Vasıf Öngören – Zengin Mutfağı

Zengin Mutfağı

Vasıf ÖNGÖREN

ÖN OYUN:BİR

AŞÇI- Ben aşçıyım, Pehlivan Lütfü derler bana. Eskiden sıkı güreş tutardım. Burada, Kerim Beyin köşkünde aşçılık yapıyorum.. Güzel köşk değil mi? Güzeldir .. 20 küsur yıl. Bizim hanımefendinin gençliğini hatırlıyorum, ne maldı be .. Duymamış olun.. Ama ayrılıyorum artık buradan, karar verdim. Of of ama zor geliyor, çok zor.. Şimdi siz bana diyeceksiniz ki”Yahu Lütfü Usta 20 yıldır çalıştığın yerden ayrılmak da nereden aklına geldi, bu yaştan sonra nereye gideceksin, ne yapacaksın?”Doğru haklısınız çok zor” İşte onun için bir de size danışayım dedim.. Karar verdim ama gene de size danışayım dedim.. “Peki ne oldu da ayrılmaya karar verdin diyeceksiniz (köpek sesleri) Susun ulan itoğlu itler, zaten ne olduysa sizin yüzünüzden oldu, aşçıysak eşek değiliz ya… Bunların yüzünden başladı herşey. Kerim Beyin itleri.. En iyisi ben olanları size başından bir anlatayım, dinleyin. Bakalım ne diyeceksiniz. İnsan ihtiyarlayınca kafası albüme dönermiş. Geçmiş hayatı bir dizi fotoğraf olur kalır insanın kafasında. Herşey kafamda sanki eski fotoğraflar gibi.. Yıllardan 1970.. Aylardan Hazirandı, bir sabah kalktım, köşkte kimsecikler yok. Kerim Bey, hanımefendi, küçükbey. Hepsi çekip gitmişler. Yahu ne oldu bunlara durup dururken..

BİRİNCİ OYUN

AŞÇI — (Gelir) Yahu koskoca köşk perili köşke döndü. İn cin top oynuyor. (Kıza) Kız bana bak. Ben on beş yıldır bu köşkteyim böyle şey görmedim .. Patron hiç haber vermeden sabahın köründe çekip gitsin, bir telefon bile etmesin.. Yani şaşırdım.. Yani ne oldu bunlara.

KIZ — Mutlaka başına birşey geldi…

AŞÇI — Patronların mı?

KIZ — Patronların başına ne gelebilir usta?

AŞÇI — Başlarına birşey gelmediyse nereye kaybolur bunlar.. Kız bana bak, hadi benim patron gelmedi, ya seninki nerde kaldı.. Nişanlanacak adam bu kadar geç kalır mı? Caymış maymış olmasın pezevenk?

KIZ — Selim mi? Hayır.

AŞÇI — Caymadıysa neden gelmedi madem? Nişanlanacak adam bu kadar geç kalır mı?

KIZ — Başına birşey gelmiştir. Hem neden cayacakmış?

AŞÇI — Pek senin dengin değil de..

KIZ — Nedenmiş, neden dengim değilmiş?

AŞÇI — Üniversite öğrencisi değil mi bu?

KIZ — Öyle olmakla…

AŞÇI — Toprakları moprakları var demedin miydi?

KIZ — Varmış ama satmışlar..

AŞÇI — Satmışlar mı?

KIZ — Satmışlar..

AŞÇI — Sattıklarını söylememiştin?

KIZ — Köylüler topraklarını işgal etmişler, babasının sağlığında.. Babası ölünce, ağabeyleri toprakları satmışlar.. Uğraşamamışlar köylülerle.. Toprağı yok..

AŞÇI — Parası vardır öyleyse!

KIZ — Parası da yok..

AŞÇI — Neden? Buna düşmemiş mi birşey?

KIZ — Ağabeyleri bölüşmüşler.. Zehir zıkkım olsun inşallah.. Selim küçükmüş o zaman, onun hakkını da ablasına vermişler.. Eniştesinin bir benzin istasyonu var şimdi..

AŞÇI — Eee? Bunları neden anlatmadın daha önce? Peki neyle geçiniyor?

KIZ — Ablasıgil ayda dört yüz lira gönderiyor..

AŞÇI — Yani seninkine bir bok kalmamış.. Çulsuzun teki desene.. Ben de bu iş nasıl oluyor demiştim.

KIZ — Fakülteyi bitirince Türkoloji öğretmeni olacak ama.. Lise öğretmeni.. Öyle ilkokul, ortaokul öğretmeni değil, lise öğretmeni..

AŞÇI — Fakülteyi bitirecek de.. Ölme eşeğim ölme..

KIZ — Eniştesine mektup yazdı.. Hakkını istedi. Evleniyoruz diye.. (Saat dokuzu vurur)

AŞÇI — Mesaim bitti.. İşimin ne zaman biteceğini bilmeliyim ben.. Aşçıysak eşek değiliz. Bakın beyefendi siz medeni bir adamsınız.. Madem gelmeyeceksiniz, bakın telefon diye birşey icat etmişler.. Açın telefonu bir talimat verin.. Aşçıysak eşek değiliz ya.. (Kiler aralığında kaybolur. Çok kısa bir süre sonra elinde bir şişe Rus votkası ile döner. Üzerinde mutfak işi yapılmayan, özel masasına oturur. Bu küçük masa Lütfü Ustanın özel dünyasıdır. Ayrıca evi yoktur. Köşkte kalmaktadır. Bir kristal kadehe votka koyar şişeyle tokuşturur.) Mesaim bitti şişe birader..

KIZ — Usta ben gideyim artık.. Misafirler de nişan olacak diye bekliyorlardır.. (Kapı vurulur)

KIZ — Selim..

AŞÇI — Kerim Bey..

(Kız koşar, kapıyı açar)

KIZ — Ahmet Abi.. Sen miydin?(Birden başının sargılı olduğunu fark eder) Başına ne oldu?

AHMET — (Kasketini iyice başına geçirirken) Boşver.. Seyfi nerde?

KIZ — O da gelmedi daha..

AHMET — Allah kahretsin.. Dinle.. Seyfi döndüğünde acele eve gelsin. Biz bu akşam onda kalacağız,..

AŞÇI — Kimmiş?

AHMET — Kim o?

KIZ — Lütfü Usta.. (Ahmet cevap vermesini işaret eder) Ahmet Abi geldi Lütfü Usta..

AŞÇI — (Gelir) Hay allah.. Ahmet sen miydin? Hoş geldin.. Ben de patron döndü sandım.. (Şişeyi çıkartır) Gel otur, çek bi kadeh.

AHMET — Sağ ol pehlivan, vaktim yok.. Geçiyordum, biraderi bir göreyim dedim..

AŞÇI — Otur.. Rus votkası var lan! Siz seversiniz.

AHMET — Nerede Seyfi?

AŞÇI — Seyfi? Sabahın köründe bindiriyor bizim patronu arabaya, çekip götürüyor.. Hanımefendi, küçükbey, hepsini. Sabahtan beri ayağı yanmış it gibi dolandırdılar beni.. Ne onlardan haber var, ne de senin Seyfi’den..

AHMET — Tüymüştür..

AŞÇI — Kim?

AHMET — Senin patronun..

AŞÇI — Benim patronum mu? Benim patronum.. Nasıl tüymüş yani?

AHMET — Dur bakayım.. Sizin olanlardan haberiniz yok mu?

AŞÇI — Neden haberimiz yok mu? Ne oldu ki ?

AHMET — Ne olacak, İstanbul’un altı üstüne geldi biraz..

AŞÇI — İstanbul’un altı üstüne mi geldi ?

KIZ — Olaylar mı var?

AŞÇI — Gene bu öğrenciler değil mi? Basacaksın arkadaş bunlara sopayı.

AHMET — Hayır pehlivan, öğrenciler değil işçiler.. Bu sefer işçiler yürüdü ama ne polis durdurabildi onları, ne başka birşey… İstanbul’dan İzmit’e kadar bütün fabrikalar boşaldı..

AŞÇI — İşçiler mi yürüdü? Yahu anlatsana şunu.. Ne istiyor bu işçiler?

AHMET — Bak Lütfü Usta, işçiler.. karşı koydular.. 100 bin işçi.. İşçi sınıfı.. Nihayet gücünü gösterdi. Tarihinde yok.

AŞÇI — Ne yani, şimdi bu bir..

AHMET — Senin anlayacağın Pehlivan Lütfü, işçiler Patronlara şöyle bir elense çekti..

KIZ — Demek Selim o yüzden gelemedi.. (Toparlanır) Ahmet Abi ben sana bir kahve yapayım..

AHMET — Hadi yap bakalım.

AŞÇI — Ne yani? Benim patronum..

AHMET — Senin patronun tüymüş Lütfü Usta.. Kim bilir soluğu nerde aldı?

AŞÇI — Hastir lan.. Tövbe tövbe.. Adamı kızdırma.. Benim patronum sizlerden işçilerden korkup kaçacak ha.. Benim patronum.. Hah.. Aklınıza turp suyu sıkayım.. Moskof ihtilali mi ulan bu.. Benim patronum. Pehlivan Lütfü’nün patronu korkup kaçacak ha… Doğru mu söylüyorsun ulan.. Bak benimle dalga geçme.. (Kapı açılır, Seyfi girer)

SEYFİ — Merhaba!

AŞÇI — Hah gördün mü Ahmet oğlu Ahmet.. Nasılmış? Olur mu ulan.. Benim patronum, Lütfü’nün patronu. (Birden bağırmaya başlar) Nerdesiniz yahu? İnsan giderken bir haber vermez mi? Beni eşek yerine koyuyorsunuz.. Hadi haber veremediniz, unuttunuz.. Neden telefon etmiyorsunuz? Nerdeler şimdi, yukardalar mı? (Telaşlanır) Al işte ne yiyecekler şimdi? Ama ne pişireceğimi söylemediler ki bana.

SEYFİ — Telaşlanma Lütfü Usta, ben yalnız geldim, kimse yok başka.

AŞÇI — Patron?

SEYFİ — Patron Avrupa’da. (Saatine bakar) Çoktan varmışlardır şimdi.

AHMET — Tüydüler..

AŞÇI — Tüydüler yani?..

SEYFİ — Ne dersen de artık..

AŞÇI — (Birden fırlar) Eyvah.. Eyvah.. Ulan Lütfü.. Hay ben senin pehlivan aklına.. (Çıkar)

SEYFİ — Tozuttu gene. (Ahmet’e) Senin ne işin var burda? (Başıyla dışarıyı işaret eder. “Olaylardan mı” anlamında. Ahmet başıyla, onaylar.)Karışma, karışma şu işlere.. Sen karışmadan olmaz mı?

AHMET — Şimdi size gideceğiz. Anlatırım orda..

KIZ — (Meraklanır) Çok mu büyük olaylar?

SEYFİ — Çok büyük.. Korktum arabayı getiremedim.. Bıraktım Yeşilköy’de. Yarın getiririm..

KIZ — Yaralanan oldu mu? Ölü falan?

AHMET — Ölüyü bilmem ama yaralanan çok.. Hem bizden, hem onlardan..

SEYFİ — Karışma, karışma bu işlere.. Karışmasan olmaz mı?

AHMET — (Kıza) Dinle.. Murat Abin bizimle.. Seyfilerde kalacağız bu akşam.. Annen de komşuların birinde.. Polis eve baskın yapabilir. Sen burda kal, evde kimse yok..

KIZ — Kimse yok mu? Davetliler?

AHMET — Ne davetlileri? Hangi davetliler?

KIZ — Nişan?

AHMET — Polis.. Kızım polis fellik fellik adam topluyor, biz nereye sığınacağız diye düşünüyoruz, sen neler sayıklıyorsun? (Yumuşar. Kızın saçını okşar) Üzülme.. Günler torbaya girmedi ya? Hadi Seyfi..

SEYFİ — Hadi Seyfi’ymiş.. Bana sordunuz mu yahu.. Benini evim ev değil mi? Ya benim evimi de ararlarsa?

AHMET — Sana bir bok olmaz.. Sen Kerim Beyin şoförüsün.. Hadi yürü.. (çıkarlar)

AŞÇI — Ahmet (Telaşla gelir… Elinde antika bir piştov vardır) Gittiler mi yoksa?

KIZ — (Başını sallar)

AŞÇI — Kız bana bak ne yapacağız şimdi? Bakarsın burayı da basarlar. Git bakalım git. Sen ne anlarsın Moskof ihtilalinden! Kapına kasketi assınlar da gör. İşe bak yahu.. Ya beni patron zannederlerse? (Acele ceketini çıkarıp, önlüğünü giymeye çalışır) Ben patron olmadığımı anlatıncaya kadar, post gider elden.. (Başlığını takar, gelenler varmış gibi) Ben aşçıyım arkadaşlar.. (Durur, gelenler adına cevap verir) Ya demek Kerim Beyin hizmetini gören pezevenk sensin.. Bu da olmaz… Hah.. Mal getirmişim mutfağa.. Mal getirmişim (Koşarak gidip küfeyi getirir) Tamam küfeyle mal getirmişim. Aşçıyı mı aradınız? Ben mal getirmiştim de.. Aşçı da buralardaydı ama nereye kayboldu pezevenk acaba? Kaç saattir bende onu bekliyorum.. (Kapı hızlı hızlı vurulur) Geldiler.. (Aşçı masaya bıraktığı piştovu alır, saklanır, kız gidip kapıyı açar.)

KIZ — (Selim’i görür) Selim..

AŞÇI — Kimmiş?

KIZ — Selim geldi Ustacığım.. Selim.. Geldin demek.. Gir içeri, durma kapının önünde..

SELİM — Geciktim.. Kusura bakma.

KIZ — (Selim’i içeri sokar) Lütfü Usta, bak geldi Selim.. (Çekingen girer)

AŞÇI — (Gelir ) Yalnız mısın delikanlı?

SELİM — Evet.

AŞÇI — Nasıl dışarısı?

SELİM — Karışık.. Çok karışık..

AŞÇI — Çok karışık demek..

KIZ — Neyse geldin ya..

SELİM — Yüzükleri almaya gittim kuyumcuya.. Merak edeceğini biliyordum.. Ama yüzüksüz de nişan olmaz ki.. Gittim baktım kuyumcu kapalı..

KIZ — Kapalı mı?

SELİM — Bütün dükkânlar kapalı.. Ama üzülme sakın.. aldım yüzükleri.. (Gösterir) İşte bak burda..

KIZ — Aldın demek. Nasıl alabildin?.

SELİM — Evini öğrendim kuyumcunun, evine gittim.. Adam korkusundan sokağa çıkamıyor.. Saatlerce dil döktüm razı ettim adamı.. Birlikte gittik dükkânıma.. Allahtan o sırada olaylar durulmuştu oralarda.. Acele gidip getirdi yüzükleri. Ama korkudan da öldü adamcağız..

AŞÇI — Ölür elbet..

SELİM — Yollar ana baba günü.. Vasıtalar çalışmıyor.. İşçileri ne polis durdurabildi, ne asker.. Polisler evlere saklanıyorlardı. Yürüye yürüye geldim, o yüzden geciktim, kusura bakma..

AŞÇI — Aferin delikanlı, tuttum seni.. Kız sana da aferin.. Polisler evlere mi saklanıyor dedin? Ulan Lütfü, takım elbise diktirmenin sırası mıydı? (Çıkar)

SELİM — Ne oluyor buna?

KIZ — Olaylardan telaşlandı biraz.. Çok mu büyük olaylar?

SELİM — Görülmemiş birşey.. (Soruya şaşırmış)

KIZ — Selim nişanlanamayacağız biliyor musun?

SELİM — Tahmin etmiştim.. Üzülme.. Olaylar durulsun.. Hah, bak sevinçli bir haberim var sana.. Eniştemden mektup geldi..

KIZ — Ne diyor?

SELİM — Bu sıralar çok hazırlıksızım, yoksa şimdi hallederim diyor, ama sen de gelecek seneye evlenmeyi düşünüyorsun, seneye bu meseleyi kökünden hallederiz demiş, selam yazmışlar sana, ablam da çok sevinmiş.

KIZ — Selim, hemen nişanlanalım..

SELİM — Ama nasıl?

KIZ — Burda.. Lütfü Usta nişanlasın bizi. Babam sayılır zaten.. Dur sen. Şimdiye kadar herkes engel olmaya çalıştı ama şimdiden sonra kimse engel olamayacak biz gene de nişanlanacağız.. (Acele bir tabak çıkartır. Yüzükleri içine koyar. Bir kurdele bulur. Yüzükleri bağlar, bir de makas getirir)

SELİM — (Kız hazırlık yaparken) Sana birşey söyleyeyim mi, enişteye mektup yazdığım zaman umutlu değildim doğrusu.. Çok şaşırdım.. Yanlış düşünmüşüm bizim enişte için.. Seneye bu sıralar, seni bu zengin mutfağında bırakmam..

KIZ — Lütfü Usta.. Lütfü Usta..

AŞÇI — (Gelir) Ne var kız, ne bağırıp duruyorsun? (Elinde bir transistorlu radyo vardır)

KIZ — Lütfü Usta sen benim babam sayılırsın.

AŞÇI — Eee..

KIZ — Nişanlar mısın bizi!

AŞÇI — Nerde? Ne zaman? (Radyo, sıkıyönetim ilan edildiğini duyurur) Hah, şimdi oldu.. Şimdi rahatladım. (Kız tabağı ve makası getirir aşçıya.)

AŞÇI — Şimdi, hemen mi?

KIZ — Hemen..

AŞÇI — İyi ya, neden olmasın? Nasıl olsa sıkıyönetim ilan edildi. Ne yapacağım şimdi ben? Ben kendim hiç nişanlanmadım ki, bilmem bu işleri.. (Yüzükleri alır) Niye çözmedin kız bunları?

KIZ — Çözme.. (Makası gösterir) Makasla keseceksin usta..

AŞÇI — Allah allah.. Öyle olsun.. (Kesmeye davranır)

KIZ — Kesme.. Önce parmaklarımıza takıp ondan sonra keseceksin Usta.

AŞÇI — Allah allah.. Ben hiç nişanlanmadım ki, ne bileyim? (Kolaymış be. Yüzükleri takar) Allah mesut etsin.. (Kesmeye davranır) Bak kesiyorum ha..

KIZ — Kes kes

ÖN OYUNİKİ

AŞÇI — Neyse, bizim kızla Selim’i nişanladık o gün. Bu kız benim elimde büyüdü sayılır. Babası en yakın arkadaşımdı, kardeşten ileri idi. Usta bir işçiydi. Fabrikada bir iş kazasında öldü. Kız da ağabeysi Mıırat’la fabrikada çalıştı bir süre.. Sonra zayıf düştü, hastalandı. Ben de buraya yanıma aldırdım. Çünkü kızım bildim onu… Zaten ben hiç evlenmedim ki… Uzatmayalım, bizim patron ortalık sakinleşince döndü Avrupa’dan.. Bir on ay kadar sonra da bir köpek geldi köşke Terbiyeli kurt köpeğiymiş… O zamanlar 12 Mart olmuş.. Sıkıyönetim var. Kuş uçurtmuyorlar.. Ne gereği var. Bu itin? Ama geldi, geldi ama derdi de beraber geldi.. Yemek saatleri belli köpek beyin. Benim mesaim bitiyor Köpeğin yemeğini vermek lazım.. Ya sabır… 1971 yılının Haziranıydı, tam bir yıl sonra.. Nerden hatırlıyorum derseniz? Bizim kızla oğlanı nişanladığım gündü de ondan.. Oğlan eniştesiyle ne gittiydi hissesini istemeye, işte o gün.

İKİNCİ OYUN

KIZ — Selim eniştesine gitti.. Hesaplaşacaklar, hissesini alacak.. Ben de evlere baktım, ama evler çok pahalı.

SEYFİ — Çok pahalı ya..

KIZ — Ama sonunda bir tane buldum.. Küçük ama.. Hem biz iki kişiyiz,.

SEYFİ — Murat Abin ne diyor.?

KIZ — Murat Abim hiçbir şey söylemiyor.. Razı değilmiş gibi geliyor bana ama, gene de hiç birşey söylemiyor..

SEYFİ — Demek yakında düğünümüz var.. (Zil çalar. Bu sırada aşçı girmiştir.)

AŞÇI — Kız çabuk ol. (Acele ile çıkan kıza) Dur aptal, beni bekle.

KIZ — Hadi ama Usta, çabuk ol.. Gene ne oldu acaba?

AŞÇI — Gene akıllarına esti birşey.. Sabah sabah.. Hadi yürü..

KIZ — Usta, önlüğünü çıkartsana..

AŞÇI — (Bakar, kirli önlüğünü sinirli sinirli çıkartmaya çalışır) Deminden beri söylesene. (Çıkarlar. Köpek havlamaları duyulur. Kapı açılır. İşçi girer.)

AHMET — Yahu bu it de nerden çıktı?

SEYFİ — Patronun yeni köpeği.. Almanya’dan, terbiyeli kurt köpeği.. Hayrola?

AHMET — Bizim kıza haber getirmiştim Murat Abisinden. Nerde?

SEYFİ — Yukarı çıktı.. Gelir nerdeyse.. Durumlar nasıl?

AHMET — Durumlar senin söylediğin gibi çıktı.. Beni çıkardılar işten. Haziran olaylarına karışmış olanları fabrikalardan çıkarmaya başladılar.. Yeni bir şey var mı?

SEYFİ — Dinle.. Fazla vaktimiz, kalmadı.. Gelirler şimdi seninkiler.. Patronun konuşmalarından anladığıma göre, adamlar işin arkasını bırakmak niyetinde değiller.. Bu kadarla da yetinmeyecekler.. Baskıyı alabildiğine arttıracaklar.. İşten çıkartılanların, başka işe girmelerine engel olacaklar.

AHMET — Bu kötü..

SEYFİ — Kötü ya.. Bugün arabada konuşurlarken duydum.. Gecekonduda oturanların evlerini bile yıktırmayı tasarlıyorlar.. O kadar söyledim sana karışma şu işlere diye.. Hadi bakalım ne olacak şimdi?

AHMET — Dur bakalım.. (Aşçı girer. İşçi ve şoför birbirlerinden uzaklaşırlar. Aşçının elinde bir tomar para vardır)

AŞÇI — Olur mu canım.. Bunlar beni ne sanıyor. (Taklit eder) Lütfü Usta senden akşama otuz kırk kişilik mükemmel bir ziyafet hazırlamanı istiyorum.. «Otuz kırk kişilik mükemmel bir ziyafet hazırlayacakmışım..» Ben neyim be.. Aşçıyım ben.. Makine değilim. Beni fabrika mı zannediyorlar.. Nerde benim önlüğüm be? (Kız girmiştir bu sıra) Al sana para.. (Bir tabak alır, içine parayı koyar) Alın size para yemeği.. Para vermekle iş biter mi..

KIZ — (Önlüğü getirir) Burda Usta önlüğün, buyur..

AŞÇI — (Çeker alır) Oyalanma, oyalanma şimdi mızmızlanmaya başlar hanımefendi. Götürsene tepsiyi..

KIZ — Hazır.. Götürüyorum.. (Tepsiyi alır, çıkar)

SEYFİ — Neymiş usta mesele?

AŞÇI — Neymiş, elinin körüymüş.. 15 haziranmış.. mış da kutlayacaklarmış.. da..

SEYFİ — Nesini kutlayacaklarmış ki?

AHMET — Nesini olacak, intikamını..

AŞÇI — Bana ne canım.. Ben akşama kadar kırk kişilik ziyafeti nasıl hazırlarım? Bana danışsana önceden.. Olur mu Usta, yapabilir miyiz diye?

AHMET — Sen zengin aşçısı değil misin, eşşek gibi hazırlayacaksın..

AŞÇI — (Ahmet’i fark eder) Haa.. Hoş geldin.. Bok hazırlayacağım. (Seyfi’ye) Arabayı hazırla.. Kerim Bey gidecekmiş.. Tabii gider, 40 kişilik ziyafeti kendisi hazırlayacak değil ya.. Ulan patron mu olsaydık ne.. Ulan Patron.. (Dışardan köpek havlamaları duyulur) Ulan köpek..

KIZ — (Girmiştir) Usta yavaş.

AŞÇI — Nerdesin sen be.. Kâğıt kalem ver.. Ne lazımsa aldıralım, Seyfi gitmeden.. Küçükbey kalktı mı?

KIZ — Hayır..

AŞÇI — Tamam balık üzerine.. Balık üzerine çalışacağız.. (Kızın getirdiği kâğıt kalemi çekip alır. Oturur yazmaya başlar) Bana bak sen nereye gidiyorsun?

KIZ — Yukarıya..

AŞÇI — Önce Seyfi’yi çağır.. Durma, hadi çabuk..

KIZ — (Kapıya koşar) Seyfi Abi, Seyfi Abi.. Lütfü Usta çağırıyor.. Çabuk (Döner, yukarı çıkar)

AŞÇI — (Yazmaktadır) Kırk kişilik ıstakoz.. Yahu kırk kişilik ıstakozu nerde pişireceğim ben?

SEYFİ — (Girmiştir) Ne bileyim ben?

AŞÇI — Sana sormadık.. (Yazmaya devanı eder)

SEYFİ — Ne var? Ne istiyorsun? Neden çağırdın beni?

AŞÇI — Bekle biraz.. Git de şu siparişleri al..

SEYFİ — Ben Kerim Beyi bekliyorum.. Bir yere gidemem..

AŞÇI — Yahu Seyfi, daha bir saat kahvaltı eder o.. Bu arada sen de gidip, şu yazdıklarımı alıver.. (Kağıdı uzatır)

SEYFİ — Olmaz Usta, Mersedes’le bu balıkları taşıyamam. Kokar araba.. (Kağıdı alır, okur)

AŞÇI — Öbür arabayla taşı.

SEYFİ — Steyşın bozuk..

AŞÇI — Yahu benimle dalga geçme.. Sana çocuk oyuncağı geliyor galiba.. Kırk kişilik ziyafet ne demek.. Nasıl hazırlarım, nasıl yetiştiririm.. Yahu hiç kimsede akıl izan kalmadı be insaf..

SEYFİ — Mersedes’le taşıyamam.. Kerim Bey bozulur.. Gidip öbür arabayı onarmaya çalışayım.. Onarırsam giderim.. (Çıkar)

AŞÇI — Ulan.. Eğer ben de hazırlarsam..

KIZ — (Girer) Usta küçükbey uyandı..

AŞÇI — Arı sütünü götür önce.. Sivilceleri patlamış mı? (Bu arada Selim elinde bir çiçekle kapıda belirmiştir.. Olanları şaşkın izlemektedir.. Sıkılgan..)

KIZ — (Döner, Selim’i görür) Selim.. Döndün mü?

SELİM — Bu sabah döndüm..

KIZ — Ben de evlere baktım.. Ama evler çok pahalı..Bir tane buldum, küçük ama beğeneceksin.. Hem biz iki kişi değil miyiz?.. Neyin var?

SELİM — (Çiçeği uzatır) Al, parktan.. Değil evlenecek, nişan günümüzde bir çiçek alacak param yok..

KIZ — Ne oldu? Vermedi mi enişten?

SELİM — Vermedi.. Bir hesap çıkardı önüme.. Borçlu çıkardı beni.. Kavga ettik.. Bundan sonra aylık para da göndermez..

KIZ — Mahvoldum.. (Zil çalar )

SELİM — Ben gideyim şimdilik..

KIZ — (Kararlı) Gitme.. Zil. Küçükbey.. Gel otur şurda.. Şu arı sütünü içireyim, hemen gelirim..

SELİM — Arı sütü mü? Kimin?

KIZ — Bizim küçükbeyin.. Her sabah daha yatağından kalkmadan arı sütü içiriyorlar anası babası..

SELİM — Yatağında mı? (Bozulmuştur) N’oluyor yahu. (Kız çıkar)

AŞÇI — Nerde bu kız.?

SELİM — Arı sütü. (Eliyle yukarıya işaret eder)

AŞÇI — Hah iyi..Dur, ben ne yapacaktım şimdi? (Çıkar)

SELİM — (Şoförünün bıraktığı gazeteyi açar, bakar) Ali Kara.. Şu bizim Ali mi acaba? Aranıyor demek.. Arı sütü ha?

AŞÇI — Gelmedi mi bu kız daha.. Ne bok yiyor yukarda?

SELİM — (Birşey söylemek ister, kalır )

AŞÇI — (Oğlanı yeniden fark eder gazetesiyle) Sen ne diyorsun bu anarşistlere?

SELİM — Bilmem.. Daha çok kalır mı? Ben gitsem mi acaba?

AŞÇI — Gelir şimdi.. Küçükbey lafa tutmuştur hergele.. Ben gidip ambardan malzeme çıkartayım.. Akşama kırk kişilik ziyafet.. (Çıkar)

KIZ — (Gelir) Ne yapacağız şimdi?

SELİM — Bilmiyorum.. Bir işe girerim belki..

KIZ — İşe mi? (Susuş) Şu kahvaltılarını bir vereyim.. Konuşuruz.. Biriktirelim.. Para biriktirelim.. (Koynundan para çıkartır) Her ay eve veriyordum bu parayı.. Al bankaya yatır, ikimiz, için ortak bir hesap açalım bankada..

SELİM — Niye ortak hesap.. Benim param yok ki..

KIZ — Bak sen de bir işe girmek zorundasın.. 250 lira da sen koyarsan, ayda 500 lira.. (Acele hesaplar) Yılda.. yılda.. ne kadar?

SELİM — Yılda beşbin, bin daha altıbin..

KIZ — Bir yılda altıbin lira biriktiririz.. (Zil) Küçükbey, banyodan çıktı.. Kahvaltısını verip geleyim.. Sana anlatacaklarım var.

SELİM — Banyoda.. N’oluyor yahu? Ayda 500 lira.. hah.

SEYFİ — (Ellerini üstüne silerek gelir) Pehlivan.. Pehlivan nerde bu yahu.. Pehlivan, araba hazır.. Hadi ne alınacaksa alalım.. Daha sonra gidemem haberin olsun..

AŞÇI — (Koca bir küfe taşımaktadır) Dur be patlama.. (Küfeyi Selim’in eline tutuşturur) Hadi.. (Çıkarlar)

KIZ — (Elinde tepsiyle gelir) Kaknem karı.. Hem çirkin, hem huysuz.. Neden bu kadar rahat yaşıyorlar sanki bunlar böyle.. Bir kurtulsam şurdan..

SELİM — (Dikilir) Ne oldu, ne dedi?

KIZ — Hiç canım, hergünkü şeyler.. Bak asıl sana ne anlatacağım.. Hani sana sözünü ettiğim bir eczacı kalfası vardı ya.. Dün yolumu kesti.. İzin ver anamı babamı evine göndereyim, isteteyim seni dedi.

SELİM — Sonra?

KIZ — Ben evlenmek üzereyim dedim.. Eve de öyle söyledim.. Birşeyler yapsak artık.. (Zil çalar) Patla e mi.. (çıkar)

AŞÇI — (Gelir) Ne o, daha gelmedi mi bu kız?

SELİM — Geldi, geldi, çok kalmadı.. Zil çaldı gene çıktı şimdi, az önce siz gelmeden önce..

AŞÇI — Zaten bu bizim patronlar bir tuhaf oldu.. Olacak şey mi Selim beyoğlum, az, önce beni çağırıyor.. Eee, akşama kırk kişilik ziyafet verecekmiş.. Eee, hazırlanacakmışım.. Yahu bana sordunuz mu, yetişir mi akşama kırk kişilik ziyafet.. Bir ben tek başıma nasıl yetiştiririm.. (İçeri giren kıza) Nerde kaldın kız.. (Fark eder) Nerde kaldın kız, neyin var senin? Birşey mi oldu?

KIZ — (Ağlamaklı) Yok birşey..

AŞÇI — Hanımefendi birşeyler mi söyledi ?

KIZ — Yok.. Yok birşey.. (Zil çalar, kız telaşla çıkar)

AŞÇI — Biraz sinirlidir bizim hanımefendi de, konuşur. Sen onu gençliğinde görecektin. İleri geri, aldırma sen.. (Oğlana transistorlu radyoyu uzatır) Al delikanlı şundan neşeli bir oyun havası ara bakalım.. Geçer şimdi.. (Selim radyoyu alır. Aşçı işine koyulur. Selim radyoyu karıştırmaya başlar..)

AŞÇI — Aman sesini fazla açma, hanımefendi bozulur duyarsa..

KIZ — (Girer) Teneşire gelesice.. Selim yavaş..

SELİM — (Susturur) Bi dakka.. (Radyodan sıkıyönetim bildirisi okunmaktadır.. İçinde Ali Kara ismi geçer. Yerlerini bildirenlere armağanlar verilecektir.)

SELİM — (Radyoyu kapatırken) Ali Kara.. Ben nerde olduğunu biliyorum.

AŞÇI — Arananların mı?

SELİM — Birinin..

KIZ — Eee?

SELİM — (Davranır) Yok birşey.. Seni bu zengin mutfağında bırakmam.. (Kararlı çıkar)

AŞÇI — Anarşist yakalatacak..

KIZ — Galiba.. Doğru mu bu?

AŞÇI — (Kafasıyla olumsuzlar) Ama bunlar komonist.. Neler yaptılar duymadın mı.. Komonist hergeleler.. (Köpek havlamaları)

AHMET — (Girer) Bu giden damat adayı mıydı?

AŞÇI — Evet.. Selim bey..

AHMET — Nesi var? Gözü dönmüş.. Nerdeyse beni çiğneyecekti..

AŞÇI — Acelesi var.. Arananlardan birinin yerini biliyor.. Söylemeye gitti.

AHMET — (Bozulur) Ha?.. Ne dedin? (Kız önüne bakmaktadır)

AŞÇI — Senin ne işin var burda bu saatte, işin yok mu senin?

AHMET — İki gündür işim yok pehlivan..

AŞÇI — Ne demek yok?

AHMET — İşten çıkartıldım..

AŞÇI — Çıkartıldın mı? Neden?

AHMET — İhbar etmişler, Haziran olaylarına katıldı diye..

AŞÇI — Hay sütü bozuklar.. Ulan ne adamlar var..

KIZ — Hayrola birşey mi diyecektin Ahmet Abi?

AHMET — Yoo.. Yok birşey demeyecektim..

ÖN OYUN:ÜÇ

AŞÇI — İşte o gün bu itoğlu it ne biçim terbiyeli bir canavar olduğunu gösterdi. Koşup baktık. Adamın birini altına almış, yuha parçalayacak. Ahmet’le birlikte güç zaptettik. Aradan on gün geçti, bu sefer de bir dilenciye saldırdı. Nereden hatırlıyorum diyeceksiniz. Dilenciyi hastaneye kaldırdıkları gündü de ondan. 12 Martın en sıkı günleriydi.

ÜÇÜNCÜ OYUN

(Aşçı ocağın başında et pişirmektedir.. Dışardan sürekli köpek havlamaları.. Aşçı köpeğe laf yetiştirmektedir)

AŞÇI — Ah itoğlu it.. Paramparça etti zavallı dilenciyi.. Bir gün eğer seni zehirlemezsem, bana da Lütfü Usta demesinler.. Sus ulan pişti işte.. (Etleri bir kaba boşaltır) Hususi pişirilmiş biftek yiyor köpek bey.. Millet bayramdan bayrama et yiyor be (Havlamalar artar) Dur ulan, getiriyoruz işte.. Ulan ben de seni zehirlemezsem günün birinde.. (Kızın kendisini gülerek seyrettiğini görür) Sırıtma kız.. Gücüme gidiyor bu köpek.. Köpek dediğin, mutfağın artığıyla geçinir..

SEYFİ — O da artıkla geçiniyor.. Ama Kerim Beyin artığı da böyle olur.

AŞÇI — Sen sus.. Bilmediğin işlere karışma.. Sen kitabını oku.. Bir kitabın eksikti zaten.. Sahi, ne okuyorsun sen?

SEYFİ — Artı değer..

AŞÇI — Kız aç şu kapıyı.. Sıcak sıcak yesin de ağzı yansın itoğlu itin.. (Kıza) Hergün az az fare zehiri koysam anlaşılır mı acaba? (Çıkar)

KIZ — Seyfi Abi…

SEYFİ — Söyle..

KIZ — Hani bana da kitap verecektin?

SEYFİ — Ahmet yenisini getirsin, veririm o zaman..

KIZ — Sağ ol.. (ara) Seyfi abi..

SEYFİ — Söyle..

KIZ — Kerim Beyin kızının Amerika’dan geleceği doğru mu?

SEYFİ — Doğru.. Yarın geliyor..

KIZ — Evlenecekmiş öyle mi? Kim bilir ne güzeldir..

SEYFİ — Kim?

KIZ — Kerim Beyin kızı..

AŞÇI — (Girer) Hay allah iyiliğini versin.. gece yarısı.. anarşist falan sandım seni.. Kiz bak kim geldi.. Mesaim bitti.

KIZ — Selim.. Bu saatte ne işin var burda senin.. Neyin var?

SELİM — Ben.. (Soluk soluğa)

AŞÇI — Ben de karşımda birdenbire görüverince şaşırdım.. Köpekten mi korktun Selim bey oğlum giremedin.. Otur Selim bey oğlum.. Otur..

SELİM — Ben…

AŞÇI — Otur evlat.. Otur (Kıza) Azıcık su getir.. Meğer Selim beye havlarmış.. Çok mu korktun? Ben de bu köpek beni beye ihbar ediyor diyordum.

SELİM — Evet, ihbar ettim.. Ama öldüreceklerini düşünmemiştim.. Şerefim üzerine yemin ederim, aklıma bile gelmemişti..

KIZ — Ne dedin?

AŞÇI — Kimi öldürdüler? Kim öldürdü? Ne diyorsun sen be?

SELİM — Polis.. Ali’yi.. Ama bana söylememişlerdi.. Ben sadece yakalayacaklar sanmıştım.. Bilemedim.. Bilsem yapar mıydım? (Susuş) Tanıdılar beni..

AŞÇI — (Kıza) Dikilip durma kız, ver şu suyu.. Dur telaşlanma evlat.. Sakin ol, iç şu suyu.. (İçerken) Anlat şimdi teker teker ne oldu?

SELİM — Beni öldürürler.. Mutlaka öldürürler.. Tanıdılar.. Polisi benim getirdiğimi gördüler.. Anladılar..

KIZ — Selim kim öldürecek seni.. Neden? Anlat ne yaptın? Polise haber verelim..

SELİM — Öldürecekler..

SEYFİ — Peki sen neden ihbar ettin. Senin üstüne vazife mi?

AŞÇI — Dur yahu.. Dağ başı mı burası? Kim öldürüyor..

SELİM — Polis, Ali’yi.

AŞÇI — Korkma, sakin ol.

SELİM — Korkmuyorum.. Korkmam ben.. Ama böyle olacağını bilemedim..

AŞÇI — Anlatsana şunu başından ne oldu?

SELİM — Yerlerini biliyordum gidip ihbar ettim. Polis beni de yanlarına kattı. Saklandıkları evin çevresinde tedbir aldılar. Telsizleri var, haberleşiyorlar. Herşey hazır.. Başlıyoruz.. Tamam. Sonra da beni eve yolladılar kapıyı çaldım Ali’yi sordum, önemli bir haber getirdim dedim. Ali çıktı aniden kurşunlar vızıldamaya başladı. Ben kendimi kenara atıp canımı zor kurtardım. Ali ortada kaldı. «Ah anam» dedi yıkıldı. Sonra 2 kişi arka taraftan tomsonlarıyla polisi yarmaya kalktı. Biri yaralandı öteki kaçtı. Ötekiler yakalandılar. İşte mesele bu.

(Radyoda program bitmiştir.. Bir ses “Bu program Türkiye İş Bankasınca düzenlenmiştir.”)

AŞÇI — Vay canına.. Yahu kim çıkartıyor bu işleri durup dururken? Sen bilirsin yarabbim…

SEYFİ — Peki sen niye ihbar ettin? Senin üstüne vazife miydi?

SELİM — Şey.. Böyle olacağını bilemedim..

AŞÇI — Peki polis ne dedi?

SELİM — Seni tanıdılar.. Bir süre ortalıkta gezmesen iyi olur dediler. Bir süre sonra bizi ararsın dediler.

AŞÇI — Neden?

KIZ — Şimdi ne olacak?

SELİM — Yurda gidemem.. Çoktan duyulmuştur.. Bilmiyorum işte.. Sonra bir de baktım, kendimi bahçe kapısının önünde buldum.. Hatırlamıyorum nasıl geldiğimi.. Ne zaman geldiğimi de.. Lütfü Ustayı görünce anladım burda olduğumu..

KIZ — Ablanların yanına git.. Bir süre orda kal..

SELİM — (Fırlar) Olmaz.. Oraya gidemem.. Ali de bizim oralı.. Kardeşleri var duyulmuştur.. Yok yok gidemem oraya.. Şimdi her tarafta beni arıyorlardır.. Duyulmuştur artık.

AŞÇI — Amma iş yahu..

SELİM — Acaba dedim?

AŞÇI — Evet?

SELİM — Bir süre burda kalabilir miyim?.. Burası çok emniyetli bir yer.. Kimsenin aklına gelmez..

KIZ — Ambarda saklanır.. ne dersin ustacım.. elini ayağını öpeyim.. Allahını seversen.. Kimsecikler duymaz.. Ona bi şeycikler olursa..

AŞÇI — Dur kız.. Öyle gizli saklı olur mu.. Ben gidip bir Kerim Beyle görüşeyim. Baba adamdır o..

KIZ — Ya razı gelmezse.. (Aşçı çıkar, oğlana) O zaman bize gideriz.. buluruz bir yer.. Kör olasıcalar.. Ne demeye karşı koyarlar..

SELİM — Böyle olacağını bilseydim..

KIZ — Keşkem ötekisini de kaçırmasaydılar.. Sana birşey olursa..

SELİM — Öyle, o kaçanı kaçırmasalardı..

KIZ — Ah Selim keşkem sen karışmasaydın.. Biz karışmasak olmaz mı? Sen karışma bir daha..

SELİM — Bunu senin için yaptım.. Senin bu zengin pezevenklerin yanında çalışman ağırıma gidiyor.. Ben kaldıramam bunu daha fazla.. Bir an evvel evlenelim.. Aradan biraz zaman geçsin, şu parayı bir alayım, hemen evleniriz. Küçük bir ev kiralarız, olur biter..

KIZ — Ah sen bir iş tutsan.. o zaman daha kolay olurdu.. Bir mesleğin olsa..

SELİM — Hepsi olacak.. Parayı alayım, ilk işim seni buradan çıkartmak olacak.. O zengin hanım başkasını bulsun hizmetini yaptıracak.. O muhallebi çocuğu da, başkasından istesin arı sütünü it oğlu it. Sen kendi mutfağında yemek pişiresin diye yaptım bu işi kendi mutfağının hanımı ol diye, kocana hizmet et diye..

KIZ — Kocama..

SELİM — Kocana.

KIZ — Al hesabımıza yatır. (Selim parayı alır.)

AŞÇI — (Girer) Asılacaksan İngiliz ipiyle asıl demişler. Soylu adamın hali başkadır. Demedim mi ben size Kerim Bey baba adamdır diye..

KIZ — Razı geldi mi, ne dedi?

AŞÇI — Getir şu delikanlıyı bir göreyim dedi.. Memnun oldu çünkü.. İşte bizim böyle delikanlılara ihtiyacımız var dedi.. Hadi evlat çabuk davran beklemekten hoşlanmaz Kerim Bey..

SELİM — (Kıza bakar) Bilmem, bilmem ki..

KIZ — Hadi Selim..

AŞÇI — Çekinme evlat.. O da senin benim gibi bir insan.. Gel arkamdan..

(Çıkarlar)

(Köpekler şiddetli şiddetli havlamaya başlar. Kız kapıyı açar dışarı bakar. Bir ses) Hey kimse yok mu şu itlere sahip olun.. (Kız seslenir) Kim o.. SES Benim ben Ahmet.

KIZ — Sen misin Ahmet Abi, (Kız çıkar. Ahmet’le Seyfi içeri girerler.)

AHMET — İtlere bak be.. Kazara içeri girsek parçalayacaklar. Kerim Bey de kendisini koruyacak iti iyi seçiyor hani.

KIZ — Dün de bir dilenciyi paramparça etti.. Bu üçüncüsü..

AHMET — Lütfü Usta nerde?

KIZ — Lütfü Usta yukarı çıktı..

AHMET — İsabet.. Yarın mutlaka izin al, eve git..

KIZ — Birşey mi oldu Ahmet Abi?.. Annem hastaydı.

AHMET — Annene birşey olmadı, iyidir.. Yalnız Murat’ı işten çıkardılar..

KIZ — İşten mi çıkardılar.. Nasıl olur kaç yıllık işçi abim..

AHMET — Yalnız ağabeyini mi, herkesi.. Haziran olaylarına karışan herkesi çıkarıyorlar..

KIZ — Kanun.. ama kanun…

AHMET — Ha siktir be, ne kanunu.. Kız sen buraya geleli iyice ukala oldun çıktın. Zengin mutfağında otura otura, yapın da değişti senin.. Neyse ben gidiyorum. Yarın mutlaka uğra eve.. Murat Abin mutlaka uğramanı söyledi.

KIZ — Kızma Ahmet Ağbicim. Uğrarım. Gelirim tabii. Yarın gelirim. Neden yapıyorlar bunları? Ne istiyorlar sanki?

AHMET — (Bir süre kıza bakar) Ah ulan zengin mutfakları.. Gel Seyfi, çıkart beni şurdan.. Kerim Beyin itlerine parçalatmayalım kendimizi.. (Çıkarlar)

AŞÇI — (Gelir) Bravo Kerim Beye.. Yani bravo, tam babalık yaptı..

KIZ — Ne oldu? Selim nerde?

AŞÇI — Selim, Kerim Beyin yanında? Oturttu yanına, konuşuyor onunla..

KIZ — Yanına oturttu demek..

AŞÇI — Elbet.. Okumuş delikanlı ne de olsa.. Viski içirdi bir parça, iyi gelir diye..

KIZ — Viski mi?

AŞÇI — Evet.. Hem bizim yanımızda bir yerlere telefon etti. Anlattı durumu. Birkaç gün sonra gelip alacaklar Selim’i.. Bir kampa götüreceklermiş..

KIZ — Kampa mı? Ne biçim bir kamp?

AŞÇI — O kadarını sormadım.. Nasıl sorayım yahu. Herhalde güvenilir bir yer..

KIZ — Peki onlar gelinceye kadar?

AŞÇI — Burada kalacak.. Ambara bir yatak serin, orada misafirimiz olsun dedi.

KIZ — Allah razı olsun.. Usta ben gidip hazırlayayım yerini ha..

AŞÇI — Dur.. Bir yere kımıldama.. Kerim Beyin emri var.. Selim beye ziyafet hazırlayacağız… Hadi bakalım iş başına.. Sen sofrayı hazırla.. Ben de biftek kızartırım.. Benim mesaim bitmişti.

SEYFİ — (Gelir) Ne oldu? Ne dedi?

AŞÇI — Tam bi vatansever delikanlıymış dedi Selim’e.. Öyleyse bir de bira koy kız.. Anlattı, bu anarşistler neler yapmışlar.. Korkunç şeyler.. Dinsiz imansız komonistler..

SEYFİ — (Yukarı doğru) Eşşoğlu eşşek..

AŞÇI — (Usulen) Hangisi?

KIZ — Haa, Lütfü Usta, az önce Ahmet Abi geldi..

AŞÇI — Ahmet mi?

KIZ — Gitti hemen.. Murat Abimi işten çıkartmışlar.. Yarın eve gitmem lazımmış. Bana izin alır mısın?

AŞÇI — İşten mi çıkartmışlar? Nasıl olur canım?

KIZ — Ben de öyle söyledim. Ama Ahmet Abi kızdı bana..

AŞÇI — Yahu, ne acayip işler olmaya başladı.. Neden çıkartmışlar?

KIZ — Haziran olaylarına karışmış da.

KIZ — Seyfi Abi.. Kitap getirmiş mi Ahmet Abi?

SEYFİ — Hayır.

SELİM — (Girer) İyi ki gelmişim buraya..

KIZ — Selim, oldu değil mi, kalıyorsun burada..

SELİM — Evet.. Çok insan adammış Kerim Bey.. Çok ilgi gösterdi..

AŞÇI — Oturt delikanlıyı.. İyice karnı acıkmıştır şimdi..

KIZ — Gel otur? Ye haydi..

SELİM — Baba adammış..

AŞÇI — Demedim mi ben size.. Kerim Bey gibisi.. Sen başla delikanlı.. Şimdi et de geliyor.. (Selim yemeye başlar hızlı hızlı.. Düşünmektedir) Kerim Beyin dediği neden olmasın.. Bunlar gerçekten dışardan para alıyorlardır.. (Yemeye devam eder) Aldıkları belli olmasın diye yoksul numarasına yatıyorlar.. Hem ben komünist değilim ki.. Bana ne.. Kızlarla beraber kalıyorlar hep.. Kerim Bey doğru söylüyor.. Onlar bu vatanı sattıktan sonra..

1. PERDE SONU

ÖN OYUNDÖRT

AŞÇI — Kerim Beyin itinin dilenciyi parçaladığı gün, işte bu olay oldu. Bıı Selim iki üç gün bizde kaldı. Birkaç gün sonra birileri geldi ve bu Selim’i alıp götürdüler. Bir kampa götürmüşler.. Ne biçim bir kamp olduğunu ben bilmiyorum.. Beş altı ay sonra döndü ve köşkten ayrılmaz oldu. Bıı arada Kerim Beyin iti önüne geleni ısırıyor, parçalıyor.. Yedi ay içinde ısırıp parçaladıkları dokuz oldu.. Millet köşkün önünden geçemez oldu. Şikâyet edenler de oldu ama, malum sıkıyönetim var.. Kerim Beyin forsu.. (birden) Yahu durun ama durun.. Yahu bütün bu anlattıklarım hep sıkıyönetime rastlıyor… Yahu durun.. Bizi hep sıkıyönetimde yaşatmışlar.. Bunu hiç düşünmemiştim. Yani tuhaf.. Yani şaşırdım.. Her neyse artık ben ne diyordum.. Ha Kerim Beyin iti.. Yedi ay içinde ısırıp parçaladıkları dokuz oldu.. En son çarşaf satan bir çingene kadın vardı. Onu hastanelik etti. O zaman kafam bozuldu.. Dedim ki ulan Lütfü bu köpeğin katli vaciptir.. Kerim Beyin itini zehirlemeye karar verdim.. Bir plan yaptım..

DÖRDÜNCÜ OYUN

AŞÇI — (Kısık bir sesle) Hey.. Napıyorsunuz.. Tutun tutun kaçıyor.. Ne yaptı bu adam.. Hay Allah köpeğe çiğ et vermiş. Bizim köpek çiğ et yemez. Tutun tutun kaçıyor.. Gördün mü.. Dur köpek yeme, zehirlenirsin.. (Durur) Aptal zehirlenirsin yeme.. (Devam eder) Yeme yeme hastalanırsın.

KIZ — Lütfü Usta söylesem mi acaba Selim’e.

AŞÇI — (Telaşlı) Neyi? Neyi söyleyeceksin? Sakın ha?

KIZ — (Şaşırır) Neden?

AŞÇI — Neyi söyleyeceksin?

KIZ — Murat Abime bir iş bulabilir mi?

AŞÇI — Ha söyle tabi.. Söyle canım ne olacak? Ha.. söylesene yahu, ne olmuş seninkine?

KIZ — Baskına gitmişler.. Elinden yaralanmış.. Önemli değil, bir sıyrık.

AŞÇI — Kerim Beyle ne konuşuyor?

KIZ — Bilmem.. Nereye varacak bunun sonu..

AŞÇI — Nikâh işi ne oluyor?

KIZ — (Götürmeye hazırladığı tepsiyi bırakır) Bankada altı bin liradan fazla paramız birikti. Evlenebiliriz. Ama..

AŞÇI — Ama?

KIZ — Usta birşeylerden çekiniyor gibi geliyor bana..

AŞÇI — Nasıl yani?

KIZ — Bunların hepsini yakalatıp içeri tıkmadan, kimse rahat yüzü görmez diyor. Uğraşmasa artık diyorum.. Sen bir konuşur musun?

AŞÇI — Dur bakalım.. (Kapı açılır. Şoför girer. Kız tepsiyi alır çıkar)

AŞÇI — (Heyecanlı) Ne oldu Seyfi? Nasıl kadıncağız?

SEYFİ — Hastaneye yatırdılar.. Biraz daha gecikseydiniz.. Öldürebilirmiş dediler.. Omuzunu parçalamış.. Ensesinden ısırsa ölürdü dedi doktor..

AŞÇI — Bu kadın dokuzuncu.. Olur mu canım.. Köpek değil canavar.. Hadi havla mavla korkut.. Hadi bilemedin bacağından ısır.. Ne biçim terbiye etmişler.. Boyunduruğu vurup altıma almasaydım parçalayacaktı kadını.. Kadında aptal ya.. Kerim Beyin köşküne çarşaf satacak.. Bizim hanımefendi çingenenin satacağı çarşafa kıçını kor mu be..

SEYFİ — Garip ne bilsin.. (Kalkmak ister) Ben gidip şu arabayı bir temizleyeyim. Her taraf kan içinde..

AŞÇI — Ha, kan dedin de aklıma geldi. Senin Selim var ya, baskına gitmişler elinden yaralanmış.. Sen kadını götürdükten sonra o geldi. Kerim Beyin yanında şimdi.

ŞOFÖR — Ya..

AŞÇI — Ortalık kana kesti birader.. Sonra bu kızın sonunu iyi görmüyorum.. Ne olacak bunların hali.. Murat’ı görüyor musun?

ŞOFÖR — Bizim Ahmet’le beraberler.. Sendikada çalışıyorlar..

AŞÇI — İşi var yani.. Kızda ona iş arıyor? Biraz önce acaba Selim’e söylesem Murat Abime iş bulabilir mi diyordu.

ŞOFÖR — Usta sakın ha. Kıza, Murat Abisinin sendikada çalıştığını söyleme..

AŞÇI — Olur.. Ne iş yapıyorlar?

ŞOFÖR — İşçileri örgütlüyorlar. (Kız girer)

KIZ — Seyfi Abi hoş geldin.. Kerim Bey şey dedi.. Selim elinden yaralanmışta.. Onu hastaneye götürecekmişsin..

SEYFİ — Bugün işimiz yaralı taşımak zaten. Araba kan içinde gidip temizleyeyim de.. (çıkar)

KIZ — Nasılmış kadın usta?

AŞÇI — Az daha öldürüyormuş işte.. Hastahanede, yatırmışlar..

KIZ — Namussuz köpek.. (Çıkarken) Geberesice..

AŞÇI — Geberecek.. (gizlediği yerden eti çıkarır) Ulan köpek, senin katlin vaciptir. Lütfü göster kendini oğlum. Rolünü iyi yap.. Ya Allah ya Muhammet.. Sen bana kuvvet ver ya Hamza.. (Çıkarken durur).. ya zehir az gelirse.. Gelmez.. Tutun tutun kaçıyor hay Allah (Kız ve Selim girerler) köpeğe çiğ et vermiş bizim köpek çiğ et yemez, yeme yeme hastalanırsın. KIZ — Eczacının kalfası göndermiş anasını babasını, beni istetmeye.. Murat Abimde bizim onunla bir ilişkimiz yok demiş..

SELİM — Neden?

KIZ — Dargınlar bana.. Eve para vermiyorum diye.. Oysa söyledim onlara evlenmek için para biriktirmeye mecburuz dedim.. Ama.. Onlara göre sen.. şey, beni oyalıyormuşsun. Onun için diyorum ki, Murat Abime işi sen bulursan..

SELİM — Bulurum ben.. Tasalanma..

KIZ — Murat Abime işi sen bulursan çok çok iyi olacak..

SELİM — Abinde amma beceriksizmiş yahu.. Dünya kadar işçi işten çıkarıldı, kendisine bir iş bulamadı mı?

KIZ — Şey, ama.. (vazgeçer) Otursana..

SELİM — Nerede bu pehlivan eskisi.. Karnım aç..

KIZ — Bir yere gitmiştir.. Neredeyse gelir.. Ben sofrayı hazırlayayım (Kız yiyecek hazırlamaya başlar)

SELİM — Kerim Bey benden bir iş istedi biliyor musun? Kerim Bey benden bir iş istedi.

KIZ — İş mi istedi? Senden mi?

SELİM — Bize ihtiyaçları var.. Bizsiz yapamazlar. Peki yaparım merak etmeyin dedim.. Çok endişeli..

KIZ — Tehlikeli bir iş mi?

SELİM — Şöyle böyle.. İşi tamamlarsam, en azından bir onbin kâğıt alırım Kerim Beyden..

KIZ — Onbin mi?

SELİM — En azından.. Onbeşbin yirmibin bile olabilir.. İşin durumuna bakar.

KIZ — Nasıl bir iş bu? Ne istiyor Kerim Bey senden..?

SELİM — Bu solcu sendikacılar, Kerim Beyin fabrikasındaki işçilere takmışlar kancayı.

KIZ — Ee? Yani ne yapıyorlar?

SELİM — Bizim işçileri, solcu sendikaya geçirmeye çalışıyorlar.. Örgütlüyorlar. (Öfkelenir) Ulan hepsinin canını yakıyoruz.. Gene de durmuyorlar. Her taşın altından bu komünistler çıkıyor. (Güler) Ama bir yandan da iyidir. Onlar olmasa ekmek parasını nerden çıkaracağız… (Geçiştirir) Bunların elebaşlarını bulmamı istedi Kerim Bey.. Üçbeş kişi türemiş.

KIZ — Ah sen nereden karıştın bu işlere.. Bize ne bunlardan sen bilirsin ama gene de ben diyorum ki…

SELİM — Evet ne diyorsun..?

KIZ — İstersek evlenebiliriz.. Sen okuluna devam edersin.. Ben çalışıyorum nasıl olsa.

SELİM — Sana bir soru soracağım.. Bir savaş olsa.. Bütün erkekler vatanı savunmak için cepheye gitse.. Senin kocan cepheden kaçsa gelse koynuna girse kabul eder misin? Suratına tükürür müsün, tükürmez misin?

KIZ — (Emin olmadan) Tükürürüm..

SELİM — Biz savaştayız diyorum sana, anlamıyor musun? Savaşıyoruz.. Savaşı bırakıp karılarının koynuna girenlerden biri mi olayım..? Korkak savaş kaçkını bir kocan olsun ister misin?

KIZ — İyi ama savaş yok ki.. Hem kime karşı savaşıyoruz?

SELİM — Son Türk devletini yıkmak isteyenlere karşı savaşıyoruz.

KIZ — Kim yıkmak istiyor..

SELİM — Herkes.. Çevremiz düşmanla dolu. Bak bir düşün.. Yunanlılar eski düşmanımız değil mi? Araplar Kurtuluş Savaşında bizi arkadan vurmadılar mı? Acemler, Aleviler aracılığı ile kaç yüzyıldır bizi yıkmaya çalışmıyorlar mı? Bulgarlar, topraklarımızı ele geçirip devlet kurmadılar mı? Bak düşün ortaya kadar okudum demedin mi? Ruslar, bütün Türkleri hâlâ esir tutmuyorlar mı? Ha? Cevap ver..

KIZ — Bunlarla savaşmıyoruz ki..

SELİM — Aptal, zayıflamamızı bekliyorlar.. Fırsat kolluyorlar.. Önce içerden yıkacaklar..

KIZ — Nasıl?

SELİM — Bir yandan. Kürtleri kışkırtıyorlar.. Bir yandan Alevileri.. Lazları, Abazaları.. Çerkezleri, Boşnaklar, Pomaklar, Rumlar, Ermeniler ve de Yahudiler..

KIZ — Eee kim kaldı?

SELİM — Türkler.. Tanrı Türkü korusun..

KIZ — Amin korusun… Korusun da bütün bunları kim kışkırtıyor?

SELİM — Komünistler.. Neler yapıyorlar görmüyor musun? Bak gözünün önünde oluyor her şey.. Kültür Sarayını yakmadılar mı? Gemileri batırmadılar mı? Üstleri uçurmaya kalkışmadılar mı?

KIZ — Benim aklım ermez.. Ne olacak ki yakıp yıkmakla ne geçecek ellerine.

SELİM — Bak kızım benim karım olacaksan, bu meseleyi çok iyi anlamalısın. Dinle.. Komünistler, millet tanımazlar.. Onlar sınıf tanırlar.. Bir devleti yıkıp yok etmek için sınıf kavgası çıkartırlar.. Böylece milleti birbirine düşürürler, millet birbirine düşünce ne olur? Ne olur o, millet? Zayıflar, parçalanır.. İşte Rusların istediği oyun bu.. Devleti yıkmak..

KIZ — Ruslar komünist değil mi?

SELİM — Elbette..

KIZ — Onların devleti yok mu?

SELİM — Var.. Ama.. Ne yani? Ne demek istiyorsun? İnanmıyor musun bana?

KIZ — Benim bildiğim savaş ordularla olur.. Öyle savaş yok ki.. Hem her gün herkes evleniyor işte.. Daha geçenlerde Kerim Beyin Amerika’dan gelen kızı nişanlanmadı mı?

SELİM — Evlenmedi ama.. Nişanlanmak başka şey.. Hem biz zaten nişanlıyız..

KIZ — Selim sen evlenmek istemiyor musun?

SELİM — İstemez olur muyum. Elbette biz de evleneceğiz.

KIZ — Ne zaman?

SELİM — Savaşın sonunda.

KIZ — Sana bir şey soracağım. O kaçandan mı korkuyorsun? Doğru söyle.

SELİM — O çoktan yakalandı.. Onun ağzına sıçtılar.. Paramparça ettiler. Sen bana korkak mı diyorsun?.. Ben kimseden korkmam.. Bütün komünistler bizden korkar. Hepsini çil yavrusu gibi dağıttık.. Göstersene bana bir tane komünist.. (Seyfi girer)

SEYFİ — Ben hazırım.

SELİM — İyi bekle. Yemeğimi bitireyim gideriz. (Kıza sert) Biz kimseden korkmayız.. Biz kimseden çekinmeyiz… Bunu unutma.. Bana da bir daha kimseden korkmuyor musun diye sorma..

SEYFİ — Geçmiş olsun delikanlı.. Böyle tehlikeli işlere karışmaktan korkmuyor musun gerçekten..?

SELİM — Bana mı dedin.. Ben mi? Ben Türküm be..

(Birden dışardan aşçının bağırmaları duyulur)

AŞÇININ SESİ — Hey ne yapıyorsun? Tutun kaçıyor.. Ne yaptı bu adam? Hay Allah köpeğe çiğ et vermiş..

SELİM — Ne oluyor?

AŞÇININ SESİ — Bizim köpek çiğ et yemez.. Tutun tutun kaçıyor. Gördün mü? Dur köpek.. yeme..

SEYFİ — Bir şeyler oluyor galiba.. (Çıkar. Kız da arkasından çıkmak ister Selim durdurur.)

SELİM — Çıkma..

AŞÇININ SESİ — Eyvah köpeği zehirlediler.. Köpek ölüyor.. Şurdan kaçtı.. Koş Seyfi arkasından.. Köpeği öldürdüler..

SELİM — Kaçmışlar.. Dur ben bir bakayım.. (Çıkar)

AŞÇI — Köpeği zehirlediler köpek öldü.

KIZ — Öldü.. Oh iyi oldu..

AŞÇI — Boşver Seyfi adam kaçtı.. Hay Allah köpeği zehirlediler..

AŞÇI — (Girer) Bu çingene milleti ile başa çıkılmaz.. (Seyfi girer) Garanti çingeneler zehirledi.. İntikam almak için zehirlediler..

KIZ — İyi oldu..

AŞÇI — Çingeneler böyledir.. Bir keresinde bir çingene pehlivanla güreşmiştim.. Herifi yendim..

SELİM — (Girer) Vay namussuzlar vay.. Burnumuzun dibine kadar girdiler..

KIZ — Ne?

SELİM — Köpeği komünist itin biri zehirledi.. Bize gözdağı vermek istiyorlar.

AŞÇI — Ağzını topla..

SELİM — Ne dedin?

AŞÇI — Hiç ben mi? Şey köpeği çingeneler zehirledi canım.. Köpek bugün bir çingene kadını parçaladı, hastanelik etti de..

SELİM — Çingene kadını mı?

AŞÇI — Çarşaf satardı..

SELİM — Dolaşır mıydı buralarda?

AŞÇI — Çarşaf satardı, gariban.. (Taklit eder) «Çarşaflar var hanım» böyle bağırırdı hep.

SELİM — Demek uzun zamandır burasını göz altına aldılar.. (Kıza) İşte gördün mü? Nasılmış? Savaş var mıymış?

AŞÇI — Çingeneler böyledir, Selim bey oğlum.. Sen tanımazsın onları..

SELİM — Kapa çeneni pehlivan eskisi.. Komünistler zehirledi kurdu.. Ama dur dur bakalım.. Kurt terbiyeli köpektir.. Dışarıdan birisi ona yaklaşamaz. Mutlaka içerden biri ona yardaklık etmiş olmalı. (Her birisini ayrı ayrı süzer) Evet içeriden birisi. Bunu bulacağım, kurdun katilini bulacağım.. Hiç biriniz kımıldamasın burdan. Ben Kerim Beye gidip haber vereyim.. Demek içimize kadar girdiler..

ÖN OYUNBEŞ

AŞÇI — O günden sonra bu Selim pezevengi köpeği kimin öldürdüğünü araştırmaya başladı. İki de bir «Bulacağım» köpeği kimin öldürdüğünü bulacağım diye kafamın etini yedi. Yahu insaf, yahu sabrında bir sonu var.. Bir gün bu Selim pezevengi yine mutfakta başımın etini yiyince, sabrım taştı.. Kalktım doğru Kerim Beye çıktım.. Bakın beyefendi siz medeni bir insansınız şu Selim denen delikanlıya bir şey söyleyin.. Ben bu adamı mutfakta istemem.. Kerim Bey birden bir kızsın.. Bir tersledi beni milliyetçi çocuktur, bizim adamımızdır ona göre davran deyip geri gönderdi beni «Bizim adamımızmış» Nerden benim adamım oluyormuş.. Adamıysa Kerim Beyin adamı. Eee? Ben de Kerim Beyin adamıyım.. Yani şimdi bu ne demek, yani benle Selim aynı mıyız? İşte bu ağrıma gitti.. Bir şey demedim içime attım.. Ama bu Selim pezevengi durmuyor ki, tutturmuş ille de köpeğin katilini bulacak.. Neyse köpek öldü ya sen ona bak derken yeni bir köpek gelmesin mi… Haydi buyrun..

BEŞİNCİ OYUN

AŞÇI — (Yeni köpeğe biftek hazırlamaktadır) Ben kime hizmet ediyorum? Kerim Beye mi, köpeğine mi? Ben köpeklere hizmet edemem arkadaş..Hem benim mesaimin ne zaman biteceği belli olmalı.. Aşçıysak eşşek değiliz ya.. Bana bak lan Seyfi o kadar kitap okudun.. Ben nasıl grev yaparım, anlat bana grev yapacağım arkadaş..

SEYFİ — Bu gece olmaz, aşçıbaşı düğüne gidiyorum. Ama istersen yarın anlatırım. Hem sen bu grev işini öğrenmekte biraz geç kaldın gibime geliyor.

AŞÇI — Neden?

SEYFİ — Şimdi kanuna bir madde eklemişler.. Pehlivan eskileri grev yapamaz diye. Hadi bana eyvallah.

AŞÇI — Seyfi.. Seyfi..

KIZ — Seyfi Abi.. Seyfi Abi..

SEYFİ — Ne var? Ne bağırıyorsun? Bir şey mi oldu?

KIZ — Kerim Bey dedi ki hiç bir yere ayrılmasın bu gece bir işi varmış.

SEYFİ — Ama benim işim bitti. Hem bu akşam düğüne gidiyorum ben.

AŞÇI — Aldın mı Seyfioğlu Seyfi.. Mesaisi bitmiş.. Nah bitmiş.. Çok keyiflendim.. Aferin ülen Kerim Bey (Köpek havlamaya başlar) Sus ulan it oğlu it pişiyor işte. Sende kafamı kızdırma..

KIZ — Seyfi Abi düğüne mi gidecektin?

SEYFİ — Evet Ahmet’le düğüne gidecektik.

KIZ — Kimin düğününe Seyfi Abi?

SEYFİ — Akrabalardan birinin. Gitmesek de ayıp olur yahu..

KIZ — Düğün nerde?

SEYFİ — Aksaray da ?

KIZ — Ben tanır mıyım?

SEYFİ — Sanmam!..

KIZ — Düğün salonunda mı evlenecekler. Ahmet Abi de gidecek mi düğüne?

SEYFİ — Neden sordun..

KIZ — Keşke beni de götürse sanatçılar da gelir belki.. Demek evleniyorlar. Saat kaçta?

SEYFİ — Sana ne be.. Senin üstüne vazife mi sen bu işleri sayın nişanlına bırak..

KIZ — Neyi bırakayım? Ne demek istiyorsun sen Seyfi Abi?

AŞÇI — N’oluyor.. N’oluyor yukarda.. Neyin toplantısıymış bu?

KIZ — Bilmiyorum.

AŞÇI — Selim bey hazretleri söylemedi mi?

KIZ — Konuşamadık ki.. Hem bana söylemez işlerini.. (Zil çalar) Beni çağırıyorlar..

SEYFİ — Allah kahretsin..

AŞÇI — Sağlık olsun yahu.. Ahmet gider işte.. Damat akrabanız mı olurdu.. Kıza niye bağırdın ulan?

SEYFİ — Ağız arıyor.. Bundan hayır gelmez artık..

AŞÇI — Yok yahu..

SEYFİ — Bizim Ahmet gelsin de görsün. Merak etme sınıf yapısı sağlamdır diye kafamı ütüledi o kadar.. Gelsin de görsün bakalım.. Sağlammış..

AŞÇI — Dur yahu kafamı karıştırma şu itin bifteğini verelim.. Sen asıl o Selim pezevengine bak, kız iyidir aslında..

KIZ — (Gelir) Seyfi Abi çabuk Kerim Bey seni çağırıyor..

SEYFİ — (Şaşırmış) Beni yukarıya mı çağırıyor?

KIZ — Evet hadi çabuk ol..

SEYFİ — Allah Allah beni şimdiye kadar hiç yukarıya çağırmamıştı?

KIZ — (Yol gösterir) Çabuk..

SEYFİ Çok mu kalabalık?

KIZ — Toplantı bitti dağılıyorlar (çıkarlar)

AŞÇI — (Girer) Zıkkımın kökünü ye it oğlu it (Şişesini alır) Mesayim bitti. Şükür kavuşturana şişe birader..

SELİM — (Girer) Merhaba aşçıbaşı, sofrayı kurmuşsun ama biraz acele ettin. Bu akşam epey işin olacak..

AŞÇI — İşim mi olacak ne işi?

SELİM — Bu akşam bir işimiz var.. İşi bitirdikten sonra, dört beş kişi buraya geleceğiz bize mükemmel bir sofra hazırlayacaksın.

AŞÇI — Ne zaman?

SELİM — Bizim iş tam onda başlayacak.. İki saat sürse, on iki, bir, bilemedin ikide burada olacağız.. İçkili bir ziyafet hazırla

AŞÇI — Kim hazırlayacak?

SELİM — Sen hazırlayacaksın?..

AŞÇI — Benim mesaim bitti.. Allah olsa…

KIZ — (Girer) Lütfü Usta Kerim Bey seni çağırıyor çabuk..

AŞÇI — Kerim Bey mi? Beni mi? Allah Allah… Ne oldu acaba…

KIZ — Selim hani beni bu zengin mutfağında bırakmayacaktın? Gene neyin nesi bu toplantı? (Kilere gider)

SELİM — (Kızın arkasından. Dişlerinin arasından) Merak etme bu mutfakta kalmayacaksın zaten.. Köpek katili pis komünist.

KIZ — (Girer) Selim ne oluyor gene tehlikeli bir işe karışma..

SELİM — Ne yapalım bazı işler tehlikelidir..

KIZ — Selim karışma bize ne bunlardan biz karışmasak olmaz mı?

SELİM — Sen karışmıyor musun bu işlere?

KIZ — Yoo.. Bana ne? Ben..

SELİM — Ha bak sana bir şey söyleyeyim.. Komünistler bizim köpeği zehirlemişlerdi ya..

KIZ — Eee..

SELİM — İçerden onlara kimin yardım ettiğini biliyorum..

KIZ — İçerden mi? Komünistlere mi? Kim yardım etmiş?

SELİM — Sen bilmiyor musun sanki?

KIZ — Yoo bilmiyorum. Nerden bileyim.

SELİM — Ne zamandan beri Kerim Beyin fabrikasındaki işçiler beşer onar Disk’e geçiyorlar. Bundan da haberin yok. Yok tabi..

KIZ — Nerden haberim olsun?

SELİM — Hayret. Köpeği öldürenlerle, Kerim Beyin işçilerini örgütleyenlerin aynı kişiler olduğunu bilmiyorsun o halde..

KIZ — Aynı kişiler mi?

SELİM — Bu kişilerin bu gece fabrikanın karşısındaki bir kahvede toplanacaklarını da bilmiyorsun demek. Hayret.

KIZ — Ben nerden bilirim canım..

SELİM — Ele başlarının kim olduğundan da haberin yok öyle mi?

KIZ — Aman Selim kim öldürmüş köpeği söylese

SELİM — Bu mutfakta çalışan ve dışarda solcu bir abisi olan kim varsa o…

KIZ — (Şaşkın) Seyfi Abi..

SEYFİ — (Girer) Efendim? Delikanlı bir şey soracağım.. Neden sivil giyiniyorsun söyler misin. Tehlikeli bir iş mi?.

SELİM — Yok yok hiç bir tehlikesi yok ufak bir gezinti yapacağız seninle.

SEYFİ — Sen bilirsin yarabbim. Peki ne giyeceğim şimdi ben.

SELİM — Doktor ne yerse yesin demiş ya. Sende şu üstündeki Kerim Beyin üniformasını çıkarda ne giyersen giy (Seyfi çıkar).

KIZ — Selim emin misin?

SELİM — Adım gibi..

AŞÇI — (Girer) Yeter be.. Grev yapacağım.. Nerde bu Seyfi.. O bilir, nasıl grevin yapılacağını.. Aşçı isek essek değiliz ya.. (Selim’e) Kaç kişi demiştin?

SELİM — Beş.. Altı.. Hadi ama, sen önce beni doyur pehlivan.. (Köpek havlamaları)

AŞÇI — (Köpeğe) Zıkkımın kökünü ye it oğlu it. Ha sen ne dedin, karnın mı aç. Kız bak nişanlının karnı açmış hazırlasana bir şeyler.

SELİM — Bira getir. (Kız çıkar)

AŞÇI — Ama ben bu grevi öğreneceğim.

SELİM — Dinle Lütfü Usta bu köşkte güvenebileceğim tek insan sensin.

AŞÇI — Ben mi?

SELİM — Sana bir sır vereceğim..

SELİM — Köpeği kimin öldürdüğünü öğrendim aşçıbaşı.. Yarın hesabı tamam..

AŞÇI — (Boğulacak gibi olur) Nee..?

SELİM — Yarın hesabı tamam..

AŞÇI — Yalan, kim söyledi.. N erden öğrendin? K)z mı söyledi.. Vallahi yalan..

SELİM — O bilerek söylemedi.. Farkında olmadan ipucu verdi bana.. Murat Abisine iş bulmamı istemişti ya benden.. Ben de ilgilendim. Neyse senden istediğim bu ak.. (kız girer)

KIZ — Soğuk soğuk bira getirdim…

AŞÇI — Besle kargayı oysun gözünü.. Demek yarın hesabı tamam..

KIZ — Yoo Selim iyi çocuktur.. Söylemez kimselere..

AŞÇI — Pis muhbir..

KIZ — Yalvarırsak söylemez..

SELİM — Baskın için bundan iyisi olmazdı.. Tam solcu işçilere döndün..

SEYFİ — Baskın mı? Nasıl baskın.. Ben baskına gitmem..

SELİM — Korkma canım sen sadece bizi taşıyacaksın..

KIZ — (Paniğe kapılır..) Ahmet Abi.. Hay Allah… (Kapı çalınır) Hoş geldin..

AHMET — Ne o tamirat mı var.. Haydi düğüne geç kalıyoruz…

SELİM — Kim bu?

SEYFİ — Kardeşim.

KIZ — Nasıl tanımıyor musun..

KIZ — Hemen mi gideceksin Ahmet Abi..

AHMET — Oturmayalım geç kalıyoruz.. Sen bana bir bardak su getir hemen kaçalım..

KIZ — Su mu? (gitmek üzereyken) Selim.. (Selimle beraber ambara girerler)

AHMET — Ne oluyor Seyfi, nedir bu kılık..

SEYFİ — Az önce Kerim Bey beni yukarı çağırdı.. bu gece Selimin emrindesin dedi. Meğer baskına gidecekmişiz,.. Ben baskına gitmem.

AHMET — Baskın mı? Nereye..

SEYFİ — Nereye olursa olsun.. Ben baskına gitmem..

AHMET — Baskın nereye..

SEYFİ — Bilmiyorum..

AHMET — Baskın Kerim Beyle mi ilgili..

SEYFİ — Bilmiyorum.. Bana ne bunların pis işlerinden.. Karışmam ben biz devrimciyiz arkadaş bunların işlerine karışmayız biz,..

AHMET — Kaçta?

SEYFİ — Kaçta olursa olsun.. Ben gitmem.. Gitmem dedim zaten.. Nasıl iyi demiş miyim..

AHMET — Kaçta..!

SEYFİ — Bilmiyorum..

AHMET — Öğrenmeye çalışalım.. Ne o Lütfü Usta neyin var senin..

AŞÇI — Ben biliyorum.. Saat onda.. Onlar kurtulsun bari..

AHMET — Nereye?

AŞÇI — Bilmiyorum..

AHMET — Ne o Lütfü Usta neyin var senin..

AŞÇI — Köpeği benim öldürdüğümü öğrenmiş..

AHMET — Nee..

SEYFİ — Köpeği sen mi öldürdün?

AŞÇI — Evet.. Ama öğrenmiş.. Kız söylemiş..

SEYFİ — Gördün mü.. (İçerden Selimin ve kızın sesleri duyulur.)

SELİM — Bak kızım bizim ölçümüz bellidir. Bir insan ya bizdendir, ya karşıdan, bunun ortası yoktur. Kim olursa olsun bir şey değiştirmez..

KIZ — Kaç para verecek sana Kerim Bey?..

SELİM — Bakıyorum rengini belli etmeye başladın. Merak ediyorsan söyleyeyim. Kerim Bey on bin lira verecek. Ama benim elime, 16 -17 bin lira geçecek.

KIZ — Selim ne olursun.. Bak yalvarıyorum sana.. Söyleme bunu kimseye..

SELİM — Yalvarma yalvarma.. (çıkar)

KIZ — (Elinde sıı bardağı ile gelir)

SELİM — Bana bak sana askıntı olan bir eczacı kalfası vardı ya.. Şimdi nerde biliyor musun?

KIZ — Ne bileyim ben.. Burdan dışarı çıkmıyorum ki.

SELİM — Ben biliyorum.. (ara) Sorsana nerde diye..

KIZ — Nerde?

SELİM — İçerde.. Aklını başına getirmişler biraz… Beni kızdırmağa gelmez..

AHMET — O da olaylara mı karışmış?

SELİM — Ne fark eder.. Bir insan ya bizdendir ya değildir.. Ölçü budur.

AHMET — Solcuymuş demek.

SELİM — Yoo.. Dünyadan haberi yok serserinin.

KIZ — Peki o zaman neden?

SELİM — Biraz aklı başına gelsin dedim..

KIZ — Sen mi?

SELİM — Beğenmedin mi? Benim nişanlımın arkasından dolaşacak köpek daha anasının karnından doğmamıştır.

KIZ — Hiç suçu yokken?

SELİM — Hiç suçu olmaz olur mu canım.. Zaten esas mesele ölçüdedir. Bir insan ya bizdendir ya da karşıdan.. Bize karşı olan solcudur, ölçü budur.. Bu ölçüyü anlayamadın mı hiç bir şeyi anlayamazsın..

KIZ — Eczacının kalfası hiç bir şey yapmamıştı ki.. Sırf beni istedi diye..

AHMET — Kızım anlasana.. Senin gözlerinde perde var.. Göremiyorsun sen.. Esas mesele ölçüde.. Ölçüyü kavra.. Bir insan ya bir taraftandır, ya da öteki taraftan.. Bunun ortası yoktur.. Değil mi delikanlı?

SELİM — Elbette.. Bunun ortası yoktur… Bak şimdi sana canlı bir örnek vereyim… Geçenlerde bizim kurdu zehirlediler..

AŞÇI — Of.. of..

SELİM — Üzülme Lütfü Usta. Kaçar mı bizden. Araştırdım buldum kimin zehirlediğini.. Ne yani canım şimdi eşimiz dostumuz, diye göz mü yumacağız.. Yo arkadaş çeksin bakalım cezasını…

AŞÇI — Of.. of..

KIZ — Eczacının kalfası bir şey yapmamıştı ki..

SELİM — Bir şey değiştirmez.. Ya bizdensin ya da canın cehenneme..

AHMET — Kızım anlasana baban olsa bir şey değiştirmez..

SELİM — Değiştirmez..

AŞÇI — Değiştirmez mi?..

SELİM — Değiştirmez.

AŞÇI — Ne olacak yani

SELİM — Bizden olmayan cezasını çekecek.

AŞÇI — Of.. of..

KIZ — Ne yaparlar şimdi ona..

SELİM — Biraz tozunu alırlar.

AŞÇI — Tozunu mu alırlar?. Nasıl yani? Tozunu nasıl alırlar?.

SELİM — Yahu pehlivan, sen de amma safsın ha.. Nasılı var mı? Önce hoş geldin deyip bir meydan dayağı atarlar.. Ardından yatırırlar falakaya, ayaklarının ölçüsünü alırlar.. Bir daha bilmem nesinin peşine düşmesin diye, orasını burasını elektrikle dağlarlar, olur biter..

AŞÇI — (Kalkar) Yaa demek.. (Ambara giderken kıza) Besle kargayı oysun gözünü. (Kız aşçının arkasından gider..)

AHMET — Seyfi hadi artık şu üstünü başını değiştir de gidelim.. Düğüne geç kalıyoruz.

SELİM — Hop hop.. O bir yere gidemez.. Bu gece benimle o.. İşimiz var bizim..

AHMET — Yahu tam düğün gecesi sırası mı şimdi.. Başka bir gece gidin.. Nereye gideceksiniz?.. Boğaza falan mı?

SEYFİ — Ne boğazı canım.. Baskına gidecekmişiz.. Bak delikanlı ben böyle işlere alışkın değilim.. Beni neden karıştırdınız bu işe..

AHMET — Baskına mı?.

SELİM — Merak etmeyin canım.. Bizi bir yerlere kadar götürüp getirecek.. Hepsi bu.. (Saate bakar) Hem biraz elini çabuk tut.. Onbeş dakikaya kadar burdan çıkmalıyız. Sonra geç kalırız.

SEYFİ — Tehlikeli bir iş mi?

SELİM — Yok canım senin için hiç bir tehlikesi yok.. Fazla vaktimiz yok.. Arabanın plakasını kapattın mı?

SEYFİ — Plakasını mı? Yoo.. Neden kapatacak mışım?

SELİM — Söylemedi mi Kerim Bey?

SEYFİ — Hayır.. Hem neden kapatacak mışım?

SELİM — Bırak şimdi soru sormayı.. Geç kaldık diyorum sana.. Çabuk git plakayı ört..

SEYFİ — İyi ama neden?

AHMET — Seyfi sen de amma soru sordun.. Madem Kerim Bey kapatılsın demiş, demek ki kapatılacak.. Vardır bir bildikleri.. Sana ne?

SEYFİ — Bana neymiş? Sen gitmiyorsun baskına, ben gidiyorum.. Tehlikeli bir iş olmasa plakayı örttürür mü?

SELİM — Uzattın ama.. Geç kalıyoruz,.. Çabuk ol..

AHMET — Sen askerlik yapmadın mı? Ne diyorsa yap.. Ötesine karışma.. İşin ne olduğundan sana ne?

SEYFİ — (Giderken) Sen zaten hep böylesin.. Neden birlikte çalışmıyorsun anlamıyorum..

AHMET — Delikanlı onun yanında bir şey demedim ama tehlikeli bir iş mi?

SELİM — Merak etme.. Onun yapacağı bir iş yok.. O sadece bizi taşıyacak.

AHMET — Hani demem, müsademe falan olur mu?

SELİM — Yo canım, bir yerden iki üç kişiyi toparlayacağız…

AHMET — Ya silahları varsa.. Bu öğrencilerin hepsi silahlı birader..

SELİM — Bunlar işçi.. İşçileri.. (durur) Yarın öğrenirsin..

AHMET — İnşallah geç kalmadınız..

SELİM — Böyle giderse geç kalacağız.. Dünya kadar yolumuz var.. ta Gültepe’ye kadar.. (birden durur) Sen ne iş yaparsın?

AHMET — Ben serbest çalışırım.. Serbest iş tutarım.

SELİM — Ticaret falan mı?

AHMET — Eh, ticaret falan gibi bir şey.

AŞÇI — (İçerden) Hah oldu. (Gelir) Ahmet..

SELİM — Lütfü Usta.

AŞÇI — Efendim.

SELİM — (Eliyle yavaş işareti yapar. Bir köşeye çeker aşçıyı, usulca) Ne dedi sana?

AŞÇI — Kim?

SELİM — Kız.. Yalvardı mı sana?..

AŞÇI — Yok, yalvarmadı..

SELİM — O ne derse desin sen inanmış gibi yap..

AŞÇI — İnanmış gibi mi yapayım?..

SELİM — İnanmış gibi yap.. Ondan yana gözük.. Anladın mı?..

AŞÇI — Bir bok anladımsa adam değilim..

SELİM — Bak kızı sana emanet ediyorum. Gözünü üstünden ayırma.. Bu gece hiç yanından ayırma..

AŞÇI — Peki..

SELİM — Dönünce kızı sapasağlam isterim.. Anladın mı? (Seyfi girer)

SEYFİ — Bu plakayı nasıl örteceğim ben. Bir şeyler yaptım ama istersen bi bak..

SELİM — Ulan ne beceriksiz adamlarsınız be.. (Kapıya yürür) Geç kalıyoruz, diyorum hâlâ bir plakayı örtmedin.. Amatörlerle çalışırsam böyle olur işte. (Tam kapıda durur) Sen benimle gel bakalım. (Kızla birlikte çıkarlar.)

AHMET — (Yanına gelen aşçıya) Anlat ne dedi sana?..

AŞÇI — Bu pezevenk kıza bir şey yaparsınız diye korkuyor galiba..

AHMET — Kıza mı?..

AŞÇI — Kızı bana emanet etti.. Gözünden ayırma, dönüşte sapasağlam isterim dedi. Herhalde kıza bir şey yaparsınız diye mi korkuyor, ne? Baksana ayırmıyor yanından hiç..

AHMET — Başka bir bokluk var bu işte.. (Saate bakar) Saat dokuza geliyor.. Onda demiştin değil mi?.

AŞÇI — Evet.. İşimiz onda başlayacak dedi.. (Selim, kız ve Seyfi girerler)

SELİM — Neyse artık olduğu kadar.. Vaktimiz kalmadı.. Ben Kerim Beyin yanına gidiyorum. Dönünce hemen yola çıkıyoruz.. (Aşçıya) Dediklerimi unutma.. (Çıkar)

KIZ — Ahmet Abi kaçın.. Fırsat varken kaçın.. Anlattın mı Ahmet Abiye (Ahçıya)

AŞÇI — Anlattım.

AHMET — Bildiklerini anlat.. Nedir ne dedi sana?

KIZ — Ahmet Abi geç kalıyorsunuz.. Köpeği Seyfi Abinin öldürdüğünü sanıyor..

AHMET — Ne dedi sana. Seyfi mi öldürdü dedi?..

KIZ — Dışarda solcu abisi olan kim varsa o dedi. Zaten ilk günden beri şüphelenmiştim Seyfi Abiden..

SEYFİ — İyi ama köpeği ben öldürmedim ki?

KIZ — Tabi sen öldürmedin. Her halde Lütfü Usta öldürdü.. Ama Selim sen öldürdün sanıyor..

AHMET — Neden onu sanıyor?..

KIZ — Siz bu akşam kahvede toplanmayacak mısınız?..

AHMET — Kahvede mi?..

SEYFİ — Hayır, biz bu akşam düğüne gidecektik..

KIZ — Ne olursunuz inanın bana aynen böyle söyledi.. Köpeği öldürenlerin Kerim Beyin fabrikasındaki işçileri Disk için örgütlediklerini söyledi.. Ahmet Abi sen değil misin?..

AHMET — Hayır.. Kerim Beyin fabrikasını örgütleyen Murat..

KIZ — Murat. Ağabeyim mi?

AHMET — Evet ağabeyin.. Neyse mesele anlaşıldı.. Seyfi, dinle, Murat’ı ve arkadaşlarını yakalatmaya gidiyorlar. Benim sizden önce yetişmem lazım.. Vakit kazanmalıyız.. Ne yapabilirsin..

AŞÇI — Arızalandır..

AHMET — Nasıl?..

SEYFİ — Benzine şeker atarız..

AHMET — Ne olur o zaman?..

SEYFİ — Motor boku yer..

AŞÇI — Yesin..

AHMET — Ne kadar zamanda?

SEYFİ — On onbeş dakikada..

AHMET — Anlaşılmaz mı?

SEYFİ — Anlaşılsın.. Nasıl olsa tamire ben götüreceğim..

AŞÇI — (Bir paket şekerle dönmüştür bile) Al..

SEYFİ — İki tane yeter. (Alır) Sen öbürlerini sakla. (Çıkar)

AŞÇI — Ulan hepsini al.. İşini sağlama bağla..

AHMET — Gel Lütfü Usta, bir iki tek çekelim..

AŞÇI — Sırası mı lan şimdi kafa çekmenin?.

AHMET — (İçkileri bardağa koyar) Hadi şerefe..

AŞÇI — (Selim gelir) Ha tabi şerefe..

SELİM — Oh oh afiyet olsun.. Bana bak pehlivan eskisi, kafayı bulup, dediklerimi yapmazsan, külahları değişiriz ha.. (Kıza bakar) Sen de burdan bir yere ayrılma.. (Birden) Nerde Seyfi?

AŞÇI — (Telaşlanır) Şey, yani bana bak.. Kaç kişilik sofra hazırlanacak?..

SELİM — Beş altı kişilik.. Otuz sefer söyledik yahu..

AŞÇI — Ben sorayım da işimi garantiye alayım. Neme lazım.. Bak sana bir pehlivanlık numarası göstereyim.. Gittiğin yerde işine yarar..

SELİM — Ne oluyor yahu. Benim o numaralara ihtiyacım yok..

AŞÇI — O zaman gel otur delikanlı. Bir kadeh çek… Sefere çıkıyorsun.. Adama cesaret verir.

SELİM — Benim öyle cesarete ihtiyacım yok.. (Selim kalkar, aşçı önüne dikilir)

SEYFİ — (Girer) Araba hazır, herşey tekmil hazır..

AŞÇI — Eh.. sen bilirsin..

SELİM — Ya sende var mı biraz? (Aşçıya)

AŞÇI — Biraz..

SELİM — Neyse.. Dediklerimi unutma.. Şimdilik eyvallah.. Hadi Seyfi..

AŞÇI — Hadi ulan davransana Ahmetoğlu Ahmet..

AHMET — Dinle Lütfü Usta.. Ben saat onda ayrıldım burdan, tamam mı?

AŞÇI — Saat dokuz ulan.. Haa tamam..

AHMET — Ona kadar beraber oturduk, kafa çektik.. Sonra ben düğüne gittim..

AŞÇI — Evet.. Ayıp olur ben bir uğrayayım dedin. Ben o kadar ısrar ettim sana boş ver yahu ne güzel oturuyorsun işte.. dedimse de dinletemedim. Gitti.. Saat tam ondu.

AHMET — Tamam aşçı, bak bakalım hareket ettiler mi?

AŞÇI — (Bir süre pencereden bakar) Gittiler.. (Döner.. Kız yüzüğü çıkartır atar.) Hey durun.. Yahu durun.. Yani şimdi köpeği kim öldürdü?..

AHMET — Sen öldürdün..

AŞÇI — Yavaş ulan bağırma.. Elaleme ilan mı edeceksin?.. Hem kafamı karıştırma.. Selim kim öldürdü zannediyor? Seyfi değil, ben değil (kıza döner) Yahu durun olmaz.. Yani nasıl olur?..

AHMET — Olur Lütfü Usta..

AŞÇI — Yani şimdi bu pezevenk, bunu mu?..

AHMET — Onu onu..

AŞÇI — Yani yarın sabah hesabı görülecek bu mu? İşkence edilecek olan..

AHMET — Evet..

AŞÇI — Allahım yarabbim, sen benim aklımı koru.. Ahmet bu olabilir mi?..

AHMET — Mesele ölçüsünde Lütfü Usta.. Selim’in kafasının ölçüsünde..

AŞÇI — Hay ben onun kafasının ölçüsüne sıçayım.. Üzülme kız… üzülme.. İyi bile oldu..

KIZ — Üzülmüyorum usta.. Yalnız bir şeye yanıyorum. Seyfi Abiyi kurtarayım diye yalvardım. Kendim için yalvardığımı sanmış.. İşte bir buna yanıyorum..

AŞÇI — Peki ne dedi?

AHMET — Mesele ölçüsündedir demiştir.

AŞÇI — Hay dinine yandığımın neymiş yahu bu ölçü?

AHMET — Bu ölçüye FAŞİZM derler..

AŞÇI — Hay ben faşizmin, gelmişini geçmişini, gelebileceğini, sinsilesini, feriştahını, ecdadını..

AHMET — Hadi geç kalıyoruz.. (Kız önden fırlar, arkasından Ahmet. Aşçı küfürlere devam eder.)

AŞÇI — Ben böyle faşizmin, anasını avradını, icat edenini.. Ben böyle faşizmin, soyunu sopunu… (Birden yalnız kaldığını fark eder. Bağırır) Hey durun… gittiler.. Yani kız da gitti.. Eee.. Ben ne diyeceğim bu pezevenge şimdi.. Ben kızı tutayım, sen de tozunu kaldır.. Meymenetsiz it. (Köpek havlamaları) Sus ulan itoğlu it.. Şu köpeği de zehirlesem mi acaba.. Eee yenisini alırlar o zaman.. Eee ne olacak yani.. O da it, bu da it, o da Kerim Beyin hizmetinde bu da Kerim Beyin hizmetinde..

ALTINCI OYUN

AŞÇI — Kız gitti.. Bir fabrikaya girmiş duydum.. Ardından Seyfi ayrıldı.. O da bir sendikaya girmiş. Yerlerine Selim gibi aynı bokun soyu iki kişi geldi.. Yaa sabır.. Selim mutfağa iyice yerleşti.. Yaa sabır.. Selim yetmezmiş gibi, arkadaşları da gelip gitmeye başladılar. Lütfü Usta içkili bir sofra hazırla.. Lütfü Usta bize ziyafet çekeceksin.. Ya sabır.. Yahu biz kimlere hizmet ediyoruz.. Bu arada itler çoğaldı.. Üç taneler şimdi, ya sabır.. Yahu biz kimlere hizmet ediyoruz.. İnsan kimlere hizmet ettiğini düşünmeli. Ayrılayım diye düşünüyorum.. Ama zoruma gidiyor.. Yirmi yıldır burada bu Kerim Beyin köşkünde aşçılık yapmışım.. Bu yaştan sonra nereye giderim.. ne yaparım.. Mecburen ya sabır.. Ama bir gün.. Hatırlarsınız, h ani bir mahkeme direnişleri olmuştu. Hatırlarsınız canım.. Hani işçiler toptan işleri bırakmışlardı.. Şu MGM mi DGM mi işte o günlerden bir gün bu bizim Ahmet var ya zaten sık sık görüşürüz onunla bana bir gazete gösterdi. Gazete de bir fotoğraf vardı.. Bir baktım.. amanın durun, yahu olamaz.. Ama olmuş.. Bir fabrikanın önünde işçilerle polisler çatışmışlar ve de bu bizim kız var ya hah işte onunla Selim iti gırtlak gırtlağa dövüşüyorlar.. İşte o zaman dedim ki Ulan Lütfü şu kız kadar olamadın, yuh olsun senin pehlivanlığına dedim ve o anda ayrılmaya karar yerdim. Bu Selimgiller benim kızımın gırtlağına sarılsınlar, ben de onlara hizmet edeyim.. Bu olamaz dedim.. Ayrılmaya karar verdim.. Ama bizim Ahmet ayrılmayacaksın diyor. İşte bu yüzden bir de size danışayım dedim. Ayrılmaya karar verdim. Ama yine de danışayım dedim. Ayrılmak mı zor Kerim Beye hizmet etmek mi? Hadi bana eyvallah!

SON

Vasıf Öngören, Bütün Oyunları, Mitos-Boyut Yayınları, II Basım, Ocak 1999

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir