Eşya Hukuku 2 Ekim 2017 Ders Notu

Eşya hukuku mevzuatı dediğimiz zaman, eşya hukukunun kaynakları akla gelir. En büyük kaynağımız Medeni Kanunumuz. Yalnızca Medeni Kanun değil, onun dışında başka kanunlar da eşya hukukuyla çok yakından ilgili kanunlar. Tapu kanunu, kadastro kanunu… Çok sayıda ikincil mevzuat var eşya hukukuyla ilgili; tüzükler gibi. Tapu Sicili Tüzüğü bunların arasında en önemlilerden. Medeni Kanun’un dördüncü kitabında eşya hukuku düzenlenmiştir, fakat diğer kısımları da eşya hukukunu çok yakından ilgilendirir.

Yeni Medeni Kanun 1 Ocak 2002’de yürürlüğe girdi. Peki daha önceki medeni kanunda kazandığımız ayni haklara ne oldu? (TÜRK MEDENÎ KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN) Madde 18 – “Eski hukuka göre kurulmuş olup da, Türk Kanunu Medenîsinin yürürlükte bulunduğu zamanda varlıklarını korumuş olan aynî haklar, Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra da varlıklarını sürdürürler. Bu haklardan Türk Medenî Kanunu uyarınca kurulması mümkün olmayanlar, tapu kütüğünün beyanlar sütununa yazılır.” Oldukça yanlış bir dille ifade edilmiştir.

Zilyetlik

Zilyetlik ve tapu sicili dördüncü kitabın sonunda birlikte düzenlenmiştir. Hiç şüphesiz biri taşınırlar bakımından, birisi ise taşınmazlar bakımından ayni hakları dışa açıklama işlevini yüklenmiş olmaları nedeniyle bir arada düzenlenmiş iki kurumdur. Taşınırlar üzerindeki ayni haklar zilyetlikle, taşınmazlar üzerindeki ayni haklar ise tapu siciliyle dışa açıklanmaktadır. Açıklanma işleminin bir dışa uzantısı olarak da ayni hakların kazanılması tapu kütüğüne yapılan sicil ve zilyetliğin devredilmesiyle gerçekleşmektedir. Ayni hakların kazanılması, devredilmesi, içeriklerinin değiştirilebilmesi için mutlaka taşınmazlarda tescil, taşınırlarda ise zilyetlik durumunun değişmesi gerekmektedir. Bu da yine her iki kurumun işlevinin aynı olduğunu göstermektedir.

Zilyetlik, genellikle eşya üzerinde fiili hakimiyet olarak tezahür eder. Bir kimse eli altında bulundurduğu eşya üzerinde genellikle ona bu yetkiyi sağlayan bir hakkı olduğu varsayılır. Zilyetlik, taşınır eşyalarda ayni haklara karine teşkil etmiş, ve açıklık işlevinin sonucu olarak da taşınırlar üzerindeki ayni hakların kazanılmasını sağlayan bir işlevle donatılmıştır. Eğer hukuki işlem yoluyla bir taşınır üzerinde bir ayni hakkın kazanılması söz konusuysa, ayni hakkı kazanacak olan kişinin aynı zamanda o taşınırın zilyetliğini de kazanmış olması gerekir. Yani, hukuki işlem yoluyla ayni hakların (taşınırlar üzerindeki) kazanılması, zilyetliğin devredilmesine bağlanmıştır. Ama tabii, aslında buradaki tasarruf işlemi ayni sözleşmedir. Bu ayni sözleşmenin bir kurucu olgusu; tarafların irade beyanı; ve bir diğeri; zilyetliğin devredilmesidir. Zilyetliğin ayni hakları açıklama ve ayni hakları devretme işlemi ile taşınırlarda, bir taşınırın iktisabında iyiniyetli üçüncü kişilerin kazanımları büyük ölçüde korunmuştur. Zilyetliğin işlevi bunlardan ibaret değildir. Zilyetlik aynı zamanda toplumda huzur ve sükunun korunabilmesi açısından da hukuk düzeni tarafından korunmuştur. Hem de bu korunma, yalnızca taşınır zilyetliğine değil, taşınmaz zilyetliğine ilişkin bulunmaktadır. Yani hem taşınırlarda, hem taşınmazlarda zilyetlik; hukuk düzeni tarafından bir hakka dayanıp dayanmadığı bakılmaksızın korunmuştur. Zilyetlik bir hakka dayanıyorsa, o hak da korunmuş oluyor. Eğer ortada bir ayni hak var ise ayni hak hem ayni hakka ilişkin davalarla korunmaktadır, hem de zilyetlik davalarıyla zilyet olan ayni hak sahibi korunmaktadır (Bu durumda ikili bir korumadan bahsediyoruz). Bazen ayni hakkın varlığını ispat etmek zor olur, zilyetliği ispat etmek daha kolaydır; zilyetliği korumak suretiyle ayni hakkın korunmasında da kolaylık sağlanmış olur. Zilyetlik, bununla da kalmıyor; başka açılardan da önem taşır. Taşınır malların mülkiyetinin sahiplenme yoluyla kazanılmasında. Zilyetlik bunun önemli bir unsurunu teşkil eder. Aynı şekilde sahipsiz taşınmazların işgalinde de aynı şey söz konusudur. Taşınır mülkiyetinin zaman aşımıyla kazanılmasında zilyetlik önemli bir unsur teşkil ediyor (malik sıfatıyla beş yıl davasız aralıksız…). Taşınmazlarda da önem taşır zilyetlik; taşınmazların hem olağan-hem de olağanüstü zamanaşımıyla kazanılmasında önem taşır. Hapis hakkında (hapis hakkı kanundan doğan bir taşınır rehni türüdür) da zilyetlik; hapis hakkının kazanılması bakımından önemli bir unsur teşkil ediyor.

Kadastro Kanununda çok özel kazanma yolları düzenlenmiştir.

Zilyetlik kavramı: TMK 973; “Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir. (2) Taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetlik sayılır.” Öncelikle birinci fıkradaki kavramı alalım; o halde TMK’yı dikkate alırsak; zilyetlik, TMK’ya göre bir şey üzerinde fiili hakimiyettir. Ama bu kesin bir tanım mı? Değil. Neden değil? Çünkü bakıyoruz; medeni kanun bazı durumlarda fiili hakimiyet bulunmasa da zilyetliğe bağlanan sonuçları tanımıştır. Ayrıca, hemen ifade etmek gerekir ki zilyetlik, her zaman el altında bulundurma biçiminde de ortaya çıkmaz. Kaldı ki her fiili hakimiyet de zilyetlik değildir. O halde zilyetlik nedir? Zilyetlik olarak tanımlanan fiili hakimiyet, bazı özellikler gösterir. Bir kere, zilyetliğin yüklendiği işlevleri dikkate alırsak (açıklama işlevi), zilyetlik denilen fiili hakimiyetin herkes tarafından anlaşılabilir olması gerekir. Zilyet ile eşya arasında bir yakınlık – bir maddi ilişkinin varlığı aranmaktadır. Roma hukukunda buna “corpus” denmektedir. Ancak bu ilişkinin illa ki fiziki bir yakınlık olması da gerekmez. Eğer bir kimse, bir eşyayı kullanabiliyor, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak ondan yararlanabiliyor, onu dış etkenlere karşı koruyabiliyor ise o eşya üzerinde fer’i hakimiyeti varsayılmaktadır. Yakınlık derecesi eşyanın ve zilyetliğin türüne göre hayat tecrübeleri ve iş hayatı tecrübelerine göre belirlenir. Mesela giysiler, mücevherat, para genellikle yakın bir maddi ilişkiyi zorunlu kılar. Bunların kullanılması, bunlardan yararlanılması için bunların genellikle zilyetlerinin eli altında bulunması gerekir. Eğer bunlar kullanılması veya korunması için bulunmaları gereken yerde değilse bunların üzerinde zilyetliğin olmadığı sonucu ortaya çıkar. Mesela yolda bir para gördünüz; o para için kaybedilmiş dersiniz. Yolda bir mücevher gördünüz; kaybedilmiş dersiniz. Bazen de bazı eşya niteliği gereği zilyedi ile çok yakın bir maddi ilişki içinde bulunmaz. Bu tür eşya, eğer korunması, kullanılması için bulunması gereken yerde bulunuyorsa mutlaka zilyedi vardır diyoruz. Örneğin otoparktaki otomobil, sokağın kenarına park edilmiş otomobil. Eşyanın niteliği icabı eşyayı el altında bulundurmanız mümkün olmadığından o eşyanın zilyedi varsayılır. Örneğin yazlık eviniz var, gitmeden önce kilitleyip gidiyorsunuz.

Eğer kısa bir süre için bir eşya üzerinde fiili hakimiyet kurmuşsanız, bu zilyetlik değil; kitapçıda kitabın sayfalarını çevirip bırakmak, kumaşçıda kumaşı elinize alıp bırakmak, arkadaşınızın montunu tutuyorsunuz. Bunları kısa süreli elde tutuyorsunuz, fiili hakimiyet kurma gibi bir amacınız yok. Eşyanın kısa bir süreliğine fiili hakimiyetinizden uzaklaşması da zilyetliği sonlandırmaz her zaman. Bu fiili hakimiyetin illa ki zilyet tarafından kullanılması gerekmemektedir. Bu fiili hakimiyeti bir başkasına da kullandırıyor olabilir zilyet. TMK 975; “Bir şeyde fiilî hâkimiyetini doğrudan doğruya sürdüren kimse dolaysız zilyet, başka bir kişi aracılığı ile sürdüren kimse dolaylı zilyettir.” Eğer bir kimse bir eşyayı kullanmak ya da yönetilmek üzere bir başkasının fiili hakimiyetine vermişse bu taktirde de medeni kanun onu zilyet olarak kabul etmektedir. Çünkü, o; o eşyadan dolaylı olarak yararlanmaktadır ve onu dış etkenlerden koruyacaktır. TMK 974; “Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur. (2) Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer’î zilyettir.”

Zilyetlik için zilyet olma iradesi aranır.

Postacı bir evin önüne paket koyuyor. Geri gidiyor. 15 dk sonra geliyor paketi alıyor tekrar gidiyor, yanlış adresmiş doğru adrese götürüyor. Bu arada ilk paketin konduğu evin sahibi haberi alıyor, paket konulduğunu ve paketin tekrar alındığını. Fiili hakimiyetine girmiş, sonrasında adam tekrar bunu alıp götürmüş. Adam postacıya dava açıyor. Eğer iradeyi aramazsak böyle absürt sonuçları olabilir; zilyetliğin ihlali gibi. Böyle bir sonucu kabul etmek mümkün değildir, bu nedenle zilyetlik iradesini kabul etmeliyiz. Bir eşyayı fiili hakimiyetinde bulundurma iradesi zilyetlik iradesidir. Zilyetlik ancak fiili hakimiyette bulundurma iradesi varsa fiili hakimiyet sayılır deniyor. Mesela hoca bir eşya üzerinde fiili hakimiyeti isteyerek, bilerek, fiili hakimiyet kurma iradesiyle fiili hakimiyet kuruyorsa zilyetliktir, aksi halde zilyetlik değildir. Zilyetlik iradesinin bazen genel olarak açıklanması da mümkündür. Eşyayla temastan önce açıklanır, sonra da fiili hakimiyet kurulursa genel durum karşımıza çıkar. Mesela denize ağ atarsak, bu ağa gelecek olan balıklar için biz zilyetlik irademizi ortaya koymuş oluruz. Bunu genel olarak da açıklıyoruz. Yahut posta kutusu koyuyoruz evimizin önüne, posta kutusuyla; posta kutusunun kullanılış amacına göre içine atılacak olan eşyanın zilyet olması iradesini, fiili hakimiyet kurma irademizi gösteriyoruz. Otomatlar var, otomatları ortaya koyan adam; içine atılacak olan paranın zilyedi olma konusundaki iradesini de bu şekilde açıklamış oluyor. Bu koyduğumuz şeyler, otomatlar, posta kutuları vs. bunların iş hayatındaki kullanılış amaçlarına göre içine atılan şeylerin zilyedi olma konusundaki irademizi açıklamış oluyoruz. Mesela posta kutusuna mektup, dergi vs. atılır. Örneğin biri mücevher atmış posta kutusuna. Bu konuda iradenizi açıklamış sayılmazsınız. O halde bu tür eşyanın ne zaman zilyedi oluruz; eşyayla temas ettikten sonra eşyayı fiili hakimiyet alanınızda bulundurma konusunda iradeniz varsa artık bu şekilde kurulan fiili hakimiyetle zilyet sayılırsınız. Biraz daha ileriye gidiyor öğreti; bazen korunmaya değer bir menfaat var ise, zilyetlik iradesi bulunmasa dahi varsayılabilir. Bunu bir örnekle açıklayalım; annesi seyahate çıkıyor, oğlu da gelmiş ona bir mücevher almış doğum günü için. Belli etmeden çantasının içine atıyor. Annesi seyahate çıkıyor, oğlan telefon atıp çantasındaki mücevherden bahsediyor. Annesi fark etmeden çantadaki mücevher çalınmış. Kadın çalanı da tahmin ediyor. Bu kadın zilyetlik davası açacak. Zilyet olmuşsa açacak, zilyet olmamışsa açmayacak. Farazi bir iradeyle zilyet saymak gerekir böyle bir durumda. Aradaki ilişkinin özelliğine göre eğer fiili hakimiyetinde bulunan eşyanın kimin tarafından konulduğunu bilseydi, onu muhafaza edecekseydi, onun zilyetlik iradesinin farazi olarak varsayılması gerekir. Farazi zilyetlik iradesi neden önem taşıyor? Evin bir kenarında unuttuğunuz eşya; artık zilyetlik iradeniz yok. Ama farazi zilyetlik iradenizle o eşyanın zilyedi sayılıyorsunuz. Zilyetlik iradesi maddi sonuca yönelmiş bir irade. Bu nedenle zilyet olmak için ayırt etme gücüne sahip olmak yeterli. Yani, zilyetliğin mahiyetini anlamak, anlayabilmek yeterli. Bazen, 4-5 yaşındaki çocuğun çantasını bile zilyet olarak kabul etmek gerekir. Bazen zilyet olma iradesinin çok önce doğduğunu görebiliyoruz. Ama ayırt etme gücü yoksa onun zilyetlik iradesinden söz edemeyiz. Burada da diyorlar ki; onun yerine onun kanuni temsilcisinin iradesi yeter diyorlar. Fakat ona gitmeye gerek yok; korunmaya değer menfaati var ise onun da zilyetlik iradesinin var olduğu kabul edilmelidir. Lehe olan şeyler de söz konusu olabilir; ayırt etme gücü olmayan kişiye bir şey veriyorsunuz. Adamın ayırt etme gücü yok diye zilyet saymayacak mıyız onu? Korunmaya değer menfaati varsa var olarak kabul edeceğiz. Farazi iradesine göre artık onu zilyet olarak kabul etmemiz gerekir.

Zilyetlik iradesinde bulunuyor mu, var mı yok mu diye uyuşmazlık baş gösterdiği zaman; ortada fiili hakimiyet var ise karine olarak zilyetlik iradesi de varsayılmalıdır. Yoksa, kişi kendisinde zilyetlik iradesi bulunmadığını kanıtlayabilmelidir.

Zilyet olmak için çoğu zaman fiili hakimiyet gerekiyor, zilyetlik iradesi de bu fiili hakimiyetin bir unsuru veya onun yanında başka bir unsur olarak varlığı aranıyor. Fakat bir halde medeni kanun ne zilyetlik iradesini ne de fiili hakimiyeti aramıştır; Mirasçıların Zilyetliği. Miras bırakan öldüğü taktirde, TMK 599 çerçevesinde mirasçılar mirası doğrudan doğruya kazanırlar. Bu arada terekedeki eşyanın da zilyetliğini kanundan ötürü kazanırlar.

Zilyetlik nedir? Üç temel görüşler;

Hırsızın zilyetliği bile korunuyor. O halde zilyetlik bir haktır demişler.

Yoo demiş bir başka grup; zilyetlik bir fiili hakimiyettir demişler.

Yoo yoo demiş; zilyetlik bir hukuki durum demişler.

Bu üç fikir arasında bir tartışma yapılmış; hak diyenler de bunun nasıl bir hak olduğunu ortaya koyamamış. Bazıları sui generis bir hak olarak kabul etmiş, bazıları ise ayni hak demişler. Yargıtay’ın da bu konuda 1946’da verdiği bir karar (içtihadı birleştirme) var, fakat ondan sonra bir daha böyle bir karar vermemişler.

Madem hırsızın bile zilyetliği korunuyor; hukuken korunan menfaat haktır, o halde zilyetlik haktır demişler. Karşı görüş; burada hırsızın zilyetliği korunuyor fakat menfaati korunmuyor demişler.

Bir kimse malını kullanmak ya da yönettirmek üzere bir başkasına vermişse; fiili hakimiyeti yok olmuştur, ama buna rağmen asli zilyet sayılıyor diyorlar. Mirasçılar zilyet sayılıyor da fiili hakimiyetleri mi var? diyorlar. Demek ki zilyetlik fiili hakimiyet değil diyorlar.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir