Jean Tardieu – Yalnız Onlar Bilir

YALNIZ ONLAR BİLİR

KİŞİLER

HECTOR: otuz beş yaşında.

SİMONE: otuz yaşında.

JUSTIN: yirmi sekiz yaşında.

JANINE: yirmi bir yaşında.

SUNUCU

Sahne bir kentsoylunun salonunda geçer. Bir kanepe, koltuklar, üzeri kâğıtlar ve çeşitli eşyalarla dolu bir sekreter masası. Dipte bir kapı ve bir pencere.

SUNUCU — (Perdenin önünde) Adını kendisine olan, saygımız nedeni ile anmayacağımız ünlü bir XIX. yüzyıl tiyatro yazarının yapıdan arasında, Ölümünden sonra, ‘şimdi seyredeceğiniz bu komedi bulunmuştur.

Bu büyük yazar, çoğu zaman seyirciler gerçek nedenlerini anlayamadıkları oyunları seyretmek durumunda kalırlar, derdi. Bu dram sanatına özgü bir eksiklik nedeni ile midir? Gerçek yaşamda olduğu gibi, sahnede de Ötekilerin yaşantısı bize kendi gizlerini vermemeyi sürdürdüğü için ini? Yoksa. Kişiler özellikle “gerçekçi” denilen dramlarda- seyircilerin değil de kendi işleri İle uğraşmayı daha gerekli sandıkları için mi? Kuşkusuz bu esef verici bir saygı eksikliği anlamına gelir. Son olarak, acaba bunun nedeni, ayrıcalıklı durumlarından yararlanarak yazarların bizi acı bir gizemlilik içinde bırakmak istemelerinden midir? Bütün bunlar, “Yalnız Onlar Bilir’i seyrederken ve anlamaya çalışırken, kendi kendimize soracağımız sorulardır.

(Sunucu kaybolur. Perde açılır. Hector ile Simone sahnenin ortasında şiddetli bir tartışma içindedir. Hector sinirli bir şekilde dolaşır. Simone kötü bir bakışla onu izler. Pencerenin perdeleri yan çekilmiştir. Sahne karanlıktadır.)

HECTOR — Beni kolay kolay alt edemezsin; bunu böylece bilmiş ol.

SİMONE — Konuş dur bakalım.

HECTOR — Konuştuğumdan daha çabuk, ne olacağını göreceksin.

SİMONE — Bahse girerim.

HECTOR — Görüşürüz.

SİMONE —- (Omuzlarını silker) Senin yerinde olsam hemen vazgeçerim.

HECTOR —- Vazgeçmek mi? Ben mi? Bütün olanlardan sonra? Asla, duyuyor musun, asla! Üstelik bunu salık veren de sensin, öyle mi? Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim.

SİMONE — Sana son kez uyanda bulunuyorum. Yanlış yolda gidiyorsun. Canın yanacak. Canın yanacak, görürsün bak.

HECTOR — Sen de şundan emin ol ki bu İş burada kalmayacak. Çok basit olurdu o zaman, çok basit. Yok, canım, olacak iş-değil. Sana bir şey söyleyeyim mi? Bu işte sen yoksun, sen… hiçbir şeysin bu işte. Senin yapacağın nedir biliyor musun? Susmak.

SIMONE — Hayır susmayacağım. Haklı olduğumu biliyorum ve senin efe gerçeği görmeni istiyorum. Bana sakın güven…

HECTOR — (Kızgın) Susacak mısın sen?

SIMONE — (Sürdürerek) Beni susturabileceğini de sanma. Bunda benim de rolüm var, senin olduğu kadar.

HECTOR — Yanlış. Ne yapacağımı biliyorum.

SIMONE — Bir şey bildiğin yok. Oysa benim bir görevim var, anlıyor musun? Sana bilgi vermek görevi. Hiçbir şey karanlıkla kalsın istemiyorum.

HECTOR — Ne bilineceğini ben biliyorum.

SIMONE — (Omuzlarım silker) Hep böyle söylersin. Acıyorum sana. Bu vardığımız noktada ne yapmayı düşünüyorsun? Tekrar ediyorum sana: hiçbir şeyden haberin yok, ama hiçbir şeyden.

HECTOR — Aldandığın da o. Ben sana ne bilineceğini biliyorum diyorsam, ne bilineceğini biliyorum demektir. Elbette senin gibi değil. Sanılır ki sen…

SIMONE — (Islık çalar bir sesle) Bitir, bitir sözünü rica ederim.

HECTOR— Hayır, söylemeyeceğim; bu çok aptalca.

SIMONE — (Alaylı) Aptalca olduğunu söyleyen sensin.

HECTOR — (Ansızın kızgın ve” bir karar alarak) Artık yeter. Seninle hiçbir yere varılmaz.

SIMONE — Evet, olanaksız olan hiçbir yere varmak olanağı yoktur. İsterse hoşuna gitmesin, hiç değilse bundan eminim. (Heclor kapıya doğru gider) Oraya gitmiyorsun herhalde?.

HECTOR — (Eli kapının tokmağında) Sana verilecek bir hesabını yok.

SIMONE — (Dışarı çıkmasına engel olur) Elbette var. Bir açıklama istiyorum. Ve hemen! Nereye gidiyorsun?

HECTOR — Canım nereye isterse. (Sert bir hareketle iter.)

SIMONE — Şimdi de kaba kuvvet! Terbiyesiz adam. Serseri. Katil. (Hector yanıt vermeden çıkar ve arkasından kapıyı şiddetle kapatır. Stmone yalnız kalır, sahnede telaşla gezinir, biraz sakinleşir) Sakin olalım. Sakin olalım. Sinirlenmekte yarar yok. Düşünelim: İki yoldan biri. Ya birinci çözüm yolunu seçecek… ya da İkincisini. Birincisinden gayet ağır sonuçlar çıkar… İkincisinden de Öyle… Evet, sakıncalar ve faydalar eşit. Gene de… İçimden bir ses bana diyor ki… ama belki bu salt bu imge… Giderse. Ama hayır bu olanaksız… (Kapı çalınır. Simone açar. Justin girer. Simone ansızın çok candan) Ah, Justin tam zamanında geldiniz. Ben de sizi bekliyordum,

JUSTİN — (Şaşırmış, gülümseyerek) Ama… pek uğramak niyetinde değildim.

SİMONE — Demek istiyorum ki… Gelirsiniz belki, diyordum. (Yakınlıkla) Buraya benim yanıma oturun. Bana öğüt verin: Müthiş bir şaşkınlık içindeyim.

(Simone kanepeye oturur.)

JUSTİN — (Simone’un yanına oturduktan sonra) Nasıl geçti?

SİMONE — Ne iyi ne kötü. Daha çok kötü. Hem sonra… burada değil.

JUSTİN — Yani gitti, öyle mi? Tahmin etmiştim. Aslında yapacak başka, bir seçimi yoktu.

SİMONE — Evet, ama bu geri gelmeyecek demek değil.

JUSTİN — Geri gelmek de bir seçim. (Çekingen, alçak sesle) Ya… orada?

SİMONE — (Omuzlarını silker) Orada? Hiçbir bilgim yok. Birbirlerine gidip geliyorlar, büyük kararlar alıyorlar, ama son anda tereddüt geçiriyorlar. Sonuç olarak iş ortada kalıyor. Bir şey yapmaya niyetleri olduğunu sanmıyorum.

JUSTİN — Hiç değişmeyecekler. Oysa ten onlara dikkatli davranmalarını Öğüt vermiştim. Oralı olmadılar.

SİMONE — Sevgili dostum. Hayal kuruyorsunuz. Bu adamlara karşı nasıl davranılacağını anlamaya başlıyorum. Bakın, bana kimseye söylemeyeceğinize söz verin size bir şey göstereyim. İşin ne olduğunu anlarsınız. Ama kimseye söylemeyeceksiniz.

JUSTIN —Elbette.

SIMONE-—Söz veriyor musunuz?

JUSTIN — Rica ederim. Hiç kimseye, ama hiç kimseye söylemeyeceğim. Giz saklayabileceğimden kuşkunuz mu var?

SIMONE — Doğru. Özür dilerim. Bana çok yardımcı oluyorsunuz. Sizinle açıkça konuşabiliniyor. (Kalkar.sekreterin çekmecelerinden birinden bir mektup alır ve geri gelip Justin’in yanına oturur. Mektubu Justin’e uzatır) Alın, okuyun. (Justin mektubu okur ve çarpılmış gibi olur. Simone, Justin’in yüzünden izlenimini okumaya çalışır) Nasıl? Ne diyorsunuz buna? İnanılır gibi değil, değil mi?

JUSTIN — Olanaksız. Her şey bu noktaya nasıl gelir? Gözlerime inanamıyorum.

SİMONE — Niçin sizden kimseye söylemenizi istemediğimi anladınız mı şimdi? Böyle bir şeyi kimse bilmemeli.

JUSTIN — Kuşkusuz. Kimse. Sizin ve benim bilmemiz bile fazla.

SİMONE — Siz, ben, bir de mektubu yazan.

JUSTIN — (Kızgınlıkla) O yok mu o, bir elime geçirsem. Hem soma yalnız o da değil. Diğer ikisi de var. (Güç bir duruma karsı koymak ister gibi) Sonra… bildiğiniz kişi de var.

SİMONE — (İç çeker) O da var… biliyorum. Hem de nasıl. (Heyecanla) Justin, sevgili Justin… bu iş bizi nereye götürecek?

JUSTİN — (Yaklaşarak) Simone, burada yanınızda oldukça sizi terk etmeyeceğimi biliyorsunuz. (Elini tutar. Simone duygulu, elini çekmez, Justin sürdürür) Bir ışık, bir umut ışığı oldukça her şeyin eskiye dönmesi için savaşacağım.

SİMONE — (Üzgün) Sevgili Justin! Geçmiş, geçmişte kaldı!

(Ağlar.)

JUSTİN — (Kararlı) Ama geçmiş, gelecek de olabilir. (Teselli eder) Ağlamayın, ağlamayın… Bu durumlara sokmayın kendinizi. Ne işe yarar? Size yanınızdayım, diyorum.

(Yavaşça elini okşar.)

SİMONE — (Gözyaşlarını siler) Doğru. İnanmam için hep söyle bunu bana.

JUSTİN — Görüyorsun ya, buradayım işte.

SİMONE — Ne iyi, böyle kal.

JUSTİN — (Simone’un elini bırakarak) Benim yanınızda olduğumu bildiğinize göre, artık ben gideyim!

SİMONE — Hemen mi? Daha birbirimize her şeyi söylemedik.

JUSTİN — Söylemedik. Ama size baktıkça sizin sandığınızdan çok daha şey bildiğimi anlıyorum. SİMONE— Belki de.

JUSTİN — Evet. Beni neyin buraya getirdiğini anlıyorsunuz. Niçin eyleme geçmediğimi anlıyorsunuz ve niçin gitmem gerektiğini de anlıyorsunuz.

SİMONE — Doğru. Unutuyordum. Ama bana güçlü olacağınıza söz veriyorsunuz, değil mi?

JUSTTN — Güçlü olacağım.., sizin İçin.

SİMONE — Başkaları için de Öyle olmanız gerek. O kadın için özellikle. Ama tedbiri de elden bırakmayın.

JUSTİN —- Tedbirsiz davranmayacağım söz veririm. Güçlü ve tedbirli olacağım.

SİMONE — Öyle ise içim rahat. Gidebilirsiniz.

(İkisi birden ayağa kalkarlar. Simone Justin’i kapıya kadar geçirir.)

JUSTTN— (Ciddi) Simone… Gitmeden.

(Eliyle apartmanın bir bölümünü işaret eder gibi yapar.)

SİMONE — (Aynı oyun) İzin veriyorum. Gidin oraya yolu biliyorsunuz.

JUSTINN — Teşekkür ederim.

(Uzun uzun elini öper ve çıkar. Simone gidip kanepeye oturur ve biraz hayal kurar. Bir süre sonra kapı açılır. Janine sabahlıkla solgun bir halde girer. Güç yürür. Simone onu görünce sıçrar.)

SİMONE — Kalktın mı? Delisin sen.

JANİNE — (Donuk bir sesle) Niye yaptın bunu?

SİMONE — Önce bana yanıt ver. Niçin kalktın? Doktorun söylediğini…

JANİNE – (Müthiş bir dinginlik içinde) Niçin yaptın bunu?

SIMONE — Çünkü gerekli idi.

JANİNE — Beni öldürebileceğinizi bilmiyor musunuz?

SİMONE — Salt senin sağlığını düşündüm.

JANİNE — Benim sağlığım. Benim sağlığım yalnız bedenim demek değil.

SİMONE — Önce beden… gerisi arkadan gelir

JANİNE — (Alaycı) Çok düşüncelisin!

SİMONE — Sonra… hoşunuza gideceğini tahmin ettim,

JANİNE – (İskemlenin üzerine kendisini bırakarak) Sana beni öldürebilirdin, diyorum. Demek onu bana yollayan gerçekten sensin.

SİMONE — Seni görmesi gerekti.

JANİNE — Hadi canım. Onu düşündün sen. İtiraf et itiraf et. Şimdi rahat gidebilir o. Ama ben bu ani ile kalıyorum.

SİMONE — Salt bir anı ise değişen bir şey yok demektir; o anı sende sen onu görmeden önce de vardı.

JANINE – (Sert.) Sözcüklerle oynama. Yalnız değiliz. Karşı karşıya, kaçamaksız açıkça konuşabiliriz. En sonunda, en sonunda öğreneceğim demek. Öleceğim belki, ama gizem ortadan kalkacak.

SIMONE – Hiçbir şey öğrenemeyeceksin.

JANINE – Sana belki öleceğim diyorum, ama hiç değilse ölmeden senin gizini almış olacağım. Koparacağım onu senden. Ah, ne sıkıntılı bir yer burası. Laf, hep laf, ya gerçek? Gerçek Simone, bütün gerçeği bilmek istiyorum.

SIMONE – Giz de gerçek de yok; ne senin için ne benim için. Hiçbir şey bilmiyorum, söyledim sana. Zavallı çılgın. Ben bir şey anlamıyorum ki, senin anlamana çalışayım.

JANINE – (Güçlükle kalkarak.) Pekala öyleyse, ben ne yapacağımı biliyorum.

(Güçlükle kapıya doğru yürür.)

SIMONE – (Bir hamlede yerinden kalkarak.) Hayır, bunu yapmayacaksın!

JANINE – (Umutsuzluğun verdiği dinginlikle.) Ne yapacağımı biliyor musun ki? Benim de bir gizim var.

SIMONE – Bilmiyorum, ama tahmin ediyorum. Bu, hayır, anlıyor musun, hayır. Yaşadığım sürece karşı koyacağım.

(İki kadın bir an düşmanca birbirlerine bakarlar.)

JANINE – Pekala öyle ise elimde bir çözüm yolu daha var. (Bütün enerjisini toplayarak sekreterin masasına yürür ve Simone kendisine engel olmadan bir tabanca çıkarır. Kimseye nişan almadan ama tabancayı patlamaya hazır tutarak.) Ne inandırma ne tatlılıkla senin sırrını öğrenemiyorsam o zaman şunu bil ki, ikimizden biri burayı terk etmeden ölmüş olacak.

SIMONE – (Janine’in üstüne atlar, silahı elinden almaya çalışır) Sen delisin. Bırak o silahı elinden. Derhal.

(Telefon çalar. Bir an donmuş gibi birbirlerine bakarlar.)

JANİNE — Belki odur.

SIMONE — (Sinirli bir gülümseme ile) Ya da kadın.

(Simone telefona gider, alır ve üzgün bir tavırla dinler.)

SİMONE — Evet. Alo. Evet, benim. (Alçak sesle Janine’e) Evet, o. Alo, ne istiyorsun benden? Nasıl? Ne dedin? (Yüzü ansızın sevinçli bir hayretle aydınlanır.) Doğru mu duyuyorum? Her şey… yoluna girdi mi, diyorsun? (Janine’e) Hemen o tabancayı yerine koy. (Janine tabancayı sekreterin çekmecesine koyar) İnanılır gibi değil. Alo. Evet. Hayır. Komisyoncunun yüzünden, öyle mi? Olur şey değil. (Eliyle telefonu kapatır. Alçak sesle Janine’e) Komisyoncunun yüzündenmiş. (Telefona) Öyleyse hemen gel. Bekliyoruz. Evet. Janine de burada. Yanımda. Nasıl? Evet, canı sırlıyordu. Biraz yataktan kalkmasına izin verdim. Hayır, çocuk iyi. Çabuk ol.

(Telefonu kapatır; kalkar gidip Janine’i öper.)

SIMONE — Sevgili Janine! Her şey yoluna girdi. İkisi birden buraya geliyor.

JANİNE — (Sevinçten nerede ise ağlayacak bir halde kendisini kanepeye atar) Peki öyleyse… biz niçin?

SIMONE — Sus. Sus. Bunların hepsi yakında birer kötü anı olacak. Hadi onlara kötü görünmemek için biraz makyaj yap; Öylesine solgunsun ki. (Çantasını uzatır) Çabuk ol, şimdi gelirler.

(Janine acele ile yanaklarını ve dudaklarını boyar. Simone sinirli bir şekilde gidip gelmekte, bazı eşyaların yerini değiştirmektedir; pencereye gidip perdeleri açar. Gün ışığı odayı doldurur.

Kapı çalınır. Simone açar. Birbiri ardından içeriye Hector ve Justin girerler. İkisi de neşelidir, justin’in elinde bir buket çiçek, Hector’un elinde bir paket vardır.)

HECTOR — (Heyecanla Simone’un kollarına atılarak) Sevgili Simone, yavrum… Kim işlerin birdenbire böyle biteceğini söyleyebilirdi? (Paketi verir) Al bak, işte getirdim.

SİMONE — Nasıl buldun onu?

HECTOR — Sonra söylerim.

JUSTİN — (Buketi Jantne’e sunar) Sizin için Janine… (Yumuşak) Size hiçbir şey anımsatmıyor mu bu?

JANİNE — (Buketi alır heyecanla) Elbette anımsatıyor.

JUSTİN — (Janine’i sağa doğru çekerek) Bu giz bizim Janine. Gelin, onlar anlamazlar.

HECTOR — (Simone’u sola doğru çekerek) Gel. Onlara söylemeye gerek yok. Belki bir gün anlarlar.

PERDE

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir