Vasıf Öngören – Almanya Defteri

Almanya Defteri

KİŞİLER

BİRİNCİ BÖLÜM

BİRİNCİ OYUN

(Kâzım’ın yedek parça dükkânı)

RECEP Vallahi nerdeyse ben de söylenenlere inanacağım. İşler çok kötü Kâzım. Hani etrafa renk vermiyorum ama, bu yedek parça sıkıntısı devam ederse, dükkânı kapatacağız. Hiç iyi görünmüyor durum.

KÂZIM (Bıyık altından güler) Nesi var durumun, bundan iyisi can sağlığı.

RECEP Dalga mı geçiyorsun Kâzım, yedek parça yok… Yedek parça karaborsa… Parça olmayınca, tamir yapamıyoruz. İşler iyice kötüye gidiyor kardeşim.. Parti buna bir çare bulsun yahu…

KÂZIM Recep Usta, Nasrettin Hocanın hikâyesini bilir misin sen? Hani Hoca bakkalın birine gitmiş “yahu” demiş, “sende un var mı?”, “var” demiş bakkal. Hoca, “yağ da var mı?” diye sormuş. Adam, “yağ da var” demiş. “Peki şeker de var mı?”. Bakkal “o da var” demiş. Hoca öfkelenmiş, “Ulan öyleyse, niye helva yapıp yemiyorsun?” demiş. İşte seninki de o hesap.

RECEP Nasıl yani?

KÂZIM Yedek parça yokluğundan yüzlerce araba çalışamıyor. Tamirhane kapılarında çürüyor. Tamam mı?

RECEP Tamam.

KÂZIM Sen de otomobil tamircisisin? Bu da tamam mı?

RECEP Tamam.

KÂZIM Öyleyken yedek parça bollaşsın da, şu arabaları tamir edeyim diye boşu boşuna bekliyorsun, bu da tamam?

RECEP Ya ne yapayım?

KAZIM Helva yap Recep Usta, helva. Bu helvanın tadına doyum olmaz. Hemen bu arabalardan ucuza satın alacaksın. Sahibi mecbur satacak. İki tane böyle arabadan bir tane sağlam araba yapacaksın. Satacaksın.

RECEP Olur mu yahu?

KÂZIM Olur mu da söz mü? Ben yedek parçayı nasıl buluyorum? Hep aynı yoldan. Hükümet neden yedek parça getirmiyor. Elbet bir bildiği var. Yoksa, koskoca hükümet memleketi yedek parçasız, bırakır mı? Diyor ki hükümet, bizim idaremizde her mahallede bir milyoner olacak. Tamam mı?

RECEP Tamam.

KAZIM Peki nasıl olacak, işte böyle. Beş parmağın beşi bir değil. Açıkgöz olan, kafasını kullanan olacak. Ne demiş herifçioğlu, “İşlet kafanı, doldur keseni.” Sen kafanı işletme, ondan sonra, hükümete, partiye kabahat bul. İşin görünen tarafını görmek marifet değil, görünmeyen yanını, yani herkesin göremediği tarafını göreceksin. Bak şimdi demokrasi geldi diyoruz. Hürriyet geldi diyoruz.. Peki ne demek bu?

RECEP Nasıl, ne demek? Demokrasi geldi, hürriyet oldu…

KAZIM İşte sen bu kafada gidersen, bok iş yapabilirsin…

RECEP Neden?

KÂZIM Bak, hükümet durmadan yatırım yapıyor. Neden? Memleketi kalkındırmak için. Peki, bütün yatırımları hükümet kendi adına mı yapıyor ulan, yooo.. Diyor ki, hodri meydan, iş bilenin kılıç kuşananın… Girişken olana, cesaretli olana yardım benden.. Kredi vereceğim, yardım edeceğim, kendisine güvenen gelsin meydana… Para kazansın, hem kendisi kalkınsın, hem de memleket diyor. Tamam mı?

RECEP Tamam.

KÂZIM Tamammış… Sen hâlâ dışarıdan yedek parça

gelsin de, durumumu düzelteyim diye bekliyorsun. Halbuki tam fırsat. Millet araba diye geberiyor. Gözünü aç, istifade et… Yap bir araba, sat satabildiğin fiyata…

RECEP Vay eşşoğlu eşşek be. Niye düşünmedim bunu ben? Doğru, ama ben nereden bulayım araba alacak parayı? Herif istediği kadar ucuza satsın, bende para olmadıktan sonra. KÂZIM Bak Recep Usta, eski dostuz, kardeş gibi severim seni. Bu parti için el ele çalıştık. Ben yedek parça gibi kullanayım diye, bir iki araba almıştım. Sen bana üç bin lira peşin ver, gerisini yavaş yavaş ödersin. Madem tek başına satın alamıyorsun?

RECEP Üç bin lira?

KÂZIM Var mı üç bin liran…

RECEP Emine, çocuklara düğün parası biriktirmişti, üç bin lira kadar bir şey. Ama, nasıl olur bu araba işi? Becerebilir miyiz, bilmem ki..

KÂZIM Elbette yahu, cesaretli olacaksın, teşebbüs sahibi olacaksın. Bak bana; kim durup dururken bana imkân verir de benzin istasyonu açtırırdı.. Ha?. Teşebbüs sahibi olacaksın.

RECEP Sahi oldu mu o iş?

KÂZIM Oldu ya.. Dün anlaşmayı imzaladık. Recep gözünü aç.. Bul bir yerden üç bin lira…

RECEP Çocukların düğün parası o Kâzım… Hele şimdilik biraz daha dayanalım da, nasipse olur…

KÂZIM Sen istersen olur Recep, sen istersen olur..

İKİNCİ OYUN

(Recep bisikleti onarmaktadır. Bir köşede yayılmış motor parçaları. Emine sahneye gelir.)

RECEP (Şaşkın, sinirli) Ne işin var senin burada be?

EMİNE Haberin yok bey, haberin yok. Batasıca dünya ne hallere gelmiş de haberin yok.

RECEP Kaç defa söyledim sana, karı kısmı dükkâna gelmez diye.

EMİNE Git de o kör bakkalla sen alışveriş et öyleyse…

RECEP Ne olmuş kör bakkala?

EMİNE Öteki gözü de kapansın inşallah… Çırak yemeği almaya geldi az önce, ben de Nuriye’yi gönderdim bakkala. Gitmesi ile gelmesi bir oldu… Koskoca kız, iki gözü iki çeşme… “Baban gelsin, babanla konuşacağım, artık veresiye vermem” demiş. Mantomu sırtıma geçirdiğim gibi indim kör bakkala. Daha ağzımı açmadan “Kusura bakma yenge, dostluk başka alışveriş başka. İki aydır hesabınızı kapatmadınız.” demez mi? Konu komşu, tanıdık tanımadık, bir yığın insan; yerin dibine geçtim.

RECEP Vay itoğlu it vay… Esnaf esnafa yapar mı bunu be?

EMİNE Eski çamlar bardak oldu Recep Usta, bardak oldu. Esnaf dediğin ne ki? Şimdi gözde olanlar ya partili ya memur.

RECEP Gitme sen de o pezevenge bundan sonra.

EMİNE Demesi kolay, kim veresiye veriyor bugün?…

Gitmeymiş. (Bir süre susarlar)

RECEP Eee?

EMİNE E’si ee. Para ver de gidip hesabı kapatalım.

RECEP Yok ki param.

EMİNE Bu sabah vardı, ne yaptın o parayı?

RECEP (Sert) Çırağın haftalığı o.

EMİNE Ne yapalım bul, bul bir yerden.

RECEP Bul bir yerden ver… Esnaf dediğin çırağın haftalığını zamanında ödemeli.

EMİNE Öyleyse yemek beklemeyin siz de.

RECEP (Bir an düşünür) Evdeki paradan veriver. Ben sonra yerine koyarım.

EMİNE (Şiddetle karşı koyar) Allah göstermesin.

Çocukların düğün parası o. Ben onu birikti-rinceye kadar neler çektim. Tek kuruş almam o paradan. (Susarlar) Ali nerde?

RECEP Süleyman’la, Kâzım’a kadar gitti. (Motor parçalarını gösterir) Bir parça alıp gelecekler.

EMİNE Süleyman mı? Hangi Süleyman?

RECEP Mantar Süleyman.

EMİNE Ee ondan para almayacak mısın?

RECEP Eh alırım bir iki tekliğini.

EMİNE İyi ya, çırağın haftalığını verirsin o zaman.

RECEP (Bir süre kararsızdır. Duvarda asılı ceketinden para çıkartır.) Bozuldu dinine yandığımın dünyası… Esnafta birbirini kollamazsa.. (Parayı verir) Al.. (Kızgın) Çırağın parasını veremezsem.. (Hatırlar) Çırak nerede?

EMİNE Evde.

RECEP Nuriye? O da evde mi?

EMİNE (Kavrar) Ha sahi o da evde.. Kör akıl komadı ki bende, onları unutup buraya geldim.

RECEP (Tehdit eder gibi) Bana bak, eğer bu kıza bir bok olursa, seni elimden kimse alamaz ha..

EMİNE (Davranır) Canım ne olacak, ben gideyim artık…

RECEP Eh otursaydın bari.. .

(Emine gitmek üzereyken Ali ve Mantar Süleyman girerler)

MANTAR (Sinirli) Anasını avradını… (Emine’yi görür) Kusura bakma yenge, görmedim. Hayrola mazaratlık mı var?

EMİNE Şu bizim kör…

RECEP (Keser, sinirli) Yok canım geçerken uğramış. (Emine’ye) Çırak geç kalmasın, çabuk yolla.

EMİNE Yaa, Nuriye de evde yalnız. Ben gideyim artık. Hadi allahaısmarladık.

MANTAR Güle güle yenge…

RECEP Ne oldu? (Mantar parçaları toplamaya başlar) Alamadınız mı?

MANTAR Bırak be usta, bıktım anam avradım olsun

Ulan yuh be, aklım fikrim durdu…25 liralık parçayı 280 liraya okutmaya bakıyor inek arabası.

RECEP Kim?

MANTAR Kim olacak senin Kâzım.

RECEP (Ali’ye) Nasıl 280 lira?

ALİ “Bende yok” diyor. Başka birisinde varmış, o da 280 lira istiyormuş.

RECEP Benden selam söylemediniz mi?

MANTAR Söyledik be usta. Hem Ali de benimle beraber mesela.. “Bende yok” diyor.. Aklı sıra uyutacak bizi.. Bunların sülalesi tefeci kardeşim, din iman arama bunlarda…

RECEP Peki ne olacak şimdi?

MANTAR O kadar param yok gidip başkasından borç bakacağım.

RECEP Yani kaldı mı tamir işi?

MANTAR Kaldı Recep Usta.

RECEP Araban çalışmazsa açsın ulan.

MANTAR Daha taksitini tamamlayamadık.. Sürü ile araba tamirhane kapılarında, yedek parça karaborsa, onu da bulabilirsen. Bu gidişle benim arabayı da kızağa çekeceğiz. Elde yok avuçta yok. İşler bombok Usta bombok.

ALİ Kâzım’a bakarsan daha görünürlerde düzelme de yokmuş.

MANTAR Değişti, her şey değişti Recep Usta.. Ne günler be.. Koskoca Recep Usta, işsizlikten, bisiklet tamir ediyor artık… Ayakta durmak hüner oldu. Biz bunları neden seçtik anlayamadık ki? Böyle hükümet olur mu?

RECEP (Sert) Haydi canım sende, memlekete hürriyet geldi be, demokrasi geldi, aklınız ermez konuşuyorsunuz bir yandan.

MANTAR (Parçaları toplayıp kalkar) Neyse, ben voltamı alayım. Eh, hoşça kalın.

ALİ Güle güle.. (Mantar çıkar.)

RECEP (Bıyık altından) Elbette, artık ahmaklara ekmek yok… Akıllı olan kazanacak bu işte…

ALİ Annem niye gelmiş?

RECEP Bizim kör, hesabı kapatmazsanız., artık veresiye vermem demiş. O da para almaya gelmiş.

ALİ Eee?

RECEP Ben de çırağın haftalığını verdim. Allah kahretsin, nereden bilirsin bu işin böyle olacağını?

ALİ Yok mu çırağa verecek paran?

RECEP Yok. (Susarlar)

ALİ (Bir süre çalışır) Çok işi kaldı mı bunun? Frenlerini ayarla o kadar.

RECEP (Kendi kendine konuşur gibi) Bir esnaf çırağının parasını veremedi mi yıkılır… Buna bir çare bulmak lazım..

ALİ Ne dedin?

RECEP Bir çare bulmak lazım dedim.

ALİ Evet, bir çare bulmak lazım.

RECEP Kâzım bu işi iyi kıvırdı..

ALİ Onunla biz bir miyiz? Herif koskoca yedek parça dükkânı açtı.

RECEP İyi ya işte, nasıl açtı? Açıkgöz herif, girgin herif.

ALİ Tefeci herif, parası vardı zaten… Bir de partiye girip Bucak Başkanı oldu.

RECEP Tefeci mefeci, bu işin nasıl olacağını biliyor, ona bak sen. Şimdi de benzin istasyonu açıyor. Benim neyim eksik Kâzım’dan.. Mesele bir kere ortaya atılmakta.

ALİ Baba bu iş böyle devam etmeyecek, sen kabul etmek istemiyorsun ama öyle. Bak, sinek avlıyoruz burda. Otuz lira aldık mı, düğün bayram ediyoruz. Sen ne dersen de, gittikçe batıyoruz. Ben düşündüm. Eğer izin verirsen ben başka bir işe gireyim, sen tek başına yetersin buraya.

RECEP Hadi canım sen de.. Kalfasız esnaf olur mu? Yeni âdet mi çıkartıyorsun sen? Otuz yıllık esnafım ben, dağılırsak batarız.

ALİ Baksana çırağın haftalığını bile veremiyorsun.

RECEP Sana ne ulan. Sen mi veriyorsun parasını, sen karışma.

ALİ Bir bisiklet tamir etmek için üç kişi..

RECEP Sus, ulan kafamı kızdırma… (Ali bisikletin başına gider) Ne yani, kapatalım mı tamirhaneyi.. Bu yaşımdan sonra el kapısında mı çalışacağım. (Kararlı) Hiçbir yere gidemezsin, anladın mı? Kafaya bak kafaya. Herif amele olmak istiyor… Ulan herkes amele olmamaya gayret eder, bunun gözü amelelikte… İş yok benim oğlanlarda.. (Çok sinirli) Bana bak bana, ne ben, ne de benim ailemden birisi amele olmayacak anladın mı? (Bir süre) Ben ne yapacağımı biliyorum.. (Çarpar bisikleti düşürür) Kafası olan paçayı kurtarır. Bu fırsat bir daha ele geçmez.

ALİ Ee, yapacak mısın dediğini, alacak mısın o eski motorları?

RECEP Alacağım.

ALİ Baba, bu iş sakat.. Biz burada, bu tamirhanede araba yapamayız.

RECEP Bal gibi yaparız. İki eski motordan bir sağlam motor yaparım ben, bana Recep Usta demişler, anladın mı?

ALİ Sen iyi ustasın ama, doğru dürüst takımımız bile yok. Bana sakat geliyor bu iş. Boşu boşuna borçlanacağız bir de Kâzım’a…

RECEP Sen karışma … Vaziyetimizi kurtarmamız lazım… Biz amele olmayacağız anladın mı?

(Bıı sırada sahneye çırak girer. Çırak bir tepsi içinde yemek getirmektedir.)

RECEP Nerede kaldın ulan?

ÇIRAK Kusura bakma usta. Yenge yemeği yeni verdi.

RECEP (Bir süre düşünür. İş ceketini çıkartır.) İyi, siz yiyin benim işim var biraz.

(Çırak davranır asılı ceketi giydirir. Dışarı çıkarken) Bugün para yok, yarın.

ÜÇÜNCÜ OYUN

(Tamirhane, arta yerde bir çapraz. Çaprazın üzerinde bir

motor durmaktadır. Ali, motorun üzerinde çalışırken iş elbiselerini giymemiş olan çırak onu izlemektedir. Karşıdan, Necla görünür. Necla, tamirhane kapısının önünden geçerken içeri bakar. Çırakla gözgöze gelirler. Necla köşeye gelir bekler.)

ALİ (Kendi kendine) Allah kahretsin çalışmaz bu meret.

ÇIRAK Ali Abi seninki.

ALİ Haa? Nerde?

(Çırak başıyla dışarısını gösterir. Ali ellerini üstüpüyle temizleyerek dışarı çıkar. Necla’yı görür, yaklaşır.)

NECLA Baban yok mu?

ALİ Daha erken, gelmedi. Hayrola?

NECLA Dün görücüler geldi.

ALİ Eee.

NECLA Bu sefer çok kötü. Babam hop oturdu hop kalktı. Bu kaçıncı diyor, neden istemiyor muşum, benim mutlaka bir kabahatim varmış. Sonra birisi mi var dedi?

ALİ Söyledin mi?

NECLA Söylemedim. Söylesem, “Niyeti olsa, şimdiye kadar gelip isterdi” diyecek, biliyorum, sustum.

ALİ Necla, bazı şeyler oldu. Artık iyi mi, kötü mü

kestiremiyorum. Babam bir motor aldı.

NECLA Ne motoru?

ALİ Araba motoru..

NECLA Eee..?

ALİ Motor bozuk, tamir ediyoruz. Tamir ettikten sonra araba yapıp satacağız.

NECLA Eee, sonra?

ALİ Babam arabayı bizim düğün için ayırdığı parayla aldı. Yani senin anlayacağın, uzadı bizim iş.

NECLA (Bir süre sustuktan sonra) Peki tamir edebiliyor musunuz bari?

ALİ Elbette..

NECLA Satılır mı? Kaç para verirler?

ALİ Otuz kırk bin liraya gider. Piyasada araba

yok.

NECLA (Umutlanır) Ne kadar sürer bu tamir işi?

ALİ Bir iki ay sürer. Motor iyice hurdalaşmış.

NECLA (Umudu öfkeye dönüşür) Ali, hani başka bir işe girecektin?

ALİ Ben olmazsam hiçbir şey yapamaz babam. Şimdi başımıza bu işi de aldık, ayrılamam burdan.

NECLA Azıcık da baban seni düşünsün.

ALİ Allahını seversen başlama gene..

NECLA Bir odacık kiralayamaz mı? Sen çalış, didin, kir pas içinde kal, sana bir ev bile açmasın. Bir ev kirası veremiyor mu?

ALİ Kaç defa söyledim be. O iş başka. İki ev, iki masraf, eskisi gibi değil işler, çok kötü. Otuz lira aldığımız gün bayram ediyoruz. Gün geliyor yüzelli kuruş kazanıyoruz. Çırak da bugün işi bırakıyor.

NECLA Niye?

ALİ Haftalığını düzenli alamıyor ki. Ben de işi bırakırsam ne olur ailenin hayatı.

NECLA Doğru. Biliyorum. Arada bir söylüyorum, kusura bakma. Bütün gece uyumadım… Kötülük olsun diye söylemedim.

ALİ Biliyorum, şu işi bir bitirsek, ondan sonra kolay. Eğer arabayı satarsak artık sırtımız yere gelmez. Ondan sonra hep bozuk arabaları ucuza alır, tamir eder okuturuz.

NECLA (umutla) Araba satılır satılmaz, hemen evlenir miyiz?

ALİ Dakika sektirmeden.

NECLA (Çocuksu) Öyleyse çabuk bitirin.

ALİ (Güler) Başüstüne.

NECLA Alay etme. (Recep girer, görmemezliğe gelip, yolunu değiştirir.) Ali, baban.

ALİ Nerde? (Bakar. Babasının gidişini görür, kıza döner) Hadi sen eve git. (Kızın eşarbını görür) Yeni mi aldın?

NECLA (Çok hoşnut) Hımm… (Gözünün içine bakarak) Yakışmış mı?

ALİ (Aynı şekilde gözünün içine bakarak) Hımm… Çok. (Bir süre bakışırlar) Hadi toz ol, yarın buluşuruz.

(Ali kızı geçirirken, Recep tamirhanenin arkasından dolaşmış, kapıya gelmiştir. Dosdoğru motorun yanına gider. Gözden geçirir. Çırak Recep’in ceketini alır)

RECEP Sağ ol. (Gözü çırağa takılır) Bu ne bu? Soyunmadın mı sen?

ALİ (Girer) Hoş geldin.

RECEP Niye soyunmadı bu?

ALİ Başka bir iş bulmuş, çalışmayacakmış artık.

RECEP Ne?

ÇIRAK Elini öpeyim usta. (Yaklaşır)

RECEP (Tersleyerek) Dur bakalım ulan. Öyle zırt diye iş bırakılır mı? Çıkar ceketini bekle, bir iki gün daha.. (Motoru gözden geçirirken) Bir iki haftalığın gecikti diye mi işi bırakıyorsun?

ÇIRAK Usta, görüyorum, senin işlerin de kesat. Sen de haklısın. Ama sana o kadar koymaz ne de olsa biz konduluyuz, bize koyuyor.

RECEP Bir iki gün daha sıkın dişinizi, yakında düzelecek işler.

ÇIRAK Ben sıkmasına sıkarım ustam, ama bizim kocakarı artık çamaşıra falan gidemiyor, eskisi gibi dayanamıyor, hem yeni işimde de iyi para veriyorlar. Dörtyüz elli falan geçer dediler.

RECEP Ne işiymiş o?

ÇIRAK Fabrika işi..

RECEP Fabrika işi ağırdır. Bu işe benzemez.

ÇIRAK Olsun be usta, parası iyi. İlk işim bir kilo et alacağım bizim kocakarıya tıka basa yesin, iğne ipliğe döndü. Hem artık yaşımız da ilerliyor. Biz de ev bark sahibi olalım.

RECEP (Başını motordan kaldırarak) Eşşoğlu eşşek! Her şey bitti de sıra evlenmeye mi geldi? Bırak bu kafayı. Fabrika işi ağırdır, yıkıcıdır. (Kandırır gibi) Bakalım biraz geçsin, haftalığını da arttırırız.

ÇIRAK Valla konuştum. Yarın işbaşı yapıyorum. Kusura bakma usta. (Kararlı) Ver elini öpeyim.

(Recep’in sertçe uzattığı elini öper) Eyvallah Ali Abi. (El sıkışırlar usulca) Evlenirsen bizi unutma. (Kapıya kadar gider, hatırlatır gibi) Hakkını helal et usta.

RECEP Paranı bir iki hafta sonra uğra da al.

ÇIRAK (Elini boşver gibi sallayarak) Canın sağ olsun be ustam.

RECEP (Sertçe geri döner. Çırak uzaklaşmıştır. Arkasından) Eşşoğlu eşşek, fırsat geçti eline..

ALİ Ne yapsın?

RECEP Ne demek ne yapsın? Bacak kadar piç, beş-on kuruş para için canın sağ olsun diyor. Bir çırak bulalım. Zaten bunun yaşı büyüktü. Şöyle onüç, ondört yaşında bir şey olsun.

ALİ Ne gereği var, iyi oldu gittiği.

RECEP (Şaşırmış) Ne demek ne gereği var? Çıraksız esnaf olur mu hiç oğlum?

(İkisi birden geri çekilip motora bakarlar)

ALİ Yapabilecek misin?

(Cemal ve Nuriye gelirler)

RECEP Bakalım.. (Çocukları görür) Ne o, niye geldiniz?

NURİYE Annem gönderdi.

RECEP Niye gönderdi? Gene ne bok yediniz?

NURİYE Cemal..

RECEP Eee..

NURİYE Cemal karnesini almış da..

RECEP (Birden öfkelenir) Ne o kaldın mı ulan.. Cevap ver? Kaldın mı itoğlu it, söyle kaldın mı ha..? (Birden bütün öfkesiyle Cemal’i dövmeye başlar) Kaldın ha? Amele olacaksın öyle mi? Amele ha.. Seni it seni.. Ben bu kadar gayret edeyim, oku adam ol diye, sen haylazlık yap, sınıfta kal ha…

CEMAL (Ağlayarak dükkânın içinde kaçmaya çalışarak) Babacığım.. Babacığım, oh babacığım.. Valla çok çalışacağım.

ALİ (Araya girer) Baba dışardan duyacaklar, dur.

RECEP (Kendisine engel olmaya çalışan Ali’den kur-tıılamayınca, Cemal’in arkasından tekme atar) Çok

çalışacakmış, it seni.. Aklın nerdeydi.. Yok ulan sana okul, soyun namussuz.. Amele ol. (Ali’ye) Ver şuna çırağın elbiselerini, burda çalışacaksın. Çabuk! (Cemal ceketini çıkartır. Çırağın tulumunu giyer. Ali babasının iş ceketini de giydirir. Recep motora yönelir, inceler)

NURİYE (Usulca Ali’ye) Ali Abi… Mehmet nerde?

ALİ İşi bıraktı gitti..

NURİYE (Çok heyecanlı) Gitti mi? Temelli mi gitti?

ALİ (Anlamıştır) Sana ne ulan, haydi eve… Haydi eğlenme sokaklarda. (Nuriye dışarı çıkar)

RECEP Takımları hazırlayın..

ALİ Hazır..

(Recep şimdi tıpkı ameliyat yapan bir operatör gibidir. Belli şeyleri ister, verirler… Bir süre çalışır ve birden bir motoru çalıştırır)

RECEP Nasıl, çalışır mıymış?

ALİ Aslan Baba!..

RECEP Şimdi artık iş arabayı tamamlamakta.

DÖRDÜNCÜ OYUN

(Bir park. Çırak ve Nuriye.)

ÇIRAK Bitirdi demek ha? Vay canına be, demek arabayı bitirdi ha? (Hak verircesine) Eee, yaman ustadır Recep Usta…

NURİYE Bitirdi ya… Biraz daha bekleseydin, ne olurdu sanki.. Şimdi ne güzel…

ÇIRAK Sen babanı tanımıyorsun.. O yanında çalıştırdığı çırağa kız vermez.. Seni isteyebilmem için başka bir işte çalışmam şarttı zaten…

NURİYE Sen tamirhaneyi bırakıp ayrıldın.. Bundan sonra imkânı yok razı olmaz.

ÇIRAK Ayrılmasaydım da, razı olmayacaktı.. İstesem ne çıkar?

NURİYE Yani araba satılsa da istemeyecek misin beni..

ÇIRAK İsterim ama vermez, adım gibi biliyorum.. Hem daha sırada Ali Abi var, onu evlendirmeden, evlendirmez seni baban..

NURİYE (Bir süre sonra) Peki ne olacak?

ÇIRAK Bak dinle Nuriye.. Şimdi fabrikada iyi para veriyorlar.. İkimiz yaşarız nasıl olsa..

NURİYE Eee?

ÇIRAK Bu işin çıkar yolu.. Senin de benimle gelmen…

NURİYE Nasıl yani? Babamın haberi olmadan mı?

ÇIRAK Başka çare yok.. Evleniriz. Biraz zaman geçince, bağışlarlar… Nasıl olsa tek kızları sensin çünkü..

NURİYE Olmaz, yapamam..

ÇIRAK (Kızgın) Yapamazsan, bu iş de olmaz.. Başka çaresi yok..

NURİYE Bak bekle, şu araba bir satılsın.. Bir kere deneriz.. Ben anneme söylerim, vermezseniz kaçarım derim.. Razı ederim onu.

ÇIRAK Annen mi? Olur mu dersin? Yok yahu. Recep Usta bana kız, vermez..

NURİYE Verir, vallahi verir. Annem razı eder onu.

ÇIRAK (Bir süre sonra) İyi ya.. Biraz daha bekleyelim bakalım.. Peki araba ne zaman satılacak?

NURİYE Babam şimdi müşteri bakıyor. Piyasada araba yokmuş. “Elimi öpene veririm” diyor.

ÇIRAK Kaça satacak?

NURİYE En aşağı 40 bin eder, diyor babam. Araba satıldı mı her şey düzelecek. Bak görürsün. 30 bin lira bile olsa, mesela.. di mi? (Hayıflanır) Ama sen işi bırakmayacaktın ki…

BEŞİNCİ OYUN

(Recep’in evi. Ali ve Emine.)

ALİ (Sigara içmektedir.) Bıraksa, ben başka bir işe girerdim. Bırakmıyor.. Anne bir de sen söyle.. Kandıralım onu..

EMİNE Kanmaz ki oğlum.. Tamirhanede sen olmazsan yapamaz ki.

ALİ Tamirhane bir boka yaramaz artık..

EMİNE Tövbe de oğlum.. Tövbe de.. Bugüne kadar rızkımızı hep tamirhaneden verdi Allah..

ALİ Kâzım benzin istasyonunu açınca işler iyice kötüledi.. Herifin elinde koskoca bir tamirhane var.. Her şeyi tamam. Tamirhanesini görsen aklın durur, ne istersen var.. Yedek parça Kâzım’da, yıkama yağlama Kâzım’da, tamirhane Kâzım’da.. Bizim doğru dürüst takımımız bile yok.. Kim gelir de arabasını tamir ettirir bize..

EMİNE Baban gibi usta yoktur.. Kâzım ne anlar bu işlerden.. Herkes tanır babanı.. Otuz yıllık Recep Ustadır o… Herkes babana gelir gene…

ALİ Öyle değil… En basitinden bir caraskalımız bile yok.. Herifçioğlu hidrolikle kaldırıyor arabayı.. Bir kere yedek parça herifte. Mecbur araba sahibi Kâzım’a gitmeye…

EMİNE Allahından bulasıca. Ne diye tamirhane açtı sanki.. Üstelik bir de babanın dostu olacak. O kadar parayı öbür dünyaya mı götürecek?

ALİ Ama bir tamirhane ki öf bee… O tamirhane bizim elimizde olacak. Allah be. Kimse bizimle başedemez şerefsizim.

EMİNE Araba satılırsa, siz de büyütürsünüz tamirhaneyi.

RECEP (Gelir, suratı asıktır.)

ALİ (Ayağa kalkar, sigarayı gizlice söndürür) Ne oldu? Görüştün mü?

RECEP Eşşoğlu eşşek, yirmibeşbin veriyor..

ALİ Baba, satalım. Bundan fazlasını zaten alamayız..

RECEP Salak salak konuşma ulan!. Hepsini peşin vermiyor ki herif… Beş bini peşin, gerisi taksitle.

NOT…..BURAYI DİKKATE ALMA

EMİNE Eee, ne olacak şimdi?

RECEP Elinin körü olacak! Müşteri arayacağız, ne olacak… Çocuklar uyudu mu?

EMİNE Uyudu.

ALİ Bundan fazla veren de olmaz..

RECEP Onlara kalırsa arabayı bedavaya alacak na-mussuzlar… Bu arabayı ben yaptım. Fiyatını da ben bilirim.

ALİ Baba, belki arabanın satılması uzayabilir. Biliyorsun artık tamirhanede hiç iş yapamıyoruz. Kâzım benzin istasyonunu açalı beri, iyice sinek avlamaya başladık. (Durur.)

RECEP Eee?

ALİ Ben diyorum ki, bu arada ben başka bir işe girsem, diyorum… İşler düzelince gene tamirhanede çalışırım.

EMİNE Öyle ya Recep Efendi, işler düzelince çıksın işten, gene tamirhanede çalışsın.

RECEP (Bir süre düşünür) Ben seninle evlendiğim zaman ne yapıyordum?

EMİNE Tamirhanen vardı…

RECEP Sen benim başka bir işte çalıştığımı gördün mü hiç?

EMİNE Allah korusun!

RECEP (Ali’ye) Bana bak oğlum, ben otuz yıllık esnafım.. Otuz yıl ekmeğimi bu işten yedim. Bu evi tamirhaneden kazandığımla aldım. Sizleri bu yaşa getirdim. Hiç mi sıkıntı çekmedim? Çok çektim. Demokrasiden önce neler çektiğimizi, siz bilmezsiniz… Ama ben ekmeğimi esnaflıktan kazandım. Bak, şimdi demokrasi geldi, her şey değişti.. Bugün artık akıllı olmayan, düzene ayak uyduramayan tepetaklak gitti demektir. Şimdi bizim yapacağımız sımsıkı durmak, aklımızı kullanmaktır. Sen bir başka işe girdin mi, bizim düzenimiz bozulmuştur, anlıyor musun? Biz bir dağıldık mı batarız.. Bak şu arabayı bir satalım, işler nasıl düzelecek.. Ama niye satılmıyor anlayamadım. (Kapı çalınır.)

EMİNE Hayırdır inşallah…

ALİ (Kalkar kapıyı açar. Kâzım gelmiştir.) Buyur, Kâzım Abi.

RECEP Vay, Kâzım hoş geldin! Buyur, buyur..

KÂZIM Hoş bulduk, hayırlı bir haberim var da, yarını

beklemedim, hemen geldim.

EMİNE Buyurun Kâzım Efendi, oturun. (Yer gösterir.)

KÂZIM Yok yenge, hemen kaçacağım. Bu sıralar işimiz epeyce çok.

EMİNE Ya, işin epeyce çoğalmış, tamirhane açmışsın, Allah daha da arttırsın…

RECEP (Emine’ye sert bakar)

KÂZIM (Oturur) Arabaya alıcı buldun mu?

RECEP Satılmıyor kardeşim, satılmıyor, bugün 25 bin verdiler. Ama taksitle…

KÂZIM Elbette şu sıralarda çok zor.. Sen hiç gazeteleri okumadın mı?

RECEP Okudum.. Menderes, İnönü’ye bir girişmiş ki, o kadar olur.

KÂZIM Onları bırak canım, 56 milyon dolarlık yedek parça geldi, hiç gözüne çarpmadı mı?

RECEP Evet gördüm. Eee, ne demek yani? Yedek parça geldiyse ne olacak yani?

KÂZIM Ne olacağı var mı? Yedek parça gelince piyasa ferahlar, fiyatlar düşer.

RECEP Fiyatlar düşer mi? Neden?

KÂZIM Yedek parça bollaşınca, fiyatlar durur. Böyledir piyasa..

RECEP Araba fiyatları da mı?

KÂZIM Hepsi..

RECEP Artmaz mı bir daha?

KÂZIM Artar elbet. Artmazsa biz iflas ederiz.. Bu kadar yedek parça en fazla altı ay dayanır. Altı ay sonra yeniden yükselmeye başlar. Bir yıla varmaz şimdikinden bile fazla olur..

RECEP Ben bir yıl nasıl beklerim yahu?

KÂZIM Beklenir mi canım? Arabayı hemen elinden çıkartmaya bak.. Artık o kadar ince eleyip sık

dokuma. Ne denk getirirsen ver gitsin..

RECEP Deme yahu.. Desene bu yüzden satılmıyor meret..

EMİNE Eee, ne olacak şimdi?

ALİ Hah, işte simdi hapı yuttuk…

KAZIM Üzülmeyin canım, ben size bir müşteri buldum. Öyle bir denk düştü ki… Az önce parti merkezindeydim. İşte malum ileri gelenler falan, bir toplantı vardı. Neyse uzatmayalım. Bir Mümtaz Bey var. Çok zengin, çok okumuş bir adam… Çok da sözü geçer.. Konuşurken laf lafı açtı. Bana anlatır meselelerini.. Efendim, bunun bir oğlu var.. İsviçre’ye tahsile gidecek.. Kendisi de orada okumuş zaten. Oğlu araba kullanmasını bilmiyormuş bunun. Kendisi de vakti zamanında oradayken, çok sıkıntısını çekmiş bunun. Eee, babalık, istiyor ki oğlu sıkıntı çekmesin.. Gitmeden araba kullanmayı öğrensin istiyor..

RECEP Ee, öğrensin..

KÂZIM Oğlan biraz delidolu. Mümtaz Beyin son model bir Mersedes’i var. “Bu deli oğlan bunu çarpar”, diye korkuyor.

RECEP Sonra?

KÂZIM Sonra, “Kâzım, bu işe bir çare bulalım” dedi. Hemen aklıma sen geldin, kolay dedim… Anlattım, seni de, senin arabayı da bir iyice methettim. Sana bu arabayı alalım Mümtaz Bey, dedim. Eh, sen bilirsin, alalım dedi.

EMİNE Alacak demek..

KÂZIM Yarın gelip arabayı görecek.

EMİNE Hay Allah senden razı olsun Kâzım Efendi! Demek adam çok zengin?

KÂZIM Zengin, ne demek!

EMİNE İstedikten sonra, istediği parayı verir değil mi?

KÂZIM İstedikten sonra, elbette verir.

EMİNE Kâzım Efendi sana bir kahve pişireyim.

KÂZIM Yok yenge, zahmet etme, hemen kaçacağım. (Kalkar) Malum şu sıralarda işler çok.. İlçe baş-

kanlığı falan var. Müsaadenizle ben kaçayım.

RECEP Bir şeyler içseydik be Kâzım, böyle birdenbire zengin kalkışı oldu.

KÂZIM İnşallah daha sonra. Adama çok iyi davranın ha..

ALİ Kâzım Abi, fiyat konusunda bir şey konuştunuz mu?

KÂZIM Yok.. Ben bir şey demedim. Gider Recep’le konuşursun dedim. Ama arabayı almasını iyice tembihledim. Siz de artık öyle ince eleyip sık dokumayın. Ne tutturabilirsen ver, kurtul. Bak şimdi piyasada yedek parça bol. Sonra elinde kalır araba. Böyle bir şans da bir daha geçmez adamın eline. Ne yapın yapın, okutun arabayı..

EMİNE İnşallah.. İnşallah Kâzım Efendi.

KÂZIM Eh, haydi Allah rahatlık versin.

RECEP Sana da. (Uğurlar) Güle güle, sağ olasın Kâzım kardeşim. (Kâzım gider. Hepsi neşelidirler.)

EMİNE Allahım, yarabbim sana bin şükür.. (İçeri gider) Eyüp Sultan’a mum dikeyim…

RECEP (Ali’ye) Gördün mü?

ALİ (Sevinçli) Yaşadık be baba! Ben umudumu kesmiştim valla.

RECEP Ben ne diyorsam ona bak sen.. Düşünsene oğlum, önümüzde başka çare var mıydı? İşimiz bozuldu ya bir defa, ya amele olacaktık, ya da zengin olacaktık. İnsan azmetti mi, onun elinden hiçbir şey kurtulmaz. (İçeriden sesler gelir.)

RECEP Çocukları uyandırdı galiba..

NURİYE (Gecelik kıyafeti ile fırlar) Satıldı mı? Satıldı mı?

EMİNE (İçeriden) Kalksana ulan! Hadi kalk, araba satılıyor.

CEMAL’in Sesi Öf be.. Bırak, peki peki…

EMİNE (İçeriden) Peki, ama sonra beni uyandırmadınız deme.. (Berikiler gülüşür)

NURİYE Ne oldu baba, araba satıldı mı? Kaça satıldı?

ALİ Yarın satılacak. Kâzım bir müşteri bulmuş.

EMİNE (Elinde bir elek, içeri girer.) Kalkmazsan kalkma..

ALİ Oo, anlaşılan kiler açılacak.. (İçeri giderken) Cemal kalk ulan, annem kileri açıyor. (Kaybolur) Kalk!..

CEMAL Ne var yahu?

ALİ Kalk salak, annem kileri açıyor.

CEMAL Kileri mi? Hadi be, ne oldu da kileri açıyor?

ALİ Kalk, arabaya müşteri çıktı..

CEMAL (Uykulu içeri girer) Hani, nerde? (Gülüşürler, Emine köşede duran büfenin alt kapağını anahtarı ile açar, çeşitli kuru yemişleri eleğe doldurur.)

CEMAL Valla kiler açılmış be!..

NURİYE Arabaya müşteri çıkmış da, ondan.

CEMAL Sahi mi baba?

RECEP (Gülerek) Sahi ya.

EMİNE (Elekle gelir) Allahım, yarabbim, sana bin şükür!.. Eyüp Sultan’a mum dikeyim bari..

RECEP (Alaylı) Bir de horoz keselim.

CEMAL Yaşşa! Valla keselim, budu benim.

NURİYE Kaça satılır baba?

RECEP Artık ne tutturabilirsek. En aşağı otuz bine satarız.

NURİYE (Sevinçle) Otuz bine ha?

EMİNE Dur bakalım, daha borçlar duruyor. (Recep’e) Ne kadar borcumuz?

RECEP Yirmi bine bize patladı. Onbin kâr.

ALİ Bu işte gene Kâzım kazandı ya?

RECEP Boşver bundan sonra hep biz kazanacağız.

NURİYE Otuz bin ha? Otuz bin verir mi baba?

RECEP En aşağı otuz bin. Otuz binden aşağı zaten satmam.

EMİNE Adam milyonermiş, istedikten sonra elli bin bile verir. Aman adama iyi davranalım.

CEMAL (Birden uyanır) Elli bin ha?

ALİ Yok, devenin nalı!

NURİYE Baba, biz zengin mi olduk?

EMİNE İnşallah, inşallah yarabbim.. (Elini tahtaya

vurur.)

RECEP Neden olmayalım, biz insan değil miyiz? Benim Kâzım’dan neyim eksik? Biz bu işe biraz geç başladık o kadar.

CEMAL Elli bin ha? Öf be, elli bin liramız olduktan sonra… Baba, hemen bir tane daha yaparız değil mi?

RECEP Elbette… Elimizde bir yedek parça dükkânı açacak para oluncaya kadar, araba yapıp satacağız. (içeri geçer.)

NURİYE (Emine’ye) Şimdi Ali Abim hemen evlenir, değil mi?

EMİNE Sen karışma, sana ne?.. Elbette evlenir. Ali oğlum, aman adama iyi davranalım. Bir güzel ağırlayalım. Hoşuna gitsin..

ALİ Olur, olur.. Ben arabayı yarın bir daha gözden geçireyim. İyice bir yıkayayım.

EMİNE Eve getirin de, iyice ağırlayalım. (Nuriye’ye) Sen de yarın kör bakkaldan bir nazar boncuğu al. Evi bir güzel temizleyelim, iyice ağırlayalım adamı. (Recep, ceketini çıkartmış, gelir.)

RECEP Gene neler çıkartıyorsun sen?

EMİNE Adama iyi davranalım. Bir güzel ağırlayalım.

CEMAL (Yapmakta olduğu hesaptan kafasını kaldırır) Valla, iki ayda bir araba yapsak bir yılda altı araba, elli binden üçyüzbin lira…

ALİ (Başına vurur) Onları bırak da derslerine iyi çalış. (Recep’e) Baba, bu yarın gelmesin tamirhaneye ha? Okullar açılıyor artık.

RECEP (Nazlanır gibi) Bırak Ali, bırak, okumaz bu it.

ALİ Okuycan mı lan?

CEMAL Okuycam.

RECEP Eh peki, dediğin gibi olsun. Ama okumazsa senden bilirim Ali..

CEMAL Valla okuycam!..

RECEP Ulan oku, ben de seni Avrupa’ya gönder-

mezsem.. Hadi bakalım.

EMİNE O Mümtaz, Bey yarın kaçta gelir acaba.. (Telaşlanır) Nuriye kalk kız, hemen işe başlayalım. (Ötekilere) Hadi artık, siz yatın.

ALTINCI OYUN

(Recep’in evinin bulunduğu sokağın başında, Nuriye Çırak ile konuşuyor. Nuriye’nin elinde bir file vardır.)

NURİYE Yalan söylüyorsun. İki haftadır neden gelmedin?

ÇIRAK Sana ne be, karım mısın, neyimsin? Ne karışıyorsun? İster gelirim ister gelmem.

NURİYE (Korkulu) Bağırma.. Gördük anladık senin insanlığını da.. Bu kadarmış işte senin insanlığın.. Başkaları ile dolaşırken görmüşler seni.. Ben zaten şanssız biriyimdir.

ÇIRAK Bak kızım, kulağını aç iyi dinle.. Bıktım artık bu palavralardan. Sen adamı düpedüz oyalıyorsun. Yok araba alındı, yok tamir ediliyor, yok satılıyor.. Yeter artık be…

NURİYE Benim elimden ne gelir? Ben ne anlarım arabadan? Dışardan bol yedek parçayla otomobil geldiyse, benim suçum mu?

ÇIRAK Benim suçum mu? Bak sana kaç defa anlattım. Baban seni vermez bana. Ya kalkar benimle beraber gelirsin, ya da beni bir daha arama.

NURİYE Sanki sen beni seviyor musun? Sen beni sevmedikten sonra gelsem ne olacak?

ÇIRAK Nuriye, kızım, yavrum, kaç oldu söylediğim. Ben seni seviyorum, seni istiyorum. Sevmesem, istemesem ne işim var buralarda… Ama bıktım artık oyalanmaktan.. Bugün gelmişsin gene, oyalıyorsun beni…

NURİYE Allah çarpsın oyalamıyorum.. Arabayı babama satan, Kâzım bulmuş bu müşteriyi. Çok zenginmiş. Oğlu araba öğrensin diye alıyormuş

adam. Ali Abim arabayı gösteriyor şimdi adama .. Az sonra eve gelecekler. Hazırlık yapıyoruz. (Fileyi gösterir) Ben de bunun için çıktım sokağa, zaten bu adam da almazsa, hiç kimse almaz.

ÇIRAK Peki o zaman ne olacak?

NURİYE O zaman bilmem. Senin beni başkaları ile aldatmadığını bilsem.. İnansam.. Kim bilir, gelirdim belki..

ÇIRAK Bak Nuriye, dinime imanıma, senden başkasına baktığım yok.. Ama Recep Usta, bana kızını vermez. Bunu adım gibi biliyorum, araba satılsa bile vermez seni bana..

NURİYE Yemin et bakalım..

ÇIRAK Bak bu son.. Bu gece burada bekleyeceğim.. Araba satılmazsa, gelirsin. Araba satılırsa, istetirim seni.. Tamam mı?

NURİYE (Usulca) Peki…

(Çırak kaybolur. Nuriye evin önüne gelir. Emine ortalığı düzeltmekte, hazırlanmaktadır. Nuriye içeri girer.)

EMİNE Nerde kaldın kız? Adam nerdeyse gelecek, daha hiçbir şey hazır değil. (Nuriye mutfağa girer, fileyi bırakır döner.)

NURİYE Anne.

EMİNE Ne var?

NURİYE Anne, sana bir şey diyeceğim. Bu adam arabayı satın alırsa, Ali Abim hemen evlenecek değil mi?

EMİNE Elbette…

NURİYE Ya satın almazsa?

EMİNE Ağzını hayıra aç kız.

ALİ Satın almazsa evlenemez. O zaman ne olacak?

EMİNE Kız bana bak, delirme gene… Sen iyice sokak orospusu oldun. Sana kaç defa söyledim. Abin evlenmeden, evlendirmeyecek seni baban.

(Hırsla arka odaya geçer. Az sonra yeni, beyaz bir örtüyle döner.)

NURİYE (Önüne geçerek) Anne ne olursun dinle. Hiç olmazsa söz keselim.

EMİNE Şimdi senin de, söz kesmenin de… Tövbe yarabbim, adam neredeyse gelecek, hâlâ ne diyor?

(Bu ara Recep elinde bir pasta kutusu, içeri girer.)

EMİNE Nerde kaldın? Neredeyse dönecekler. Rezil olduk, rezil olduk. Ver şunu. (Paketi alır, Nuriye’ye verir. Nuriye mutfağa geçer.)

RECEP Nerden çıkardın şimdi bu hazırlığı… Koskoca milyoner, senin bok gibi pastana mı kaldı?

EMİNE Sen demedin mi bütün umudumuz bu adamda diye. Kaç aydır uğraşıyorsun kimse almadı arabayı. (Mutfağa girer. Az sonra içi çiçek dolu bir vazo ile döner. Vazoyu masaya bırakır) Adam milyoner. Birazcık hoşuna gitsek, veriverir otuz kırk bin lira, kurtuluruz. Ne olacak, dert mi onun için. Canı istese elli bin verir.

RECEP Öyle değil, adam parayı arabaya verir. Ustalığa verir.

EMİNE (Önemsemez) Ustalık mustalık, biz adamı bir güzel ağırlayalım. Hoşuna gitsin.. Güzel güzel konuş adamla. O da bir insan. Hoşlanırsa, verir otuz bin lira.

RECEP Haydi canım sen de. O ustalığa verir otuz bin lirayı.

EMİNE Hıh. (Arka odaya geçer)

RECEP (Seslenir) Cemal nerde?

EMİNE (Telaşlı, girer) Tuu, rezil olduk. Hâlâ gelmedi. (Recep’e) Yahu oturacak zaman mı, kalk.

RECEP Ne bağırıyorsun be?

EMİNE Şu yatakları içeri taşı bari…

RECEP O niye o?

EMİNE Niyesi var mı? Adama rezil mi olalım? Kımıldayacak yer yok.

RECEP Şimdi senin de, yerinin de… (Bir kenara yığılıp, üstü bir örtü ile örtülmüş, yer yataklarından birini alır, arka odaya geçirir.)

EMİNE (Arkasından) Bu adam da almasın da gör. Kaç aydır böyle bir müşteri buldun mu?

NURİYE Mutfak kapısından) Anne! Pastayı nereye

koyacağız?

EMİNE Bırak onu şimdi. Git içeriden gümüş çay kaşıklarını çıkart. (Nuriye babasının girdiği odaya girer, Emine mutfağa geçer..)

CEMAL (Gelir, kapıyı açar, içeri girmeden) Anne.. (Emine gözükür) Talât Hanım Teyze, “çukur tabak mı, kayık tabak mı, nasıl tabak istiyor?” diyor.

EMİNE Pasta tabağı eşşek… Söyledim ya sana.. Koş!

CEMAL Öf be, canım çıktı be..

EMİNE Çıksın inşallah. Adam nerdeyse gelir. Haydi koş! (Cemal çıkar)

NURİYE (Babasının arkasından, içeri girer) Baba otuz bin lira verir mi dersin?

RECEP (Yatağı toplar) Verir. (Götürür.)

NURİYE Anne kaşıkları nereye koyayım?

EMİNE (Mutfaktadır) Ver bana.

RECEP (Girer) Haydi madem elinizi çabuk tutun.Nerdeyse gelirler.

EMİNE Tuu, rezil olduk.

RECEP Ulan, bir daha rezil olduk dersen, şerefsizim hepsini atarım dışarıya! (Sessizlik)

EMİNE (Nuriye’ye) Dikileceğine yardım et. Şu resmin tozunu al bari. (Yatakların altına serilmiş olan yaygıyı toplar, içeri taşır.)

NURİYE (Mutfaktan bir bez getirir. Duvarda asılı fotoğrafın tozunu alır.) Baba bu resmi kaldırsak olmaz mı?

RECEP Niye kaldırıyor muşum?

NURİYE Baksana fesli, ayıp olur milyonere…

RECEP Kes sesini be…

CEMAL (Islık çalarak sahneye girer. Kapıyı açar. Babasının sert bakışı ıslığını yarıda bıraktırır. Tabakları göstererek) Getirdim.

RECEP İyi bok yedin.

EMİNE (Gelir, tabakları alır) Nuriye, pastayı şuna koy. (Nuriye gider) Kör olası, daha iyisi yok muymuş?

RECEP Yokmuş.

EMİNE Olmaz olur mu? Hasetinden vermiyor. (Bir arabanın yaklaşıp durduğa duyulur.)

RECEP Geldiler.

CEMAL (Kapının penceresinden) Ali Abim geliyor.

ALİ (Gelir) Şerefsizim herif beğendi.

RECEP Allahını seversen?

EMİNE Nerde? Nerde? Çok mu zengin? Satın aldı demek?

ALİ Siz gidin, ben biraz şoförümle konuşayım dedi. Şimdi gelir. (Masayı görür) Ooo, düğün evine dönmüş burası.

RECEP Alırım dedi mi?

ALİ Demedi ama, beğendi.

EMİNE İnşallah yarabbim, EyüpSultan’a mum dikerim.

NURİYE (Pencereden alıcının gelişini görür) Geliyor, geliyor!

RECEP Bağırma kız. (Kolundan tutup çeker) Bağırma, şimdi çarparım ha… (Kapıyı açar. Alıcıyı karşılar) Buyurun beyefendi. Hoş geldiniz!

ALICI Hoş bulduk. Demek Recep Usta sizsiniz. Tebrik ederim.

ALİ Buyurun beyefendi, içeri buyurun.

ALICI Teşekkür ederim. Girmeyeceğim, çok işim var.

EMİNE (Telaşla kapıya yürür.) Dünyada olmaz,, bir acı kahvemizi içmeden… (İçeri buyur eder) Buyurun beyefendi. (Alıcı içeri girer. Ötekiler de arkasından girerler) Buyrun beyefendi, oturun. (Alta oturur. Ötekiler ayakta, alıcıyı süzmektedirler.)

ALICI Teşekkür ederim. (Bir süre rahatsız bekler) Siz de otursanız.

RECEP (Uyanır) Ha, oturalım. (Ötekilere) Oturun.

(Onlar da otururlar)

EMİNE Beyefendi, çay mı içersiniz, kahve mi?

ALICI Bir şey içmesem.

EMİNE Dünyada olmaz,. İsterseniz limonata için.

ALICI Bir çay rica edeyim.

EMİNE (Usulca) Nuriye, kızım. (Nuriye mutfağa geçer.)

ALICI (Bir susuştan sonra) Arabayı beğendim, satın alabilirim. On sekiz bin lira verebilirim.

RECEP Beyefendi, sizin elbette araba piyasasından haberiniz yok. Bugün on sekiz bin liraya araba var mı piyasada hiç? Düşünün bir defa, yedek parça yok, karaborsa. Ben, kendim tamirciyim. Biliyorum. Araba fiyatları çok yüksek. Bugün bu fiyata araba bulamazsınız, piyasada. Ama anlıyorum. Elbette sizin bu gibi küçük işlerle uğraşacak zamanınız yoktur.

ALICI Bakın, ben nasıl alışveriş yaparım, anlatayım size… Bizim halkımız gece gündüz neyle uğraşır bilir misiniz? (Emine’ye) Affedersiniz, kazık yememeye çalışır. Ben bunu bildiğim için, her işimde bir halk çocuğu kullanırım. Benim şoförüm, o da bir halk çocuğudur. Hem arabadan anlar, hem araba piyasasından, o onsekiz bin dediyse, arabanın fiyatı onsekiz, bin liradır.

RECEP Onsekiz bin mi? Ama beyefendi, araba bize yirmi bine mal oldu, nasıl olur?

ALICI Evet olabilir. Şoförüm de onsekiz ile yirmi bin arası demişti. En son yirmi bin verebilirim.

ALİ İyi ama beyefendi, biz hiçbir şey kazanmayalım mı?

ALICI (Şaşırır) Kazanmak mı? Kâzım bunu söylemedi bana, maliyetine satacaklar demişti.

NURİYE (Çayı getirir) Buyurun.

ALICI Teşekkür ederim kızım. Siz ne düşünmüştünüz?

RECEP 30 bin.

ALICI Arabanın lastikleri de eskiymiş.. Ben o kadar veremem.

EMİNE Ne olur veriverseniz, sevaba girersiniz.

ALICI Olmaz, ki hanımefendi, o kadar kolay değil.

EMİNE İsterseniz alırsınız. Hepimiz dua ederiz size. Biz de azıcık kazanmış olurduk. Gece gündüz çalıştılar. Siz isteseniz..

ALICI Benim istememle olmaz. Ben istediğim zaman, istediğim kadar para verebilirim, sanıyorsunuz.

EMİNE Veremez misiniz?

ALICI Veremem hanımefendi.. Düşünün, ben sizleri hiç tanımıyorum. Az sonra buradan çıkıp —ki geç kaldım—başka bir alışveriş işine gideceğim, oradan da başka bir yere, oradan yine başka bir yere. Akşama kadar. Yarın, gene öyle, ertesi gün, daha öbür gün, hergün… İşim bu benim. Alıp satıyorum. Ben de bu ülkede yasıyorum ve görüyorum hanımefendi, kör değilim. Bu ülkede milyonlarca insan sıkıntı çekiyor. Milyonlarca insan aç. Herkes elini uzatıyor. Her taraftan yardım istiyorlar ve düşünün ben hergün bütün bunların arasında dolaşıyorum. Her gün bu milyonlarca insanla alışveriş ediyorum. Düşünün hanımefendi, her birisine bir liracık fazla ödesem, milyonlarca ziyanım olur anlıyor musunuz? Değil öyle beş on bin lira, bir lira fazla ödesem iflas ederim. Doğru mu?

EMİNE Herkese dağıtmayın paranızı. Ama bir tek bize…

RECEP Yirmibeş bin olsun.

ALICI Arabanın lastikleri eski olmasa o zaman yirmibeş bin verebilirdim. Lastikler eski, ne diyorsun Recep Usta, benden yirmi bin.

ALİ (Usulca) Hiç olmazsa zararı çıkartırız baba.

RECEP Olmaz. Kırarız da satmayız 20 bine!

ALICI Öyleyse efendim ben gitmek zorundayım. Bugün çok işim var gene. Çok teşekkür ederim. Allahaısmarladık efendim.

EMİNE Bir çay daha içseniz.

ALICI Teşekkür ederim. Vaktim yok.

RECEP Güle güle…

ALİ Yirmiiki bin de vermez misiniz?

ALICI Olmaz. Recep Usta, siz alım-satımla uğraşmayın hiç. Çünkü beceremeyeceksiniz. Bakın ben sizin yerinizde olsam bu arabayı takside kullanırım. Çünkü alım-satım işlerinden anlamıyorsunuz. Fakat, siz çok iyi bir ustasınız, tebrik

ederim. Alahaısmarladık.

EMİNE (Bir süre sonra) Zehir zıkkım olsun.

ALİ (Bir süre sonra) Doğru adamın dedikleri. Bizim becereceğimiz halt değil bu işler.

EMİNE Ne olacak şimdi, dünyanın borcu?

RECEP En iyisi takside kullanmak. Böylesi belki daha da iyi keşke o zaman başlasaydık. Atılgan olacaksın. Teşebbüs sahibi olacaksın.

İKİNCİ BOLUM

YEDİNCİ OYUN

(Bir muhallebici. Necla tek başınadır. Az sonra Ali gelir.)

ALİ (Oturur) Kız müjdemi isterim, çok bekledin mi?

NECLA Sen misin? Geç kaldın.

ALİ Boş ver şimdi bunları. Sen neden bahsediyorsun kızım. İş tamam. Annem konuşmuş babamla. Sabahleyin laf açıldı. Nişan, nikâh beraber yapacağız. Hem daha az masraf olur, hem de daha fazla beklemeyiz.

NECLA Doğru mu söylüyorsun? Peki ne zaman?

GARSON (Yaklaşır) Hoş geldin Ali. Bir şeyler duyduk, doğru mu?

ALİ (Sert) Ne duydun? Sana ne be.

GARSON Sana ne olur mu? Evleniyormuşsun nihayet ha?

ALİ Haa.. İnşallah artık.. İki aya varmaz.

GARSON Hele şükür yahu. Leylâ ile Mecnun’u geçtiniz be.

ALİ Hadi lan çene çalma, acelem var.

GARSON Yenge ne vereyim? Kazandibi bu sabah yapıldı.

NECLA Keşkül nasıl?

ALİ İki kazandibi getir sen. Ama çabuk. (Garson gider)

NECLA Niye bozuldun?

ALİ Hiç…

NECLA Nuriye’yi söyleyecek sandın değil mi?

ALİ Hıı..

NECLA Fabrikada çalışıyormuş. Çocuk nikâh da kıymış.

ALİ Bana ne yahu. Ne halt ederse etsin cehennemin dibine kadar yolu var.

NECLA Ali niye hep böyle…

ALİ (Keser) Necla sana kaç defa söyledim. Bana o orospunun lafını etmeyeceksin, anladın mı?

NECLA Peki peki. (Ali bir sigara yakar) Hadi anlat, sonra.

ALİ Açma şu kaltağın lafını…

NECLA Peki dedim. Söz, bir öpücük sana. Ama kızmak yok artık.

ALİ Zaten bir tane vardı.

NECLA Nasıl varmış?

ALİ Müjdemi vereceksin.

NECLA Ha, anlat şunu artık, şimdi gideceksin zaten.

ALİ Öyle işte. Dün Kâzım’a bin lira daha verdik. Konuşmuş moruk. “Oğlanı evlendireceğim” demiş, “onun için birkaç ay veremem bir şey” demiş.

NECLA O ne demiş?

ALİ Onun için ne olacak? Adam koskoca benzin istasyonu açtı. Para dert mi onun için? Olur, demiş. Zaten her parçayı heriften alıyoruz. Bizim taka da Allahtan haftada bir bozulur.

GARSON (İki kazandibi ile gelir) Düğüne bizi çağırmayı unutmayın artık.

ALİ Kolay iş. (Garson gider)

NECLA Ne zaman gelecekler bize? Uzar mı dersin?

ALİ Biliyorsun eski kafalı babam. Ben cebimde düğün parası olmadan kız istemem diyor. Önce birkaç bin biriktirelim, sonra gidip isterim dedi.

NECLA Gene mi uzayacak. Ali, dayanamam artık, babam konuşmuyor benimle, su istese anneme, “söyle şuna bir bardak su getirsin” diyor. O kadar para kaç ayda birikir kim bilir?

ALİ Bak, Necla azıcık daha sık dişini. Tamirhaneyi sattığımız halde, gördün işte, altı ayda dört bin lira borç ödedik. Üstelik bir yığın da tamir parası. Taksi bu, ne kadar çok çalışırsa o kadar çok para getirir. Öğlene kadar moruk çalışıyor. Öğleden

sonra ben alıyorum arabayı gece yarısına kadar, bazen sabaha kadar çalıştığım oluyor. Bir, birbuçuk ay gece gündüz, çalıştım mı, tamam.

NECLA Hem öyle çok para da istemez. Bizim mahalledeki düğün evinin geceliği beşyüz lira. Sanatkârlar bile geliyor.

ALİ Daha neler var hayatım, üzülme artık. Babamla açık açık konuştuk, bu iş oldu artık.

NECLA Bir aya kadar olursa eyvah… Daha bütün dikişlerim yarım. Elbise dikmem lazım, nasıl yetiştiririm ben?

ALİ Benim gitmem lazım artık. Hadi çabuk ye, seni de araba ile bırakırım.

NECLA Bir ayda nasıl yetiştiririm? (Yemeğe çalışır)

ALİ (Seslenir) Mehmet! (Eliyle hesabı ödemek istediğini işaret eder. Necla’ya) Öpücüğümü unuttun ama.

NECLA Aklın fikrin başka yerde hep. Hem ben sana ne dedim, müjde istediğin zaman ne yapacaktın?

ALİ Hadi çabuk ol, ne yapacaktım?

NECLA Dişini fırçalamamışsın gene.

ALİ Ulan ben bey çocuğu muyum be, şoförüm. Senin zorunla haftada bir sefer yapıyorum işte, daha ne.

SEKİZİNCİ OYUN

(Kâzım’ın benzin istasyonu)

RECEP Evlenmek istiyor ya it, arabayı gece gündüz durmadan çalıştırdı. Dur oğlum, biraz yavaş, yok dinlemez. Aman bir an evvel düğün parasını toplayayım. Arabanın lastikleri zaten eski, şimdi hiçbirisi kullanılacak gibi değil. Buna bir çare bulacaksın artık.

KÂZIM Lastik çok pahalı Recep Efendi, üç bin lira tanesi, onu da bulabilirsen. Paran var mı?

RECEP Bin liram var, biliyorsun. Daha sana borcumuzu bile ödemedik. Kazandığımızı borca verdik, buna bir çare bulacaksın artık.

KAZIM Dur bakalım. Şimdi sana borca lastik veremem. Ben de başkasından bulacağım.

RECEP Haklısın. Bana kredi bulabilir misin? Sıkışırsan alırız, demiştin. Benim evi ipotek falan etsek?

KÂZIM Ben sana kredi alırım ama, baştan anlaşalım, bana borcunu ödemen şartıyla. Dört de lastik veririm sana. Demek 20 bin lira kredi alacağız.

RECEP Peki, kolay mı bu kadar?

KÂZIM Orasını bana bırak. Vatan Cephesine girdin mi sen?

RECEP Yoo.

KAZIM İşte o şart. Hem sen ne biçim partilisin yahu? Sana kaç defa söyledim. Hiç etrafına bakmıyorsun, elbet para kazanamazsın.

RECEP Yirmi bin lira verirler mi yahu?

KÂZIM Sen Vatan Cephesine gir, düşünürüz, bir şeyler. Hem o zaman, bankaya borcunu yavaş yavaş ödersin. Mesela ödeyemedin, söyleriz. Deriz ki bu bizden. Vatan Cepheli bu! Anladın mı, böyle olur bu işler.

RECEP İyi ya.

KÂZIM (Telefonu çevirir) Alo?.. Merkez mi? Siz misiniz, Selami Bey? Ben İlçe Başkanı, Kâzım Yürür. Evet, yeni isimler. Yazın… Recep Şengül, Ali Şengül, Emine Şengül, (Recep’e) Küçük oğlanın adı neydi?

RECEP Cemal.

KÂZIM Cemal Şengül, (Recep’e) Kızının adı neydi?

RECEP Benim kızım mızım yok!

KÂZIM Haa, sahi ben de duydum. Doğru mu o? Ben inanmadıydım kaçtığına. Neyse, önemli değil. (Telefona) Ve otuz kişilik aile efradı partimize geçmişler ve Vatan Cephesine katılmışlardır. Tamam mı? Bu akşam, gelecek hafta Salı,

öbür hafta Çarşamba radyodan söylenecek. İyi iyi… Şimdi dinle kardeşim Bizim Recep Songül’ün bir kredi meselesi var. Yirmi bin. Benim de işime yarayacak. Haa, bir evi var, ipotek ederiz..

RECEP Kâzım…

KÂZIM Sen dur şimdi. Tamam.. Ayrıca, bir de taksisi var. Ben size uğrarım. (Recep’e) Tamam, Selami Bey uğraşacak. (Telefonu kapar)

RECEP Kâzım evi ipotek etmek doğru mu?

KÂZIM Canım, bu işin formalitesi. Usulen bir karşılık göstermek gerekir. Sen işi bana bırak, ben senin kötülüğünü ister miyim?

RECEP Ne kadar sürer?

KÂZIM Üç dört hafta sürer.

RECEP Demek araba dört hafta boşta bekleyecek?..

KÂZIM Canım mesele yok, dört lastik veririm sana, sen bana o iki bin lirayı ver.

RECEP İyi al. Allah senden razı olsun.

KÂZIM Oğlum Necati, ambardan, 4xl65’lerden dört tane lastik çıkart!..

DOKUZUNCU OYUN

(Recep Usta’nın evi. Cemal ders çalışıyor. Recep gazete okumakta. Ali dışardan gelir.)

RECEP Ne o ulan, suratından düşen bin parça!

ALİ İşte olan oldu sonunda.

RECEP Aha, çarptın arabayı itoğlu it.

ALİ Arabaya bir bok olmadı.

EMİNE Eee, olan ne?

ALİ Kıza babası söz kesmiş, olacağı buydu zaten.

RECEP Hangi kız? Ne söz kesmesi?

EMİNE Hangi kızmış! Kim olacak Necla, Ali’nin evlenmek istediği kız. (Ali’ye) Ne zaman olmuş bu iş?

ALİ Bugün, itoğlu it “verdim, gitti” demiş. Artık kıza sormamış. “Eğer niyetleri ciddi olsaydı, bugüne kadar on defa gelirlerdi” demiş.

RECEP Hımm…

CEMAL Eee, ne olacak şimdi?

RECEP Hımm…

EMİNE Üzülme oğlum, her işte bir hayır vardır. Canın sağ olsun!.. Aslan gibi delikanlısın, sana kız mı bulunmaz!.. Hadi oğlum üzülme, çıkart ceketini. Otur, bir şeyler ye.. Geçer, unutursun… Hadi, otur…

ALİ Düşme üstüme be, çekil surdan! (Bir sigara yakar)

RECEP Ne yapsaydık oğlum, elden ne gelir? Na-

. sip..

ALI Hadi canım, isteseydin bal gibi olurdu.

RECEP Nasıl?

ALİ Bilmiyor musun sanki? Söyledim de o kadar. Bankadan aldığın parayı olduğu gibi yatırma Kâzım’a diye.

RECEP Yatırmayacak olsaydım, herif kredi aldırır mıydı bize? Hem, dört lastik aldık oğlum.

ALİ Üç bin lira eksik verseydin… Söyleseydin, böyle böyle diye.

RECEP Ulan, bilmez gibi konuşma. Kâzım’da din iman mı kaldı? Dini imanı para, orospu analının. Sen evleneceksin diye, üç bin lira eksik almaya razı olur mu?

ALİ Vermeseydin, ne halt ederdi be, sen de!..

RECEP Ulan, adamın kafasını kızdırma! İstediği kızı almayan ilk adam sen misin be ukala!..

EMİNE Recep Usta.

RECEP Baksana, ne biçim konuşuyor it! Sanki ben istememişim evlenmesini… Ben evlenmesin mi dedim yahu?

EMİNE (Ali’ye) Ya oğul, baban olmaz demedi ki. Ne yapalım, şans, kısmet değilmiş. Daha gençsin maşallah, hangi kızı istesen verirler.

ALİ Benim Necla ile evlenmem şart.

RECEP Ne demek şart?

ALİ Şart işte.

EMİNE Yoksa gebe mi?

ALİ Evet. Biliyorduk babasının böyle halt edeceğini… Son aylar durmadan kızı sıkıştırdı. Belliydi artık. Biz de mecburen…

EMİNE Kız başkasıyla evlenmesin diye ha? Kaç aylık?

ALİ İki.

RECEP Hımm..

CEMAL İşler iyice karıştı. Ne olacak şimdi?

EMİNE Dersine çalış, sen karışma. Ne olacak şimdi?

RECEP Hımm..

ALİ Olacak bir şey yok. Necla şimdi arabada.

RECEP Ne? Arabada mı dedin? Delirdin mi ulan sen? Oynattın mı sen?..

EMİNE Nasıl arabada? Buraya mı getireceksin?

ALİ Ne yapalım yani. Evine dönmez artık. Başımdan mı atayım?

RECEP Ben, evinden kaçmış kızı evime sokmam.

EMİNE Hay Allahım, nedir bu başımıza gelenler? Biz sana ne kusur ettik?

RECEP Babasının rızası olmadan, olmaz. Evinden kaçmış kızı, evimin eşiğinden sokmam ben?

ALİ Baba, beni dinle. Şunu bil eğer Necla bu evin eşiğinden girmeyecekse ben de girmeyeceğim. Arabayı istersen çalıştır, istersen bir şoför tut. Ben de elbet gidip, çalışacak bir yer bulurum. Sokağa atacak değilim ya kızı… Senin aklın hep Nuriye’de. Eğer onu sen evlendirseydin, o da kaçmazdı.

RECEP O kaltağın adını anma bu evde!

EMİNE Allahım ne kusur ettik biz sana! Ey Ulu Tanrım…

ALİ Ben de senin gibi düşünüyordum ama, öyle demiyorum şimdi. Ne bok yeseydi kaltak yani?

EMİNE Recep Usta, Allahını seversen sinirlenme, ocağımız yıkılacak… Gidip, biz isteyelim kızı.

Anlatalım anasına babasına, onlarda razı gelirler. Gönül rızasıyla yaparız bu işi.

RECEP Canım, istemekle iş biter mi? Para ister kız almak için.

EMİNE Allah kerimdir, Recep Usta. Her şeyin bir kolayı bulunur. Borç buluruz, bir şeyler yaparız. Ah zavallı yavrucak! Arabada mı şimdi? Ağlıyor değil mi, ah öksüz! Paranın gözü kör olsun…

RECEP Hımm…

CEMAL Tek başına canı sıkılır şimdi aşağıda.

RECEP Sen sus ulan! Hadi hanım, giy mantonu. Cemal, ceketimi getir. Gidip, kızı evine teslim edelim?

EMİNE Sonra?

RECEP Konuşalım bakalım, anlatalım. İsteyelim kızı.

EMİNE Ali, koş sen aşağıya! Kızcağız yalnız kaldı.

ALİ Evet, doğru. (Çıkar.)

CEMAL Anne, ben de geleydim.

RECEP Otur, dersini çalış sen. Bu sefer okulu bitirmezsen, gösteririm sana ben… Hanım, istemek kolay, kolay ama, galiba bizim taksit tehlikeye girdi.

EMİNE (Cemal’e) Yemek pişti, sen kendine koy da, ye. (Çıkarlar)

ONUNCU OYUN

(Recep’in evi)

RECEP Beni şu banka işi çok düşündürüyor, Kâzım.

KÂZIM Tam sırasını buldular ihtilal yapmanın! Ne güzel işleri ayarlamıştım. Bundan sonra ne olacak bilinmez ki? Bakarsın adamlar ithalatı kendileri yapmaya kalkarlar… Al işte… Al başına belayı… Hem kendileri yapmasa bile, bizlere yaptırmazlar. Hay Allah kahretsin!. Her şey hazırdı yahu.. Bir kere başlasaydım, artık sırtım yere gelmezdi.

EMİNE Ne işiydi bu böyle, Kâzım Efendi?

KÂZIM Dışardan yedek parça ithal edecektim. Esas para bu işteydi. Ah be, ah.. Şimdi ne olacak belli olmaz ki.. Asker bu, asar da keser de.

EMİNE Bize de bir şey olur mu?

RECEP Ne olacak yahu, biz ne yaptık?

EMİNE Vatan Cephesine girdiydik ya… Necla, komşulardan duymuş, Vatan Cephesine girenleri de yakalayacaklarmış..

RECEP Ne dersin Kâzım?

KÂZIM Ne deyim yahu.. Dunların ne yapacağı belli olmaz. Asker. Ne yapacağı belli olmaz.

NECLA (Bir tepsi içinde iki kahve getirir) Buyrun. (Recep ve Kâzmı alırlar) Baba, herkes penceresine bayrak asıyormuş. Biz de assak iyi olmaz mı?

RECEP (Terslenir) Bize ne? Düğün bayram edenler assın. Biz niye asacak mışız?

KÂZIM (Atılır) Bize ne olur mu yahu? Hemen bir bayrak asalım. O zaman buraya gelip aramazlar.

RECEP Ben evime bayrak asmam. Bana mı sorup ihtilal yaptılar…

KÂZIM Herkes bayrak asmış. Biz asmazsak, adamlar şüphelenirler. Gelip ararlar. (Bu sırada kapı vurulur) Eyvah, geldiler!.. (Hepsinde büyük bir şaşkınlık. Recep kendisi de korktuğu halde, cesaret verir.)

RECEP Yok canım, sen de! Herhalde çocuklardan birisidir. (Kapı bir daha vurulur) Kâzım, sen arka odaya geç, çabuk.. (Kapı vurulur. Recep ve Emine, hiçbir şey yokmuş gibi yerlerine otururlar. Necla, kapının yanına gider. Recep işaret verir.)

NECLA Kim o?

CEMAL’in Sesi Benim yenge, aç.

NECLA (Recep’e) Cemal’miş. (Recep başıyla aç işareti verir. Necla kapıyı açar.) Gel. Yalnız mısın?

CEMAL Yalnızım. (İçeri girer. Necla kapıyı aceleyle kapatır. Bir rahatlık.)

RECEP (İçeriye) Kâzım, gel, gel. Cemal gelmiş.

KÂZIM (Bitkin bir vaziyette içeri gelir. Elinde, namlusu

yere doğru olan bir tabanca tutmaktadır.) Ne haber Cemal gittin mi?

CEMAL (Tabancanın şaşkınlığından kurtulmaya çalışarak) Haa? Evet, gittim.

RECEP Gel otur Kâzım, rahat ol yahu. (Cemal’e) Dikilme ulan, anlatsana ne yaptın?

CEMAL Gittim, Mehmet ordaydı, Kâzım amcamın selamı var. İşler nasıl gidiyor diye soruyor dedim. Beni hemen arkaya götürdü, “Askerler geldi. Kâzım dayımı arıyorlarmış” dedi.

KÂZIM Demedim mi Recep, demedim mi? Bunlar yok edecekler bizi. Peki ne zaman gelmişler? Ne demişler?

CEMAL Dün öğle üzeri gelmişler. Bir cip gelmiş. İçinde bir teğmenle iki er varmış. Seni sormuşlar. Mehmet de “Buraya hiç uğramadı, bilmiyorum.” demiş. Teğmen “cehennemin dibine saklansa biz onu buluruz” demiş. Mehmet’i biraz sıkıştırıp, gitmişler.

KÂZIM Peki neden aradıklarını söylememişler mi?

CEMAL Hakkında ihbar var demişler.

KÂZIM Kim ihbar etmiş?

CEMAL Onu söylemedi.

KÂZIM Demedim mi Recep, demedim mi, bunlar yok edecekler bizi…

RECEP Hangi eşşoğlu eşşek ihbar etti acaba?

KÂZIM (Cemal’e) Mehmet başka bir şey demedi mi?

CEMAL (Geldiğinden beri cebinde tuttuğu elini çıkartırken) Hayır, ama bu parayı yolladı. (Bir tomar para çıkartıp, Kâzım’a verir. Kâzım makine hızıyla parayı sayar.)

KÂZIM Aman Recep, bir bayrak! Ne yapıp yapıp, bir bayrak bulalım.

RECEP (İstemeyerek) İsterseniz Cemal gidip bir bayrak alsın…

CEMAL Piyasada bayrak kalmadı ki.. Herkes bayrak alıp, evinin penceresinden sarkıtıyor.

KÂZIM Peki biz. ne yapacağız?

CEMAL Bilmem?..

KÂZIM Aman yahu, aman bir bayrak!..

EMİNE Ben dikerim. (Necla’ya) Kız git, içerde bohçaya bak bakalım, kırmızı bir bez var mı? Yoksa benim eski, kırmızı entariyi keseriz.

NECLA Vardı galiba. (Gider.)

EMİNE (Cemal’e) Git içerden dikiş makinemi getir. (Kâzım’a) Ben şimdi dikerim.

KÂZIM Anlaşılan herkesi toplayacak bunlar.

RECEP Bunlar pek gidici değil, seçim meçim yapmaz bunlar.

KÂZIM Yapmazlar. Belli olmaz.

RECEP Yapsalar biz gene iktidarı alırız ama.. .(Tereddütlü) Kâzım?..

KÂZIM Ne var?

RECEP Şimdi bu banka işleri ne olur?

KÂZIM Bütün bankalara el koydular. Ne yapacakları belli olmaz.

RECEP Ya bunlar parayı isterlerse ne yaparız? Bir kere daha erteletemeyiz değil mi?

KÂZIM Şimdiden bir şey diyemeyiz. Bekleyeceğiz.

NECLA (Elinde kırmızı bir bez, gelir.) Anne, bunu buldum.

EMİNE Hah, iyi. Ben şimdi dikerim onu. Ay yıldız için de beyaz bez bul.

NECLA Amerikan bezi olur mu?

KÂZIM Olur kızım, olur…

CEMAL (Dikiş makinesini getirir) Anne, bunu nereye koyayım?

EMİNE Masanın üzerine koy.

(Kapı vurulur. Kâzım hemen fırlar. Elinde tabancası vardır.)

RECEP (Yavaşça) Kâzım, sen içeri geç. Durma, hadi durma.

(Kâzım içeri odaya geçer. Emine kapıya yaklaşır. Ötekiler bir şey yokmuş gibi otururlar.)

EMİNE Kim o?

ALİ’nin sesi Aç anne, benim.

EMİNE (Kapıyı açar.) Gel çabuk.

RECEP (İçeri seslenir.) Kâzım, Ali geldi.

KÂZIM (Hızla içeri girer.) Ne oldu Ali? Gördün mü? Mektubu verdin mi?

ALİ (Bir mektup uzatır) Bunu gönderdi. Şimdilik beklemek gerek. Bir süre ortalıkta gözükmesin, merak etmesin işler düzelecek dedi. (Kâzım, hemen mektubu okumaya koyulur) Eve uğradım, askerler gelmiş seni arıyorlarmış.

CEMAL Benzin istasyonuna da gitmişler.

ALİ Evden söylediler.

RECEP Eşşoğlueşşeğin biri ihbar etmiş.

NECLA (Girer) Anne, bu olur mu?

EMİNE Olur. (Cemal’e) Sen şunun üstüne bir ay yıldız çiz de, keselim. Sonra dikerim ben.

ALİ Bu ne oluyor?

CEMAL Bayrak yapıyorlar.

NECLA Herkes evine bayrak asmış. Biz de asalım dedik. Şuna bir sopa lazım.

RECEP Oklavaya asın.

EMİNE Neye? Oklavaya mı? Dünyada olmaz, ben oklavamı vermem! Gidin, dışardan bir sopa bulun.

KÂZIM (Mektubu bitirir) Neyse…

RECEP Ne diyor Kâzım?

KÂZIM Bekleyeceğiz. Bütün mesele, bir süre ortalıkta gözükmemekte… Aman şu bayrağı bitirip, asalım.

EMİNE (Cemal’e) Haydi, çiz şu ay yıldızı, oyalanma! (Necla ‘ya) Git, makas getir.

ONBİRİNCİ OYUN

(Kâzım’ın yeni ithalat ihracat firması. Yeni dekore edilmiş bir büro.)

KÂZIM (Bürosuna girer, şapkasını asar. Memnun, etrafına bakınır. Masasının başına oturur. Diyafonu

çalıştırır.)

DİYAFONDAN Sekreterin Sesi Günaydın beyefendi.

KÂZIM Günaydın. Beni arayanlar?

SEKRETER Ankara’dan Süleyman Bey telefon ettiler.

KÂZIM Haa, ne olmuş? Halletmiş mi?

SEKRETER Evet efendim. Ancak, anlaşma için Ankara’ya gitmeniz gerekiyormuş.

KÂZIM Çok güzel. Peki kızım, bana öğleden sonrası için uçakta yer ayırtın.

SEKRETER Başüstüne efendim.

KÂZIM Eve de haber ver. Öğleden sonra Ankara’ya gideceğim. Valizimi hazırlasınlar. Başka?..

SEKRETER Mektuplar…

KÂZIM Siz bakın. Önemli bir şey varsa, bana bildirirsiniz. Başka?..

SEKRETER Efendim, dekoratör bir küre göndermiş.

KÂZIM O sakallı dekoratör mü?

SEKRETER Evet efendim.

KÂZIM Ne küresi?

SEKRETER Dünya, efendim. Model dünya küresi.

KÂZIM Nerde?

SEKRETER Bir işçi getirmiş. Burada bekliyor, göndereyim mi?

KÂZIM Gönder. Başka bir şey var mı?

SEKRETER Bir de sizi tanıdığını söyleyen Recep Şengül adlı birisi… Sizinle görüşmek istiyor.

KÂZIM (Gülümser) Haa, şu bizim Recep. Peki gönder bakalım!.. (Diyafonıı kapatır. Önündekilerle meşgul olur. Az sonra Recep ve işçi birlikte gelirler. İşçi, oldukça zor taşıdığı, büyükçe bir küre getirmektedir.)

KÂZIM Recep, senin ne işin var buralarda?.. Gel bakalım, hoş geldin.. (Yer gösterir) Geç, otur.

RECEP (Son derece saygılı) Kâzım Bey, tebrik ederiz.. Çok memnun olduk. Bütün mahalle iftihar ediyoruz sizinle.. İnşallah daha iyi günlerde

görürüz sizi….

KÂZIM Teşekkür ederim Recep efendi.. (Sigara ikram eder) Al, yak bakalım.

RECEP (Ayağa kalkarak alır. Kibrit çıkartmaya çalışır. Kâzım çakmağıyla yakar.) Estağfurullah beyefendi, sağ olun.

KÂZIM Söyle bakalım Recep Efendi, ne istiyorsun?

RECEP Çok güç durumdayım beyefendi, yardımınız istemeye geldim. Rahatsız ettim, kusura bakmayın.

KÂZIM (Gülerek) Peki, peki, uzatma, söyle bakalım.

RECEP Bildiğiniz gibi, sizin de yardımınızla, evi ipotek edip bankadan kredi almıştık.

KÂZIM Ödeyemedin mi daha?

RECEP Ödeyemedim.

KÂZIM Neden ödeyemedin?

RECEP Uzun bir hikâyesi var beyefendi, başınızı ağrıtmak istemem. Biliyorsunuz Ali’yi evlendirmek zorunda kaldım. Düğün yaptık, arkadan torunumuz oldu. Ödeyemediğim gibi, yeniden borca girdik. Bu araba yıkım oldu bana.

KÂZIM Sonra…

RECEP Şimdi, banka mahkemeye veriyor.

KÂZIM Peki, benden ne istiyorsun?

RECEP Elinize ayağınıza düştüm. Siz araya girerseniz, banka vazgeçer. Yoksa, tek evimi satacaklar. Biliyorsunuz, daha önce tamirhaneyi satmak zorunda kalmıştık.

KÂZIM Yahu ne beceriksiz heriflersiniz be!.

RECEP Kâzım Bey bütün umudumuz sizde. Biliyorsunuz aynı partiliyiz.

KÂZIM Yahu Recep, sen oldum olası her şeyi birbirine karıştırırsın zaten. Neyse, dur bakalım. (Biraz düşünür) Peki, sen merak etme. Ben bu işi hallederim. Banka İdare Meclisinden arkadaşım var. Bu son oto montaj fabrikasına ortağım ya, bankada epeyce sermaye iştiraki yaptım. Oradan

tanışırız. Ben şimdi onunla konuşurum, sen merak etme. Benim öğleden sonra Ankara’ya gitmem lazım, hiç vaktim yok. Sen şimdi git, ben telefon eder, o işi hallederim.

RECEP (Çok heyecanlanmıştır) Çok sağ olun beyefendi, ben zaten söylemiştim. Kâzım Beyefendi buna bir çare bulur demiştim. Allah sizden razı olsun efendim..

KÂZIM (Ayağa kalkar) Sen merak etme Recep Efendi, ben hallederim. Haydi, sen şimdi doğru evine git.

RECEP (Özel bir saygıyla Kâzım’ın elini sıkar) Sağ olun beyefendi, allahaısmarladık. (Çıkar)

KÂZIM Kızım bana Merih Beyi ara. (Bir köşede bekleyen işçiyi görür) Ne bekliyorsun sen?

İŞÇİ Bunu nereye koyayım.

KÂZIM Bırak onu oraya. Onun nereye konulacağını o sakallı dekoratör bilir. Sen bırak git. (İşçi küreyi bırakıp giderken, Kâzım’ın gözü küreye takılır.) Hey, dur bakayım, neden doğru durmuyor bu? Eğik bu dünya, bozulmuş.

İŞÇİ Beyefendi bu dünyayı bana böyle teslim ettiler. Zaten…

KAZIM Yalan söyleme… O sakallı dekoratör bana böyle eğik dünya göndermez de, gönderemez de. Sen taşırken bozmuşsun. Dikkatsiz herif! Zaten kabahat, koskoca dünyayı senin gibilere emanet edende.

İŞÇİ Beyim, ben bunu sadece taşıdım. Ne çarptım, ne de bozdum. Hiçbir şeyi karıştırmadım ki bozayım. Ben aldığımda böyleydi bu.. Zaten dünya böyle durur.

KÂZIM Benden iyi mi bileceksin ulan! Bu ne, bu, dünya!.. İşte bu, üstünde yaşadığımız dünya.. Onun, aslına uygun küçültülmüşü. Dünya nerede duruyor. Havada. Cahil herif, öküzün boynuzunda değil, havada duruyor. Anladın mı, havada duruyor.. Ulan, göz izan var, havada böyle eğik durabilir mi be! Bana mı yuttura-

caksın..

İŞÇİ Havada nasıl duruyor bilmem ama, bu dünyanın boynu bükükse, suç benim değil.

KÂZIM Ulan, sen mi iyi bileceksin, ben mi?

İŞÇİ Beyim, benim işim bu. Ben size bu dünyayı taşıyıverdim o kadar.

DİYAFON (Telefon çalar) Beyefendi Merih Bey telefonda.

KÂZIM Peki sen git, ben sana sorarım bunu..

Ödetirim bu dünyayı sana ben. (Telefonu açar) Alo! Beyefendi günaydın. Nasılsınız? Teşekkür ederim. İşler gayet iyidir beyefendi. Bütün adamlarımı seferber ettim, yeterli elemanı sağlıyoruz. Ancak, kalifiye eleman bulmak biraz güç oluyor. Evet, evet, haklısınız. Fakat siz de takdir edersiniz ki kalifiye eleman bulmak gerçekten çok güç. Hiç merak buyurmayın beyefendi. Fabrikanın açılışını en kısa zamanda gerçekleştireceğiz. Vasıfsız işçi çok bol. Özellikle köylerden gelenler. Efendim?.. Evet. Evet. Bu işten alnımın akıyla çıkacağım beyefendi. Hiç merak buyurmayın. Emin olabilirsiniz. Şey, sizi rahatsız edişimin sebebi sizden küçük bir istirhamım olacak. Çok teşekkür ederim. Beyefendi, eskiden tanıdığım bir arkadaş var, birinci sınıf bir ustadır. Otomobil tamircisidir. Fakat çok, çok iyi bir ustadır. İki hurda motordan, mükemmel bir araba yapmıştı. İyi bir insandır, ben pek severim kendisini. Bir zamanlar, ihtilalden önce, evini ipotek edip, kredi almıştık kendisine. Araya birçok hadiseler girmiş ödeyememiş. Banka da şimdi, mahkemeye veriyormuş. Sizin banka. Bana geldi, biraz zamana ihtiyacı var. Şayet bir… (Bir süre dinler) Bizim fabrikaya mı? Ah, ah beyefendi onların şu anda işleri var, gelemezler ki.. Aslında tam bizim aradığımız insanlar ama… (Bir süre dinler) Evet beyefendi birinci sınıf bir ustadır. Bir de oğlu var. O da çok iyi bir ustadır. (Bir süre dinler…) Nasıl? Mahkemeye verdirip,

haciz mi ettirelim? (Dinler) Elbette. Elbette.. Siz, nasıl tensip buyurursanız beyefendi. Elbette, haklısınız. (Dinler) Hay hay, beyefendi. Hemen.. (Dikte ettirir) Adı, Recep.. Re-cep Soyadı, Şen-gül.. Şengül.

ONİKİNCİ OYUN

(Gecekondunun önü)

EMİNE Ali, ilk haftalığını alacak bugün.. Artık amele

olduk. (Eve doğru bakar) Bütün bunlar, hep onun

yüzünden..

CEMAL (Şaşırmış) Kimin yüzünden?

EMİNE (Başıyla işaret eder) Onun.

CEMAL Yengemin mi?

EMİNE Elbette.

CEMAL Onun ne suçu var, yahu? Evi bankaya o mu ipotek etti?

EMİNE Baban bankanın borcunu öderdi, ama o, karnında çocuğu ile gelince..

CEMAL Eee?

EMİNE Düğün yaptık, arkasından da doğurdu.. Ödeyemedik.. O geldi, uğursuzluk başladı.

CEMAL Bırak Allahını seversen be anne? O ne yapsın zavallı.

EMİNE Bizi o batırdı. Ben onu bilir, onu söylerim. (Recep görünür.) Baban geliyor. (Recep gelir.) Hoş geldin.

RECEP Hoş bulduk. (Oturur).

EMİNE Ne oldu?

RECEP Kâzım Bey.. Allah razı olsun.. Çok yakınlık gösterdi. Elinden geleni yapmış ama, ben ona gittiğimde iş işten geçmiş zaten.. Yani bankanın idare meclisi azası bile bir şey yapamamış. Çok uğraşmışlar..

NECLA (Evden gelir) Hoş geldiniz baba!

RECEP Hoş bulduk kızım. Bana bir kahve yapsa-

na.

EMİNE Kahve yok.

RECEP Ne demek kahve yok? Niye almadınız?

EMİNE Ali gelmedi daha. Haftalığını alacak bugün.. Para gelsin de, alalım.

RECEP Kâzım bana da durmadan ısrarediyor. Gel, seni bizim fabrikaya ustabaşı yapalım, diye. Çok ısrar etti.

EMİNE Sen ne dedin?

RECEP Allah senden razı olsun dedim. Sen Ali’yi gözet, başkaca bir dileğim yok dedim. Çok üzülüyor Kâzım Bey.. Çok uğraşmış. “Aman yahu bu bizim Recep etmeyin! Partinin saflarında beraber çalıştık” falan filan, ama karşı taraf mahkemeye çoktan vermiş. Çok üzülüyor Kâzım Bey. Eee, ne de olsa eski dost..

CEMAL Allah için!..

RECEP O ne yapsın? Biz iktidarda değiliz ki.. Şimdi her şey Halkçıların elinde.

CEMAL Kuru lafla dostluk!..

RECEP Hangi kuru laf ulan? Adam çıkardı, beşyüz lira para verdi.

CEMAL Aldın mı?

RECEP (Bozulur) Borç aldım. Öderim sonra.

CEMAL Borç ala ala böyle olduk zaten.

RECEP Sen sus ulan it, sen ne karışıyorsun? Sen mi emir vereceksin bana?

EMİNE Recep Usta, para ver de bir şeyler aldıralım. Sana da kahve alsınlar.

RECEP Olmaz, o paranın yeri var.

EMİNE Borcun mu var?

RECEP Hayır. O parayla alet edevat alacağım. Şimdilik şuraya küçük bir tezgâh kuralım. Ufak tefek tamir işleri yapmaya başlarım. Sonra büyütürüm işi ben. Atılgan olacaksın, girişken olacaksın. Ancak o zaman düzelir işler.. Ben gene büyütürüm işi, bir tamirhane kurarım. Başlarız Ali’yle çalışmaya. Bütün mesele girişken olmakta. Teşebbüs sahibi olmazsan, hiçbir boka yara-

mazsın.

CEMAL Beşyüz lirayla tamirhane açacaksın da…

RECEP Sen sus ulan, sana ne it! Ben hemen tamirhane mi açarım dedim… Önce ufak tefek tamir işleri yaparım, daha sonra… (Ali görünür)

NECLA Ali geliyor.

(Hepsi merakla bakarlar. Ali’nin çok yorgun olduğu bellidir. Gelir ve hemen çöker.)

RECEP Hoş geldin. Nasılsın?

ALİ Sağ ol baba, iyiyim işte…

EMİNE Haftalık verdiler mi?

ALİ Verdiler. (Necla’ya) Necla bana bir bardak su ver.

NECLA Şimdi.. (Giderken durur) Belin nasıl oldu?

ALİ Ağrıyor.

RECEP İşin çok mu zor? İstersen Kâzım Beye söyleyeyim, başka bir iş versin sana?

ALİ İş çok basit canım. Aslında şöyle doğru dürüst bir iş olsa, yüreğim yanmayacak. Benim yaptığımı çocuk olsa yapar…

EMİNE Eee, neden belin ağrıyor öyleyse?

ALİ Akşama kadar hep aynı şey. Bir makine var, durmadan parça geliyor. Ben de onlara perçin yapıyorum. Bastır makineye, tamam… İşe başladıktan iki saat sonra, başlıyor belim ağrımaya. Makina çalıştığı için, hiç boş bırakamıyorum, durmadan ayakta.. Bir yandan da parçalar geliyor ardı ardına.

RECEP Peki, o parçalar ne oluyor?

ALİ Ne bileyim ben? Yüzlerce insan çalışıyor..

Makinayı boş bırakamıyorsun ki, gidip bakasın, ayaklarım sızlıyor..

NECLA (Bir maşrapa su getirmiştir) Buyur…

ALİ Bardak yok muydu?

NECLA Daha çıkartamadık. Bir yerlerde ama, bilmiyorum.

ALİ (Alır, içer, sakin) Çıkartın. Her şeyi düzene koyun.

NECLA Ayakların ağrıyorsa su ısıtayım mı?

ALİ Yok, istemem.

EMİNE Kaç lira verdiler?

ALİ Yüzyetmiş sekiz lira geçti elime. (Hepsi duraklar. Bir sessizlik)

CEMAL Yüzyetmiş sekiz lira ha?..

ALİ Evet.

RECEP Hımm..

EMİNE Hemen o kadarcık mı! Gözü kör olasıca Kâzım, daha fazla veremiyor mu? Bize yeter mi o kadar para?

RECEP Durun bakalım canım, telaş etmeyin. Hımm.. Biraz daha geçsin, düzeltiriz işleri. (Cemal’e) Sen git, bir kahve al gel.

EMİNE Şimdi kahvenin sırası mı? Para mı var da, kahve alıyorsun? Bu para bize dünyada yetmez.. (Necla’ya bir göz atar) Ben de gidip, çamaşır falan yıkasam bari…

RECEP Ne çamaşırı be, sen de..

EMİNE Gücüm yetse, yıkarım. Bu kadar parayla bu kadar nüfus nasıl idare eder?

CEMAL Ali Ağabey, ben de bir işe gireyim ha, ne dersin?

RECEP İte bak işe girecekmiş!.. Okuma da ne olursa olsun, değil mi? Yeter ki okuma. Gidip, amele olmaya razısın.

ALİ Sen askere git. (Hepsi hayretle Ali’ye bakarlar)

EMİNE Askere mi?

RECEP Yani okumasın mı diyorsun sen?

ALİ Okumasın der miyim?.. Ama okuması imkânsız.. Aklımızı başımıza toplamamız lazım. Şimdi bu parayla Cemal’i okutamayız, kendimizi bile geçindiremeyiz. Bunu şimdi öğretmen yapacaklar..Yedek subay öğretmen eline para da geçer.Dörtyüz lira kadar para da geçiyormuş. Zaten askerliğini yapmadan, doğru dürüst iş de bulamaz. (Ayağa kalkarken belini tutar) Üff, hatta bana kalırsa, sen de fabrikaya girsen iyi olurdu..(Eve doğru yürür) Yemek var mı?

NECLA (Koşar) Var. Azıcık yavaş ol, çocuk uyuyor.

Belini ovayım mı biraz.. (Eve girerler)

RECEP Ne haliniz varsa görün, ben amele olmam.

CEMAL Doğru söylüyor, başka çaremiz yok.

EMİNE Allahtan bu konduyu aldık. Yoksa bu parayla nasıl geçinirdik?

RECEP Sen askere git madem, o da çıksın aradan. Sen dönünceye kadar ben de işleri toparlarım, dönünce devam edersin tahsile.

ONÜÇÜNCÜ OYUN

(Bir gecekondu. Küçük bir masada Recep, bir gazocağı onarmakta. Emine, bir ipe çamaşır sermekle. Bir iki sandalye, bir iki sandık)

RECEP (Emine’ye) Bana bak, kız neredeyse gelir. Yemek hazırladın mı? Necla nerde?

EMİNE Çocuğu uyutuyordur. Kör olası, daha biriyle başedemezken, nene gerek ikincisi. Çocuktan eli değmiyor ki! Necla kız!

NECLA (Sokak kapısından gözükür, gebedir)

EMİNE Bırak artık şu batasıca çocuğu da, yemeğe bak. Sofrayı kur.

NECLA Yemeği yapıyordum anne, çocuk uyudu zaten.

EMİNE Hadi, çene çalma, elini çabuk tut. (Necla sinirli, içeri girer.) Tafrası da eksik değil, kaltak! Oğlumun başını yaktığı yetmedi, bizi batırdığı yetmedi de…

RECEP O değil be.. Bizi o batırmadı, o batıramaz bizi. Biz, geç kaldık bu işlere… Daha önce başlamak lazımdı.. Şimdi biz de milyonerdik.

NECLA (Kapıdan) Anne, evde hiç ekmek yok.

RECEP Kocan greve katılırsa, elbette olmaz. Gelince kendisine sor.

NECLA (İçeri girer)

EMİNE (Bir süre sonra) Hiç paran yok değil mi?

RECEP Yok. (Susuş) Galiba grevcilere para dağıta-

cakmış bugün sendika. Bekleyelim bakalım.

CEMAL (Ceketi omıızunda yavaş yavaş gelir. Büyümüş, tam bir delikanlı olmuştur.) Nuriye gelmedi mi?

EMİNE Gelmedi.

RECEP Ne oldu, iş buldun mu?

CEMAL Bulamadım. Nereye gitsem, benden önce yüz kişi sıra bekliyor. Yok, iş yok bu memlekette, iş yok!

RECEP Sen iş bulamazsın, kimse sana iş vermez.

EMİNE Niye vermezmiş?

RECEP Arkası yok hanım, arkası yok. Ali sıçtı batırdı her şeyi. Greve katılmasaydı, Kâzım Bey bir kâtiplik uydururdu buna. Kafasız, bu benim oğlan. Sen kalk, seni işe alana karşı grev yap! Hem nerden çıkarttılar bu Allahın belası grevi canım..

EMİNE Sen gene gidip, konuşsan. O nerden bilecek Ali’nin greve katıldığını.

RECEP Hay akıllı, bilmez olur mu? Bütün gazetelerde o salağın koskoca resmini bastılar, grev gözcüsü diye. Eşşek mi Kâzım Bey, görmüştür gazetelerde.. Ulan hadi greve katıldın, ne bok yemeğe grev gözcüsü olursun, olursun da gazetelere koskocaman resmini çıkarttırırsın? Sen, Kâzım Beyden yana olacaksın. O veriyor senin paranı. İşçiden işçiye yardım görülmüş mü? O Ali eş-şoğlueşşeği isyan ediyor, sana ne ulan, bırak başkaları isyan etsin! Sen, kenarda duracaksın. Al işte, onun yüzünden bu da işe giremedi.

CEMAL O ne yapsın? Zaten ağzımıza sıçan, o senin Kâzım dediğin değil mi? İyi yapıyor.

RECEP Sus ulan sen, senin haddine mi düşmüş! Kâzım Bey için söz söylemek? Hacizden sonra Ali’yi fabrikaya almasaydı, sen askerlikte tek kuruş harcayabilir miydin?

CEMAL (Alaycı) Ücreti artarsa iyi ama.

RECEP İyi tabii..

CEMAL (Güler)

BİR SES Recep Usta, tamam mı bizim ocak?

RECEP (Seslenir) Tamam, gel al. (Cemal’e) Sen kaç aydır iş arıyorsun?

CEMAL İki.

RECEP Gördün mü? Hadi git o grevcilere de, iş versinler sana.

KONDULU (Ayağında takunyalar, belki de pijamalıdır. Hemen yakında olduğu bellidir. Kısacası eve yaklaşır. Recep’e) Usta, tamam mı bizim ocak?

RECEP Tamam, al bakalım.

KONDULU Borcumuz ne?

RECEP Ver bir on lira.

KONDULU Gazocağının kendisi on beş lira be! On lira tamir parası mı olurmuş? Dalga mı geçiyorsun sen?

RECEP Sen piyasayı hiç görmedin mi oğlum, kim on liradan aşağı iş yapıyor bugün? Hadi gene senin hatırın için, dokuz lira olsun.

KONDULU Yahu, bunu ben bile yapardım be! (Eliyle işaret ederek) Şu kadarcık yeri delinmişti, le-himleyiverdi. (Cebinden para çıkartır) Biz de komşudur, yardım edelim, dedik. (Parayı masaya bırakır) Al şunu da, adamın kafasını bozma akşam, akşam. (Ocağı alıp, çıkarken) Allah Allah, herife bak be!.

CEMAL (Sinirli) Beğenmeyeceğini biliyorsun da, gene de göz göre göre fazla istiyorsun.

RECEP (Eminıe’ye) Off, of! Kafasız benim oğlanlar, (Cemal’e) Ulan, on lira demesem, elli altmış kuruş verir, giderdi.

EMİNE Ne verdi?

RECEP İki lira.

EMİNE (Hemen elini uzatıp, parayı ister. Recep istemeye istemeye verir. Bir lirasını cebine koyar. Ötekisini Cemal’e uzatır.) Cemal, git bir ekmek al, üstünü getir.

NECLA Anne yemek hazır, sofrayı içeri mi kurayım?

EMİNE İçeri kur.

CEMAL Nasılsın yenge?

NECLA İş buldun mu?

CEMAL Yok be yenge! Bütün gün dolaşmadığım yer kalmadı, yokoğlu yok!..

ALİ (Elinde paketler, sahneye girer) Gelmedi mi Nuriye?

EMİNE Daha gelmedi.

ALİ (Cemal’e) Ne oldu, iş buldun mu?

CEMAL Bulamadım.

ALİ Mutlaka bir iş bul.

CEMAL İş nerde, olsa?..

ALİ Nerde varsa, orda bul. (Cemal çıkar)

EMİNE Ne o elindekiler?

ALİ Yiyecek dağıttılar bugün. Necla, alıver şunları.

NECLA (Yaklaşır) Ne oldu, devam edecek mi grev? Adam razı gelmedi mi?

ALİ Gelmedi. (Oturur) Nasılsın baba?

RECEP Sağ ol oğul. (Necla’nın içeri girmesini bekler, sonra) Para vermediler mi?

ALİ Para da verdiler.

EMİNE Kaç lira verdiler.

ALİ Seksen lira. Nerde kaldı bu kız?

EMİNE Ali oğlum, niye son defa diyor mektubunda? Aklıma öyle kötü şeyler geliyor ki!..

ALİ Dur bakalım, hele bir gelsin. Konuşuruz, anlaşırız..

CEMAL (Gelir. Elinde ekmek yoktur) Geldiler. (Hepsi ayağa kalkarlar. Nuriye ve Çırak, sahneye girerler. Nuriye çok değişmiştir ve gelişmiştir. Göğüs ve kalçaları büyümüş, yüzüne bir kadın havası gelmiştir. Bu hava, ailenin kızlarını içtenlikle karşılamalarına engel olur.)

ALİ (Sessizliği bozarak) Hoş geldin, Nuriye!

NURİYE Hoş bulduk ağabey.

ALİ Hoş geldin Mehmet.

MEHMET Hoş bulduk, Ali Ağbi.

RECEP Hoş geldin kızım.

NURİYE (Gider, elini öper) Hoş bulduk baba. (Gidip Emine’nin elini öper)

RECEP (Önündekilerle ilgilenir)

EMİNE Hoş geldin kızım. (Necla’ya seslenir) Necla kız! Sandalye getir.

NECLA (Sandalyeyle gözükür. Sandalyeyi bırakıp, Nuriye’ye yaklaşır.) Hoş geldiniz.

NURİYE Hoş bulduk.

ALİ (Sandalyesine oturur) Oturun, oturun. (Otururlar)

EMİNE (Bir susuştan sonra) Nasılsın kızım, hasta falan değilsin ya?

NURİYE Değilim anne.

EMİNE Kızım niye son defa diyordun mektubunda?

NURİYE Biz Almanya’ya gidiyoruz anne. Son defa elinizi öpmeye geldik.

ALİ Almanya’ya mı dedin?

CEMAL Almanya’ya ha…

NURİYE Evet.

EMİNE Niye kızım, niye gidiyorsun oralara?

CEMAL Dur be anne, dur. (Nuriye’ye) Sonra?..

NURİYE Orada iş bulduk iyi para veriyorlar. Arkadaşlar gitti, çok memnunlarmış.

RECEP Demek parası iyi.

NURİYE Evet.

ALİ Peki, ne iş yapacaksınız orda?

MEHMET Biz beş arkadaş gidiyoruz. Bir otomobil fabrikasında çalışacağız.

EMİNE Gitme kızım, sen gitme. Sen ne anlarsın otomobilden? Atarlar seni işten, perişan olursun,

RECEP (Emine’ye sert) Dur biraz canım.. Peki, orada nerede kalacaksınız?

NURİYE Türkler için yurtlar varmış. Ayda elli mark kirası.

RECEP Türk parası ne kadar eder?

MEHMET Yüzelli lira.

RECEP Sizin elinize ne geçecek?

NURİYE Beşer yüz mark geçer dediler. Yani bizim parayla, üç bin lira.

ALİ Üç bin lira mı dedin?

CEMAL Üç bin lira ha? Vay canına, peki nasıl gidiliyor? Ne yapmak lazım?

MEHMET İş ve İşçi Bulma Kurumuna gidip, adını yazdırıyorsun. Sıran gelince, onlar haber veriyorlar. Ama çok beklemek lazım. Birkaç sene bekleniyor.

CEMAL Peki siz nasıl gidiyorsunuz?

MEHMET Biz bir sene bekledik. Bu işin adamları var. Dört beş bin lira veriyorsun, onlar yolunu buluyor.

CEMAL Benim burada iş bulacağım yok, ne dersiniz? Ben de gitsem mi?

EMİNE Ya ben ne yaparım? İki çocuğum da gâvur ellerinde. Hasta olsalar kim bakar?

RECEP Dur yahu, dur be! (Ali ‘ye bakar)

ALİ Gitsin. Hem Nuriye de yalnız kalmaz.

RECEP (Nuriye’ye) Peki, her isteyen gidebilir mi?

NURİYE Bir de muayene ediyorlar. Çürük çıkarsa, göndermiyorlar.

EMİNE Belki de çürük çıkar.

ALİ Bu yeni askerden geldi. Çürük olsa askerlik yaptırırlar mıydı?

MEHMET İsterseniz yarın komisyoncuyu görüp konuşalım.

EMİNE Olmaz, istemem. Ne işleri var benim çocuklarımın gâvur ellerinde? Ben razı değilim.

RECEP Allah Allah! Şimdi bir de seninle mi uğraşalım?

ALİ Anne öyle deme. Yalnız bu ikisi gitmiyor ki. Binlerce insan gidiyor. Onların da anası, babası var. Bak Cemal iki aydır iş arıyor. Yok, bulamıyor.

RECEP Ali sen de git.

EMİNE Yok artık. O da giderse ne olur bizim halimiz.

ALİ Ben gidemem baba.

NECLA Hadi yemek hazır.

CEMAL Önce biz gidelim, sonra iş bulur çağırırız

sizi.

EMİNE Olmaz, istemem! Ben razı değilim.

ALİ Anne sakin ol, düşün biraz.. Var mı başka çaren?

RECEP (Emine’ye) Var mı başka çaren? (Ayağa kalkar, Nuriye’nin omuzuna elini atar. Eve doğru yürür) Nasılsın kızım, iyisin ya?

EMİNE Peki ya para? Dört bin lirayı nereden bulacaksınız?

RECEP (Geri döner) Buluruz.

ONDÖRDÜNCÜ OYUN

(Gecekondu. Emine bir köşede beklemektedir. Recep, Mehmet’le Cemal’le para saymaktadır.)

RECEP (Sayarak) Dörtbinbeşyüz, dörtbinaltıyüz, dörtbinyediyüz, dörtbinsekizyüz, dörtbindo-kuzyüz, beşbin. Tamam mı?

MEHMET Tamam. Biz şimdi Cemal’le gidelim, adam bizi bekliyor. Bir haftaya kadar biter bu iş.

RECEP Ali evin eşyalarını götürdü mü?

CEMAL Götürdüler, götürdüler. Kamyona koyup götürdüler. Hadi gidelim.

RECEP Ulan kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi, amele olabilmek için beş bin lira rüşvet vereceğim. Bu dünya amma değişmiş.

CEMAL Hadi gidelim.

RECEP Hassiktir git ulan, git de amele ol. Ha dur. Adama sıkı sıkı tembih edin, üçümüz de aynı fabrikada çalışacağız diye. Söz verdi diye evi alelacele sattık, birkaç bin lira içeri girdik. Bir kalleşlik yapmasın.

MEHMET Tamam usta sen hiç merak etme.

(Cemal ve Mehmet çıkarlar. Recep, Emine’ye yaklaşır.)

RECEP Haydi Emine biz de gidelim.

EMİNE Nereye? (Yürümeye başlarlar.)

RECEP Ne demek, nereye? Evimize.

EMİNE Başkasının evine Recep Usta, başkasının evine. Kira evine.

RECEP Ulan uzatma işte, hiç aklınız çalışmıyor.. Hayatımızı kurtaracağız,. Bugün aklını çalıştıran kazanır. Açıkgöz olan kazanır. Çocuklar altı aya varmaz sana yeni bir ev alırlar. Arkasından bir tamirhane açacağım, ama ne tamirhane!.. İçinde her şeyi tamam. Biz Ali’yle tamirhanede, çocuklar Almanya’da, sıkıca çalıştık mı, kısa zamanda yedek parça mağazasını açarız. Bizim Kâzım’dan neyimiz, eksik? O da bir insan, ben de bir insanını. Atılgan olacaksın, girişken olacaksın, teşebbüsçü olacaksın. Ondan sonra, ondan sonrasını ben biliyorum.

EMİNE Satacak başka bir şeyin kaldı mı, Recep Usta? Kefen paran bile kalmadı..

(Sahneden çıkarlar.)

SON

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir