Medeni Usul Hukuku 2 – Pratik Çalışma (3)

1. Ortağı olduğu B Anonim Şirketi’nin, usulüne uygun olarak ilan edilmeyen genel kuruluna katılamayan A, genel kurul kararının iptali amacıyla bir dava açmak istemektedir.
a) Bu davada mahkeme, naip hakim atayabilir mi? Neden?
Naip hakim, mahkeme dışında olup da mahkemenin yargı çevresi içinde kalan işler için görevlendirilen hakimdir. Ancak naip hakim atanabilmesi için toplu bir mahkemeden bahsediyor olmamız gerekli. 5235 sayılı kanunun 5.maddesi uyarınca genel kurul kararlarının iptaline ilişkin davalar asliye ticaret mahkemesinde görüleceğinden ve bu mahkemelerin toplu mahkeme olmasından dolayı, ilgili davada naip hakim atanabilir.
b) Davanın sonunda mahkeme, A’nın talebinin haklı olduğuna kanaat getirmiş ve genel kurul kararının iptaline karar vermiştir. Bu hüküm medeni usul hukuku açısından ne tür bir hükümdür? Açıklayınız.
Olayda inşai dava söz konusudur, çünkü mahkemenin vereceği karar ile var olan bir hukuki durum ortadan kaldırılmıştır. Dolayısıyla bu karar, etkisi geçmişe yönelik bir inşai hükümdür.
c) Davanın sonunda mahkeme, A’nın talebini esastan reddetmiştir. Kanun yolu incelemesi sırasında:
– Mahkemenin görevsiz olduğu,
– Mahkemenin yetkisiz olduğu,
– Davanın süresinde açılmadığı,
– Davacının delillerinin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmediği,
hususları Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay tarafından resen dikkate alınabilir mi? Neden?
 Mahkemenin görevsiz olduğu Bölge Adliye Mahkemesince resen göz önüne alınabilir. Kural olarak istinaf incelemesi taleple bağlı olarak yapılır, ancak HMK 355 gereği istinaf mahkemesi kamu düzenine ilişkin meseleleri re’sen inceleyebilir. Dolayısıyla kamu düzeninden olan görev konusunu da re’sen inceleyecektir. HMK 355 hükmü olmasaydı bile, görev dava şartı olduğu için ve davanın her aşamasında incelenebileceği için, Bölge Adliye Mahkemesi yine görev konusunu inceleyebilirdi. Yargıtay açısından düşünülecek olursa, Yargıtay zaten taleple bağlı olmadığı için tarafın talebi olmayan konuları da inceleyebilecektir.
 Mahkemenin yetkisiz olduğu konusunda ise öncelikle yetkinin kesin olup olmadığına bakmak gerekir; kesin yetkinin söz konusu olduğu hallerde, kesin yetki kamu düzeninden olacağı için Bölge Adliye Mahkemesi görevde olduğu gibi re’sen yetkisizliği de inceleyebilecektir. TTK 445 ilgili uyuşmazlık yönünden kesin yetki öngörmüştür (HMK 14/2 hükmü de aynı yönde). Kesin yetki olmasaydı, yetkisizlik ilk itiraz olduğu için kanun yolu aşamasında ileri sürülemezdi.
 Davanın süresinde açılmamasını da Bölge Adliye Mahkemesi re’sen göz önüne alabilir, çünkü TTK 445 davanın 3 ay içinde açılmasını öngörmüştür ve bu hak düşürücü süredir. Hakim hukuku re’sen uygulayacağı için bu nedeni de re’sen göz önüne almalıdır.

 Davacının delillerinin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmediğini ise re’sen inceleyemez, çünkü delillerin değerlendirilmesi ve göz önüne alınması tahkikat aşamasında gözetilmesi gereken konulardır; istinaf aşamasında talebe bağlı olarak incelenecektir. Ancak bu Yargıtay açısından geçerli değil, çünkü Yargıtay temyiz incelemesinde taleple bağlı değil.
2. Altı ay önce evlendiği eşi F ile sorunlar yaşayan D, boşanmaya karar vermiş ve boşanma
davası açması için avukat olan arkadaşı G’ye vekalet vermiştir.
a) Yapılan ilk tahkikat duruşmasında F, mahkemeye davayı kabul ettiğini ve kendisinin de boşanmak istediğini söylemiştir. Mahkeme nasıl bir karar vermelidir?
Davayı kabul, sulh ve feragat ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği konularda söz konusu olabilir. Ancak boşanma davasının konusu böyle olmadığı için F’nin davayı kabulü sonuç doğurmayacaktır.
TMK hükmü (?), bir yıldan uzun sürmüş olan evliliklerde boşanma davasında davalının davayı kabulünün, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı yönünde karine teşkil edeceğini öngörüyor. Bu durumda bile kabul, davayı sona erdirmez, hakimin evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığına dair hükmüne etki eder. Ancak olayda bir yıllık süre dolmadığı için ilgili hükümden yararlanma şansımız yok. Dolayısıyla olayda hakimin davaya devam edip hüküm vermesi gerekir.
b) Taraflar bu davada delil sözleşmesi yapabilirler mi? Neden?
Normalde delil sözleşmesi, taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucudur. Ancak TMK 184/1-1 hükmü gereği hakim delilleri serbestçe değerlendireceği için boşanma davalarında delil sözleşmesi söz konusu olamaz. Ayrıca delil sözleşmesinin bir amacının da senetle ispat kuralının uygulanması gereken yerde uygulanmamasını, ya da senetle ispat kuralının uygulanmadığı yerlerde uygulanmasını sağlamak olduğu düşünülürse, böyle bir sınırlamanın boşanma davalarında söz konusu olmaması delil sözleşmesinin yapılmasına engeldir.
c) D, dava dilekçesinde boşanma sebebi teşkil eden maddi vakıaların ispatı için yemin teklif edeceğini belirtmiştir. Bu mümkün müdür? Neden?
Bu da TMK 184/1-2’de düzenlenmiştir ve mümkün değildir.
d) Dava sonucunda verilen karar temyiz aşamasındayken G hakkında, avukatlığa engel bir suçtan kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü kurulması gerekçesiyle, dava açılmadan önce kayıtlı olduğu barodan kaydının silindiği ortaya çıkmıştır. Bu husus davada nasıl ileri sürülebilir? Neden? Davanın tarafları bunu, hüküm kesinleştikten sonra öğrenseydi cevabınız değişir miydi?
Bu davaya vekalet eksikliğine sebep olur, çünkü davaya vekalet için baroya kayıtlı bir avukat olmak gerekir. Davaya vekalet ehliyeti bir dava şartı olduğu için her zaman ileri sürülebilir.
HMK 375/1-c ise sahte vekalet ile davaya taraf olmayan (haberi olmayan) biri hakkında hüküm verilmesini düzenlemektedir. Yani somut olayda yargılamanın iadesi sebebi yoktur; hükmün kesinleşmesi ile gidilebilecek bir yol kalmamıştır.
3. A, ödünç vermiş olduğu 80.000 TL tutarındaki paranın iadesi için B aleyhine bir alacak davası açmıştır. Yapılan yargılama sonunda mahkeme, A’nın alacağının 45.000 TL olduğuna hükmetmiştir.
a) İlk derece mahkemesi kararına karşı B, hiçbir istinaf sebebi ileri sürmeksizin istinaf yoluna başvurursa, Bölge Adliye Mahkemesi nasıl bir inceleme yapmalıdır?

Kişi istinaf sebebi ileri sürmeksizin 342/3 gereği istinaf yoluna gidebilir; istinaf mahkemesi incelemede bulunacaktır. Ancak istinaf mahkemesi taleple bağlı olduğu için herhangi bir sebep belirtilmemesi halinde inceleme, kamu düzenine ilişkin konularla sınırlı kalacaktır.
b) Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı B, hiçbir temyiz sebebi ileri sürmeksizin temyiz yoluna başvurursa, Yargıtay nasıl bir inceleme yapmalıdır?
Temyize gidebilmek için temyiz iradesinin ortaya konması yeterlidir. Yargıtay taleple bağlı olmadığı için resen inceleme yapacaktır.
c) İstinaf incelemesi sırasında, A bir ıslah dilekçesi vermek suretiyle dava dilekçesiyle talep
etmediği faizi talep etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi nasıl bir karar vermelidir?
HMK 357 istinaf aşamasında yapılamayacak işlemleri düzenlemektedir. Bu bağlamda ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen taleplerin Bölge Adliye Mahkemesinde dinlenilmesi mümkün değildir.
d) Yapılan istinaf incelemesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunu duruşma yapmaksızın reddetmiştir.
(i) Mahkemenin duruşma yapmadan karar vermesi hukuka uygun mudur?
HMK 353/1-b hükmü gereği istinaf mahkemesi bu kararı duruşma yapmaksızın verebilir.
(ii) Bu karara karşı kim temyiz yoluna başvurabilir?
Temyiz sınırı 41.530 TL olduğu için alacaklı A bu hükmü temyiz edemez, çünkü kendi aleyhine olan miktar (35.000) sınırın altındadır. Borçlu B’nin aleyhine olan 45.000 TL’lik hüküm sınırı geçtiği için B kararı temyize götürebilir. A sadece, B temyize giderse katılma yoluyla temyize gidebilir.
(iii) Yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay hukukun yanlış uygulandığı sebebiyle bozma kararı vermiştir. Dosya hangi mahkemeye gönderilmelidir? Neden?
İlgili karar ilk derece mahkemesinin verdiği karardır, bu nedenle ilk derece mahkemesine gönderilecektir.
e) Bu karar nasıl kesinleşebilir? Değişik ihtimalleri dikkate alarak cevaplandırınız.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir