Federico Garcia Lorca – Yerma

Yerma

Fransızca’dan çeviren — Tahsin Saraç

KİŞİLER

Yerma

Maria

Juan

Victor

Dolores

I.Çamaşır Yıkayan Kadın

II.Çamaşır Yıkayan Kadın

III.Çamaşır Yıkayan Kadın

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın

V.Çamaşır Yıkayan Kadın

VI.Çamaşır Yıkayan Kadın

I.Kadın

II.Kadın

Kadın (Maskeli)

Erkek (Maskeli)

I.Görümce

II.Görümce

Bir Çocuk

I.Erkek

II.Erkek

III.Erkek (Kuklacı)

Kadınlar Korosu

Yaşlı Kadın

I.Yaşlı Kadın

II.Yaşlı Kadın

Genç Kızlar

I.Ziyarete Gelen Kadın

II.Ziyarete Gelen Kadın

I.PERDE

BiRİNCİ SAHNE

(Perde açıldığında Yerma, ayaklarının dibinde bir iş sepeti, uyumaktadır. Sahne, düşleri andıran garip bir ışıkla aydınlanmıştır. Bir çoban, ayaklarının ucuna basarak sahneye girer. Sabit bakışlarla Yerma’ya bakmakta, beyazlar giyinmiş bir çocuğu elinden tutmaktadır.

Çobanın çıkıp gidişinden sonra sahne iç açıcı bir bahar ışığıyla aydınlanır.)

TÜRKÜ — (Sahne arkasından.)

Yavruma, uyuyan yavruma…

Kuzuma, yavru meleğime…

Kırlarda bir kulübe yapacağız.

Girip içine saklanacağız.

Yerma — Juan, neredesin Juan?

Juan — Geliyorum.

Yerma — Vakit tamam.

Juan — Öküzler geçti mi?

Yerma — Geçti.

Juan (çıkmak üzereyken) — Hadi, Allahaısmarladık!

Yerma — Bir bardak süt içmez misin?

Juan — Neden?

Yerma — Çok çalışıyorsun. Bu kadar işi kaldıramazsın.

Juan — Sırım gibi erkekler çelik gibi sağlam olur.

Yerma — Ama sen değil. Evlendiğimiz zamanlar bambaşkaydın. Şimdi yüzün bembeyaz, kireç gibi. Hiç gün yüzü görmemiş sanki. Oysa ben hep seni dereye yüzmeye giderken, büyük yağmurlarda damı aktarırken görmeyi kurardım. Evleneli yirmi dört ay oldu, sen ise günden güne dertleni yor, günden güne soluyorsun. Sanki toprağın üstüne dalbudak değil de, altına kök salıyorsun.

Juan — Bitti mi?

Yerma — Darılma. Bir gün hastalandığımda benimle ilgilenmeni isterdim — ” Karım hasta, şu koyunu keseyim de şu güzel parçasını ona kızartayım. Karım hasta, şu tavuğun yağını ayırayım da içsin, öksürüğü geçsin. Şu koyunun postunu ona götüreyim de ayakları kardan kesilsin” demeni isterdim. Bak işte ben böyleyim, her şeyinle ilgileniyorum senin.

Juan — Sağol!

Yerma — Ama bırakmıyorsun ki, sana şöyle bir istediğim gibi bakayım.

Juan — Bir şeyim yok dedim ya! Kuruntu bütün bunlar. Çok çalışıyorum. Ve her yıl biraz daha yaşlanıyorum, o kadar.

Yerma — Her yıl, doğru. Ve bütün yıllar hep böyle geçecek, senin için de, benim için de.

Juan (gülümseyerek) — Elbette! Hem, huzur dolu yıllar olacak bunlar. İşlerimiz iyi gidiyor. Sonra paramızı har vurup harman savuracak çocuğumuz da yok.

Yerma — Sahi, çocuğumuz yok, Juan.

Juan — Ne var gene, söyle?

Yerma — Acaba ben seni sevmiyor muyum dersin?

Juan — Seviyorsun.

Yerma — Ben kocalarının yatağına girmeden önce tir tir titremiş, ağlamış kızlar bilirim. Seninle ilk yatışımda ağlamış mıydım? Yumuşak, ince yatak çarşaflarını kaldırırken şakıyıp türkü söylememiş miydim? “Bu yatak çarşafları ne güzel elma kokuyor” dememiş miydim?

Juan — Demiştin.

Yerma — Annem kendisinden ayrıldığıma üzülmüyorum diye ağlamıştı. Doğruydu da. Hiçbir kız bu kadar sevinerek koca evine gitmemiştir. Gelgelelim…

Juan — Yeter! Anlatılanlardan bıktım usandım artık.

Yerma — Yoo. Şundan bundan duyduklarını bana yinelemene gerek yok. Bütün bunların asılsız olduğunu ben kendi gözümle görüyorum. Yağmur yağa yağa taşları yumuşatır. Yumuşayan taşlarda yaban turpları biter. Çiçeklerinin hiçbir işe yaramadığı söylenir. Ama o çiçekler… O canım sarı çiçekler bütün canlılıklarıyla gözlerimin önünde benim.

Juan — Umudu kesmemeli.

Yerma — Evet ama istemeli de.

(Kocasını kucaklar, öper.}

Juan — Bir şey gerekse söyle de getireyim. Sokağa çıkmanı istemem, bilirsin.

Yerma — Hiç çıktığım yok ki…

Juan — Burada her yerden rahatsın.

Yerma — Öyle.

Juan — İşsiz güçsüzlerin kârıdır sokak.

Yerma (dertli) — Doğru.

(Kocası çıkıp gider, Yerma dikiş kutusuna doğru yönelir, elini karnında gezdirir, tatlı tatlı esneyerek gerinir, dikiş dikmek üzere oturur.)

Yerma —

Nereden geliyorsun canım çocuğum?

“Ayazın o keskin, o sivri doruğundan.”

Söyle peki, ne istersin canım meleğim?

“istediğim urbalarının sıcaklığı.”

(İğnesine iplik geçirir.)

Hele bir kıpırdasın güneşte dallar…

Hele bir fışkırsın dört yandan pınarlar…

(Bir çocukla konuşuyormuş gibi.)

Köpek avluda havlamakta

Dallarda türküsü yellerin

Böğürmekte sığırtmaç önünde öküzler…

Okşayıp kıvırmakta saçlarımı ay.

Söyle daha ne istersin uzaklardaki çocuk?

(Sessizlik.)

” İstediğim memelerinin o ak tepecikleri…”

Hele bir kıpırdasın güneşte dallar

Hele bir fışkırsın dört yandan pınarlar…

(Dikiş dikerek — )

Peki kuzum benim, peki meleğim!..

Uğruna yırtınıp paralandığım.

Bilsen ne acılar, ne sancılar duyacağım.

Sana ilk beşik olacak karnımda.

— Ne zaman geleceksin, bari meleğim!

(Sessizlik.)

Yasemin koktuğunda tenin.”

Hele bir kıpırdasın güneşte dallar…

Hele bir fışkırsın dört yandan pınarlar…

(Yerma şarkı söyler, kapıdan bir çamaşır bohçasıyla Maria girer.)

Yerma — Nereden geliyorsun?

Maria — Dükkândan.

Yerma — Dükkândan mı? Böyle erken erken?

Maria — Bana kalsaydı kapısının önünde beklerdim dükkânın açılmasını. Bil bakalım ne aldım?

Yerma — Kahvaltı için kahve, şeker, çörek… falan…

Maria — Hayır. Dantela aldım, keten aldım, kurdele aldım, bir de renk renk yünler aldım, ponpon yapmak için.

Yerma — Kendine bluz mu yapacaksın?

Maria — Hayır. Şey… Anlıyorsun ya!

Yerma — Ne?

Maria — Şey işte canım. Oldu…

(Başını önüne eğer.)

Yerma (yerinden kalkar, ona hayran hayran bakar) — Beş ay sonra ha?

Maria — Evet.

Yerma — Farkına vardın demek?

Maria — Tabiî.

Yerma — Ne hisssediyorsun kendinde?

Maria — Bilmem. Bir sıkıntı.

Yerma — Sıkıntı mı? (Maria’yı sıkıca kavrar.) Haydi canım! Ne zaman oldu bu, söylesene!.. Aklından geçirmiyordun değil mi?

Maria — Hayır geçirmiyordum.

Yerma — Belki de türkü söylüyordun. Hani ben de söylerim ya!.. Haydi anlat bana, ne olur!

Maria — Nasıl söyleyeyim bilmem ki? Sen şöyle avucunun içinde canlı bir kuşu sıkı, sımsıkı tuttun mu hiç?

Yerma — Tuttum.

Maria — İşte bu da aynı. Yalnız elde değil, kanda.

Yerma (Maria’ya gıpta ile bakar) — Ne güzel!

Maria — Şaşırıp kaldım. Hiçbir şey bildiğim yok.

Yerma — Neyi bilmiyorsun?

Maria — Ne edeceğimi. Anneme soracağım.

Yerma — Neden? Annen yaşlandı artık. Bütün bunları unutmuştur. Fazla yürüme, dişlerinin arasında bir gül tutuyormuşsun gibi soluğuna bile dikkat et.

Maria — Baksana! Dediklerine göre daha sonraları çocuk mini mini ayaklarıyla, hafiften tekmeler atarmış insana.

Yerma — Ah! İşte o zaman onu daha çok sever insan, ve “yavrum” demeye o zaman başlar.

Maria — Ama gene de utanıyorum.

Yerma — Ya kocan? O ne diyor?

Maria — Hiç.

Yerma — Seni çok seviyor değil mi?

Maria — Bilmem. Bana bir şey demiyor. Yalnızca yanıma çok sokuluyor, ve iki yeşil yaprak gibi titriyor gözleri.

Yerma — Biliyor muydu?

Maria — Evet.

Yerma — Peki nereden biliyordu?

Maria — Bilmem. Ama evlendiğimiz gece dudakları yana-

ğımda habire bundan söz ediyordu. Onun kulağımdan içime akıttığı sımsıcak bir güvercin sanki çocuğum.

Yerma — Mutlu kadın.

Maria — Ama sen benden daha çok şey biliyorsun, bütün bunlar hakkında.

Yerma — Neye yarar!

Maria — Peki neden, aynı yıl evlenen kızlar arasında bir sen?..

Yerma — Doğru. Ama iş işten geçmiş değil henüz. Helene üç yıl bekledi. Annemin zamanındaki eski kadınlar daha da fazla. Gene de iki yıl yirmi gün beklemek çok geliyor bana. Düşünüyorum da, burada böyle kendimi yiyip bitirmem doğru değil. Çok geceler, bilmem neden soğuk taşlara basmak için avluya çıkıp dolaşıyorum. Bu böyle sürüp giderse hasta olacağım.

Maria — Bak hele kuzum, yaşlı bir kadın gibi konuşuyorsun sen. Haydi, haydi, kimsenin böyle şeylerden sızlanmaya hakkı yok. Teyzelerimden birinin çocuğu on dört yıl sonra oldu. Hem görsen ne çocuk!

Yerma (üzüntülü bir merakla) — Neler yapardı?

Maria — Bir boğa yavrusu gibi ağlardı. O kadar kuvvetli ki, binlerce ağustos böceği hep birden ötüyor sanırsın. Üstümüze işer, kulaklarımızı çekerdi. Daha dört aylıkken insanın suratını tırmalaya tırmalaya kanatıyordu.

Yerma (gülerek) — Ama böyle şeyler acıtmaz ki canını insanın.

Maria — Acıtıp acıtmadığını ilerde söylerim sana.

Yerma — Haydi canım! Kız kardeşimi çatlamış memeleriyle çocuğunu emzirirken görmüştüm. Bu ona, çok acı veriyordu. Ama hoş bir acı. İnsanı dipdiri kılan bir acı. Bir kadının sağlığı için gerekli bir acı.

Maria — Çocuklar çok çektirir derler.

Yerma — Yalan! Zayıf analar, mızmız kadınlar söyler bunu. Peki öyleyse neden çocuk doğururlar? Bir demet gül devşirir gibi çocuk sahibi oluvermez ya insan! Onları büyümüş görmek için dert de çekeceksin, kahır da. Onların kanımı-

zın yarısını alıp götürdüğünü düşünüyorum; yararlı bir şey. Her kadının dört beş çocuk besleyecek kanı vardır. Çocuğu olmayınca bu kan zehir olur. Benim başıma da gelecek olan bu.

Maria — Nem var bilmiyorum. Bir şeyler oluyor bana…

Yerma — Kadınlar ilk doğumdan pek korkarlarmış, hep duyardım.

Maria (sıkılarak) — Baksana! sen iyi dikiş dikersin.

Yerma (bohçayı alarak) — Ver bakalım, sana iki zıbın biçeyim. Ya bunlar?

Maria — Kundak bezleri…

Yerma — Peki, olur.

(Oturur.)

Maria — Öyleyse, şimdilik kal sağlıcakla.

(Yerma’ya yaklaşır — Yerma büyük bir saygı ile onun karnını elleri arasına alır.)

Yerma — Bozuk yollarda koşayım deme.

Maria — Sağlıcakla kal.

(Onu öper ve çıkar.)

Yerma — Gecikme. Yakında görüşelim yine.

(Perde, ilk açıldığı zamanki durumunu alır. Makası eline alıp kumaşı kesmeye koyulur. Victor içeri girer.) Hoş geldin Victor.

Victor (düşünceli ve inatçı) — Juan nerede?

Yerma — Tarlada.

Victor — Ne dikiyorsun?

Yerma — Çocuk çamaşırları.

Victor (gülümseyerek) — Güzel!

Yerma — Kenarlarına da dantela işleyeceğim.

Victor — Kız olursa ona kendi adını verirsin.

Yerma (titreyerek) — Ne dedin?

Victor — Senin hesabına seviniyorum.

Yerma (boğulacak gibi) — Yoo. Benimki için değil. Maria’nın çocuğu için.

Victor — İyi ya! İşte sana örnek oluyor demek. Bu evde bir çocuk eksik.

Yerma (üzüntülü) — Evet eksik.

Victor — Haydi öyleyse gayret! Kocana söyle, işlerini daha az düşünsün. Para, para diyor hep. Parası olacak, ama onları bırakacak kimse bulamayacak bu gidişle. Şimdi ben koyunlarla gidiyorum, Juan’a söyle satın aldığı iki koyunu gelsin alsın benden. Öbür soruna gelince, söyle de sana daha bir kuvvetle sarılsın.

(Victor çıkar.)

Yerma — Doğru. Bana daha bir kuvvetle sarılsın. Peki kuzum benim, peki meleğim!

Uğruna yırtınıp paralandığım…

Bilsen ne acılar ne sancılar duyacağım

Sana ilk beşik olacak karnımda.

Ne zaman geleceksin bari söyle!

“Yasemin koktuğunda tenin.”

(Yerma düşünceli kalkar. Victor’un önceden durmuş olduğu yere gider. Dağ havasıyla ciğerlerini doldurmak istermiş gibi derin derin solur. Sonra bir şey arıyormuş gibi odanın öbür yanına geçer, sonra iskemlesine döner, oturur ve işini yeniden eline alır. Dikiş dikmeye başlar. Kendinden geçmiş bir durumda, dalgın kalır.)

İKİNCİ SAHNE

(Kır. Yerma gelir, elinde bir sepet. Birinci Yaşlı Kadın girer.)

Yerma — Günaydın.

I.Yaşlı Kadın — Günaydın güzel kız. Nereye böyle?

Yerma — Kocama yemek götürdüm. Şu zeytinliklerde çalışıyor da.

I.Yaşlı Kadın — Çoktan beri mi evlisin?

Yerma — Üç yıldır.

I.Yaşlı Kadın — Çocuğun var mı?

Yerma — Yok.

I.Yaşlı Kadın — Eh, o da olur.

Yerma (kaygı ile) — Olur mu dersiniz?

I.Yaşlı Kadın — Neden olmasın? (Oturur.) Ben de biraz önce erkeğime yemek götürdüm. Yaşlı kendisi. Ama hâlâ çalışıyor. Dokuz oğlum var. Hepsi de güneş gibi. Gelgelelim hiç kızım yok. Bu yüzden her iş bana bakıyor, oradan oraya koşup duruyorum.

Yerma — Öbür kıyıda mı oturuyorsunuz?

I.Yaşlı Kadın — Evet, değirmenler semtinde. Kimlerdensin sen?

Yerma — Çoban Henrike’nin kızıyım.

I.Yaşlı Kadın — Ha! Tanıdım. Şu Çoban Henrike’nin. İyi adamdı. Sabah sabah kalkmak, alın teri dökmek, bir kuru ekmekle yetinmek, ve ölmek… Ne eğlence, ne bir şey! Düğün, bayram başkaları için. Sessiz insanlar…. Ha! İsteseydim senin bir amcanla evlenebilirdim. Ama olmadı, ne ise. Gençliğimde burnum pek havadaydı. Eğlenceye de pek düşkündüm. Kaç kez yelin sesini kitara sesleriyle, yaklaşıp uzaklaşan türkülerle karıştırmış kapıya koşmuşumdur. (Gülerek — )

Belki de güleceksin, iki kez kocaya vardım, on dört çocuğum oldu, beşi öldü, ama yine de bahtsız sayılmam. Ve daha nice yıllar yaşamak isterim. Ya! İşte böyle. Baksana! şu incir ağaçları ne uzun ömürlü. Şu evler nice yıllar sürüp gider. Oysa biz, şu kahrolası kadınlar, yok yere nasıl da toprak olur gideriz.

Yerma — Size bir şey sormak istiyorum.

I.Yaşlı Kadın — Ne soracaksın? (Ona bakar.) Ne sormak istediğini biliyorum. Öyle şeyler konuşulmaz.

(Kalkar.)

Yerma (onu tutarak) — Neden konuşulmasın? içime bir güven geldi sizi dinlemekle. Çoktan beridir yaşlı bir kadınla konuşmak istiyordum. Öğrenmek istiyorum çünkü. Haydi söyleyin bana!

I.Yaşlı Kadın — Neyi?

Yerma (sesini alçaltarak) — Bildiklerinizi. Neden çocuğum olmuyor benim. Bu güç, bu sağlık yalnızca kümes hayvanlarına bakmama, tiril tiril ütülü perdelerle pencerelerimi süslememe mi yarayacak? Hayır olamaz! Ne yapmam gerekse söyleyin bana. Sözünüzü tutacağım. Gözüme iğne batırmamı bile söyleseniz dediğinizi yapacağım.

I.Yaşlı Kadın — Ben mi söyleyeceğim? Bu konuda hiçbir şey bilmiyorum. Ben yalnızca sırtüstü yattım ve bir türkü tutturdum, o kadar. Su gibi kendiliğinden akıp gelir çocuklar… Ah, senin şu vücudunun güzel olmadığını söylemeye kimin dili varır? Şurada bir adım atsan sokağın ta öbür başındaki at kişnemeye başlar. Ah, bırak beni söyletme kızım, kafamdan bütün geçenleri söylersem iyi olmaz!

Yerma — Niçin ama? Kocamla bundan başka bir şey konuştuğum yok benim.

I.Yaşlı Kadın — Dinle. Kocandan hoşlanıyor musun?

Yerma — Ne gibi?

I.Yaşlı Kadın — Yani seviyor musun onu? Hep, beraber olmayı istiyor musun onunla?

Yerma — Bilmem.

I.Yaşlı Kadın — Sana sokulduğunda titremiyor musun? Dudaklarını uzattığında kendinden geçip kalmıyor musun? Söyle…

Yerma — Hayır. Böyle bir şey duymadım hiç.

I.Yaşlı Kadın — Hiç mi? Dans ederken de mi?

Yerma (hatırlayarak) — Belki bir defa… Victor’la.

I.Yaşlı Kadın — Evet…

Yerma — Beni belimden yakaladı, kendisine hiçbir şey söyle yemedim. Konuşamıyordum çünkü. Bir defasında da… On dört yaşımdaydım henüz… Victor ise hemen hemen bir delikanlı… Bir hendeği atlatmak için kucağına aldı beni…

İçimi öyle bir titreme almıştı ki… Dişlerim birbirini dövüyordu sanki. Ama ne yapayım ki öteden beri utangacım ben.

I.Yaşlı Kadın — Ya kocanla?

Yerma — Kocam, o başka. Babam verdi, ben de aldım. Sevinerek. Doğru söylüyorum. Çünkü daha ilk nişanlandığımız gün onun bana vereceği çocuğu düşünüyordum. Kendimi seyre dalıyordum onun gözlerinde… Mini minnacık… Uysal. .. Kendi kendimin küçücük bir kızıymışım gibi.

I.Yaşlı Kadın — Benim için sorun başka. Belki de bu yüzden daha erken çocuğun olmadı senin. Hoşlanmak gerek kızım. Erkeklerin saçlarınızı okşayıp dağıtmalarından, onlarla aynı kadehten içmekten, dudak dudağa olmaktan hoşlanmak gerek. Yaşam o zaman yaşam olur.

Yerma — Şenin için öyle, ama benim için değil. Çok şeyler düşündüm, çok şeyler kurdum. Ancak oğlum tasarladığım bu şeyleri gerçekleştirebilir. Tek bu çocuk için kendimi kocama verdim, tek o dünyaya gelsin diye hâlâ kendimi verip duruyorum, yoksa zevk aldığımdan değil.

I.Yaşlı Kadın — Sonuç — İçin bomboş.

Yerma — Hayır boş değil. Tiksintiyle dolu çünkü. Ama söyle; suç bende mi? Bir erkekte yalnız ve ancak erkeklik mi aramalı? O zaman, sırtını dönüp de seni yatakta yapayalnız bıraktığı zaman, dertli gözlerin tavanda, neler düşünürsün? Onu mu? Senden doğabilecek o canım şeyi mi? Ne olursun acı bana, söyle.

I.Yaşlı Kadın — Ah, ne masum bir gonca, ne tatlı bir yaratıksın sen! Bırak beni, açtırma ağzımı hiç. Bir şey söylemek istemiyorum sana artık. Bu bir namus işi. Ve kimsenin namusuyla oynamak istemem ben. Yolunu kendin bul. Bu denli saf, bu denli temiz olmasaydın keşke.

Yerma (üzüntülü) — Benim gibi böyle köyde yetişmiş kızlara bütün kapılar kapalı. Nasıl öğrenebilirim? Hep aldatıcı sözler, hep göz kırpmalar… Baksana sen de susuyorsun, her şeyi bilen sen, susuzluktan ölen bir kadından istediği

o tek şeyi esirgiyorsun. Sonra da bir hatun edasıyla çekip gidiyorsun.

I.Yaşlı Kadın — Daha işini bilir bir kadınla konuşabilirdim belki. Ama seninle değil. Yaşımı başımı almışım ben, ne söylediğimi de bilirim.

Yerma — Desene Tanrı yardımcım olsun.

I.Yaşlı Kadın — Tanrı mı? Hayır. Hiçbir zaman hoşlanmadım Tanrı’dan. Onun var olmadığını ne zaman anlayacaksınız? İstediğin şey için yalnız erkeklerden medet um.

Yerma — Niçin bana bunları söylüyorsun, niçin?

I.Yaşlı Kadın (giderayak) — Ama küçük bile olsa bir Tanrı olması gerek. Çürük tohumlarıyla kırların tadını kaçıranların üzerine yıldırımlarını yağdırmak için.

Yerma — Ne demek istediğini anlayamıyorum.

I.Yaşlı Kadın — Ben ne demek istediğimi anlıyorum. Umudunu kesme. Henüz öyle gençsin ki. Elinden başka ne gelir? Benim de bir şey gelmez elimden.

(Çıkar, iki genç kadın girer.)

I.Kadın — Nereye gitsek karşımızda insanlar…

Yerma — Erkekler zeytinliklerde çalışıyor. Yemeklerini götürmek gerek. Evlerde kalan yalnız yaşlılar…

II.Kadın — Köye mi dönüyorsun?

Yerma — Evet.

I.Kadın — Benim acelem var. Uykuda bıraktım küçüğü, evde de kimse yok.

Yerma — Çabuk ol öyleyse kızım. Çocukları yalnız bırakmamak gerek. Bari domuz olmasa evinizde.

I.Kadın — Yok; ama haklısın hemen koşmalıyım.

Yerma — Koş. En ufak bir şey iş açabilir başına. Kapıyı iyice kapamışsındır inşallah.

I.Kadın — Kapadım.

Yerma — İyi. Bir yavrunun ne olduğunu bilmiyorsun hâlâ. Küçücük bir şey öldürmeye yeter onu. Ufacık bir iğne, bir yudum su…

I.Kadın — Haklısın. Hemen koşuyorum eve. Doğru, pek düşüncesizim.

Yerma — Haydi çabuk.

(I.Kadın çıkar.)

II.Kadın — Senin de dört beş çocuğun olsaydı daha başka türlü konuşurdun.

Yerma — Hiç de değil. İsterse kırk tane olsun.

II.Kadın — Doğrusu, böyle çocuğu olmamak rahatlık. Sen de, ben de, ikimiz de rahatız.

Yerma — Ben rahat değilim.

II.Kadın — Ben rahatım. O derdim yok hiç olmazsa. Kafam şişmez. Annemin de çocuğum olsun diye bana içirtmediği ot kalmadı. Ekimde bir evliyaya gidip dua edeceğiz. Çok içten yalvaran, dua eden kadınlara çocuk verirmiş sözde. Annem dua edecek tabii, ben değil.

Yerma — Öyleyse neden evlendin sen?

II.Kadın — Evlendirdiler de ondan. Hepimiz evleniyoruz. Bu gidişle evlenmemiş olarak yalnız küçük kızlar kalacak. Hem sonra papaz karşısına çıkmadan çok önce evli buluyor insan kendini. Ama yaşlı kadınlar bizden ayrı düşündükleri için burunlarını sokuyorlar işlerimize. On dokuz yaşındayım, ne yemek pişirmeyi severim, ne de çamaşır yıkamayı. Bütün gün yapmak istemediğim şeyleri yapmam gerekiyor. Neden? Kocamın ille de kocam olmasına ne gerek var? Şimdi yaptıklarımızı bal gibi nişanlıyken de yapıyorduk. Yaşlıların aptallığı işte.

Yerma — Sus. Böyle konuşma.

II.Kadın — Sen de kalkıp bana deli diyeceksin. Deli! Deli! (Güler.) Yaşam üzerine bildiğim tek şeyi sana da söyleyebilirim — Bütün kadınlar dört duvar arasına kapanmış, hiç de hoşlanmadıkları şeyler yapıp dururlar. Oysa ne güzel şey sokağa fırlamak. Irmağa koşmak… Çıkıp da çan çalmak… Şöyle soğuk bir anasonlu içki içmek.

Yerma — Çocuksun sen.

II.Kadın — Evet ama kaçık değilim.

Yerma — Annen köyün ta yukarılarında oturuyor değil mi?

II.Kadın — Evet.

Yerma — Son evde, öyle mi?

II.Kadın — Evet.

Yerma — Adı ne?

II.Kadın — Dolores. Neden sordun?

Yerma — Hiç.

II.Kadın — Bir nedeni olmalı?

Yerma — Bilmem. Dediler ki…

II.Kadın — Dedikleri senin olsun. İşte bu kadar. Şimdi gidip kocamın yemeğini götüreceğim. Nişanlıma diyememek, ne yazık değil mi?

(Güler.) Kaçık kız gidiyor! (Neşeli neşeli gülerek çıkar.) Hoşça kal.

Victor’un Sesi (şarkı söyleyerek) —

Neden böyle yalnız uyursun çoban?

Neden böyle yalnız uyursun?

Daha güzel geçerdi uykun

O süslü yün örtülerimin üstünde.

Neden böyle yalnız uyursun çoban?

(Yerma dinler.)

Victor’un Sesi (şarkı söyleyerek) —

Neden böyle yalnız uyursun çoban?

Daha güzel geçerdi uykun

O yün örtülerimin üstünde.

Karanlık bir barınak, taştan.

Çoban.

Bir gömlek, kırağıdan

Çoban…

Ve kül rengi kamışları kışın.

Ot döşeğinin gecesinde.

İğneler serpmekte meşe ağacı

Yastığının altına çoban.

Ve kadın sesini duyarsın ancak

Suların hıçkırığından.

Çoban… Çoban…

Ne ister bu dağ senden?

Bu dağın otları zehir zemberek.

Yavrum öldürmeye hazır seni

Katır tırnağı dikeni.

(Yerma çıkarken sahneye girmekte olan Victor’a çarpar.)

Victor (neşeyle) — Nereye böyle güzelim?

Yerma — Türkü söyleyen sen miydin?

Victor — Bendim.

Yerma — İyi söylüyorsun. Hiç duymamıştım sesini.

Victor — Hiç mi?

Yerma — Ne de gür sesin varmış. Ağzından pınarlar akıyor sanki.

Victor — Hep neşeliyimdir ben.

Yerma — Doğru.

Victor — Senin hep dertli olduğun gibi.

Yerma — Üzüntümün nedeni var, yoksa huyumdan değil.

Victor — Kocan senden de dertli.

Yerma — Doğru. Öyledir o. Hep üzüntülü.

Victor — Öteden beri öyle. (Sessizlik, Yerma oturmuştur.) Yemeğini mi götürüyordun?

Yerma — Evet. (Victor’a bakar, sessizlik.) Buranda ne var? (Yanağını gösterir.)

Victor — Neremde?

Yerma (kalkıp Victor’a yaklaşır) — Şuranda, yanağında. Yanık gibi bir şey.

Victor — Bir şey değil.

Yerma — Sanki…

(Sessizlik.)

Victor — Güneşten herhalde.

Yerma — Herhalde.

(Gitgide ağırlaşan bir sessizlik. İkisi de hareketsiz. Kendi kendileriyle mücadele halindedirler.)

Yerma — Duyuyor musun?

Victor — Neyi?

Yerma — Bir ağlama sesi. Duymuyor musun?

Victor (dinleyerek) — Hayır.

Yerma — Bir çocuk ağlaması duyar gibi oldum.

Victor — Öyle mi?

Yerma — Çok yakında. Boğuk hıçkırıklar halinde.

Victor — Buralarda her zaman meyve çalmaya gelen çocuklar vardır.

Yerma — Hayır küçücük bir çocuk sesi bu.

Victor — Hiçbir şey duymuyorum.

(Sessizlik.)

Yerma — Bana öyle gelmiş olacak.

(Yerma, Victor’a sabit bakışlarla bakar, Victor da aynı bakışlarla ona bakmaktadır. Sonra Victor’un gözleri korkuyla bir başka yana çevrilir.)

Juan (girer) — Hâlâ burada mısın? Ne yapıyorsun?

Yerma — Konuşuyordum.

(Victor çıkar.)

Juan — Evde olmalıydın şimdiye dek.

Yerma — Biraz oyalandım.

Juan — Neyle oyalandın?

Yerma — Kuşların ötüşünü dinledim.

Juan — Çok güzel, ama elin ağzında dedikodu konusu olacaksın.

Yerma — Neler de düşünüyorsun?

Juan — Senin için değil, başkaları için söylüyorum bunu.

Yerma — Başkaları… Şeytan çarpsın başkalarını!..

Juan — Bırak lanet okumayı. Yakışmaz kadın kısmına.

Yerma — Bir kadın olabilseydim.

Juan — Yeter artık, keselim! Haydi eve dön!

(Sessizlik.)

Yerma — Peki. Seni bekleyeyim mi?

Juan — Hayır. Bütün gece tarla sulayacağım. Su az geliyor, gün doğuncaya dek su benim. Hırsızlara kaptırmayayım bari. Sen yat, uyu.

Yerma (acılı) — Yatıp uyuyacağım.

(Çıkar.)

PERDE

II.PERDE

BİRİNCİ SAHNE

(Perde arkasından türküler duyulur. Köylü kadınların çamaşır yıkadıkları bir dere. Çamaşır Yıkayan Kadın’lar dağınık düzen sıralanmışlardır.)

TÜRKÜ —

Yıkıyorum kurdelelerini

Buz gibi sularında derenin.

Tutuşmuş bir yasemindir

Gülüşün senin.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Çene çalmaktan hoşlanmam ben.

III.Çamaşır Yıkayan Kadın — Ama burada çene çalmaz da ne yapar insan?

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Kimseye bir zararımız dokunmuyor ki.

V.Çamaşır Yıkayan Kadın — Adının iyiye çıkmasını

isteyen kadın iyi olmalı.

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın (türkü tutturarak) —

Kendi ellerimle ektiğim kekik

Büyüdü gözlerimin önünde,..

Adının iyiye çıkmasını isteyen

İyi davranmalı kendisi de.

(Gülüşürler.)

V.Çamaşır Yıkayan Kadın — Aldın mı ağzının payını!

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Aleyhinde hiçbir şey bilinmiyor.

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Bilinen şu — Kocası iki kız kardeşini getirtmiş, bundan böyle birlikte oturacaklar…

III.Çamaşır Yıkayan Kadın — O evde kalmış kızları mı?

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Evet. Eskiden kiliseye bakarlardı. Şimdi de gelinlerine bakacaklar. Ben olsam, dünyada onlarla yapamam.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Neden?

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Bana korku veriyorlar… Mezarların üstünde hemen bitiveren o kocaman, sert yapraklara benziyorlar. Balmumuyla sıvanmışlar sanki. Kandil yağı ile yemek pişirirler gibi geliyor insana.

III.Çamaşır Yıkayan Kadın — Gelmişler mi peki?

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Dün gelmişler. Kocası tarlaya gitmeye başladı yine.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Neler olup bitmiş acaba? öğrenebilecek miyiz?

V.Çamaşır Yıkayan Kadın — Önceki gün o soğukta, kapının eşiğindeki taş üstünde geçirmiş bütün geceyi kadıncağız.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Neden?

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Evinde kapanıp kalamıyor da ondan.

V.Çamaşır Yıkayan Kadın — Kısır kadınlar böyledir işte. Evlerinde oya işleyip, reçel yapacaklarına tutup damlara çıkarlar, ya da derede yalnayak dolaşırlar.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Ne hakla böyle konuşuyorsun? Çocuğu yok ama suç onda değil ki.

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Çocuk isteyen kadının

çocuğu olur. Ama çıtkırıldım, tembel, yapmacıklı kadınlar karınlarının sarkmalarını göze alamazlar.

III.Çamaşır Yıkayan Kadın — Allık pudra sürüp, bluzlarına bir demet zakkum çiçeği takmak, yabancı erkekleri tavlamak… İşte bu, işleri güçleri…

V.Çamaşır Yıkayan Kadın — Doğru… Çok doğru…

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Peki siz onu başka biriyle gördünüz mü?

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Biz görmedik ama başkaları görmüş.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Hep de başkaları…

V.Çamaşır Yıkayan Kadın — Hem de iki kez görmüşler.

II.Çamaşır Yıkayan Kadın — Peki ne yapıyorlarmış?

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Konuşuyorlarmış.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Konuşmak günah değil ya!

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Dünyada bakış diye bir şey vardır. Annem derdi — Kadın milleti bir güle bakar gibi bakmaz erkeğin bacaklarına. Seninki de bir erkeğe bakıyor.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Kime?

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Birisine, duyuyor musun, birisine… Kendin araştır da bul. Daha bir bağırarak söyleyeyim mi? Karşısında o erkek yoksa, yalnızsa eğer, gözlerinde taşıyor resmini.

(Gülüşürler.)

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Yalan.

(Karışık gürültüler.)

V.Çamaşır Yıkayan Kadın — Ya kocası?

III.Çamaşır Yıkayan Kadın — Kocası sağır sanki. Güneşte bir kertenkele gibi hareketsiz.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Çocukları olsaydı düzelirdi bütün bunlar…

II.Çamaşır Yıkayan Kadın — Yazgısına boyun eğmeyen insanların başına gelecek şeyler bunlar…

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Evleri gitgide cehenneme dönüyor. Bütün gün görümceleriyle duvarları badana ediyorlar… Bakırları parlatıyorlar… Camları hohlayıp temizliyorlar… Ağızlarını açmadan… Bir yandan da işleri kızıştırıp yangına körükle gidiyorlar… Ev ne denli parlı-yorsa o denli de tutuşuyor için için…

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Suç kocasının. Karısına çocuk veremeyen erkek, hiç olmazsa üstüne titremeli.

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Suç kadının. Dilini tuttuğu yok ki.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — İçine hangi şeytan girmiş de konuşturuyor seni böyle?

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Sen ne hakla Öğüt vermeye kalkıyorsun bana?

II.Çamaşır Yıkayan Kadın — Kapatın çenenizi…

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Kötünün dili kopsun inşallah!

II.Çamaşır Yıkayan Kadın — Kapa çeneni sen de.

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — İkiyüzlünün de ciğeri sökülsün!

II.Çamaşır Yıkayan Kadın — Sus, görümceleri geliyor, görmüyor musun?

(Mırıldanmalar… Yerma’nın görümceleri girer. Giyinişleri iç açıcı değildir. Sessizce çamaşır yıkamaya koyulurlar. Çıngırak sesleri duyulur.)

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Çobanlar şimdiden gidiyor…

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın (derin bir soluk alarak) — Koyunların kokusuna bayılırım.

III.Çamaşır Yıkayan Kadın — Öyle mi?

IV. Çamaşır Yıkayan Kadın — Öyle tabii. Sahip olduğu şeyin kokusunu sever insan. Kışın ırmağın sürüklediği kırmızı çamurların kokusunu benim sevdiğim gibi.

III.Çamaşır Yıkayan Kadın — Yapmacık.

V.Çamaşır Yıkayan Kadın (bakarak) — Bütün sürüler beraber gidiyor.

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Bir yün seli sanki… Her şeyi sürükleyip götürüyor. Yeşil buğdayların başakları olsaydı tir tir titrerlerdi bu gelişten.

III.Çamaşır Yıkayan Kadın — Şu koşuşlarına bak hele! Şeytan sürüsü sanki…

I.Çamaşır Yıkayan Kadın — Hepsi gittiler… Eksiksiz…

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Hatta… Hayır… Evet… Biri eksik ama.

V.Çamaşır Yıkayan Kadın — Hangisi?

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — Victor’unki.

(İki görümce doğrulup bakarlar.)

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın — .

Yıkıyorum kurdelelerini

Buz gibi sularında derenin.

Tutuşmuş bir yasemindir

Gülüşün senin.

Onun o kar aklığında

Yaşamak istiyorum ömrüm boyunca…

I.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Acıyalım kısır kadınlara…

Göğüsleri kumla dolu olanlara…

V.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Söyle bakalım bana

Var mı tohumu kocanın…

Ki sular çağıldasın

Gömleğinin boyunca.

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Senin gömleğin

Denizde gümüş gemi

Kıyıda rüzgâr gibi.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Yeni doğan yavrumun

Çamaşırlarını yıkamaya geldim.

Sulara pırıl pırıl

Olmasını öğreteyim.

II.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Geliyor dağlardan işte

Kocam yemek yemeye

Bana bir gül getirse

Üç gül veririm kendine.

V.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Geliyor ovadan işte

Kocam akşam yemeğine.

Verdiği ateşi örtüyorum

Mersin dallarıyla.

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Geliyor işte uzaklardan

Kocam benim, uyumaya.

Kırmızı şebboyların üstünde

Kırmızı bir şebboy o da.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Çiçeği çiçekle sarıp bağlamalı

Kuruturken yaz, ekin biçenin kanını.

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Gece kuşlarının karnını deşmeli

Kış titreyip beklerken kapıyı.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Çarşafların arasında inmeli

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Ama türkü de çağırmak…

V.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Erkek ellerimize

Çelenkle ekmek verince.

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Çünkü kollar sarmak için…

II.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Çünkü kırılır ışık boğazımızda…

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Su yürür dallarda filizlere…

I.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Ve örter dağları, çadırları yellerin…

VI.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Eritsin diye şafak buzlarını

Süt kokan bir çocuk ağzı.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Vardır içimizde bizim

Kızgın mercanadaları…

VI.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Denizde, gemi izlerinde

Kürek çekecekler bulunsun diye.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Küçük bir çocuk, bir çocuk…

II.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Kanat açmakta kumrular… Gaga açmakta.

III.Çamaşır Yıkayan Kadın —

İnleyen bir çocuk, bir oğul…

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın —

İlerlemekte erkekler

Yaralı geyikler gibi.

V.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Bin şükür sana Tanrım, gömlek altında

Rüzgârın sevinci şişkinlik yapmakta!

II.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Sana şükürler Tanrım, sana şükürler!..

Harikalar dolu kadeh… Göbek çukuru.

I.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Acıyalım kısır kadınlara…

Memeleri kumla dolu kadınlara.

III.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Pırıl pırıl parlasın…

IV.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Koşup dursun…

V.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Pırıl pırıl parlasın gene de…

I.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Türkü çağırsın.

II.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Gözlerden saklansın…

I.Çamaşır Yıkayan Kadın —

Türkü çağırsın gene de…

VI.çamaşır yıkayan kadın —

Oğlumun tuttuğu

Şafaktır önlüğündeki.

II.Çamaşır Yıkayan Kadın (hep birden koro halinde) —

Yıkıyorum kurdelelerini…

Buz gibi sularında derenin.

Tutuşmuş bir yasemindir

Gülüşün senin.

Ha! Ha! Ha! Ha!……

(Tempoyla çamaşır silkip döverler.)

PERDE

İKİNCİ SAHNE

(Yerma’nın evi, vakit akşam. Juan oturmuştur. İki görümce ayaktadır.)

Juan — Biraz önce çıktı mı dedin?

(Büyük kız kardeş başını sallayarak yanıt verir.)

Çeşmeye gitmiştir herhalde. Ama biliyorsunuz ki yalnız çıkmasını istemiyorum.

(Sessizlik.) Sofrayı kurabilirsiniz.

(Küçük kız kardeş çıkar.) Yediğim ekmeği alın terimle kazanıyorum.

(Kız kardeşine — ) Dün çetin bir gün oldu benim için. Elma ağaçlarını budadım. Hava iyice karardığında kendi kendime soruyordum —

Ben ki ağzıma bir tek elma koyamam, bu işe böyle canla başla sarılmam niye? Bıktım artık. (Eliyle yüzünü sıvazlar.) Bu kadın da hâlâ dönmedi. Biriniz kendisiyle çıkmalıydınız. Bunun için geldiniz buraya. Bunun için soframda yiyor, şarabımı içiyorsunuz. Yaşamım tarlada ama onurum burada benim. Benim onurum da sizin onurunuz demektir. (Kız kardeş başını eğer.) Söylediklerimi kötüye alma. (Yerma iki testiyle girer, eşikte durur.) Çeşmeden mi geliyorsun?

Yerma — Soğuk su getirmek için çıktım. Akşam yemeği için. (Öteki kız kardeş girer.) Tarlalar nasıl?

Juan — Dün ağaçları budadım.

Yerma (testileri yere bırakır, sessizlik) — Gece kalacak mısın?

Juan — Davarlarla uğraşmam gerek. Mal sahibi başında olmazsa bu işler olmaz. Biliyorsun.

Yerma — Biliyorum. Çok iyi biliyorum. Yinelemene gerek yok.

Juan — Her erkeğin kendine göre bir yaşamı vardır.

Yerma — Her kadının da. Sana kal demiyorum. Burada her şeyim var. Kız kardeşlerin beni esaslı koruyorlar… Taze ekmek, beyaz peynir, ızgarada pişmiş koyun etleri yiyorum burada ben. Senin davarların da dağda çiğle ıslanmış otları yiyorlar… Rahat edebilirsin.

Juan — Rahat edebilmek için, insanın içinin de rahat olması gerek.

Yerma — Rahat değil mi senin için?

Juan — Değil.

Yerma — Daha başka şeyler düşün.

Juan — Beni tanımıyorsun sen. Koyunlar ağılda, kadınlar evde gerek. Sokağa çok çıkıyorsun. Bunu sana kaç kez söyledim.

Yerma — Söyledin, doğru. Kadınlar evlerinde olmalı, ama

evleri bir mezar değilse. İskemleler kullanıla kullanıla kırılır, keten çarşaflar kullanıla kullanıla eskiyip yırtılır… Kadın evinde olmalı ama bu evde değil. Her akşam yatağa girdiğimde daha bir temiz, daha bir tiril tiril buluyorum onları ben. Şehirden yeni alınıp getirilmiş sanki. Juan — Sen de kabul edersin ki sızlanmakta haklıyım. Uyanık durmam için bazı nedenler var.

Yerma — Uyanık durmak mı? Seni üzecek hiçbir şey yaptığım yok. Sözünü dinliyorum, derdimi de içime atıyorum. Her yeni gün geçen günü aratacak. Susalım. Çilemi çekebildiğim kadar çekeceğim, ama daha fazla yüklenme bana sen de. Bir yaşlı kadın olabilseydim şu anda, dudaklarım solmuş bir çiçeğe dönebilseydi çok daha kolay güler-yüz gösterebilirdim sana, çok daha kolay anlaşabilirdik. Ama şimdilik rahat bırak beni.

Juan — Ne demek istediğini anlayamıyorum, hiçbir şeyden yoksun bırakmıyorum seni. Hoşuna giden her şeyi gönderip aldırıyorum yöredeki köylerden. Benim de kusurlarım var, ama seninle rahat ve huzur içinde yaşamaktan başka bir isteğim yok. Senin evimizde rahat rahat uyumakta olduğuna inanmadıkça tarlada uyku girmiyor gözlerime.

Yerma — Ben de uyumuyorum. Uyuyamıyorum.

Juan — Peki neyin eksik? Söylesene!

Yerma (kocasına dimdik bakarak) — Eksiğim o.

Juan — Beş yılı geçiyor. Hep aynı şey. Oysa ben neredeyse unuttum onu.

Yerma — Ben sen değilim. Erkeklerin yaşamlarında başka şeyler de vardır — Sürüleri… Ağaçları… Söylenecek sözleri… Ama bizim küçücük çocuklardan başka bir şeyimiz yok ki.

Juan — Herkes bir olamaz. Neden peki kardeşinin çocuklarından birini almıyorsun? Ben buna karşı değilim.

Yerma — Başkalarının çocuğunu istemiyorum ben. Onları kucaklarken kollarım buz kesilir.

Juan — Bir çılgın gibi yaşıyorsun derdinle. Yapacak daha başka şeylerin olduğunu hiç, ama hiç düşünmüyorsun. Taşlara çarpıp duruyorsun başını.

Yerma — Evet, taşlara… Kayalara… Ve çok korkunç bir şey bu. Oysa bu kaya yerine tatlı sular, çeşit çeşit çiçekler olsun isterdim.

Juan — Yanında kaygıdan başka bir şey bulamıyorum. Yazgıya boyun eğmelisin artık.

Yerma — Yazgıya boyun eğmemek için bu dört duvar arasına kapanmaya razı oldum. Ne zaman ki ağzım kapalı dursun diye çenem sarılır, ellerim tabutumun içinde sımsıkı bağlanır, işte ancak o zaman yazgıya boyun eğerim.

Juan — Peki öyleyse ne yapmak istiyorsun?

Yerma — Su içmek istiyorum, ama ne bardak var, ne su. Tepelere çıkmak istiyorum, ayaklarım yok. Eteklerime nakış işlemek istiyorum, ipliğim yok.

Juan — Şu da var ayrıca — Sen gerçek bir kadın değilsin. Ve çaresizlikler içinde kalmış bir erkeği yıkmak istiyorsun.

Yerma — Ne olduğumu bilmiyorum. Ama bırak da devam edeyim. Boğazıma tıkanan şeyi söyleyeyim. Sana karşı hiçbir kusur işlemedim ben.

Juan — Elâlemin maskarası olmak istemiyorum. Onun için de şu kapının kapalı durmasını istiyorum. Herkes kendi evinde.

(Küçük kız kardeş girer, ve ağır ağır dolaba doğru yürür.)

Yerma — İnsanlarla konuşmak günah sayılmaz ya!

Juan — Bazen günah sayılabilir.

(öteki kız kardeş girer, testilere doğru yürür, bir çanağa su koyar.)

Juan (sesini alçaltarak) — Bütün bunlara dayanacak güç yok ben’de. Seninle konuşmak istediklerinde evli bir kadın olduğunu anımsa ve ağzını kapa.

Yerma (hayretle) — Evli mi?

Juan — Her ailenin bir onuru vardır, bu onuru hepimizin birlikte taşımamız gerekir. (Küçük kız kardeş su çanağını taşıyarak yavaş yavaş çıkar.) Görülmeyecek gibi akar, azar azar akar, ama kanımıza karışmış akar bu onur.

(Öteki kız kardeş de dinsel bir törendeymişcesine elinde bir tabak, ağır ağır çıkar, Sessizlik.)

Bağışla beni.

(Yerma kocasına bakar, kocası başını kaldırınca bu bakışla karşılaşır.)

Juan — Bana öyle bakıyorsun ki… Keşke sana bağışla beni demeseydim de, içeri tıkayıverseydim. Kocanım çünkü senin.

(İki kız kardeş kapıda görünürler.)

Yerma — Yalvarırım sana, artık sus.

Juan — Haydi yemeğe gidelim! (Kız kardeşler çıkarlar.) Duymadın mı?

Yerma (pek tatlı) — Sen kız kardeşlerinle ye. Aç değilim ben.

Juan — Nasıl istersen.

(Çıkar.)

Yerma (düşdeymiş gibi) —

Ah! Bu ne üzüntülü yer böyle.

Bu nasıl kapı, kapanmış güzelliğe.

Ben bir oğlum olsun diye acı çekmek istedikçe

Yeller uyuyan aydan bana çiçekler getirmekte.

Ve iki dik süt pınarı

Gövdemin derinliklerinde

İki at tepmesi gibi

Üzüntümü dövmekte.

Ey benim kurumuş memelerim, fistanımın altında,

Aklıktan uzak, kör güvercinler…

İçime hapsedilmiş kandan çektiğim acı.

Ensemde sokuşu eşekarılarının

Ama doğmalısın sen, yavrum benim.

Çünkü su tuz verir, toprak da meyve,

Bulut nasıl o tatlı yağmuru getirirse

Gelecek de öyle durur bizim içimizde.

(Kapıya doğru bakar.)

Maria, neden kapının önünden böyle çabuk çabuk geçiyorsun?

Maria (kucağında bir çocukla girerek) — Çocukla olduğum zaman böyle geçiyorum hep. Seni ağlatıyor çünkü çocuklar.

Yerma — Haklısın.

(Çocuğu alır ve oturur.)

Maria — Seni kıskandırdığıma üzülüyorum.

Yerma — Kıskançlık değil benimki, bahtsızlık.

Maria — Yakınma.

Yerma — Seni ve bütün diğer kadınları içiniz çiçeklerle dolu, dopdolu görürüm. Kendimi ise bunca güzellik ortasında, yararsız. Nasıl yakınmayayım?

Maria — Ama senin de başka şeylerin var. Beni dinleseydin mutlu olabilirdin.

Yerma — Çocuğu olmayan bir köylü kadın bir demet diken gibi yararsızdır. Yararsız, hatta zararlı… Tanrı’nın yüzüstü koduğu bu bahtsızlardan biri de benim.

(Maria çocuğu alacakmış gibi bir hareket yapar.)

Yerma (çocuğu uzatır) — Al onu. Sende daha rahat eder. Bende ana elleri yok.

Maria — Bunu neden söylüyorsun bana?

Yerma — Artık bıktım da ondan. Bana ait olan bir şeyde kullanamadığım bu ellerden bıktım da artık ondan. Pınarların durmadan su verdiğini, buğdayların filizlendiğini, koyunların yüzlerce kuzuladığını, köpeklerin yavruladığını gördükçe utanıyor, küçülüyor, yerin dibine geçiyorum. Ben buramda, çocuğun ısırması gereken buramda, çekiç darbeleri duyarken; bütün varlıkların ayağa kalktıklarını, bana doğurduklarını, uyuyan küçük yavrularını gösterdiklerini görür gibi oluyorum.

Maria — Senin böyle konuştuğunu duymak istemiyorum.

Yerma — Siz çocuklu kadınlar biz çocuksuzları anlayamazsınız. İçiniz dinç, rahat, başkalarından habersiz… Tatlı su-

larda yüzenler, susuzluğu ne bilirler?…

Maria — Sana her zaman söylediklerimi yinelemek istemiyorum.

Yerma — Her gün biraz daha artıyor isteğim, umudum ise biraz daha kırılıyor.

Maria — Ne kötü!

Yerma — En sonunda kendi kendimin çocuğu olduğuma inanacağım. Geceleri sık sık öküzlere yem vermeye iniyorum. Eskiden yapmazdım bunu. Hiçbir kadın da yapmaz. Ahırın karanlığında adımlarım erkek adımları gibi tınlıyor.

Maria — Her yaratığın ayrı bir yeri vardır bu dünyada.

Yerma — Bütün bunlara karşın o beni yine de seviyor. Nasıl yaşadığımı görüyorsun.

Maria — Ya görümcelerin?

Yerma — Onlarla tek kelime konuştuğum oluyorsa canım çıksın, kefensiz gömüleyim!

Maria — Ya kocan?

Yerma — Üçü de bana karşı.

Maria — Ne düşünüyorlar dersin?

Yerma — Bir şeyler kuruyor olmalılar… İçleri rahat olmayanların kuracakları türden bir şeyler… Başka bir erkeğe gönül vereceğimden korkuyorlar. Başka bir erkeğe gönül verecek olsam bile benim yaratılışımdaki bir kadın için namusun her şeyden önce geleceğini düşünmüyorlar. Onlar benim için bir sel yatağındaki taşlardan farksız; ben istesem sel gibi sürükler götürürüm onları…

(Bir kız kardeş girer, bir ekmek alıp çıkar.)

Maria — Ama sanıyorum ki kocan seni her zamanki gibi seviyor.

Yerma — Kocam bana bir dam, bir ekmek veriyor, yetmez mi?

Maria — Ne kadar da dertlisin sen, ne kadar da dertlisin! Ama İsa’nın çektiklerini anımsa bir de.

(Eşiğin üzerindedirler.)

Yerma (çocuğa bakarak) — A… uyanmış!

Maria — Biraz sonra cıvıldamaya başlar.

Yerma — Tıpkı senin gözlerin. Biliyor muydun?

(Ağlar.)

Gözleri tıpkı senin gözlerin.

(Maria’yı yavaşça iter, Maria da sessizce çıkar. Yerma kocasının çıktığı kapıya yönelir.)

II.Kadın — Pıssst!

Yerma (dönerek) — Ne var?

II.Kadın — O kadının gitmesini bekliyordum. Annem seni bekliyor.

Yerma — Yalnız mı?

II.Kadın — İki komşu kadınla.

Yerma — Söyle de az daha beklesinler.

II.Kadın — Gidecek misin? Korkmuyor musun?

Yerma — Gideceğim.

II.Kadın — Sen bilirsin.

Yerma — Geç vakitlere kadar bile olsa beklesinler.

(Victor girer.)

Victor — Juan içerde mi?

Yerma — Evet.

II.Kadın (bir suç ortağı edasıyla) — Öyleyse bluzu birazdan getiririm.

Yerma — Ne zaman istersen. (Genç kadın çıkar ve dışarda bekler.) Otursana!

Victor — Böyle ayakta daha iyiyim.

Yerma (seslenerek) — Juan!

Victor — Allahaısmarladık demeye geldim.

(Hafifçe titrer, sonra yeniden dinginliğine kavuşur.)

Yerma — Kardeşlerinle mi gidiyorsun?

Victor — Babam böyle kararlaştırdı.

Yerma — Artık yaşlanmıştır.

Victor — Evet, çok yaşlandı.

(Sessizlik.)

Yerma — Otlak değiştirmekle iyi ediyorsun.

Victor — Bütün otlaklar birbirine benzer.

Yerma — Hayır. Ben gitsem uzaklara, çok uzaklara giderim.

Victor — Her yer bir. Hep aynı koyunlar, aynı yünler…

Yerma — Evet, erkekler için öyle. Ama kadınlar için öyle değil. Ben hiçbir zaman, hiçbir erkeğin, elma yerken — “Bu elma ne güzel” dediğini duymadım. Siz ufak tefek şeylere takılmadan amacınıza doğru yürürsünüz. Ben ise bu kuyuların suyundan tiksindiğimi söyleyebilirim artık.

Victor — Olabilir.

(Sahne tatlı bir alacakaranlık içindedir.)

Yerma — Victor!

Victor — Söyle.

Yerma — Neden gidiyorsun, burada herkes seni sever.

Victor — Ben de elimden geleni yaptım.

(Sessizlik.)

Yerma — Evet elinden geleni yaptın. Yirmi yaşındayken beni bir kez kucağında taşımıştın, anımsıyor musun? Sonradan neler olacağını bilemiyor insan.

Victor — Her şey değişiyor.

Yerma — Evet değişen şeyler var, ama duvarların arasına kapanmış kalmış değişmeyen şeyler de var. Kimse onların farkında değil çünkü.

Victor — Öyle.

(İkinci kız kardeş girer, ağır ağır kapıya doğru gider, orada hareketsiz durur, üzerine günün son ışıkları vurmuştur.)

Yerma — Ama birden yerlerinden çıkıp bağırmaya başlamasın bunlar, bütün dünyayı doldururlar…

Victor — Hiçbir şeyi değiştirmez ki bu. Su arkı kendi yerinde, sürü ağılında, ay gökyüzünde, erkek de sabanının başında.

Yerma — Yaşlıların dediklerine inanmazdık bir de. Ne yazık!

(Çobanların iç ezici boru sesleri duyulur.)

Victor — Sürüler…

Juan (girerek) — Hemen yola mı çıktın?

Victor — Yazlık otlakları gün doğmadan geçmek istiyorum da.

Juan — Bir yakınman oldu mu benden?

Victor — Hayır. İyi para verdin bana.

Juan (Yerma’ya) — Sürülerini satın aldım.

Yerma — Öyle mi?

Victor (Yerma’ya) — Onlar senin artık.

Yerma — Bilmiyordum.

Juan (Memnun) — Oldu bitti.

Victor — Kocanın çiftliği dolup taşıyor artık.

Yerma — Meyve, isteyen ve çalışanın elinde olgunlaşır.

(Kapıda durmakta olan kız kardeş çıkar.)

Juan — Bunca koyunu nereye koyacağız bilmem.

Yerma (üzüntülü) — Dünya geniş.

Juan — Irmağa kadar geçireyim seni.

Victor — Bu eve mutluluklar dilerim!

(Yerma’ya elini uzatır.)

Yerma — Dileğini Tanrı kabul etsin! Sana da sağlıklar versin!

(Victor çıkacakken Yerma’nın görünmeyen bir işmarı üzerine geri döner.)

Victor — Bir şey mi dedin?

Yerma (üzüntülü) — Sağlıklar diledim!

Victor — Sağol!

(Victor’la Juan çıkarlar, Yerma içinde bir eziklik, Victor’un sıktığı eline bakakalır, çabucak sol yana doğru yürür, bir şal alır.)

II.Kadın (Yerma’nın başını örterek) — Hadi!

Yerma — Hadi!

(Sessizce çıkarlar. Sahne hemen hemen karanlıktır. Elinde bir şamdanla birinci kız kardeş girer. Sahneyi bu şamdanın ışığından başka bir şey aydınlatmayacaktır. Yerma’yı aramak üzere sahnenin sonuna doğru gider. Sahne gerisinden çobanların boru sesleri duyulur.)

I.Görümce (alçak sesle) — Yerma.

(İkinci kız kardeş girer, ikisi birbirleriyle bakışırlar, sonra kapıya doğru giderler.)

II.Görümce — (daha yüksek sesle ve kuvvetle) — Yerma!

I.Görümce (kapının yanında daha çalımlı) — Yerma!

(Çobanların boru sesleri duyulur.Sahne iyice karanlıktır.)

PERDE

III.PERDE

BİRİNCİ SAHNE

(Büyücü Dolores’in evi, gün doğmaktadır. Yerma girer, yanında Dolores’le iki Yaşlı Kadın.)

Dolores — Cesaret gösterdin.

I.Yaşlı Kadın — İnsan yeter ki istesin. Daha büyük güç yoktur dünyada.

II.Yaşlı Kadın — Çok karanlıktı mezarlık.

Dolores — Çocuk isteyen kadınlarla çok dua ettim bu mezarlıkta. Hepsi de korktular. Korkmayan yalnız sensin.

Yerma — Bu işin olacağı umuduyla geldim. Bana yalan söylemiş olacağını sanmıyorum.

Dolores — Tek yalan söylemişsem ömrümde, ölülerin ağzı gibi, ağzıma kurt düşsün! Son olarak bir dilenci kadın için dua ettim. Senden daha uzun zamandan beri kısırlıktan yakınıyordu. Karnı bir yumuşadı, bir yumuşadı ki ikiz doğurdu. Evine varacak zaman bulamadı da aşağıda, nehrin kıyısında doğuruverdi. Sonra da yıkayayım diye onları bir beze sarıp bana getirdi.

Yerma — Nehirden buraya kadar gelebildi ha?

Dolores — Gelebildi, etekleri, pabuçları kan içinde kalmıştı ama yüzü ışıl ışıldı.

Yerma — Bir şey olmadı mı kendisine?

Dolores — Ne olabilirdi? Tanrı var ya korur.

Yerma — Tanrı elbette korur. Yeni doğan yavruları alıp soğuk suda yunmaktan başka yapacak ne işi var ki onun. Hayvanlar yavrularını kendileri yalarlar, doğru değil mi? Oğlum tiksindirmeyecek beni. Yeni doğuran bir kadının içi aydınlanmalı bence. Yavrusu saatlerce göğsünde uyuyabilir. Emsin diye, bıkıp da dudaklarını çekinceye kadar oynasın diye annesinin memelerini dolduran sütün çağıldayışını dinleyebilir. “Bir daha,” demeli anne, “bir daha cici yavrum. Bir daha.” Ve yavrunun boynu, boğazı beyaz damlalar içinde kalmalı.

Dolores — Senin bir çocuğun olacak, senet verebilirim sana.

Yerma — Çocuğum olacak. Çünkü çocuğumun olması gerek. Yoksa bu dünyadan ne anlarım. Arada bir kendi kendime çocuğum olmayacak, çocuğum olmayacak derim de, tepeden tırnağa bir alev dalgası kaplar içimi. Her şey gözüme boş görünür — Sokaktan geçen insanlar, taşlar… Boğalar… Hepsi pamuklanmış gibi… Bulutluymuş gibi.

I.Yaşlı Kadın — Evli bir kadının çocuk istemesi iyi, ama olmuyorsa ille çocuğum olsun diye tutturmak da anlamsız. Bu dünyada önemli olan insanın kendini yılların akışına bırakmasıdır. Dualarına nasıl yürekten katıldığımı gördün. Ama oğluna hangi verimli toprağı verebileceksin? Hangi mutluluğu? Hangi altın tahtı?

Yerma — Ben yarını değil, bugünü düşünüyorum.Sen yaşını almışsın. Senin için her şey okunmuş bir kitaptır. Düşünüyorum: Susamışım, ama elim kolum bağlı. Rahat uyuyabilmem için çocuğumu kollarıma almam gerek. Beni iyi dinle ve sözlerimden ürkme. Bilsem ki bir gün oğlum bana işkence yapacak, benden tiksinecek, saçlarımdan tutup sokaklarda sürüyecek beni, yine de sevinçle karşılarım doğmasını. Yollar boyu yüreğimde çöreklenen bu hayalettense canevimden beni hançerleyecek bir evlat için ağlamak daha iyidir.

I. Yaşlı Kadın — Çok gençsin, verilen öğütleri din-

lemezsin.Bir yandan Tanrı’dan yardım beklerken bir yandan da kocanın sevgisine sığın.

Yerma — Ah! Yaramı deşiyorsun. Beni en can alıcı yerimden vuruyorsun.

Dolores — İyi adamdır kocan.

Yerma (kalkarak) — İyi adamdır!., İyi adamdır!.. Daha? Keşke kötü olsaydı. Ama hayır, iyi adamdır! Koyun-larıyla hep bildiği yollardan gider, akşam da oldumuydu paralarını sayar… Beni sarınca görevini yapıyor, ama ben onun beline sarıldığımda buz gibi soğuk buluyorum. Vücudu bir ölü vücudu sanki. Ben ki ateşli kadınlardan tiksinirim, ben bir yanardağ kesilmek istiyorum onun yanında.

Dolores — Yerma!

Yerma — Yırtık bir kadın değilim ben. Ama çocukların erkekle kadından olduğunu biliyorum. Ah, ne olur tek başıma bir çocuk sahibi olabilseydim!

Dolores — Düşün ki kocan da üzülüyor buna.

Yerma — O üzülmüyor. Çocuk falan istediği yok onun.

I.Yaşlı Kadın — Yok canım.

Yerma — Gözlerinden okuyorum bunu. İstemediği için de çocuk yapmıyor. Onu sevmiyorum, sevmiyorum ama yine de tek kurtuluş yolu onda. Onurum ve yuvam için tek kurtuluş yolu.

I.Yaşlı Kadın (korku ile) — Gün doğacak neredeyse evine dön.

Dolores — Çok geçmeden sürüler yola çıkacak. Seni böyle tek başına görürlerse ne derler sonra?

Yerma — Bu boşalmaya çok gereksinmem vardı. Duaları kaç kez yinelemem gerek?

Dolores — Defne duasını iki kez. öğle vakti de Azize Anna duasını okursun. Gebe kaldığında da söz verdiğin bir kile buğdayı getirirsin bana.

I.Yaşlı Kadın — Tepelerin üstü ağarıyor artık. Gitmelisin.

Dolores — Kapılar açılacak neredeyse, giderken derenin oradan dolaş.

Yerma — Ne yaptım da geldim?

Dolores — Geldiğine pişman mısın?

Yerma — Yooo.

Dolores — Korkuyorsan şu dönemece kadar geleyim seninle.

I.Kadın — Sen evine varıncaya dek ortalık iyice ağarır.

(Sesler duyulur.)

Dolores — Suss!…

(Dinlerler.)

I.Yaşlı Kadın — Kimse yok.Tanrı seninle beraber.

(Yerma kapıya doğru gider, o anda kapı çalınır, üç kadın hareketsiz kalakalırlar.)

Dolores — Kim o?

Ses — Benim.

Yerma — Aç. (Dolores tereddüt eder.) Açıyor musun, açmıyor musun?

(Mırıltılar duyulur iki görümce ile birlikte Juan görünür.)

II.Görümce — İşte burada.

Yerma — Evet işte burada.

Juan — Burada ne arıyorsun? Bağırabilsem, bağırıp bütün köyü ayağa kaldırabilirim şu anda. Gelsinler de aile onurumun ne hale düştüğünü görsünler. Ama her şeyi örtbas edip susmam gerekiyor. Karımsın ne de olsa.

Yerma — Ben de bağırabilsem tüm ölüleri ayağa kaldırabilirdim, gelsinler de ne denli temiz, ne denli lekesiz olduğumu görsünler.

Juan — Yoo… Yoo… Bu kadarı da olmaz. Her şeye katlanabilirim ama bu kadarına değil. Beni aldatıyorsun sen. Yüzüme gülüyorsun… Bir toprak adamıyım ben. Senin kurnazlıklarına aklım ermez.

Dolores — Juan!

Juan — Siz susun! Tek laf istemem.

Dolores (yüksek sesle) — Karının bir kötülük yaptığı yok.

Juan — Evlendiğimiz günden beri kötülük yapıyor o. Bana gözleriyle değil, iki iğne ucuyla bakıyor sanki. Geceleri

yanımda gözünü kapadığı yok. Hele o kötü iç çekişleri yok mu, uyku uyutmuyor bana.

Yerma — Sus.

Juan — Dayanamıyorum artık. Böyle parmakları ile yüreğinizi oymak isteyen bir kadının kahrını çekebilmek için tunçtan olmak gerek. Gece vakti kimi aramak için çıkıyor evinden, söyleyin peki? Toplanacak çiçek yok sokaklarda. Ama erkeklerle dopdolu.

Yerma — Tek kelime bile konuşmayacaksın artık, tek kelime bile. Onuru yalnız sen ve seninkiler düşünür sanıyorsun. Benim ailemden olanların da gizlenecek şeyleri olmadığını unutuyorsun. Haydi gel, yaklaş bana! Kokla üstümü başımı… Yaklaş. Orada bir koku bulda senin kokun olmasın. Çırılçıplak soy beni, meydan ortasına bırak, tükür üstüme, karın olduğuma göre yap yapabildiğini… Ama üstüme bir yabancı erkek adı yapıştırmaktan sakın.

Juan — Hiçbir ad verdiğim yok benim. Sen, senin davranışın… Bütün köy dedikoduya başladı… Birinin adını açıkça söylemeye başladılar… Ne zaman bir topluluğa yaklaşsam susuyorlar… Ne zaman un tartmaya gitsem susuyorlar… Gece kırda uyandığım zaman bakıyorum, ağaçlar bile susuyorlar…

Yerma — Buğdayları yatıran o kötü yelin nereden estiğini bilmem, ama buğdayın nimet olduğunu sen de bilirsin.

Juan — Bir kadının evinin dışında her dakika ne aradığını da bilmiyorum.

Yerma (bir atılışta kocasına sımsıkı sarılır) — Seni arıyorum, seni… Seni arıyorum, seni… Rahat bir soluk alacağım gölgeliği bulamadan hep seni arıyorum. İstediğim senin kanın, senin yardımın.

Juan — Bırak beni.

Yerma — İtme beni. İstediğimi sen de istemeye çalış.

Juan — Bırak beni.

Yerma — Gör işte ne kadar yalnızım, gökte kendini arayan ay kadar yalnız. Bir bak bana.

(Yerma kocasına bakar.)

Juan (Ona bakar, ve sert bir hareketle onu itip kendini kurtarır) — İlk ve son olsun bırak beni.

Dolores — Juan!

Yerma (yere düşer, yüksek sesle) — karanfillerini toplamaya çıktım da bir duvara çarptım. Ah! Ah! Başımı asıl şu duvara çarpıp parçalamalıymışım.

Juan — Sus da gidelim!

Dolores — Tanrım!

Yerma (bağırarak) — Bana kanını veren babama, o sayısız çocuk babasına lanet olsun! Çocuk için beni duvarlara çarptıran kanıma lanet olsun!

Juan — Sus dedim sana!

Dolores — Biri geliyor, yavaş konuş.

Yerma — Ne önemi var? Bırak da sesim serbestçe çıksın. Nasıl olsa en derin kuyuya gömülüyorum ben. (Ayağa kalkar.)

Bırak da bir güzel şey fışkırsın vücudumdan, fışkırsın da havaları çınlatsın.

(Sesler duyulur.)

Dolores — Buradan geçecekler…

Juan — Susss!

Yerma — Evet… Evet… Sus! Korkma…

Juan — Çabuk gidelim.

Yerma — İşte bu… İşte bu.. Ellerime acı çektirmek boşuna. Kafasıyla da isteyebilir insan.

Juan — Sus!

Yerma (alçak sesle) — Lanet olsun vücuda. Vücudu istemeden de kafasıyla isteyebilir insan. Alnıma yazılan buymuş. Tutup denizlerle boğuşacak değilim. İşte susuyorum. Bir daha hiç açılmayacak ağzım.

(Yerma çıkar.)

PERDE BİRDEN İNER.

İKİNCİ SAHNE

(Dağ başında bir evliya türbesi, önde araba tekerlekleri ve örtülerin oluşturduğu bir çadır. Çadırın altında Yerma. Evliyaya adaklar getiren kadınlar girer. Yalnayaktırlar… Birinci perdenin şen Yaşlı Kadın’ı da sahnededir.)

PERDE KALKMADAN ÖNCEKİ ŞARKI —

Görmedim, tanımadım

Seni ben kızlığında

Ama sokulacağım yanına

Evlenip gelin olduğunda.

Tutup soyacağım seni

Kadın olup geldiğinde duaya.

Gecenin karanlığında

Saat tam on ikiyi vurunca.

Yaşlı Kadın (alaycı) — Kutsal sudan içtiniz mi?

I.Ziyarete Gelen Kadın — Evet.

Yaşlı Kadın — Eh, artık evliya göstersin hünerini.

I.Ziyarete Gelen Kadın — Biz inanırız ona.

Yaşlı Kadın — Sizler evliyadan çocuk istemeye geliyorsunuz ama her yıl daha da fazla bekâr erkek geliyor buraya, ne demek bu?

(Güler.)

I.Ziyarete Gelen Kadın — İnanmıyorsan niçin geliyorsun?

Yaşlı Kadın — Seyretmeye geliyorum, seyrine bayılıyorum. Bir de oğluma göz kulak olmaya geliyorum. Geçen yıl kısır bir kadın için iki delikanlı birbirini öldürdü. Gözünü açmak istiyorum onun. Hem sonra benim de canım çekiyor, onun için geliyorum.

I.Ziyarete Gelen Kadın — Tanrı seni bağışlasın!

(Çıkarlar.)

Yaşlı Kadın (alaycı) — Tanrı seni bağışlasın seni!

(Yaşlı Kadın çıkar, Maria Birinci Ziyarete Gelen Kadan’la girer.)

I.Ziyarete Gelen Kadın — Geldi mi?

Maria — Baksana! Araba orada. Getirebilmek için çok güçlük çektim. Bu ay hiç kıpırdamadan iskemlesinde oturdu kaldı. Bu kadın beni korkutuyor, kafasında bir şey var ama ne? Bilmiyorum. Yalnız uğursuz bir şey olduğu kesin.

I. Ziyarete Gelen Kadın — Ben kız kardeşimle geldim. Sekiz yıldır gelir buraya, ama boşuna.

Maria — Çocuğu olacak kadının çocuğu olur.

I.Ziyarete Gelen Kadın . Doğru, Ben de aynı şeyi söylüyorum.

(Sesler duyulur.)

Maria — Bu türlü ziyaretlerden hiç hoşlanmıyorum ben. Gidip onları bulalım, harman yerindeler…

I.Ziyarete Gelen Kadın — Geçen yıl, bir gün hava karardığında, delikanlılar göğüslerini avuçlamışlardı kız kardeşimin.

Maria — Her yanda buna benzer iğrenç şeyler anlatıyorlar.

I.Ziyarete Gelen Kadın — Türbenin arkasında kırktan fazla şarap fıçısı gördüm.

Maria — Bekâr erkekler sel gibi akıyor bu dağlardan.

(Sesler duyulur, Yerma’yla kiliseye gidecek olan altı kadın girer, yalnayaktırlar… Ellerinde süslü mumlar vardır. Karanlık basmaktadır.)

Maria — Tanrım açsın artık şu gül. Hep gölgede, karanlıkta kalmasın!

II.Ziyarete Gelen Kadın —

Açsın, açsın sarı gül

Solan teninde onun.

Maria —

Tutuşsun o sönmüş ateşi toprağın

Kadın kullarının karnında.

Kadınlar Korosu —

Tanrım açılsın artık şu gül

Hep gölgede, karanlıkta kalmasın!

Yerma —

Gizli bahçeleri var gökyüzünün.

Sevinç dolu gül fidanları…

Bu gülbahçesinin ortasında

Açar harikalar goncası.

Bir tan ışığıdır o sanki.

Başucunda bir melek beklemekte.

Kanatları fırtınalar örneği

Bir can çekişme gözlerinde.

Ilık süt pınarları.

Etrafında taç yapraklarının…

Oynayıp ıslatmakta

Yüzünü parlak yıldızların.

Tanrım aç o gülünü

Solan tenim üstünde!

(Kadınlar ayağa kalkarlar.)

II.Ziyarete Gelen Kadın —

Tanrım dindirsin elin,

O kor yanağının ateşini!

Yerma —

Ulusun, kabul et duasını…

Şu tövbe getiren kadının!

Bin bir dikeni olsa bile.

Tenimde gülün açsın!

Koro —

Tanrım açsın artık şu gülün,

Hep gölgede, karanlıkta kalmasın!

Yerma —

Açsın tenimin üstünde

O harikalar gülü!

(Kadınlar çıkarlar.)

(Sol yandan ellerinde uzun kurdeleler bulunan genç kızlar koşaraktan girerler sahneye. Ayrıca üç kız da hep arkalarını kollayaraktan sağdan girerler. Sahnede çıngırak ve çıngıraklı at başlıklarından çıkan sesler… Arka planda yedi genç kız kurdelelerini hep sola sallamaktadırlar. Gürültü gittikçe büyür. Garip maskeli kaba kılıklı iki kişi girer, biri Erkek, biri Kadın’dır. Erkek’in elinde bir boğa boynuzu vardır. Gülünç değildirler. Toprağa ve halka özgü bir güzellikleri vardır. Kadın büyük çıngırakları olan bir kolyeyi sallayıp ses çıkarmaktadır. Sahnenin ardı bağrışan insanlarla dolar. Dans başlar, hava hemen kemen kararmıştır.)

Bir Çocuk — Şeytanla karısı! Şeytanla karısı!

Kadın —

Yıkanıyordu dağ suyunda

Yıkanıyordu dilber.

Çıkıyordu vücuduna dek

Seldeki böcekler…

O kıyının kumu…

O sabah yeli.

Tutuşturup gülüşünü

Ürpertti belini.

Ah! Çırılçıplaktı güzel.

O sular içindeki güzel…

Bir Çocuk — Neden dert yanıyordu?

I.Erkek —

Sarartıp soldurmuş sevgi

Suyla, rüzgârla onu.

II.Erkek — Söylesin umudu kim?

I.Erkek — Söylesin kimi bekler?

II.Erkek —

O kısır karnı,

O soluk yüzüyle…

Kadın —

Bunu yalnız geceye, geceye,

O aydın geceye söyleyeceğim,

Ve o gizemli gece geldiğinde

Eteklerimi paramparça edeceğim.

Bir Çocuk —

Geldi o kutsal gece

Baksana işte geldi,

Karartıp yükseklerden

Düşen buz gibi seli.

(Gitar sesleri duyulur.)

Erkek —

Nasıl da soluk bakın, nasıl da kireç gibi

Zavallı dertli gelin.

Söylüyor bakın dallarda, söylüyor derdini.

Ama yayınca abasını bir erkek yere

Örtecek seni birazdan

Gelinciklerle, karanfillerle…

Geliyorsan ziyarete,

Karnın çiçeklensin diye…

Böyle yasa bürünme.

İnce tüller takın üstüne.

İncir dallarıyla kaplı bir duvarın ardına

Git tek başına.

Dayan şafak sökünceye dek

Şu toprak vücudunun kahrına.

Ah, ne kadar da pırıl pırıl

Ne kadar da ışıl ışıl

Ne kadar da tiril tiril bu gelin!

Kadın —

Örüyor sevgi onun

Taçlar, çelenkler alnına…

Saplıyor altın oklar

Boğazına, boynuna.

Erkek —

Dokuz kere doğruldu.

Yedi kere inledi.

Yaseminler, portakallar

On beş kere birleşti.

III.Erkek — Haydi boynuzla yürü!

II.Erkek — Gülle yürü… Oyunla yürü…

I.Erkek — Ah, tir tir titriyor gelin!

Erkek —

Bu ziyarette

Hep erkeğin dediği olur.

Birer boğayız bizler.

Hep ne dersek o olur.

Ve siz ziyaretçi kadınlar

Elimizde birer çiçeksiniz.

Bir Çocuk — Yellerle yürü haydi!..

II.Erkek — Dallarla yürü haydi!..

Erkek —

Gelin, yıkanan kadın

Ne parlak hele bakın.

I.Erkek — İnce bir kamış gibi bükülüyor.

Kadın — Çiçek gibi solup gidiyor.

Erkek — Çekip gitsin genç kızlar…

Koro —

Gizli bahçeleri var gökyüzünün.

Sevinç dolu gül fidanları.

Bu gül bahçesinin ortasında

Açar harikalar goncası.

(El çırpıp oynayarak giderler.)

(İki genç kız bağrışarak yeniden geçerler, şen Yaşlı Kadın girer.)

Yaşlı Kadın — Bırakın da uyuyalım artık. (Yerma girer). Sen ha! (Yerma çok bitkindir, konuşmaz.) Buraya niçin geldin? Söyle bana.

Yerma — Bilmiyorum.

Yaşlı Kadın — Hâlâ inanmıyor musun? Kocan nerede?

Yerma (yorgunluğunu ve saplantısını belli eden bir hareket yapar) — Orada.

Yaşlı Kadın — Ne yapıyor?

Yerma — İçiyor. (Sessizlik. Yerma ellerini alnına götürür.) Ah!

Yaşlı Kadın — Ah vahla bitmez iş! İçinden gelen sesi daha fazla dinle de, daha az ah çek! Bir şey var, daha önce söyleyememiştim sana, ama şimdi söyleyeceğim.

Yerma — Bana bilmediğim ne söyleyebilirsin ki?

Yaşlı Kadın — Artık içimde tutamayacağım şeyi. Herkesin açık açık söylediği şeyi. Suç kocanda. Anlıyor musun? Suç onda değilse elimi keserim. Ne babası, ne dedesi, ne atası, hiçbiri soylu erkekler gibi davrana-mamışlardır.Bir çocukları olsun diye her çareye başvurmuşlar, yeri göğü birbirine katmışlardır. Kan değil, tükrüktür akan damarlarında onların. Oysa senin soyun bambaşka. Çevremiz tüm kardeşlerin, akrabalarınla dolu senin. Böyle güzel bir kızı hangi ilenç tuttu.

Yerma — İlenç… Bir buğday tarlasında küçük bir zehir birikintisi.

Yaşlı Kadın — Ayakların kırık değil ya. Babanın evine dön sen de.

Yerma — Baba evine mi döneyim?

Yaşlı Kadın — Seni burada gördüğümde içim parçalandı. Kadınlar yeni erkekler tanımak için gelirler buraya. Evliya da ondan sonra gösterir hünerini. Oğlum türbenin arkasında oturmuş beni bekler. Evime bir kadın gerek. Kalk onunla git. Üçümüz beraber yaşarız. Sıcakkanlıdır oğlum, benim gibi. Evimde bir beşik kokusu duyacaksın. Doğacak yavrularına, tuz ekmek olacak çarşaflarının tozu. Kocandan korkma. Yeteri kadar silah ve yürek vardır evimde. Sokağımızdan bile geçmeye cesaret edemez seninki.

Yerma — Sus! Sus! Böyle bir şey asla olamaz.Asla böyle bir şey yapmayacağım. Erkek tavlamaya çıkacak

kadın değilim ben. Başka bir erkekle nasıl düşünebiliyorsun beni? Onurumu ne yapıyorsun benim? Su yeniden kaynağına dönmeksizin akar, dolunay güpegündüz doğmaz. Çekil karşımdan. Ben kendi yolumda yürüyeceğim. Başka bir erkeğin altına yatabileceğimi düşünebildin demek? Hakkım olan bir şeyi gidip köle gibi dileneceğimi sandın demek? Benim kim olduğumu öğren de öyleyse bir daha konuşma benimle. Erkek ardında koşan kadın değilim ben.

Yaşlı Kadın — Susayınca insan kendine su verene şükreder.

Yerma — Bin çift öküzün ancak sürebileceği kadar kurak bir tarlayım ben. Sen de tutmuş kuyundan bir bardakçık suyla gidermek istiyorsun susuzluğumu. Bir ten acısının çok ötesinde çektiğim benim.

Yaşlı Kadın (şiddetle) — Öyleyse ne isen öyle kal. Mademki böyle istiyorsun, böyle kal. Çöllerdeki deve dikeni gibi… Kupkuru… Diken diken.

Yerma (aynı şiddetle) — Evet.. Kupkuru… Çorak… Biliyorum. Ama bunu yüzüme vurarak içimi yakman gereksiz. Can veren bir hayvanı seyretmekten hoşlanan bir çocuk gibi eğlenme benimle. Evlendiğimden beri bu kuşku kemiriyordu içimi, işte ilk defadır ki açıktan açığa söyleniyor, yüzüme vuruluyor. Ve ilk defadır ki bunun böyle olduğuna ben de inanıyorum.

Yaşlı Kadın — Sana hiç, ama hiç acımıyorum; gidip de oğluma başka bir kadın arayayım.

(Yaşlı Kadın çıkar, uzaktan ziyarete gelenlerin korosu duyulur. Yerma arabaya doğru gider, arabanın arkasından kocası çıkar.)

Yerma — Burada mıydın?

Juan — Buradaydım ya!

Yerma — Beni mi gözetliyordun?

Juan — Seni gözetliyordum.

Yerma — Duydun mu bari?

Juan — Duydum.

Yerma — Peki sonra? Bırak beni. Git de şarkı söyle onlarla.

(örtülerin üstüne oturur.)

Juan — Sırası geldi artık, şimdi de ben konuşayım.

Yerma — Konuş.

Juan — Biraz da ben yakınayım.

Yerma — Neden yakınacaksın?

Juan — Bir canım var, boğazımda düğümlenmiş.

Yerma — Benimki de kemiklerimde.

Juan — Bu sudan şeyler yüzünden, bu yaşamın dışında kalmış anlaşılmaz şeyler yüzünden sürüp giden anlaşmazlığa bir son vermek gerek.

Yerma (acı bir şaşkınlık içinde) — Sudan şeyler mi dedin? Yaşamın dışında kalan şeyler mi dedin?

Juan — Hiç olmamış şeyler… Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyler.

Yerma (şiddetle) — Evet… Evet…

Juan — Benim için önemi olmayan şeyler bunlar, anlıyor musun? Umurumda bile değil. Artık sana açıkça söyleyeyim — Benim için önemli olan ellerimle tuttuğum, gözlerimle gördüğüm şeylerdir yalnız.

Yerma (dizleri üstünde doğrulur, umutsuzluk içindedir) — Demek böyle… Demek böyle… Ben de bunu senin ağzından duymak istiyordum. İçimizde saklı dururken sesini duymayız gerçeğin. Bir de dışarı fırlayıp dur demek için kolunu kaldırınca ne kadar da büyük olur, sesi ne kadar da gür çıkar. Bütün bunlar umurunda değilmiş. Çok iyi duydum, kendi kulaklarımla duydum bunu.

Juan (ona sokularak) — Zaten böyle olması gerekiyordu; dinle beni. (Yerma’yı kucaklayıp kaldırmak ister.) Senin durumunda pek çok kadın mutlu sayar kendini. Çocuksuz yaşam daha hoş, daha tatlıdır. Çocuğum olmadığına memnunum ben. Bizim suçumuz değil bu.

Yerma — Bende ne arıyordun öyleyse?

Juan — Sende seni arıyordum, seni.

Yerma (coşkun) — Öyle. Sen bir ev arıyordun, bir kadın ve huzur arıyordun. Başka şey değil. Yalan mı?

Juan — Doğru. Her erkeğin istediği bu.

Yerma — Ya ötesi? Ya oğlun?

Juan — Umurumda değil, dedim ya! Anlamıyor musun? Sus artık, soru sorma bana! Kafana dank etsin diye avaz avaz bağırıyorum. Belki bundan böyle huzur içinde yaşamak istersin.

Yerma — Ben çocuk diye kıvranırken, sen bunu hiç düşünmedin demek?

Juan — Düşünmedim!

(İkisi de yere oturmuşlardır.)

Yerma — Peki. Bunu hâlâ umut edemez miyim?

Juan — Edemezsin!

Yerma — Sen de edemez misin?

Juan — Ben de edemem! Yazgına boyun eğ!

Yerma — Çorak bir kadın olmaya!

Juan — Rahat rahat yaşayıp gideceğiz. İkimiz başbaşa. Mutluluk içinde… Zevk içinde. Haydi sarıl bana!

(Yerma’yı kucaklar.)

Yerma — Ne istiyorsun?

Juan — Seni istiyorum, seni. Ay ışığında ne kadar da güzelsin.

Yerma — Yemek için bir güvercin nasıl istenir, öyle istiyorsun beni.

Juan — Öp beni… Böyle böyle.

Yerma — Hayır… Asla… Asla…

(Bir çığlık kopararak kocasının boynuna sarılır, kocası sırt üstü yıkılır. Yerma boynunu öldürünceye kadar sıkar. Ziyaretçi Kadınlar korosu başlar) Çorak… Çorak… Çorak… Bunu iyice biliyorum… Bunun doğru olduğunu ve artık yapayalnız kaldığımı biliyorum,

(Kalkar, birtakım adamlar girer.) Kanım bir başka kanı müjdeliyor mu diye sıçrayıp

sıçrayıp uyanmaksızın dinleneceğim artık… Ne istiyorsunuz benden? Yaklaşmayın… öldürdüm oğlumu.. Kendi ellerimle öldürdüm oğlumu…

(Sahne ardındaki kalabalık koşarak sahneye girer. Ziyarete gelenlerin korosu duyulur.)

PERDE

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir