Medeni Usul Hukuku 2 – Pratik Çalışma (4)

Olay: C’ye ait aracı kullanan B, dikkatsizliği sonucu A’nın aracına çarpmış ve 20.000 TL tutarında maddi hasar meydana gelmiştir. Hasarını tazmin etmek isteyen A, avukatı D’ye genel dava vekaletnamesi vermiştir.

  1. 1)  D, C ve B aleyhine birlikte dava açabilir mi? Neden?
    Olayda C ve B’nin müteselsil sorumluluğu söz konusu, çünkü araç sahibi C’nin kusursuz sorumluluğu B’ninse kusura dayanan sorumluluğu var. Burada HMK 57/1-c kapsamında davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya benzer olması söz konusu. Vakıa aynı, hukuki sebepler ise aynı olmasa da benzer; biri kusursuz sorumlu, diğerininse kusura dayanan sorumluluğu var, bu nedenle C ve B aleyhine birlikte dava açılabilir. Olayda zorunlu dava arkadaşlığını gerektiren bir durum olmadığı için ihtiyari dava arkadaşı olacaklardır.
  2. 2)  D’nin C ve B aleyhine açmış olduğu davada, C davayı kabul ederse, bu B’yi nasıl etkiler? İhtiyari dava arkadaşlığında dava arkadaşı kadar dava vardır; dava arkadaşlarından birinin davayı kabulü ötekinin davasını etkilemez. Ayrıca davanın kabulü için diğer dava arkadaşlarının iznine ihtiyaç yoktur.

    Eğer kabul edilen davalardan biri diğer davaları konusuz bırakırsa, sadece bu halde diğer davalar da kabulden etkilenmiş olur.

  3. 3)  D’nin C aleyhine açmış olduğu dava, B’ye ihbar edilebilir mi? Edilebilirse B’ye nasıl hareket etmesini önerirsiniz?
    İhbar ancak hukuki yarar varsa söz konusu olur. Burada araç sahibi C ile kazayı yapan B arasında bir rücu ilişkisi olacağı için B’ye davanın ihbarında hukuki yarar vardır; HMK 61.madde kapsamında davanın B’ye ihbarı gerekir.

    Eğer B, kendisine ihbar edilip de davaya katılmazsa HMK 64.madde gereği kendisine karşı açılacak davada ilk davada verilen hükmün yanlış olduğunu iddia edemez.
    Nasıl hareket etmeli? Davaya feri müdahil olarak katılmalıdır.

  4. 4)  Açılan davada mahkeme bilirkişiye başvurmuş ve bilirkişi, A’nın aracında meydana gelen hasarın 25.000 TL olduğunu tespit etmiştir. Bunun üzerine A, mahkemeye bir dilekçe vererek talebini 25.000 TL’ye çıkardığını belirtmiştir. Mahkeme nasıl bir karar vermelidir? Neden?

    Değişiklik için ya ıslah talebinde bulunulmalı ya da karşı tarafın muvafakati alınmalıdır. Islah kurumuna başvurabilmek içinse talebin açık olması gerekir; açık bir ıslah talebi yoksa bunu ıslah olarak nitelendiremeyiz.

  5. 5)  A, Amerikan vatandaşı olsaydı mahkemede davanın görülmesi için hangi şart aranacaktı? Teminat yatırması gerekir. A’nın, yabancı ülke vatandaşı olduğu için MÖHUK 48 gereği dava açabilmesi için teminat yatırması gerekir. Teminat ise bir dava şartıdır.
  6. 6)  Aleyhine açılan davada C, A’dan 10.000 TL tutarında alacaklı olduğunu belirterek cevap dilekçesiyle bir karşı dava açmıştır. Mahkeme nasıl bir karar vermelidir?

Burada C’nin talep edeceği miktar, A’nın asıl davada kendisinden talep ettiği miktardan (20.000TL) az olduğu için karşı dava açmasında hukuki yarar yoktur. Karşı davada amaç, tarafın ileri sürdüğü savunmanın yanında bir de talep ileri sürebilmesini sağlamaktır. Olayda takas ileri sürmesi ile zaten yeni bir talepte bulunmasına gerek kalmayacaktır. Bu nedenle de C’nin karşı davası reddedilecektir.

  1. 7)  A, dava devam ederken alacağını G’ye devretmiştir. Davaya devam eden G, A’nın faiz istemeyi unuttuğunu görmüş ve ıslah dilekçesi vermek suretiyle faiz talebinde bulunmuştur. Ancak mahkeme, A’nın daha önce ıslah hakkını kullandığını belirterek G’nin talebini reddetmiştir. Mahkemenin kararı doğru mudur? Neden?

    Faiz fer’i bir alacak olsa da dilekçeler aşamasında istenmemesi halinde, sonradan tahkikat aşamasında istenmesi talep sonucunun arttırılması niteliğinde olacağı için iddianın genişletilmesi yasağına takılacaktır; ancak ıslah veya karşı tarafın izni ile ileri sürülebilir. HMK 125/2’de davacı tarafından dava konusunun devri düzenlenmiştir. Dava konusunu devralmış kişi, davada davacı yerine geçer ve dava devam eder. Dolayısıyla A dava konusunu devredene dek davada ne yapmışsa G bunlarla bağlı olacaktır. Eğer halihazırda ıslah hakkı kullanılmışsa G’nin davayı ıslahı mümkün değildir; mahkemenin kararı doğrudur.

  2. 8)  D, yalnızca 10.000 TL tutarındaki alacak için dava açabilir miydi? Açtığı bu davada alacağı hüküm, alacağın kalanı için açacağı davada nasıl kullanılabilirdi?
    Açabilir, niteliği kısmi davadır. Kısmi dava için alacağı hükmü, geri kalan kısım için açacağı davada, tarafları ve dava konusu aynı olacağı için kesin hüküm olarak kullanabilir.
  3. 9)  Müvekkili adına mahkemeden ihtiyati tedbir talep eden D’nin talebi, mahkemece hiçbir gerekçe gösterilmeden 25 Mayıs 2016 tarihinde reddedilmiştir. D’nin başvurabileceği herhangi bir yol var mıdır?
    Bu konuda 2014 yılında çıkan bir ictihadı birleştirme var. O tarihe dek Yargıtay’ın farklı dairelerince, ihtiyati tedbir kararına karşı incelemenin istinaf mahkemesinin görev alanında olduğu ve kamu düzeninden olan görevin yorum yoluyla genişletilemeyeceğinden bahisle ihtiyati tedbir kararlarının incelenmesinin temyizin kapsamına sokulamayacağı söyleniyordu. İctihadı birleştirme kararı da bu yönde çıktı. 20 Temmuz 2016 tarihi ile bölge adliye mahkemeleri ihtiyati tedbir kararları üzerinde inceleme yapabilecekse de 20 Temmuz öncesinde verilen ihtiyati tedbir kararlarına karşı kanun yolu kapalı olacaktır.

Soru II

Kiraya vermiş olduğu taşınmazın tahliyesi için kiracısı F’ye karşı tahliye davası açan C, yapılacak ilk tahkikat duruşmasına katılmayı unutmuş, F’nin müvekkili de davaya devam etmeyeceklerini belirtmiştir. Bunun üzerine mahkeme de dosyayı işlemden kaldırmış ancak C, süresinde yenileme talebinde bulunmuş ve mahkeme de yeni bir duruşma günü tayin etmiştir. Fakat her iki taraf da bu duruşmaya mazeretsiz olarak katılmamışlardır. Mahkeme nasıl bir karar vermelidir?

Basit yargılama usulü bu soru çözüldüğü zaman daha işlenmemişti, hoca o yüzden çözmedi

Yazılı yargılama usulünden farklı olarak, basit yargılama usulünde dava sadece bir kez yenilenebilir. Davanın ikinci kez takipsiz bırakılması ile mahkeme davanın açılmamış sayılmasına hükmeder.

Soru III

Kayıtsız olarak çalışmakta olan B, arkadaşının tavsiyesiyle 1 Mart 2017 günü işvereni N ve SGK aleyhine hizmet tespit davası açmıştır. B’nin açmış olduğu davayı değerlendiriniz. Siz olsaydınız nasıl hareket ederdiniz?
Hizmet tespit davası ile amaçlanan, kayıtsız çalışan işçinin kayıtlı hale gelmesidir. İşveren, SGK’ya bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediği için devlet kayba uğruyor, bu nedenle devletin de bu davada verilecek hükümden etkilenmesi söz konusu olacaktır. 2014 yılında İş Mahkemeleri Kanunu’nda yapılan değişikliğe dek işçi, davasını hem SGK’ya hem de işverene karşı açıyordu. Yani şekli mecburi dava arkadaşlığı vardı, çünkü alınacak hükmün bir kısmı SGK’yı bir kısmı da işvereni etkiliyordu. 2014’te bu hüküm değişti. Şu anda açılacak olan davayı mahkeme re’sen SGK’ya ihbar ediyor, SGK da fer’i müdahil olarak işveren yanında davaya katılıyor. Yani dava sadece işverene karşı açılıyor, SGK fer’i müdahil olarak davaya dahil oluyor.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir