalade ikamede yer alan güvenceye ilişkin 523’üncü madde kıyasen uygulanmalıdır.

İade ile yükümlü olan kişinin sorumluluğuna gelince. Bu kişi erteleyici koşulda söz konusu malvarlığı değerlerini geçici olarak iktisap eden kişi, erteleyici koşul söz konusu olduğunda. Bozucu koşul olduğunda ise iade ile yükümlü olan kişidir. Bu kişilerin

sorumluluğuna gelince yasakoyucu ne demiş? Kıyasla fevkalade ikamedeki, yani intifadaki düzenleme.

Yükleme

Burada bir mirasçıya ya da bir vasiyet alacaklısına yüklenen bir yükümlülük, mükellefiyet söz konusudur. Yüklemenin konusu ise bir şey yapmak ya da yapmamaktır. O halde karşıt kavramından hangi sonuç çıkarabiliriz? Ne gibi bir edim yüklemenin konusu olamaz? Geriye ne kalıyor? Verme. Verme edimi yüklemenin konusu olamaz. Verme olsaydı mesela altvasiyet söz konusu olurdu, yahut mirasçılar için olsaydı vasiyet borcu olurdu. Verme yükünden söz edilememelidir. Verme yükü başka.

Ancak, burada edimin alacaklısı yoktur. Yani yükleme bir alacak doğurmaz. Sadece yüklemeden yararlanacak, istifade edecek olan kişiler vardı. Bir de yüklemenin ifasını, yerine getirilmesini isteyebilecek kişiler vardır. Amma alacaklı asla yoktur.

Yüklemenin yerine getirilmesini, daha sonra göreceğimiz üzere, her ilgili, her alakadar, hukuken korumaya layık çıkarı olan her kişi talep edebilir. Amma kendisine ifasını talep edemez. Yüklemeden yararlanacak olan kişiler de hukuken korumaya layık bir çıkara sahip oldukları için yüklemenin ifasını isteyebilirler ama yüklemeden doğrudan yararlanmayacak kişiler de isteyebilirler; amma kendilerine ifasını talep edemezler. Sonra örnekleyeceğiz.

Biraz tartışmalı olmakla birlikte meşru olarak bir borcun konusunu oluşturabilen her şey yüklemenin de konusu oluşturabilir. Bu bağlamda şöyle bir sorunla karşılaşıyoruz. Bazılarına göre yüklemenin her halde söz konusu malvarlığı değeriyle bir bağıntısı olması gerekir mi gerekir mi? Bazılarına göre gerekir, bazılarına göre gerekmez. Şu misal verilebilir. Mesela muris pekala bir mirasçısına şöyle bir yükleme yükleyebilir. Terekede bulunması dahi belirli bir nesneyi temin edip filanca kişiye vereceksin. Tedarik vasiyeti. Dikkat edin burada bir verme borcu yüklemenin konusu olamaz dedik. Mirasçının bir verme borcundan söz edemeyiz, yapma borcu var; tedarik borcu var ve hak sahibine teslim edecek. Bu bağıntının zorunluluğu kabul edilmese dahi bazıları der ki, en azından yüklemenin muris ile bir bağıntısı olsun. Muris ile de bir bağıntısı yoksa yüklemenin, sonuç doğurmamalıdır deniliyor.

Yüklemenin kimlere yüklenebileceği kesindir, cevabımız yalındır ve açıktır. Murisin terekesinden malvarlıksal bir avantaj sağlayan kişi veya kişilere yüklenebilir. Mesela hat koleksiyonumu falanca müzeye vasiyet ediyorum, bırakıyorum; amma o da bu koleksiyonumu sürekli olarak sergileyecek. Bir malvarlıksal avantaj var, koleksiyonu elde ediyor. Veya arazimi Ankara Büyükşehir Belediyesine vasiyet ediyorum ama o da şu semte bir çocuk bahçesi yapacaktır, yükleme. Birincisinde de sergileyecektir. Yapma yükümlülükleri. Ya da falanca kurumu, bir derneği mesela, mirasçı atıyorum terekemin şu kadarı için ama o da görme özürlüler için bir vakıf kuracak. Yükleme. Kuracaktır, yapma.

Yükleme maddi içerikli olabileceği gibi manevi içerikli de olabilir. İki kızıma birden vasiyet ediyorum ama onlar da 15 yıl boyunca yalıyı satmayacaklar. Burada bir sorun var mı? Satmayacaklardır kelimesinde sorun var mı? Bu mülkiyet hakkına, AY 35’e ters düşer. Herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir dolayısıyla mülkiyet de tasarrufu içerir. Aynı zamanda mülkiyet hakkı insan hakkı diyorlar, nasılsa, ama öyle deniliyor. Koşula yok sayarak ÖBT ayakta tutulabilir mi, ileride göreceğiz. Yasada hüküm yok ama BK genel hükümlerini, genel geçerlilik koşullarını uygularız. İmkansızlık oluşur diyebiliriz. Öğreti, göreceleştirmiş, nispileştirmiş; demiş ki murisin iradesi bu yönde ise ki bu yönde olduğu karineten kabul edilebilir, yüklemeyi çıkaralım ÖBT’yi geçerli kılalım. Zira daha önce de göreceğimiz üzere geçersiz olan koşul ya da yükleme bağlı olduğu ÖBT’yi de geçersiz kılar. Tapuya tescilde olduğu üzere geçersizlik ÖBT’ye de sirayet eder. Amma öğreti bu hükmü göreceleştirelim, kısmi butlanda olduğu gibi geçersiz olan kısmı çıkarım, murisin varsayımsal iradesi uyarınca hareket edelim. Muris böyle arzu ederdi diyebiliyorsak ki genelde diyebiliriz, geçersiz olan koşul ya da yüklemeyi çıkarmak suretiyle ÖBT’yi ayakta tutabilelim diyorlar. Ama yasa hükmü çok katı.

Şöyle bir yükleme de söz konusu olabilir. Ölümümden sonra mevlüt okunsun. Kırkıncı günde, ellinci günde vs. Mezarımın başında mevlüt okunsun gibi. Şuraya gömüleyim diyebilir.

Yükleme bağımlı olabileceği gibi bağımsız da olabilir. Birinci olasılıkta, yani yükleme bağımlı ise, yükleme bir mirasçı atama veya vasiyet alacaklısı atama işlemine bağlanmıştır. Bu işlemle aynı zamanda yükleme yükümlüsü de gösterilmiş olur. O halde mirasçı atanmışsa, atanan mirasçı yüklemenin yükümlüsüdür. Vasiyet alacaklısı atanmışsa, vasiyet alacaklısı yüklemenin yükümlüsüdür.

Bağımsız ise yükleme, kendi başına bir yükleme söz konusu ise, o takdirde yasal ve iradi mirasçıların tümü yükleme yükümlüsü olarak kabul edilir. Eğer yükleme yükümlüsü yükleme ifa edilmeden önce ya da yükleme tamamen ifa edilmeden önce ölecek olursa yükleme mirasçılarına geçer çünkü maddi nitelikli bir edim söz konusudur. İstisnaları olabilir mi? Olabilir. Yükleme belirli bir kişinin şahsına bağlanmışsa tabiki mirasçılara intikal etmez. Sana şu kadar TL vasiyet edip bırakıyorum, sen de şu kişiye İspanyolca öğreteceksin. Bu yükleme mirasçılara geçmez. İkinci bir istisna söz konusu olabilir mi? ÖBT’lerde miras hukukunda egemen olan murisin iradesi. Eğer muris söz konusu yüklemenin miras yolu ile intikal etmeyeceğini öngörmüşse o takdirde de yükleme miras yoluyla intikal etmez.

Yükleme ile koşulun kıyaslanması, karşılaştırılması

  1. Koşul daima ÖBT’nin tabisi, teferruatı, ikincili mahiyetindedir. Kendi başına bir ÖBT olarak koşul tasavvur edilemez. Yüklemeye gelince, yükleme bağımlı olabileceği gibi bağımsız da olabilir. Başka bir ÖBT’den bağımsız olarak da mevcut olabilir.

Koşula bağlı bir ÖBT söz konusu ise ÖBT’nin hükümleri koşulun gerçekleşmesine bağlıdır. Yükleme ise bağsız koşulsuz sonuç doğurur ve yüklemenin ifa edilmemesi ÖBT’yi geçersiz kılmaz. Bu bakımdan yükleme ile koşul arasında önemli bir fark vardır.

Yüklemenin fiası dediğimiz gibi ÖBT’yi kadük hale getirmez. Ayrıca koşul mahiyeti itibariyle bir ifa davasının, eda davasının konusunu oluşturamaz. Yasadaki düzenlemenin, ifadenin bozuk olduğunu söylemiştik. Amma yükleme bir ifa davasının konusunu oluşturabilir, hatta cebri icranın da konusu olabilir, mümkünse mahiyet itibariyle. Yüklemenin de adi borçtan farkı vardır. Yükleme ifa edilmeyecek olursa yükümlü kişinin kusuru olsa bile ifa yerine geçen tazminat talep edilemez. Alacak yoktur, borçlu yoktur, borç da yoktur.

Somut bir olayda yüklemenin mi yoksa koşulun mu söz konusu olduğunu belirleyebilmek sıkıntı arz edebilir. ÖBT’nin yorumuna ilişkin kurallara başvurmak gerekir. Hocamızın da yoruma ilişkin uzunca bir bildirisi var. Yorum çok ilginç bir konu. Yeni kuramın şu olduğunu ifade edeyim. Yeni kurama göre her yasal düzenleme ve her hukuki işlem yoruma gereksinim duyar. Eski görüşe göre ise geçerli olarak birden fazla anlama gelen hükümler yoruma gereksinim gösterir. Şimdilerde ise kuralların kendi başına anlam ifade etmedikleri, çok soyut oldukları, daima yorumlanmaları gerektiği ve bunun da günden güne bağlamdan bağlama değişebileceği ifade ediliyor. Miras sözleşmesi için güven kuramı uygulanır deniyor ise de yeniler orada da murisin gerçek iradesi kuramını uygulayalım zira miras sözleşmesi de miras ağırlıklıdır, miras hukukuna ilişkindir denilebiliyor. Dolayısıyla koşul mu yükleme mi sorusuyla karşı karşıya kaldığımızda TAMAMEN bir yorum sorusu söz konusu.

Yüklemenin muayyen mal vasiyeti alacağından farkına gelince. Yüklemede bir alacak hakkı yoktur, muayyen mal vasiyetinde alacak/alacaklı/borçlu vardır. Yüklemenin ifa edilmemesi halinde kusur olsa dahi tazminat davası açılamaz, muayyen mal vasiyeti ifa edilmediği takdirde tazminat davası açılabilmelidir. Muayyen mal vasiyeti söz konusu olduğunda sadece muayyen mal vasiyeti alacaklısı bu yönde dava açabilir, talepte bulunabilir. Yükleme söz konusu olduğunda ise her ilgili, her alakadar, hukuken korunacak her çıkarı olan dava açabilir. Amma popüler dava denilen, halk davasını açma davası olanağı var mıdır? Her ilgili açabilir ama herkes dava açamaz. Her ilgili dava açabilir.

Ayrıca vasiyet alacağını da şu yöndek yüklemeden tefrik edebiliriz. Bir kişi kendi çıkarına bir işlemde bulunabiliyor ise o vasiyet alacağıdır. En azından genelde. Yüklemede de kişi kendi çıkarına bir işlemde bulunabilir ama kendine ifa isteyemez. Yüklemeden yararlanacak engelliler misal, talepte bulunabilirler, bunda kendi çıkarları da var ama ifayı kendileri için isteyemez, bize ifa edilsin diyemezler.

Gelelim hayvanlar lehine yapılan ÖBTlere. Bunu da bu bağlamda ele alacağız. Hak öznesi bağlamında ele almıştık, hayvanlar mirasçı ve vasiyet alacaklısı olabilir mi sorusuna bazı ülkeler olumlu cevap veriyor. Çok seviyorlar hayvanlarını, özel mezar yaptırıyorlar. Hayvanların bizim hukukumuza göre birer nesne olduklarını, hukuk öznesi olmadıklarını, dolayısıyla mirasçı olamayacaklarını söylemiştik. Hayvan lehine ÖBT’lere sıkça rastlanıyor dolayısıyla iMK’ya hüküm eklendi. 2003’ten itibaren şöyle bir durum var. Hayvan lehine Ölüme bağlı kazandırmalar hayvanla ilgilenme yönünde bir yükleme olarak kabul edilir. Dolayısıyla muris belirli bir kişiyi işaret etmemişse yüklemenin yükümlüsü yasal ve iradi mirasçılar olacaktır. Hayvana bırakılan eşyaya sahip olmakla

birlikte, bunu hayvan için sarfetme mükellefiyeti söz konusu olacak, kendileri için harcamayacaklar. Bizde böyle bir düzenleme yok amma yasanın sistematiğinden hareket ederek hayvan lehine yapılan kazandırmaların birer yükleme olduğu kabul edilebilmelidir. Tabi ki yükleme hayvan öldüğünde sona erecektir. Bir soru daha var. Hayvan ile gereği ilgilenildiği kim denetleyecek? Ülke ne kadar müreffahsa o ölçüde denetleyebilirsiniz yoksa denetleyemezsiniz.

Yüklemenin hükümleri

Her ilgili yüklemenin ifasını talep edebilir. İlgili sıfatını taşıyabilmek için, daha önce de dediğimiz üzere kişinin hukuken korumaya layık bir çıkar ve menfaatinin bulunması gerekir. Bu menfaat maddi bir menfaat olabileceği gibi manevi bir menfaat da olabilir, ama tamamen dolaylı mahiyette bir menfaat yeterli olamaz. Bu söylediklerimize uygun olarak şu kişilerin her halde ilgili olduğu söylenebilir: (1) Yüklemeden yararlanacak olacak kişiler; engelliler, çocuklar vs. (2) yasal mirasçılar ve yasal mirasçıların da mirasçıları. İradi mirasçılar için aynı şey söylenebilir mi? Çünkü yasal mirasçıların çıkarının bulunması mirasçılık sıfatına bağlı olamaz, olsaydı iradiler için de aynı şey söylenebilir. Buradaki esas hısımlık bağları, iradiler bakımından bu söz konusu değil. Sadece iradi mirasçılık sebebiyle yani bu söz konusu değil. Murise duydukları sevgi saygı, yüklemenin ifasını talep edebilmelerini gerektirir, ama iradi mirasçı oldukları için değil. Aynı mantıkla mirasçı olmasa dahi hısımlar yükleme ifasını isteyebilmeli. Aynı mantıkla murisin dostları da talep edebilmelidirler, ama arkadaşlar için aynı şey söylenmeyebilir.

Vasiyeti yürütüm görevlisi de böyle bir hakka sahiptir hatta daha fazlası söz konusu onun için. Daha fazlası ne olabilir? Hatta bu onun için bir ödevdir, adı üzerinde vasiyeti yürütüm görevlisi; murisin arzularını yerine getirecek. Açmazsa ifa davası yerine getirmemiş olur görevini. Muris ÖBT ile bir vakıf kuruyor ise ve vakıf lehine bir yükleme öngörmüşse vakfın tüzel kişinin organları da yüklemenin ifasını talep edebilmelidir. Tabi vakıf henüz kurulmamışsa bu organ nasıl bir organdır? Geçici organ. Zorunlu tek organı hangisidir vakfın? Yönetim organıdır. Geçici yönetim organı yüklemenin yerine getirilmesini isteyebilir. Vakıf kurulduktan sonra da sürekli bir yönetim organı yüklemenin yerine getirilmesini talep edebilir. Amma yönetim organı dışındaki ihtiyari organlardan herhangi birisi de yüklemenin ifasını talep edebilmelidir. En nihayetide yükleme kamusal bir çıkar arz ediyor ise yetkili devlet makamları da yüklemenin ifasını talep edebilmelidirler.

Dava açıldı, davalı kim olacak peki? Muris, kimin aleyhine bir yükleme öngörmüş ise o kişi veya kişiler davalı sıfatını taşıyacak. Muris hiçbir belirleme yapmamışsa bu hususta yasal ve iradi mirasçıları davalı olacaktır. Yüklemenin yükümlüleri birden fazla ise onlar müteselsilen dayanışmalı olarak yüklemeden sorumlu olacaklardır. İç ilişkide ise kural olarak oransal olarak sorumlu olacaklardır, yani miras paylarıyla oranlı bir biçimde sorumlu olacaklardır. Tabi olarak vasiyeti yürütüm görevlisi de davalı sıfatını açabilir, dava ona karşı da açılabilir.

Davada ispat yükü tabi olarak davacıya düşer. Davacı yüklemenin varlığını ve konusunu ispat yükü altındadır. Ayrıca yüklemenin ifa vaktinin geldiğini, ifa edilebilir bir yüklemenin olduğunu da ispat yükü altındadır. Borçlar hukukundaki ifadeyle, burada borç yok amma muacceliyete benzer bir durum söz konusudur. Bu muacceliyet ne zaman söz konusu olur yüklemede? Cevabımız kısa ve basit. Yüklemenin yükümlüsü olan kişi, malvarlıksal avantajı elde ettiği andan itibaren yüklemenin ifası talep edilebilir. O halde yüklemenin yükümlüsü yasal mirasçılar ise mirası reddetme süresi dolduktan sonra yüklemenin “muaccel” olduğu, ifasının talep edilebilir olduğu söylenebilir. Eğer yüklemenin yükümlüsü iradi mirasçılar ise onlara terekenin zilyetliği geçirildiği andan itibaren yüklemenin yükümlüsü olurlar. Eğer yüklemenin yükümlüsü bir vasiyet alacaklısı ise vasiyet alacağının ifa edildiği andan itibaren kendisi yüklemenin yükümlüsü olur. Dava herhangi bir zamanaşamı süresine tabi midir? Kanunda hüküm yok, zaten yükleme ve koşula ilişkin tek bir madde var. Sorun tartışmalıdır, tartışılabilir. Bir zamanaşımının söz konusu olamayacağını ileri süren hukukçular şöyle bir gerekçe ileri sürerler. Madem ki bir alacağın ifası söz konusu değildir, o halde zamanaşımı da söz konusu olamaz. Eğer bu görüş kabul edilirse davanın zamanaşımına tabi olmaması demek yüklemenin de süresiz olduğunu göstermez. Bu süreyi muris belirlemiş olabilir, muris süreyi açıkça belirlememiş olsa dahi yorum yolu ile süre bulunabilir. Her iki yoldan süre tespit edilemiyor ise yüklemenin yükümlüsü olan kişinin elde ettiği malvarlığı değerleri üzerinde tasarruf ettiği sürece yüklemenin devam ettiği kabul edilebilir. Tasarruf olanağı kalmamışsa yüklemeyi yerine getirme olanağı da kalmamıştır denilebilir. Her halde fevkalade ikamede kabul ettiğimiz 100 yıllık azami süreyi burada da kabul edebiliriz. Bu 100 yıllık süreyi burada da kıyasen uygulayabiliriz.

İfa davasının konusuna gelince. Bu ifa davası daha önce de söylediklerimize uygun olarak kendine özgü bir ifa davasıdır. Nevi şahsına münhasırdır, sui generis bir ifa davasıdır. Bu davanın şu özelliklere sahip olduğu söylenebilir. Dava bir eda davasıdır. Dolayısıyla mahkeme kararı cebri icranın konusunu da oluşturabilir. Mahiyeti itibariyle bir eda davası söz konusu olmakla birlikte yüklemeden yararlanacak olan kişi davayı açmış ise, davayı açtığında ifanın kendisine yapılmasını talep edemez. Altını çizelim. Yüklemeden yararlanan bir kişi dava açmış olsa dahi sadece yüklemenin ifasını talep edebilir, kendisine ifasını talep edemez. Yükleme yükümlüsü yüklemeyi kusurlu olarak dahi ifa etmezse yükleme tazminata dönüşmez. Amma, yüklemeyi ifa edecek olan kişi bu amaçla belirli malvarlığı değerleri elde etmiş ise yükleme ifa edilmediği takdirde sebepsiz zenginleşme davası açılabilir. Yükleme nedeniyle mesela hayvana bakılacak, 600.000TL bırakılmış. Bundan mahrum kalan mirasçılar sebepsiz zenginleşme davası açmak suretiyle mahrum kaldıkları bu 600binTL’yi talep edebilirler. Yükleme yükümlüsü ya da yükümlülerinden. Yüklemenin ifasına yönelik, ifasını talep etmeye yönelik hak, devredilemez; zira bir alacak söz konusu değil ki temliki olsun. Miras yoluyla intikal etmez ve haliyle haczedilemez.

Koşul ve Yüklemelerin Geçersizliği

Gün 2

Koşullar ve yüklemeler hükümsüz olabilir. Bu bağlamda şöyle bir ayrım yapmak yerinde olur. (a) koşullar ve yüklemeler tenkise tabi olabilir. Tuhaf geliyor. Tenkis diyince hatırımıza hesap geliyor amma daha önce de görmüştük ki ta saklı payları incelerken, saklı paylar sahiplerine koşulsuz geçmelidir. Oysa her koşul ve yükleme bir koşul ve bağdır dolayısıyla yalın olarak saklı pay sahiplerinin eline geçmesi söz konusu değildir. Bu bakımdan saklı paylara ilişkin her koşul ve yükleme tenkise tabi tutulabilir. Burada tenkisten maksat söz konusu koşul veya yüklemenin ÖBT’nin dışına çıkarılması, göz önüne alınmamasıdır. Yani koşulsuz ve yüklemesiz olarak saklı pay sahibine teslim edilmelidir. İkinci olasılık, MK515’nin ikinci fıkrası bağlamında koşul veya yükleme geçersiz olabilir. Daha önce görmüştük bunu. MK515/2’ye göre hukuka ve ahlaka aykırı yüklemeler ilişkili bulundukları tasarrufu geçersiz kılar. Hukuka ve ahlaka aykırı yüklemelerin ayrıca 557’ye göre geçersiz olduklarını biliyoruz. Kendileri geçersiz oldukları gibi bu geçersizlik ilişkili bulundukları ÖBT’ye de sirayet eder, onu da geçersiz kılar. Kamu düzenine aykırı olan koşulları da buraya eklemiştik. MK515’in ikinci fıkrasının dışında ayrıca MK557’nci maddesinde düzenlenen ÖBT’lerin genel geçersizlik müeyyidesi de burada söz konusu olabilir. O müeyyidenin iptal edilebilirlik müeyyidesi olduğunu biliyoruz.

Sonuncu olasılık, MK515’in 3’üncü fıkrasında öngörülen olasılıktır. Bu düzenlemeye göre anlamsız, manasız veya yalnız başkalarını rahatsız edici (taciz) nitelikte olan koşul ve yüklemeler yok sayılır. Yani hiç yazılmamış, öngörülmemiş sayılır ÖBT’de. Yokluktan söz edilebileceği gibi kesin geçersizlikten de söz edilebilir. Kesin geçersizlik bildiğimiz gibi ÖBT’lerde istisnai bir durumdur ama mevcuttur. Fakat genel müeyyide MK557’de öngörülen nispi butlan, iptal müeyyidesidir. ÖBT’lerin kesin geçersizliğine MK515/3’te güzel bir örnek vardır. Bunun dışında da kişi bir vasiyetname düzenlemiş, onu yırtmış, amma parçalarını evinde muhafaza etmiş ise böyle bir vasiyetname de kesin olarak geçersizdir. Bunun önemli sonucu nedir? İptali için davaya gerek yoktur. İptal daima bir soru işaretinin bulunduğu durumlarda mevzubahistir. Mahkeme iptal kararı vermeyebilir. Mahkeme hayır ayırtetme gücüne sahip diyebilir misal. Ama verdiğimiz örnekte hiçbir şekilde ikiyebölünmüş vasiyetname geçerli olamaz. Kesin geçersizlik söz konusudur. Burada da hiçbir mahkeme böyle bir koşul veya yüklemenin geçerli olabileceği yönünde bir karar veremez, dolayısıyla mutlak butlan ile batıldır. Yokluk görüşü de savunulabilir ama oraya gitmeye gerek yok. Hukukta biçimsel mantık bazen geçersizdir. Yok sayılır deniyor ya, yokluk genellikle işlemin HİÇ olmadığını ifade eder, ama burada başta geçerli sonra geçersiz oluyor. Öngörülmüş ama mesela yırtılma ile geçersizleşmiş. Yokluk değil kesin hükümsüzlük demek lazım. Yokluk daima söz konusu hukuki işlemin kurucu ögelerinden, inşai unsurlarından biri ya da birkaçının hiç mevcut olmaması halinde söz konusudur.

Öğreti 515’inci maddenin ikinci fıkrasını göreceleştirdi, nispileştirdi. Şöyle ki, muris geçersizliği bilse idi söz konusu koşul ya da yükleme olmaksızın ÖBT’yi düzenlerdi diyebiliyor isek, varsayımsal iradesine yönelip, o zaman ÖBT’yi geçersiz olan koşul ya

da yükleme olmaksızın ayakta tutmalıyız diyor. Dayanak favor testemanti, ÖBT’yi ayakta tutmak yönünde yorum yapmak.

MK515/3 için niye aynı şeyi söylemiyoruz da sadece ikinci fıkra için böyle bir kelam ettik? Çünkü orada manasız olurdu. Anlamsız ya da taciz edici olduğunu ve geçersiz olacağını bilseydi muris bunlar olmaksızın ÖBT’yi ayakta tutardı mantığını ileri süremeyiz, mantıksız olduğunu muris zaten biliyor. Anlamsız ya da taciz edici koşula örnek. Mesela ölümden sonra 3 ay boyunca kadın kılığında gezeceksin diyor.

Geçirsiz koşul ya da yükleme ÖTB’ye sirayet eder dedik. Bu geçersizlik iptal davası yolu ile ileri sürülebilir ve defi yoluyla da her zaman ileri sürülebilir. Hukuka aykırı koşullarla yüklemeleri geçiyorum, geri kaldık bu şubede. Neler olduğunu tahmin edebilirsiniz. Genel adaba ahlaka aykırı yüklemeleri tahmin edebilirsiniz. Genelde, bilhassa eşler bakımından evlenmeme koşuluna rastlıyoruz. Konuşmuştuk, geçiyoruz.

Bu bağlamda muris söz konusu mirasçının ya da vasiyet alacaklısının iktisadi özgürlüğünü, iktisadi varlığını da aşırı ölçüde sınırlayamamalı ya da tamamen yok edememelidir. Mesela bu bağlamda ne gibi bir koşul söz konusu olabilir? Mesela sıkça rastlandığı üzere, satmama biçiminde bir yükleme söz konusu olabilir. Amma kişinin zaten başka bir malvarlığı yoktur. O taşınmazın bedeline de ihtiyacı vardır. Böyle bir durumda böyle bir yükleme o kişinin iktisadi varlığının ortadan kaldırılması ya da önemli ölçüde kısıtlanması olacağı için geçersizlik söz konusu. Ama karşılıklılık içeren koşullar geçerli sayılabilmektedir. Şöyle ki ben seni mirasçı atıyorum, sen de beni mirasçı atarsan. Bu geçerlidir. Beni mirasçı ataman koşuluyla ben de seni mirasçı atıyorum. Ya da yine cezalandırıcı koşullar da geçerli sayılmaktadır. Şöyle ki, şu mirasçım ya da vasiyet alacaklısı vasiyetnamemin iptali için dava açacak olursa kendisine bıraktığım malvarlığı değerinden ya da mirasçılık sıfatından yoksun kalacaktır. Ama tabiki burada da bir sınır var. Her vakit dava açmasını engelleyebilir mi muris bu yolla? Engelleyemez. Eğer ölüme bağlı tasarruf bizzatihi başka bir sebeple, misal biçim eksikliği gibi, buna dava açarsan mirastan mahrum kalırsın şartı geçersiz olmalıdır. Tartışmalı bir durumda dava açarsan bu kazandırıcı işlemden mahrum kalacaksın koşulu geçerli olmalıdır.

Olanaksız olan koşul ve yüklemeye gelince… Mesela muris belirli bir mirasçısına belirli bir malvarlığı değeri vasiyet etmiştir. Koşul olarak da avukatlık ruhsatlık alması koşulunu öngörmüştür. Söz konusu mirasçı murisin ölümünden sonra ruhsatını almadan ölecek olursa koşulun gerçekleşmesi imkansız olduğu için koşul geçersiz olacaktır. Koşul gibi yükleme söz konusu olduğunda da murisin varsayımsal iradesini her zaman araştırmalıyız. Eğer diyebilirsek ki muris geçersizliği bilse idi ÖBT’yi sözkonusu geçersiz koşul ya da yükleme olmaksızın da yapardı diyebiliyor isek, geçersiz olan koşul ya da yükleme olmaksızın ÖBT’yi favor testemanti ilkesi uyarınca ayakta tutabiliriz. Bu bir yorum sorunudur. ÖBT’lerde yorum favor testemanti vardır. ÖBT’yi ayakta tutacak şekildeki yorum tercih edilmelidir. Peki bu sonuca hangi yasal düzenlemeleri uygulayarak varabiliriz? MK515/3ü uygulamak suretiyle buraya gelebilir. Orada kesin geçersiz sayıyoruz ya, burada da bu düzenlemeyi uygulamak suretiyle sözkonusu geçersiz koşul ve yükleme olmaksızın kıyasen uygulama ile buna ulaşıyoruz.

Miras Sözleşmesi

Asistanımız Derya Hanımın doktora tezi konusu. Miras sözleşmesine ilişkin kanuni düzenlemeler biraz dağınık. Onları toparlamamız gerekiyor. Kimileri bir yerde kimileri başka yerde. İnsan şaşırabilir. (a), MK527 vd… (b) MK545 vd… (c) MK572 vd….

Madde 527-Mirasbırakan, miras sözleşmesiyle mirasını veya belirli malını sözleşme yaptığı kimseye ya da üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girebilir.

Mirasbırakan, malvarlığında eskisi gibi serbestçe tasarruf edebilir; ancak, miras sözleşmesindeki yükümlülüğü ile bağdaşmayan ölüme bağlı tasarruflarına veya bağışlamalarına itiraz edilebilir.

Madde 545- Miras sözleşmesinin geçerli olması için resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir.

Sözleşmenin tarafları, arzularını resmî memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar.

Madde 572-Mirasbırakan, sağlığında bütün malvarlığını miras sözleşmesiyle atadığı mirasçıya devretmişse, bu mirasçı resmî defter düzenlenmesini isteyebilir.

Mirasbırakan, malvarlığının tamamını devretmemişse veya tamamını devrettikten sonra yeni mallar edinmişse; miras sözleşmesi, aksine bir kural içermedikçe, yalnız sağlıkta devredilmiş olan malları kapsar.

Mirasbırakanın sağlığında malvarlığını devretmesi hâlinde, miras sözleşmesinde başka türlü bir kural yoksa, miras sözleşmesinden doğan hak ve borçlar atanmış mirasçının mirasçılarına geçer.

MK527 vd’daki düzenlemeler miras sözleşmesinin muhtevasına dairdir. MK545vd’deki düzenlemeler ise miras sözleşmesinin biçimine, şekline ilişkindirler. MK 572 vd’daki düzenlemeler ise miras sözleşmesi ile bağıntılı davalara ilişkindirler. Bunların dışında da MK’nın miras kitabına ilişkin düzenlemeler arasında şurada burada arizi olarak, yani ikincil mshiyette olmak üzere miras sözleşmesinden söz edilmektedir. Ayrıca TBK’da da miras sözleşmesini ilgilendiren önemli hükümler vardır. TBK’da özel iki düzenleme söz konusu. Bunlardan bir tanesi borçlar kanununun 611’inci maddesi ki ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin. Diğeri ise TBK’nın daha önce de sözünü ettiğimiz koşullu bağışlamaya ilişkin 290’ıncı maddesidir.

(BK) MADDE 611- Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.

Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır.

TBK611’e göre ölünceye kadar bakma sözleşmesi bakım borçlusunun, bakım alacaklısına ölünceye kadar bakıp gözetmesini gerektirir. Bakım alacaklısı ise bir malvarlığını yahut bazı malvarlığı değerlerini ona devretme yükümlülüğünü taşır. İkinci fıkra mühim. Bakım borçlusu, mesela hastane huzurevi, mirasçı atanmış ise ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır.612’ye göre ise de ölünceye kadar bakma sözleşmesi mirasçı atanmasını içermesi bile, yani vasiyet alacaklısı atanmış olsa bile, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz. Veya bunların dışında 612/2’ye göre de devlet tarafından yapılıyorsa geçerliliği için yazılı şekil geçerlidir deniyor.

Madde 290- Çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğmuş ve ana da bu arada yeniden evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılır.

Bu karine çürütülürse ilk evlilikteki koca baba sayılır.

MK290’a gelelim. Eleştirmiştik. Bağışlama koşula bağlanarak yapılabilir. Yerine getirilmesi bağışlayanın ölümüne bağlı olan bağışlamalara vasiyete ilişkin hükümler uygulanır. Nasıl eleştirmiştik? Bağışlama bir sözleşmedir, iki yanlı bir işlemdir. Dolayısıyla tek yanlı bir hukuki işlem olan vasiyetnameye ilişkin olan hükümler bağışlamada asla uygulanamaz. İfade yanlıştır. Biraz önce okuduğumuz 611’e göre olduğu gibi miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanmalıdır. Bu ne anlama gelir? Ehliyet, şekil, geçerlilik bakımından miras sözleşmesi hükümleri geçerli olacaktır. Miras sözleşmesinin kendisine has bir şekli yok. Şekli neydi? Resmi vasiyetnamenin biçimidir. Öyleyse ölünceye kadar bakma sözleşmesinde de kişi mirasçı atanmışsa şekil resmi vasiyetnamenin şeklidir. Söz konusu bağışlamada da şekil resmi vasiyetnamenin şekli olmalıdır.

Miras sözleşmesinde amaç ne olabilir? (1) Muris terekesiyle ilintili olarak borçlandırıcı, sonuç doğuran bir hukuki işlem yapmaktadır. Bunda ne fayadsı var diye sorabilir. Neden özgürlüğünü kısıtlıyor? Cevap ne olacak? Başka mirasçılar bakımından böyle bir sözleşme onun işine gelebilir. İyi de bir miras sözleşmesinde bulundum bununla bağlıyım diyebilir. İstesem de yapamam ki, olsa dükkan sizin diyebilir. (2) yasal bir mirasçı söz konusu olduğunda özellikle saklı paylı mirasçı söz konusu olduğunda onun bu yoldan mirastan feragat etmesini sağlayabiliriz. (3) Muris bu yolla acele paraya mala müle gereksinimi olan olası mirasçılarının bu sorunlarını çözebilir, ivazlı bir mirastan feragat ile. (3) Ayrıca muris geleceğe yönelik olarak terekesini planlayabilir. Muris bu yolla bilseler dahi ama bilemeyecek olsalar dahi mirasçıların yasal miras paylarını teyit

edebilir. Avukattan öğrenir, buna şu kadar şuna şu kadar bıraktım diyebilir. Hal böyleyken miras açıldığında kuşkuya yer kalmaz. (4) Ayrıca muris sözleşme ile mirasını tarza bağlayabilir, koşullar veya yüklemeler öngörmek suretiyle onları biçimlendirebilir. Bu bağlamda özellikle taksim kuralları öngörebilir.

Miras Sözleşmesinin Türleri

Belli başlı türlerden söz ediyorduk. En çok bilinen iki türü. Olumlu miras sözleşmesi, pozitif, müspet. Diğeri ise olumsuz miras sözleşmesi. Olumlusunda kişi mirasçı atanırken, olumsuzunda ise mirastan feragat ederken.

Vasiyet alacağı sözleşmesi, miras sözleşmesinin konusu vasiyet alacaklısı atanmak da olabilir. Miras sözleşmesi ile vasiyet alacaklısı atanmış ise bu bağlayıcıdır. Vasiyetname ile atarsa ölene kadar bundan dönebilir, bunu değiştirebilir.

Miras sözleşmesinin konusu bir yüklemeden de ibaret olabilir.

Genelde rastlanan 4 tip bunlar. Bunların dışında miras sözleşmesi koşula bağlanabilir. Sözleşmenin kendisi yüklemelere bağlanabilir. Miras sözleşmesinde ikameli tasarruflar öngörülebilir. Miras sözleşmesinde paylaştırma kuralları öngörülebilir, denkleştirmeye ilişkin düzenlemeler, bağışık tutma ya da denkleştirme emri yer alabilir. Miras sözleşmesinde tenkisteki sıraya ilişkin düzenlemeler de yer alabilir, çok önemli. Kanundaki sıra emredici değildir, çok önemli. Burada bir sorun var. Acaba son sırada yer alan kazandırmalar bakımından da muris tasarruf özgürlüğüne sahip midir? Yani kamu yararına tabi kazandırmalar. Acaba bu emredici midir? Hocaya göre emredici değildir, hatta yersizdir ve anlamsız, anayasaya aykırıdır.

Her sözleşmede olduğu üzere taraflar bir yahut birkaç kişiden olabilir. Miras sözleşmesinde taraflardan birisi ÖBT’de bulunabilir, diğeri ise ÖBT’de bulunmayabilir. Zaten ikisi de ÖBT’de bulunmuyorsa miras sözleşmesi olmaz. Birisi ÖBT’de bulunacak, diğer taraf da ÖBT’de bulunabilir. Bu ÖBT’ler birbirine bağlı da kılınabilir. Ben seni mirasçı atıyorum, sen de beni mirasçı atarsan gibi. Özellikle eşler böyle yapabilirler, yaparlar. İki taraf da ÖBT’de bulunduğunda bu ÖBT’ler birbirine bağlı kılınabileceği gibi bağımsız da kılınabilir. Yani sen benim lehime yaparsan, seninki geçerliyse benimki de geçerli olacaktır gibi. Bağımsız ise biri geçerli olabilirken biri geçersiz olabilecektir.

Bazı yazarlar şöyle bir görüş ileri dürmektedirler. Dar anlamda miras sözleşmesi söz konusu olduğunda yani olumlu yahut olumsuz miras sözleşmesi söz konusu olduğunda atama yahut feragat sözleşmesi söz konusu olduğunda böyle bir sözleşmenin borçlar hukukuyla hiçbir ilişkisi yoktur. Böyle bir sözleşmede ne muris ne de karşı sözleşen bir edim ifa etme taahhüdünde bulunmazlar. Mirasçı atıyor ama bu bir edim taahhütü değil. Olumlu miras sözleşmesinde, eğer ivazsız ise, karşı taraf kabul etmek ile yetiniyor. Olumsuz miras sözleşmesinde ise muris kabul etmek ile yetiniyor. Bu arada belirtmek lazım, miras sözleşmesinde sözleşmeden yararlanan kişinin ille de karşı taraf olması gerekmez. Miras sözleşmesiyle üçüncü bir kişi de faydalandırılabilir, üçüncü bir kişi lehine de miras sözleşmesi yapılabilir. Mesela muris A ile bir sözleşme yapar,

sözleşmede B vasiyet alacaklısı ya da mirasçı olarak atanır, buna bir engel yoktur. Miras sözleşmesi ivazlı olabileceği gibi ivazsız da olabilir. Miras sözleşmesi ivazlı olduğunda şöyle bir sorun ortaya çıkıyor. Acaba böyle miras sözleşmesi sinallagmatik midir değil midir. Sinallagmatik olunca buna dair BK genel hükümleri, bilhassa ödemezlik defi ve temerrüt hükümleri söz konusu olacaktır. O zaman edimlerden biri diğerinin hukuki nedenini, causa’sını oluşturur. Hukuki neden yokluğunda ise nedensiz zenginleşme söz konusudur. Cevap verelim. Geleneksel görüşe göre hayır, yeni öğretiye göre evet.

Miras sözleşmesinde sağlararası edimler de öngörülebilir. O takdirde sağlararası edimler bakımından borçlar kanunu hükümleri uygulanmalıdır. Ölüme bağlı tasarruf yönünden ise miras hukuku hükümleri uygulanmalıdır.

Miras sözleşmesi edimlerinden birisi ölüme bağlı diğeri sağlararası olsa dahi arasındaki bağıntı sebebiyle bazıları sinallagmatiği de savunuyor, birinin tam veya kısmi hükümsüzlüğü diğerinin de hükümsüzlüğüne neden olabilir. Tabiki iki tarafa da borç yükleyen sözleşmelerde edimlerden birisi geçersiz ise diğeri nasıl geçerli olabilir ki?

Gelelim daha önce de sözünü ettiğimiz özel bir düzenlemeye. Ölünceye kadar bakma sözleşmesine. Daha önce de söylediğimiz gibi bu sözleşmede bakım yükümlüsü mirasçı atanmış ise, ama sadece mirasçı atanmış ise, sözleşme miras sözleşmesinin şekline tabidir o da resmi vasiyetnamenin şekline tabidir.

Gelelim ehliyeti

Miras sözleşmesinde ehliyet

Hızlı geçiyoruz birinci zümreden geri kalmamak için. Ölüme bağlı tasarrufta bulunan kişi tam ehliyetli olmalıdır, karşı tarafın ise tam ehliyeti gerekir. Ancak önemli bir husus var sabah söylememiştim. Miras sözleşmesinde, tabi ÖBT’de bulunan kişi tam ehliyetli olmalı dedik ama tam ehliyetin koşullarından olan ayırtetme gücü vasiyetnameye göre miras sözleşmesinde daha katı biçimde değerlendirilmelidir. Vasiyetnamelerde ayırtetme gücünün varlığı daha müsamahakar değerlendirilmeli, miras sözleşmesinde ise iki taraf olduğu için daha sert değerlendirilmelidir. Yani ayırtetme gücünün varlığı kolay kolay kabul edilmemelidir.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

HAFTA 9

Gün 1

Olumlu miras sözleşmesi söz konusu ise ehliyet bakımından sorun yoktur. Ancak miras sözleşmesi olumsuz ise yani mirastan feragat sözleşmesi söz konusu ise ortaya şu sorun çıkar: ölüme bağlı tasarrufta bulunan bir taraf var mıdır?

Bu soruya göre 3 görüş ortaya çıkar.

    1. Mirastan feragat eden kişi ölüme bağlı tasarrufta bulunmaktadır. Ancak muris ölüme bağlı tasarrufta bulunmamaktadır. Örneğin sağlararası bir edim vaadinde bulunmaktadır.
    2. Muris yine de bir ölüme bağlı bir tasarrufta bulunmaktadır. Çünkü şöyle ya da böyle terekesine ilişkin bir işlem söz konusudur.
    3. Karşılıklı bir mirastan ıskat söz konusudur. Dolayısıyla her iki taraf için de ölüme bağlı tasarrufun varlığından söz edilmektedir.

Bir tasarrufun ölüme bağlı mı sağlararası mı bir işlem olduğu sorusunun yanıtı biçim bakımından, ehliyet bakımından, yorum bakımından, irade sakatlıkları bakımından, tenkisteki sıra bakımından önemlidir.

Miras sözleşmesi de tüm ölüme bağlı tasarruflar gibi murisin ölüm anından itibaren hüküm doğurur. Dolayısıyla miras sözleşmesi muris hayattayken yapılmakla birlikte hukuki sonuçlarını murisin ölüm anından itibaren doğuracaktır. Fakat miras sözleşmesine rağmen, muris ölüm anına kadar mal varlığı üzerinde serbestçe tasarruf edebilir. Miras sözleşmesi ile bağdaşmayan kısımlarına ancak murisin ölümünden sonra karşı çıkılabilir, itiraz edilebilir. Miras sözleşmesi ile bağdaşmayan bu kısımlar tenkis davası ile tenkise tabi tutulabilir.

Bir hukuki işlemin murisin ölümü anında sonuç doğurması nedeniyle bir işlemi ölüme bağlı tasarruf saymak doğru değildir. Örneğin murisin ölümüne bağlı bağışlar bakımından olduğu gibi. Bu koşula bağlı bağışlamadır. Miras sözleşmesi hükümleri uygulanır. Ancak bu sağlararası bir tasarruftur.

Bir tasarrufun sağlararası mı ölüme bağlı mı olduğunu belirleyebilmek için miras sözleşmesi ve tek yanlı olmayan hukuki işlemelerde tarafların iradesinden yola çıkılmalıdır. Söz konusu hukuki işlem taahhütte bulunanın şahsını ilgilendiriyorsa sağlararası bir hukuki işlemdir. Ama böyle değil de işlem onun terekesini ilgilendiriyorsa ölüme bağlı bir hukuki işlemdir.

Olumsuz miras sözleşmesi için bu uygulanırsa, muris için ölüme bağlı tasarrufken feragat eden için bahsedilen 3 görüş vardır.

Ayrıca bir başka ölçütü de öneren hukukçular vardır o da şudur: eğer hukuki işlem

muris değil de karşı sözleşenin hukuki işlemin hüküm doğuracağı anda hayatta olmasına bağlı ise ölüme bağlı bir işlemdir. Daha sonra göreceğimiz üzere, eğer murisin ölümünde karşı sözleşen hayatta değil ise miras sözleşmesi genel olarak hüküm doğuramaz.

Özellikle şu işlemler sağlararası hukuki işlemlerdir: 1- Satım sözleşmeleri

  1. Alım ve önalım hakkı sözleşmeleri
  2. Vekalet verenin ölümünden sonra sonuç doğurması için verilen vekalet (hüküm doğuracağı an müvekkilin ölüm anıdır ancak işlemin kendisi sağlararası bir işlemdir.)

Satım konusu olan nesne veya hak satıcının ölümünden sonra el değiştirecek ve satım bedeli de o andan itibaren ödenecek olsa dahi bu hukuki işlemler sağlararası hukuki işlemlerdir. Ayrıca alım ve ön alım hakkı satıcının ölümünden sonra kullanılacak olsa dahi bu hukuki işlemler sağlararası hukuki işlemlerdir. Sorunun ortaya çıkma nedeni, belirli bir kişinin ölüm anından itibaren hukuki işlemin sonuç doğurması kararlaştırıldığı için ortaya çıkar. (Tıpkı ifası bağışlayanın ölümüne bağlı olan bağışlamada olduğu gibi.) Satılan şeyin el değiştirmesi, alım hakkının kullanılması, ön alım hakkının kullanılması zamanı murisin öldüğü zamandır. Ancak bu durum o hukuki işlemleri ölüme bağlı hukuki işlemler kılmaz.

Vekalet verenin ölümünden sonra sonuç doğurmak üzere verilen vekalet de sağlararası bir işlemdir. Hüküm doğuracağı an müvekkilin ölüm anıdır ama işlemin kendisi sağlararası bir işlemdir. Uygulamada bu bağlamda örnek olarak müşterek hesap verilebilir. (Ancak bankalar biri öldükten sonra hesabı vergi gibi çeşitli sebeplerle bloke ediyor. Bizde ölümden sonra veraset ve intikal vergisinin ödenmesi gerekir ödenmeden bankadan para çekebilme olanağı yoktur.)

Not: Veraset ve intikal vergisi için beyannameyi doldurabilmek adına kişinin tüm mal varlığını beyannameye yazması gerekir. Bunun için bankalardan da bilgi edinilebilir. Aksi halde mirasçı vergi kaçırmış sayılır. Küçük bir miktar ile vergiden muafiyetin altında kalabilir veya üstünde olup veraset ve intikal vergisi vermesi gerekebilir. Veraset ve intikal vergisi ile çok küçük terekeler hariç her terekeden devlet pay alır. Veraset ve intikal vergisini öngören belge ibraz edilmedikçe para çekilemez. Veraset ve intikal vergisi murisin ya da terekenin borcu değildir. Mirasçıların borcudur. Devlet bunu mirasçılardan mirasçı olduğu için tahsil eder. kişisel bir borç söz konusudur.

Ölümden sonra hüküm doğurmak üzere bir vekalet ya da temsil yetkisi verilmiş ise, kural olarak mirasçılar böyle bir vekalet veya yetkilendirme ile bağlıdırlar.

Kurtulabilmeleri yalnızca oy birliği ile mümkündür. Buraya kadar sözü edilen vekaletname sağlığında verilmiş ve murisin ölümünden sonra da devam edecektir.

Bundan başka murisin ölüm anından itibaren hüküm doğurmak üzere vekalet verilmiş olabilir. Ancak bu ölüme bağlı bir hukuki işlemdir.

  1. Borç ikrarı söz konusu ise ama borç ikrarına dayanan alacağın ödenmesi muacceliyeti borçlunun ölüm anından itibaren mümkün olacaksa bu işlem yine sağlararası bir hukuki işlemdir.

Miras paylarına mahsuben yapılan kazandırmalar, sağlararası birer hukuki işlemdir.

  1. Mal rejimi sözleşmelerinde, özellikle katılma alacağı oranını değiştiren anlaşmaların sağlararası mı ölüme bağlı olacağı tartışmalıdır. Bu durum, tenkiste sıra ve geçerlilik koşullarının saptanması bakımından önemlidir.

Taraflar eşlerden birini imtiyazlı hale getirmek için böyle bir sözleşme yaptılarsa, muvazaalı bir sözleşme söz konusu ise sağlararası bir işlem söz konusudur denir. (Amacı paylaşım oranını değiştirmek değil eşi kayırmaktır.) Bu ifası murisin ölümüne bağlanmış olan bağışlamadır. Bu da sağlararası bir hukuki işlemdir.

  1. Bir şirket sözleşmesi var ve ortaklardan birinin ölümü halinde şirketin devam edeceği ön görülmüş ise böyle bir işlem de sağlararası bir hukuki işlemdir.
  2. Hukuki işlem ölüme bağlı hukuki işlemin biçim koşullarına uygun değil ise geçersiz olması gerekirken bir karine karşımıza çıkar: mümkün ise hukuki işlemi ayakta tutabilecek şekilde yorum yapma yolu tercih edilir ve hukuki işlem geçerli hale getirilir. Böyle bir durumda tahvil/ dönüştürme yapılır ve geçersiz ölüme bağlı işlem, geçerli sağlararası işleme dönüştürülür.

Miras Sözleşmesinin Sınırları:

  1. Sınırlı sayı ilkesi benimsenmiştir.

1)Miras sözleşmesi ile mirasçı atama- olumlu miras sözleşmesi 2)Mirastan feragat- olumsuz miras sözleşmesi

3)Vasiyet alacağı 4)İkameli tasarruflar 5)Koşul

6)Paylaştırma kuralları 7)Denkleştirmeye ilişkin emirler 8)Tenkiste sıraya ilişkin hükümler 9)Önceki ölüme bağlı tasarruftan dönme 10)Vakıf kurulması

11)Kat mülkiyeti tesisi

İçerik bakımından miras sözleşmesi sınırlı sayı ilkesine tabi olduğundan muris ve karşı sözleşen bu şeyin dışına çıkmayacakları için biraz can sıkıcı bir durum söz konudur. Bu can sıkıcı durumu taraflar koşul ya da yükleme kurumlarından yararlanarak hafifletebilirler.

  1. Genel sınırlardan kaynaklanan sınırlamalar

İçerik yönünden bir başka sınırlama da genel sınırlamadan kaynaklanmaktadır. Bu TBK madde 27’de yer alan hususlardır.

Örneğin saklı payı ihlal eden miras sözleşmesi hukuka aykırıdır.

Miras sözleşmesi ister olumlu olsun ister olumsuz içinde bulunduğu ölüme bağlı tasarruf geçeriz ise o da geçerizdir. Örneğin resmi vasiyetnamenin biçimine uymamış ise.

Miras sözleşmesi de vasiyetname gibi kesin geçersizlik ile geçersiz olabilir. (mutlak butlan) Ancak bunların sayıları azdır. Bu konuda ölüme bağlı tasarruf için (gerek vasiyetname gerek miras sözleşmesi) yasada hüküm yoktur. Uç mahiyetteki iptal nedenleri kesin geçersizliğe yol açmaktadır. Kesin bir ölçüt verilemez denir. Örneğin, taraflardan birinin ya da her ikisinin de irade açıklaması yoksa, fiziksel cebir-zorlama varsa, miras sözleşmesi tahrip edilmişse, ölüme bağlı tasarrufta bulunma iradesinin yokluğu-muvazaa varsa, muris ölüme bağlı tasarrufta bulunma yönündeki iradesinin bir başkası tarafından belirlenmesini ya da tamamlanmasını öngörmüş ise, ölüme bağlı tasarrufta bulunma iradesi koşula bağlanmış ise miras sözleşmesi kesin olarak geçersiz sayılabilir (ancak karıştırılmamalıdır ki karşılıklı olarak miras sözleşmesinde birbirlerini yaralanan olarak gösterebilirler, mirasçı ya da atayabilirler.), irade sakatlığı çok vahim ise, ölüme bağlı tasarruf imkansız ise, mirastan mahrum olan kişi lehine miras sözleşmesi yapılırsa, mirasçı ya da vasiyet alacaklısı olmayan biri lehine yapılmış ise), ölüme bağlı tasarruf sınırlı sayı ilkesine aykırı ise, biçim eksikliği vahim ise (sözlü vasiyetnamede tanıkların ne kendisi kaleme almış ne de mahkemece kaleme alınmışsa).

Kesin geçersizlik halinde iptal davası açılması gerekmez. Sonradan şifa kazanamaz. Yalnızca hakkın kötüye kullanılması kavramı ile önüne geçilebilir. Ek: Bazılarına göre hakkın kötüye kullanılması emredici iken bazılarına göre değildir. Hakimin MK 2’yi re’sen göz önüne alınması onu emredici yapmaz.

Ölüme bağlı tasarruflar bakımından favor negoti = hukuki işlem =miras sözleşmesinin geçerliliği hakkında kuşku halinde ayakta tutacak biçimde yorum yapmak gerekir. Bir ölüme bağlı tasarrufun geçersizliğine karar verilse dahi tahvil/ dönüştürme yoluyla geçerli olabilme imkanı varsa hukuki işlem ayakta tutulur. Burada önemli olan taraflar hukuki işlemin geçersizliğini bilselerdi tahvil ettiğimiz hukuki işlemi yaparlardı şeklinde bir farazi irade yürütebiliyorsak tahvil kabul edilir. Tipik örnek olarak, miras sözleşmesi yapan muris 15 yaşını doldurmuş ancak ergin değilse, miras sözleşmesi ile resmi vasiyetnamenin geçerlilik şartları aynı olduğu için bu geçerli bir resmi vasiyetnameye dönüştürülebilir.

Miras Sözleşmesinden Dönülemezlik:

Vasiyetname tek yanlı bir hukuki işlem iken miras sözleşmesi tek taraflı olmayan ve bağlayıcı nitelik taşıyan bir sözleşme olduğundan kural olarak tek yanlı olarak dönülemez.

Miras sözleşmesinden önce yapılan ve miras sözleşmesi ile bağdaşmayan vasiyetnamelerin iptali talep edilebilir, geçersizliği ileri sürülebilir.

Miras sözleşmesinden sonra muris, miras sözleşmesine aykırı biçimde serbestçe vasiyetname düzenleyemez. Ancak mal varlığı üzerinde serbestçe tasarruf etmeye devam eder. Zaten böyle bir işlem yine MK 2’ye ters düşerdi. Sonra yapılan vasiyetnamenin geçersiz olacağı ileri sürülebilir.

Taraflar aralarında anlaşmak suretiyle miras sözleşmesini ortadan kaldırabilir yani tamamen veya kısmen dönebilir ya da değiştirebilirler. (Buna ikale denir.)

Gün 2

Taraflar miras sözleşmesinde sözleşmenin nasıl ortadan kaldırılabileceğine ilişkin hükümler koymuş olabilir.

İkale imkanı murisin ölümü ile sona erer. Miras sözleşmesi ile mirasçı atanan veya vasiyet alacaklısı atanan kişi muristen önce ölürse sözleşme hiçbir hukuki işleme gerek kalmaksızın kendiliğinden son bulur.

Muris bir mirastan nedeni karşı sözleşenin şahsında gerçekleşmiş ise miras sözleşmesini tek yanlı olarak ortadan kaldırabilir, ondan dönebilir. Baskın öğretiye göre bu imkan yalnızca olumlu miras sözleşmesinde söz konusudur. Olumsuz miras sözleşmesinde buna gerek yoktur.

Iskata ilişkin madde 510’da öngörülen nedenler burada da geçerlidir. Ancak, miras sözleşmesinde madde 546/2’de, madde 510’dan farklı bir ifade söz konusudur. Tartışmalı…

Ademi ifa nedeniyle sözleşmenin sona erdirilmesi: mk. m. 547

Miras sözleşmesi gereğince sağlararası edimleri istemeye hakları bulunan taraf muris veya karşı taraftır. Bu edimlerin sözleşmeye aykırı ifa edilmesi ya da ifa edilmemesi halinde veya güvenceye bağlanmaması halinde borçlar hukuku uyarınca sözleşmeden dönülebilir.

Alacaklının veya karşı sözleşenin alacaklı sıfatıyla sözleşmeden vazgeçmesi yönündeki irade açıklaması yenilik doğuran bir hakkın kullanılması mahiyetindedir. Bu karşı tarafa ulaşması gereken bir irade beyanıdır, koşula bağlanamaz, bir defa kullanılabilir.

Miras sözleşmesi bağlayıcı olmakla birlikte miras sözleşmesi ile mirasçı ya da vasiyet alacaklısı atanan kişi bunları reddedebilmelidir. Ancak bir ivaz ödemiş ise, mirası ret halinde bu ivazı geri alabilir.

Koşula veya vadeye bağlı miras sözleşmesi bunlar hukuka veya genele ahlaka aykırı değil ise.

Çok sayıda nedenle miras sözleşmesinin geçersizliği iler sürülebilir: 1- irade sakatlıkları

    1. hukuka aykırılık
    2. kamu düzenine aykırılık 4- genel ahlaka aykırılık
  1. kişilik haklarına
  2. biçim eksikliği
  3. ehliyetsizlik

Miras sözleşmesinde de kesin geçersizlik nedenleri nadir olmakla birlikte vardır. Örneğin miras sözleşmesi noter önünde yapılmamış ve miras sözleşmesi değiştirilmişse, tarafların irade açıklamaları yokken var gibi gösterilirse.

Kesin geçersizlik hallerinde tedbirli davranmak için iptal davası açılmalıdır. Mk m. 502 ve devamı, Mk m.531 ve devamı

Bu iptal davaları mirasçıların açabilecekleri iptal davalarıdır. Yasada murisin açabileceği iptal davası için bir düzenleme yoktur. Buna karşın baskın öğreti böyle bir hakkı tanır. Yani, muris hayattayken iptal nedeni bulunması halinde iptal davası açabilir denilmektedir.

Miras sözleşmelerinde irade sakatlığında borçlar genel hükümlerin mi ölüme bağlı tasarrufun hükümlerinin uygulanacağı tartışmalıdır. Ölüme bağlı tasarruflarda saik hatası daha geniş değerlendiriyordu.

İrade sakatlığı halinde sözleşmenin iptalinin biçimi de tartışmalıdır. Bazılarına göre irade sakatlığı ile geçersiz olan miras sözleşmesi, ölüme bağlı tasarruflardan birinin biçimine uyarak iptal edilmelidir. diğer bir görüşe göre Karşı sözleşene bir bildirimde bulunması gerekir. Üçüncü bir görüşe göre ölüme bağlı tasarrufların iptaline ilişkin dava açılmalıdır.

İptal davası madde 504 hükümlerine tabidir ve buna göre 1 yıllık zamanaşımı söz konusudur.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

Olumlu miras sözleşmesi

Madde 527-Mirasbırakan, miras sözleşmesiyle mirasını veya belirli malını sözleşme yaptığı kimseye ya da üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girebilir.

Konuya ilişkin 527. maddenin anlatımı çok sınırlayıcıdır. Sadece vasiyetnameyle yapılcak olan işlemler yapılamaz. Olumlu miras sözleşmesiyle bir mükellefiyet de öngörülebilir ya da tek yanlı öbt olmayan diğer bir öbt de öngörülebilir. Diğer yandan TMK 527 de miras bırakanın yükümlülük altına girdiği söyleniyor. Böyle bir şey asla söz konusu değildir. Niçin? Yükümlülük ne demek taahhüt yani borçlandırıcı işlem. Bu bir taahhüt anlaşması değil ki. Taahhüdün yerine getirilmemesi halinde yapılacaklar da farklı. Murisin ölümünde hukuki sonuç doğuruyor. Bu bir öbt.□Bu sözleşmeyle muris bir mirascılık sıfatı oluşturur. Murisin ölümüne kadar karşı sözleşen hakka sahip değildir.□Mirascı atanan karşı sözleşen ve 3. kişi beklemece hakka sahip Bu beklemece hak murisin ölümüyle tam hakka dönüşür. Muris hayattayken sözleşmeden dolayı hakları sınırlanmaz. Mal varlığı üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir. Karşı sözleşen güvence talep edemeyeceği gibi tespit davası da açamaz. 3. kişi ( hayattayken yaptığı işlemin karşı tarafı) kötü niyetli dahi olsa işlem geçerlidir. Murisin ölümünden sonra karşı sözleşen murisin sözleşmeyle çelişen öbt lerine ve bağışlamalarına itiraz edebilir. Davayı bunlardan yararlanan kişiye yöneltmelidir. Sağlar arası ivazlı işlemlere itiraz edilemez. Sadece karma bağışlama söz konusuysa onun bağışlama yönüne itiraz edilebilir. O andan itibaren B hakları tanınırsa taksim davası açılabilir. Mirascı gibi mirası reddedebilir. Mirascılardan alacağın ifasını talep edebilir.□Karşı sözleşenin kendini güvenceye alması için sözleşmeyi yaparken sözleşmeye önlemler konulmasını talep eebilir. Şerh talep edebilir mesela.□Miras sözleşmesi sayısı birden fazlaysa önceki miras sözleşmesinin tabi üstünlüğü var. Yani sonraki miras sözl önceki miras sözleşmesiyle bagdaşmadığı ölçüde hükmüsüzdür. Aksi kararlaştırılabilir.□Miras sözleşmesinden sonra yapılcak olan öbt lere itiraz dava açıldığında tenkis davasına ilişkin hükümlerle dava açmasıdır.□TMK 571 Öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl her halukarda 10 yıl. Olağan hediyeler herhangi bir tenkise konu oluşturmaz.□Miras sözleşmesinde hangileri aleyhine dava açılabilir. Bir görüşe göre miras sözleşmesinden sonra yapılan tüm bağışlamalar aleyhine dava açılabilir. Diğer bir görüşe göre sadece hakkın kötüye kullanılması oluşturan bağışlamalara itiraz ediilebilir. Bu ikinci tür bağışlamaların hakkın kötüye kullanılması niteliğndeki bağışlamalardan farkı ne ola ki

Hakkın kötüye kullanılması baskasına zarar verme kastıyla yapılan hukuki işlemlere daha geniş kapsamlıdır.□Miras sözleşmesinde karşı taraf sözleşen mirascı atanmışsa muris döncek olursa aKıbet ne olmalı?

* Bu tasarruf geçerlidir. Diyen var. * Bu nesne vasiyet alacağı konusunu oluşturan bir nesne sözl olarak bir baskasına devredilemez. Ama bu görüşü savunanların da hangi koşullar altında Ozaman bedeli talep edebilir. 2. koşulsa miras sözleşmesiyle vasiyet alacaklısı atanan nesnenin ferdiyle muayyen olması gerkir ki devir işleminin geçersiz sayalım□Cinsiyle muayyense vasiyet alacaklsı atanan kimseye ifa mümkün old için böyle bir hukuki işleme itiraz etmenin manası yoktur Her ne olursa olsun sıradan hediyelere itiraz edilemez. Bu zaten miras sözleşmesinin genel ölçütlerinden biri□İtiraz edildi tenkisteki duruma benzer bir durum söz konusudur. Söz konusu devirden yararlanan kişi malik kalmaya devam eder. Söz konusu şeyden yararlanan kişi iyiniyetliyse murisin ölümü gününde elinde kalanı iadeyle yükümlü olur. Tamamını elden çıkarmışsa herhangi iade yükümü altında olamayacaktır.

2) Olumsuz miras sözleşmesi Mirastan feragat sözleşmesi□Yasaya göre muris gelecekteki olası mirascılarından biriyle ivazlı ya da ivazsız olarak feragat sözleşmesi yapabilir. Bu sözleşmeyle feragat eden mirascı mirascılık sıfatını yitirir. Önemli sorunlardan biri sözleşmenin feragat edenin alt soyu bakımından etkili olup olmayacağı sorunudur. Bizim 528 e göreyse durum farklıdır.

Eğer bu kural olmasaydı halefiyeti uygulayabilirdik. Mirastan iki kez pay veremeyiz aynı köke o yüzden ivazlı olduğunda bir daha verilmemeli diye düşünüyor kanun koyucu. Hoca diyor ki bence ivazsız da olsa pay verilmemeliydi çünkü annesi babası almasa da kendisi alacak .

Mirastan feragat sözleşmesi tam olabileceği gibi kısmi de olabilir. Görünüşte muris öbt de bulunuyor çünkü onun terekesi. Ama bazıları diyor ki olumsuz miras sözleşmesinde karşı sözleşen öbt de bulunur.□Mirastan feragat sözleşmesi: Saklı paylı mirasçıyla yapılmışsa anlam taşır. Eğer öyle değilse

Madde 528 -Mirasbırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir.□Feragat eden, mirasçılık sıfatını kaybeder.□Bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.

– –

murisin böyle bir sözleşmeye ihtiyacı yoktur. Miras sözleşmesinin konuus bir vasiyet alacağı da olabilir. Paylaştırma kuralı gibi bir vazgeçme de olabilir. İvazlı miras sözleşmesinin alt soyu da etkilediği kabul edilmektedir. Ancak alt soyun sözleşmeye katılması gerekmez. Olumsuz miras sözleşmesi bir ivaz vaaadinde bulunmuşsa ve ivaz sağlararası ödenecekse bu edim borçlar hukuku ve ayni haklar kurallarına tabidir.□Karşı edim bir ölüme bağlı tasarruf da olabilir. Belirlenen çözüm kesindir. Ne muris ne karşı sözleşen ek bir istemde bulunamaz.

Feragat eden miras payından tamamen feragat etmişse mirascılık sıfatını kazanamaz. Kısmen feragat etmişse mirascılık sıfatını kazanır. Feragat sözleşmesi genel nedenlerden dolayı geçersiz olabilir. Böyle bir şey söz konusu olduğunda iptal davası açılabilir mi bakılır iptal davası açılamadığı durumda Borçlar hukuku genel hükümlere gidilebilir.

Olumsuz miras sözleşmesi de vadeye ve koşula bağlanabilir. Mirasın açıldığı vakit koşul gerçekleşmemişse bu durumda sorunu fevkalade ikame kurumuna basvurarak çözeriz. Feragat eden kişi durum ve koşullara göre önmirascı sıfatını taşır. Olumsuz miras sözleşmesinde miras sözleşmesine ilişkin genel kurallar uygulanır.

Miras sözleşmesinin hükümden düşmesi: Yasa gereği ex lege bir sona erme Miras sözleşmesi belirli bir kişi ya da kişiler lehine yapılabilir. Bu kişiler mirascı olamazsa mirastan feragat yasa gereği düşer. Mademki o mirasçı olamıyor feragat düşmelidir. Sözleşmede feragatin belirli bir kişi lehine yapıldığı belirtilmediyse en yakın ortak kökün alt soyu lehine yapılmış sayılır. Burada amaç ilk sırada mirascı olacak kişilerin mirascılarını sağlamaktır. Bu yüzden sağ kalan eş de burada değerlendirilir.□Bir sorun daha var ivazlı feragat söz konusu ivazlı feragat herkesi etkiler dedik peki ivaz alt soyun eline geçmediyse de etkiler mi? Her iki görüş de mevcut□Bazı mirascılar lehine feragat koşula bağlılık gösterir mi? Evet, Bozucu koşul vardır. Aslında tarafların bozucu bir feragat düzenleyebilmeleri mümkündür yasa koyucu neden yasada zikretmiş? Tarafların ihmal etmeleri halinde yasa koyucu devreye giriyor.

ALACAKLILARIN HAKLARI:

Tereke alacaklıların hakları:

Burada zenginleşme anını nasıl tespit edicez sorunu var. Sorun tartışmalı.□Mirasçılar tereke borçlarından mirasçılar topluluğu ortadan kalktıktan sonra beş yıl daha sorumludur.

Miras sözleşmesinin biçimi şekli : Resmi vasiyetnamenin biçimine tabidir.

Madde 530- Mirasın açılması anında tereke, borçları karşılayamıyorsa ve borçlar mirasçılar tarafından da◻ödenmiyorsa, feragat eden ve mirasçıları, alacaklılara karşı feragat için ölümünden önceki beş yıl içinde mirasbırakandan almış oldukları karşılıktan, mirasın açılması anındaki zenginleşmeleri tutarında sorumludurlar.

Sözleşenler iradelerini aynı anda açıklamalıdırlar. Ara verilmeksizin hukuki işlem yapılmalıdır. Ayrıca sözleşenler sözleşmeyi iki tanığın önünde imzalamalıdırlar. Sona erme yolları: 1) İkale□2) Miras sözleşmesini yapan muris, mirasçı sözleşme yapıldıktan sonra mirastan ıskat nedenlerinden birini işleyecek olursa tek yanlı iptal edebilir.Burada bir sorun var. Bu bağlamda mirasçıya karşı işlenen eylemden söz ediliyor yakınlarından söz edilmiyor. Nasıl yorumlamalıyız? Aynen yorum mu genişletici yorum mu ? Burada genişletici yorum yapmalıyız zira boşluk var. Yasa koyucu bunu bilerek ve isteyerek mi dışlayıcı yorum yapmış. Yasa yapılırken ki gerekçeye görüşmelere bakılabilir. İsviçre medeni kanunun gerekçeleri hala Türkçeye tercüme edilmemiş. Burada bir sözleşme olduğundan ıskattaki kadar geniş tutulmamış denilebilir.

– Ayrıca taraflardan biri miras sözleşmesinde sağlar arası edim

taahüdünde bulunmuşsa ve bu sağlar arası edimi ifa etmeyecek olursa

ya da edimin ifası güvenceye bağlanmayacak olursa borçlar hukuku

kurallarına göre taraflardan her biri dönebilir.

VASİYETİ TENFİZ MEMURU ATANMASI:
  • Maddi anlamda öbt dir.
  • Tek yanlı öbtdir.
  • Miras sözleşmesinde de yer alsa tek yanlı öbt oluşturur. Bağlayıcı değildir. İstediği zaman □muris değiştirebilir. Görevi murisin ölüme bağlı son arzularını gerçekleştirmektir.
  • Fiil ehliyetine sahip olmalıdır.
  • Görevinden resmen haberdar edilmelidir. Kabul edip etmediğini bildirmek için 15 günlük süresi var. Susma kabul anlamına gelir. Ayrıca vasiyeti yürütüm görevlisi hakkaniyete uygun bir ücrete hak kazanır. Bu ücret tereke borcudur. Biliyoruz ki kural olarak terekeyi mirascılar yönetir. Bu yönetim güçlük arz ettiği için yasada bir olanak öngörülmüştür. Mirascılar aralarında anlasarak bir tereke mümessili atayabilir. Aralarında anlaşamazlarsa hakim bir mümessil atar. Muris mirascıların aralarında anlaşamayacaklarını yahut terekesinin iyi yönetilemeyeceğini düşünerek bu işi yapabilecek birini vasiyeti tenfiz memuru atar. Bu bir güven ilişkisidir. Kanunda denmektedir ki vasiyeti yürütüm görevlisi sanki sadece vasiyeti yürütmekle görevliymiş gibi. Ancak miras sözleşmesini ve yasal mirasçılıkla ilgili paylaşımları da yapar terekenin yönetimin ele alır ve sonlandırır. Muris durum ve koşullara göre birden fazla vasiyeti yürütüm görevlsi de atayabilir. İkame burada da söz konusu olabilir. Vasiyeti yürütüm görevlisi atarken murisin ille de ismen ve soy ismini belirtmesi şart değildir. Ancak belirlenebilir olmalı. Mirasçılar itiraz edip görevden alınmasını isteyebilir. Hakim onu görevden alır. Vasyeti yürütüm görevlisi atanması işlemi kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hukuki işlem olduğu için muris bu

kişinin belirlenmesini 3. kişilere bırakamaz. Yürütüm görevlisi atama işlemi süreyle sınırlanabilir ya da koşula bağlanabilir. Mesela mirascılarım filanca tarihe kadar anlaşamazlarsa vasiyeti yürütüm görevlisi atıyorum. Bozucu koşula da bağlayabilir.

Vasiyeti Yürütüm Görevi

Vasiyeti yürütüm görevi sui generis bir kurumdur. Vekalete ilişkin düzenlemeler kıyasen uygulanmaktadır. Vekalete ilişkin düzenlemelerden bazıları uygulanamaz. Örneğin; mirasçılar vasiyeti yürütüm görevlisine(VYG) talimat veremezler; oysa müvekkil vekile talimat verebilir. Yine mirasçılar VYGnin görevine son veremezler; oysa müvekkil vekilin görevine son verebilir, onu azledebilir. VYGnin özen borcuna gelince vekalete ilişkin hükümler bu bağlamda da uygulanabilir. Bu düzenlemelere göre vekil vekaleti özenle yerine getirmelidir. Özenin derecesi VYG söz konusu olduğunda ne olmalıdır? Bazı ölçütler var. Bunlardan birisi genel bir ölçüt olan bonus pater familias ölçütüdür, ortalama bir insan ölçütüdür. Bir diğeri kişinin kendi işlerinde gösterdiği özen ölçütü. Bu

ikinci ölçüt burada uygulanamaz. VYG en azından iyi bir aile babasının göstereceği ortalama özen göstererek sorumluluktan kurtulabilir.

Kimler VYG olarak atanabilir?

Gerçek kişiler

Tüzel kişiler: örneğin bir banka.

Durum ve koşullara göre VYG yabancı bir ülkede ikamet eden bir kişi de olabilir. Bu pek anlamlı gelmeyebilir ama özellikle tereke malları yabancı ülkede bulunuyor ise o zaman Türkiye’de ikamet eden VYG yanı sıra bir de yabancı ülkede ikamet eden VYG atanması yerinde bir çözümdür.

VYGnin fiil ehliyetine sahip olması gerekir ama ne var ki görevi kabul ettiği vakit (farzı misal daha önce ergin değilse ama görevi kabul ettiği vakit ergin olmuşşsa) aeg sahip ve kısıtlı değilse fiil ehliyetine sahip olacağı için bu göreve atanabilir.

VGY bu görevi ifa edebilmesi için özel bazı bilgilere sahip olması gerekmez. İlerde görevini ifa edemezse mirasçıların istemi üzerine mahkemece görevinden alınabilir. Eğer atanan VYGnin çıkarları tereke çıkarları ile bağdaşmıyor ise o takdirde miraçılardan her biri bu atama işlemine itiraz edebilir. Bu çıkar çatışması, atamadan sonra da ortaya çıkabilir. Ancak bu görevden almanın söz konusu olabilmesi için çıkar çatışmasının önemli ve çözümsüz olması gerekir. VYG tenfiz memuru sayısı birden fazla da olabilir. Böyle bir durumda VYGleri değişik biçimde iş görebilirler.

Aralarında uzmanlık alanlarına göre görev taksimi yaparlar. Hepsi birlikte hareket eder.

Bu bağlamda öğreti tarafından geliştirilen kurallar şöyle belirlenebilir; En azından önemli kararların oy birliği ile alınması gerekir.

Aralarındaki görev taksimi kesin belirgin değilse; uzmanlık alanlarına göre taksimin

yapıldığı karineten kabul edilmelidir. Ama tabi ki aralarında görev taksimini kendileri kararlaştırabilir.

Yetki konusunda anlaşılamazsa mahkeme sorunu çözer. Belirli hallerde her bir VYG tek başına hareket edebilir.

VYGleri aralarında mirasçılık topluluğı gibi bir topluluk oluşturur mu? Evet. Bu topluluk tüzel kişiliğe sahip midir? Hayır.

Miras murisin son yerleşim yerinde açılır ve vasiyetnameler de bu son yerleşim yeri mahkemesince açılır, ilgililer davet edilir ve içeriği bildirilir. Böyle bir durumda mahkeme hakimi VYGni de davet etmeli ve vasiyetnamenin bir kopyasını da kendisine tebliğ etmelidir. Mahkeme hakimi durumdan VYG ni resen haberdar etmelidir. VYG

görevi kabul etmek istemiyor ise bunu 15 gün içinde mahkemeye bildirmelidir. Susma kabul anlamına gelir. Bildirim hiçbir biçime tabi değildir. Vasiyeti yürütüm görevinin kabul edilmesi zorunlu değildir. Farklı çözümleri de vardır. Vasilik, vasi olarak atanan kişiler kabul etmek zorundalar. Daha önce sadece erkekler için böyle bir kabul zorunluluğu vardı 1926 tarihli Medeni Kanunda. 2002 tarihli MK ile birlikte kadınlar için de bu zorunluluk öngörüldü. (Pozitif ayrımcılık nedeniyle Anayasa Mahkemesine götürülmemiştir 2002ye kadar.)

Vasiyeti yürütüm görevinin başlaması, VYG nin görevi kabul ettiğini mahkemeye bildirdiği andan ititberen söz konusudur. Bu andan itibaren VYGnin yetkileri ve ödevleri söz konusu olmaya başlar. Ama VYGnin yetkileri ve görevleri oldukça sorunsal. Zaten kurum biraz karmaşık ev daha önceki MK da çok az düzenleme var. VYG mahkemece kendisine bildirim yapılmadan önce diğer yollardan atamadan haberdar olmuşsa ve buna dayanarak bazı hukuli işlemler yamış ise daha sonra resmen görevlendirildiğinin bildirilmesinden sonra görevi kabul ederse yaptığı işlemler geçmişe dönük olarak geçerli kabul edilir. (ex-tunc etki) Görevi kabul edince VYG mahkemeden kendisine görevini belgeleyen bir belge verilmesini talep edebilir. VYG nin isminin tapu siciline yazılmasında da yarar vardır; yapabileceği işlemleri kolaylaştırır. Bu yazımın türü nedir? Tapu siciline taşınmazlar, şerh, beyan, tescil, terkin kaydedilir. Bu bir beyandır. Beyan bildirmeye yöneliktir. Beyan 3. Kişilerin iyi niyetini koruyor. Aile konutu bağlamında da deniyor ki yasada aile konutu üzerinde hak saibi olmayan eş tapu siciline bunun şerh edilmesini talep edebilir. Aslında bu şerh olamaz. Beyan olmalıdır. Çünkü zaten tasarruf tahdidi var. Ayrıca beyan olmasa da hukuki işlem geçersiz çünkü emredici hüküm. Ne deniyor; açık rızası olmadan hiçbir tasarruf işleminde bulunamaz. Bu üçüncü kişiler bakımından önemli.

Resmi yönetimin koşulları oluşmuş ise mahkeme terekenin resmen yönetilmesine karar verir. Eğer VYG atanmışsa resmi yönetim göretim VYG ne verilmelidir. Aynı şekilde terekenin resmen tasfiyesine karar verilmişse bu görev de VYGne tevdi edilebilir eğer gereken nitelikleri taşıyor ise. Bu göreve devam ettiği sürece VYGnin VY görevleri askıya alınır. Tasfiyeden sonra artı bir değer ortaya çıkarsa görevleri yeniden doğar. Bir VYG atanmış ise terekye asla bir mümessil atanazöaz. Mirasçılar murisin ölümüyle birlikte elbirliği mirasçılar topluluğ oluştuturlar. Bu yapı hantal bir yapı olduğ için mirasçılar kendi aralarından birini ya da üçünvü bir kişiyi tereke mümessili olarak atayabilirler demiştik. Anlaşmazlık halinde hakim atayabilri. Bir VYG atanmışsa ayrıca terekeye bir mümessil asla atanamaz. VYGnin görevinin süresi bakımından yasada azami bir sınır yoktur. VYGni atayan muris bu konuda hiçbir sınırlama öngörmeyebilir ya da azami bir sınırlama öngörebilir. Ama her iki halde de bu tasarrufların mirasçıların haklarıyla bağdaşması gerekir. Kişilik haklarının ihlalini bir yana bırakacak olursak miras hukuku düzleminde saklı payların ihlali gündeme gelebilri. Böyle bir tasarruf saklı payları ihlal edebilir. O nedenle tasarrufun ortadan kaldırılması için saklı paylı her mirasçı “tenkis davası” açabilir. O halde süresiz atama ya da azami ama uzun süreli bir atama sadece tasarruf oranı bakımından söz konusu olabilir. Her halukarda tabi ki VYGnin görevi ölümüyle sona erer. Ayrıca VYGnin ödevi aegnü sürekli olarak yitirmesiyle de sona erer. Her ne olursa olsun taksim gerçekleştiği andan itibaren de VYGnin görevi son bulur. Ama mirasçılar kendi aralarında taksim yapmama anlaşması

yapmışlar ise ya da mirasçılar topluluğunun uzaltılmasına karar veren bir anlaşma yapılmış ise VYGnin görevi devam eder.

VYG bir suç işlemiş ve mahkum olmuş ise görevi devam eder mi? Kendiliğinden sona ermez ama mahkemenin görevden alması gerekir. Aynı çözüm VYGnin iflası halinde de söz konusudur. Neden? 1. Kendi mallarını yönetememiş terekeyi mi yönetecek. Ehliyetsizlik söz konusu 2. Tereke mallarına göz diker. Kurumun mahiyeti ile bağdaşmaz. O kişi güvene layık görüldüğü ve bu işi becerebilecek ehliyette biri olduğu için atanmıştır.

VYG her vakit görevini bırakabilir. Vekalete ilişkin hükümleri bu bağlamda kıyasen uygulayabiliriz. Tabi bir sınırlama var. Her vakit ayrılabilir ama uygunsuz zamanda ayrılamaz. Bunun için bir gerekçe göstermek zorunda da değildir. Uygunsuz zamanda görevini bırakmış ve tereke bundan zarar görmüşse tazminatla yükümlüdür. Normatif zarar varsa tazminatla yükümlü müdür? Hayır. Mirasçılar oybirliği ile olsa dahi VYGnin görevine son veremezler çünkü onu atayan murisin kendisi. Sadece ehliyetsizlik veya çıkar çatışması halinde görevini kötü yaparsa mahkemeye başvurarak görevinden alınmasını talep edebilirler. Ayrıca mirasçılar ile VYG aralarında anlaşmak suretiyle de VYGnin görevine son veremezler.

VYG hakkaniyete uygun bir ücrete hak kazanır. Bu ücret bir tereke borcudur. Mirasın intikalinden sonra gerçekleşen bir borçtur. Bu borçtan mirasçılar hem tereke mevcudu hem de kendi kişisel mal varlıkları ile sorumludur.

VYG görevini tamamladığında yetkileri de son bulur. Görevini tamamlayınca mirasçıları durumu rapor eder ve terekenin son durumuna ilişkin hesap pusulası “bilanço” sunması gerekir. Her adi alacak gibi, yasada özel bir süre öngörülmediği için, 10 yıl geçmekle VYGnin alacağı zamanaşımına uğrar.

VYG hapis hakkını kullanabilir mi? (Hapis hakkı: Kişinin alacağı var, borçlu olan kişiye ait bazı mallar onun eline geçtiyse ücreti ödenene kadar hapis hakkını kullanabilir o mallar üzerinde. ) Zilyet olan VYG ücreti ödeninceye kadar ücreti ödenene kadar kendi zilyet olduğu mallar üzerinde hapis hakkını kullanabilir.

VYGnin Görevleri&Ödevleri MK 552 vd.

MK 553 Baştan bozuk bir düzenleme. Mirasbırakan neyi kime nasıl taahhüt ediyor? Sulh hakiminin yetki vermesi gibi bir şey söz konusu olmaz. Ayrıca VYGnin yönetme hakkıyla bağdaşmaz. MK 552de terekeyi yönetir diyor. Bu MK 553 ile bağdaşmıyor.

Vasiyeti yürütüm görevlisinin(VYG) atanması ölüme bağlı bir tasarrufta(ÖBT) yer almalıdır. Tek yanlı bir ÖBT söz konusudur ve serbestçe bu tasarruftan geri dönülebilir. Sağlararası bir işlemle VYG atanması hüküm doğurmaz. İşlemin geçerli olabilmesi için vasiyetçinin vasiyetname düzenleme ehliyetine sahip olması gerekir. Ama bu konuda

vasiyetçinin aegnün varlığı konusunda çok titiz davranılmamalıdır. VYG atama işlemi güvene dayalı bir işlemdir. Vasiyetçinin ille de VYG sözcüğünü kullanması gerekmez. İradesinin varlığının tespiti yeterlidir. VYGni ille de ismi ve soyismi ile zikredilmesi gerekmez ama kim olduğunun tespiti gerekir. Örneğin avukatım derse kim olduğu tespit edilebildiği için sorun olmaz. Ya da sürekli iş gördüğüm semt noteri dediyse kim olduğu tespit ediliyorsa sorun olmaz. Yasada VYGnin görevini herhangi bir nedenle ifa edememesi olasılığında onun yerine geçebilecek kişiye ilişkin bir düzenleme yoktur. Örneğin VYG muristen önce öldüğünde ya da sonra öldüğünde, görevi kabul etmediğinde, mirasçıların talebi üzerine görevden alındığında onun yerine kim geçeceği konusunda yasada bir boşluk vardır.

Vasiyetçi muris yeni bir VYG atama işlemini başka kişilere havale edemez zira kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Vasiyetçinin kendisi önlem alabilir. Atadığı kişinin yerine kimin geçeceğini belirleyebilir.

VY görevi bir süreye veya koşula bağlanabilir. Buna göre VYGnin ödevleri farklılık gösterebilir. VYGnin genel olarak yasada belirtilen ödevlerinin dışında hakları ve yetkileri mirasın resmi tasfiyesiyle görevlendirilmiş olan yöneticinin yetkilerine benzetilebilir. VGYnin daha önce tereke malları üzerinde zilyet olması zorunluluğundan bahsetmiştik. Tereke mallarını yönetebilmesi, tasarruf edebilmesi için tereke mallarının zilyedi olması gerekir. Bu zilyetlik feri zilyetliktir. VYGnin göreve başladığı andan itibaren yetkileri tek el yetkilerdir. O andan itibaren tereke malları üzerinde mirasçılar tasarruf edemez. İyi niyetli üçüncü kişilerin haklarını saklı tutmak suretiyle mirasçıların yaptığı tüm hukuki işlemler geçersizdir. Bu bağlamda tapu sicilinde iyi niyetli iktisabın önüne geçmek için VYGnin isminin tapuya beyanlar hanesine yazılmasında yarar vardır. Mirasçılar VYGne tereke mallarını teslimden kaçınırsa VYG zilyetlik koruyan davaları açabilir. Tereke malları üçüncü kişilerin elideyse miras sebebiyle istihkak davası (miras açısından üstün hak sahibi mirasçının üstün olmayan mirasçıya karşı açabileceği dava) açabilir. Örneğin 1. zümreden mirasçı varken 2. Zümre mirasçının elindeyse tereke malı

1. zümre mirasçılarından her biri 2. zümre mirasçılarına karşı miras sebebiyle istihkak davası açabilir.

VYG tereke mallarının haczedilmesi söz konusu ise koşulları varsa haczedilmesine karşı çıkabilir. VYGnin aslında tereke malları üzerinde tasarruf yetkisinin bulunması gerekir. Bu hem yönetimin hem de işin mahiyeti gereğidir. Aksi durumda vasiyet borçlarını ifa edemez, alacakları tahsil edemez, bir taşınmaz vasiyet edilmiş ise tasarruf edemezse vasiyet görevini ifa edemez. MK 552 ile 553 bu yönden aksamaktadır.

VYG vekalete benzemekle birlikte sui generis bir kurumdur.

VYG mahkeme denetimine tabi olmakla birlikte özel hukuktan kaynaklanan bir görevi ifade eder.

Bağımsız olarak iş görülür. Her seferinde hakimden izin almalıdır hükmü (MK553) bağımsızlıkla bağdaşmaz. Maddi anlamda ÖBT olan murisin VYG atama işlemi ile bağdaşmaz; kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. O zaman tereke malları üzerinde hakim tasarruf ediyor demektir böyle bir hakkı yok. Düzenleme yanlıştır.

VYG kendi adına hareket eder. Mirasçılar adına hareket etmez. İşlemlerinin hukuki sonuçları mirasçılar bakımından doğar.

VYG kime benzetebiliriz? İnançlı işlemdeki inanılan kişinin konumuna benzetebiliriz. İnançlı işlemde de inanılan kişi kendi adına hareket eder; bağımsız hareket eder. Daha yakından görevlerini ele alıcak olursak, ilk etapta murisin belirlediği görevleri yerine getirmelidir. Murisin bu tür belirlemeleri yok ise ya da eksil kalıyor ise VYGnin görevlerinin genel bir kapsamının bulunduğu karineten kabul edilir. Yasada yasaklananların dışında veya mahiyeti itiberiyle mümkün olmayanların dışında terekenin taksimine yönelik her türlü görevi her hukuki işlemi yapabilmelidir. Burada en önemli sorun şudur: taksimi gerçekleştirebilir mi? Kural olarak hayır diyoruz. Yasada da taksim taslağını hazırlayacağından söz ediliyor ama bazı İsviçreli hukukçular şöyle diyor bu taksim taslağını mahkemeye sunar. mahkeme kabul ederse taksim taslağını bu taslağı gerçekleştirmesine izin verilmeli deniliyor. Fiilen bir tür taksim söz konusu oluyor. Ama kural olarak ilk bakışta taksimle yükümlü olmadığı gibi taksim yetkisinin de bulunmadığı söyleniyor. Sadece taksim taslağını hazırlayabileceği ifade ediliyor.

Her ne olursa olsun VYG de mirasçıların taksime ilişkin oy birliği ile alacağı kararla bağlıdır. Oy birliği kararlarının önünde hiçbir şey duramaz. Paylaştırma kurallarından da oy birliği ile ayrılabilirler.

VYG görevini ifa ederken tasarruf etmekten ziyade terekenin mevcudunu korumaya gayret etmeli ama iyi yönetimin icabından ise tereke malları üzerinde tasarruf da edebilir.

VYG mahkemeden görevini yerine getirebilmesi için gerekli önlemleri almasını da talep edebilir. Örneğin tereke mallarının mühürlenmesi, envanterinin tutulması vs. Kendisi de böyle bir defter tutmakla yükümlüdür ama mahkemeden talepte bulunursa işi resmileştirir ve sorumlukuktan kurtulabilir. VYG mirasçılara düzenli olarak gereken bilgileri vermekle de yükümlüdür.

MK 552 ve 553 e rağmen VYG temsil yetkisine sahip olduğu gibi yönetme ve tasarruf yetkisine de kesin olarak sahiptir. Taşınmazları devredebilmelidir, taşınırlar üzerindeki haklar üzerinde tasarruf edebilir, yenilik doğuran hakalrı kullanabilir, borçları ödeyebilir vs. Tek sınırı, işleri amaçla sınırlıdır.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

HAFTA 11

Gün 1

Daha önce de değindik ama vasiyeti yürütüm görevlisi tereke mallarını elden çıkarabilir mi, tereke malları üzerinde tasarruf edebilir mi? Daha önce de değinmiştik bu soruna. Bu konuda yeni yasa hükmünde bizi düşündüren, duraksamaya sevk eden maddeler var. 553 okundu.

Madde 553-Mirasbırakan taahhüt etmiş olmadıkça, terekeye dahil malların, vasiyeti yerine getirme görevlisi tarafından devri veya bunlar üzerinde sınırlı aynî haklar kurulması, sulh hâkiminin yetki vermesine bağlıdır. Hâkim, olanak bulunduğu takdirde mirasçıları dinledikten sonra karar verir. Olağan giderleri karşılayacak ölçüdeki tasarruflar için yetki almaya gerek yoktur.

Bu düzenlemenin doğru olamayacağını belirtmiştik aksi takdirde vasiyeti yürütüm görevlisinin eli kolu bağlanır bir şey yapamaz. Bundan kasıt olsa olsa muayyen mal vasiyetleri hususunda olur. Muayyen mal vasiyeti öngörülmüş ise vasiyeti yürütüm görevlisi onları ifa edecek, bunun için de tasarruf yetkisi lazım. Bunun için hakimden yetki alması söz konusu olamaz. Murisin ÖBTsinin icrası için sulh mahkemesinden izin alması gerekir gibi bir sonuç çıkar ki bu abestir.

Bu düzenlemeyi koyarken enine boyuna düşünmemişler, yanlış. Doğrusu, vasiyeti yürütüm görevlisi tabiki tereke malları üzerinde tasarruf edebilir amma amaca uygun olarak tasarruf edebilir. Bir kere tereke mallarını yönetmekle görevli zaten. İyi bir yönetim gereği ise tabiki tasarruf edecek. Dövizin yükseleceğini gördü, dolar alabilir. Bazı taşınmazları satabilir. Böyle bir kısıtlamanın anlamı yok. Amaçla ilgili tasarruflarda bulunabilir. Uzun vadeli yatırımdan kaçınmalıdır zira mirasın taksimi ile bağlı. Ayrıca mirasçılar oybirliği ile herzaman murisin talimatlarını bertaraf edebilecekleri gibi vasiyeti yürütm görevlisinin çalışmalarına da engel olabilirler. İyi bir yönetimin gereği ise bu mallar üzerinde tasarruf edebilir. Vasiyet borçlarının ifası için tasarruf edebilir, iki. Bir sorun kalıyor geriye. Acaba vasiyeti yürütüm görevlisi taksim bağlamındada bu mallar üzerinde tasarrıf edebilir mi? Şöyle ki taksim planını hazırlar yeni düzenlemeye göre. Eski düzenlemeye, iMK’ya göre taksimi yapar.

Taksimi planını hazırlamış olsa ve mahkemeye sunsa mahkemeden de taksim planının onayına ilişkin bir karar alsa, plan onaylansa bu planı icra edemez demek abes bir çözüm olur, plan ne işe yarayacak o zaman? Orada bir sorun var. Taksim planını yapabilir net, ama bunu icra edebilir mi? Burası sıkıntı. Eski düzenlemeye ve iMK’ya göre taksimi de gerçekleştirebilir. Ama şöyle bir sorun var burada. Taksim 3 yoldan gerçekleştirilir.

Taksim sözleşmesi, fiili taksim veya herbirinin açabileceği taksim davası ile. Vasiyeti yürütüm görevlisinin taksimi gerçekleştirmesini bunlardan hangisine sokarız diye düşünülebilir. Hiçbirine sokamayız. Bu açıdan bakıldığı vakit vasiyeti yürütüm görevlisinin taksimi gerçekleştiremeyeceğini kabul gerekir.

Planı hazırlayıp mahkemeden onay alırsa, daha sonra taksimi de gerçekleştirebilmelidir denmektedir. Aslında o taksim planına mirasçıların itiraz etme hakları vardır. İtiraz etmemişlerse taksim planı gerçekleşir. Zira mirasçılar bu halde miras planını kabul etmiştir deniyor.

Hakim vasiyeti yürütüm görevlisininin tasarruf yetkisini kısıtlayabilir. Her bir işlem için izin almasına gerek yok ama gerekiyorsa hakim mirasçıların isteği üzerine vasiyeti yürütüm görevlisinin tasarruf yetkisini kısıtlayabilir. Ayrıca terekenin resmen yönetimine karar verilmişse vasiyeti yürütüm görevlisinin tasarruf yetkisi kendiliğinden sınırlanmış olur. Ayrıca terekenin resmen tasfiyesine karar verilmişse burada da tasarrruf yetkisi kendiliğinden sınırlanmış olur. Ayrıca bir tenkis davası açarsa, yahut ÖBT’nin iptali için dava açılmışsa VYY’nin tasarruf yetkisi kendiliğinden sınırlanmış olur. VYY terekeyi temsil yetkisini ve tasarruf yetkisini aşacak olursa veya kötüye kullanacak olursa BK’nın temsil yetkisinin aşılmasına ve kötüye kullanılmasına ilişkin ahkamın kıyasen icrası gerekir. Kötüniyet dışarıdan anlaşılabilir mahiyette değil ise iyiniyetli üçüncü kişi korunur. O zaman VYG mirasçılara verdiği zararı tazminle yükümlüdür. Bunun istisnaları pektabi sözkonusu olabilir. Mirasçılar sonradan işleme icazet verirlerse işlem geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Aynı şey hakimin vereceği icazetle de mümkündür. Hakim böyle bir onam, icazet verecek olursa işlem, işlem yine baştan itibaren geçerli sayılır.

VYG mirasçıların talimatları ile bağlı değildir, ama olanak ölçüsünde onları da dahil etmelidir ki sorun çıkmasın ya da mümkün olduğunca az sorun çıksın. Sadece bir hal vasiyeti yürütüm görevlisi mirasçıların talimatlarıyla bağlıdır, o da bildiğimiz genel kuralın uygulanması ile ilgilidir, mirasçılar aralarında oybirliğini sağlayarak bir talimat verirlerse VYG haliyle bu talimat ile bağlıdır.

Mal rejimininin tasfiyesi ve VYG’nin ödevi

Biliyoruz ki mal rejiminin tasfiyesi mirasın paylaştırılmasından önce gerçekleştirilmelidir ki miras doğru bir şekilde taksim edilebilsin. Bu olmadan murisin kişisel mallarını ve edinilmiş mallarını bilemeyiz ki mirasını taksim edelim. Biliyoruz ki murisin terekesine

(a) kişisel malları ve (b) toplam edinilmiş malların yarısı dahil oluyor. Diğer yarı ise sağ kalan eşe aittir, terekeye girmeyecektir. Dolayısıyla mirası taksim edebilmemiz, payları bulabilmemiz, tenkis istemlerini sonuçlandırabilmemiz için mutlak suretle mal rejimini tasfiye etmemiz gerekir. Mal rejiminin tasfiyesi anlaşılacağı üzere VYG’nin ödevleri arasında yer almaz, alamaz zira taraf değildir. Burada bir soruna tekrar değineyim. Mal rejiminin tasfiyesinin sağlararası bir işlem mi yoksa Ölüme bağlı bir işlem mi olduğu hususu daha önce de dediğimiz gibi tartışmalı. Bunun önemi tenkiste sıra bakımından ortaya çıkar. Tenkiste ÖBT’ler önce, sağlararası sonra tenkise tabi tutulur. Sağ kalan eş lehine yapılan kazandırmayı sağlarararası işlem sayarsak sonuç farklı, ölüme bağlı

sayarsak sonuç farklı. Bana sağlararası işlem gibi geliyor amma eğer olağan ve dürüst hareket söz konusuysa. Ama öyle değilse, sağ kalan eşi kayırma amacı var ise ÖBT’ye yaklaşıyor gibi. Mesela öleceğini öğreniyor da 1 yıllık süreye de riayet ederek sağ kalan eşin paylaşmadaki oranını arttırıyor, 4/4’ü sağ kalan eşime ait olacaktır diyor. Bu çok önemli de olabilir. Murisin edinilmiş malları fazla, kişisel malları az ise daha önemli. Mal varlıklarını hep sonradan kazandığını düşünün, edinilmiş malları fazla kişisel mallar az. Hal böyleyken bunlar ayrı bir önem taşıyor.

Mal rejiminin tasfiyesi görevleri arasında değildir ama mirasçılar topluluğunu sağ kalan eş karşısında temsil eder. Şimdi MK’da deniyor ki, mal ortaklığı eşler arasındaki mal rejimi, mal ortaklığı ise 281’inci maddeye göre. Madde okundu.

4. Diğer paylaşma kuralları

Madde 281- Diğer hâllerde paylı mülkiyet ve mirasın paylaşılmasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

Hangi bağlamda? Mal ortaklığının tasfiyesi bağlamında. Böyle bir düzenleme edinilmiş mallara katılım düzeninde yer almıyor, amma öğreti diyor ki edinilmiş mallara katılım rejiminde bir düzenleme olmadığı için 281’inci madde yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılım rejiminde de uygulanmalıdır, yani paylaşma gerçekleştirilirken paylı mülkiyet ve mirasın paylaşılmasına ilişkin ahkam kıyasen uygulanmalıdır. Bu bağlamda hayvanlar sıkıntılı. Yeni akımla hayvanlar bakımından ucu açık düzenlemeler geldi. Hayvanata ilişkin özel düzenleme yok ise eşya sayılırlar dendi. Özel düzenlemelerden bir kısmı da mal rejiminin tasfiyesi, boşanma ve ölüm halinde söz konusu oluyor. Hayvanlar, özellikle evcil hayvanlar varsa taksim hükümleri uygulanmıyor, mülkiyet kavramına itibar edilmiyor. Bedelini kim ödemiş olursa olsun hayvana en iyi bakabilecek olan eş tercih ediliyor. Denkleştirmeye de gerek yok. Bu bağlamda da bizde ne yapılabilir diye sorulabilir. Bizde durum karmaşık. Biz nesne dediğimize göre ona göre yapacağız.

Bağlıyoruz. Mal rejimine ilişkin bir davada VYG o halde asla taraf olamaz. Ne davacı olabilir ne de davalı olabilir. Vasiyeti yürütüm görevlisi terekeyi borçlandırabilir mi? Kural olarak hayır. Ama çok istisnai durumlarda terekenin malvarlığının muhafazası için terekeyi borçlandırabilmelidir. VYG ayrıca murisin yürümekte olan işlerini de devam ettirmelidir. Mesela açılmış davalar varsa davalara devam etmelidir, bunları sürdürmelidir. Soru: VYG mirasçılar veya 3’üncü kişiler lehine murisin yaptığı vasiyet borçlarını yerine getirmek için tapu sicilinde tescil isteminde bulunabilir mi? Bizim yasamıza, 553’e göre bu bir tasarruf işlemi yapıldığına göre hakimden izin almalı, ama bu anlamsız dediğimiz gibi. Sonuç itibariyle hakim tescil talebinde bulunmuş olacak. Madem ki VYG vasiyet borçlarını ifa ile yükümlüdür, o halde pektabi tescil talebinde bulunabilmelidir yoksa vasiyet borçlarını ifa edemez, vasiyeti yürütüm görevini ifa edemez. Muris zaten onu bu işleri yapması için atamıştır. Müessesenin mahiyeti ile bağdaşmaz. 552 ve 553 sorunlu bizde.

Şirketlerle ilgili sorunları geçiyoruz, çok uzun. Giremiyoruz oralara. Sadece bireysel işletme söz konusu ise durum nedir buna değinelim. VYG bireysel bir işletmenin

yönetiminde de murise halef olur, yani bireysel işletmeyi devam ettirmekle de görevli olur.

Gelelim vakıf kurma işlemine. Muris Ölüme bağlı tasarrufunda vakıf kurma iradesini dışa vurabilir ama hiçbir şekilde vakıf kurma işleminin kendisini VYG’ne havale edemez zira kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak var. Gereğinde vakıf senedinin tamamlanmasını, eksikliklerin giderilmesini ve tescil talebinde bulunulmasını VYG’den isteyebilir. O bakımdan yetkisi vardır ama doğrudan doğruya kendisi bir vakıf kuramaz. Ehliyet bakımından da yasak işlemler arasındadır zaten. Terekeye malvarlığının bir kısmı yabancı bir ülkede bulunuyor ise VYG yabancı ülkedeki bu malvarlığından da sorumludur. Böyle bir durumda murisin ikinci bir VYG, yabancı ülkedeki mallar için de bir VYG atamasında yarar vardır.

Daha önce de söylediğimiz üzere VYG vasiyet borçlarını yerine getirmekle yükümlüdür bunun için mirasçıların olurunu almak zorunda değildir. Amma neyi beklemelidir? Tedbirli bir VYG neyi beklemelidir? Mirası ret süresinin dolmasını beklemelidir yoksa süre dolmadan ifa edecek olursa ve miras reddedilecek olursa çok karmaşık sorunlar ortaya çıkar, kendisi tazminat ödemeyle yükümlü hale gelebilir.

Ayrıca VYG tedbirli davranacak olursa hangi sürelerin daha dolmasını beklemelidir? İptal davası. Geçersizlik söz konusu olursa niye ifa ettin derler. Tenkis davası keza. Bunları beklemeksizin de hareket edebilir ama hangi koşulla? Genel bir koşulumuz var. Tüm mirasçıların onayını alırsa bunları beklemeden hareket edebilir, başı belaya girmez. Ancak yine de bir sınıra riayet etmek gerekir. Tereke malvarlığına bakacak, vasiyet borçlarına ifayı yeterli görürse ifa edecek, yoksa yine sorumluluğu doğar. Hal böyleyken kim VYG olmak istemez. Hakim denetimi de var, hakimin VYG ücretini bu sebeplerle yüksek tutmasında yarar var.

Muris biliyoruz ki vasiyet alacaklısını muris tayin etmelidir, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımı vardır. Muris gerçek bir kişiyi yahut tüzel bir kişiyi de değil de hak öznesi olmayan bir topluluğu bir amaç doğrultusunda vasiyet alacaklısı atamış ise eşit dağıtılır kişilere. Bu amaç imkansız hale gelirse de o kısım ile vakıf kurulur. Tahvil örneği.

  1. Amaç yoksa kişilere dağıt, (2) amaç varsa kişiler, (3) amaç imkansızsa vakıf, (4) olmadı kuruma

Burada da böyle bir topluluk vasiyet alacaklısı olarak atanmışsa ve topluluğun hak öznesi olamaması durumunda eğer vakfa dönüştürmek de mümkün değilse VYG benzer bir çözüm ile bunu murisin öngördüğü amacı taşıyan bir kuruma vermesinde vasiyet borcunu onlara ifa etmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Bu bağışlama mahiyetinde değil. Murisin son arzusu, favor testemantiyi uyguluyoruz.

VYG vasiyeti ifa görevinin yerine getirmesinin sorunsal olacağı sonucuna varırsa VYG mirasçıların kendi aleyhine dava açmasını önlemek için durumu onlara bildirilebilir ve diyebilir ki hakim önünde belirli bir süre içerisinde itiraz etmediğiniz takdirde vasiyet

borcunu yerine getireceğim. Mirasçılar böyle bir dava açmayacak olurlarsa vasiyet borcunu gönül rahatlığı ile yerine getirebilir. Peki vasiyet borcunun yerine getirilmesi doğru değil ise sonuç ne olur? Mesela böyle bir vasiyet borcu geçerli olarak meydana gelmemiştir? Mirasçılar ifa edilen vasiyet borcunu geri alabilirler ifa edilen kişiden. VYG bakımından sonuç ne olur? Artık sorumluluğu söz konusu olmaz.

Vasiyetnamenin Yorumu

Yorum çok önemlidir. Bizde boşluk çok yok, yorum çok önemli. Yeni görüşe göre her yasal düzenleme yoruma muhtaç. Eski görüşe göre sadece duraksamaya yer verecek hükümler yoruma muhtaçken yeni görüşe göre her cümle yoruma muhtaç.

VYG vasiyetnameyi veya vasiyetnameleri geçerli olacak bir biçimde yorumlama yetkisine sahip değildir. Muris de onu buna zorlayamaz. Uygulamada vyg’nin rolü sık olarak tanık rolüne indirgenmektedir. Vasiyetnamenin kaleme alınmasına, tabi orada bulunmaksızın yoksa geçersizlik söz konusu olabilir, hazırlık aşamasında veya daha sonra tanık olmuştur dolayısıyla ahkamın yorumlanması hususunda tanık sıfatıyla rol oynayabilir deniliyor.

Vasiyeti yürütüm görevlisi görev ve ödevlerini delegasyon yoluyla bir başkasına devredebilir. Delegasyon hukukumuzda pek işlenmemiştir. Ana baba velayeti ifa ederken de delagasyona başvururlar denebilir. Bu bağlamda TBK’nın vekalete ilişkin hükümlerini kıyasen uygulamak düşünülebilir. Böyle bir uygulama kabul de edilir amma sıkı koşullar öngörülür. Şöyle ki, (1) delegasyon kısmi olmalıdır. Tam bir delegasyon söz konusu olursa aslında ikinci bir vasiyeti yürütüm görevlisi atanmış olur. Bu da murisin son arzusuyla ve ÖBT’lerin kişiye sıkı sıkıya bağlı niteliği ile bağdaşmaz. (2) VYG’nin uzman olmadığı, beceremediği alanlarda böyle bir delegasyona izin verilmelidir.

VYG’nin mirasçıları bilgilendirme ödevi ve hesap

VYG, mirasçıları kapsamlı olarak vasiyet alacaklılarında sınırlı olarak tereke yönetiminden haberdar etmeli, bilgilendirmelidir. Bunu (A) kendiliğinden yapabileceği gibi (B) istem üzerine de yapabilir. Vasiyeti yürütüm görevlisinin faaliyeti mesleki sır saklama ödevi ile sınırlandırılmış mıdır? Sınırlandığı kabul edilmiyor. VYG’nin vasiyet alacaklılarını ve murisi bilgilendirmesi hiçbir şekilde biçime tabi değildir ancak uygunsuz bir zamanda yapılmamalıdır. Bazen yazılı bilgilendirmeden evvel sözlü bilgilendirme yoluna da başvurulabilir ya da gerekli evrâkın tetkiki sağlanmak suretiyle de böyle bir bilgilendirme gerçekleştirilebilir.

Taksim hazırlıkları, taksim ve hesap

Kanunumuzdaki yeni hükme göre VYG, mirası taksim planı hazırlayabilir. eMK ve iMK’ya göre taksimi de gerçekleştirebilir. Bütün bilgileri topladıktan sonra VYG bir taksim taslağı, planı hazırlar. Bunu hazırlarken öncelikle murisin ölüme bağlı son arzularını göz önünde tutmalıdır. Özellikle paylaştırma kurallarını, muris tarafından belirlenen paylaştırma kurallarını hesaba katmalıdır. Ayrıca yasal paylaştırma kurallarını

hesaba katmalıdır. Mirasçıların arzularını göz önüne almalıdır. Bu bağlamda VYG’nin rolünün mahkemede taksim davası açıldığında hakimin rolüne tıpatıp benzediği söylenebilir. Tabi böyle bir şey bir VYG atanmamışsa söz konusu olabilir. Taksim davası açıldığında da hakim bir taksim planı hazırlar, ama hakim de VYG de mirasçıların oybirliği ile aldıkları kararlarla bağlıdır. Zaten oybirliği ile karar almak suretiyle mirasçılar murisin paylaştırma kurallarından da ayrılabilirler. Neden? Zira murisin ölümüyle beraber hak ve mal sahibi olmuşlardır amma bireysel hak sahipliği söz konusu değildir, elbirliği ile hak sahipliği söz konusudur ama mirasçılar topluluğu bir tüzel kişi değildir. Elbirliği ile maliklik söz konusu olduğu için elbirliği ile, oybirliği ile başka bir şeye karar verebilirler. İçlerinden birisi aksi yönde oy kullanırsa taksime ve bireysel mal sahipliğine geçene kadar bir şey yapamazlar. Vasiyeti yürütüm görevlisi bir mirası taksim planı hazırlamadan önce bir taksim davası açılabilmesi mümkün değildir. Taksim davasının her zaman açılabileceğini söyledik ama bir VYG atanmışsa sınırlama var. VYG böyle bir taslağı hazırlamadan evvel bir taksim davası açılamaz. VYG bu taslağı hazırlayınca mirasçılara onaylamaları için takdim eder. Onaylamanın yazılı yapılması gerekir. Eğer aksine izin verilmiş olsaydı ne olurdu? Neden böyle bir çözüm öngörülmüş? Aksine izin verilmiş olsaydı mirasçılar taksim davası açarak vasiyeti yürütüm görevlisini bertaraf edebilirlerdi. Ne yönetebilirdi, ne murisin arzularını yerine getirebilirdi ne de plan yapabilirdi. Murisin VYG atama yönündeki son arzusuna ihanet edilmiş olurdu.

VYG taksim planı hazırladığı gibi bir taksim sözleşmesi de hazırlayabilir. Taksim sözleşmesi yazılı biçime tabidir. Sözleşmeyi tabiki o yapmayacaktır, mirasçılara sunacaktır. Mirasçılar kabul ederlerse sözleşmeyi imza edecekler ve yazılı olarak onaylarını bildirecekler. VYG’nin kendisi, sözleşmede taraf olmadığı için bu sözleşmeyi imzalayamaz. Bu arada ikide bir sözleşme ve anlaşma diyoruz ama bunlar eş anlamlı değil. Bunların en büyüğü antlaşma. Lozan Antlaşması gibi.

Ondan sonra sözleşme geliyor, bağlayıcı mahiyette. Anlaşma ise zayıftır. Anlaşmalar ille de borç doğurmaz ama sözleşmeler ille de doğurur. Misal. Eşlerin paylaşım oranını değiştiren sözleşmeden değil de anlaşmaların söz etmek gerekir. Hangi borç altına giriyorlar? Girmiyorlar ki… Ya da inançlı işlem bir anlaşmadır, sözleşme değildir.

Eğer bu anlaşma mirasçıların tarafından imzalanmazsa veya taksim sözleşmesinin bir alt türü olarak kabul edilmesi gereken elden taksim, elden paylaşma, fiili taksim gerçekleştirilmemiş ise bir taksim davası açmak gerekir. Amma mirasçılar arzu ederlerse, bu hiç duymadığınız bir şey, mirasçılar, mirasçılar topluluğunun devamına da karar verebilirler. Böylece geçici bir süre için de olsa taksimden feragat edebilirler. Neden duymadınız dedim? MK’da yer alan aile malları kısmında 273 vd’da aile malları ortaklığı kenar başlığı altında bu müessese düzenlenmiştir. Hısımlar kendilerine geçen mirasın tamamı veya bir bölümüyle ya da ortaya başka mallar koymak suretiyle aralarında bir aile malları ortaklığı kurabilirler. Bizi ilgilendiren husus 273-286 arasındaki kısım için, mirasçılar mirasçılar topluluğunun devamına karar verebilir, noter bu sözleşmeyi yapar.

VYG mahkemenin denetimine tabidir, ancak bu denetim sınırlı bir denetimdir, global bir denetim. Üstten, kuşbakışı bir denetim olmalıdır yoksa hakim VYG yerine geçer. 553’te

tam aksi diyor, her tasarruf işlemi için izin almalıdır diyor, hakim VYG yerine geçiyor. Bütün özel hukuk yasalarını biz yapsaydık çok kötü bir hukukumuz olurdu.

VYG’nin davalarla ilgili konumu

Madde 552-Mirasbırakan, tasarrufunda aksini öngörmüş veya sınırlı bir görev vermiş olmadıkça vasiyeti yerine getirme görevlisi, mirasbırakanın son arzularının yerine getirilmesi için gerekli bütün işlemleri yapmakla görevli ve yetkilidir.

Vasiyeti yerine getirme görevlisi, özellikle;

    1. Göreve başladıktan sonra gecikmeksizin terekedeki malların, hakların ve borçların listesini düzenler. Liste düzenlenirken olanak varsa mirasçılar hazır bulundurulur.
    2. Terekeyi yönetir ve yönetimin gerektirdiği ölçüde tereke mallarının zilyetliğinin kendisine devrini ister.
    3. Tereke alacaklarını tahsil eder, borçlarını öder.
    4. Vasiyetleri yerine getirir.
    5. Terekenin paylaşılması için plân hazırlar.
    6. Tereke ile ilgili dava ve takiplerde miras ortaklığını temsil eder. Mirasçılar tarafından açılmış davalardan görevi ile ilgili olanlara müdahil olarak katılabilir.
    7. Açtığı veya aleyhine açılan davalar ile yapılan takipleri mirasçılara bildirir.

Tabi, tereke ile ilgili, terekeye ilişkin davalarla ilgili konumu. 552’inci maddenin 6’ıncı bendi okundu. Bu sorunsaldır. Miras ortaklığı bir kişimidir ki temsil edilsin, tüzel kişi değil ki. Benzer durum evlilik birliğinin temsilinde de söz konusu. Birisi aile birliğini temsilen iş yapınca diğeri de sorumlu olur. Kim kimi temsil ediyor? Karı kocayı temsil etmiyor. Evlilik birliğini temsil ediyor. Dar ve teknik anlamda orada da burada da temsil söz konusu olamaz.

VYG atanmamış ise mirasçılar topluluğu tüzel kişiliğe sahip olmadığı için davalılar ve davacılar olarak tüm bireylerin ismen zikri gerekir.

Biraz sonra VYG’nin rol alabileceği davaları ismen zikredeceğim amma bu liste tüketici mahiyette olmayacak, başka davalarda da yer alabilir.

(1) Güvenlik önlemleri alınması için işlemlerde bulunmak. (2) Taksimin geciktirilmesini talep etmek. (3) İptal davası (4) Tenkis davası (5) Zilyetlik davaları, (6) Miras sebebiyle istihkak davası. Bütün bu davalarda VYG rol alabilir. VYG bu söylediklerimizin dışında murisin yürümekte olan işlerini de yürütmeye devam etmeli, sonlandırmalıdır.

Vasiyet alacaklarına ilişkin davalar, yüklemelere ilişkin davalar, taksim davasına gelince sorun tartışmalıdır. En azından VYG’nin taksim davasında davalı olarak yer alamayacağı belirtilmektedir. VYG’nin taksim davasına aktif olarak katılabilip katılamayacağı sorunu

ise tartışmalıdır. Bu bağlamda çok sayıda sorun ve tartışma var. 552’inci maddenin 5’inci bendini, eMK489/2 okumanızı ve değerlendirmenizi tavsiye ediyorum.

VYG’nin görevine son vermek isteyen mirasçılar ona karşı görevi ihmal ettiği için ya da göreve ehil olmadığı için dava açabilirler. VYG’nin görevi sona erdiğinde o da bu konuda bir tespit davası açabilmelidir.

VYG’nin denetimi daha önce mahkemece denetime tabi olduğunu söylemiştik.

Her mirasçı VYG’ye karşı dava açabilir ve tazminat isteminde bulunabilir, sadece ve sadece söz konusu eyleme rıza gösteren mirasçı böyle bir dava açamaz. Bu genel bir kuralın uygulanmasıdır. Nedir o kural? Zarara razı olmuşsa kişi, ondan sonra müterafik kusur, mahkeme tazminata hiç hükmetmeyeceği gibi kısmen tazminata da hükmedebilir, burada rızanın da geçerli olması gerekir tabi.

VYG rıza alarak işlem görmeye çalışmalıdır, iyi geçimli olmalıdır. Yeni konumuz biçimsel anlamda ÖBTler. Şekli anlamda ÖBTler.

Biçimsel Anlamda ÖBT’ler

Vasiyetname ve miras sözleşmesidir. Miras sözleşmesini daha önce gördük. Biçiminin de resmi vasiyetname biçimi olduğunu söyledik. Onun biçimini ise şimdi göreceğiz. İki taraflı hukuki bir işlem olduğu için orada resmi görevliye, genelde notere, miras sözleşmesinin tarafları iradelerini aynı anda açıklarlar yani birbiri peşisıra. Resmi vasiyetnamede tek bir irade açıklayıcısı varken miras sözleşmesinde iki tane olduğundan bu doğru bir çözümdür. Şimdi resmi vasiyetnameyi iki alt türüyle beraber diğer vasiyetname türlerini göreceğiz. Yasamıza göre vasiyetname düzenleyebilmek için 15 yaşı doldurmak ve ayırtetme gücüne sahip olmak gerekir.

Ayırtetme gücü nisbi bir kavram. Burada kişinin ölüme bağlı son arzuları söz konusu olduğu için çok sıkı davranmamak gerektiği söylenmektedir. Yasamıza göre vasiyetname türleri (1) resmi vasiyetname (a) olağan resmi vasiyetname, okur ve imzalar, (b) olağandışı resmi vasiyetname. Okumaz ve imzalamaz. Ama öğreti ve uygulama ara çözüm geliştirmiştir. Aklın gereği, şimdi gözleri sağlamdır okur ama kolu kırıktır imzalayamaz. Bu da resmi vasiyetname yapabilmeli asıl olacak? Ya da imza atabilir ama gözünden ameliyat geçirmiştir okuyamaz. Okumadan olmalıdır da deniyor. İki vasiyetname türünün ögelerinin birleştirilebileceği ifade ediliyor ama ne olağan türüne ne de olağandışı türüne uymayan bir tür oluşturulmaz. Yani mutlaka birinden birine sokabilmemiz lazım. Resmi vasiyetnamenin dışındaki ikinci tür ise (2) el yazılı vasiyetname. Burada basit olarak vasiyetçinin baştan sona elyazısı ile yazması ve imzalaması şartı. Tarih de el yazısı ile olacak. Düzenleme yerinin belirtilmesi eskiden gerekliydi artık gerekli değildir. (3) Sözlü vasiyetname. İstisnaidir. Tabi afetler, savaş vs durumunda cephede üst rütbeli komutana da sözlü vasiyette bulunabilir ama er geç sözlü vasiyetname yazılıya dönüştürülmelidir yoksa geçersiz olur. Ya o anda kaleme alacaklar ya da mahkemeye gidip tutanak tutacaklar. Sözlü vaziyetin özelliği şuradadır. Diğer 2

vasiyetname türünden birine başvurma olanağı yoksa sözlü vasiyetname yapılır. El yazılı düzenleme olanağı varsa sözlü geçersizdir. Zaten bir süre sonra diğerini yapabilme olanağı doğunca sözlü vasiyetname geçerliliğini kaybeder. Biçimsel anlamda ÖBT’lerde maddi ÖBT’ler gibi sınırlı sayı ilkesi vardır. O nedenle mesela TV aracılığıyla, DVD film vs aracılığıyla amerikan filmlerinde olduğu gibi vasiyetname düzenleme olanağı bizde yoktur zira montaj olanağı, sahtelik olanağı, kişinin baskı altında kalma olanağı var.

Gün 2

Elyazılı vasiyetname. Birkaç cümle sarfetmiştik. İlk özelliği baştan sona vasiyetçinin el yazısı ile yazılmalı, tarihlenmeli ve imzalanmalıdır. Düzenlenme yerinin artık, eMK’dan farklı olarak belirtilmesi gerekmemektedir. Düzenlenme yeri özellikle devletler özel hukuku bakımından önem taşır. Uygulanacak hukuk vs bakımından. El yazısı ile vasiyetnamenin bazı yararlı yönleri ve bazı sakıncalı yönleri vardır. Yararlı yönleri neler olabilir? Bir kere siz kendiniz bunları bulabiliyorsanız hukukçu olmuşsunuzdur. Bulanlar da ilhamla bulmuyor, düşünüyorlar formasyonları var, ne gibi sorunlar doğabilir düşünüyorlar. Basittir el yazılı vasiyetname, kolay, gizli ve masrafsızdır. Dönebilmek çok kolay. Yok edebilmek kolay. Değiştirebilmek kolay. Sakıncaları neler olabilir? Vasiyetçi kendisiyle baş başa, kimseden bilgi alamaz. Kimseye bir şey soramaz. Daha sonra önemli yorum sorunları ortaya çıkabilir ölümünden sonra. Ayrıca gerçek iradesine uygun bir vasiyetname kaleme alamayabilir ki sıkça bu böyledir. Ve nihayet nispeten sıkça rastlanan bir olasılık, kaybolma ve yok edilme tehlikeleri mevcuttur. Vasiyetnameyi düzenleyen, onu masasının üzerinde hazır bulunduracak değildir, bir yerlere saklayacak. Ölümünden sonra bulunamazsa vasiyetname haliyle hüküm doğurmaz, vasiyetsiz olarak ölür. Bir başkası onu yok edebilir. Birisi buldu, açtı okudu, işine yaramadığını gördü ve yaktı diyelim. Olabilir.

Vasiyetnamesinden kimseye haber vermemiş ise hiç bulunamaması da söz konusu olur. Kitaplıkta bir kitabın arasına koyar, bakılmaz o kitaba. Vasiyetnamesinin bulunmasına rağmen vasiyetname ile amel edebilmek, işlem yapabilmek mümkün olmaz. El yazılı vasiyetnamenin baştan sona elyazısı ile yazılması ve imzalanması gerekir. Kural olarak imzanın metnin sonuna atılması gerekir. Kural olarak dedik, istisnai durumlar söz konusu olabilir, imza bahsinde yeniden değineceğiz. El yazılı vasiyetnamenin onsuz olmaz 3 koşulu vardır. (1) el yazısıyla imza, (2) animus testandi yani vasiyetname yapma iradesi,

  1. kişiye sıkı sıkıya bağlı niteliği, hiç kimse onun yerine ne böyle bir vasiyetnameyi kaleme alabilir ne de içeriğini değiştirebilir. Bu bağlamda özellikle imza özel bir önem taşımaktadır. Birinci sorumuz şu oluyor. Böyle bir metinde, yani vasiyetname olarak görünen metinde imza yok ise vasiyetnamenin akibeti nedir, ne olabilir? Geçersizliği yönünden soruyu cevaplandırın. Yokluk yaptırımı. Genellikle nisbi butlandır yaptırım ama böyle bir durumda yokluk en azından kesin hükümsüzlük söz konusudur. Kural olarak yokluk ya da kesin hükümsüzlük söz konusuyken bir dava açılması gerekmez. ÖBTlerde de sorunu berraklığa kavuşturabilmek için bir tespit davasının açılmasına izin verilmelidir. Metin var, imza yok, bu vasiyetname değildir, olumsuz bir tespit davası ile. Saptama davası da hiçbir süreye bağlı değildir bildiğiniz gibi, korunmaya dair bir yarara sahip herkes tarafından açılabilir. Ama olağan olarak yokluğun tespiti için bir davaya gerek yoktur, idare hukukunda farklı çözüm. Amma vasiyetnamenin el yazılısı ile

vasiyetnamenin düzenlenme tarihi açısından kesinlik yoksa ya da söz konusu vasiyetnamenin vasiyetçinin elinden çıktığı hususunda kuşkular var ise açılacak dava iptal davası olmalıdır. Bana göre iptal davasının açılabileceği durumlarda şöyle bir sorun var. Hakim, iptale karar verebilir de vermeyebilir de. Yani sorun ortadadır. Amma yokluk veya kesin hükümsüzlük halinde hakimin verebileceği tek bir karar vardır o da hukuki işlemin geçersizliği. O halde kesinlik varsa yokluk veya kesin hükümsüzlük. Kesinlik yoksa o zaman iptal davası açılmalıdır. Bu bağlamda daha önce de söylemiş olabilir, iptal davası ile kesin hükümsüzlüğe ilişkin tespit davası karşı karşıya geldiğinde baskın öğreti, baika bağlamlarda iptal davasına üstünlük tanıyor demiştik ama o üstünlük bu bağlamda uygulanmaz. Onu resmi vasiyetnameye katılma yasağı bulunan kişiler ve kendi lehlerine ÖBTde bulunulamayacak kişiler sözkonusu olduğunda demiştim. Kanunda katılamazlar yazıyor. Katılmışlarsa akla kesin hükümsüzlük geliyor ama baskın öğreti iptal davasına üstünlük tanınmasını kabul ediyor. Bu bağlamda, imzanın yokluğu halinde iptal değil de kesin hükümsüzlükten ya da yokluktan söz etmek gerekir diyoruz.

El yazılı vasiyetnamenin üzerine yazılacağı madde, nesne ve vasiyetname özelliği. Daha önce bahsettiğimiz 3 koşulun dışında yer alan herhangi bir koşul ey yazılı vasiyetnamenin mutlak geçerlilik koşulu arasında yer almaz. Mesela başına vasiyetname denmesi gerekmez. Mesela imzanın noterce onaylanması gerekmez. Mesela el yazılı vasiyetnamenin tevdii şart değildir. Üzerine yazılabileceği nesneye gelince çok geniş bir seçenek olanağı mevcuttur. Genelde kağıda yazılır ama her şeye olur. Biçimsel olarak mektup biçiminde de kaleme alınabilir, bir kartpostalda da yer alabilir. Yeter ki bir vasiyetnamenin söz konusu olduğunu, söz konusu metinden anlayabilelim ve animus testandinin bulunduğunu anlayabilelim. Bir mektup biçiminde veya kartpostal biçiminde şekillendiğinde el yazılı vasiyetname bu mektubun veya kartpostalın gönderilmesi de şart değil. Ama tabi olarak bir eposta veya telefon mesajı biçiminde bir elyazılı vasiyetname söz konusu olamaz ya da DVD ile veya CD ile de bir el yazılı vasiyetname söz konusu olamaz. Bizim hukukumuza ve isviçre hukukuna göre dvd ile vasiyetname düzenleme olanağı yoktur. Vasiyetnameler biçimsel bakımdan da sınırlı sayı ilkesine tabidir, önceden de demiştik. Bu tür yasada düzenlenmediği için geçersiz olacaktır. Genişletici yorum ile bu da kabul edilsin denemez. Hiçbir vasiyetname türüyle bağdaşmayan bir vasiyetname türü söz konusu olur, hileye müsait olur dijital yöntemlerle yapılan vasiyetname.

Bunlararasında bir bağıntının bulunduğunu kuşkusuz bir şekilde tespit olanağı olursa… iki yönden olabilir bu. İçerik bakımından olabilir. İkinci sayfanın birinci sayfanın devamı olduğunu meramdan yahut cümlenin gidişatından anlarız. İki, fiziksel olarak aralarında bir bağ tesis edilebilir, zımbalanabilir, toplu iğne, ataç, kilitli iğne. Aynı şekilde el yazılı vasiyetnamenin tümü birden fazla sayfadan oluşmasına karşın tek bir zarf içine konmuşsa yine metinde sayfalar arasında fiziksel bağıntı vardır, sorun yoktur. Böyle bir durumda söz konusu sayfaların hepsinin vasiyetinin el yazısı ile yazılmış olması gerekli ve yeterlidir amma sağlama almak istiyorsa vasiyetçi vasiyetnamesinin akibetini, her sayfasını imzalayabilir. Hatta bazılarına göre bir zarfa konulmuş ise vasiyetname, sadece zarfın üstü imzalı ise bunun da geçerli olabileceği bazılarınca kabul edilmektedir.

El yazılı vasiyetnamede kullanılan dile gelince. İstediği dilde düzenleyebilir kişi. O dilin karakterlerini kullanarak el yazılı vasiyetnamesini düzenleyebilir. Daktiloda asla kaleme alamaz veya bilgisayar çıktısı olarak el yazılı vasiyetnamesini düzenleyemez. Mors alfabesi ile de düzenlemez. Telgrafçı mors alfabesine başvurmuş. Ama sitenografi ya da sitono ile kaleme alınan geçerli sayılmalıdır. Biliyorsunuz TBMM’de de siteno ile tutulur. Niye? Bilgisayar varken niye siteno ile. Bilgisayarda mahkemede. Maksat oynama olmasın, sahtelik söz konusu olmasın diye hala siteno ile, birden fazla sitenograf var. Kelimeler kısaltıldığı için ağızdan çıkanları aynen zaptatmek mümkün oluyor. Ayrıca gizli bir dil ile de kaleme alınabilmesine herhangi bir engel olmamalıdır yeter ki o dilin çözümü mümkün olsun. Kaybolmuş dillerden biri ile de kaleme alınabilmelidir, mesela latince veya sümerce. Amma bu olasılıkta vasiyetinin, vasiyetname düzenleme iradesinin ciddiyetinden kuşku duyulabilir, ispat sorunları ortaya çıkabilir.

El yazısı

Vasiyetçinin olağan olarak kullandığı yazı ile kaleme alınmalıdır. Vasiyetçinin birden fazla yazı türü varsa ispat edilmesi koşuluyla herhangi biriyle de kaleme alınmış olabilir. Her kişinin el yazısı bireyseldir ve tespit edilebilir, saptanabilir. Kuşku halinde bilirkişi incelemesine başvurulabilir. Kişi, durum ve koşullara göre elini kullanamıyor ise, engeli nedeniyle, ayağını veya ağzını kullanarak da, “el yazılı” vasiyetname düzenleyebilmelidir.

El yazılı vasiyetname söz konusuysa herhangi teknik araca başvurma olanağı kesinlikle yok, yokluk ile geçersiz olur. Kişi eli, ayak, ağız ile yazamıyorsa ne yapsın? Eşitliğe aykırı değil, gitsin resmi vasiyetname düzenlesin. El yazılı vasiyetnamede el yazısı ile yazılmayan sadece bazı kısımlar var ise, bakıyoruz, bunlar tüm vasiyetnameyi ilgilendiren hususlara ilişkin hususlar ise tarih, imza, irade açıklaması gibi, o takdirde tüm vasiyetname geçersiz olur. Sadece bazı hususlara ilişkin ise o hususların geçersiz olduğu kabul edilebilir. Durum ve koşullara göre BK’nın nisbi butlana ilişkin ahkamı burada da uygulanabilmelidir.

Kişi bir elyazılı metin düzenlemiş, o metinde bir başka belgeye gönderme yapmışsa o belgeye de ilk belgesini eklemiş ise böyle bir gönderme, yollama, belgenin de elyazılı vasiyetnamenin koşullarına uygun olarak kaleme alınmış olması halinde geçerli sayılmalıdır. Bakınız, ekteki metin diyor.

Üçüncü bir kişi vasiyetçiye el yazılı vasiyetnamesini düzenlerken yardımcı olabilir mi? En uçtaki çözüm 3üncü kişi yanında bulunsa dahi vasiyetname geçerli olmaz diyor, zira kişiye sıkı sıkıya bağlı niteliği ortadan kalkar, kendini baskı altında hisseder iradesi özgür değildir. Bazıları abartıyor, üçüncü kişinin kaleminden çıkan mürekkep bile geçersiz yapar diyorlar. Amma 3üncü bir kişinin varlığı zorunlu ise, zorunlu da olabilir şöyle ki vasiyetçi değişik nedenlerle elini kullanamıyor olabilir. Parkinson hastası misal. Böyle bir durumda 3üncü kişi eli titremesin diye elini tutmuş ise, kendisi yazmamış ise ama, sadece titremeyi engellemek için yardımcı olmuş ise vasiyetname geçerli olmalıdır.

Kuşku halinde sorunu çözebilmek için 3üncü kişinin söz konusu elyazılı vasiyetname yönünden bir çıkarının bulunup bulunmadığı genel geçerli bir ölçüt olarak kabul edilebilir. Çıkar varsa vasiyetname geçersiz, varsa geçerli. Bir elyazılı vasiyetname tamamen üçüncü kişinin elinden çıkmış ise, yaptırım kesin geçersizlik veya yokluktuk dediğim gibi. Amma üçüncü kişinin elinden çıkmış ve fakat vasiyetçi tarafından imzalanmış ise yaptırım iptal edilebilirlik olmalıdır.

Daha önceden vasiyetinin el yazısı ile hazırlanmış bir vasiyetname var ise, kaleme alınmış ise, ve daha sonra üçüncü kişi bu vasiyetnameyi tamamlamış ise eklemelerde bulunmuş ise eğer bu eklemeler vasiyetçinin iradesine rağmen yapılmış ise ya da vasiyetçinin iradesi olmaksızın kaleme alınmış ise bu eklemeler yazılmamış olarak kabul edilmelidir. Amma, bu eklemeler, bu kısımlar olmaksızın vasiyetnamenin, TBK’daki kısmi butlana ilişkin bir mantık yürütmek suretiyle hiçbir anlamının olmayacağı anlaşılıyor ise vasiyetnamenin tümü iptal ettirilebilmelidir. Tabiki burada da eğer vasiyetçi bu eklenen kısımlar olmaksızın vasiyetnamesini düzenlemeyecek idi denebiliyorsa bu ispatlanabiliyor ise kısmi butlandaki çözüme uygun bir biçimde tüm vasiyetnamenin geçersiz sayılması gerekebilir, gerekir.

Tarih

Tarih değişik bakımlardan önem taşır. Öncelikle vasiyetçenin vasiyetname düzenleme ehliyetinin bulunup bulunmadığını belirlemek için önem taşır. Ayrıca vasiyetçinin vasiyetnameyi düzenlediği anda ayırtetme gücüne sahip olup olmadığını tespit bakımından da önem taşır. Üç, birden fazla vasiyetname var ise aralarındaki tarihsel sırayı önceliği sonralığı belirleyebilmek bakımından da önem taşır.

Tarihi kural olarak yıl ay ve gün olarak belirtmek gerekir. Amma, tarihi hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yansıtan bir ifade kullanılmış ise yine tarihin geçerli olarak düşüldüğü kabul edilmelidir. Mesela 2010 yılı yılbaşı, cumhuriyet bayramı, 2008 yılı yaşgünüm gibi. Bir yabancı söz konusuysa o da kendine göre bir tarih düşebilir, Şükran günü veya paskalya gibi. Tarih bakımından geleneksel çözüm tarihin de baştan sona el yazısı ile yazılması çözümüdür amma şimdilerde artık en azından bazılarına göre tarihin matbu olabilmesi ya da kısmen matbu olabilmesi ya da bir tampon aracılığı ile, tarihin kazındığı mürekkepli araçlar, damgalar, onlar aracılığıyla basılması halinde de geçerli olabileceği bazılarınca kabul edilebilir. Eski bir Yargıtay kararı var bu hususta. Antetli kağıda 19 yazılmış iken geri kalan yılı kendisi doldurmuştu, yargıtay kabul etmemiş geçersiz saymıştı. Aşırı şekilci bir yaklaşım. Yanlış. Favor tesmemandi’den yola çıkılmamış.

Ayrıca vasiyetnamelerin değerlendirilmesinde geçerliliklerine veya geçersizliklerine karar verilirken ya da yorumlanırken şu ilke de mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Vasiyetnamelerde sadece vasiyetname içi olgulardan yola çıkılmaz, vasiyetname dışı olgulardan da yararlanılır. Mesela bir kartpostala vasiyetnamesini yazmış ama tarih düşmemiş. Bir tatil yöresinden postalanmış, PTT’nin yazdığı tarih var. O tatil yöresine 1 kere gitmiş kişi ve ne zaman gittiği de belli, PTT’nin attığı tarihle de bu sabitlenmiş. Bu

durumda vasiyetnamenin tarih yönünden geçersiz olduğunu söylemenin aşırılık olduğu kabul edilebilir.

Kişi sorunlarla karşılaşmak istemiyorsa işini sağlama almalıdır.

Tarih, imzadan önce yer alabileceği gibi imzadan sonra da yer alabilir. Resmi belgelerde de aynı şey var. İmza üstü altı farketmez. Aslında imzadan önce düşülmesinde yarar var, imzanın tüm metni kapsadığını gösteren önemli bir gösterge söz konusudur zira. Tarih bakımından isviçre medeni kanununa 1 Ocak 1996 yılında yürürlüğe giren bir madde eklenmiştir. 520/a. Tarihin yokluğu kendiliğinden geçersizlik sonucunu doğurmuyor. Belirli durum ve koşullarda bir iptal davasının açılması olanağını sağlıyor. Ne vakit (a) tarih hiç yoksa iptal davası yaptırım. Kısmen yoksa, antetli kağıt örneğinde olduğu gibi yaptırım iptal davası olabilir. Ya da tarih yanlış ise yaptırım iptal olabilir amma her durum ve koşulda bir başka yönden tarihin tespit edilebilmesi olanağı yok ise iptal gündeme gelebilir. Mesela demin verdiğimiz kartpostal misalinde tarih tespiti olanağı var. iMK 520/a’ya iptal istemi reddedilir, bizde sorunsaldır.

İmza

İmza, olağan olarak kişinin olağan biçimde attığı imza göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. İmza bizde herhangi bir biçimde atılabilmektedir. Genel fanteziler vardır. Okunaklı olması gerekmez, yeter ki imza sahibinin kim olduğunu teşhis edip tanı koyabilelim. İmza bir kısaltmadan da ibaret olabilir. İsminin soyisminin başharflerini kullanmış olabilir. Bir takma isim olabilir. Namımüstear, lakap olabilir, ispatı zor olsa da. Veya vasiyetçinin, özellikle aile bağlarını gösteren şekilde imza da atılabilir. Şekli algılamamak gerekir. Kişinin kim olduğunu tespit ediyorsak imza koşulu yerine gelmiştir. Mesele kimin vasiyetnameyi düzenlediğini elyazısıyla anlamamız. Anneniz yazması da olabilir dolayısıyla. Bence sadece şekil itibariyle imzayı aramamak gerekir, ratio legis’e uymaz. Son olarak belirtelim ki parmak izi yeterli olmamalıdır. Bu arada ratio legisi genelde kanun koyucunun amacı olarak öğretiyoruz. Yabancı yazar der ki ratio legis kanun koyucunun amacı değil, aracıdır diyor. Amacına ulaşmak için uygun gördüğü, elverişli gördüğü araç anlamına gelir. Bir amacı vardır, çevreyi koruma amacı. Bu amacı gerçekleştirmek için o araçla, o şekilde düzenlemek suretiyle o amaca ulaşmak ister diyor. Dolayısıyla ratio legis amaç değil araçtır diyor. Bon ratio, amaca uygun vasıta anlamına gelir, böyle yorumlanmalıdır diyor.

Eklemeler, karamalar, çizmeler

Bunlar vasiyetçi tarafından gerçekleştirilmiş ise ve metinde imzadan önce yer alıyor ise imza onları da kapsar. Sadece silintiler yönünden bazı tartışmalar vardır. Mesela kurşun kalemle yazılmış, bir kısmı silinmiş. Tabi üçüncü bir kişi de silmiş olabilir, ispat zorlukları da var. Ama imza silinmiş yeri de kapsıyor.

Eklemelere gelince, eklemelerin bir kısmı gerçek anlamda eklemelerdir, diğer bir kısmı ise açıklama mahiyetindedir ki bunlar biçim koşuluna tabi sayılmamalıdırlar. Bundan kastım şudur diyor mesela. İmzadan sonra yer alan karalamalar , çizikler ise ÖBT’den

dönüldüğü anlamına gelir. Yani en azından o kısmından dönüldüğü anlamına gelir. Eklemeler de, eklentiler de yeni ÖBTler olarak kabul edilmelidir. Öyleyse ne olur, böyleyse ne olur? Son söylediğimiz yani imzadan sonra yer alan çizikler, silintiler, eklemeler söz konusu ise biçim koşullarına uyma zorunluluğu vardır. ÖBT’de değişiklik yapılmıştır, her değişiklik gibi bu değişiklikler için de biçim koşullarına uymak gerekir. Ne oalcaktır mesela? Onlar için de ayrı bir imza, ayrıca tarih düşülmesi gerekir yanlarına. Hiç olmazsa paraf edilmelidir, kısa imza.

Elyazılı vasiyetnamenin tevdii

Yasada bir zorunluluk varmış gibi bir ifade bulunmaktadır. Yasada sanki tevdi zorunluluğu varmış gibi. 538/2. Okundu.

Madde 538- El yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olması zorunludur.

El yazılı vasiyetname, saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere, sulh hâkimine veya yetkili memura bırakılabilir.

Bu bir ruhsattır, izindir, zorunluluk değildir. Kişi vasiyetnamesinin kaybolmamasını istiyorsa tevdii yoluna başvurur. El yazılı vasiyetname düzenlediğini unutabilir, ondan dönmesi zorlaşabilir. İkinci vasiyetname hazırlayacak ilkini yoketmesi gerekir, ama o artık kendi elinde değil. Yanı başında tutuyorsa daha kolay bu, yırtıp atabilir, yeni tarihliye yeni tarih koyacağı ise eskisi hüküm ifade etmez zaten. Ayrıca tabi belirli makamlar, belli şeyleri yapma zorunluluğunda olmadıkları vakit ayak süreyebilirler. Noter kabul edecek de… ücreti ne kadar onu da bilmiyorum tevdiin. Ücretten kaçabilir kişi. Mahkemeye tevdide de sıkıntı yaşayabilir. Sorunsal.

El yazılı vasiyetnamelere ilişkin de çok sayıda uygulamasal sorunla karşılaşılmaktadır. Bir vasiyetname var ise, işine gelmeyen mirasçılar hemen dava açmaktadırlar. Biçim koşullarına uymamanın denetimi daha kesin. Ayırtetme gücü yok derler misal. Bu geçmişe dönük olarak tespit edileceği için bu son derece zordur. Nereden bileceğiz 30 yıl önce içkili miydi değil miydi? Yahut baskı altında mıydı 40 yıl önce? Ayrıca tabi göreli bir kavram olduğu için vasiyetname düzenleme bakımından ayırtetme gücü, vasiyetnamenin ne olduğunu kestirebilmesi, o bilince uygun bir irade gücüne sahip olması, baskılara karşı koyabilmesi de gerekir. Ayrıca yasada ayırtetme gücünün varlığına ilişkin bir karine var. Somut ayırtetme gücünün varlığı kabul ediliyor, yokluğu istisna olsa da aslında gerçekten çok sayıda insan çok sayıda işlemi yaparken gerçek anlamda ayırtetme gücüne sahip değil. İşlemin hukuki mahiyetini kestirebilecek bilinç ve irade gücüne sahip değildir ama yasakoyucunun başka bir çözümü olmadığı için karineten kabul var, fiksiyon aslında. Varsayıma yaklaşan bir olgu. Ayırtetme gücü hukukta çok önemli bir kavram. Kişilerin bilinç sahibi olabilmesi için bilgi sahibi olmaları gerekir. Bir defa yaptıkları sözleşmenin sonuçlarını kestiremiyorlar. Bu bağlamda önemli bir dava var. Eski osmanlı dönemindeki harbiye nazırının gelininin davasından söz edelim. Bu gelin büyük bir serbete sahip ama bir yiğeni dışında akrabası

yok hayatta olan. 90 küsür yaşında. Yeğeni avukat, ona vasiyetname ile bir şeyler bırakıyor, sonra evlat ediniyor. Edinen onun altsoyu olarak, mirasın 4/4’üne sahip oluyor. Yeğen bundan hoşlanmadığı için, sadece vasiyet oranında hak sahibi oluyor. Dolayısıyla evlat edinme işleminin hanımefendinin ayırtetme gücü olmadığı için geçersiz olduğuna dair dava açıyor. Kimileri bunu ispat için doktorlardan rapor alıyorlar. Başkaları ise sahipti diye rapor alıyorlar. Devlet diyor ki, bunun yasal mirasçısı yok, evlat edinme de geçersiz, mirasçısı benim diyor. Yeğeni evlat edinmenin geçersiz olduğu dolayısıyla lehine yapılan ÖBT’nin geçerliliğini iddia ediyor. Mısırdan da birisi çıkıyor ben onun hısımıyım diyerek mirasçılık iddiasında savunuyor. Tüm sorun hanımefendinin ayırtetme gücü. Bu konuda bir kitap oluşmuştu neredeyse. Yargıtayın kararını hatırlamıyorum ama ayırtetme gücünün varlığı ya da yokluğu ÖBT’lerde son derece önemli.

Böylece el yazılı vasiyetnameyi bitirdik

Sözlü Vasiyetname

Önce bir terim sorunu. 2002 tarihli MK koyucusu sözlü vasiyetname deyimini çelişkili buldu. Dolayısıyla buna vasiyet diyelim dedi. (-name yazılı) Hepsine vasiyet diyelim vasiyetnameyi de kapsasın dedi. Birdefa sözlü vasiyetname de eninde sonunda yazıya dökülmeli yoksa geçersizdir. Dolayısıyla vasiyetname terimi sözlü vasiyetnameyi de kapsar. İki, vasiyet terimi öteden beri maddi anlamda ÖBT’yi ifade eder. Muayyen mal vasiyeti için vasiyet terimi kullanılır. Ayrıca yasa koyucunun kendisi de çelişkiye düşüyor, bazen vasiyet terimini kullanıyor.

Sözlü vasiyetnamenin koşulları

İstisnai bir vasiyetname türüdür. Yasada belirtilen istisnai koşullarda bu vasiyetname türüne başvurulabilir. O istisnai koşullar ise yasada şöyle belirtilir. Yakın ölüm tehlikesi. Özellikle savaşta, tabi afetler halinde, ulaşımın kesilmesi, hastalık (kesinlikle yanlış bir sözcüktür, neden ki? Bulaşıcı hastalık olarak anlamak lazım. Karantina söz konusu olur zaten.) savaş gibi olağanüstü durumlar yüzünden resmi veya elyazılı vasiyetname yapamıyor ise sözlü vasiyet yoluna başvurabilir. Bu durumlar misal kabilinden sayılmıştır, sınırlı sayı ilkesi yoktur, gibi deniyor zaten. Tüm bu durumlar da şu ölçüt altında toplanabilir. İvedilik var ise, aciliyet var ise, sözlü vasiyetnameye başvurulabilir. Yani suratle hareket etmek gerekiyor, yoksa çok geç olabilir, kişi vasiyetnamesiz ölebilir. Sabahleyin de söyledik, daha önce de söylemişizdir. Beyoğlunda kişi kalp krizi geçiriyor, tekrar olursa diye sözlü vasiyetname veriyor, ölüyor. Yargıtay geçersiz saymıştı zira sözlü vasiyetnamenin onsuz olmaz koşullarından biri de elyazılı veya resmi vasiyetname düzenleme olanağından mutlak yoksunluk. Beyoğlunda düzenletebilirdi diyerek bunun geçersizliğine hükmetmişti. Bence doğru değil. Aciliyeti esas alacak olursak bu olayda vardır, ikinci bir kalp krizini bekliyorduk ve olmuş ölmüştür. Noter gelecek de tanık bulacak da…

Madde 540-Mirasbırakan tarafından görevlendirilen tanıklardan biri, kendilerine beyan edilen son arzuları, yer, yıl, ay ve günü de belirterek hemen yazar, bu belgeyi imzalar ve diğer tanığa imzalatır. Yazılan belgeyi ikisi birlikte vakit geçirmeksizin bir sulh veya asliye mahkemesine verirler ve mirasbırakanı vasiyetname yapmaya ehil gördüklerini, onun son arzularını olağanüstü durum içinde kendilerine anlattığını hâkime beyan ederler.

Tanıklar, daha önce bir belge düzenlemek yerine, vakit geçirmeksizin mahkemeye başvurup yukarıdaki hususları beyan ederek mirasbırakanın son arzularını bir tutanağa geçirtebilirler.

Sözlü vasiyet yoluna başvuran kimse askerlik hizmetinde bulunuyorsa, teğmen veya daha yüksek rütbeli bir subay; Ülke sınırları dışında seyreden bir ulaşım aracında bulunuyorsa, o aracın sorumlu yöneticisi; sağlık kurumlarında tedavi edilmekteyse, sağlık kurumunun en yetkili yöneticisi hâkim yerine geçer.

MK540/2’de özel düzenlemeler var iMK’da olmayan. 2002 yılında eklendi. Şöyle ki, vasiyetçi son arzularını fiil ehliyetine sahip 2 kişiye bildirir. Bu iki kişi ya son arzuları kendileri kaleme alır. Bu defa yer belirtilmesi zorunludur el yazısı vasiyetnameden farklı olarak. Yıl ay ve günü de belirterek derhal yazıp imzalarlar. Yazılan belgeyi de vakit geçirmeksizin mahkemeye tevdi ederler. Tevdi ederlerken de mirasbırakının vasiyet bırakmaya ehil olduğunu gördüklerini ve vasiyetini hakime beyan ederler. Ya da mahkemeye gider, murisin son arzularını hakime anlatır ve tutanağa geçirtirler. Eklenen düzenleme şu. Hakim yerine başka kişiler de geçebilir. Bu kişilerden biri askeri teğmen subaydır. Bu eskiden de vardır. Eklenen olay şu: Ülke sınırları dışında seyreden bir ulaşım aracında ise vapur uçak gibi, o aracın sorumlu yöneticisine, kaptanına veya pilotuna; sağlık kurumunda tedavi görüyorsa ise de oradaki en yetkili hakim yerine geçer, başhekim. Şimdi sağlık kurumunda tedavi halinde de bu vasiyetname türüne başvurulabiliyorsa 539’da söz edilen olağanüstü hallere bu dahil midir değil midir sorusu sorulabilir. Bendenizin söylediği ölçüt olağanüstü durum ölçütü değil de aciliyet, ivedilik ölçütü esas alınsın. Tedavi gören herkes sözlü vesayetname yapamaz, yoğunbakımda ise de aklıbaşında değildir. Ancak çok ağır hastadır, ölümü beklemektedir. Ama elyazılı düzenler yani neden olmasın?

Madde 539-Mirasbırakan; yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü durumlar yüzünden resmî veya el yazılı vasiyetname yapamıyorsa, sözlü vasiyet yoluna başvurabilir.

Bunun için mirasbırakan, son arzularını iki tanığa anlatır ve onlara bu beyanına uygun bir vasiyetname yazmaları veya yazdırmaları görevini yükler.

Resmî vasiyetname düzenlenmesinde okur yazar olma koşulu dışında, tanıklara ilişkin yasaklar, sözlü vasiyetteki tanıklar için de geçerlidir.

Ülke sınırları dışında seyreden ulaşım aracı deniyor. Diyebilirim ki yine elyazılı düzenlesin. Vapurda da var, elyazılı düzenlesin. Bu düzenlemeyi kimin getirdiğini anlıyoruz? Biz yapmışız bunu. Onun yerine, zaten yasada gibi denmiş. Hakime bırakacağız, yorumlasın. Kalp krizi durumunda benzer bir durum var. Afet yok ama kişi ölüm ile burun buruna. Bu evde de olabilir, eli tutmaz yazacak durumda değildir. Ergin kişilere son arzularını bu zaman da bildirebilmelidir, aciliyet, ivedilik esas alınmalıdır diyoruz.

Sözlü vasiyetname geçicidir. Muta nikahı gibi. Geçici mahiyette. El yazılı vasiyetname ya da resmi vasiyetname yapabilme olanağına kavuşur kavuşmaz bu vasiyetname özelliğini yitirir. En geç 1 ay sonra geçerliliğini yitirir. 1 ay dolmadı, 3 gün sonra elyazılı düzenleme olanağına kavuştu diyelim, yine yitirir. En geç 1 ay sonra gereçliliğini yitirir.

Sözlü vasiyetname düzenleme koşulları yoksa yine de yapılmışsa iptal davası açılır, geçersizliği karar altına açılması gerekir. Sözlü vasiyetnamenin geçerliliğine itiraz eden kişi olağanüstü koşullar bakımından ispat yükü altında değildir. Karşı taraf ispat yükü altındadır. Zira olumsuz bir olgunun ispatı söz konusu olamaz. Olağanüstü koşul olmadığını ispat edemezsin.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

HAFTA 12

Gün 1

MK 542.

Kural olarak vasiyetnameden dönme de yine vasiyetname biçimlerinden birine uymak suretiyle yapılabilir. Başka türlü dönme olmaz. Önceki vasiyetnameden yeni bir vasiyetname yaparak her zaman dönülebilir. Ne vakte kadar? Ölene kadar. Vasiyetnameden kısmen dönme de söz konusu olabilir.

Vasiyetnameden dönme söz konusu olduğunda ÖBT genelde geçerli olduğu halde daha sonra kadük olabilir; hüküm doğurmayabilir.

    1. Vasiyetçinin iradesi ile: Madem ki vasiyetname tek yanlı bağlayıcı olmayan bir hukuki işlemdir; muris bundan ölene kadar her zaman dönebilir. Önce başvurulan vasiyetname türüne başvurulması için zorlayıcı neden yoktur. Öyleyse sözlü vasiyetnameden el yazılı veya resmi vasiyetname ile dönülebilir. Herhangi bir vasiyetname türü ile daha önceki vasiyetnameden dönülebilir. Bunun için vasiyetçinin animus testandi yani vasiyetnameden dönme iradesini taşıması gerekir. Dönme;
      1. Tam
      2. Kısmi
      3. Yüklemelerle yükümlü
      4. Koşullara(erteleyici/bozucu) bağlı

Vasiyetçi mevcut vasiyetname türlerinden birine başvurarak mevcut vasiyetnamesinden dönmemiş ise vasiyetnamesi ölümünden sonra bir iptal davası ile iptal ettirilebilir.

Dönmeden dönme: Dönme bizatihi (açıkça veya örtülü biçimde) bir ÖBTtur. Tek yanlı bir ÖBTtur dolayısıyla dönmeden de dönülebilir. Vasiyetçi dönmeden döndüğünden önceden döcdüğü vasşyetname kendiliğinden geçerlilik kazanır mı? Tartışmalı, her iki görüşü savunan da vardır. Muris dönmeden dönmüşse, ilk ÖBTnun geçerli kılma yönünde adi bir karinenin varlığı kabul edilebilir.

    1. Dış etkenler nedeniyle
    2. Yasa gereği: Murisin iradesinden bağımsız bir biçimde ÖBT geçerli iken geçersiz hale geliyor. Özellikle ama numersus clausus değil;
      1. Lehine kazandırmada bulunulan kişinin muristen önce ölmesi: mirasçılık ehliyetine sahip olamaz.
      2. Lehine kazandırmada bulunulan kişinin mirastan mahrumiyeti/yoksunluğu: murisin ölümünden sonra veya önce gerçekleştirdiği eylemlerle mirastan mahrum kalması.
      3. Lehine kazandırmada bulunulan kişinin mirası reddetmesi
      4. Boşanma: eşler birbiri lehine yaptığı ÖBT boşanma kararı ile kendiliğinden oratadan kalkar. Eş yeni bir ÖBT ile kazandırmada bulunabilr.
      5. Evlenmenin iptali
      6. Sözlü vasiyetnameden itibaren 1 aylık sürenin dolması
      7. Vasiyetname ile bırakılan malvarlıksal değerin iradi ya da iradi olamdan oratan kalkması/kaldırılması: murisin iradesi ile böyle bir şey gerçekleşmiş ise çözümü mutlak olarak kabul etmemek lazım. Örneğin muris vasiyet alacağında bulunmuş ama sonra satmışsa;
        1. İvazsız ise sorun yoktur. Vasiyetnameden dönülmüştür.
        2. İvazlı ise bakılmalı. Muris ivazı harcamamışsa onun iradesinin yorum yoluyla muayyen mal vasiyetinin ivaz üzerine geçtiği kabul edilebilir. İvazın bir kısmı harcanmışsa muayyen mal vasiyetinin ivazdan kalan kısma insiyar ettiği kabul edilebilir.
      8. ÖBT bozucu koşula bağlanmış: bozucu koşul gerçekleşince ÖBT kadük olur.
      9. ÖBT erteleyici koşula bağlanmış: erteleyici koşul gerçekleşmezse ÖBT kadük olur.

Vasiyetçi daha düzenlettiği resmi vasiyetnamesini noterden talep ettiyse sadece talep etmesi vasiyetnameyi ortadan kaldırma anlamına gelmez. Talep etmiş ama gerçekleştirmemiş, ölmüş ise vasiyetname geçerliliğini korur.

Eski vasiyetnamenin ortadan kaldırılması için vasiyetnamenin orjinalinin ortadan kaldırılması şarttır. Kopya ortadan kaldırılmışsa bu vasiyetnameden dönme iradesi olarak yorumlanabilir. Dönme yönündeki irade kesin olarak geçersiz değil iptal edilebilir bir irade olarak kabul edilmelidir. Muris vasiyetnamesini imha edilecek evrakı arasına koymuşsa; imha etmemişse vasiyetname geçerliliğini korur. Sadece niyetle iş görülmez. Çöp kutusuna atmışsa vasiyetçi vasiyetnameyi; orada bulunmuş ise vasiyetname geçerliliğini yine korur. Çünkü dönme iradesi kesin değildir, ordan geri alabilir. Vasiyetçi vasiyetnamesini iradesi sakatlandığı için maddeten ortadan kaldırmışsa; oratadan kaldırma eylemi irade sakatlığı söz konusu olduğu için iptal ettirilebilir.

ÖBTnun tesadüfi hal sonucu ortadan kalkması (murisin iradesinden bağımsız olarak veya 3. Bir kişinin kusuru nedeniyle)

ÖBT(vasiyetname) kendiliğinden kadük olmaz. İçeriği herhangi bir biçimde ispat edilebiliyor ise örneğin bir kopyası bulunduğu için ya da noter tanıklık yaptığı için, böyle bir vasiyetnamenin geçerli olduğu sonucuna varılmalıdır. Murisin vasiyetnamesinden dönme iradesi yoktur. Bu bağlamda vasyetname içeriği

ispatlanabiliyorsa; ispatın kabul edilebilmesi için vasiyetnamenin kelimesi kelimesine yeniden inşası söz konusu olmamalıdır. Anlama göre vasiyetname tespit edilebiliyorsa içeriğin ispat edildiği kabul edilmelidir. Yasada 3. bir kişinin kusuru nedeniyle vasiyetname ortadan kaldırılmışsa her türlü tazminat hakkı saklıdır düzenlemesi var. Tazminat yanılmayalım sadece vasiyetnamemnin içeriğini yeniden oluşturmak için yapılan bilirkişi vs masrafları kapsar. Yoksa vasiyetname nedeniyle mahrum kalınan kazandırmalar tazminat istemi söz konusu değildir. Muris iradesi dışında vasiyetnamenin ortadan kalkmasına sebep olduysa vasiyetname kendilğinden kadük olmaz iptal edilebilir bir vaiyetname söz kosnusur. Ortadan kaldırma eyleminin murisin ihmali sonucu gerçekleştirdiği yani vasiyetnameden dönme iradesi taşımadığı kabul edilmelidir.

Sonraki tasarruflar:

MK 544. Mirasbırakan önceki vasiyetnamesinden dönmeksizin yeni bir vasiyetname yaparsa kuşkuya yer bırakmayacak şekilde önceki vasiyetnameyi tamamlamadıkça sonraki vasiyetname onun yerini alır. EV den dönmüş sayılır. Ama kuşkusuz biçimde EV yi muhafaza etmeyi istediği sonucuna varılıyorsa iki vasiyetname de geçerli. YV ile bağdaşöayan EV hükümleri hükümden düşer. YV ile bağdaşan EV hükünleri hükümde kalır.

MK 544/2. Özel bir hüküm. Belirli mal bırakma vasiyeti söz konusu ise vasiyetnamede aksi belirtilmedikçe mirasbırakanın sonradan o mal üzerinden o vasiyet ile bağdaşmayan tasarrufta bulunmasıyla ortadan kalkar;

  1. Kural olarak ortadan kalkar.
  2. Vasiyetçi bunun aksini belitmişse o zaman kalkmaz.
  3. Ama aksini belirtmiş fakat parça borcu bir nesne ise aksini belirtse de bir anlamı olmaz. Onun ifası mümkün değildir; sonraki ifa olanaksızlığı.
  4. Bu düzenleme cins borcu için söz konusudur Niteliği: tedarik vasiyeti. Terekede bulunmayan bir vasiyet söz konusu ise vasiyet geçerlidir ve tedarik vasiyeti vardır. Ama terekede bulunmayan bir mal ile bunun bir farkı var. Burda belirli bir mal vasiyet edilmiş. O terekeden çıkmışsa o anlamda tedarik vasiyeti sadece cins borçları içindir. Ama terekede bulunmayan bir malın vasiyeti söz konusu ise cinsiyle muayyen bir mal olabileceği gibi ferdiyle bireysel olarak belirlenmiş bir mala da ilişkin olur. Tedarik vasiyeti parça ve cins borcuna yöenelik olabilir. Ama burada MK 544/2 de cins borcu söz konusu ise muris bunun aksini öngörebilir diyoruz.
  5. Elden çıkarma;
    1. İvazsız: ortadan kalkar kural olarak iradesi aksi yönde değilse.
    2. İvazlı: murisin iradesi araştırılmalı. İvaz üzerinde muayyen mal vasiyetnin devamı yönünde ise muayyen mal vasiyeti ortadan kalkar. İvazın bir kısmı harcanmış ise kalan kısım üzer,nde vaisyet hükmünü sürdüür. İvazın tamamı harcanmışsa tedarik vasiyeti söz konsu değilse ortadan kalkar.

MK 544/1. Karinenin varlığı söz konusudur. Muris aksini öngörmemişse diyor. Bu karine ispat yüküne ilişkin bir karine değil. İspat yükü yer değiştirmiş sayılmaz. EV nin geçerli olduğunu iddia eden kişi, YVnin EVnin tamamlayıcısı mahiyetinde

olduğunu ispat yükü altındadır. Eski tüm vasiyetnameler geçersiz olsa bile hesaba katılmaslıdır çünkü geçersizlik ancak iptal davasından sonra sağlanır. Kimse iptal davası açmazsa geçersiz olan vasşyetnameler de hüküm doğurur.

Kişi hile ile murisin ÖBTtan dönmesine engel olacak olursa bu bir mirastan mahrumiyet nedenidir.

Her ÖBT bakımından MK 544/2 geçerli sayılmalıdır. O halde sadece belirsiz mal vasiyeti değil de ÖBTun belirli bir şeye ilşikin olduğu tüm durumlarda 544/2 uygulanır. Yüklemeler ve paylaştırma kuralları söz konsuu olduğunda da 544/2 uygulanır.

Miras Hukuna Özgü Davalar

  1. İptal Davası
    1. ÖBTlerin içerik veya biçim yönünden sakatlığı nedeniyle iptali:

Vasiyetnameler gibi miras sözleşmeleri de dahildir.

      1. Hukuki Mahiyeti: yenilik doğuran geçmişe etkili dava. Baştan itibaren ÖBT geçersiz olur.
Gün 2

Mirasın açılması ve intikali. Miras, ölümle açılır, biliyoruz. O anda bir salise dahi geçmesine gerek kalmaksızın tüm mirasçılar tereke üzerinde elbirliği ile haksahibi olurlar. Borçlardan sorumlulum ise müteselsildir. Miras ölüm ile açılır, açılması için ölümün saptanması gerekir. Tabi doktor, defin raporu vs bir kenara bırakalım. Hukuki açıdan biz ölümü kişisel durum siciline, nüfus siciline göre belirleriz. Biliyoruz nüfus sicili de aksi iddia ve ispat edilene dek doğruluk karinesinden yararlanır. Ölümün nüfusa kaydedilebilmesi için (a) ya tabi bir ölüm olacak ya da (b) birlikte ölüm karinesi gereği kişilerin birlikte öldüğü nüfusa kaydedilir. Birlikte ölüm karinesinde bizi ilgilendiren olay şudur. Aynı olayla birden fazla kişi ölecek olursa ve hangisinin daha önce hangisinin daha sonra öldüğü saptanamazsa bir fiksiyon aracılığı ile aynı anda öldükleri kabul edilir, nüfusa da öyle kaydedilir. Bu kişiler birbirlerine mirasçı olamazlar. Özellikle karıkoca aynı kazada ölmüşlerse böyle bir durum söz konusu.

Ölüm karinesi söz konusu olduğunda en büyük mülki amirin emri ile nüfusa kişinin hanesi ölü kaydı düşülür. Ölüm karinesi çok sayıda yazarın yazdığının aksine adi bir karine değildir; kesin, mutlak bir karinedir. Yani bu durumda kişi kesin olarak ölmüştür amma cesedine ulaşılamamaktadır. Kanunda yer alan, her ilgili bunun aksini iddia ve ispat edilebilir düzenlemesi olsa olsa şu anlama gelir. Ya yasal koşullar gerçekleşmediği takdirde en büyük mülki amir bu kişi hakkında ölü kaydı düşmüştür ya da sonradan kişinin cesedine ulaşılmıştır böylece öldüğü tarih tespit edilmiştir. Bunun dışında bu

düzenlemenin başka bir anlamı olamaz. Böyle bir durum da söz konusu değilse, kişi ölüm tehlikesi için kaybolmuş ise ya da kendisinden haber alınamıyorsa kişi hakkında hakları o kişinin ölümüne bağlı kişiler gaiplik kararı verilmesi için mahkemeye başvururlar. Gaiplik kararı verildikten sonra murisin, eğer muris konumundaysa, mirası açılır. Dolayısıyla miras hukuku düzleminde gaiplik kararı ölüme eş sonuçlar doğurur. Gaip gaiplik kararından sonra mirasçı olmuşsa o vakit de mirasçı olur. Her iki halde de murisin terekesini veya murisin miras payını hak sahiplerine teslim ederiz ancak teminat karşılığında. Ölüm tehlikesinde kaybolmada 5, uzun süre haber alamama halinde de 15 yıllık teminat söz konusudur. Bu şekilde muris dönecek olursa malvarlığına yeniden kavuşabilir. Mirasçılar harcamışsa teminata el atar. Süreler geçtikten sonra ise ancak ellerinde kalanı onlardan isteyebilir. Gaip mirasçı olmuş ise ona düşen miras payı sanki muristen önce ölmüş gibi mirasçılar arasında paylaşırılır. Gaibe düşen pay yatay şişme doğrultusunda paylaştırılır.

Mirasçılık ehliyeti

Bunu geniş anlamda kullanacağız. Buraya vasiyet alacaklısı ehliyeti de dahil. Kişinin mirasçı veya vasiyet alacaklısı olabilmesi için (a) murisin ölümünde sağ olması ve (b) mirasa ehil olması gerekir. Mirasa ehliyet özel bir ehliyet türüdür. Hak ehliyetinin özel bir görünümüdür. Murisin ölümünde hayatta olma ölçütü hususunda önemli bir istisna vardır o da ana rahmine düşmüş olan dölüttür. Cenin bildiğimiz üzere sağ ve tam doğacak olursa geçmişe dönük olarak, ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetinden dolayısıyla da mirasçılık ehliyetinden yararlanır. İleride de göreceğimiz üzere mirasçılar arasında cenin varsa paylaşma doğuma kadar ertelenir. Burada bazı mühim sorunlar var. Sorunlar şunlarla ilgili. (1) yapay döllenme, tüp bebek uygulamaları. Hangi andan itibaren çocuğu mirasçı kabul edeceğiz? Döllenme mi yoksa ana rahmine yerleştirmeden itibaren mi? (2) taşıyıcı anne uygulamaları. Çocuğu mirasçı kılacak mıyız? Önemli sayıda ülkede bu uygulama yasaklanmıştır. Bizde ise bu konuda bir yönetmelik var. yardımla üremeye ilişkin yönetmelik. Buna göre sadece evli kişiler kısır olmaları şartıyla bu yönteme başvurabilirler. Karşıt kavramından şu sonuca varıyoruz. Birbiriyle evli olmayan kişiler bu yönteme başvurarak çocuk sahibi olamaz. Bizde de dolaylı yoldan olsa da bu uygulama dolayısıyla yasaklanmıştır. Sorun şurada. Amerikada taşıyıcı anne doğurdu çocuğu. Mirasçı olacak mı? Önce nüfusa yazılması lazım. TC makamları nüfusa yazılmayı kabul edecek mi etmeyecek mi? Bu bağlamda AİHM’in Fransayı peş peşe kabul eden kararları var. Fransa bu konuda ret kararı vermiştir. Fransa özel bir yasa ile taşıyıcı anne uygulamasını yasaklamıştır. İspanya, İtalya, Almanya’da yasak ABD’de serbest. Olay şöyle. ABD’de çocuk sahibi olmuşlar taşıyıcı anneden. Bu doğum ABD’de nüfusa kaydetmişler. Fransaya gelip bu çocuğu nüfusa kaydedin demişler Fransa da hayır bizim ülkemizde olmaz demişler. AİHM, 8’inci madde ihlali var demiş. Biz de mahkum edilebiliriz ama tazminatı ödeyip geçebiliriz, AİHM kararlarının icrai gücü yok sadece tazminat. Nüfusa kaydetmezsin, mirasçı olmaz. Olsa olsa yabancı sıfatıyla mirasçı olabilir amma o zaman da kişinin iradi mirasçı olarak atanması gerekir. Kan bağı olmadığı için yasal mirasçılık söz konusu olmaz. Bu sorunlar henüz çözüme kavuşmamıştır. AY md 90 var bizde. Temel hak ve özgürlüklerde sözleşmelere öncelik var. Yanlış bir yaklaşım. Fransa ben bunu yasakladığım için ben bu çocuğu kaydetmem, kaydetmem kamu düzenine aykırı düşer diyor. Yasayla yasakladığım şeyi AİHM böyle

karar verdi diye ben nüfuza kaydetmem diyor. Kusura bakmayın o zaman yasanın emrediciliği ortadan kalkar diyor. Amma diyor AİHM, New York Sözl’ine göre ki siz de tarafsızınız, çocuğun yararı üstündür diyor. Bence yanlış. AİHS aşırı bireyci bir sözleşmedir. Toplumu, devleti, aileyi hiçe sayar.

Mirasçılık ehliyetinin bir diğer koşulu da kişinin mirastan yoksun olmaması, mirastan mahrum olmaması. MK578.

Madde 578- Aşağıdaki kimseler, mirasçı olamayacakları gibi; ölüme bağlı tasarrufla herhangi bir hak da edinemezler:

        1. Mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler,
        2. Mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak sürekli

şekilde ölüme bağlı tasarruf yapamayacak duruma getirenler,

        1. Mirasbırakanın ölüme bağlı bir tasarruf yapmasını veya böyle bir tasarruftan dönmesini aldatma, zorlama veya korkutma yoluyla sağlayanlar ve engelleyenler,
        2. Mirasbırakanın artık yeniden yapamayacağı bir durumda ve zamanda ölüme bağlı bir tasarrufu kasten ve hukuka aykırı olarak ortadan kaldıranlar veya bozanlar.

Mirastan yoksunluk, mirasbırakanın affıyla ortadan kalkar.

Mirastan ıskata benzer bir durum var ama bu iki durum farklıdır. Iskat saklı paylı mirasçılara ilişkindir. Mirastan yoksunluk ise tüm mirasçılara, vasiyet alacaklılarına da ilişkin. Ayrıca mirasta ıskat ÖBT ile gerçekleştirilebilirken mirastan mahrumiyet yasa gereği gerçekleşir zira murisin böyle bir tasarrufta bulunma olanağı ortadan kalkmıştır, zira ölmüştür, ayırtetme gücünü yitirmiştir vb. Mirastan mahrumiyet böylece murisin varsayımsal iradesine dayalı olan bir kurumdur. Yani muris bir ÖBT’de bulunabilse idi böyle yapardı, söz konusu kişiye mirastan pay vermezdi veya vasiyet alacaklısı atamaz idi şeklinde bir mantık vardır. Mahrumiyet eylemleri (a) murisin ölümünden önce gerçekleştirilebileceği gibi (b) ölümünden sonra da gerçekleştirilebilir. Ölüm sonrası ise mirastan mahrumyet geçmişe etkili, ex tunc sonuç doğurur, mirasın açıldığı andan itibaren sonuç ifade eder. Dolayısıyla kişi tereke mallarını teslim almış ise iade ile yükümlüdür. Miras hukukuna ilişkin davalar açmış ise mahkeme davaları derhal reddetmelidir. Mirastan mahrumiyete ilişkin yasa kuralımız emredici olduğu gibi kamu düzenine ilişkin bir kuraldır. O nedenle olayda yabancı unsuru var ise, yabancı bir kişinin mirasçılığı gibi, yabancı hukuk uygulanmamalı, kamu düzenine ilişkin olan bu kurallar uygulanmalıdır. Mahrubiyet ipso iure ex lege gerçekleştiği için her kişi bunu ileri sürebilir. Hatta mahrum olan kişinin kendisi de ileri sürebilir denmektedir. Mesela nasıl? Mirasçı olduğunu görmüş alacaklılar, hakkında icra takibi başlatmış. Ben mahrumum diyebilir.

Mirastan mahrumiyet yasa gereği olduğu için mahkemece görevinden ötürü göz önüne alınmalıdır. Mirastan mahrumiyetin mirastan ıskattan farklı olduğunu söylemiştik. O nedenle mesela muris hakkında mirastan mahrumiyeti gerçekleştiren bir eyleme imza atmış olan kişinin kendisi tarafından mirastan ıskat edilmemesi halinde bu eylem yani mirastan ıskat etmeme eylemi, mirasın bu olayı bilmesine rağmen mirastan ıskat etmemiş olması bir af olarak nitelendirilemez zira mirastan ıskat mirastan mahrumiyetten farklıdır. Iskata başvurmadı diyerek siz onun mahrumiyeti affettiği sonucuna varamazsınız. Bu arada af hukuki nitelendirme bakımından nasıl nitelendirilebilir? Duygu açıklamasıdır, irade açıklaması değildir; dolayısıyla duygu açıklamasında bulunabilecek kişinin duygu açıklaması olarak göz önüne alınmalıdır. Burada ayırtetme gücü hangi oranda dikkate alınacak ayrıdır. Bir düşünce açıklaması değil, his açıklaması, duygu açıklaması.

Mirastan mahrumiyetin 3 ana koşulu vardır. (1) Yasada sınırlı sayıyla öngörülen mahrumiyet sebeplerinden birisi gerçekleşmiş olmalıdır, genişletici yoruma başvurulamaz zira haklara ve özgürlüklere ilişkin hususlarda genişletici yorum olmaz. Ya aynen, mümkünse daraltıcı yorumu ele alacaksınız. (2) eylemi işleyen kişinin ille de kasıtla hareket etmesi gerekir, kasten. Kasıt doğrudan kasıt olabileceği gibi dolayılı kasıt da olabilir. Dolaylı kasıtta göze almak vardır. Mirastan mahrumiyet eylemini gerçekleştirecek kişinin eylemi gerçekleştirmekteki saiki hiç hesaba katılmaz. Ayrıca bundan kendisine bir çıkar sağlaması ya da üçüncü bir kişiye çıkar sağlaması koşulu da aranmaz. Mahrumiyet eylemini gerçekleştiren kişinin eylemdeki sıfatı, niteliği önem taşımaz. Asli fail olabileceği gibi feri fail de olabilir azmettirici de olabilir. Mirastan mahrumiyet mirasçı veya vasiyet alacaklısı olarak gerçek bir kişiye yönelik olabilir. Bir tüzel kişiye de yönelik olabilir, tüzel kişi de organları aracılığıyla mirastan mahrumiyet eylemini gerçekleştirebilir. Organın bir özelliği var biliyoruz ki. Organın, tüzel kişinin amacı dahilindeki her eylem ve hukuki işlemi doğrudan tüzel kişiye mal edilir. Kendisi yapmış sayılmaz. İstisnası haksız fiil. Haksız fiil işlemiş ve kendisi de kusurlu ise sorumlu olur. Şimdi burada da sadece tüzel kişinin sıfatı varsa mirasçı ya da vasiyet alacaklısı olarak, organ olan kişinin yoksa tüzel kişi mahrum olur. Hem kişide hem tüzel kişide bu vasıf varsa ikisi de mahrum olmalıdır, nasıl ki haksız fiilde ikisi de sorumlu oluyor. Tüzel kişinin mirastan mahrum olması kuralına bir istisna vardır ki o da devletin mirasçılığıdır. O da mirastan mahrum olursa terekenin sahipsiz kalma ihtimali olur ki bu mümkün olmaz. Çoğu eserde şöyle var. Devletin mirasçılığı zorunludur, mirası reddedemez diyorlar. Devlet de pekala reddeder ama mirasçı olup öyle reddeder, mirastan mahrum olamaz. Ayrıca devletin böyle bir şey yapmaya ihtiyacı yoktur ama, sorumluluğu ayni sorumluluk zira. Ama ne uğraşacağım derse mirasçı da her mirasçı gibi reddedebilir, o zaman iflas hükümlerine göre tasfiye tereke edilir.

Mahrumiyet Nedenleri

MK578

  1. Miras bırakını kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler mirastan mahrum olurlar. Hukuka aykırılık koşulu arandığı için meşru müdafa var ise hukuka aykırılık ortadan kalkar. Trafik kazasında ise kasıt yoktur. Eylemin gerçekleştirilebilmesi için tabi mahrum edilen kişinin ayırtetme gücüne sahip olması

gerekir. Kural olarak pozitif bir eylem söz konusudur ama yapmama eylemi de söz konusu olabilir. Kişi eylemde bulunma olanağına sahip ama bunu yapmıyorsa, boğulmakta olanı kurtarmamak gibi. Kural olarak hukukta istisnaidir bir şeyi yapmamanın sorumluluk doğurduğu.

Bu eylem suç oluşturabileceği gibi haksız fiil de oluşturabilir. Böyle olunca ceza hukuku ile özel hukuk iç içe geçer. Hakimler birbirinden bağımsızdır. Ayırtetme gücünün varlığı ve kusur konusunda bağımsızdırlar hakimler ama olayların tespiti bağlamında bağlıdırlar.

Gelelim ötenazi. Muris isteği üzerine mirasçı tarafından öldürülür ise mahrumiyet doğar mı? Bizim ceza hukukuna göre adam öldürme suçu olur ama hafifletme vardır. Bazı ülkelerde ise ötenaziye müsade ediliyor. Gerçekleştiren kişi mahrum olacak mı olmayacak mı tartışmalı. Belki şöyle denebilir. Böyle bir istemde bulunma zımnen af anlamına gelmez. O yolla belki sorun açıklabilir ama her ne olursa olsun kişi ceza alacağı için murisin böyle bir istemi mirasçıya kötülüktür. Kendiliğinden yaparsa muris, acıdım öldürdüm derse mahrumiyet doğar.

  1. Miras bırakını ÖBT yapamayacak hale getirenler, felç getirmesine, ayırtetme gücünü yitirmesine sebep olanlar. Bunun için murisin ne el yazılı vasiyetname ne resmi vasiyetname düzenleyebilmesi ne de sözlü vasiyetname düzenleyememesi gerekir. Özellikle beyne alınan darbeler, beynin zedelenmesi, beden tümlüğünün ihlalleri, psikolojik tramvalar, duygusal şoklar vs bu sonucu doğurabilir. Burada da failin kasıtla hareket etmesi ve eyleminin hukuka aykırı olması gerekir. Bir çıkar beklentisinin olması gerekmez, ne kendisi için ne de bir başkası için çıkar sağlamayacak olsa dahi böyle bir eylemden dolayı mirastan mahrum olur. Şimdi eylem neye yönelik olmalıdır, kasıt neye yönelik olmalıdır hususunda tartışmalar var. Bazıları der ki kasıt ÖBT’de bulunma ehliyetinin kaybına yönelik olmalıdır. Bazıları da bu yorumu beğenmez, bu sonucun doğmasını yeterli sayarlar. Miras hukukundaki tartışmayı hiçbir hukuk alanında görmedim, para pul söz konusu olduğu için sanırım.
  2. Miras bırakanın bir ÖBT’de bulunmasına engel oluyor, tabanca çekiyor, bıçakla üzerine yürüyor yaptırmam diyor. Veya böyle bir tasarruftan dönmesini aldatma, zorlama veya korkutma yoluyla sağlayanlar ve engelleyenler. Bu engelleme veya sağlama ile sonuç arasında tabiatıyla illiyet bağı bulunmalıdır. Şu illiyet bağını öğrenmeden mezun olmayalım. İlliyet bağı nedir? Borçlar hukukunda geçer, ceza hukukunda da söz konusudur. Sebep ile sonuç arasında bir neden-sonuç ilişkisinin bulunmasıdır. Uygun illiyet bağı kuramı bizde kabul görür. Fransız hukukunda ise şart kuramı belirlenir. Uygun illiyet bağını nasıl tanımlarsınız? Genel yaşam deneyimine göre somut olayda meydana gelen koşulu meydana getirmeye elverişli, istatistiki bir saptama söz konusu. Olayların çoğunda bu böyle cereyan eder genel yaşam deneyimine göre, ama bu bazen böyle bir sonuç doğurmaz diyoruz. Uygun illiyet bağı önce neye bağlıdır? Burada da söz konusu. Fiziksel illiyetin varlığına bağlıdır. Fiziksel illiyet yoksa hukuki illiyet hiç söz konusu olmaz. Ama fiziksel illiyetin varlığı hukuki illiyetin zorunlu varlılığı demek değildir. Önce tabi illiyet, sonra da uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Fiziksel illiyeti nasıl tanımlayacağız? Şu neden olmasaydı bu sonuç olmazdı gibi. Bu böyle olduğu için kişinin salt teşebbüste bulunması burada yeterli olmaz. Muris ÖBT’sinden dönmüştür.
  3. Miras bırakanın artık yeniden yapamayacağı bir durum ve zamanda ölüme bağlı bir tasarrufu kasten ve hukuka aykırı olarak ortadan kaldıranlar veya bozanlar. Ortadan kaldırmaya gizleme de dahildir. Bir ÖBT’yi bulduktan sonra gizlerseniz bu mahrumiyet sebebidir amma derler ki bulan kişi o kadar akılsız mı? Cebine koyar, çöpe atar, ispatı namümkün. Zaten bir başkası da varsa orada zaten gizleyemez. Ya ikisi birden gizleyecek ya da gizleyemeyecekler. Veya tahrifat söz konusu olabilir. Bu kişiler de mirastan yoksundur. Burada da kast ve hukuka aykırılığın koşulları aranır. Bu sonucun doğabilmesi için söz konusu ÖBT’nin ille de geçerli olması koşulu aranmaz. Yani geçersiz bir vasiyetname ÖBT söz konusu olsa dahi bu eylemde bulunanlar mirastan mahrum olurlar. E zaten geçersizse yasal mirasçılık var ya. Ancak söz konusu ÖBT’nin murisin ölümünden sonra iptaline karar verilse dahi mahrumiyet gerçekleşir amma yoklukla sakat bir ÖBT ya da kesin olarak geçersiz, mutlak butlanla batıl bir vasiyetname ya da sonradan kadük olmuş bir vasiyetname söz konusu ise mahrumiyet gerçekleşmez.

Bazı hallerde yasa koyucu vasiyetnamenin tekrar tesisine çare oluşturan bazı olanaklar öngörmektedir. Mesela 543’üncü maddenin ikinci fıkrasına göre kaza sonucunda yani kimsenin kusuru olmaksızın, tesadüfü hal sonucunda veya üçüncü kişinin kusuruyla yok olan ve içeriğinin aynen ve tamamen belirlenmesine olanak bulunmayan vasiyetname hükümsüz kalır. Tazminat isteme hakkı saklıdır. Karşıt kavramından anlam çıkaracak olursak, içeriğin belirlenmesine olanak taşıyan vasiyetname hüküm doğurur. Yani böyle bir olasılıkta da böyle bir vasiyetnamenin yok olmasına yol açan kişi mahrumiyet ile karşı karşıyadır. Vasiyetname belirlenebilecek olsa dahi mahrumiyet gerçekleşmiştir zira fiil gerçekleşmiştir. Soru. Bir kişi vasiyetçi adına sahte bir vasiyetname düzenlemiş ise böyle bir eylem 578’inci maddenin 4’üncü fıkrası kapsamına girer mi? Tartışılmaktadır.

Madde 543-Mirasbırakan, yok etmek suretiyle de vasiyetnameden dönebilir.

Kaza sonucunda veya üçüncü kişinin kusuruyla yok olan ve içeriğinin aynen ve tamamen belirlenmesine olanak bulunmayan vasiyetname hükümsüz kalır. Tazminat isteme hakkı saklıdır.

Eğer üçüncü bir kişi saklanan bir vasiyetnameyi bulur ise 578/4 uygulanabilir mi? Hayır. Zira vasiyetnamenin gizlenmesi söz konusu değildir. Salt eylemi yaptırıma bağlamıyoruz niye? İlliyet bağı yoktur zira. Kişi öyle bir davranışta bulunmuş ama gizleme eylemi yok. Sonuçta ortaya çıkmış vasiyetname. Böyle bir durumda ne söz konusudur? Bir teşebbüs. Teşbbüs de 578/4 kapsamına girmez, illiyet bağı yoktur, sonuç doğmamıştır. Aynı şekilde murisin kendisi gizlenen ÖBTsini bulmuş ise yine 4’üncü bent uygulanamaz. Bunun bir istisnası söz konusu olabilir. Muris bulmuş olmasına rağmen vasiyetnamesini, kesin olarak ölümüne kadar ayırtetme gücünü yitirmiş ise yine 578/4 uygulanmalıdır. Bu açıklama tarzıma uygun yönteme ne diyoruz? Şerhçi yöntem diyoruz. Bizde şerh yoktur. Fransız geleneğinde yoktur, Alman geleneğinde vardır. Şerhlerde her madde şerh edilir ve hatıra gelebilecek tüm olasılıklar göz önünde tutularak maddeler açıklanır. Buraya tabi uygulamaya yansıyan olaylar olduğu gibi henüz yansımamış olasılıklar dahi yazılır. Dolayısıyla şerhler uygulayıcılar için çok önemli eserlerdir.

Murisin ÖBTsini saklama veya imha etme söz konusu olduğunda bunu yapan kişinin ileri sürebileceği tek bir haklı neden vardır o da nedir? Şerhçiler bunları ele alıyor, bir yerde roman yazıyorlar. Miras bırakan bunu ondan istemişse. Tabi murisin bu yöndeki rızasının da geçerli olması gerekir o da ayırt etme gücünün varlığına bağlı. Böyle bir durumda murisi korumaya gerek yok, yok eden aslında murisin kendisi.

Mirasçı murisin ölümünden sonra onun vasiyetnamesini gizlemiş ise böyle bir davranış ayrıca 595 uyarınca gizleyen yönünden tazminat yükümü de doğurur. Vasiyetnameyi düzenleyen veya muhafaz eden veya ele geçiren ya da bulan kimse ölümü öğrenir öğrenmez teslim görevini yerine getirmekle yükümlüdür yoksa doğacak zarardan sorumludur.

Madde 595-Mirasbırakanın ölümünden sonra ele geçen vasiyetnamesinin, geçerli olup olmadığına bakılmaksızın hemen sulh hâkimine teslim edilmesi zorunludur.

Vasiyetnameyi düzenleyen veya muhafaza eden görevli ya da mirasbırakanın arzusu üzerine saklayan veya başka surette ele geçiren ya da ölenin eşyası arasında bulan kimse, ölümü öğrenir öğrenmez teslim görevini yerine getirmekle yükümlüdür; aksi takdirde bu yüzden doğacak zarardan sorumludur.

Sulh hâkimi, teslim edilen vasiyetnameyi derhâl inceler, gerekli koruma önlemlerini alır; olanak varsa ilgilileri dinleyerek terekenin yasal mirasçılara geçici olarak teslimine veya resmen yönetilmesine karar verir.

Mirastan Yoksunluğun Hükümleri

579 vd. Mirastan yoksunluk kişiseldir. Bu hukukun genel bir ilkesine uygun bir çözüm müdür? Evet. Sorumluluk bireyseldir, kişiseldir. Hiçkimse bir başkasının eyleminden sorumlu değildir kural olarak.

MK120/2 buna bir istisnayı teşkil eder ama yanlıştır. Böyle bir sorumluluk olamaz, hakimin düzelterek uygulaması gerekir.

Madde 120- Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddî fedakârlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır.

Tazminat istemeye hakkı olan tarafın ana ve babası veya onlar gibi davranan kimseler de, aynı koşullar altında yaptıkları harcamalar için uygun bir tazminat isteyebilirler.

Kişiseldir dedir, bireyseldir. Şu önemli. Sanki mirastan mahrum kalan, miras bırakandan önce ölmüş gibi işlem yapıyoruz, mirası böyle paylaştırıyoruz. O halde mirastan mahrum olan kişi murisin yasal mirasçısı ise altsoyu bundan etkilenmez. İradi mirasçı ise o

takdirde de yasal mirasçılar iradi mirasçının payını elde ederler. Aynı şekilde muayyen mal vasiyeti söz konusu ise muayyen mal vasiyeti borçluları bundan yararlanırlar.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

HAFTA 13

Gün 1

Murisin ölümüyle beraber murisin son yerleşim mahkemesi hakimi terekenin muhafazası için gereken önlemleri almakla yükümlüdür. Bu önlemler nelerdir? Terekenin mühürlenmesi ve defter tutulmasından ibarettir. Ayrıca gerekiyorsa terekenen resmen yönetimine de karar verilebilir. Buradaki defter tutma işlemi terekenin muhafazasına yönelik usuli bir işlemdir. Mirasın resmi defter mucibince kabulune yol açan defter tutma işlemi değildir. Burada sadece terekenin aktif ve pasifleri deftere geçirilir, gerekiyorsa alacaklar tahsil edilir. Ayrıca mahkeme gerekli görürse terekenin resmen yönetimine de karar verebilir. Onun dışında gerekli çağrılar yapılır. Onları pek önemsemiyoruz önemli olmadığı için. Mirasın kabulü ile beraber reddine geçiyoruz.

Biliyoruz murisin ölümü ile mirasçılar miras üzerinde hak sahibi olurlar, mirasçı olurlar, elbirliği ile hak sahipliği söz konusu olur, borçlardan ise müteselsil sorumlu olurlar. Mirasın kabulu bir irade açıklamasına bağlı değildir. İstisna tereke borca batık ise yasaya göre hükmen ret kuralları işliyor ise yani mirasçıların mirası reddettikleri karinesinden yola çıkılıyor ise o takdirde mirasçıların mirası kabul etmeleri gerekir ki mirasçılıkları devam edebilsin, mirasçılık topluluğun üyesi olabilsinler. Aksi takdirde mirasçılardan her biri yasada öngörülen 3 aylık süre içerisinde mirası reddetme hakkına sahiplerdir. Mirasın reddine geçmeden önce araya bir başka sorunu sıkıştırmak istiyorum. Borçlardan sorumluluğun müteselsil olduğunu söyledik. Değişik türdeki alacaklılar arasındaki sıra düzenine, öncelğe sonralığa ilişkin 603’üncü madde hükmüdür. Bu maddeyi anlayabilmek biraz zordur. Yanlış bir anlatım söz konusudur. Okundu.

3 tip alacak vardır muristen

Ölüm anında alacaklılar, kişisel borçlar Ölümden sonraki alacaklılar, tereke borçları

Miras alacaklıları. Tereke alacakları hepsini ödeme için yeterli değilse hangi sırayla gideceğiz? 603 bu konuda karmaşık bir içeriğe sahip.

Madde 603-Mirasbırakanın alacaklılarının hakları, vasiyet alacaklılarının haklarından, vasiyet alacaklılarının hakları da mirasçıların alacaklılarının haklarından önce gelir.

Mirası kayıtsız şartsız kabul eden mirasçıların alacaklıları ile mirasbırakanın alacaklıları aynı haklara sahiptirler.

Birinci fıkra ikinci fıkra ile bağdaşmıyor. Bir anlamı yok. Buna bir anlam vermek lazım. Bu anlam şu olabilir. İlk sıraya miras bırakanın alacaklılarını oturtuyoruz. Tereke mevcudu alacakların ne kadarını ödemeye yetiyor ise oransal olarak, o oranda miras

bırakanın alacaklıların alacaklarını ödüyoruz. Geriye kalan miktarı ise bu düzenlemeyi doğru şekilde anlayacak olursak mirasçının alacaklıları ile vasiyet alacaklıları arasında orantılı olarak paylaşıyoruz. O oranda miras bırakanın alacaklılarına ödeme yapıyoruz, geri kalan miktarı da her bir mirasçının alacaklıları ile vasiyet alacaklıları arasında orantılı olarak taksim ediyoruz. Bu adil olur.

Mirasın Reddi

Mirasın reddi bir hukuki işlemdir. Tek yanlı bir hukuki işlemdir. Yenilik doğuran bir hakkın kullanımı mahiyetindedir dolayısıyla yenilik doğuran hakların kullanılmasının tüm özelliklerini taşır, bundan dönülemez. Bunu kafanıza kazıyın. Mirasın reddi çocuk oyuncağı değildir, reddettiysen tekrar dönüp kabul edemezsiniz. Ayrıca koşula bağlanamaz. A kabul ederse reddediyorum gibi bir ret beyanında bulunulamaz. Mirasın reddi ile beraber mirasçının mirasçılık sıfatı ortadan kalkar. Mirasçılar topluluğunun üyesi olmaktan çıkar, borçlardan da sorumlu olmaz. Murisin ölümü ile beraber mirasçı olma ne tür bir mirasçılıktır? Madem ki mirası red olanağı vardır? Bozucu koşula bağlı. Kişi mirasçılık sıfatını bozucu koşula bağlı olarak murisin ölümünde iktisap ediyor. Biliyoruz ki mirasın reddi iki türdedir. Biraz önce sözünü ettiğimiz hükmen ret kurallarına göre murisin ölümü anında tereke borca batık ise ve bu şayi olmuş ise yasa koyucu mirasçıların yardımına koşmuş ve mirasçıların reddi asıl, kabulü istisnadır demiştir. Bunu bir kenera bırakıp olağan redde geçecek olursak, red için mirasçı mirası reddetme hakkını kaybetmemiş olması gerekir. Mirası reddebilmek için kişinin mirasçı olması gerekir. Buraya yasal mirasçılar da iradi mirasçılar da, devlet de dahildir. Devlet de mirası reddedebilir.

Ancak bu bağlamda bir istisnamız var. Şöyle ki… mirası en yakın mirasçıların tümü reddedecek olursa miras resmen tasfiye edilir. Orada da bazı sorunlar var. İlgili düzenleme MK 612, en yakın mirasçıların tamamı tarafından ret.

Madde 612- En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir.

Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.

Niye böyle bir çözüm öngörülmüş? En yakın mirasçılar bile kabul etmiyorsa, hiçbiri kabul etmiyorsa, öbür mirasçılara haklara geçirip vakit kaybetmenin anlamı yoktur. Mirasın reddedilebilmesi için irade açıklaması lazım, kişi fiil ehliyetine sahip olmalı zira hak kaybı söz konusudur. Ayırtetme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar da yasal temsilcilerinin rızası ile mirası reddedebilirler amma kişi vesayet altında ise ona buraya denetim makamı olan asliye mahkemesinin izniyle cümlesini eklemeke gerekir. Mirası reddeden kişinin tasarruf yetkisine de sahip olması gerekir. Kişi hak sahibi olabilir ama tasarruf yetkisi olmayabilir. Tipik misal muflis, aile konutu. Mal ortaklığı söz konusu ise eşin de rızası gerekir mirasın reddi için. Eşin rızası alınamıyor ise hakim kararı gerekir. Mal ortaklığı bizde çok uygulanmıyor, ama insanlar bilmediği için. Edinilmiş mallara katılımdan da iyi. Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılımda böyle bir rızaya

gereksinim yoktur. Mirasın reddedilebilmesi için edinilmiş mallara katılım rejiminde rızaya gerek yoktur. Mal ayrımında haliyle gerek yoktur. Ret süresi 3 aylık bir süredir. Süre dolduktan sonra mirasçı mirası kesin olarak iktisap eder. Sürenin başlangıcına gelince. Yasal mirasçılar için murisin ölümü ve mirasçılık sıfatını öğrendiği anda başlar. Genelde bu iki anın çakıştığı kabul edilir karineten. Aksini iddia eden kanıtlar. İradi mirasçılık söz konusu ise süre iradi mirasçının lehine olan ÖBT’nin haberdar edildiği andan itibaren işlemeye başlar. Vasiyetname ile mirasçı kılınmış ise süre haliyle kendisine bildirim yapıldığı anda başlar. Bir miras sözleşmesi ile mirasçı kılınmış ise bu an murisin öldüğü ana denk gelir zira miras sözleşmesinin varlığından karşı taraf haberdar, kendisi sözleşen olduğu için. Mirasın reddi hakkı bazı hallerde ortadan kalkabilir. Şöyle ki: (a) ret süresi dolmadan önce mirasçı mirası kabul etmiş ise artık mirası reddedemez. Mirası nasıl kabul etmiş olabilir? Mahkemeye beyanda bulunmuş olabilir, alacaklıya beyanda bulunmuş olabilir yahut diğer bir mirasçıya beyanda bulunmuş olabilir ve ret süresi dolduğu andan itibaren de artık miras kabul edilmiştir. Haklı nedenler varsa sürenin uzatılması gündeme gelebilir. (b) mirasçı gerekli olmadığı halde tereke işlerine burnunu sokmuş ise olağan yönetim işlerinin dışına çıkan işlemlerde bulunmuş ise mirası ret hakkını yitirir. (c) mirasçı şerefsiz bazı davranışlarda bulunmuş ise ret hakkını yitirir. Terekeye ait bir malı gizlemiş ise, veya çalmış ise mirası ret hakkını yitirir. Bu yasada yazmasaydı dahi ne diyebilirdik? Hakkın kötüye kullanılması, çelişkili tutum nedeniyle, ile aynı sonuca varabilirdik.

Biçime gelince mahkemeye, hakime yapılacak bir beyanla gerçekleştirilir. Bu beyan sözlü veya yazılı olabilir, sözlü olursa tutanağa geçirilir. Mirasın reddinin hükümleri, sonuçları. Mirasçılardan sadece biri mirası reddetmişse reddeden mirasçının yasal bir mirasçı ya da iradi bir mirasçı olmasına göre durum değişir. Yasal mirasçı ise yasal mirasçının payı sanki miras bırakandan önce ölmüş gibi diğer yasal mirasçılara intikal eder. Amma, düzenleme emredici mahiyette değildir. Muris bunun aksini öngörebilir. Ne yapabilir? Adi ikameye başvurulabilir. A olmazsa B, olmazca C. A herhangi bir nedenle mirasçı olamazsa onun payı B’ye, olmazsa C’ye ait olacaktır. Mirası reddeden mirasçının altsoyu var ise halefiyet ilkesi uyarınca payı altsoyuna intikal edecektir. Altsoyu yok ise yatay şişme ilkesi uyarınca aynı sırada yer alan diğer mirasçılara geçecektir. Eğer mirası reddeden sağ kalan eş ise miras zumre kurallarına göre murisin kan hısımlarına intikal eder. Sağ kalan eşin miras payı zümre kurallarına göre murisin kan kısımlarına intikal eder. Mirası reddeden iradi bir mirasçı ise onun payı yasal mirasçılara intikal eder. Burada da düzenleme emredici olmadığından yine muris dilerse adi ikameye başvurmak suretiyle soruna çözüm getirebilir. Şimdi gelelim bu konuda bizi biraz uğraştıran düzenlemeye. En yakın mirasçılar tarafından redde.

Bu bağlamda iki sorunu birbirinden ayırt etmek gerekir. Birisi en yakın mirasçıların tamamı tarafından ret, diğeri ise bazı mirasçılar yararına sonra gelen mirasçılar yararına rettir, MK612 vd. Sonuncusundan başlıyoruz. Mirasçılar mirası reddederken kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası reddedip etmeyeceklerini tasfiyeden önce sorulabilir. Bu takdirde ret sulh hakimi tarafından kendinden sonra gelen mirasçılara bildirilir. Bunlar 1 ay içinde kabul etmezlerse reddetmişler sayılır. Reddediyorlar ama sonra gelen mirasçılar, alt soyu lehine reddediyor; ikinci zümre mirasçıları lehine reddediyor. Bu düzenleme bizi uğraştırmıyor.

En yakın yasal mirasçıların tamamınca reddolunan miras iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Genelde SKE, altsoy mirasçıları vardır. En yakın yasal mirasçılar bundan ibarettir. Hepsi de mirası reddetmişlerse miras sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Neden böyle bir çözüm? Zümre sistemini neden uygulamıyoruz? En yakın mirasçılar bile reddetmişse mirası diğer zümrelere intikalle uğraşmam, onlar da reddeder diye düşünmüştür yasakoyucu. Tasfiye sonucu arta kalan değerler mirası reddetmemiş gibi sahiplerine verilir. Resmi tasfiye isteminde bulunulsa dahi borçlar ödendikten sonra geriye bir şey kalırsa resmi tasfiye isteminde bulunan kişilere verilir.

Amma dikkat ediyoruz. 612 bağlamında böyle. 612’nin uygulanması söz konusu olmazsızın reddeden kişiler söz konusu ise burada vermeyiz zira mirasçılık sıfatı kaybedilmiştir. Bizi 613 uğraştırıyor.

Madde 613- Altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payı sağ kalan eşe geçer.

Yanlış hüküm. Normalde ikinci zümreye geçmesi, SKE’nin oranının artması gerekir. Söz konusu çözüm zümre sistemine aykırı. Çözüm şöyle olmalı. Miras sağ kalan eşe önerilir. Kabul ederse o takdirde, SKE istiyor ise manevi nedenlerle vs miras onun olsun, istemiyor ise bu sefer mirası zümre kurallarına göre intikal ettirelim. Miras yasa gereği SKE’ye geçer diyemeyiz, yasa yanlış kaleme alınmıştır. Burada da 1 aylık bir süre tanınması SKE’ye ve bu süre içinde kabul söz konusu olmazsa olağan intikal kurallarının uygulanması gerekir.

Gelelim yasadaki ifadesiyle reddin iptaline. Bu ifade yanlıştır, MK 617 okundu.

Madde 617- Malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse; alacaklıları veya iflâs idaresi, kendilerine yeterli bir güvence verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler.

Reddin iptaline karar verilirse, miras resmen tasfiye edilir.

Bu suretle tasfiye edilen mirastan reddeden mirasçının payına bir şey düşerse bundan, önce itiraz eden alacaklıların, daha sonra diğer alacaklıların alacakları ödenir. Arta kalan değerler ise, ret geçerli olsa idi bundan yararlanacak olan mirasçılara verilir.

Burada mirasçı borca batık. Alacaklılara zarar verme kastı karineten kabul edilmelidir. Bir tüccar ise ve ticaret mahkemesince hakkında iflas kararı verilmişse ya da resmi tasfiye söz konusu ise kendilerine yeterli güvence veirlmezse ret tarihinden ….

Bu düzenleme doğru mudur? Hayır. Alacaklılar reddin iptalini isteyemez, yasa yanlıştır, düzeltilerek uygulanmalıdır. Sadece ve sadece alacaklılar 6 ay içinde bir dava açabilirler. Dava kabul edilecek olursa terekenin resmen tasfiyesi gerekir. Yani ikinci fıkradaki ikinci cümlecik doğrudur, miras resmen tasfiye edilir. Dava kabul edilirse miras resmen tasfiye

edilir. Neden bu doğru olamaz? Dava kabul edilse dahi hiçbir biçimde mirası reddeden kişi tekrar mirasçılık sıfatını kazanamaz. Yenilik doğuran bir hak kullanıldı, geriye dönüşü namümkün. Kendisi dönemezken alacaklılar nasıl dösün? Hiçbir şekilde reddeden mirasçı yeniden mirasçılık sıfatını kazanamaz. Şimdi buraya kadar mirasçının borca batık olması halinde onun alacaklarının korunmasını gördük. Bir de murisin alacaklılarının ve/veya tereke alacaklılarının korunması da söz konusu olabilir. Bu olasılıkta mirasçının kendisi borca batık değildir. Borca batık bir mirası reddetmiştir. Ne yapalım? Amma denkleştirmeye tabi bir kazandırma almış ve mirası reddediyor ise o takdirde sorumluluğu söz konusudur. Murisin ölümünden önceki 5 yıl içerisinde ondan almış olduğu ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü oldukları (bulmaca gibi) değer ölçüsünde yani denkleştirme yükümü ölçüsünde sorumludur. Yani hem denkleştirmeye tabi kazandırma alıyorsun hem de mirası reddediyorsun, bunu kabul edemeyiz.

MK618’de sözünü ettiğimiz dava için süre öngörülmemiştir ama süresiz bir alacak davası söz konusu olamaz. Miras hukukuna ilişkin hiçbir süreyi uygulayamaz isek BK genel zamanaşımına ilişkin 10 yıllık süreyi uygularız. Burada da mirasın reddi beyanı ortadan kalkmaz, sadece aldığı denkleştirmeye tabi miktar oranında talepte bulunan alacaklıya karşı ya da alacaklılara karşı sorumlu olur.

Madde 618- Ödemeden âciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar.

Olağan eğitim ve öğrenim giderleriyle âdet üzere verilen çeyiz, bu sorumluluğun dışındadır.

İyiniyetli mirasçılar, ancak geri verme zamanındaki zenginleşmeleri ölçüsünde sorumlu olurlar.

Mirasın Resmi Defter Tutulması

Bu defter tutma işlemi terekenin muhafazasına göre, son yerleşim yeri sulh hakiminin kendiliğinden yaptığı defter tutma işleminden farklıdır. Orada terekenin muhafazası ve malvarlığının kaybettirilmemesi söz konusudur. Burada ise mirası reddedip reddetmemesinin hangi çözümün kendisi için daha iyi olacağı hususunda kuşkuda olan mirasçılara sağlanan ek bir olanak vardır. Ne oluyor? Defter tutma talebinde bulunulunca terekenen resmen defteri tutuluyor, alacaklılara çağrıda bulunuyor, alacaklarınızı yazdırın deniliyor. Deftere yazılmamış alacaklardan mirasçılar istisnalar müstesna sorumlu olmuyor.

Defter tutma işlemi bitirilince hakim her bir mirasçıya karar vermesi için bir aylık süre veriyor. Her bir mirasçı 4 seçenekten birini seçer. 1, mirası kayıtsız şartsız kabul edebilir. Tek bir mirasçı varsa dahi resmi tasfiye namümkündür. Mirası reddedebilir, resmi tasfiye talebinde bulunabilir bu kişi. Dört, mirası resmi defter mucibince kabul edebilir. Mirasçı mirası bağsız koşulsuz kabul etmiş ise ya da resmi defter mucibince kabul etmiş ise kefalet bakımından mirasçının sorumluluğu sınırlıdır. Şöyle ki, 630’uncu maddeye göre miras bırakanın kefaletten doğan borçları, kefalet için ülkemizde söylenen bir deyiş var.

Borçlar ayrı bir yere yazılır ve mirasçılar terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi halinde kefalet sebebiyle alacaklı olanlara ne düşecek idiyse ancak o miktarda sorumludur. Yani sorumlulukları kefalet bakımından sınırlıdır. Ne zaman? Mirası kayıtsız şartsız veya resmi defter mucibince kabul etmişlerse. Her bir mirasçı seçimini bireysel olarak yapabilir. Susmuşsa mirası resmi defter mucibince kabulü öngörülür ve bu seçim yapıldığında mirasçılarıdan birisi resmi tasfiye isteminde bulunmuş olsa dahi mirasçılardan bir diğeri mirası kabul etmiş ise resmi tasfiye yoluna gidilemez. Yani mirası kabul eden tek bir mirasçı olsa dahi mirasın resmen tasfiyesi yoluna gidilemez. Mirasın resmen tasfiyesini talep eden mirasçı bu takdirde seçimini yapabilmek için yeni bir bir aylık süreden yararlanabilir. Miras defter mucibince kabul edildiğinde tereke defter mucibince kabul eden mirasçıya deftere geçirilmiş borçlarla intikal eder. Böylece mirasçı kesin olarak mirasçı olur ve kabul işlemi murisin ölümü anına kadar geçmişe etkili olur. Deftere geçirilmemiş olan borçlara gelince mirasçı kural olarak bu borçlardan ne kişisel malvarlığı ile ne de muristen kendisine intikal eden malvarlığı ile sorumludur. Bu kuralın şu ayrıkları vardır. (a) Alacaklıların kusurları olmaksızın deftere geçirilmemiş borçlar. Mirasçı, bunlardan da sorumlu olmaya devam ediyor amma sorumluluğu sınırlı. Şöyle ki bu borçlardan sadece zenginleştiği ölçüde sorumludur. (b) Alacaklılar, alacaklı, alacağını ilgili makama beyan etmiş ama mahkeme tarafından deftere geçirilmemiş. Bu olasılıkta da mirasçı borçtan sorumlu olmaya devam ediyor ama yine sadece zenginleştiği ölçüde. (c) Rehinle güvence altına alınmış bir alacak var ise mirasçı bu borçlardan sorumlu olmaya devam ediyor ancak borcun sınırı tabiki rehinle temin edilmiş olan garanti ölçüsünde oluyor. Ayrıca kamu hukuku kaynaklı alacaklar bakımından da istisna var. Sözünü ettiğimiz düzenleme kamu alacakları bakımından uygulanmaz. Buraya neler dahildir? Vergiler dahildir, sosyal sigorta alacakları dahildir. Ayrıca muris sağlığında bir hukuki işlem yapmış ise ve bu hukuki işlemden bir hak elde etmiş ise ama bu hakkın karşılığında da bir karşı edim taahhüdünde bulunmuş ise iki tarafa da tam borç yükleyen bir sözleşme olduğu için karşı taraf diğer alacaklıdan mirasçılara ödemezlik defini ileri sürebilir. Öde ki ödeyim. İfaya hazır olduğunu bildir ki ifa edeyim, yoksa borcumu ifa etmekten kaçınıyorum diyebilir.

Resmi Tasfiye

Resmi tasfiye de bir iktisap biçimidir. Resmi tasfiyenin iki önemli sonucu vardır. Birincisi mirasçının sınırsız kişisel sorumluluğu ortadan kalkar. Yani resmi tasfiye aracılığıyla mirasçının varlığı ile murisin malvarlığı birbirinden ayrılır. İkinci sonucu ise mirasçılar murisin külli halefi olmaya devam ederler amma resmi tasfiye işlemleri boyunca yönetim ve tasarruf yetkileri askıya alınır. Resmi tasfiyeye hangi hallerde başvurulur? 1. Mirasçılar talep ederlerse. 2. Kanunda kendilerine tanınan bir hak olarak alacaklılar talep ederlerse. 3. Mirasçılardan biri mirası reddeder ve böylece kendi alacaklılarına zarar verecek olursa kendi alacaklıları da mirasın resmen tasfiyesini talep edebilir. Bu arada bir paragraf başı yapalım. Mirasın resmen yönetimi, resmi yönetimiyle bir kurum olarak mevcuttur ama vaktimiz olmadığı için oraya girmeyeceğim, kanundan okuyabilirsiniz. Tereke birtakım durumlardam irasçılar tarafından değil resmen hakim tarafından yönetilebilir, vasiyeti yürütüm görevlisi gibi. Bir mirasçılar topluluğu müemessilinin yahut mahkemenin seçeceği bir mümessil de terekeyi yönetebilir.

Resmi tasfiye ne anlama gelir? Alacaklar tasfiye edilir, borçlar ödenir, mevcutlar muhafaza edilir ve sonucunda bir artı değer kalacak olur ise mirasçılara verilir. Alacaklılar böyle bir istemde bulunmuşsa alacaklıların hakları ödendiktan sonra geriye bir şey kalırsa mirasçılar sıfatlarını yitirmedikleri için yine mirasçılara verilir.

Taksim

Bu bağlamda iki hususun üzerinde öncelikle durmak istiyorum. Birisi sabahleyin biraz karanlıkta kaldı. Mirasın taksimi biliyoruz ki üç yoldan gerçekleştirilebilir. Mirasçıların yapacağı taksim sözleşmesi ile. Bu sözleşme rıza ile ifa edilmezse mirasçılardan her biri sözleşmenin ifası için dava açabilir, bu taksim sözleşmesinin ifası için. İki elden paylaşma, fiili taksim söz konusu olabilir. Tasarruf ile borçlandırıcı işlem iç içe geçer. Bir diğer yöntem ise taksim davası. Mirasçılardan herbiri mirasın taksimine yönelik yani mirasın taksiminin ertelenmemesi gerektiğine ilişkin, gerçekleştirilmesine ilişkin bir dava açabilir. Yasada öngörülen sebeplerden birisi var ise mirasın taksimi ertelenir. Bir çocuk varsa anarahminde, mirasın hemen taksimi mirasa zarar verecekse vs daha sonra göreceğiz. Böyle bir durumda mahkemece verilen karar taksim kararı mıdır değil midir? Taksimin gerçekleştirilmesi için bir karar değildir, taksimin ertelenemeyeceğine ilişkin bir taksim kararıdır. Erteleme nedenlerinden hiçbirinin olmadığının tespitidir. Taksim davası ise daha dar ve teknik anlamda, taksim sözleşmesi olmadığı vakit her bir mirasçının hiçbir süreye tabi olmaksızın açabileceği yenilik doğuran bir davadır.

Murisin ölümü ile birlikte mirasçıları arasında mirasçılar topluluğu oluşur. Bu topluluk mirasçıların alacağı bir kararla devam ettirilebilir. Aile malları söz konusu olur bu halde, miras paylaşılmaz, mirasçılar topluluğu devam ettirilir. Ayrıca mirasın kısmen taksimi de söz konusu olabilir. Kısmen taksim malvarlığı değerleri bakımından söz konusu olabileceği gibi mirasçılar bakımından da söz konusu olabilir. Malvarlığı değerleri açısından söz konusu olduğu için mirasçılar bazı değerleri paylaşır, bazı değerleri paylaşmazlar. Mirasın subjektif kısmi taksimi de mümkündür. Mirasçılardan birinin payı belirlenir, o mirasçılar topluluğundan ayrılır, geri kalan arasında topluluk devam eder. Buna da subjektif kısmi taksim denir.

Mirasın Taksiminin Ertelenmesi

Birinci neden. Mirasçılar aralarında bir anlaşma yapmak suretiyle taksimi erteleyebilirler, topluluğu devam ettirebilirler. Bazı hallerde ise MK’da yer alan tarımsal ve sınai taşınmazlara ilişkin koruyucu önlemlere ilişkin düzenlemeler yerine bir başka özel bir kanunda düzenlenen düzenlemeler uyarınca da tarımsal işlemelerin ve sınai işletmelerin devamı sağlanabilir. Bu düzenlemeler MK ile getirilmemiştir, ilgili düzenlemede bir torba kanunla bunlar kaldırıldı, MK ile getirilmeliydi zira miras taksimi söz konusuysa şimdi bir de o kanunu aramamız gerekecek.

İkinci neden, muris bir ÖBT ile taksimi ertelemiş olabilir. Biliyoruz ki muris paylaştırma kuralları öngörebilir. Bu bağlamda paylaşmayı engelleyen bir kural da öngörebilir. Mesela diyebilir ki küçük çocuklarım var onlar büyüyene dek mirasın taksimi ertelensin.

Diyebilir ki eşim yaşlı, o ölene dek mirası paylaşmayın, onu da rahatsız etmeyin, onun ölümüne dek taksimi erteleyin.

Üçüncü neden, derhal taksim tereke mallarının değerinde önemli ölçüde azalmaya sebep olacak sie taksim ertelenebilir. Bu halde mirasçıların her biri taksimin ertelenmesini talep edebilir. Bir diğer neden daha önce de gördüğümüz üzere mirasçılar arasında ana rahmine düşmüş bir çocuk var ise taksim doğumuna kadar ertelenir. O anda ana rahmine düşmüş diyor, tüp bebek, yapay döllenme uygulamalarının tümü söz konusu olduğunda ana rahmine düşmüş ifadesini nasıl yorumlamamız gerektiği tartışmalıdır.

Taksimin tarzlarına geçmeden, daha önce de söylediğimiz üzere mirasçılardan her birinin taksimin ertelenmemesi gerektiğine ilişkin bir tespit davası açabileceğini söylemiştim. Bu şu anlama geliyor. Mahkeme kabul ederse davayı taksim derhal gerçekleştirilebilir, herhangi bir erteleme nedeni yoktur içeriğinde bir karar söz konusu olur. Bu davayı her bir mirasçı açabileceği gibi miras payının devri halinde ki daha sonra göreceğimiz üzere miras paylarının devri de söz konusudur. Açılmış miras paylarının devri ve açılmamış miras paylarının devri söz konusu olabilir. Açılmamış miras paylarının devrinde muris hayattadır dolayısıyla böyle bir anlaşmanın, sözleşmenin geçerliliği murisin şu veya bu biçimde rızasına bağlanmıştır amma sözleşmenin tarafı değil. Yasadaki katılımı ifadesi daraltıcıdır, rızası aranır, aksi çözüm ahlaka aykırıdır, murisin öldürülmesi sonucunu da doğurur. açılmamış bir miras payı devredildiğinde devreden olası mirasçıya devredebileceği gibi üçüncü bir kişiye de devredebilir. Açılmamış payların devri söz konusu olabileceği gibi ölümden sonra açılmış paylar da devrolunabilir. Bu bağlamda da devreden mirasçı payını diğer bir mirasçıya devredebileceği gibi üçüncü bir kişiye de devredebilir. Devralan üçüncü kişi mirasçı sıfatını kazanmaz, mirasçılar topluluğunun üyesi olmaz; sadece haklarının korunması için mahkemeye başvurabilir. Eskiden onun yerine taksime hakimin katılmasını talep edebiliyordud eMK’ya göre. yMK’ya göre ise artık yerine haklarını korumak üzere hakimin atayacağı kayyımın katılmasını talep edebilir. İşte taksimin ertelenmemesi gerektiği, hemen yapılması gerektiğine ilişkin bu davayı mahkemece atanan kayyım da açabilir.

Taksimin Tarzları

Birinci ilke, mirasçılar bu konuda tamamen özgürdürler. İkinci ilke, muris paylaştırma kuralları öngrebilir, bu kurallar bağlayıcıdır, mirasçılar sadece oybirliği ile bu kurallardan ayrılabilir. Üç, yasakoyucu mirasçılar aralarında anlaşamazlarsa ya da murisisn öngördüğü paylaştırma kuralları yoksa boşluk olmasın diye ikincil mahiyette olmak üzere yasada da bazı paylaştırma kuralları öngörmüş bulunmaktadır. Şimdi bu kurallar paylaştırmayı gerçekleştiren hakim veya ondan önce mirasçılar ve alacaklar yerine taksime katılan kayyım için yol gösterici mahiyettedirler. Mirasçıların taksim hususundaki öngördükleri bazı emredici kurallarla sınırlandırılmış bulunmaktadır. Birinci sınırlama tereke mallarının işlevsel olmayan bir biçimde gereksiz yere bölünmesinin önüne geçmek. Özellikle zıria ve sınai taşınmazlar bakımından bu söz konusudur.

İkinci husus, bir mirasçıya ait miras payını miras payının devri yoluyla kazanan ya da ona düşen miras payını haczettiren alacaklı ya da söz konusu mirasçıya karşı elinde borç

ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklı taksime kendi haklarını korumak üzere bir kayyımın atanmasını talep edebilir. Böyle bir durumda kayyımın işin içine girmesi mirasçıların özgürlüğünü ister istemez kısıtlar.

Gün 2

Mirasçılar taksim hususunda aralarında anlaşamamışlarsa, murisin ayrıca bir ÖBT ile belirlediği taksim kuralları da yok ise hatırlatıyorum ki kuşku halinde murisin belirlediği bu tür kurallar paylaştırma kuralı sayılır karineten. Aksini iddia eden ispat yükü altındadır. O halde muris bir mirasçısına belirli bir malvarlığı değerini bırakmış ise kural olarak bunun paylaştırma kuralı olduğu, miras payının dışında ona fazladan bir şey bırakmak istemediği, önvasiyeti kastetmediği yasal karine uyarınca kabul edilir, adi karinedir. Aksini iddia eden ispat yükü altındadır. Paylaştırma kuralı değildir diyen ispat edecektir. Kurallar yok ise yasakoyucu tamamlayıcı mahiyette olmak üzere yasada bazı paylaştırma kuralları öngörmüştür. Bu kuralların iki asli amacı vardır. Bunlardan biri mirasçılar arasındaki eşitlik ilkesi, hiçbir mirasçı belli bir malvarlığı değeri bakımından diğerlerinden daha üstün bir hakka sahip değildir, yasadaki istisnalar müstesna. Diğer amaç ise mümkün olduğunca tereke mallarının aynen muhafazası ilkesidir. Mirasçıların eşitliği ilkesi bu bağlamda yürür. Bunun bazı istisnalarının bulunduğunu da söyledik. Bu istisnalardan biri ve en önemlilerinden biri sağ kalan eşin bazı tereke malları üzerindeki öncelikli haklarıdır. Anımsayacağınız üzere hem aile hukukunda hem de miras hukukunda bulunan kurallar uyarınca sağ kalan eş murisle beraber yaşadığı taşınmazın, terekenin taksiminde öncelikli olarak kendisine tahsisi, ayrıca ev eşyasının da öncelikli olarak kendisine tahsisini isteyebilir. Tabiki bu tahsis karşılıksız olacak değildir, bunun değeri miras payından düşülecektir. Amaç, murisin eşinin olanak ölçüsünde murisin ölümü önceki hayatı sürdürebilmektir. Durum elveriyor ise SKE’in istemi veya diğer mirasçıların istemi üzerine mülkiyet hakkı yerine intifa veya oturma, sükna hakkı da tanınabilir birlikte oturdukları taşınmaz üzerinde. İkinci önemli istisna tarımsal taşınmazlara ilişkindir. Bu bağlamda medeni yasadaki düzenlemeler 2014’te yürürlükten kalıdırılmıi 6537 sayılı yasa ile konulan ahkam gelmiştir. Bunlar MK’ya dercedilmemiştir, ilgili ahkamın ilgası ile iktifa edilmiştir yanlış bir şekilde. Söz konusu kanunun adı toprak koruma ve arazi kullanımı kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun. Özetle tarımsal taşınmazlar söz konusu olduğunda bunlara bağlı yan sınai işletmeler de buraya dahil edilebilir, bazı mirasçıların öncelikli hakkı vardır. Amaç, toprağın bölünmemesi. Öncelikli hakka sahip olanlar kimlerdir? Söz konusu tarımsal taşınmazı işletmeye ehil olan mirasçı bu bakımdan öncelikli hakka sahiptirler. Üçüncü istisna bildiğiniz üzere miras açıldıktan sonra üçüncü bir kişi bir mirasçıya ait miras payını elde edecek olursa açılmış miras paylarının devri biliyoruz ki bu üçüncü kişi mirasçılar topluluğunun üyesi olamaz. Onun haklarının korunması için bu kişi mahkemeden bir kendi yerine taksime katılacak bir kayyımın atanmasını talep edebilir. Bu kayyım mirasçılar topluluğunun bir üyesi değildir, bir mirasçı değildir dolayısıyla bu düzlemde de mirasçıların eşitliği ilkesinden söz edilemez, üçüncü bir kişi mirasın taksimine katılmalıdır. Diğer bir istisna ise terekede yer alan malların mümkün olduğu kadar aynen taksimine tanınan önceliktir. O halde aynen taksim mümkün ise söz konusu malvarlığı değeri mirasçılar arasında miras payları oranı göz önüne alınmak suretiyle paylaştırılır. Eğer aynı taksim namümkün ise söz konusu malvarlığı değeri mirasçılardan

birine özgülenir ve o diğer mirasçılara miras payının üstünde kalan kısmını ödemekle yükümlü olur. Miras payı 600bin ise, bölünmesi istenmeyen değer 800binTL ise 200binTL’yi o mal kendisine tahsis edilen mirasçı ortak mirasçılarına ödemekle yükümlüdür. Ayrıca, fiili eşya birliktelikleri söz konusu olduğunda, bunlar tek bir eşya olmamasa dahi bunlar tek bir nesne söz konusu gibi tek bir mirasçıya gider. Bir kütüphanedeki kitaplar gibi. Mirasçılardan biri karşı çıkarsa eşya birlikteliği mirasçılar arasında taksim edilemez. Mirasçıların eşitliğinin sağlanabilmesi için yasada öngörülen formül miras sepetlerinin oluşturulması formülüdür, veya kaplarının, her ne derseniz. Buna göre mirasçıların sayısına veya köklerin sayısına göre veya paylar oranında değişik sayıda miras sepetleri, taksim sepetleri oluşturulur. Bu sepetler oluşturulurken mümkün olduğu kadar her sepete değişik malvarlığı türlerinden koymaya gayret edilir. Birine sadece para konmaz da para her sepete konur taksim edilmek suretiyle. Takılar varsa bunlardan her sepete konur, taşınmazlar keza, ve saire. Bu sepetlerin oluşturulması işi öncelikle mirasçıların işidir. Muris de bu konuda ÖBT’de bulunabilir, sepetlerin oluşturulmasına ilişkin riade açıklamasında bulunabilir ancak daha önce de gördüğümüz üzere mirasçılar sadece oybirliği ile murisin bu tür ÖBT’lerinden sıyrılabilirler. Mirasçılar aralarında anlaşamadılar, murisin de bu türlü tasarrufları söz konusu değil, o zaman içlerinden herhangi biri mahkemeye başvurarak mahkeme hakiminden bu sepetlerin oluşturulmasını talep edebilir. Mahkemenin mirasın taksimi bağlamında üç temel görevi, ödevi vrdır. Bunları birbirine karıştırmamak gerekir. Birinci ödevi daha önce de söylediğimiz üzere mirasın taksimine yönelik yani taksimin ertelenmemesine ilişkin talep ve dava hakkında hakimin oynadığı roldür. Daha önce görüdğümüz üzere değişik nedenlerle mirasın taksimi ertelenebilir. Bunlardan biri, daha önce görmüştük, mirasçılar arasında ana rahmine düşmüş bir çocuk var ise miras taksimi ertelenir. Bir diğerine göre taksim tereke mallarının değerinde önemli bir azalmaya yol açacaksa taksim ertelenir, bunları görmüştük. Mirasçılardan biri diğerleriyle anlaşamadığı takdirde mirasın taksiminin ertelenmesine gerek yoktur biçiminde bir talepte bulunarak dava açabilir ve mahkemeden bu yönde karar alabilir. Böylece taksimin geciktirilmeksizin yapılmasını sağlayabilir. Bu arada erteleme nedenleri mutlak değildir. Mirasçılar aralarında oy birliğini sağlayarak bu nedenlerden daima sıyrılabilirler. Oybirliğini sağlayamazlarsa içlerinden herhangi biri nedenin bulunmadığını düşünüyorsa mahkemeden taksimin ertelenmemesi gerektiğine ilişkin bir tespit kararı alabilirler.

Mirasçılar miras sepetleri hususunda anlaşamazlarsa, içlerinden herhangi biri miras sepetlerinin oluşturulması için mahkemeye başvurabilir, hakimden bu sepetlerin oluşturulması isteminde bulunabilir. Dikkat edelim hakim sadece sepetleri oluşturur ve bir taksim taslağı hazırlar bu hazırlandığında amma mirasçıları bu sepetleri kabule zorlayamaz. Şu sepettekileri sana tahsis ettim, şunları sana tahsis ettim diyemez zira bu bir taksim davası değildir, sepet oluşturma davasıdır. Üçüncü dava ise dar ve teknik anlamda taksim anlaşmasıdır. Mirasçılar bir taksim sözleşmesi yapamamış veya yapmamışlarsa ve elden paylaşmayı da sağlayamamamış ya da istememişlerse içlerinden her biri hiçbir süreye tabi olmaksızın bir taksim davası açabilir. Taksim davasında ise hakim mirasın taksimini gerçekleştirir. Bu dava ise inşai bir davadır. Bizim hukukumuzda evcil hayvanlar yönünden herhangi istisnai bir düzenleme yok oysa biliyoruz ki isviçrede yapılan değişiklikle evcil hayvanların taksimi söz konusu olduğunda gerek evlenmenin iptalinde gerek boşanmada gerek miras taksiminde

hayvanın çıkarları göz önünde tutulur, hayvanın en iyi bakacak kişiinin önceliği olur. Bu bağlamda mülkiyet ve sair haklar göz önünde tutulmaz dolayısıyla bu da istisnai bir paylaştırma kuralı oluşturur ama ülkemizde böyle bir düzenleme olmadığı için evcil hayvanlar yönünden de mülkiyete göre bir taksim yapılır.

Aile evrakı ve anı değeri olan anı eşyalarına gelince, MK’da bu bağlamda da özel bir düzenleme vardır. Şöyle ki, mirasçılardan birinin karşı çıkması halinde nitelikleri ve özgülendikleri amaç gereği aile belgeleri ile aile için özel anı değeri olan eşya mirasçılardan birinin karşı çıkması halinde satılamaz. Mirasçılar arasında anlaşmazlık çıkarsa sulh hakimi yerel adetleri, yoksa kişisel durumları göz önünde tutarak bu eşyanın payına mahsup edilmek ya da edilmemek suretiyle mirasçılardan birine özgülenmesine ya da satılmasına karar verebilir. Özel kanun hükümleri saklıdır diyor. Özel hükme göre, genel kurmayın madalyaların en büyük erkek çocuğa verilmesine dair düzenleme.

Şimdi aile evrakından kasıt ne olabilir? Kimlik belgeleri, diplomalar, mektuplar, soyağacı şemaları ve belgeleri, aile arşivleri ve benzerleri aile evrakından kabul edilir. Aile için anı değeri olan eşyalara gelince. Resimler, resim albümleri, portreler, yağlı boya sulu boya kuru kalem gibi, nişanlar ve benzerleridir. Dolayısıyla nişanlar yasanın bu hükmüne tabidir diyerek bir dava açılabilir ama erkek kardeşiniz varsa o da bundan hoşlanmaz, onla davalı olursunuz.

Gelelim murisin mirasçılardan birinden olan alacağına. Muris mirasçlılardan birinden alacaklı ise bu alacak veya alacaklar birden fazla ise doğrudan doğruya borçlu olan mirasçıya özgülenir ve payından düşülür. Böylece alacaklı borçlu sıfatları aynı kişide birleştiğinden ona yabancı bir kelime kullanıyoruz, confusion sebebiyle sona erer.

Borçların durumuna gelince. Biliyoruz ki murisin kişisel borçları vardır tereke borçları da vardır, defin masrafları, cenaze masrafları ve ölümünde murisle aynı çatı altında yaşayan kişilerin 3 aylık bakım masrafları bu ikincisine dahildir. Ayrıca belirli mal vasiyeti alacaklılarının alacakları bakımından da mirasçıların borçları söz konusudur, bunlar da kendine özgü bir borç sınıfı oluştururlar. Borçlar bakımından özel bir durum var. Daha önce çeşitli alacaklar arasındaki sıra düzenini görmüştük. Kimin alacağı önce ödenecek kimin önce ödenecek görmüş idik. Borçlar bakımından şu ilkeler söz konusudur. Her bir mirasçı terekenin taksiminden önce borçların ödenmesini talep edebilir. Önce borçlar ödensin miras sonra taksim edilsin. En azından güvenceye bağlansın, teminat altına alınsın. Bu teminatın sağlanması tereke malları aracılığıyla olacaktır yani güvence başka bir yerden temin edilemez, tereke mallarıyla bunun temin edilmesi gerekir. Böylece talepte bulunan mirasçı şu sakıncayı bertaraf edebilir, aksi takdirde taksimden itibaren mirasçılar arasında 5 yıl boyunca alacaklılara karşı dayanışmalı, müteselsil sorumluluk söz konusudur. Bu düzenleme, yani her bir mirasçının mirasın taksiminden önce borçların ödenmesine ilişkin düzenleme emredici mahiyettedir, hiçbir mirasçı murisin ölüme bağlı tasarrufuyla da olsa bu haktan yoksun bırakılamaz. Eğer borçlar mirasın taksiminden önce ödenmemiş veya güvenceye bağlanmamış ise mirasçılar kendi aralarında borçların ansıl taksim edilebileceğini düzenleyebilirler. Böyle bir sözleşme yok ise veya böyle bir sözleşme yapmayı istememişler ise veya anlaşamamışlar ise ve murisin de borçların taksimine ilişkin herhangi bir paylaştırma kuralı yok ise.. borçların nasıl

paylaştırılacağını ilişkin anlaşma yok, murisin de bu yönde bir ÖBTsi yok, böyle bir durumda borçlar mirasçılar arasında miras payları oranında taksim edilir.

Rehinle teminat altına alınmış bir borç var ise bu borçtan sorumluluk rehnedilen nesnenin özgülendiği mirasçıya aittir. Rehne hangi mriasçıyı özgülemişsek rehin ve güvence altına alınan borçlar o mirasçı tarafından ödenebilir. Propter rem borçlara gelince… obligatio propter rem ne tür borçlardır? Eşyaya bağlı borçtur bu, obligatio propter rem. Eşya kimin mülkiyetinde ise borç da ona aittir, borçluyu eşya üzerindeki hak sahipliğine göre belirliyoruz. Bakınız eşya hukuku dersleri. Böyle bir durumda da söz konusu eşyanın özgülendiği mirasçı propter rem borçtan sorumludur.

Miras taksim davası, mirasçılar aralarında bir miras taksim sözleşmesi yapmak suretiyle mirası taksim edememişlerse ki bu ifası gereken bir sözleşmedir ve ifa edilmemesi halinde sözleşmeye taraf olan herbir mirasçı ifa davası açabilir. Elden paylaşmayı da gerçekleştirememişlerse elden paylaşma, elden taksim de aslında miras taksim sözleşmesinin bir alt türüdür. Tıpki elden bağışta olduğu gibi taahhüt ve tasarruf iç içedir. Bu iki yoldan da taksim edememişlerse içlerinden her biri hiçbir süreye bağlı olmaksızın bir taksim davası açaiblir. Bu dava bağlamında hakim taksimden önce çözüme kavuşturması gereken sonuçları da istem halinde çözüme kavuşturur. Bunlar ne olabilir? Bir ÖBT’nin iptal davası. Buna karar vermeden mirası taksim edemez. Denkleştirmeye tabi kazandırmalar varsa bu dava. Bu hususta karar verilmeden taksim olmaz. Ayrıca tenkis istemi söz konusu ise tenkis istemine ilişkin de karar verilecek. Tenkisi belirlemeden taksim yine olmaz. Ayrıca miras sebebiyle istihkak isteminde bulunulmuş ise yine miras sebebiyle istihkak istemini de bu dava çözüme kavuşturur. Yine mirasçılardan birinin mirasçılığı hususunda ihtilaf var ise söz konusu mirasçının mirasçı olmadığı ya da talepte bulunan mirasçının mirasçı olduğu yönünde bir karar verme yetkisine de sahiptir bundan önce taksim olmaz. Bu bağlamda mirasçılık belgesine de kısaca değinmekte yarar var. Mirasçılık belgesi mahkemeden talep edilebilir. Yeni düzenlemeye göre noterlikten de böyle bir belge alınabilir amma yasadaki düzenlemeye göre noterlikten alınan belge kesin değildir. Bu vesileyle parantez içinde bizi böyle yarım yamalak düzenlemelerle çok uğraştırıyorlar. Kesin değildir ne demek, kesin değilse ne anlamı var bu belgenin noter tarafından verilmesinin? Gerekçeleri de yok bizde kanunların. Kaldı ki bu belge mahkemeden alınsa dahi kesinliği yok, bu belge daha sonra iptal ettirilebilir, kişi mirasçılık belgesini sahte nüfus cüzdanı ile alınmışsa. Veya tercih edilmesi gereken bir mirasçı varken önceki zümreden, o takdirde de belge iptal ettirilir. Dolayısıyla mirasçılık belgesi davası en kolay davalardan birisidir, çekişmesiz yargı söz konusudur, hasım yoktur. Dilekçeyi yazdığınız vakit filan kişi ölmüştür, sübut delilleri ektedir, ben kendisinin mirasçısıyım buna dair belge sunulmuştur ekte, nüfus belgesi. Mahkeme bakar, evrak üzerinden bunlar var ise dosyada dilekçenin içinde size mirasçılık belgesini verir. Yerine göre olası mirasçıların da mirasçılık sıfatını ve paylarını bu belgede iki iş olmasın diye belirtebilir. Bu vesileyle belirtelim. Siz bu belgeyi aldıktan sonra ikinci iş olarak maliyeye gidip avukat olarak maliyede bir form doldurmanız gerekir, terekenin vergisini ödemeniz gerekir, onun için de forma muristen kalan tüm malvarlığı değerlerini yazmanız gerekir cep telefonuna kadar yoksa vergi kaçırmış olursunuz. Daha sonra bu miktar üzerinden veraset ve intikal vergisi tahakkuk ettirilir. Tereke düşük ise muaf olursunuz, yahut vergiyi taksite bağlatırsınız. Bu vesileyle de

devlet doğrudan doğruya her terekeden mirasçı olmaktadır. Her ölüm olayında devlet dolaylı olarak mirastan pay almaktadır, tereke miktarı çok cüzi değil ise. Bu vergiyi de ödedikten sonra toplu olarak elbirliğiyle taksime kadar tasarruf edebilirsiniz yoksa bankadaki parayı size asla vermezler. O formu doldurmak için her bankadan bilgi alabilirsiniz, dilekçe verirsiniz söyler size. Taksime kadar elbirliğiyle tasarruf, sonra bireysel hak sahipliği söz konusu olur.

Paylaşmanın Sona Ermesi, Sonlandırılması ve Taksimin Hükümleri

Taksimin sonlandırılmasıyla birlikte elbirliğiyle hak sahipliği bireysel hak sahipliğine döner. Eğer borçlar da taksim edilmiş ise taksim borcun iç üstlenilmesi sorununu doğurur. Bununla beraber mirasçılar her bir mirasçının payına düşen aktif değerler yönünden bir garanti borcu altında olurlar. Bu garanti borcu medeni kanun 679’a göre satım hükümlerine göre belirlenen bir garanti borcudur. O halde satım sözleşmesindeki gibi gizli ayıplardan sorumluluk (ayıba karşı tekeffül) ve zapta karşı tekeffül hükümleri uygulanabileceği gibi taşınmazlar kanununun BK’nın taşınmaz satımına ilişkin 243 vd’a ilişkin düzenlemeler de bu bağlamda uygulanmalıdır. Daha önce dediğimiz gibi taksimden itibaren alacaklılara karşı 5 yıl müteselsil sorumluluk devam eder. Borçları aralarında taksim etmişlerdir ama bu borcun iç üstlenilmesi işlemidir. Alacaklıların rızası olmadığı için borcun alacaklılara karşı durumu etki doğurmaz. Her bir mirasçı alacaklılara karşı borçlardan hangi mirasçıya özgülenmiş olursa olsun 5 yıl sorumludur. Bu bağlamda bir eşya hukuku hükmü de devreye girer. Hangisi acaba? MK 893. Kanuni ipotek hakkı, yasal ipotek hakkı. Aşağıdaki alacaklılar kanuni ipotek hakkının tescilini isteyebilirler diyor. Madde okundu.

Madde 893- Aşağıdaki alacaklılar, kanunî ipotek hakkının tescilini isteyebilirler:

  1. Satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde

satıcı,

  1. Elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan

doğan alacakları için birlikte mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortakları,

  1. Bir taşınmaz üzerinde yapılan yapı veya diğer işlerde malzeme vererek veya vermeden emek sarf ettikleri için malzeme ve emek karşılığı olarak malik veya yükleniciden alacaklı olan alt yüklenici veya zanaatkârlar.

Alacaklıların, bu kanunî ipotek hakkından önceden feragat etmeleri geçerli değildir.

Paylaşma bir kere daha, elden paylaşma söz konusu ise taşınırlar bakımından her bir mirasçı kendine özgülenen taşınır malların zilyetliğine sahip olur. Kıymetli evrak söz konusu ise kıymetli evrakın devrine ilişkin biçim koşullarına uyulmak suretiyle kıymetli evrakın özgülendiği mirasçı hak sahibi olur. Taşınmazlar söz konusu ise taşınmaz kendisine özgü mirasçı adına tapuda tescil işleminin gerçekleştirilmesiyle birlikte bireysel hak sahipliği taşınmazlar açısından da söz konusu olur. Mirasçılar bu yola

başvurmamışlarsa bir taksim sözleşmesi yapmışlar ise taksim sözleşmesi ki yazılı biçime tabidir, borç doğuran bir sözleşmedir. Sadece borç doğurucu bir sözleşme olduğu için daha sonra sözleşmenin tasarruf işlemleri ile beraber ifa edilmesi gerekir. Bu ifa sağlanamadığı vakit her bir mirasçı bir ifa davası açabilir ve diğer mirasçıları ifaya mahkum ettirebilir. Miras taksim sözleşmesinin yazılı biçime tabi olması terekede taşınmazlar yer alsa dahi geçerlidir. Biliyorsunuz taşınmazlara ilişkin işlemler için resmi biçim koşulu vardır. Burada istisna var. Terekede taşınmaz olsa dahi miras taksim sözleşmesinin yazılı yapılması gerekli ve yeterlidir. Borç doğurucu bir sözleşme olduğu için sözleşmenin altında tüm mirasçılarının imzası olması şarttır zira tümü de borç altına girer. Borç doğurucu sözleşmede alacaklının imzası olmayabilir ama borçlunun olması gerekir. Burada her birisi hem borçlu hem alacaklı, hepsinin imzası şart. Hepsi hem borçlu hem alacaklı olduğu için burada bir sinallagmatik, iki tarafa borç yükleyici sözleşme vardır dolayısıyla ifaya ilişkin BK’da yer alan genel kurallar silallagmatik sözleşmelere ilişkin kurallar uygulanır. İfa et ki edeyim, yahut ifaya hazır olduğunu söyle ki ifa edeyim savunması yapılabilir.

Miras taksim sözleşmesinin geçersizliği

Madde 680- Borçlar Kanununun geçersizliğe ilişkin genel hükümleri, paylaşma sözleşmeleri hakkında da uygulanır.

Genel hükümler uygulanır BK’daki. Öncelikli sorun, paylaşma sözleşmeleri hakkında da BK’daki genel hükümler uygulanır deniliyor. Peki elden taksim varsa bu uygulanacak mı? Uygulanacak. Aslında iMK’da sözleşmeden söz edilmiyor, taksimin geçersizliğinden söz ediliyor, elden taksim de oraya dahil. Bizim eMK’da da taksimden söz ediliyordu, yMK komisyonu düzeltiyorum diyerek bozmuş, sözleşme kavramı ile sınırlamış. Mahkeme kararı geçersiz kılınabilir mi? Hayır, zira onlar ancak kendilerine özgü usule ilişkin sebeplerle iptal ettirilebilir. Daha önce de söylediğimiz gibi elden taksim de bir miras sözleşmesidir, taahhüt işlemi ile tasarruf işlemi iç içe geçmiştir. Taahhüt ve ifa bir aradadır. O nedenle bu sözleşmelerin geçersizliğine ilişkin tüm hükümleri burada da uygulayabiliriz. Bunlar nelerdir? İlk aklımıza gelen irade sakatlıklarıdır. O halde miras sözleşmesi veya elden paylaşma, hata, hile ve korkutma nedeniyle geçersiz kılınabilir. Korkutmanın karşı tarafça gerçekleştirilmesi veya üçüncü bir kişi tarafından gerçekleştirilmesi arasında bir fark olmamalıdır. İki, sözleşme ve elden paylaşma gabin, aşırı yararlanma nedeniyle de geçersiz kılınabilir. Gabin nedeniyle de sözleşme geçersiz kılınabilir. Koşullarını hatırlayalım, edimler arası aşırı oransızlık. Yani miras taksim edilirken ben almam gerekenden çok daha azını aldım diyecek ve bunun nedeni de benim deneyimsizliğim, darda olmam ve hafiflikle hareket etmemdir diyecek. Hiffetle. Yeni kanun düşüncesizlik diyor ama tam karşılamıyor. Hafiflik ne demektir, hafif meşrep diyoruz. Burada da kişi düşünmeden taşınmadan ciddiye alınmayacak şekilde bir yelem gerçekleştiriyor, sonradan farkına varıyor. Sözleşmenin geçersizliğini ortaya koyabilir. Genelde edimler arasındaki aşırı oransızlık Yargıtay’a göre 50%’yi ölçüt olarak kabul ediyor. 50%’yi aşan bir yararlanmada objektif olarak aşırı yararlanma var diyor. Bunu durum ve koşullara göre uygulamak gerekir, iktisadi hayatın koşulları da düşünülmelidir.

Üçüncü neden, bildiğiniz üzere miras taksim sözleşmesi de geçersiz olabilir. Dördüncü neden, genel ahlaka aykırılık nedeniyle de geçersiz olabilir. Mesela ne olabilir? Mirasçılardan birine, gabine takılmamak koşuluyla duygusal ilişkiler bağlar söz konusu olduğu için mirastan daha fazla pay verilmiş olabilir. Devam ediyoruz. Ayrıca miras sözleşmesi de irade açıklamaları arasında gerçek bir uyum bulunmaması nedeniyle de geçersiz olabilir. İrade açıklamaları arasında uyum sağlanmamıştır, birbirine uygun irade açıklamaları söz konusu değildir. Bu bağlamda BK md 1 vd ile md 19 hükümleri yürür, muvazaaya ilişkin, gerçek irade, beyan edilen irade. Hatırlatıyoruz ki burada da bir sözleşme söz konusu olduğu için ÖBT olsa dahi güven kuramı uygulanmalıdır. Ayrıca bu sözleşmede ehliyetsizlik nedeniyle de geçersizlik söz konusu olabilir. Temel ehliyetsizlik nedeni bildiğiniz gibi ayırtetme gücünün yokluğudur. Kişi ayırtetme gücünden sürekli olarak yoksunsa, ki bu ölene kadar olmasına gerek yok, tamamen geçici olmayan her yoksunluk süreklidir.

Ayırtetme gücünün yokluğu haricinde vesayet yahut velayet söz konusu ise yasal temsilcinin rızası olmaksızın bir işlem yapılmışsa işlem geçersiz olabilir ancak işlemi önce sınır ehliyetsiz yapar, sonra da yasal temsilci icazet onam verirse sözleşme geçerli olmalıdır diyorlar zira diyorlar miras taksim sözleşmesi kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanılması mahiyetinde değildir. Bir sorun daha var. Vesayet altındaki kişiler bakımından bir sorun var. Denetim makamı olarak bildirilen asliye mahkemesinin izni gerekir mi gerekmez mi? Kanunda ne diyor 463’te? Mirasın kabulü, reddi, veya miras sözleşmesi yapılması diyor, miras taksim sözleşmesi denmiyor.

Madde 463- Aşağıdaki hâllerde vesayet makamının izninden sonra denetim makamının da izni gereklidir:

  1. Vesayet altındaki kişinin evlât edinmesi veya evlât edinilmesi,
  2. Vesayet altındaki kişinin vatandaşlığa girmesi veya çıkması,
  3. Bir işletmenin devralınması veya tasfiyesi, kişisel sorumluluğu gerektiren bir ortaklığa girilmesi veya önemli bir sermaye ile bir şirkete ortak olunması,
  4. Ömür boyu aylık veya gelir bağlama veya ölünceye kadar bakma sözleşmeleri yapılması,
  5. Mirasın kabulü, reddi veya miras sözleşmesi yapılması,
  6. Küçüğün ergin kılınması,
  7. Vesayet altındaki kişi ile vasi arasında sözleşme yapılması.

Lafza göre gerekmemeli amma genişletici yorumla ve ruhuna göre yorumla miras taksim sözleşmesi mirasın kabulünden, reddinden veya miras sözleşmesinden daha az önemli değil. Daha az ciddi değil dolayısıyla o da buraya dahil edilmeli mantığı da doğru gibi. Zira amaç sınırlı ehliyetsizlerin veya vesayet altındaki kişilerin korunması. Koruma amacına hizmet etmiyoruz asliye mahkemesinin iznini almazsak. Amma bu düşünceye karşı MK462’nin 9’uncu bendiyle karşı çıkılabilir şöyle ki, şu şu hukuki işlemler için sulh mahkemesinin izni gerekiyor deniyor. Dokuzuncu bende göre mirasın

paylaştırılması ve miras payının devri sözleşmelerinin yapılmasıda buraya dahildir. Sulh mahkemesinin izni gerekiyor, vasinin izni yeterli değil. Sorun devam ediyor. Yasanın lafzına rağmen asliye mahkemesinin de iznini aramak gerekir mi? Ölçüt şu. Çok önemli hukuki işlemler bakımından asliye mahkemesinin izni gerekir. 460’taki tüm hukuki işlemler önemli. Evlat edinme edinilme, vatandaşlık, mirasın reddi kabulu vs. Ruhuna göre yorumlayarak beşinci bendi, koruyucu amaçtan yola çıkarak asliye hukuk mahkemesinin izninin gerektiği söylenebilir.

Miras Taksim Sözleşmesi Biçimi

Adi yazılı şekle tabi, hepsinin imzası gerekli. Bu biçim koşulunu uyulmamışsa miras taksim sözleşmesi de her biçime uyulmadan yapılan sözleşme gibi kesin olarak geçersiz olur ancak bu kesin geçersizliği hakkın kötüye kullanılması yasağını işletmek suretiyle önleyebiliriz diyor, başlı başını büyük sorun. İki sorun var, biçime ilişkin düzenlemeler emredicidir dolayısıyla emredici düzenlemelerin bir başka düzenleme ile bertarafı namümkündür zira o vakit emredicilik yoktur. Deniyor ki hakkın kötüye kullanılmasının önlenilmesi ile bu önlenebilir. Bazıları da diyorlar ki hakkın kötüye kullanılması yasağına ilişkin düzenleme emredici değildir ki diyorlar. Sizce emredicimidir değil midir? iMK’ya göre iMK2 emredici değildir. Bir kuralın resen uygulaması ile emredici olmasını karşılaştırmayalım. MK 2 tabiki resen uygulanacak ama bu hüküm bertaraf edilebilir diyen görüş mevcut.

Burada da sorun biçim koşuluna ilişkin emredicidir, MK 2 ise emredici değildir, emredici hükmü emredici olmayan hükümle ortadan kaldıramazsınız diyorlar. Ayrıca varsayalım emredici olsun, bir emredici hüküm emredici hükümle nasıl ortadan kalkar o zaman emredici olmaz diyor. Yargıtay burada hakkın kötüye kullanılmasını kullanabilirsin dedi ama sınırladı taşınmazlarda, iskan edilen mahallerde ve kat mülkiyetine tabi taşınmazlarda diye sınırlama getirdi, yoksa biçim koşulu ortadan kalkardı. El senedi ile sattım, karşı taraf hakkın kötüye kullanılması dedi, ortadan kalkardı. Hakkın ortadan kalkması ölçütlerini yoğun bir biçimde arayabilirdi, bu tehlikelidir. Taşınmaz söz konusu her hukuki işlem resmi biçime tabidir yoksa geçersizdir paranı kaybeder üstüne bir bardak su içersin.

Gelelim ademi ifaya.

Miras sözleşmesi ifa edilmemiş ise ya da eksik ifa edilmiş ya da kötü ifa edilmiş ise BK genel hükümleri burada da uygulanacağı için ademiifaya ilişkin 123 vd ahkamı burada da uygulanmalıdır. Burada da sinallagmatik bir sözleşme söz konusu olduğu için iki tarafa da atm borç yükleyen sözleşmelerde ademi ifaya ilişkin ahkam burada uygunlanır, bilhassa ödemezlik defi.

Miras Hukuku

YirmiSekiz.net Ders Notu

HAFTA 14

Gün 1

İLK 10 DK YOK

Adi kirane istatistiki verilere dayanır. Yani karineten kabul edilen hususun gerçek olmama olasılığı vardır. Mutlak karinelerde dahi bu olasılık az da olsa vardır ve fakat fiksiyon direk yalandır, fiksiyonun var olması hiçbir şekilde söz konusu değildir. Bir hukuki işlem koşula bağlanmış ise buna dürüstlük kuralı aykırı bir şekilde gerçekleşmesine engel olunduysa koşul gerçekleşmiş sayılır. Koşul her halukarda gerçekleşmedi, ama yasakoyucu bir faraziye, fiksiyon ile gerçekleştiğini varsayıyor. Karineler ve faraziyeler yasama tekniği araçları arasında yer alır. Yasakoyucu hukukun kolay uygulanabilirliğini sağlamak için bunlara başvurur.

Sürenin geçmesi dışında, iradesi sakatlanan kişi açık bir onam vermek suretiyle sözleşmeyi geçerli hale getirebilir. Onam açık olabileceği gibi kapalı da olabilir. Gabine, aşırı yararlanmaya gelince… BK 28. Önce bir hususun altına çiziyoruz. Madde okundu, ilk cümlesi.

Böyle bir durumda haliyle geçersizlik söz konusu olmayacak. Miras taksim sözleşmesinde de gabine maruz kalan mirasçı oransızlığın giderilmesini istemiş ise artık gabin nedeniyle sözleşmeyi geçersiz kılamayacak. Eğer durum böyle değilse, sözleşmeyi geçersiz kılmak istiyorsa öğrenme tarihinden itibaren yahut zor durumun ortadan kalktığı tarihten itibaren 1 yıl içerisinde sözleşmeyi geçersiz kıldığını beyan etmelidir. Bu maddede birtakım sorunlar var. Düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği tarihten itibaren diyor, tuhaf. Düşüncesizliğimi öğrendim. Nasıl öğrendin? Düşündüm taşındım farkına vardım? Kişi deneyimsizliğini bilmek durumunda, kimse kendi kusurundan hak iktisap edemez prensip itibariyle. Bilmeden hıffet altında iseniz gayrimümeyyizsiniz.

İkinci fıkra 2002’de koyduğumuz bir fıkra, eBK’da haliyleyle yok.

Her halde sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren 5 yıl içinde kullanılabilir. Gelelim genel ahlaka, adaba aykırılık ise hukuka aykırılığa. Bunlar sözleşmeyi kesin hükümsüz kılan sebeplerdir dolayısıyla hakim resen gözönüne alacaktır. Her ilgili ileri sürebilir, sonradan şifa bulmaz, ne onam mümkündür ya da herhangi bir sürenin geçmesi ile miras taksim sözleşmesi geçerlilik kazanır.

Biçim eksikliğine gelince. Biçim eksikliğinin de hukuka aykırılığın ve genel aykırılığın tabi olduğu kurallara tabi olması gerekir. Sadece bir istisna var, o da geçmiş derslerimiz de de konu etmiştik, hakkın kötüye kullanılması nedeniyle şekil eksikliğinin önüne geçilmesi mümkündür amma sadece söylemekle geçildiğinde bu bilgi oluyor bilim

olmuyor. Hakkın kötüye kullanılması ne zaman var? Bunun ölçütlerini geliştirmek lazım, İsviçre’de yapmışlar, bunu yapmazsanız yaptığınzı edebiyat. İki, hakkın kullanılmasına ilişkin düzenleme bazı İsviçreli ünlü yazarlara göre emredici bir düzenleme değil. Taraflar dilerlerse sözleşmeyi yaparken MK2’nin uygulanmayacağını aralarında geçerli olarak kararlaştırabilirler. MK2 resen uygulanır ama bu emredici olduğu için değildir, bu iki husus genellikle birbirine karıştırıyor, hukuk kuralı olmasından dolayı resen uygulanıyor zira hakim hukuku resen uygular. Tarafların yapacağı bir anlaşma ile saf dışı edebilmek ayrı, re’sen uygulanması ayrı.

Miras taksim sözleşmesi yapılırken taraf iradeleri arasında hiçbir uyum sağlanamamışsa yok sözleşme söz konusudur. Hiçbir hüküm doğmaz. Olsa olsa tespit davası açılır ama özel hukukta buna gerek yok, genelde idare hukukunda bunu yaparlar.

Gelelim ehliyetsizliğe. Tam ehliyetsiz böyle bir sözleşme yapmışsa sözleşme mutlak butlanla batıldır. Ehliyetsizlik nedeni ile işlemin kesin hükümsüzlüğü yasada söylenmese dahi kesin ehliyetsizliğin yaptırımı mutlak butlandır. Sadece mal ortaklığı bağlamında eşin rızası aranacak mı sorusu sorulabilir, soru işareti. Sınırlı ehliyetsizler söz konusu ise ve sınırlı ehliyetsiz böyle bir sözleşmeyi yasal temsilcisinin rızası olmaksızın yapmışsa işlem askıda hükümsüzdür. Burada bazı tartışmalar var. Sınırlı ehliyetsiz bağlı değildir ama karşı taraf bağlı mıdır? Tartışmalı. Yasal temsilci onam verecek olursa işleme, miras taksim sözleşmesi geçerli hale gelir. Karşı taraf süresiz olarak beklemek istemiyorsa bunun için bir süre tayin edebilir veya sürenin tartışılmasını istemiyorsa hakimden böyle bir süre belirlemesini siteyebilir. 10-15-30 gün içerisinde sözleşmenin niteliğine göre onam verir, susma ret sayılır, bu söz konusu olabilir. Bir sorun daha var burada. 462’inci maddeye göre böyle bir sözleşmeye sulh mahkemesi hakiminin de izin vermesi gerekiyor, düzenleme açık, 462’ye göre, bent 9. 463/5’I genişletici yoruma tabi tutarak acaba denetim makamı olan asliye mahkemesinin de izni gerekir mi gerekmez mi sorusu sorulabilir zira beşinci bentte mirasın kabulu retti veya miras sözleşmesi yapılmasından söz ediliyor, miras taksim sözleşmesi bunlardan daha az önemli bir sözleşme değil ki. Dolayısıyla genişletici yorumla 465/5’e miras taksim sözleşmesi de dahil edilebilir mi, soru işareti.

Temsile başvurulduğunda da temsil geçerli değilse geçersiz biçimde temsil edilen taraf sözleşme ile bağlı değildir amma temsil edilen taraf sözleşmeye daha sonra icazet verebilir. Bu onam verilene kadar böyle bir sözleşme askıda bir sözleşme olma mahiyetini muhafaza edecektir.

Sözleşmenin ortadan kaldırılmasının hükümlerine gelince. Geçersizlik türü ne olursa olsun miras taksim sözleşmesi sözleşmesel olarak hiçbir hüküm doğurmaz. Dolayısıyla hiçbir ifa davası açılamaz. Miras taksim sözleşmesine dayanarak bazı edimler ifa edilmiş ise edimlerin hukuki nedeni ifanın hukuki nedeni bulunmadığı için sebepsiz zenginleşme söz konusu olacaktır. Bu bağlamda geleneksel, klasik olarak isimlendirilebilecek görüşe göre bir nedensiz zenginleşme söz konusudur dolayısıyla yasada öngörülen nedensiz zenginleşmeye ilişkin sürelerin uygulanması gerekir. İfa edilen edim bir nesnenin mülkiyetinin geçirilmesine ilişkin ise istihkak davası, eşya davasına ilişkin istihkak davası da açılabilir. Her halükarda miras taksim sözleşmesi de iki tarafa da tam borç

yükleyen sözleşme mahiyetinde olduğundan edimler geri istenirken aynı anda ifa kuralı geçerlidir yoksa her bir taraf ödemezlik defini ileri sürebilir. Geleneksel görüş nedensiz zenginleşme görüşü olmakla birlikte yeni görüşe göre bu iadenin nedeni sözleşmeseldir. Bunun önemli sonucu şurada görülür ki, uygulanması gereken süre borçların ifasına ilişkin genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık süredir. Nedensiz zenginleşmede de 10 yıllık süre amma öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl ile sınırlı nedensiz zenginleşme. Yeni görüşe göre bu yok, sözleşmesel sorumluluk, alacak, sadece 10 yıl.

Misal intafa. Sözleşme ile mirasçılardan birine bu tanınmış ise ve az çok zuzunca bir süre intifa hakkına uygun bir şekilde edimler ifa edilmiş ise böyle bir durumda iptalin geçmişe etkili olmadığı, sadece geleceğe etkili olacağı kabul edileceği, ex nunc etki. Bunu borçlardan biliyorsunuz, edimler ifa edilmişse bilhassa dönme söz konusu ise aslında dönme baştan geçersiz kılar. Yeni dönme görüşüne göre az çok edimler ifa edilmişse klasik dönme uygunsuzdur, geleceğe yönelik dönme olur. Geçerli olarak uzunca bir süre ifa edilen edimler ifa edilmiş, henüz ifa edilmemiş olanlar sözleşmenin başından itibaren doğmamış sayılır.

Ayrıca miras taksim sözleşmesi nedeniyle dolaylı bir biçimde culpa in contrahendo’ya dayalı bir sorumluluk da söz konusu olabilir. Böylece hileye başvuran ya da karşı tarafı korkutarak böyle bir sözleşme yapılmasını sağlayan taraf dürüstlük kuralına aykırı bir biçimde sözleşme öncesi ödevlerini ihlal etmiştir dolayısıyla kendisinden tazminat talep edilebilir. Bildiğiniz üzere menfi zararı karşılayan menfi tazminat. Bunun tanımı nasıldır? Müspet tazminatı bir arkadaşımız tanımlasın. İfa olsa idi uğranılmayacak zarar müspet zarar. Menfi zarar ise sözleşmenin geçersiz olarak kurulmasından doğan zarar. Nişan bozulursa menfi tazminat istenir. Evlenseydik şöyle olurdu şu haklara sahip olurdum diyip bir dökümle tazminat talep edilemez. Şu masrafları yaptım onların tazminini istiyorum diyebilir.

Gabin söz konusu olduğunda, gabine maruz kalan taraf aşırı oransızlığın giderilmesi isteminde bulunmuş ise culpa in contrahendo için tazminat istenebilir mi? Hayır, zira sorun hukuka uygun hale getirilmiştir. Ama gabinde de sözleşme iptal edilmiş ise yine culpa in contrahendo sebebiyle tazminat talep edilebilmelidir. Hata söz konusu ise miras taksim sözleşmesinde kendi kusuru nedeniyle hataya düşen mirasçı sözleşmeyi iptal edebilir amma bu iptal nedeniyle karşı sözleşenlerin uğradığı zararı tazminle yükümlüdür. Hukuka aykırılık nedeniyle miras taksim sözleşmesi geçersiz ise hukuka aykırılığı bilen ya da bilmesi gereken mirasçı diğer mirasçılara, diğer sözleşenlere karşı bir bilgilendirme ödevini ihlal edeceği için yine culpa in contrahendo sebebiyle kendisinden tazminat istenebilecektir. Yetkisiz temsil söz konusu ise yetkisiz mümessil durum ve koşullara göre verdiği zarardan sorumlu tutulabilir.

MİRASIN RESMİ YÖNETİMİ, RESMEN YÖNETİLMESİ

Madde 589-Mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hâkimi, istem üzerine veya re’sen tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün önlemleri alır.

Bu önlemler, özellikle kanunda belirtilen hâllerde terekede bulunan mal ve hakların yazımına, terekenin mühürlenmesine, terekenin resmen yönetilmesine ve vasiyetnamelerin açılmasına ilişkindir.

Önlemlerle ilgili giderler, ileride terekeden alınmak üzere, başvuran kişi tarafından; önleme hâkimin re’sen karar verdiği hâllerde Devlet tarafından karşılanır.

Mirasbırakan, yerleşim yerinden başka bir yerde ölmüş ise, o yerin sulh hâkimi bu ölümü yerleşim yeri sulh hâkimine gecikmeksizin bildirir ve mirasbırakanın ölüm yerinde bulunan mallarının korunması için gerekli önlemleri alarak bununla ilgili dosyayı ve varsa vasiyetnameyi yerleşim yeri sulh hâkimine gönderir.

Yetkili sulh hakimi mirasın intikale geçişini sağlamak için gereken önlemleri resen almakla yükümlüdür. Bu önlemler özellikle, o halde sınırlı sayı ilkesi söz konusu değildir, mühürleme, fekki mühür bir suç mudur, evet. Terekenin defterinin tutulması ki bu tespit mahiyetinde bir defter, resmi yönetim ve vasiyetnamelerin açılması önlemleri.

Yasaya göre, MK 592, şu hallerde terekenin resmen yönetilmesine karar verilir. 1, mirasçılardan birinin uzun süreden beri bulunamaması, bozuk ifade, ve temsilci de bırakmaması halinde menfaati gerektiriyor ise. Kişinin uzun süredir bulunamasından kasıt ne olabilir? Gaiplik denmiyor burada. Buradaki niyet kayıp olma durumudur, gaiplik kararı alınmaksızın olan kayıplık hali. Temsilci de bırakmamış olacak. Temsilci işleri görür zira. Zaten kişi ortada yoksa ve malları yönetecek bir mümessili de yoksa kayyım atılır, hiçbir malvarlığı yöneticisiz bırakılamaz, bundan haberdar olur olmaz mahkemenin derhal kayyım ataması gerekir, bu bir.

Madde 592- Aşağıdaki hâllerde sulh hâkimi re’sen mirasın resmen yönetilmesine karar verir:

  1. Mirasçılardan birinin uzun süreden beri bulunamaması ve temsilci de bırakmaması hâlinde menfaati gerektiriyorsa,
  2. Mirasta hak sahibi olduğunu ileri sürenlerden hiçbiri mirasçılık sıfatını yeterince ispatlayamazsa veya bir mirasçı bulunup bulunmadığı şüpheli olursa,
  3. Mirasçıların tamamı bilinmiyorsa,
  4. Kanunda özel olarak öngörülmüşse.

Mirasbırakan terekenin tamamı üzerinde yetkili olmak üzere vasiyeti yerine getirme görevlisi atamış ise, önemli bir engel bulunmadıkça terekenin yönetimi ona verilir.

Mirasbırakan velâyet veya vesayet altında idiyse; veli veya vasi bir sakınca olmadıkça terekenin yönetimiyle görevlendirilir.

Sulh hâkimi, terekeyi yönetmekle görevlendirilen kimseye, istemi hâlinde terekeden karşılanmak üzere uygun bir ücret ödenmesine karar verir.

İki, mirasta hak sahibi olduğunu ileri sürenlerden hiçbiri yönetici olmazsa yine resmi yönetime karar veriyoruz.

Üç, mirasçıların tamamı bilinmiyor ise onların hakkı zayi olmasın diye,

Dört kanunda öngörülmüşse. Demek ki 592’deki nedenler numerous clausus değildir. Ayrıca yasada öngörülen durumların dışında da mahkeme uygun görürse resmi yönetime başvurabilmelidir. Yasada belirtilenlerin dışında hangi hallerde söz konusu olabilir? Mirasçılar arasında bir cenin var ise bu mirasın resmen yönetimi için bir neden midir? Değildir, zira ceninin mirasçılığı kesindir, mirasçı olup olmadığı belirsiz değildir. Ayrıca mirasın taksimi ertelenebilir ceninin doğumuna göre, bu bir neden değildir. Diğer nedenlere şunlar örnek verilebilir. Fevkalade ikame halinde. Önmirasçı ya da önvasiyet alacaklısına teslim ediyor ve fakat güvence istiyoruz. Güvence gösteremez ise ona güvenemeyiz, terekenin resmen yönetimine karar verilir. Bir diğer hal, MK595. Deniyor ki bu düzenlemede, sonuncu fıkrada, sulh hakimi teslim edilen vasiyetnameyi derhal inceler. Derhali nasıl anlıyoruz? Mümkün olduğunca hızlı. Gerekli koruma önlemlerini alır, olanak varsa ilgilileri dinleyerek ki dinlemezse geçersizlik sonucu doğmaz, ilgili idari yaptırımlara söz konusu olabilir, bakanlık kanun yararına bozma talep edebilir düzenleme yanlış uygulanmıştır diye amma sonuç değişmez. İlgilileri dinleyerek… geçici olarak teslimine veya resmen yönetilmesine karar verir. Bu da diğer bir yasada öngörülen, bunu uygun görmezsen yani yasal mirasçılara geçici teslimi uygun görmezse terekenin resmen yönetilmesine karar vermelidir. Bir diğer hal, MK 637’de öngörülen haldir. Mirasa yönelik istihkak davası açıldığında hakim davacının istemi üzerinde güvence göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi gerekli her türlü önlemi alır. Gibi dendiği için mirasın resmen yönetilmesi de buraya dahil edilmelidir.

Şu hallerde ise mirasın resmen yönetimine karar verilip verilemeyeceği tartışmalıdır. 586/3 uyarınca resmi yönetime karar veirlebilir mi, verilemez mi. 633/1 uyarınca resmi yönetime karar verilebilir mi verilemez mi? MK633/2 uyarınca resmi yönetime karar verilebilir mi verilemez mi?

RESMİ YÖNETİMİN HUKUKİ MAHİYETİ

Öğretide tartışmalıdır. Tartışma neye ilişkin olabilir? Kamusal mı özel mi? Özel hukuk kurallarının mı yoksa kamu hukuku kurallarının mı uygulanması gerekir? Bildiğimiz üzere vesayet kamu hukuku kurallarına tabidir.

Bir bakış açısına göre bir devlet memuru söz konusudur, dolayısıyla kamu hukuku kurallarının uygulanması gerekir. Bunun önemi şurada. Devlet memuru sayarsanız eylemlerinden ve işlemlerinden dolayı devletin kusursuz sorumluluğu olur. Saymazsanız vekil olarak kabul edersiniz ve özel hukuk kuralları uygulama alanı bulur. Sonuçta diyebiliriz ki mahkemenin de denetimine tabi oldukları için, sui generis bir vekilden söz edilebilir. Resmi yönetimin sonu hangi nedenle atanmış ise o nedenin ortadan kalkması halinde resmi yönetime son verilmesi şeklinde olur. Ayrıca hakim resmi yöneticiyi

görevden alabilir, azledebilir. Özellikle resmi yönetici fiil ehliyetini kaybettiğinde ya da kişisel konumunun sorunsal hale geldiği diğer durumlarda mesela iflas etmesi halinde mesela aleyhinde borc ödemeden aciz belgesi alındığında ona duyulan güven ortadan kalkacağı için mahkeme onu görevden alabilir. Ayrıca yönetici de her zaman görevinden ayrılabilir, uygun olmayan zamanda görevden ayrılmışsa, zarar doğmuşsa bu nedenle tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir.

Resmi tasfiye

Yasal düzenleme MK634. Sadece düzenlemeleri okuyacağız, okundu.

İmtiyazlılar garameten ödemenin istisnası MK 595

MK 596

MK 597

MK 598, değişik bir şekilde kaleme alınmıştır. MK 599

MK 600, 601, 602, 603, 604, 637 (üstün hak sahibi olan ama zilyet olmayan mirasçı zilyet olan amma daha alt düzeyde hak sahibi olan ya da hiç hak sahibi olmayan zilyede karşı bu davayı açar. Süreye tabidir bu dava. Öğrenme tarihinden itibaren bir yıl mirasbırakanın ölümünden veya vasiyetnamenin açılmasından itibaren 10 yıl. Kötüniyetlilere 20 yıl.

MK641, gördük

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir