Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2 / Çözümlü Pratik Soruları

Borçlar Hukuku Genel Hükümler-II Pratik Çalışması

 

SORU I

Ahmet, 18 katlı bir iş merkezinin 11. katındaki içkili restoranın sahibidir. Ahmet’in sahibi olduğu bu lokantada bir çalışanı Ahmet’in kendisine içki alması için verdiği parayı kendi özel işleri için kullanır ve bu durumun anlaşılmaması için evinde sahte içki imal ederek bunları satın almış gibi lokantaya getirerek müşterilere sunar. Sahte içkilerle servis yapılan ilk akşam, çok sayıda müşteri zehirlenerek hastaneye kaldırılır. Bunlardan evli ve iki çocuk babası Cavit, derhal ameliyata alınır ve 10 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitirir. Bilgisayar operatörü olan Demir ise, içkideki yoğun alkol nedeniyle kör olur. Bu süre zarfında işe gidemeyen Demir’in en önemli müşterisi olan F Firması toplamda 350.000 TL zarara uğrar. Ayrıca, Demir, ertesi hafta çıkmayı planladığı ve tüm masraflarını ödediği yurtdışı turuna çıkamamış; seyahat acentesi ile yapmış olduğu anlaşma gereği Demir yaptığı ödemeyi de geri alamamıştır.

Aynı akşam Ahmet tatsız bir haber daha alır. Hırdavatçı Hamit’ten kiralamış olduğu sanayi tipi hamur kesme makinesi, yapmış oldukları sözleşme çerçevesinde teslimat için Ahmet’in lokantasına getirildiği sırada, Hamit’in işyerinde kendi kamyonuyla yük taşıyan Mehmet, makineyi 5 kat merdiven yoluyla çıkardıktan sonra çok zorlanması nedeniyle, asansörün kapısında belirtilen kilo sınırını aşıyor olmasına karşın makineyi asansöre yüklemiştir. Kapıların kapanmasının ardından aşırı yük nedeniyle asansör hızla aşağıya düşmeye başlamış, bu sırada binanın üst katlarındaki bir televizyon kanalının stüdyosunda canlı yayına katılmak üzere aynı asansörde bulunan ünlü siyasetçi Metin, makinenin ayağına çarpması nedeniyle dizinden yaralanmıştır. Bu arada, makine, olay nedeniyle kullanılamaz duruma gelmiştir. Asansörün durduğu yerde Metin, asansörün kapısında bulunan camı kırarak dışarı çıkabilmiş ve doğrudan hastaneye sevk edilmiştir. Bacağı alçıya alındığından 2000 TL’lik hastane ve ilaç masrafı ödeyen Metin, katılamadığı televizyon programında, görüşlerinin çatıştığı ünlü siyasetçi Kamil’in kendisi hakkında “Karşıma çıkamayacak kadar korktuğu için programa gelmedi” beyanını duyunca hem hastane masrafları hem de olay nedeniyle mesleki itibarının zedelendiği gerekçesiyle olayın sorumlularından tazminat talebinde bulunmak istemektedir.

Olayın medyaya yansıması sonucu olaydan haberdar olan, iş merkezinin en üst katındaki çok ünlü, deniz manzaralı lüks gece kulübü-barın işletmecisi İlhan, asansörün, işlerin en yoğun olduğu Cuma akşamı boyunca bakım nedeniyle çalıştırılamaması sebebiyle müşteri kaybına ve maddi bir zarara uğradığını ileri sürerek zararının kendisine ödenmesi talebiyle Hamit aleyhine tazminat davası açar.

  1. Cavit ve Demir’in uğradığı zararların her birinin hangi zarar türüne dahil olduğunu ayrı ayrı açıklayınız. Demir, gidemediği seyahat için yapmış olduğu masrafların tazminini talep edebilir mi?

CEVAP: Zararı tazmin edebilir mi? Burada haksız fiil var. Haksız fiilin unsurları; kusur, zarar, hukuka aykırılık / ahlaka aykırı fiil, uygun illiyet bağı. Haksız fiilin unsurları bunlardır. BK m. 49; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Ahlaka aykırılıkta bize kasıt lazım. Common law sisteminde çok farklı bir haksız fiil şeması görüyoruz. Orada pek çok haksız fiiller sayılıyor. Belirli kategorilere konuluyor ve bunlar dışında haksız fiil yoktur deniyor. Fakat durum bizde bu şekilde değil. Biz bu tarz hükümlere “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verdiysen tazmin edeceksin” diyoruz. Ben sana genel bir tanım veriyorum diyor kanun. Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verirsen, sana bu zararı tazmin ettiririm diyor. Demek ki bu haksız fiilin unsurlarını bir arada gördüğümüz her yerde bir haksız fiil vardır diyeceğiz. Bu soruda bizim için önemli olan; bazı haksız fiillerde uğranılan zararlar kanunda özel olarak düzenlenmiş. Bu sorudaki zararlardan birisi kanunda özel olarak düzenlenmiş olabilir mi? BK m. 53; “Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır: 1. Cenaze giderleri. 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.” (BK 53/3’te bahsedilen durumun adına “Destekten yoksun kalma tazminatı” adını veriyoruz.) Kanun bu maddede sınırlı sayıdalık ilkesi koymamıştır. Özellikle bu durumların olduğunu belirtmiştir.
Cavit için; Ölüm halinde istenebilecek zararlar sınırlı sayıda olmayacak halde 53. Maddede belirtilmiştir. Bunlar dışında başka zararlara uğranmışsa onlar da talep edilebilinir. BK 56/2’ye göre de Cavit’in yakınları manevi tazminat talep edebilir.

Kör olan Demir için; (Normatif zarar nedir? Haktan mahrum kalma sonucu doğan zarar. Örneğin birisi sizi yaraladı. İşinizi göremez duruma geldiniz. 10 gün işinizi göremeyecek durumdasınız. Bakıcı tuttunuz günlük 10 liradan. Normalde on günde 100 lira çıkışınız olacaktı. Bakıcı tutmadınız, sizi seven bir yakınınız 10 gün size baktı ve para vermediniz. Bu durumda “tutmuş olsaydı şu kadar kaybedecekti” diyerek o miktarı verecek miyiz; Türk hukukunda normatif zararlar tazmin edilmiyor. Neden? Sorumluluğun kapsamını çok genişletir. Bundan dolayı normatif zararın tazmini Türk hukukunda kural olarak kabul edilmiyor. Yalnızca iki halde kabul ediliyor; ev işleri zararı ve bakım zararı.) Soruya bu açıdan geri dönersek, Demir seyahat masrafı vs. yapmış, artık kör oldu gidemeyecek. Bu bir normatif zarardır. Önceden parasını ödemiş. Demir’in mal varlığına yaptığı somut bir etki yok fakat geziye gidemiyor. Geziye gidememesinin somut bir şekilde mal varlığına etkisi yok, bundan dolayı burada normatif zarar vardır diyoruz. BK m. 54; “Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.” Kanun maddesi yine sınırlı sayıdalık ilkesi koymamıştır. Ekonomik geleceğin sarsılması her zaman çalışma gücünün azalmasından dolayı gerçekleşmek zorunda değildir. (Örn. Bir mankenin yüzüne kezzap atılıyor. Mankenin çalışma gücü var fakat bundan sonra manken olarak tercih edilmesi zorlaşmıştır.) Aynı zamanda BK 56/2’ye göre manevi tazminat istemi geçerlidir.

  1. F Firması zararını kimden isteyebilir? Tartışınız.

CEVAP: Öncelikle F firmasının zararını isteyebilip isteyemeyeceğini tartışmalıyız. F firmasının bir zarara uğradığı kesin. Uygun illiyet bağı da var. Burada hukuka aykırılıkta bir sıkıntı yaşıyoruz. Hukuka aykırılık ne demek? Mutlak hak ihlali varsa hukuka aykırılık kesin vardır diyoruz. Mutlak hak ihlali yoksa; salt mal varlığı zararı varken hukuka aykırılık var diyebilmemiz için; özel bir koruma normu gerekiyor. Yani F firması gibi firmaları bu tarz zararlardan özel olarak koruyan bir normun varlığı lazım. Eğer böyle bir norm yoksa F firmasının zararı tazmin edilemez. Bu zarar tipine yansıma zarar diyoruz. Mağdurun dolayısıyla uğradığı zarara dolaylı zarar diyoruz. Bu ikisini karıştırmamak gerekir. F tazminat isteyemez çünkü özel koruma normu yoktur. Fakat Demir ile F’nin arasındaki sözleşmeden doğan borçları hala devam ediyor. Sözleşme imkan veriyorsa, sözleşmeye dayanarak F firması Demir’e gidebilir. F ödediği kadarı rücu edebilir.

  1. Hamit’in Ahmet’e karşı olan sorumluluğunun hukuki niteliğini ve unsurlarını açıklayınız. Hamit’in bu sorumluluktan kurtulması mümkün müdür?

CEVAP: BK 66 > Adam çalıştıranın sorumluluğu. BK 116 > İfa yardımcısı. Bu ikisini nasıl ayırt ediyoruz? Bu konuyla ilgili olarak %99 tutan bir ölçütümüz var; 116’da bir ifa yapılıyor, ifada yardımcı olacak birisi var. Onun fiili nedeniyle sen sorumlu oluyorsun diyor 116. 66’da birini çalıştırıyorsun, çalıştırdığının fiilinden sorumlu oluyorsun. Zarar gören kişi ile zarar veren kişi arasında bir ifa ilişkisi var mı yok mu diye bakacağız. Eğer bir ifa ilişkisi varsa 116, eğer bir ifa ilişkisi yoksa ve tesadüfi bir şekilde ise 66’ya gideceğiz. Hamit, ifa ederken Mehmet’i kullanıyor. Yani ifa ederken bir yardımcı kullanıyor. İfa yardımcısı Hamit için gidip ifa edecek. Demek ki burada ifa yardımcısının sorumluluğu bahsinde Hamit’e gidilebilmesi mümkün. Doğrudan haksız fiili gerçekleştiren Mehmet’e de gidilebilir. Peki Hamit’in bu sorumluluktan kurtulması mümkün müdür? İfa yardımcısının sorumluluğunda kurtuluş kanıtı öngörülmemiştir (BK 116). Fakat eğer uygun illiyet bağını kesersek sorumluluğun unsurlarından birisi de gitmiş olur ve sorumluluk ortadan kaybolur. Fakat somut olayda Hamit’in sorumluluktan kurtulması mümkün görünmemektedir.

  1. Metin, kimlerden, hangi hukuki gerekçeye dayanarak tazminat talep edebilir? (TBK hükümleriyle sınırlı olarak yanıtlayınız)

CEVAP: Metin’in somut olayda iki tane zararı var; hastane masrafları ve mesleki itibarının zedelenmesi. Öncelikle hastane masraflarını kimden isteyebileceğine bakalım; ortada haksız fiil var mı? Kusur var, zarar var, hukuka aykırılık var, uygun illiyet bağı da var. Bundan dolayı haksız fiil var. Haksız fiilin tazminini kimden isteyebilir? Hamit’ten adam çalıştıranın sorumluluğu bahsinde tazminat isteyebilir (BK m. 66). Mehmet’e de başvurabilir fakat Hamit’in maddi durumu muhtemelen daha iyi olduğu için Hamit’ten istemesi daha mantıklı olacaktır. Hamit’in BK 66 kapsamında kurtuluş kanıtı getirme şansı var. Mesleki itibarının zedelenmesine bağlı tazminatı kimden isteyebilir? Haksız fiil yok diyebiliriz. Çünkü mesleki itibarının zedelenmesi ile geçirdiği kaza arasında uygun illiyet bağı yoktur demeliyiz. Fakat kendisine hakaret eden kişi bakımından kusur, zarar, hukuka aykırılık ve uygun illiyet bağı vardır diyebiliriz, dolayısıyla haksız fiil vardır. Yani Metin, Kamil’den tazminat isteyebilir.

  1. Olayın meydana geldiği iş merkezinin yönetimi, özel bir cam ve çerçeveden yapılmış olan asansörün camının kırması nedeniyle uğradığı zararı Metin’den talep edebilir mi?

CEVAP: Öncelikle haksız fiil var mı bakalım; kusur vardır, kasten camı kırmıştır. Zarar vardır, hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir sebep var. BK m. 63 Hukuka aykırılığı kaldıran haller; “- Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde kalan bir fiil, zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz. Zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, zarar verenin davranışının haklı savunma niteliği taşıması, yetkili kamu makamlarının müdahalesinin zamanında sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi gücüyle koruması veya zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı sayılmaz.” Bunlardan birisi varsa artık hukuka aykırılık unsurundan söz edemeyeceğiz ve dolayısıyla burada bir haksız fiil vardır diyemeyeceğiz.

  1. İlhan’ın uğradığı zarar ne tür bir zarardır? Hamit aleyhine açtığı davanın nasıl sonuçlanması beklenir?

CEVAP: Kusur var, zarar var, hukuka aykırılık var mıdır? Hukuka aykırılık yoktur, dolayısıyla haksız fiil yoktur. İlhan’ın uğradığı zarar salt mal varlığı zararıdır. Mutlak hak ihlali yoktur, nisbi hak ihlali vardır. Bu zararın tazmin edilebilmesi için özel koruma normu gerekmektedir. Fakat burada özel koruma normu yoktur. Dolayısıyla tazmin edilemez.

  1. Olayda yaralananın Mehmet olduğunu varsayınız. Olay sonrasında kazanın sebeplerinden birinin de asansörün bakımının zamanında yapılmamış olduğu ortaya çıkmış olsa, Mehmet’in tazminat talebinde bulunabilme hakkı olur muydu? Olursa kimden? Aşırı yük yüklemesi hususu mahkemece verilecek karar bakımından nasıl bir öneme sahiptir?

CEVAP: Mehmet fazla yük yükledi, Mehmet asansöre bindi, aynı zamanda asansör bakımsızdı. BK m. 69; Yapı malikinin sorumluluğu. Yapı malikinin sorumluluğunda kurtuluş kanıtı sayılmamıştır. Sorumluluktan kurtuluş imkanı yoktur. Ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu da denir. BK m. 69’dan dolayı yapı malikinin sorumluluğuna gidebiliyoruz. Mehmet’in asansöre fazla yük yüklemesini de “tazminattan indirim sebebi” yapılması gereken hallerden birisi olarak bahsedebiliriz.

SORU II

Ünlü resim koleksiyoncusu (A), 12.03.2016 tarihinde Ankara’da yapılacak bir müzayedeye koymak amacıyla biri İstanbul’dan, diğeri ise İzmir’den olmak üzere iki tablo satın almıştır. (A) ile İstanbul’daki satıcı (İ) arasındaki sözleşmede herhangi bir ifa yeri tespit edilmezken; (A) ile İzmir’deki satıcı (Z) arasında 25.02.2016 tarihinde yapılan ve 8 gün sonra ifa edileceği kararlaştırılan sözleşme uyarınca tablo, (A)’ya Ankara’da teslim edilecektir. (A) ise, tablonun 35.000 USD olan bedelinin yarısını (Z)’ye sözleşme yapıldığı gün, kalan yarısını ise teslimin yapıldığı gün olmak üzere iki taksitte ödeyecektir. Bu meblağlar için iki ayrı senet düzenlenmiştir.

Müzayedenin yapılmasına az bir zaman kalmış olmasına rağmen İstanbul’dan gelecek tablonun hâlâ eline ulaşmadığını fark eden (A), derhal (İ)’ye telefon ederek tabloyu kendisine göndermesini istemiştir. (İ) ise, sözleşmelerinde teslim yerine ilişkin herhangi bir kaydın yer almadığını, eğer tablonun kendisine Ankara’da teslimini istiyor ise (A)’nın ulaşım ve sigorta bedelini, tablo bedeline ek olarak kendisine ödemesini söylemiştir. Tablonun bedelinin tamamını ödeyen (A) ise, ilave parayı yatırmayacağını; (İ)’nin teslimi Ankara’da yapmaması halinde dava açacağını belirtmiştir. Dava açılması ihtimalinden çekinen (İ), tabloyu hiçbir ilave bedel almadan (A)’ya göndereceğini ancak kendi işyerinde tabloyu götürecek elemanının izinli olduğundan bahisle tabloyu ancak 11.03.2016 tarihinde Ankara’ya ulaştırabileceğini belirtmiştir.

Vadesi geldiğinde tabloyu (A)’ya teslim etmek üzere (A)’nın galerisine götürmeyi üstlenen (Z)’nin arkadaşı (T), ancak gece geç vakitte Ankara’ya ulaşmış ve kapalı olan galeride (A)’yı bulamayınca o sırada tesadüf eseri galeride bulunan ve hakkında kısıtlanma kararı bulunan kardeşi (K)’ye tabloyu teslim etmiştir.

Müzayedede satılacak eserleri tanıtması için dünyaca ünlü bir sanat tarihi profesörü olan (S) ile anlaşan (A), müzayede günü karşısında (S)’nin 25 yaşındaki asistanını görünce ne yapacağını bilememiştir.

  1. (Z)’nin borcu ne zaman muaccel olacaktır? (A)’nın bu tarihten önce ifayı talep etmesi mümkün müdür? (Z)’nin bu tarihten önce borcunu ifa etmesi mümkün müdür?

CEVAP: Kuralımız; her borç doğduğu anda muaccel olur (BK 92 bize bunu söylüyor). Bunu doğrudan kabul edemediğimiz bazı durumlar da var; dürüstlük kuralı bunun sınırını çiziyor. Onun dışında taraflar kararlaştırmadığı sürece her borç doğduğu anda muaccel olur. İfa modalitelerini cevaplarken her zaman şunu düşüneceğiz; taraflar aksini kararlaştırabilir mi? BK 92; “Gün olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin kurulduğu gün sayılmaksızın, bu sürenin son günü dolmuş olur. Sekiz veya onbeş gün olarak belirlenmiş süre ise, bir veya iki haftayı değil, tam sekiz veya onbeş günü ifade eder.” 2016 yılında Şubat’ın 29 gün olduğuna dikkat etmeliyiz. 4 Mart 2016 günü borç muaccel olacak. A bu tarihten önce ifayı talep edebilir mi? Hayır, çünkü kararlaştırılmış. Peki Z’nin bu tarihten önce borcunu ifa etmesi mümkün olur mu? Z bu tarihten önce ifa edebilir fakat bunun bir istisnası vardır; BK 96 erken ifadan bahsetmekte. Kural olarak erken ifa yapılabilir. BK m. 96; “Sözleşmenin hükümlerinden veya özelliğinden ya da durumun gereğinden tarafların aksini kastettikleri anlaşılmadıkça borçlu, edimini sürenin sona ermesinden önce ifa edebilir.”

  1. (Z), tablonun teslimini kararlaştırdıkları gibi 8 gün sonra değil de sözleşme yaptıkları günün hemen ertesi günü gerçekleştirmek üzere harekete geçtiğini varsayınız. O tarihte (A)’nın galerisinde başka eserler sergilenmekte olduğundan, o eserlerin uzmanlar eşliğinde yerlerinden çıkartılmadan yenilerinin konulmasının mümkün olmadığını ileri sürerek (A)’nın, (Z)’nin ifasını reddetmesi mümkün olabilir miydi? Borçlar Kanunu hükümleri ışığında değerlendiriniz.

CEVAP: A, erken ifayı reddedebilir (dürüstlük kuralı aksini gerektirmiyorsa). Reddettiği için alacaklı temerrüdüne düşmez. Modalitelere uygun yapılan bir ifayı alacaklı reddederse bu duruma alacaklı temerrüdü diyoruz. Modalitelerde sıkıntı olduğu anda alacaklı “ben kabul etmiyorum” diyebilir ve dolayısıyla alacaklı temerrüdüne düşmez.

  1. (A)’nın bedeli Amerikan Doları olarak ödemesi zorunlu mudur?

CEVAP: 35.000 USD kararlaştırılmış sözleşmede. Acaba A’nın bedeli illa da böyle ödemesi gerekir mi? Euro veya TL ya da altınımı bozduracağım diyebilir mi? Yabancı para borçlarında bir sistemimiz var. “Aynen ödeme kaydı”na bakıyoruz. Sözleşmede aynen ödeme kaydı var mı yok mu? Varsa mutlaka kararlaştırılan para birimi üzerinden ödüyoruz. Dolarsa dolar, Euro’ysa Euro. Peki yoksa? BK m. 99; borçluya seçimlik yetki veriyor. Sen istersen TL, istersen döviz üzerinden ödemeni yapabilirsin diyor. Ya 35.000 USD olarak ya da ödeme günü merkez bankasının belirlediği kura göre TL olarak ödeyebilir. BK m. 99/2; “…borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.” Alacaklı hangi günün kuru daha yüksekse onu seçecek. Kanun, alacaklıya böyle bir seçim hakkı veriyor.

  1. Düzenlenen senetlere ilişkin olarak (Z)’nin bir yükümlülüğü bulunmakta mıdır?

CEVAP: Burada iki senet vardı. Bir taksit sözleşmenin yapıldığı gün ödenmiş. Her taksit ödendiğinde, o takside ilişkin senet alınabilir. Toplam meblağ için tek bir senet düzenlendiyse, ödenen meblağ senet üzerine kaydedilebilir. Burada iki senet, iki taksit olduğu için; taksit ödendiği anda o takside ilişkin senet talep edilebilir.

  1. (İ) ile (A) arasında yapılan sözleşmede ifa yeri neresidir? Tarafların iddiaları ışığında tartışınız.

CEVAP: Olayda herhangi bir ifa yeri belirlemesi yoktu. Taraflar kendileri belirlemediyse kanunun tamamlayıcı hükmüne gidebiliriz; BK m. 89. Sözleşmenin kurulduğu sırada parça borcunun bulunduğu yer İstanbul olduğu için ifa yeri de İstanbul olacaktır.

  1. (A), (İ)’nin 11.03.2016 gecesi yaptığı ifayı reddedebilir mi?

CEVAP: İfa zamanı dediğimizde BK m. 94. Borç alışılmış iş saatlerinde ifa edilir. Nerede ifa ediliyorsa oranın alışılmış iş saatlerinde ifa edilir. Resim galerisi kaça kadar açık olur? Gece yarısı gittiğinizde açık bulamazsınız muhtemelen. Alışılmış iş saatinde ifa yapılması gerekir.

  1. (T)’nin (K)’ye yaptığı ifa geçerli midir?

CEVAP: Normalde sözleşmenin tarafları belli. Kısıtlı kardeşine ifa yapıyor. Şahsen ifası gereken borçlar dışında her borç herkes tarafından ifa edilebilir. Burada şahsen ifası gereken bir borç yok. Yani ifa yapılabilir. Kime ifa yapılabilir? İfa mutlaka alacaklıya veya onun yetkili temsilcisine yapılabilir. Borcumuzdan kurtulmuş olmayız bunun haricinde. Dolayısıyla kardeşi A tarafından yetkilendirilmiş bir kişi değildir. Eğer temsil yetkisi verilmiş olsaydı ifa geçerli olurdu. Fakat temsil yetkisi yoksa (ki belirtilmemiş), bundan dolayı ifa geçerli değildir.

  1. (S)’nin borcu nasıl bir borçtur? (S)’nin asistanının bu borcu ifa etmesi mümkün müdür? (A), (S)’nin asistanının konuşma yapmasına izin vermemiş olsa idi bunun sonuçları ne olurdu?

CEVAP: Bu borç şahsen ifası gereken bir borçtur. Nitekim burada da S gelmemiş, yerine 25 yaşındaki asistanını göndermiştir. Burada bir problem var. Şahsen ifa edilmesi gerekirdi, dolayısıyla borcun ifa edilmesi mümkün değildir. Burada “kim” modalitesinde bir sorun olduğu için, alacaklı temerrüdüne düşmüş olmaz.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir