Haksız Fiil Sorumluluğunun Türleri

  1. Kusura dayanan haksız fiil sorumluluğu
  2. Sebep sorumluluğu (Objektif sorumluluk = Kusursuz sorumluluk)
    a) Olağan sebep sorumluluğu = Özen sorumluluğu
    b) Tehlike sorumluluğu = Ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu

Kusura dayanan haksız fiil sorumluluğu, bir kişinin kusurunu kurucu unsur olarak kabul etmiştir. Kusur olması gereklidir; yalnızca zarar yeterli değildir. Sebep sorumluluğu, kusur, sorumluluğun kurucu unsuru değildir. Kusur olmadan bile zarar verilmişse zarar veren sorumlu tutulmuştur. Olağan sebep sorumluluğunda özen gösterildiği kanıtlanırsa tazminat ödeme borcundan kurtulunabilir. Tehlike sorumluluğunda da sorumluluğun sebebi, zararın gerçekleşmiş olmasıdır. Kusura bakılmaz. Ağırlaştırılmıştır, çünkü kurtuluş kanıtı getirme ihtimali yoktur.

Kusurlu davranışla verilen zararın tazmini (kural budur)

Kusur yoksa, verilen zararın tazmin edilmesi söz konusu olmayacaktır, çünkü sorumluluk doğmayacaktır. (BK 49; Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.) Birinci fıkra, hukuka aykırılık hallerini, ikinci fıkra ise ahlaka aykırılığı düzenler. Birinci fıkra kapsamında bir zararın tazmin edilebilmesi için birinci madde kapsamında tazmin edilebilmesi için onun hukuka aykırı biçimde verilmesi gerekir. Kimi zararlar hukuka aykırı olmadıkları için birinci madde kapsamında tazmin edilemez. İkinci fıkra kimi hallerde hukuka aykırı olmasa bile ahlaka aykırılık varsa; zarar kasten veriliyorsa zarar tazmin edilecektir der (örneğin; A, cep telefonunu bin liraya B’ye satıyor. Daha teslim etmemişken A, telefonu C’ye satar ve teslim eder. Mülkiyet, teslimle C’ye geçmiştir. B, bu telefonu başkasından 1500 liraya satın almak zorunda kalmıştır. 300 lira bir zararı doğmuştur. B, bu zararı borca aykırılık hükümlerine dayanarak A’dan talep edebilir. B, C’den talep edemez çünkü aralarında bir sözleşmesel ilişki yok. ancak B, C’den ahlaka aykırı amaçla zarar verildiyse tazminat talep edebilir. C’nin davranışı hukuka aykırı değildir bu yüzden BK 49/1’e dayanmaz. Ancak 49/2’ye göre ahlaka aykırılık varsa ve davranış kasten yapılmışsa bu fıkraya dayanılarak tazminat talep edilebilir. C’nin amacı, B’nin zor durumda kalması olmalıdır.)

KUSUR SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI

  1. Fiil: Davranış, olumlu veya olumsuz bir davranış da olabilir. Yapma-yapmama. Kimi hallerde olumsuz fiiller nedeniyle de sorumluluk doğabilir. Bunun için, hukuk düzeninin, bu şekilde davranmaya emretmiş olması gereklidir. Yapmama, ancak bu şekilde haksız fiilin şartı olarak kabul edilebilir (örneğin; bir demiryolu görevlisinin makası kapatmayı unutması nedeniyle tren raydan çıkar ve ölümlü kaza olur. Demiryolu görevlisinin pasif bir davranışı vardır. Haksız fiile dayanarak tazminat istenebilir çünkü hukuk düzeni ona, belli bir şekilde davranma yükümlülüğü yüklemiştir.)
  2. Hukuka aykırılık: Öğretide iki görüş vardır;
    a) Sübjektif hukuka aykırılık görüşü: Fransız hukuku. Başkasına zarar verne her fiil, failin bu hususta bir yetkisi bulunmadıkça hukuka aykırıdır. Kural, zarar verici fiilin hukuka aykırı olmasıdır. İstisnaen, zararı verme konusunda yetkiliyse kişi, hukuka aykırılık yoktur.
    b) Objektif hukuka aykırılık görüşü: Bizim hukukumuzda benimsenen görüş. Bir fiilin hukuka aykırı olması için belirli bir menfaati koruyan bir davranış kuralının (koruma normunun) ihlali gerekmektedir. Kural, zararın hukuka aykırılık anlamına gelmediğidir. Zarar var diye hukuka aykırı olduğu anlamına gelmez. Zarara uğrayan menfaati koruyan bir kural varsa ve bu ihlal edilmişse hukuka aykırılık mevcuttur.

Koruma Normu

İki türü vardır;

  1. Genel koruma normları (temel koruma normları): Mutlak hakları koruyan genel nitelikli hukuk ilkeleridir. Eğer bir zarar verici davranış bir mutlak hakkı ihlal ediyorsa (örneğin; mülkiyet hakkı) hukuka aykırılık doğrudan doğruya gerçekleşir. Mutlak haklar, genel koruma normlarıyla korunurlar. Hukukun genel ilkeleri, mutlak hakları korumaktadır. Mutlak hak ihlali gerçekleşmişse bir genel koruma normu ihlali gerçekleşmiştir, hukuka aykırılık vardır. Mutlak hak ihlallerinde dahi dikkat edilmesi gereken bir teori vardır; normun koruma amacı teorisi (örneğin; A’nın sebep olduğu bir trafik kazası nedeniyle doktor hastaneye zamanında yetişemez. Hasta sakat kalır. Hastanın kişilik hakkı ihlal edilmiştir. Bir mutlak hak ihlal edilmiştir. Hasta, A’ya yönelerek haksız fiile dayalı tazminat talep edebilir mi? Burada normun koruma amacı teorisi karşımıza çıkar. İhlal edilen normun amacı trafik düzenini sağlamaktır. A’nın ihlal ettiği trafik kuralı, H’nin dayanabileceği bir koruma normu olarak kendisini göstermeyecektir. Belirli bir menfaati koruyan koruma normudur esas olan. Her normun, yalnızca korumayı amaçladığı menfaatleri koruyabileceği kabul edilir. Normun, ihlal edilen menfaati korumayı amaçlaması gereklidir.
  2. Özel koruma normları: Mutlak haklar dışındaki menfaatlerin ihlalinin hukuka aykırı olması, bunları korumayı amaçlayan özel koruma normlarının varlığını gerektirir Bir kimsenin nispi hakları ihlal ediliyorsa veya bir ayni hak ihlal edilmeksizin, yalnızca bir mal varlıksal zarar söz konusuysa (salt malvarlığı zararları), bunların tazmin edilebilmesi için özel bir koruma normunun var olması ve bunun ihlal edilmiş olması gereklidir.

(örneğin; dolandırıcılık. 500 lira dolandırıldınız. Burada bir mutlak hak ihlali yoktur. Salt malvarlığı zararı vardır. Bir ayni hakka zarar gelmeksizin mal varlığında azalma gerçekleşmiştir. Benim salt malvarlığı zararlarımın tazminini talep edebilmek için bunların korunmasını amaçlayan özel bir koruma normunun var olması ve bunun ihlal edilmesi gereklidir. Ceza kanununda dolandırıcılık bir suç olarak düzenlenmiştir. Korumayı amaçladığı menfaatler nedir? Kamu düzeninin korunmasını amaçlar. Aynı zamanda mal varlıksal azalmayı önlemeyi amaçlar mı? Amaçlar. Meydana gelen mal varlığı zararını engellemeye çalışan bir norm vardır kanunda, bu durumda zarar tazmin edilir.


Ahlaka aykırılık: BK 49/2; Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Bu maddede kast aranmaktadır. Kast olmayan zararlar 49/2’ye göre tazmin edilmiyor. Failde zarar verme amacı olmalıdır. Hukuka aykırılık olmadığı hallerde ahlaka aykırılık olabilir. BK 49/1, hukuka aykırılığı düzenlerken; BK 49/2, ahlaka aykırılığı düzenler.


3. Kusurluluk: Hukuk düzeni tarafından kınanan irade ve irade noksanlığıdır. Kusur iki işleve sahiptir; sorumluluğu kurar ve sorumluluğu sınırlandırır. Sorumluluğun, yani ödenecek tazminatın sınırı belirlenecektir kusurun derecesine göre. Objektif olarak bir hukuk kuralının ihlal edilip edilmediği saptanır ilk aşamada. Bir koruma normu ihlal edilmiş mi edilmemiş mi? Failin bu hukuk kuralına aykırı davranma iradesi nedeniyle hukuken kınan bir davranış-irade var mıdır? Kusurun türleri;

a) Kast: Hukuka aykırı sonucu bilerek ve isteyerek hareket edilmesidir. Burada fail hukuka aykırı olarak davrandığını biliyordur. Bilerek, bunu göze alarak ve bunu isteyerek davranışı yapıyordur. En ağır derecesidir kusurun.

b) İhmal: Hukuka aykırı sonuç istenmemekle birlikte, onun meydana gelmemesi için iradenin yeterince kullanılmaması yani, gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesidir. İrade noksanlığı burada ortaya çıktı. Neden? Sen iradeni yeterince ortaya çıkarmadın, kullanmadın;
*Ağır ihmal: Ortalama bir makul kişiden beklenecek dikkat ve özenin gösterilmesidir. (Örneğin doktorun bir alerji testi yapmadan penisilin iğnesi yaptığı bir kişinin alerjik bir şok geçirip ölmesi. Ortalama bir doktor, alerji testi yapması gerektiğini bilir. Ortalama doktordan beklenen özenin altında kalınması ağır ihmaldir. Kast değildir, çünkü adamı öldürmek istenmemektedir.)

*Hafif ihmal: Tedbirli ve dikkatli bir kişiden beklenen özenin gösterilmemesidir. (Örneğin; bir apartman dairesinde yaşıyorsunuz, gece yarısı aşağı bir tahta parçası attınız. Bu saatte köpeğini gezdiren bir teyzemiz yaralanıyor.)

Kusurun ölçüsünü nasıl belirleyeceğim? Kimdir ortalama kişi? Neye göre belirlerim?

Hakim görüş: kusurun tayininde failin mensup olduğu sosyal ve mesleki grup içerisinde aynı şartlar altında yaşayan, makul, dürüst, orta zekalı insan tipi ve buna göre belirlenen örnek davranış modeli dikkate alınır. Örnek davranış modeli, toplumda yaşayan insanların birbirlerine zarar vermemeleri için belirlenen-beklenen özen seviyesidir. Kimi hallerde kanun koyucu özenin standardını koymuş olabilir. Kanun koyucu şartı çizmişse, örnek davranış modeline gerek yoktur. Kanun koyucu zaten sorumluluğun şartını kendisi koymuştur. Kusurun derecesinin ne olduğu önemli değildir, kusur şartı sağlanır ve sorumluluğu kurar. Kusurluluk derecesi tazminat miktarında önemlidir.

Ayırt etme gücü: Ayırt etme gücü somut olaya göre değerlendirilir. Ayırt etme gücünün varlığı bir kimsenin iradesinden bahsedebilmek için gerekli olduğundan, kusura dayalı sorumluluktan bahsedebilmek için ayırt etme gücünün varlığı gereklidir. Sebep sorumluluğu bakımından ayırt etme gücü aranır mı? Aranmaz. Sebep sorumluluğu zaten kusursuz sorumluluktur; bu nedenle ayırt etme gücünün varlığı aranmaz. Kusur sorumluluğunda ayırt etme gücünün aranmasında iki istisna vardır;

a) Hakkaniyet sorumluluğu: (BK 65; Hakkaniyet gerektiriyorsa; hakim, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararın, tamamen veya kısmen giderilmesine karar verir.)

b) Ayırt etme gücünün geçici kaybı: (BK 59; Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak, ayırt etme gücünü kaybetmesinde kusuru olmadığını ispat ederse, sorumluluktan kurtulur.)

4. Zarar: Bir kimsenin mal veya şahıs varlığında rızası dışında meydana gelen azalmadır. Mal varlığında meydana gelen azalmalara maddi zarar denir. Şahıs varlığında meydana gelen azalmalara manevi zarar denir. Müspet zarar ve menfi zarar ayrımıyla işimiz yoktur. Çünkü bunlar hep borca aykırılığa ilişkin ayrımlardır. Haksız fiil hukukunda zararın ayrımları da vardır;

  1. Maddi-Manevi zarar ayrımı: bir kimsenin mal varlığının mevcut durumu ile haksız fiil olmasaydı içinde bulunacağı durum arasındaki fark maddi zarardır. Haksız fiil neticesinde kişinin duyduğu acı ve üzüntü manevi zarardır.
  2. Fiili zarar-Yoksun (mahrum) kalınan kar- Normatif zarar: Maddi zarar bakımından yapılan bir ayrımdır. Bir kimsenin mal varlığının aktifinin azalması veya pasiflerinin artması fiili zarardır. Bir kimsenin mal varlığında meydana gelmesi muhtemel bir artışın engellenmesi, yoksun kalınan kardır. Bu halde ya aktiflerin artması engellenmiştir; veya pasiflerin azalması engellenmiştir. (Örneğin sarhoş bir sürücü, D’nin dolmuşuna çarpmıştır. Dolmuşta 1500 liralık hasar meydana gelmiştir. Bunun dışında D yaralandığı için hastaneye kaldırılmıştır ve 500 lira hastane masrafı ödemiştir. Dolmuşu 3 gün boyunca kullanamadığı için 400 lira kardan mahrumiyet söz konusu olmuştur. 1500 liralık ve 500 liralık masraflar fiili zarardır. 400 liralık zarar da mahrum kalınan kardır. Normatif zarar, fark teorisinin eleştirisidir. Kişinin mal varlığında bir azalma, bir fark olmasa dahi normatif bir değerlendirme yapılmalıdır. (Örneğin trafikte geldiniz benim aracıma çarptınız. Aracım serviste kaldı, 3 gün boyunca kullanamadım. üç gün boyunca işe taksiyle giderim 150 lira harcarım. Fark teorisine göre 150 lira zarar doğmuştur. İşe yürüyerek gitmeyi veya otostop çekerek gitmeyi tercih ettiysem ne olacak? Normatif zarar görüşüne göre buradaki zarar tazmin edilebilir. Arabayı kullanmaktan mahrum bırakılmak bir  zarardır. Normatif olarak zarar gerçekleşmiştir. Türk hukuku açısından kural olarak normatif zarar kabul edilmez. Fark teorisi aranır ama yalnızca iki halde normatif zarar teorisi kabul edilir;
    a) Ev işi zararları: Örneğin bir ev kadını her gün evini temizliyor, yemeği yapıyor. Bu ev kadınına haksız fiille zarar verildiyse ve kadın ev işi yapamayacak hale geldiyse. Normalde bu kadının yaptığı iş yerine gündelikçi kadın alınabilir. Günlük 100 liradan. Bu zarar karşı taraftan talep edilebilir. Ama siz bunu yapmazsınız ve bu işleri ev halkından birisi üstlenirse, yine de zarar karşı taraftan talep edilebilir.
    b) Bakım zararları: Haksız fiile uğrayan kişinin tedavi sonrası evde bakımı için bakıcı tutulmayıp aile bireylerinden birinin o kişiye bakması söz konusudur.
  3. Doğrudan zarar- Dolaylı zarar- Yansıma zarar: Haksız fiile maruz kalan kişinin şahsında veya malvarlığında, araya eklenen bir sebep girmeksizin meydana gelen zarar doğrudan zarardır. (Örneğin, bir nakliyecinin kamyonuna çarptınız ve kamyon pert oldu. Bu durumda fiili zarar gerçekleşmiştir. Doğrudan zarar şeklinde ortaya çıkar.) Haksız fiilin mağduruna verdiği doğrudan zarara bağlı olarak eklenen bir sebeple eklenen bir sebeple mağdurun uğradığı zarar, dolaylı zarardır. Yansıma zarar (yansıma yoluyla zarar), haksız fiile uğrayan kişinin, zarar görmesi sonucunda, bundan etkilenen üçüncü kişilerin zararıdır. Yansıma zarar bir mutlak hak ihlaline yol açabileceği gibi, bir salt mal varlığı zararı da olabilir. BK 53/3; ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar. Burada bahsi geçen zarar, tipik bir yansıma zararıdır.
  4. Mevcut- Müstakbel (Gelecekteki)- Muhtemel Zarar: Mevcut zarar, zararın hesaplandığı tarihte hali hazırda gerçekleşmiş olan zarardır. Örneğin trafik kazasında sarhoş araç kullanan sürücü bir araca çarptı, kamyonet pert oldu. Hali hazırda mevcut olan zarar mevcut zarardır. Zararın hesaplandığı tarihte henüz gerçekleşmiş olmamakla birlikte araya başka bir unsurun eklenmesine gerek olmaksızın normal olarak gerçekleşmesi beklenen zarar, müstakbel zarardır. (Örneğin; bir trafik kazası neticesinde birinin kolu kesilmiştir. Hastane masrafları vb. masraflar mevcut zararlardır. Kolu kesildiği için iş kaybı da yaşanacaktır. Kişinin ekonomik geleceği sarsılacaktır. Araya ek bir unsurun girmesi gerekmiyor. Geleceğinin sarsılması, gelecekte şoförlük yapamayacak olması gerçekleşmemiş bir zarardır.) Müstakbel zararın miktarını tayin imkansızdır. BK 50/2; Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.) Henüz mevcut olmayan, eklenecek bir riskin gerçekleşmesi durumunda doğma ihtimali bulunan zararlar, muhtemel zararlardır. Örneğin trafik kazası geçirildi, araç pert. Adamı ameliyata aldığımızda ölme ihtimali var. Ölürse bir zarar doğacak. Ölmezse doğmayacak. Muhtemel zararın tayini, risk gerçekleşmeden mümkün değildir. Adam ameliyatta ölmeden, ölmesi düşünülerek zarar hesaplanamaz.

5. Uygun illiyet bağı: Haksız fiille sonuç arasındaki neden-sonuç ilişkisi, illiyet bağıdır. BK 49/1; Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Alelade illiyet veya mantıki illiyet yeterli değildir. Şart teorisine göre zararlı sonucu meydana getiren ve birbirine bağlı şartlardan herhangi birini yerine getiren birisi, illiyet bağını sağlamıştır. Haksız fiil sorumluluğunu kuran illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, hayatın olağan akışı ve genel tecrübelerine göre haksız fiilin somut olayda meydana gelen zararı doğurmaya elverişli bir sebep olmasıdır. İlliyet bağı hem haksız fiil sorumluluğunun kurulması açısından önemlidir; hem de illiyet bağının kesilmesi sonucu sorumluluğun ortadan kalkması yönünden önemlidir. Uygun illiyet bağı anlayışı, zarar verenin atipik, öngörülemeyen zararlardan sorumlu tutulamamasını amaçlar.

Sebeplerin çokluğu

Sebeplerin çokluğu, haksız fiile birden çok sebebin yol açmış olmasıdır. Ortak illiyet dediğimiz halde, zararlı sonucu meydana getirmek bakımından, tek başına yeterli olmayan birden çok sebebin bir araya gelmek suretiyle zararlı sonuca yol açmaları söz konusudur. (Örneğin; iki kişinin bir kasayı birlikte çalmaları. Burada ortak illiyet vardır. Birden çok sebep bir araya gelmiş durumda ama bunlardan hiçbirisi tek başına sonuca yol açmıyor. Örneğin bir banka soygununda biri arabada bekliyor, biri güvenlik görevlisini bayıltıyor, biri parayı çantaya koyuyor.) Sorumluluk bu durumda, müteselsil sorumluluk olacaktır. Zarar veren faillerden birine veya hepsine başvurarak zararın tazmini istenir. Müteselsil sorumluluk, zarar gören kişinin, zararın tazminini faillerden dilediği birinden veya hepsinden talep edebilmesidir. Birden çok sebep var ama bu sefer sebeplerden her birisi zararlı sonucu tek başına meydana getirmeye elverişli. Bir zararlı sonucu tek başına meydana getirmeye elverişli bulunan birden çok sebebin bir arada bulunmasına birlikte illiyet(yarışan illiyet) denilir. (ör. İki fabrika var, bu iki fabrika da göle zehirli atıklarını boşaltıyor. Atıklar nedeniyle göldeki balıklar ölüyor. Zararlı sonucu meydana getirmek bakımından her bir fabrikanın davranışı kendi başına yeterliyse, bu durumda birlikte illiyet vardır) Failler yine müteselsilen sorumlu olacaktır. Zararlı sonuca birden çok sebepten hangisinin yol açtığının anlaşılamaması söz konusudur. Bu halde zararlı sebebe birden çok sebepten yalnızca biri yol açmıştır, bu bilinir; ama hangisinin yol açtığı anlaşılamamakta ise seçimlik illiyet(alternatif illiyet) karşımıza çıkar. (ör. 10 kişilik bir kavgada biri ölüyor. Yumruğu kim attı?) Hakim görüşe göre: birden çok sebep arasında birlik görüntüsü var mı? (örnekte var) Birlik görüntüsü veriyorsa müteselsil sorumluluk vardır. Birlik görüntüsü yoksa kimse sorumlu olmayacaktır. Birden çok sebepten yalnız birinin… Farazi illiyet(önüne geçen illiyet) haksız fiil olmasaydı dahi aynı zararlı sonucun kesin olarak gerçekleşecek olmasıdır. (ör. Havaalanındayım, birisi bana saldırdı, adam problemli ve beni bıçakladı, öldürdü. Bu nedenle uçağa binemedim. Uçak düştü bu arada. Adam, ben öldürmeseydim yine ölecekti diyebilir mi? Farazi illiyet sorumluluğu bertaraf etmez. Kimse farazi illiyete dayanarak sorumluluktan kaçamaz. Olsa olsa tazminatın indirilmesine sebep olabilir. Belirli bir sonucu doğurmaya elverişli bir fiil, sonuçlarını henüz tam olarak meydana getirmeden önce ortaya çıkan başka bir sebebin aynı zararlı sonucu doğurması, illiyet bağının kesilmesidir. (ör. Beni biri bıçakladı. Ölmeden önce doktor numarası yapan biri müdahale etti. Ben öldüm. Araya başka bir sebep girmiştir. Beni bıçaklayan adamın sorumluluğu ortadan kalkar mı? İlliyet bağı kesilmiştir.) İlliyet bağının kesilmesi durumunda, haksız fiilin faili fiil ile illiyet bağının kesilmesi arasındaki zaman diliminde meydana gelen zararlardan sorumlu olacaktır. (ör. Beni bıçaklayan adam, adam yaralamaktan sorumlu olacaktır) İlliyet bağını kesen sebepler:

  1. Mücbir sebep: Sorumlunun işletme ve faaliyet alanının dışından gelen, öngörülemeyen ve engellenemeyen tabiat olayları veya beşeri olaylardır. (ör. A’nın bıçakladığı B, hastaneye götürülürken ambulansın üzerine yıldırım düşer. İlliyet bağı kesildiği için A, yalnızca vücut bütünlüğünün ihlalinden sorumlu olacaktır)
  2. Üçüncü kişinin ağır kusuru: Örneğin A, B’yi yaralamıştır. Hastanedeki doktor yanlış tedavi uygulamıştır, B ölmüştür.
  3. Zarar görenin ağır kusuru: Örneğin A, B’nin evini yakar. B, yangından korktuğu için camı açar ve 10. kattan aşağı atlar. Zarar görenin ağır kusuru da illiyet bağını keser Ağır kusur değilse müteselsil sorumluluk olabilir.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

1 Response

  1. İbrahim dedi ki:

    Allah razı olsun. Mükemmel. Konuları somutlaştırarak konutları daha iyi anlayabiliyorsunuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir