Ormanda – Cahit Atay

ORMANDA

Cahit Atay

(Güldürü 1 Bölüm)

Kizir .Memet

Üsük

Korucu

«Ormanda» İstanbul Şehir Tiyatrosunda Ekim 1964’de oynanmıştır.

Bir Orman başlangıcı. Seyrek, güdük ağaçlar.. önde yer yer kesilmiş ağaç kökleri.

Orman yukarılara doğru sıklaşır, kararır, ağar gider.

Kizir Memet ağaç köklerinden birine sırtını vermiş, bacaklarını uzatmış bir baltanın ağzını eğelemekte. Üzerinde kolları ve dizleri başka renk kumaştan yamalı eski ve kışlık bir jandarma elbisesi. Başında serpeneği yamulmuş, tepesi yamalı kasket. Kara-kuru bir adam Kizir. Tarlada, güneşde çalışan sağlam bir köylüden çok, hastahaneden yeni taburcu olmuş birine benzer. Bu benzeyiş, kasketin üstünden çenesinin altına doğru bağladığı yağlıkla iyice güçlenir. Fakat şu anda yaptığı işle o taburcu hasta görünüşü kaybolur. Çünki baltayı bilerken daima tetikte, sağa-sola bakarak kaçamak bir iş yapmağa hazırlanan kurnaz bir adam durumunu alır. Arada bir şüphe ile ormanı dinler. O üst-baş, o başa bağlanan yağlıkla Kizir’in bu tutumu «bu ne pehriz bu ne lahana turşusu» dedirtir insana ama, dahası da vardır. Ağrıyan kulağına elini bastırıp «Anam.. Anam..» diye inlediğinde; taburcu hasta görünüşü, kurnaz adam gider de yerine zavallı, hastahanelik hasta bir Kizir gelir sanki.. Bu kadar da değildir Kizir Memet. Muhtarın odasında şehirli konuklara hizmet ettiği; tüccarı, tahsildarı, başefendiyi ve bunun gibileri tanıdığı için Kizir zaman zaman bunlardan birine de benziyebilir. Başefendi gibi kasılır, üstten alır örneğin. Taburcu hasta, kurnaz adam, hastahanelik hasta. sert, emreden biri arasındaki bu gülünç geliş gidişleriyle içinin de, yamalı dış görünüşü gibi şurdan – burdan toplama olduğu anlaşılır. Bir süre baltayı biledikten sonra, birden işini durdurarak elini sağ kulağına götürür. Yüzü dayanılmaz bir acı ile kasılır. Şu anda işte hastahanelik hasta oluvermiştir. Baltayı, eğeyi atar elinden..

KİZİR — (Eli kulağında kıvranarak) Anam.. Anam.. Anam.. Ulâ beni maf ettin Abdülkâya, off.. off.. Anam.. Anam.. (Ağrıyan kulağı üzerine iki elini birden bastırır.) Ulâ tavuğuna mı kışt dedik. Ulâ ne isten benden? Ulâ Abdül..Ulâ Kâya.. Ulâ insafsız.. (Birden Abdülkâhya gelecekmiş gibi etrafına korku ile bakınır. Gine acı baskın çıkar.) Sen gocaman bi muhtarsın.. Abdülkâya derler …Hay Abdülkâya gibi senin bubağın kemiğine… (gine korkar.) Yani ya kulak gibi senin.. Namussuz.. alçak.. (kulağa mı muhtara mı sövdüğü anlaşılmaz). Deyyûs.. Irzı kırık.. Emme de sızlıyo. Bi sulfata.. bi sulfata olaydı.. Anam.. Anam..

(Sızı artar. İki eli kulağında, o kulağı üzerine dürülmüş gibi kalır, ah’lar, oflar, orada başka renk bir ağaç kökü gibi kalakalır.

Kizir’in kardeşi Üsük görünür. Üzerinde bir mintan, şalvar, yalnayak, başıkabak, Kizir’in aksine, tarlada, güneşte çalışan sağlam, güçlü bir delikanlı. Kafasından çok vücudunu çalıştırdığı belli. Birileri tarafından hep «şöyle yap, böyle et» denmeye alışmış. Köy odasında, gelenlere ayağa kalkıp, yer verip, her sigaraya davranana bir eli göğsünde ateş yetiştirmeye aleste bir tipte. Saygılı, iyi kalpli bir oğlan.)

ÜSÜK — (Ağabeysini öylece görünce şaşırır. Yanına ilerler.) Ağam.. N’oldu sana Memet ağam? (Eğilir.) Hacı Ali’nin goca öküz gibi birden sancılandın mı yoğsa?. İflâh olmadı gettiydi hayvan.. Etme ağam. (Kiziri omuzundan tutarak) Ne ola bu dert? Gulağından mı? Deyiver hele.. Davran hele Memet ağam.. Diren bi yol. Gardaşın Üsük geldi. Benim ağam.. (Çaresizlik içinde) Gördün mü başımıza geleni? Bak işe sen yavu. (Kizir’e) Aman derim ağa.. Aman sıkı dur.. Allah etmesin, Karaviran goruluğunda ölün galdığında niderik? (Kizir’in ölmesinden iyice korkarak) etme ağa, çoluğu – çocuğu meydanlarda koma. (Sanki bu iş Kizir’in elindeymiş gibi) oh, ağa, kalanlara acı. (Ağasının ölümü ile başına geleceklerden korkarak ağlamaklı.) Bakamam onlara.. Gücüm yetmez.. Gendin de bilmen mi canım? Vallâ bakamam ağa.. Heç güvenme bana.. (Sonra pişman olarak) Ağamsın.. Emanetlerine sahap çıkmak isterim emme… Emme biliyon aha. Ben bi yanaşma adam. Hacı Alinin kapısında.. (Bu lâf ta tesir etmedi Kizir’e. Onu ayağa kaldırmak için daha ne demeli? Düşünür. Sonra alır.) Hem bi yol düşün ağa, Horantandan geçtim.. Ya Sarılar köyü nolacak? De bakalım Sarılar n’idecek Kizir’siz? Mıhtar Abdülkâya nidecek? Salmaları kim iletecek köylüye? Amanın daha böyüğü var. Başefendi var. Başefendi gazada evrâk beklemez mi? Kim götürecek evrâkları gazaya? (Biraz da okşamak gerek diye düşünür anlaşılan.) Sen bir kizirsin, şu yaptığın şanına yakışır mı ağa? Sen bi böyük hökümet memuru sayılın. Ne deyi Başefendi cenderme urbası vermiş sana? Hemi de esker sayılır da ondan.. Musa Çavuş o gader gavura garşı getmiş de, ölmemiş goca herif, sağ gezer köy içinde. Sen hem esger hem kizir, Karaviran gorusunda mı öleceğin durup – dururken ağa? Galk etme, yeter… (Göğe bakıp, ağlamaklı tepinir.) Horantana acıman, köye acıman… ya bana?. De bakalım ağa. Gardaşın Üsüke de mi acıman yavu? Beni çığırtmışın… Davran, ne bi işin varsa yapalım. Yoğsa ekmeğimden olurum. Kapımdan olurum vallâ. Hacı Ali «gün tepeye dikilene kadar geldin geldin.. yoğsa gayri kapımdan iş yoh sana.» dedi. İş yoh gayri dedi ağa. (İşsiz kalmak korkusu ile telâşlanır, kalkar, kizir’e sarılarak, sırtlamağa çalışır.) Bari seni alıp gidem de görsün Hacı Ali. «Ah, ağam sancılandı da..» diyem. O çaresini bulur hemi.

KİZİR — (Diretir. Birden acı ile bağırır.) Bırah ulân..

ÜSÜK — (Sevinerek bırakır.) Hele şükür.. Dirildi.. gurtuldu çoluk – çocuk.. Müjde Sarılar köyüne.. Müjde mıhtar Abdülkâya’ya.

KİZİR — (Yavaş yavaş oturumuna gelerek) Mıhtarından başlatma şinci. Ulâ nerdesin ayı! (İyice oturur. Şu anda başefendi pozunda, ya da kulağının acısını kardeşinden çıkaracak. Sevinen Üsüğe bir tokat atar.) Sana suval ediyok? Nerdesin ulân?

ÜSÜK — (Okşanmış gibidir, daha çok sevinerek.) Şükürler rabbiye.. Gücü, güvveti her bi şeyi de yerine geldi.

KİZİR — (Kulağının ağrısı hafiflemiş, hastahanelik hasta görünüşü yerine başefendi gibi) Gettin mi ormana? Sana ne suval edilirse, ona cuvap ver.

ÜSÜK — (Aklına gelerek.) He. Gettim. Getmez olur muyum heç. Emrin başım-gözüm üstüne Memet ağam, geçmiş olsun Memet ağam?

KİZİR — (Sert) Sana ormanı suval ederik ulâ.

ÜSÜK — He, orman… Her bi yanını dolandım. Buyurduğun gibi, te Karavirana dek uzandım. Kimsecikler yoh. Emme buraya gelincek… gorkuttun beni… Allah etmesin… N’oldu ki Memet ağam?

KİZİR — (Baltayı arıyarak) Ben ne bilirim. Toh tur muyum lân? Yoğsa Sihiye Amet efendi? (Baltayı alarak Üsüğe uzatır.) Biz işimize bakalım. Al şu nacağı bir eyi biledim. (Eğeyi de göstererek cebine koyar.)

ÜSÜK — (Baltayı almıştır. Emir bekler.)

KİZİR — (Kalkar. Şahadet parmağı ile bir ağaç göstererek Başefendi vari emri verir.) İlkin yanaş bakalım o ağaca..

ÜSÜK — (Göğe bakar. Bir an düşünür.)

KİZİR — Ne durun ulân?

ÜSÜK — (Şaşırır. Lâf olsun diye.) Ağaç mı keseceğik?

KİZİR — (Şimdi de Muhtar pozuna geçmiş olabilir.) Bak şinci şunun yediği halta. Ya buraya ne etmeye geldik bakalım? Seyrana mı çıktık yani? (Bu lâflar da muhtardan olsa gerek.) Ne demeye ormanı golaçan ettik bilâkis? Ne demeye nacağı biledik? Helbet çok möhim bi vezife var da ondan..

ÜSÜK — (Göğe gine kaçamak bir göz atıştan sonra.) Hacı Ali bekler ağa.. «Ağam çığırmış» dedim. «Ulâ ben o herifin lâfıyla abdashanaya gitmem» dedi.

KİZİR — (Sert, keser) Sakalına tüküreyim Hacı Ali’nin ulân. Kim olur o?

ÜSÜK — Emme..

KİZİR — (Gururlanarak) ya ben, ya o ulâ Üsük.. De bakalım?

ÜSÜK — (Hayret ederek.) Hacı Aliyle, sen.. Amanın ağa.. Ne eden ağa? Hacı Ali gibi tarlaların mı var sürülecek, bahçelerin mi var ekilecek? Davarın mı var güdülecek? Değermenlerin mi döner haldır, haldır?

KİZİR — (0 konuyu kapamak ister.) Dört yıldır Hacı Ali’nin kapısındasın. Ne yaptı sana ulân?

ÜSÜK — (Önüne bakar).

KİZİR — Bi kat acer urba mı aldı?

ÜSÜK — Cık.

KİZİR — Yoğsa guşağını gaymelerle mi doldurdu?

ÜSÜK — Yoh.

KİZİR — Bi gız alıp başını mı bağladı?

ÜSÜK — (Derdi depreşir) Aha bi garın tokluğu diyelim.

KİZİR — N’olacağıdı ya.. garın tohluğu… (öğüt yollu.) Eyi kulak ver bana Üsük. Eyi kulak verde, sonracığıma ağam terezinin bi gözüne koy, Hacı Ali’yi de öbürüne… Bak bakalım, kim ağır çeker. Doğru den, benim Hacı Ali gibi tarlam, davarım, bahçem yoh. (Zâvallılaşmıya, hastahanelik hasta görünüşü almaya başlamıştır.) Değermenlerin neyi de yoh.. (İlerleri göstererek.) Şu namussuz Sarılar köyü ne sana, ne bana götiçi kadar bi torpak vermedi.. (Kardeşine tüm derdini döktü – dökecek.. Az durur. Kendini toparlar; balta bileyen kurnaz adam durumuna geçer) Sarılar torpak vermedi emme, cenabıhak akıl vermiş kuluna oğlum. Demem şu ki… Yani Mollaların Haydar efendi gazada oturur, Sarılarda torpağı var. Niye?

ÜSÜK — Varyetli de ondan…

KİZİR — Yoh oğlum, herif akıllı, akıllı… Akıllı da ondan…O kadar malı almaya para yeter mi ulâ? Hani… Diyeceğim şu ki… Biz de aklımızi kullanalım dedik.

ÜSÜK — (Bir şeyler sezerek.) He, kullanalım.

KİIZİR — (Devamla) Biz de bi tarla sahabı olalım dedik.

ÜSÜK — («Tarla» lâfı üzerine umutlanarak) Deme ağa?

KİZİR — (Keşif yapar pozlarıyla orman başlangıcını göstererek.) Bak şurayı görün mü? Zatı seyrek orman. Hemi de tenhe bura… (Birden ve müjde verir gibi) Uyuma, tarla açacağık Üsük…

ÜSÜK — Tarla mı den? (ve hemen Kizir’in gösterdiği ağaca yanaşarak keyifle kesmeye koyulur.)

KİZİR — (Üsüğü iştahlandırarak.) On, bilemedin yirmi ağaç devirdin mi, al sana gız gibi tarla…

ÜSÜK — Gız gibi… (Baltayı daha güçlü sallar.)

KİZİR — (Baltanın ağaca indiği zaman) Efferin ulâ Üsük.

ÜSÜK — (Baltayı kaldırır.)

KİZİR — Bi de gözelce kökleri temizlerik.

ÜSÜK — (Baltayı ağaca indirir.)

KİZİR — (Hemen) Yaşa ulân Üsük… (Üsük baltayı kaldırır.) Bi de sürerik… (Üsük baltayı indirir.) Hey goçum, hey. Vallâ gelecek yıla kalmaz ekerik.

ÜSÜK — (Baltayı hızla kaldırır.) Aha o zaman Hacı Ali’nin sakalına… (Baltayı indirir, küfürün sonu duyulmaz.)

KİZİR — (0 da kardeşine uyar.) Abdülkâya’nın takkesine tüküreyim. (Dirir. Taburcu hasta görünüşü. Eli kulağına gider; hastahanelik hasta olur) Ah Üsük… oy gardaşım… o mıhtar… o Abdül deyyusu… (Derdini kardeşine açmaya yediremez.)

ÜSÜK — (0 da zaten Hacı Ali’ye veriştiriyor.) O Hacı Ali denen pezevenk… (Hırsını ağaçtan alır.)

KİZİR — (Cesaretlenmiştir)O Abdülkâya denen herifin ne bokluklarını bilirim “ben…

ÜSÜK — Hacı Ali denen o herif, gocagarıdan gayri iki ferik daha besler de, töbe haklarından gelemez. (Balta sallar)

KİZİR — Bi gazaya, bi başefendiye duyuracak olsam, o ocağı yıkılası, o Abdül hırsızını…

ÜSÜK — Üç garı… üç garı var Hacı’da. Emme Anşa bi başka. (Ağaçtan alır hırsını gene.) Anşa bi başka. (Sık sık balta sallıyarak.) Anşa bi başka… Anşa bi… Anşa… Anşa…

KİZİR — Kim ulân o Anşa?

ÜSÜK — (Nefes nefese Kizir’e döner. Sırıtarak.) Hacı Ali’nin feriği ağa… on dördünde bi civan. (Bu lâfları heyecandan, boş bulunarak söylemiştir. Kizir tarafından azarlanmadan utanmıştır bile.)

KİZİR — Tek dur ulân… El-Alemin ırzma göz mü diken yoğsa? (Başefendi gibi sorar.)

ÜSÜK — (Suçlu) Değel vallâ… (Korka korka) on da üç avrat var. Bende heç yoh da… (Başını önüne eğer.)

KİZİR — (Kardeşinin o durumuna acır) Doğru ulâ… Senin akranlarının hepiciği döl sahabı oldu.

ÜSÜK — He.

KİZİR — Eee, ne durun Üsük? (Ağacı gösterir.)

ÜSÜK — (Başı önünde olduğu için, yanlış anlıyarak.) Durmam, durmam emme.. (Şikâyet yollu.) garı yoh ki ağa…

KİZİR — Biz ne deyi uğraşırık gardaşım. Seni everelim derik…

ÜSÜK — (Memnun sırıtır, kıkırdar.)

KİZİR — Bi gız alalım ki sana, Hacı Ali’nin feriği kel öküz gibi kala yanında..

ÜSÜK — (Zevkten dört köşe, gıdıklanır gibi güler.) Deme ağa AIlasen?

KİZİR — Başlığı kim ziyade verirse kızın zorlusunu o alır, bilin. Başlık için de ne gerek? Para gerek.

ÜSÜK — (Tadı kaçar.)

KİZİR — Para için de, tarla gerek, mahsul gerek.

ÜSÜK — He, tarla.. (işini hatırlar. Ağaca gider. Bir an önce tarlayı açıp kıza kavuşmak umudu ile balta sallar.)

KİZİR — Ha öyle goçum. Sen çalış, heç korkma.. o zaman görün terezinin gözünü Hacı Ali mi ağdırır, bu fakir Memet ağan mı? .

(Artık Üsüğü tutabilene aşkolsun. Kizir memnun ve kurnaz, etrafa göz – kulak olarak düşünür. Böylece bir süre..)

ÜSÜK — (Birden) Ya gorucu ağa?

KİZİR — (Aynı anda) Ya gorucu gelirse Üsük?

ÜSÜK — (Keyfi kaçmış) Niderik o zaman?

KİZİR — (Etrafa bakınır. Sonra kurnaz.) Aha şuradan gorucu çıktı geldi diyelim. — Allah vere de gorucu olsun, orman mamuru değel — Hani gorucu köylü halından daha bi eyi anlar. (Üsüğe) korucu çıktı geldi.

ÜSÜK — (Etrafına bakınarak) Aman ağa, yapışır yakama…

KİZİR — (Öğretmen gibi) cık, bilemedin. Önce ben yapışacağım yakana…

ÜSÜK — (Ağzı bir karış açılakalır, söyliyecek lâf bulamaz.)

KİZİR — Önce ben yapışacağım yakana… Neden dersen, ben de gorucu gibi bi hökümet mamuru sayılarım da ondan.. Kizir değel miyim ben?

ÜSÜK — (Şaşkın) He.

KİZİR — Bu urbaları başefendi niye vermiş bana? Orman kessin, tarla açsın deyi mi ulâ?

ÜSÜK — Emme..

KİZİR — (Aldırmadan) Sen devletin ormanını kesen de ben durur muyum heç?

ÜSÜK — Essâh mı den ağa? Ne düşmanlığın var bana?

KİZİR — (Akıllı akıllı) Düşmanlık değel, bu bi siyasat.

ÜSÜK — (Aklına yatmamış) Karaviran goruluğuna çığırıp da beni… tarla deyi.. everme deyi… (küskün, baltayı yere atar.)

KİZİR — Gine de tarla, gine de everme Üsük. Ulan sana siyasat dedik duyman mı? Yani ya. diyelim bizim Abdülkâya.. Abdülkâya ne yapar bilin mi? Abdülkâya bi böyük hökümet mamuru gelincek köye, hökümetten yanı çıkar. Köylünün sövülmedik bi yanını bırakmaz. Hökümet adamı getti değel mi? Bakan ki bizim Kâya köylüden yanı olmuş.

ÜSÜK — Hacı Ali de yapar bunu…

KİZİR — Efferim Hacı Ali’ye, siyasattan anlıyo desene…

ÜSÜK — (Devamla) Bi hocayı göklere çıkarır ki Hacı Ali, deme gitsin. O hoca gidincek, bi baş

kası gelse odasına, giden hocaya yüklenir bu kez. Döneklik n’olacak.

KİZİR — Değel. Döneklik dediğin serıin oğlum… Döneklik… Döneklik küçcük adamlar arasında olur. Çoban Ali ile Yırtık Hasan arasında olan bi şeylere denir döneklik. Emme bu siyasat… Aha biz de böyle bir siyasat yürütüp… (Üsük gitmeye davranır.) Nereye Üsük?

ÜSÜK — Benim bu işe aklım yatmadı ağa. Gün dikilmeden bari Hacı Ali’nin tarlasında olak. (Havaya bakar.)

KİZİR — Akıl yatmıyacak ne var bunda ulâ? Korucu gelincek; «Bu benim gardaşım olur. Tarla açıyok» mu diyem yani? Yakışır mı şu benim kizirliğime?

ÜSÜK — Benim yakama yapışmak yakışır mı?

KİZİR — Ses etme.. Ses etme de beni diğne… Sonunu diğne oğlum. Ulâ cahâl adamla iş görmek ne zormuş yavu… Bak Üsük, bak gara gözlü gardaşım… Korucu gelince dedik. Baştan ormanı dolandın, kimseler yohmuş ya Emme söz gelimi balta sesine neyi gorucu geldi diyelim…

ÜSÜK — Kaçarım.

KİZİR — Olmaz… Kurşunu yen ardından…

ÜSÜK — Nacağın şakını vuruncak yıkarım yere. Eyisi mi bi vukuat işlemeden (Gitmek ister.)

KİZİR — Pardon Üsük… Vukuat işlemeden işi kıvırmak aha buna derler siyasat.

ÜSÜK — (İlgilenerek) Eyiymiş siyasat… Nasıl olacak bu ağa?

KİZİR — Çok koley. Korucu geldi diyelim. Aha o zaman işte sen bana heç tanış çıkmıyacağın. Ben de sana tanış çıkmıyacağım ha… Yapışacağım yakana… İyi gulak ver Üsük, Aman ses etmeden diğne… Bak nasıl çevrilirmiş siyasat öğren… Yakana yapışacağım… Gorucuya: «Orman kırar, ağaç keserdi» diyeceğim. «Balta sesine goştum geldim de…» diyeceğim. Gorucu ile biz bir oluncak sen heç korkma. «Etmeyin bi daha yapmam» de yeter. Ben dakkesinde herifi yumuşatırım. Hemencecik yakanı koyuverir görün.

ÜSÜK — Ya koyuvermezse ağa?

KİZİR — Siyasat sökmedi demektir. (Az düşünür.) En eyisi yakalanmak olur o zaman. Ganuna garşı gelinmez gardaşım. Çaresiz alıp gider gorucu seni…

ÜSÜK — Beni? (Gidecek gibi yapar).

KİZİR — (Önüne geçer) Ben serbest kalırım ya Üsük. Senin yaşın küçcük… Gazaya, Hasip efendiye bi tavuk neyi iletir) zorlu bir arzuval kaleme aldırırım. Sonra oğlum, gazada bizim de hatırımızı sayarlar be. (Kasılır, Üssüğün omuzuna vurur.) Bi, iki ay yatan, o kader…

ÜSÜK — Eyvallah ağa… Hacı Ali bekler… (Gitmek üzere bir adım atar.)

KİZİR — N’o? O herifin tarafı mı ağdırıyo terezide ulâ? (Üssüğün önüne dikilerek.) Ben mi girem isten mapus damına? Senin gibi deliğanlılar, gardaşı değel, hısmı yerine gidip damda yatıyo. Ben girdim deyelim mapusa.. Ya o zaman bizim horantaya kim bakacak?

ÜSÜK —Ben… Ben yanaşma..**********************

KİZİR — (Konuşmasının tesirini arttırarak.) Gara gözlü guzularım «Buba» deyi bekleşmez mi? Tezecik gelin yengen yollarıma bakmaz mı? (Sözlerinin Üsükteki etkisini gördükçe coşar.) Ulâ bana mapus damına cüvere, harçlık kim iletecek? Hasip efendiye arzuvali kim yazdıracak, de bakalım?

ÜSÜK — (Kalakalır)

KİZİR — (Baltayı yerden alır. Üsüğün kafasızlığına içerlemiştir.) Ben seni denedim ulâ… Ben seni sınadım. Uğurlar ola Üsük, var git hadi Hacı Ali’ye… (Ağaca hırsla yanaşır.) Böylesinin aklı tabanında olur zatı. Heç bi kelâm girmez gulağına… İki, üç ay yatacak topu topu yavu. (Ağaca vurur. Baltayı kaldırarak.) Elin oğlu el kadar torpak için çekip adam vuruyo. Giriyo on yıl, yirmi yıl mapusa. (Ağaca vurur.)

ÜSÜK — (Gidemez. Bir gök yüzüne bir ağasına bakar.)

KİZİR — (Ağaca vurarak.) Ödlek deyyusun biri bu. Dünyaya cılbah gelmiş cılbah gidecek N’olacak. Kes umudunu garıdan – gızdan… Akıt salyanı Hacı Ali’nin feriğinin annacında.

ÜSÜK — (Gitmekle gitmemek arası bocalar.)

KİZİR — Kizir Memet adama bi defa fırsat verir. (Üsüğü unutmuştur nerdeyse) «kendi işini kendin gör demiş» eskiler. Büyük kelâm.

ÜSÜK — (Gökyüzüne «gün dikildi mi?» gibilerden bir göz atar ama, terazide ağası ağır basmaya başlamıştır.)

KİZİR — (Tarla üstüne hayali işler.) Buğday ekerim.. boy atar mı sana sarı sarı kelleler… (kafası işledikçe eli yavaşlar) bi de yağış getti mi hava, hey anam, vay bubam… Yel vuruncak get de gör tarlayı… bi baştan bi başa dalga döver vallâ…

ÜSÜK — (Aynı hayâli izlediği ışıyan yüzünden belli olur.)

KİZİR — (Eli iyice yavaşlar.) Ağırlığını çekemez, boyunlarını kırar mı kelleler.. oy maşallah.

ÜSÜK — (Elinde olmadan, mırıltı gibi) Hay maşallah.

KİZİR — (Durmuştur.) Ha bereket.. torpağına, damarına, al gelinciğine, ayrığına bilem gurban olduğum tarla.. ha bereket.. Temmuz dedi mi girerik orağa…

ÜSÜK — (Kendisini kaptırmış. Oraksız orağa girecek gibi sevinçli haller alır.)

KİZİR — Buluruk helbet bi harman yeri…

ÜSÜK — (Ha işte harman yeri önemli, keyfi kaçar).

KİZİR — (Üsüğü karşılar sanki.) Ne düşünün ulâ? Yoh mu goca köyde arkadaş, yaren? Sarı Hıdır tevatür ahbabımdır, ne güne durur sa rı? Yek Yusuf, Kel AIi var ki hepiciği verir bi harman yeri.

ÜSÜK — (Aklına yatmış, sevinir yeniden.)

KİZİR — Harmanı süren.. (keyfinden bağırır.) oy anam, vay bubam. Yığılır mı zahire dağ gibi sana… Ver sırtını heç korkma gayri… Elleme keyfine ulân kizir. Yık takkeni kaşığın üstüne…

ÜSÜK — (EIi başına gider ama, takke yok.)

KIZİR — Tüttür cüvereni… (Her bir şeyleri unutmuş bakar kör olmuştur artık. Döner) Aha bu yiyecek zahiren.. Satacağını da bu yana ayırın. Vurun çuvalları eşşeklere.. Katan eşşekleri önüne.. süren gaza yoluna… Türkü çığırın anasını sattığımın… (Eşekler önünde kasaba yolundadır.) Deh. Deh be hayvan… Cık.. cık.. cık.. (Bi türkü tutturur, bir Anadolu türküsü.)

ÜSÜK — (Mırıltı gibi o da katılır türküye.)

KİZİR — Gelsin çil çil gaymeler.

ÜSÜK — (Umutlu bir hareket yapar.)

KİZİR — Acar urba alın.. garıya başörtüsü. Ameliken alın oğlanlara…

ÜSÜK — («Bana bir şey yok mu?» der gibilerden bakar.)

KİZİR — Boyalı şeker alın.. gayfe alın, çay alın ulâ, çay.. Amanın…

ÜSÜK — (Kendisine bir şey yok. Yüzü asılır.)

KİZİR — (İyice keyiflenir.) Harman sonu düğünler başlar, vurur mu davullar ıraktan, ırağa…

ÜSÜK — (Ağası hatırlıyacak galiba, bir umut.)

KİZİR — (Baltayı atar. Eli çenesi altında gider. Çabucak yağlığı çözer. Bir eline alır.) Düğün yerinde tutuşur mu oyuna deliğanlılarla…

(Lâf güçsüz kalır artık. Halay çekmeğe başlar kizir Memet. O hastahanelik hasta görünüşü ile bu mendil elde sevinç tepinmesinde acı bir gülünç vardır. Boşta kalan elini yanında olması gereken oyuncunun omuzuna atmak için uzatmıştır. Yanında da Üsük var. O da deminden beri yerinde kıpırdanıp duruyor zaten. Kizir’in kolu Üsüğün boynuna gider. İkisi birbirlerinden habersiz oyun oynarlar bir süre. Derken oyun yavaşlar. Kizir zınk, diye duruverir. Üsük hâlâ zıplar.)

KİZİR — (Düşüncelerinden uyandırılmış bir insanın hiddeti ile bağırır.) Sen burda mısın daha ulân.

ÜSÜK — (Yüzü karara karara) Düğün ağa…

KİZİR — Yıkıl git annacımdan hadi, (Baltayı yerden alır.) Düğünün sırası mı şinci? İş var, iş.

ÜSÜK — Ne bi işin varsa başım üstüne Memet ağam… (İlerler, eli baltaya uzanır.)

KİZİR — (Baltayı kaçırır.)

ÜSÜK — (Gine eli baltaya uzanarak.) Bağışla…

KİZİR — Sonra tarlaya sahap çıkacağın değel mi?

ÜSÜK — Eee.. Emme tarla kimin olur ki?

KİZİR — (Yüzü toprağına göz dikilmiş Anadolu köylüsünün yüzü olur) Bana bak Üsük, aklığın tabanındakini anlıyom senin… Dur durduğun yerde ulân. Yoğsa bu tarlanın bir garış torpağına gurban ederim adamı ben… (Orman başlangıcını tarlası, öz malı gibi görmeğe başlamıştır.)

ÜSÜK — (0 da orman başlangıcını tarla gibi kabullenir.) Neden ağa? Bitene gardaşın… Ben Üsük.

KİZİR — Geç gardaşı… Buba ayrı.

ÜSÜK — (Elinden tarla kaçacak gibi) Ey emme, Ana bir.

KİZİR — (Aynı önemle) bi mal bubadan veraset eder. (Muhtar gibi) Bu tarla da sehmin, yani ya hissen olamaz. Nedendir ki… Hemi bu tarla anadan, bubadan galma bi mal da değel. Bu tarlanın veraseti Kizir Memet uşakları Sülemen ve Hıdır.. (Lâf kalabalığının sonunu başaramaz.) Yani ya ulâ, bu tarla benim oğlan

lara düşer. Bir ölende «Bubamız ırahmetli bize mal bırakmış.» deyi hayır duada bulunanlar. Bizim bubamız… (Susar.)

ÜSÜK — Bubamız… (Susar. Gök yüzüne bakar.)

KİZİR — Aklına yattı mı?

ÜSÜK— (Başı gök yüzünden umutsuz döner. Çaresiz kalmış bir görünüşü vardır. Dertli ve biraz da kızgın sorar.) Kovan mı bizi ağa?

KİZİR — Vaktiken git işine…

ÜSÜK — (Göğü göstererek) Görmen mi? Gün dikildi tepeye… Hacı Ali gapısına gor mu gayri adamı?

KİZİR — Yağlık kadar tarla… Kime ne hayreder ki zatı… Bi yol koş git sen Hacı Aliye…

ÜSÜK — Mümkünü yoh, söz girmez kulağına… Emme. şey.. yani ya.. sen gine bi yakınım sayılın… Sana bi yanaşma.. işini görecek bi ırgat ney ilâzım..

KİZİR — (Aklı ağaçtadır. Önünde bulunan Üsüğü iteliyerek) İlâzım değel… Benim oğlanlar boy atıp giderler aha… (Ağaca doğrulur).

ÜSÜK — Eee.. bizi ne deyi çığırdın?. (Birden Kizir’in önüne geçerek baltayı elinden alır. Baltayı değil tarlayı almış gibidir.)

KİZİR — (Tarla elinden gitmiş sanki) Ver ulân şu nacağı…

ÜSÜK — Sen boyalı şeker, garıya baş örtüsü, kayfe, çay alacağın hemi? ya biz nideceğik? (Kizirin üzerine gelmesi üzerine geri çekilerek baltayı kaldırır) Tek dur ulân Kizir Memet. Vuruncak annığın şakını ikiye bölerim vallâ..

KİZİR — (Korkmuştur, alttan alır) Ulâ Üsük, ulâ ne yapan? Bana Kizir Memet mi den? Bana, bitene ağana? İndir Üsük nacağı.. gardaş ganına girmenin cezası çoh böyüktür ulâ gardaşım.

ÜSÜK — Biz gardaş değelik.

KİZİR — Neye ulâ? Anamız bir ya…

ÜSÜK — Buba ayrı. Ağzınla dedin. (Balta yukardadır.)

KİZİR — Bi garış torpak için,.. indir Üsük.

ÜSÜK — Elin oğlu bi garış torpak için adam vuruyo. Ağzınla dedin.

KİZİR — Bi adamın cezası yirmi yıl, otuz yıl. Hele Kizir olursa… Demincek bir, iki ay mapustan korkan sen değel misin Üsük?

ÜSÜK — (Bir eli ile Kiziri iteler.) Var git kizirliğini yap.. (Eli Kizir’in ağrıyan kulağına gelmiştir.)

KİZİR — (Elini kulağına bastırır.) Anam… Anam.. Anam… (Hastahanelik hasta olur, çöker.) Anam.. Anam…

ÜSÜK — (Baltayı indirir. Kıvranan Kizir’e bakar. Az düşünür. Ağaç aklına gelir, ağaca koşar.)

KİZİR — Ulan Üsük… Hökümet sorar bunu sana.. Başefendi komaz bunu yanına.. Anam… Anam.. Off.. off…

(Baştaki gibi kıvrılır Kizir. Üsük ağacı kesmeğe çalışmaktadır. Kısa bir süre sonra Üsük işini durdurarak Kizire döner, bakar. Terli yüzüne gine o saf, saygılı anlam gelmiştir.)

ÜSÜK — (Kıvranan Kizire doğru gelir.) Sana burada bi şey olacak olursa, heç bu yanı düşünme… Gözün arkada galmasın, ırahat et mezerinde. Benim elimde böyle bir zorlu tarla oluncak… Ne Sülemenle, Hıdır.. Ne de gelin anaları… Allahın izniyle.. ve de bu torpak sayesinde, emanetlerine bakarım… Böyle bi zorlu tarla…

(İşi aklına gelerek ağacın yanına fırlar, kesmeye başlar.) (Korucu girer. Anadolunun bazı yerlerinde köylerin kendi koruluklarını korumaları için görevlenmiş koruculardan biri bu… Kaba kumaştan kilot pantalonu ve ceketi var. Kasketi de aynı kumaştan. Üzerinde başında yamalar da yok değil. Kilot pantalonunun paçalarını uzun bir yün çorabın içine sokmuş irice, güçlü – kuvvetli.)

KORUCU — (Avını bastırmış bir köpek haliyle arkadan Üsüğe yaklaşır.) Kolay gele hemşerim.

ÜSÜK — Hoş geldin, sefa geldin.

KORUCU — (Ağız arayıcı.) Kereste mi, odun mu, yoğsa keçilere mi?

ÜSÜK — Yoh.

KORUCU — Kağnı ne mi onaracağın?

ÜSÜK — Yoh.

KORUCU — (İyi bildiği bir işde yanılmış olmak kızdırmaya başlar.) Bu kestiğin ağacı ne yapacağın diyok?

ÜSÜK — Heç.. İşine yararsa, al sen götür. (Baltayı kaldırır.) Devirelim de hele..

KORUCU — Eylen ulân.

ÜSÜK — İstemen mi? (Baltayı indirir.)

KORUCU — Madem öyle de, ne demeye ormanı kıran, tırnağına tükürdüğümün hayvanı?

ÜSÜK — Ağzını ne bozan, git işine hemşerim.

KORUCU — Benim işim bu ulân.

ÜSÜK — (Baltayı kaldırır, ağaca yanaşır.) Allahın ağacı senden mi sorulur?

KORUCU — Ben orman gorucusuyum ulân.

ÜSÜK — (Kafasına dank, eder, balta yukarda korucuya döner) Gorucu? (Gözleri açılmıştır.)

KORUCU — (Hemen geri fırlar.)

ÜSÜK — (Hatırlıyarak) Bu vukuat olur. (Kizir’e bakar, baltayı indirir.)

KORUCU — (Elini beline atmıştır.) Kaçayım deme, yakarım ha..

ÜSÜK — (Umudu ve gözleri Kizir’de) Biliyom. (Kizire doğru) ölüp netmese bari..

KORUCU — Kim ölecek? (Kiziri görür) Kim o?

ÜSÜK — Kizir Memet Sarılar köyü kiziri (Her şeyleri unutur, kizirin yanına koşar).

KORUCU — (Üsüğün peşini bırakmaz.) Kizire de mi bi şey ettin yoğsa?

ÜSÜK — (Kiziri sarsarak) Ulâ aman etme. Tez kalk. Sana bi şey olursa biz niderik? Kalk, kalk etme. Gorucu geldi.

KİZİR — (Eli kulağında doğrulur. Korucuya bakar. Anlamıştır. Zafer kazanmış gibi Üsüğe.) Demedim mi hökümet beni senden sorar deyi? Aha gorucu dakkesinde gelmiş. Ver bakalım hesabını şinci…

KORUCU — Ağaç, ağaç n’olacak ulân?

KİZİR — Beni maf etti bu oğlan… Ağaçtan geçtim.

KORUCU — Ben senden ağnamam. Ne den, ağaçtan mı geçtin? Nasıl geçen ağaçtan? Devirirmiş goca ağacı, görmen mi?

KİZİR — Ya ben, beni görmen mi? Bi kiziri devirdi ya.. Anam.. Anam…

KORUCU — Orman derik ulân, yeşillik derik.. ve de ağaç derik… Uyuman. (Ayağı ile kizire dokunarak.) Kizirin sürüsüne bereket. Emme ağaç? Ağaç gıtlaşıyo.. Orman tükenir gider. Senin tohumuna para mı verdiler, Sarılar bi kizir daha bulur emme.. ya Karaviran korusundan bu ağaç gidende n’olacak? (Gürler) Den bakalım, hadi, suvalime cevap isterim?

KİZİR — (Korucu keskin, alttan almak gerek.) Suvaline cuvap isten, haklısın. Ey gözünü sevdiğim gardeş, ben ne deyi bu yerlere serildim? 0 ağacı goruyum deyi…

KORUCU — (Üsüğe) Doğru mu der ulân?

KİZİR — (Hemen) Bak sana deyim gardeş. (Bir yön göstererek) Karakuyu’ya vardımdı da… Mıhtarın bi işi için gettim oraya… biz bi emirgulu adamık.. get derler gederik. Köye dönerkene, kesedir deyi buraya vurdum. Bi nacak sesi gelir gulağıma.. Sese koştum, geldim ki buraya, amanın ne görem… Bu oğlan ağaca yanaşmış…

KORUCU — (Üsüğe) Öyle mi ulân?

KİZİR — (Kendisine şaşkın bakan üsüğe kaçamak bir göz atarak.) Yalan mı ulân? (Korucuya.) Ey biz de kizirik. Her bi nerde olursa olsun, Devlet Hökümet ve hemi de köylü malına sahap çıkacağık. (Üsüğü göstererek.) Etme, eyleme deyi ağacı kesmeye komuyalım dedik emme… Vuruncak bize.. (Eli kulağına gider) Anam. Anam.

KORUCU — Hem ağaca hem Kizire kıymak ha?

ÜSÜK — (Ağası «Siyasat» mı çeviriyor, yoksa kalleşlik mi yapıyor. Şüphesi ile şaşkın kalakalmıştır.)

KİZİR — Emme ben dâvacı değelim. Bu Allahın ayısını…

KORUCU — (Yarasına dokunulmuş) Kes be.

KİZİR — (Alttan alarak) Bu oğlan.. Ne bilem hani… Pek aklı erik değil de.

KORUCU — Sana ne yaptıysa yaptı. Bu benim vazifem değel emme.. Ağaç n’olacak?

ÜSÜK — (Ağasının «Siyasat çevirdiğine» aklı yatarak memnun sırıtırken, korucunun sorusu üstüne ciddileşerek o da kizire sorar.) Ağaç N’olacak?

KİZİR — (Ortaya) Bunu gazada karakol bilir.. Başefendi bilir…

ÜSÜK — (Memnun, korucuya döner) Başefendi bilir ya…

KORUCU — Hâkim bilir, Hâkim. ÜSÜK — (Korkar. Bakışları Kizir’den imdat diler.)

ÜSÜK — (Ortaya) Yer bir, iki ay.. o kadar…

ÜSÜK — (Sevinerek, «Nasıl?» der gibi korucuya döner.)

KORUCU — Ne bir, iki ay ulân, idâm, ip bu suçun cezası…

ÜSÜK — (Yüzü asılır. Gine Kizir’de umut.) Ne der duyman mı?

KORUCU —O nerden bilecek, bana sor.

ÜSÜK — Kizir değel mi?

KİZİR — (Alttan, korucuya) Yanışın var gardaş.

ÜSÜK — (Merakta)

KORUCU — (Bozulur) Yanışım mı var? (öc alır gibi) Benim yanışım varsa gazada Hâkim düzeltir. Orman gırma dedimi herifin tepesi atıyo zati. Bi yol bulundum mahkemede… «Ağaç mı kesmiş?» deyi sordu hâkim. Sonra suçluya döndü «ağaç mı kestin?» dedi. (Üsüğe bakar.)

ÜSÜK — (Şaşırır) Aman tez ol, ne.dedi hâkim?

KORUCU — (Devamla) «Orman kesmiş ha?» dedi sonracığıma… Gençten bi adam bu hâkim. Goca zabıt kâtibini, mübaşiri neyi unuttu da, orada tüm milletin ortasında bağırıp- çağırmağa başladı. «Orman yurdun süsüdür.» dedi. Neler demedi ki.. «Orman çocuğunun beşiği, çorbanın kaşığı, eviğin eşiği» deyi gözel bi lâf etti. Herifi ağlıyacak sandık emme bizim hâkim bi toparlandı gene… Hay aslan, hay. Mubaşire bi el etti, mübaşir hemencecik seğirtti yanına… Mübaşirin kafa kel. Cılbah. «Aha görünüz» dedi hâkim. «Ormansız yurt böyle cılbah bi kafaya benzer.» konuştu, daha çok lâf etti. Sanın herif mahkeme görmez, nutuk çeker boyuna..

ÜSÜK — Eyiymiş hâkim.

KORUCU — Emme «Asmalı.» diye bağırdı sonra…

ÜSÜK — (İdam cezası yemiş gibi) Ulâ yandık biz öyleyse…

KORUCU — (Hâkim rolünde ve hızını alamamış) «Bunun cezası ip» dedi.

ÜSÜK — (Hâkimin karşısında gibi) Amanın Hâkim efendiağa bizi ipe verirsen, geride ağlıyacak, sözüm yabana, bi itim bile yoh. Bi davarım, bi keçim…

KORUCU — (Hâkim havasında) Keçi mi dedin? Keçi ha. Aha bu keçi, daha bi zarar ormana…

ÜSÜK — (Mahkemede gibi) Yoh. Ne garım var, ne dölüm… bi hısımım bile yoh arayıp soran.

KORUCU — (Hâkimin havasından çıkamamıştır ama, Üsüğe de acımaya başlar) İdam dediysek oğlum.

ÜSÜK — Bi gardaşım, bi ağam olsa bari…

KİZİR — Eyi bi arzuval kaleme aldırdı mı…

KORUCU — Gine de bir, iki yıl yer.

ÜSÜK — Vallâ çoh.

KİZİR — Eyi bir dâva vekili.

KORUCU — Ne olursa olsun, illâ ceza görecek.

ÜSÜK — (Yalvarır gibi sorar korucuya) Bi, iki ay mı olur acep?

KORUCU — (Üsüğe iyice acımış) eh işte o kadar bi şey.

ÜSÜK — Doğru mu den?

KORUCU — Bende yalan yok Hâkim «İp, idam» dedi emme.. sonunda iki ay ceza verdi. (Birden kendini toplar) Ben hâkim değelim ulân. Vazifemize bakalım biz. De bakalım, ne altetmeye ağaca kıydın? Orman çocuğunun beşiği, kapığın eşiği, çorbağın kaşığı değel mi?

ÜSÜK — (Ikına – sıkına kendini savunur.) Gözel den, eyi den emme… Aha emme… garın yoğsa, dölün yoğsa niden? Çorban yoğsa, damın yoğsa?

KORUCU — (Hızını alamamış) Hayvanı çok yorma döner tazıya – ormana nacak vurma benzer yazıya.

ÜSÜK — Hayvan. da yoh.

KORUCU — Ne diye ormana kıyan pekiy?

ÜSÜK — Garım olsun, dölüm olsun, kapım.. hemi de hayvanım olsun deyi.

KORUCU — (Kizire hak verir) Deli mi ne bu oğlan?

KİZİR — Dedim ya…

KORUCU — Ulan bitene ağaçtan olur mu bunlar?

KİZİR — Sakat canım. Vakit öldürmeye değmez.

KORUCU — Bu keçileri gaçırmış anlaşılan…

ÜSÜK — (Akıllılığını göstermesi gerek) Tarla açacağıdım da… («Nasılmış?» der gibilerden korucuya bakar.)

KORUCU — («Tarla» lâfı üzerine küplere biner, hâkim kesilir.) Ne? Elli, yüz ağaca kıyacaktın. Ormanı yakacağdın belkim de… İdam.

ÜSÜK — Tarla sahabı olmak idam mı ki? Yandı o zaman Hacı Ali. Vallâ Hacı Aliyi elli kere assalar az. Neden dersen, Hacı Alinin tarlası elliyi geçer gardaş.

KİZİR — Sapıttı gene oğlan.. Canım o tarlalar herifin kendi malı.

KORUCU — (Hırsla Kizir’e) Nerden bildin? Yoh mu bizim Karaviran’da ormanda şey.. şey açan. Şey.. Hani… («Tarla» lâfını bir türlü söyliyemez.)

ÜSÜK — Tarla demek ister.

KORUCU — (Büyük bir kinle.) Kel Hasan açtı… Cünbüş Ali… Çomarlının Veli.. Daha sayam mı?

ÜSÜK — (Ortaya, daha çok seyirciye.) Asılmadı mı ki acep onlar?

KORUCU — (Kizir’e) Ey ne zır zır eden Hacı Alinin malı deyi… (Üsüğe) Bu Hacı Ali Karadere’li değel mi?

ÜSÜK — He, o.

KORUCU — Tamam işte. Karadere’nin korusu hep o herifin şeyi..

ÜSÜK — (Kizir’e) Tarlası olmuş.

KORUCU — («Tarla» lâfını duymamak için, hemen) Dönmüş mü Karadere tepeleri mübaşirin kafasına…

ÜSÜK — Yoh değel. (Kizir’den öğrendiği gibi.) Şinci orada Hacı Ali’nin buğday tarlaları, yel vuruncak bi baştan bi başa dalga döver.

KİZİR — (Daldırır) Herif zahireyi dağlar gibi yığar desene…

ÜSÜK — Tarla çok oluncak…

KORUCU — (Kulak misafiri olduğu konuşmalar boyunca fenalıklar geçirmeye başlamıştır. Yalvarır gibi.) Susun, etmen… (Birden kendini toplar. Karşısında şaşırmış bakan Kizir ile Üsüğe tabancasını çekerek doğrultur.) Tarla lâfı yoh gayri. Kim tarla lâfı edecek olursa vururum. (Kizir ile Üsük korkmuş ve süklüm püklüm kalakalırlar. Az sonra Kizir’e emreder) Al o nacağı yerden ulan kizir.

KİZİR — (Korucunun şakası yoktur. Çaresiz denileni yapar.)

KORUCU — Yanaş ağaca, kes…

KİZİR — (Gözleri fal taşı gibi açılır.) Aman gardeş, neden?

KORUCU — Kes dedik, duyman mı? (Tabancayı iyice doğrultarak.) Ne durun, kes. Keseceğin o ağacı.. bunu da.. bunu da keseceğin…

KİZİR — (Eli bir türlü varmaz.) Ağzınla dedin, idam. Aman bi siyasat neyi olmasın gardaş. Ben bi fakir Kizir.

KORUCU — Sen bi fakir Kizirsen, bu oğlanın çarığı bile yoh. (Üsüğü gösterir) Ne demeye gomassın oğlanı… (Orman başlangıcına göz atar.) Kökleri temizledi mi… Bura zorlu…

ÜSÜK — Bi tarla olur.

KORUCU—Sus oğlum.. Sus gardaşım… Anun lâfını etmeyin bana… Ulâ susun derik yavu… (Dert leniverir, sesi değişir.) Sabanın çıkarım köyden.. çok er… Horoz ötmeden.. düşerim ormana… Garanlık basıncak girerim köye… Adımız Ayı Omar’a çıktı bu yüzden… Bilen, bilmeyen vazifesine gayetle düşkün bi adam sanır bizi.. Ne gezer ulâ, ne gezer hay gardaşım. Bu dinini… Bu imanını.. töbe, töbe… Aha ulâ bu tarlasızlık yüzünden hep… Bi tarla kıyısından, bi harman kenarından geçemem…

KİZİR — Yerden göğe haklısın… İt ürüse tarla deyi gelir gulağıma… Horozlar tarla deyi ötüşür. Ulâ bu tarla tüm cihan kesilir adamın gözüne be… Köylü dediğin irençberlik yapmalı. Tarlası olmalı.

KORUCU — («Sus» anlamına) Kes ulân, kes…

KİZİR — (Yanlış anlıyarak) Kesiyim.. kesiyim emme.. (orman başlangıcını süzerek) tarla benim olmuyacak olduktan kelli.

ÜSÜK — (Tarla çekişmesi başlıyor) Sen bi kizirsin. Mıhtardan sonra köyde sen gelin…

KİZİR — Çok dır dır etme ulân. Mıhtardan sonra köyde ben gelirmişim… (EIi kulağına gider.) Ne gezer ulâ, ne gezer.. Mıhtardan sonra azalar gelir. Bekçi gelir, köylü gelir.. Sarılar kö yünün malı, davarı gelir. Tarla, bağ, bahçe gelir.. İyi gulak ver; Ayrık, acı ot, gara dikenler gelir de, aha sonra ardından ben gelirim. (Korucuya) Sen hak ver gardeş, doğru demem mi?

KORUCU — (Kizir’e acımıştır ama, Üsüğü tutar.) Senin gine köye gelip giden konuklardan çıkarın olur. Eski, meski cenderme urbası verirler. (Üsüğü göstererek.) Bu oğlana gelincek.. Aha mal meydanda…

ÜSÜK — (Üstünün başının hırpaniliğinden memnun) He… Doğru der. (İyi görsünler diye önlerinde döner.)

KİZİR — (Acındırmada Üsük’le yarışa girer. Eli ağrıyan kulağında hasta hasta konuşur) Kizir dediğin senin… Kizir mıhtarın zağarıdır, yani ya itidir mıhtarın. Seni boyuna köylünün üstüne salar. Get şöyle de, get böyle de.. get habar ver, yemek sırası onda. Get salmaları topla. Köylü düşman kesilir mi sana.. köylü ile mıhtar arasında kalın. Köylüye varın harman zamanı hakkını almaya.. —Her hane bi teneke zahire verecek ya.. ganun böylece gonmuş— yarım tenekeyi zor koparın… Yarım teneke zahireye, suratlariyle elli kere adam döver herifler. Mıhtara gelin… Abdülkâya dirler bizim mıhtara. Bilin mi gendini?

KORUCU — Ters bi adam deyi duyarık.

KİZİR — Allah eline düşürmesin, ters mi, tezek mi çabuk ağnan (Kulağına iki elini birden bastırır.)O deyyus.. (korkar, bakınır) o herif aha… ülan her Allahın günü bizi kakalamadan edemez. Azaya gızar, garısına övkelenir acısını bizden çıkarır oy anam… Anam.. Dün vuruncak gulağımın tozuna.. Anam.. Anam…

KORUCU — (Gözü açılır) Mıhtar mı vurdu gulağına senin?

KİZİR — Kim olacak ağam, kim olacak…

KORUCU — (Sahneye ilk girişindeki avını bastırmış halini almağa başlar. Namlusu yere dönmüş tabanca, doğruldu, doğrulacak.) Ey?

KİZİR — Bugün mıhtar gazaya getti deyi… (Dalmıştır iyice, Üsüğü işaretle) Zatı o oğlan gardaşım olur.

KORUCU — (Tepesi atıyor) Gardaşın mı den?

ÜSÜK — He… (Küskün) Buba ayrı.

KİZİR — (Üsüğün sitemini anlıyarak) Buba ayrı ne demek? Sen tarlaya bak, ana bir ya…

KORUCU — (Tabancayı doğrultur, gürler) Susun ulân.

KİZİR — Bağışla, ağzımdan kaçtı. Hani bi şey… (Orman başlangıcını göstererek) açalım dedik.

ÜSÜK — (Saf) Bi tarla..

KORUCU — Yürüyün ulân. Gardaştınız da beni gandırdınız ha? Gulağına mıhtar vurdu öyle mi? Ben yutmam.. Yürüyün karakola.

ÜSÜK — Emme tarla.

KORUCU — (İyice tepesi atar) Tarla yoh ulan. Orman var, ağaç var… Vazife var. Ve de garşınızda orman gorucusu Omar var. Yürüyün… Düşün önüme…

KİZİR — Etme, bari beni goyver de, şu oğlan mapusa düşüncek…

ÜSÜK — Cüvere, harçlık neyi getirir bana, etme.

KORUCU — Yürüyün dedik size.. (Çaresiz ve korku ile Üsük ile Kizir düşerler önüne.) Gazaya, hâkime sevketsinler de görün gününüzü… Orman keser, tarla açar deyi… (sesini yükselterek) En möhimi gorucu gandırır deyi… (Hâkim gibi) idâm ulân, idâm.

(Korucu arkada, iki kardeş önde çıkarlar.)

Temmuz 1963. Ankara

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir