İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Ders Notu

İş hukukunun yeri

Özel hukuk eşitler arasındaki münasebetleri düzenleyen hukuk alanıdır.

İş hukukunun konusu: çalışanlar

İş hukukunun konusu çalışan ve çalıştıran arasındaki ilişkidir. Tarih içerisinde çalışan ve çalıştıran ilişkisinin tarihi sürecinde çalışanlar (kendi içinde çalışanlar dışında) 3 aşamadan günümüze gelmiştir. Fakat öncelikle temel ayrıma bakılmalıdır;

  1. Bağımlı Çalışanlar: İki gruptan oluşurlar.
    A) İş sözleşmesine bağlı olarak çalışanlar: işçiler. Günümüz iş hukuku ana yapısı itibariyle bu grubun korunmasını ele alır.
    B) Statü hukukuna göre çalışanlar: memur, kamu görevlisi. Bu grup kural olarak iş hukukunun alanına girmez. Ancak insan haklarındaki gelişmeler bu gruba da bir takım hakların verilmesini gerekli kılmıştır. Günümüzde sendikal haklar tanındığı gibi, Türkiye’de 2010 Anayasa değişikliği ile memurlara Toplu Sözleşme Hakkı da tanınmıştır. (Statü hukuku ve işçi haklarına aynı anda sahip olmak mümkün olmamalıydı, ancak sağlandı) Bu hakların tanınmasıyla memurlar da iş hukukunun konusuna dahil olmuştur.
  2. Bağımsız Çalışanlar: Kendi adına ve hesabına çalışanlara denir. Esnaflar, tüccarlar, sanayiciler, serbest meslek erbabı gibi. İş gücünü bir başkasının emrine tahsis eden ve emeklerinin karşılığını para olarak alan kimselerdir. Bağımsız ve bağımlı olma arasındaki münasebetin sıklığına ilişkin bir durumdur. Emir ve talimat verme yetkisi sınırlı ise bağımsız çalışanlardır. Mesleğin temel kuralları içinde talimat almazlar. Kuaförün saç kesme tarzı konusunda müdahale edememek gibi.

Çalışan-Çalıştıran İlişkisinin Tarihi

Memurların korunması problemli çok partili hayata geçtikten sonra ortaya çıkmıştır. 1946’da çok partili hayata geçildi.

Tarihsel sürece bakıldığında;

  1. Kölelik: antik dönemde işçilerin adı köleydi. Köleler ilk çalışanlardır. Efendisine ücretsiz hizmet eder. Köleler, hakkın süjesi değil objesi olarak kabul edilmişlerdir. Köleler alınıp satılabilir, üzerlerinde her türlü hak tesis edilebilirdi.
  2. Lonca dönemi: Yamak-çırak-kalfa ile ustalar arasındaki ilişkidir. Esnaf düzeninin hakim olduğu orta çağda hakim sistem budur. Fransız İhtilali ile birlikte Lonca sistemi hukuken uygulamayı başlatmıştır. Usta, bu kişilerin hem işvereni hem hocasıdır. Bu dönemde usta ehliyeti olmayan kişinin iş yeri açma hakkı yoktu. Teşebbüs hakkı çalışma hakkının bir parçasıdır. Çalışma hakkı kişiye meslek seçme serbestisini de verir. Ancak bu dönemde kişinin bu hakkı yoktur. Her bir mesleğin lonca (korporasyon) denilen meslek odaları vardır. Bu dönemde padişahlar, mesleği yapan insanları denetleme görevini korporasyon denilen esnaf birliklerine vermiştir. Günümüzde taksilerin plaka olmadan meslek icrasında kullanılamaması buna örnek olarak gösterilebilir.
  3. Sanayileşme: İnsan gücü ile üretim makinanın ikame edilmesiyle başlayan süreçtir. Bundan önceki dönemde insan ve hayvan gücü hakimdir. Dünya’da ilk sanayileşme İngiltere’de bulunan buharlı makineler ile başlamıştır ve kullanılan ilk sektör dokuma sektörüdür. Sanayileşmenin ortaya çıktığı Fransız İhtilali öncesindeki dönemde hukuk düzeni;
    *Çalışma serbestisi yoktur. Yani Lonca düzeni hakimdir.
    *Yerleşme serbestisi yoktur. Köyden şehre, şehirden şehire seyahat etme hürriyeti yoktur.
    *Mülkiyet serbestisi yoktur. Kast sistemi hakimdir. İnsanlar toprağa bağlıdır, toprakla birlikte alınıp satılırlar. Hiçbir şekilde eşitlik yoktur.
    Dolayısıyla bu düzende çalışan ve çalıştıran arasındaki ilişkiler tamamen özel hukuka tabidir. Sanayileşme ile birlikte işini kaybeden çırak, kalfa ve ustalar makinalar için çalışmaya başlamıştır ve işsizlik kavramı doğmuştur. Şehre gelen düşük gelirli çalışanlar sefalete sürüklenmiştir. Çalışma koşullarının tamamını çalıştıran belirlemektedir. Ancak gelinen noktadaki sefalet devletin bu duruma müdahale etmesini gerektirmiştir.

Modern anlamda devletin işçi ile işveren arasındaki sözleşme ilişkisine kanunlarla işçiyi korumak için yaptığı müdahale ile iş hukuku ortaya çıkmıştır. Yani iş hukuku, sözleşmeler hukukuna dayanan yeni bir hukuk alanıdır.

 

Sosyal politika: Devlet tarafından belli sosyal problemlerin çözülmesi ve azaltılması için oluşturulmuş, toplumda sosyal barışı temin etmek amacıyla güdülen politikadır. Devlet müdahaleyi giderici işlemler ile veya kanunla müdahale eder. Dolayısıyla sosyal siyaset devletin ürettiği siyasettir. Sosyal siyasetin amacı işçinin korunmasıdır. Sanayileşme döneminde işçinin içine düştüğü çaresizliği gidermek için ortaya çıkan sosyal politika;
*Dar anlamda işçinin korunması

*Geniş anlamda toplumdaki sosyal adaletsizliklerin en aza indirilmesi ve sosyal barışın sağlanmasına yönelik politikalardır.

Örneğin; artan oranlı vergi ödenmesi, parasız etğimin olması; Maliye Bakanlığının ve MEB2in bir sosyal politika bakanlığı olduğunu gösterir. Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı ise toplumda ihtiyacı olanlara yardım ve koruma sağlamaktadır.

İş hukuku işçiyi korumak için yapılan sosyal politikaları hayata geçirmek için deletin kanuni müdahaleleri ile ortaya çıkmıştır. Bu anlamda devletin kendi kendine yardım mekanizması (yardıma desteğe muhtaç toplum kesimlerinin gücünü birleştirmesi) adı atlında geliştirdiği iki aracı vardır;

  1. Kooperatifler: Ekonomik gücü az olan sabit ve dar gelirli insanlar o güçlerini birleştirerek küçük kaynaklardan maksimum faydayı sağlama imkanı tanır.
  2. Sendikalar: Çalışanları güç birliğine sevk ederek çalışma haklarının elde edilmesinde daha büyük bir güç oluşturan araçlardır.

Toplumda sosyal barışın sağlanabilmesi için alt kesimlerine asgari bir yaşam şartı sağlanmalıdır aksi taktirde üst gelir grupları da barış içinde yaşayamaz. Devlet bu sebeple bu alt kesim olan işçiye müdahale etmek, ona birtakım haklar tanımak zorunda kalmıştır.

Bu durum işçinin kendi emeğine yabancılaşması sorununu doğurur. İşçinin yabancılaşması (dışsallık) psikolojisindeki işçi, kendi emeğiyle üretmiş olmasından hareketle kendi emeği üzerinde hak iddia edemez (Karl Marx).

İşçinin yabancılaşmasıyla birlikte kaza riski de artmıştır. Bu sebeple en çok gelişen sektör de kapı sistemleri ve güvenlik olmuştur. Güvenlik sektörüne verilen para sosyal bir alana verilseydi sosyal bir devlet anlayışı oluşturulabilirdi.

1961 Anayasasında sosyal devlet kavramı var olmasına rağmen hayata geçirilememiştir. Emlak ve Eytam Bankası günümüzde halen devam etmekte olup amacının dışında müteahhitlere hizmet vermektedir.

Devletin Müdahalesi

Devletin müdahalesi kural olarak sözleşme serbestisine müdahaledir.

Sözleşme serbestisi;

  1. Sözleşme yapıp yapmama serbestisi
  2. Taraf seçme serbestisi
  3. Muhteva Serbestisi (İçerik serbestisi: şekil, usul, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülükleri…)
  4. Sona erdirme (fesih) serbestisini içinde barındırır.

Bu müdahalenin ilk olarak;

*Çocukların korunması alanında: Devlet 6 yaşından küçük çocukların işçi olarak çalışıp çalıştırılmamasını tartışmıştır. Bu dönemde çalışanın cinsiyeti erkektir. Çocuklar ağır işte çalıştığı zaman sağlıklı olarak gelişemediği için çocuğun korunması toplumun sağlığı ile bağdaştırılmıştır. Bu yaş en başta 6 yaş olarak belirlenmiştir. Sonra 9 ve daha sonra 12 yaşına çıkarılmıştır. Türkiye’de 1986 yılına kadar çalışma yaşı en az 12’dir. Şu anda Türkiye’de çalışma yaşı 15’tir (15-65 yaş arası çalışma yaşıdır).

*Kadınların korunması: Kadınların korunmasının temel sebebi nüfusun sağlıklı bir biçimde üreyip çoğalmasının korunmak istenmesidir. Bu dönemde kadınların madende çalıştırılamayacağı, ağır ve kötü şartlar altında işçilik yapamayacağı ortaya koyulmuştur.

*Çalışma süresinin sınırlandırılması: 1 Mayıs İşçi Bayramı işçilerin çalışma sürelerinin çok fazla olması sebebiyle ABD’de yapılan grevde 4 işçinin ölmesiyle doğmuştur. Türkiye’de 1986 yılına kadar işçilerin haftalık çalışma süresi 48 saatti. Günümüzde 4857 sayılı İş Kanunu 63. maddesine göre haftalık çalışma saati 45’tir.

*Ücretin korunması: Ücret işçinin tek gelir ve geçim kaynağıdır. Bu alandaki en önemli müdahale asgari ücret belirlenmesidir. Devletin müdahalesi ile serbestçe ücret belirleyebilen işverene bir alt sınır konulmuştur.

İşte bu dört aşamalı süreç daha sonra kanunlaştırılarak iş kanunlarını oluşturmuştur. İş kanunlarının da uygulanmasıyla birlikte yeni bir hukuk alanı oluşmuştur.

Temelinde iş kanunları bulunan, bu kanunlara ilişkin sözleşmeleri barındıran bireysel iş hukuku işçi ile işveren arasındaki hukuki ilişkileri ele alır. Bu alan daha sonra gelişmiştir ve işçiler örgüt kurmuştur.

Sendikalar, tarih içinde oluşan işçi örgütleridir. Kural olarak sendika denilen kuruluş işçilerin işveren karşısında hak ve özgürlüklerini korumak için bir araya gelerek dayanışmayı sağladıkları örgütlerdir. Bu hareket teşebbüs serbestisi aleyhine suç olarak kabul edilmiştir. Bu sebeple yıllarca sendikalara öncülük yapanlar hapse atılmıştır.

 

 

Sanayileşme süreci

İş hukuku 17. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış olup 3 aşamada bugünkü noktaya ulaşmıştır;

  1. Mekanizasyon: Üretimde insan gücü üzerine makinanın ikame edildiği bir süreçtir.
  2. Otomasyon: Klasik makinaların otomatik makinalara geliştirilmesiyle başlayan süreçtir. Bu süreç çok uzundur.
  3. Sibernetik: Makinaların makinalar tarafından yönetilmesiyle sibernetik süreç başlamıştır. İnsan gibi yapay zekaya sahip robotların yapılmaya başlamasıyla sibernetik sürecin başladığı kabul edilebilir. Otomasyon döneminde makinalar arızasını tespit edebilir ancak arızayı gideremez. Sibernetik dönemde ise makinalar arızalarını yine kendileri tarafından giderebilir.

Bu süreç içerisinde modern işçinin doğuşunda kölelik döneminde köle kişi kabul edilmediği için tek yönlü bir hukuki ilişki mevcuttur. Lonca dönemi ele alındığında ise karşılıklı bir menfaat ilişkisi olduğu görülmektedir.

Sanayileşme ile birlikte ise kentleşme ve makinalaşma başlamıştır. Bu dönemde el dokuması sektörü makina sektörüne karşı rekabet edememiştir. Rekabette kaybeden yüzlerce insan iş bulmak için göç etmek zorunda kalmıştır. Bu dönemde hukuk geride kalmıştır.

  1. Sanayileşmenin başlangıç dönemlerinde liberal düzen hakim olmuştur. Liberalizmde fiyatlar arz talebe göre belirlenir. Devlet serbest rekabete müdahale etmez ve başkalarının da müdahalesine engel olur, suç olarak kabul eder. Bu sebeple devletin hiçbir şekilde müdahalesi yoktu.
  2. İşçi ve işveren arasındaki ilişki tamamen bir borç ilişkisiydi. Bu dönemde işçi ve işveren ilişkisi tamamen özel hukuka tabidir.

İşsizliğin Doğumu

Üretim faktörleri emek, sermaye, ham madde ve teşebbüstür. Ham madde piyasadan elde edilir, sermaye ise parası yoksa krediden elde edilir. Sermaye ve ham madde üzerinde piyasadaki koşullara uymak zorunda kalan işveren bu işi ucuza getirmek için teşebbüsü kullanmalıdır. İşçiyi çok verimli çalıştırabilmenin yolları da teşebbüsten geçer. Liberal düzende işçinin ücretlerini piyasa belirler. İşçi işverenin verdiği ücreti beğenmiyorsa çalışmaz. Bu dönemde işçi arzı hiç olmadığı kadar büyük olmuştur. İlk defa insanlık işsizlikle tanışmıştır.

Cari şartlar içerisinde iş aramasına rağmen iş bulamayan kişiye işsiz denir.

— /// Devamı gelecek /// —

Son güncelleme: 8 Kasım 2017 saat 02:47

Yorumlar

Yorumlar

2 Responses

  1. abdulsamet dedi ki:

    devamı ne zaman paylaşılır acaba?

  2. yirmisekiz dedi ki:

    En yakın zamanda gelecektir. İlginiz için teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir