İcra ve İflas Hukuku Kapsamlı Ders Notu

GENEL BAŞLIKLAR

İcra-iflas hukukunun diğer bir adı cebri icra hukuku ya da takip hukukudur. Cebri icradan kasıt alacaklı alacağını alamıyorsa zorla borçluya karşı faaliyette bulunup alacağını alma olanağı yoktur; bir diğer ifadeyle ihkak-ı hak yapmak yasaktır. Eğer alacağını alamıyorsa devletin oluşturduğu icra iflas organlarına başvurur.

Cebriliği ise şuradadır, normalde bir icra takibi 5 aşamadan oluşur;

➢➢ 1.aşama: Takip talebi ile başlar genel olarak. Yani alacaklı bir takip talebi dediğimiz basılı formu doldurur. Ve formu doldurarak icra dairesine verir. A dava açsaydı bir dilekçe hazırlayacak ve mahkemeye verecekti. İcrada ise takip talebini doldurur icra dairesine verir.

➢➢ 2.aşama: İcra dairesi bu talebi aldığında bir ödeme emri gönderir. Yani borçluya ya bir kağıt gönderir o ödeme emridir ve özetle, şu kadar borcun var ve bunu 7 gün içinde;

icra dairesinin bankadaki hesabına öde ya da

o itiraz et diye bir emir içerir.

Eğer ödemezsen ve itiraz da etmezsen mal beyanında bulun denir. Bir diğer ifadeyle eğer itiraz etmez ve borcunu ödemezsen mallarını haczedeceğim bana mallarını bildir diyor. Eğer borçlu 7 gün içerisinde ödemezse ve itiraz da etmezse o zaman 7 gün sonra ödeme emri kesinleşir ve borçlunun mallarına el konulur. Bu borçlunun borcunu kabul etmiş olması demektir. İcra müdürü icra görevlisini alıp borçlunun mallarını haczetmeye giderseniz. İcra müdürü zorla mallara el koyar. Cebrilik işte burada var. Malların haczinden sonra para ödenirse haciz kalkar.

➢➢ 3.aşama ise haciz aşamasıdır. Eğer hala ödemezse;

➢➢ 4.aşama satış aşamasıdır. İcra dairesi bu malları cebri arttırma yoluyla satar. Cebri arttırma deyince aklımıza icra iflas hukukundaki artırma geliyor. Elde edilen para icra dairesi veznesine girer.

➢➢ 5.aşama ise ödeme aşamasıdır.

İcra ve iflas hukuku bir anlamda özel hukuk alacaklarının tahsil edildiği bir hukuktur. Alacaklı normalde özel kişidir ve özel kişinin alacağından dolayı İİK uygulanır.

Alacaklı devlet ise bunlar için 6183 sayılı AATUHK çerçevesinde kamu alacakları tahsil edilir. Bu kanun İİK’ya benzer ama devlet daha farklı imtiyazlara sahiptir.

Eğer devletin yahut da kamunun özel hukuktan kaynaklanan alacağı varsa örneğin belediye çay bahçesini Hasan Efendi’ye kiraladı ve kirasını ödemiyorsa bu durumda İİK’ya göre tahsis edilir alacak, özel hukuk alacağı olduğu için.

İcra ve iflas başka şeylerdir. 6183 sayılı kanun ise sadece icra kısmını düzenlemiştir. Devlet alacakları açısından eğer devlet borçlunun iflası yoluna gitmek istiyorsa o takdirde iflasa başvurulur.

Davalı ve davalı tabirlerini gördük. Oysa icra iflas hukukunda davalı ve davacı yok alacaklı ve borçlu var. Elbette icra iflas takiplerinde de bazı davalar var. Bunun dışında icra literatüründe teknik terim alacaklı ve borçlu tabiridir, bunları borçlar genelde gördünüz. Bizim dersimizde ise borçlarda gördüğünüzden daha farklıdır.

ÖRN:A B’den 50 bin TL alacaklı ama eğer A B’ye karşı daha önce bir dava açmışsa örneğin velayet hakkının verilmesini istemişse ya da A velayet hakkının verilmesi sonucu karşı taraftan çocuğun kendisiyle ilişkisi kurmak için ilam elde etmişse bu durumda nasıl icraya konulacak? Burada ilamlı icra dediğimiz yol var. O zaman alacaklı gene takip talebiyle müracaat eder çocuğu vermiyor ilama rağmen diye. Bunun üzerine icra dairesi borçluya bir icra emri gönderir eğer teslim etmezse çocuğu o zaman icra dairesi çocuğu zorla alır alacaklıya teslim eder. Burada dikkat ediniz borç 50 bin TL ama buradaki borç ise çocuk. Dikkat edin çocuğu almak isteyen anne ya da babadan talepte bulunan alacaklıdır karşı taraf da borçludur.

Bunun dışında İİK madde 23’te bazı kavramların nasıl anlaşılması gerektiği tarif ediliyor;

❖❖ Madde 23: “1. “İpotek” tabiri ipotekleri, ipotekli borç senetlerini, irat senetlerini, eski hukuk hükümlerine göre tesis edilmiş taşınmaz rehinlerini, taşınmaz mükellefiyetlerini, bazı taşınmazlar üzerindeki hususî imtiyazları ve taşınmaz eklenti üzerine rehin muamelelerini,”

Istılah= terim

Eğer ortada bir rehin varsa İİK madde 45’e göre alacaklının önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapma mecburiyeti vardır. Haciz yoluna gidemeyecek onun için ipotek tabiri bizim için çok önemli. eğer rehin varsa madde 45’e tabi.

❖❖ Taşınır rehni “2. “Taşınır rehni” tabiri, teslime bağlı rehinleri, Türk Medenî Kanununun 940 ıncımaddesinde öngörülen rehinleri, ticarî işletme rehnini, hapis hakkını, alacak ve sair haklar üzerindeki rehinleri,”

Teslime bağlı rehinler: rehin işlemi için malın alacaklıya teslim edilme şartı vardır. Hapis hakkı, örneğin kiraya verenin kira bedeli ödenmezse kiracının kira bedeli üzerinde hapis hakkı vardır. Veya avukatlık ücretleri bakımından eğer avukat ücretini alamazsa dosya üzerinde hapis hakkı var. Yahut da birtakım paralar tahsil etmişse müvekkil adında onlar üzerinde hapis hakkı var. İİK diyor ki alacak hapis hakkından kaynaklanıyorsa o taşınır rehni anlamındadır madde 45’e tabidir. Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip normal takipten farklıdır haciz aşaması yoktur. Rehin tabiri varsa hem ipotekleri hem de alacak rehinlerini içerir.

Deniz hukukunda uzun süre gemi dediğimiz büyük tekneler taşınır mı taşınmaz mı olduğu hukuki açıdan tartışılmıştır. taşınır ya da taşınmaz olmasının önemi mallar haczedilir ya da satılırken iki farklı kurallara tabidir. TTK taşınır dedi gemiler için bu da İİK’ya yansıdı.

Demek ki icra iflas hukukunda bazı kavramlar diğer derslerde öğrenilen genel anlamlarından farklıdır.

Borçlu borcunu ödeyemiyorsa yapacak bir şey yok. Borcunu ödemezse hapsedemeyiz. Borçlunun borcunu ödememesi halinde onun cismani bütünlüğüne karşı herhangi bir yaptırım yoktur. dolayısıyla ii takipleri malvarlığına yöneliktir. Ama roma hukukunda ise alacaklı borçluyu köle olarak kullanılabilirdi. Köle olarak kullanmanın da kuralları vardı. Eğer hala ödeyemezse öldürürdü. Bazen CMUK’ta gördüğünüz borcunu ödemezse hapis cezaları oluyordu o farklı bir şeydir.

İcra iflas hukukunda icra suç ve cezaları vardır. Suç ve ceza deyince akla TCK geliyor. Ve onlar nasıl yargılanırlar ceza muhakemesi kanununda gördünüz. Ceza mahkemelerinde yargılama yapılır. İİK’da da TCK’nın yanı sıra suçlar var ve bunlara uygulanacak cezalar var. Örneğin borçlu kendisine gönderilen ödeme emrine karşı mal beyanını yerine getirmezse biz onu tazyik hapsine sokarız, mal beyanında bulunmadığı için. Borçlu borcunu ödememek için kendi kaçtı ya da mallarını kaçırdı. Bu durumda onun hakkında adli para ve hapis cezaları var. hileli iflas hallerinde mesela hapis cezaları var.

İCRA VE İFLAS TAKİPLERİ

İcra ve iflas takiplerini iki ana başlığa ayıracağız.

İcra takipleri

İflas takipleri

Bu söylediğimiz bankacılık dilinde yasal takip yolları diye adlandırılıyor. Çünkü bankacılıkta idari takip ve yasal takip birbirinden farklıdır. İdari takipten kasıt banka alacağını alamazsa önce bir idari işleme başlar. İdari işlemler sonuç vermezse o zaman İİK’ya göre yasal takibe başvururlar. İdari takip bankaların kendileriyle yaptığı yazışmalardır.

İcra Takipleri

aa. İlamlı Takip: alacaklının elinde bir ilam varsa yani mahkeme kararı

varsa kesin veya değil, veya ileride ilam niteliğinde bir belge varsa(İKK madde38, noterler önünde yapılan tek taraflı para borcu ikrarı) bu durumda ilamlı takip yapar. İlamlı takibin konusu para da olabilir y ada para dışında bir alacak da olabilir. para dışında bir alacağın ilamı varsa onlara has ayrı ilamlı icra takibi var.

bb. İlamsız Takip: alacaklı elinde ilam olmadan hatta hiç belge olmasa da alacaklıya tanınan bir haktır. Önceden mahkeme kararı almaya gerek kalmadan 5 aşamalı prosedür ile ilamsız takip yapar.

Bunun da çeşitleri var.

Genel haciz yolu ile takip

Kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla ilamsız takip

Kiralanan taşınmazların kira sözleşmesi ile kiralananların ilamsız tahliyesi

Esas olarak biz genel haciz yolu ile takibi göreceğiz.

İcra takiplerinde bunun yanı sıra rehnin paraya çevrilmesi yolu ile ilgili özel bir takip yolu daha var. elde eğer bir rehin varsa menkul ya da gayrimenkul rehni varsa madde 45 nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip var bu da ilamlı ya da ilamsız takip diye ikiye ayrılıyor. Demek ki icra takibi deyince çeşitli takiplerimiz var.

İcra takiplerinde, alacaklı borçludan 50 bin TL alacaklı, ister ilamlı takip yapsın ister ilamsız yapsın. Eğer alacaklı alacağını alamazsa 5 aşamalı süreçten haciz aşamasına geldik. Alacağımız miktar kadar burada haczetme olanağımız var. o nedenle icra takiplerinin diğer adı cüzi icra takibidir.

Buna karşılık iflas takipleri ise külli takiplerdir. Alacaklı alacağını alamıyorsa ve borçlu tacir ise alacaklı isterse icra yoluna gider isterse de iflas yoluyla takip yapılır. Bizim hukukumuzda iflasla takip tacir sayılanlar için söz konusudur. Normal olarak borçluya karşı iflas takibi yapılır ama mecburi değildir alacaklı isterse icra takibi de yapılabilir.

b) İflas Takipleri

İflasın özelliği; alacaklı eğer alacağını alamıyorsa ve iflas takibi yapmak istiyorsa o zaman gene bir takip talebi ile icra dairesine müracaat eder ve borçlunun iflasını ister ve bu iflas genellikle borçluyu zorlamak adına gidilir. Bu durumda takip talebi ile icra dairesine müracaat eder bunun üzerine borçluya iflas ödeme emri gönderir. Eğer iflas ödeme emri yerine getirilmezse alacaklı asliye ticaret mahkemesinde bir iflas davası açar. Alacaklı gerçekten alacaklı mı borçlu gerçekten borçlu mu diye mahkeme gerçek bir alacak davası gibi görür eğer davayı kabul edecek olursa borçlu davalıya 7 gün içinde bu parayı depo et diye süre verir. Eğer parayı depo ederse ki hakimin kararı depo kararıdır eğer depo etmezse borçlunun iflasına karar verir. Bu şu demek, iflas kararı verdiği anda yıl ay gün saat ve dk. olarak iflasına karar verilir. O dk’dan itibaren borçlu müflis sıfatını alır. bu sıfatı almasının yanı sıra o dk’dan itibaren borçlunun malvarlığının tümü nerede olursa olsun iflas masası dediğimiz özel bir oluşum olarak değerlendirilir. Ve o andan itibaren artık müflisin o mallar üzerinde hakları sınırlıdır. O dakikadan itibaren iflas masası oluşur ve müflisin tasarruf yetkisi sona erer.

İflas kararı verildiği anda asliye ticaret mahkemesi bunu kendi bulunduğu yerdeki iflas dairesine gönderir. İflas dairesi bunun üzerine derhal gazetelere ilan verir. Filan kişi iflas etmiştir der ve iflas tasfiyesi prosedürü başlar. Tüm iflas alacaklıları toplantıya çağrılır. Tüm alacaklılar borçlunun iflas masasına alacak yazdırırlar. Bu iflas masasına yazdırılan alacaklar bir tarafta aktifler bir tarafta pasifler olur. Bundan sonraki aşama ise satış aşamasıdır. İflas idaresi dediğimiz ayrı bir organ var ve iflas tasfiyesi paraların paylaşımından sonra biter.

İflas takibi sonucunda bütün alacaklar yararlanır, cüzi takipten farkı budur. Ayrıca burada bütün malvarlığına el konulur dolayısıyla alacaklılar dışında tüm mv el koyduğumuz için bir küllilik vardır.

İflasın ertelenmesi diye bir müessese var. Eğer şirketim mali bünyesi zayıflayacak olursa yönetim kurulunun yükümlülüklerden birisi yönetim kurulu ticaret mahkemesine müracaat ederek doğrudan doğruya iflasını istemekle yükümlüdür. İstemezse yaptırımları var. Bu durumda TTK bir hüküm daha getiriyor. Yeni TTK bu konuda İİH hükümlerine atıf yaptı. Özellikle İMF’den aldığımız borçlar nedeniyle İMF bu paraları verirken İİK’ larımızı değiştirmemizi istedi. Amerikan iflas hukukunda şirketin iflasından ziyade şirket kurtarma önemlidir çünkü iflas ederlerse istihdam edilenlerin işten çıkarılması ekonomiye zarar verilmesi istenmez. (chp.11) IMF bize borç verdiğinde iflas hukukunda değişikliğe gittik. Özetle iflasın ertelenmesi müessesesi TR’de çok sık uygulanan müessese haline geldi. Demek ki bir sermaye şirketi ya da kooperatif sermayesini kaybederse mahkemeye müracaat eder iflas ediyorum der. Ama sorunlarını çözüp 6 ay içinde düzlüğü çıkaracağını düşünüyorsa bu şirket mahkemeye der ki iyileştirme projesi veriyorum, iflasımı lütfen ertele der. Mahkeme başlangıçta 1 yıla kadar 4 defa iflası erteler.

İflasın dışında konkordato dediğimiz müessese var. alacaklılar ve borçlu anlaşırlarsa borcun bir kısmın ödeyim ya da sonra ödeyim diye uzlaşır ve o resmi olarak İİK’daki hükümlere göre yapılırsa onun da hükümleri var. konkordato iflasın ertelenmesine benzer. Bunların dışında kanun İMF nedeniyle sermaye şirketlerinin borçlarının yeniden yapılandırılması diye bir müessese daha geldi ama TR’de sadece Gaziantep’te uygulandı. Özetle göreceğimiz konular bunlardan ibaret.

İCRA İFLAS HUKUKUNUN KAYNAKLARI

1.İİK

2.İcra İflas Kanunu Nizamnamesi(tüzük)

bu da zaman içerisinde pek çok hususu yönetmeliğe girdi. 3.İİK Yönetmeliği

4.Yargıtay Kararları

İİK İsviçre federal kanunundan alınmıştı. Zaman içerisinde 40 kez İİK değişti. Bunlarda özellikle Türk toplumunun bünyesi oluşturulmaya çalışıldı. Örn; bizde ödeme emri gönderilir ve borçluya haber vermeden hacze gidilir. Oysa İsviçre’de borçluya önceden haber verilirdi ve mallar haciz edilirdi. Bizim ise toplumsal yapımıza önceden haber verme malumunuz olduğu üzere uygun değildir.

17 Şubat 2017

Geçen yıl mahkemeleri görmüştük davada muhatap olduğumuz yer mahkemeler İDM ve kanun yolları mahkemeleri. Yani dava deyince organ olarak aklımıza mahkeme gelir. Oysa icra bakımından organlar farklı.

ORGANLAR (İCRA HUKUKU BAKIMINDAN)

A. ASIL ORGANLAR

a) İcra ve İflas Dairesi

Asliye hukuk mahkemeleri bütün il merkezlerinde ve bazı ilçelerde asliye hukuk

mahkemesi vardır. Nerede asliye hukuk mahkemesi varsa orada mutlaka icra ve

iflas dairesi vardır. Bu dairenin resmi adı icra ve iflas dairesidir. Hem icra işlerini görür ve aynı zamanda bu daire iflas işlerini görür. İflaslar sayı olarak çok değildir. Onun için bu daireler genelde icra iflas dairesi değil de kanunda da uygulamada da icra dairesi olarak adlandırılıyor. Ankara, İstanbul ve İzmir’de icra dairelerinin dışında ayrı iflas daireleri var. TR’nin her yerinde iflas olabilir iflas olayı olan yerlerde oradaki icra ve iflas dairesi ve müdürü görüyor. Ama özel olarak işi çok olan illerde ayrı olarak iflas dairesi vardır.

İcra dairelerinin başında örgüt olarak icra müdürü var onun yanı sıra icra müdürü yardımcıları ve icra görevlileri var. Bunu mahkemenin yazı işleri kalemi gibi düşünün. Ama ona kıyasen yükümlülükleri geniştir.

aşama;(bu 5 aşamayı sürekli kullanacağız!)

Takip talebi

Ödeme emri(ilamlı icra olsaydı icra emri)

Haciz

Satış

Paraların ödenmesi

Normal olarak bir icra takibinde yalnızca icra dairesiyle muhatap olunur, yani bu 5 aşamayı icra dairesi-müdürü yapacak. Bunun yanı sıra eğer arada sorunlar çıkarsa mesela ödeme emrine itiraz edilirse karşımıza icra mahkemesi çıkacak. Ama bunun dışında bir anormallik olmazsa 5 aşamada icra dairesine muhatap olacaksınız.

Kanun icra dairesi deyince icra müdürünü eşit anlamda tutuyor. Ama mesela hacze gidilecek ve küçük bir yerse bir tek icra müdürü varsa zaten icra müdürüne gideceksiniz. Ama işi çok olan yerlerde haczi icra müdürü yapar dese bile oralarda bu işlerin icra memurları tarafından yapıldığını görürüz.

İcra Müdürlerinin Görevleri Yetkileri

5 aşamayı gerçekleştirirler.

Haciz aşamasında icra dairesinin yetkisi vardır. Eve gelindi, 5 bin TL alacak için. Evin içinde bir sürü eşya var. icra müdürü eve geldiğinde alacak miktarı neyse o miktar malı haczedecek, gözüne 5 bin TL’lik ne kestirirse onu haczeder. Ya da bir AVM’ye giderse istediğini haczeder. Özellikle haciz konusunda icra müdürlerinin takdir yetkileri vardır, kötüye kullanmasında ise şikayet gündeme gelir.

İcra müdürü gerekirse zor kullanabilir. Kolluk kuvvetlerinden yardım isteyebilir.

Hacze gidildi haciz yapılacak kişi tüm paraları üstüne almış icra müdürü bu kişinin şahsına karşı güç kullanma imkanına sahiptir.

Polise jandarmaya muhtara emir verme yetkisi var, amir durumdadır.

İcra müdürünün başka yerlerle yazışma yapma imkanı var, tapu dairesi nüfus müdürlüğü gibi.

İşlemleri genel olarak; ▪▪ İdari İşlem(İdare)

▪▪ Yasama İşlemi Ve

▪▪ Yargı İşlemi(Mahkeme) diye 3 aşamaya ayırırız.

İcra müdürü ne işlem yapar? Adli bir işlem yapar. Bizim hukuku sistemimizde tam yeri oturtulmayan bir işlem türüdür. Avukatlık kanununa göre adli işlem takip tekeli avukatlara aittir.

İcra müdürü vali kaymakam emri altında değildir. normalde bağımsız bir kişidir. kanunun kendine verdiği işlemleri kendi yapar kural olarak kimseye danışmaz ve emir almaz. Ama kanun icra müdürünün yapacağı bazı işlemleri yapabilmek için öncelikle icra mahkemesinin görüşünü alması gerekiyor. yani alsa alsa icra hakiminin görüşünü alabilir.

Eğer yanlış işlem yaparsa 5 aşamadan birini yanlış gerçekleştirirse daha sonra anlatacağımız icra müdürleri icra hakimlerinin denetimi altında çalışır.

İcra Dairesinin Yapmaması Gereken İşlemler

İcra müdürleri İİK madde 10’a göre bazı işleri yapmadan memnudur.

“İcra ve iflas işlerine bakan memur ve müstahdemler

1. Kendisinin,

2. Karı veya kocasının, nişanlısının yahut kan ve sıhri usul ve füruunun veya üçüncü derece

dahil olmak üzere bu dereceye kadar olan kan ve sıhri civar hısımlarının,

3. Kanuni mümessili veya vekili yahut müstahdemi bulunduğu bir şahsın,

Menfaati olan işleri göremeyip derhal icra mahkemesine haber vermeye mecburdur. İcra

mahkemesi müracaatı yerinde görürse o işi diğer bir memura, bulunmıyan yerlerde katiplerinden birine verir.”

biraz önce müdürden söz etmiştik burada kanun memur diyor aynı anlamdadır.

o Geçen sene hakimler bakımından gördüğümüz yasaklılık halleri gibi kanunda sınırlı olarak sayılan bu haller varsa icra dairesi çalışanları bu işleri yapamazlar. Borçlu icra müdür mesela olayda ya da alacaklı icra

müdürünün bizzat kendisi bu durumda yasaklılık hali olur. Yaparlarsa bunlar geçersizdi hakimler açısından. Oysa icra açısından kendiliğinden hükümsüz değildir, hukuki menfaati olan kişi icra mahkemesine başvurur.

® Bunun yanı sıra madde 11:

“Memnu işler :

Madde 11 – Tetkik vazifesini gören hakimler ve icra ve iflas memur ve müstahdemleri,

dairelerince takip edilmekte olan bir alacak veya satılmakta bulunan bir şey hakkında kiminle olursa olsun kendileri veya başkaları hesaplarına bir akit yapamazlar. Yaparlarsa hükümsüzdür.”

Müstahdem deyince aklımıza istihdam edilen kişi yani orada çalışan kişi gelecek. İcra dairesi açısından müdürün yanı sıra memurlar vs. müstahdem oluyor, hademe olmuyor. Müstahdemin diğer bir anlamı da genellikle odacı dediğimiz ayak işleri yapan kişilere de deniyor.

Genellikle bu maddenin amacı mesela malı haczettik satacağız ve %50sine kadar satabiliriz mesela 10 bin tllik mal haczettik bu malı %50’sine satma imkanı var. Bu madde ile icra müdürünün kendi adına değil de başka birinin adına bu malı alması yasaklanıyor. İcra müdürü gitti arabayı kendi almak istediği için arabayı haczetti, kanun bunu yasaklıyor.

İcra Dairesinin Olumlu Yükümlülükleri

İcra müdürleri mutlaka yaptıkları işleri tutanağa geçirir icra tutanakları düzenlerler. İcra takibinde takip talebi verilince aynı davada olduğu gibi bir icra dosyası açılıyor, en alta takip talebi girer, vekaletname olur, üstünde hemen ödeme emri olur. Bundan sonra icra dairesine yapılacak olan talepler hususunda icra dairesi bir kağıdın üzerine bu tutanağa yazılır. Yani icra müdürü bu tutanağı düzenler, şöyle der alacaklı vekili geldi haciz talebinde bulundu der ve imzalar. Bu talep üzerine icra müdürü hacze gidilmesine karar verildi, tarihle imza atar. Arada borçlu geldi şöyle dedi ve icra müdürü şunun yapılmasına diye imza eder. Özetle yapılan talepler ve kararlar bu tutanaklara yazılır. Bunlara kısaca icra tutanağı adı veriyoruz. Tutanaklar resmi belgedir, aksi ispat edilinceye kadar geçerlidir.

Resmi belge deyince resmi organların müdahil olduğu belgeler ve şimdi icra dairesi tarafından düzenlenen belgeler de resmi belgedir. Bu tutanak bir senettir, senedin aksi ise senetle ispat edilir. (2590 TL üzerindeki işlemler)

Uygulamada alacaklı ya da borçlu icra dairesine gelip bir talepte bulunuyor, ve biz bunlara uygulamada talep açma adı veriyoruz. Avukat olarak icra dairesine gidip işlem yapacaksınız, esas no.yu verip ilgili sayfa tutanağı üzerine alacaklı geldi şöyle dedi yazılacak. Uygulamada ise avukatlar bütün bu işleri kendileri yaparlar.

Tutanaklar alenidir. Herkese aleni değildir, hukuki menfaati olanlar görebilir. Menfaat olduğunu ispat edenler icra dosyalarını inceleyebilirler. Avukatların durumu farklıdır her dosyayı istedikleri gibi inceleyebilirler, vekaletname ibraz ederlerse dosyadan fotokopi alma imkanı var.

Bir diğer yükümlülük ise kendisine verilen paraları teslim almaktır. A ile B arasındaki ilişkide önemli olan B’nin borcunu ödemesidir, B ya da 3.şahıs kısmi ödeme yapsa da icra daireleri bunu kabul etmelidirler. Sadece TL ile para yatırılır çekle ödeme söz konusu olmaz. İleride TL’nin icra hukuku açısından önemini söyleyeceğiz. Yapılan son değişiklikle icra dairesinin para ile olan ilişkilileri kesmek adına banka hesabına yapılması öngörülmüştür. Ancak örneğin haciz sırasında icra müdürü hacze gitti borçlu da mallarını haczetmemek için parayı verir haciz yapma derse o zaman parayı doğrudan icra müdürü almış olacak. kanuna göre bu şekilde elde edilen paralar banka ya da veznelere yatırılmalıdır.

IV) İcra Dairesinin Sorumlulukları

Hukuki, icra müdürü hukuka aykırı birtakım işlemler yapar kişileri zarara uğratırsa icra müdürünün sorumluluğu gündeme gelir. İşin püf noktası hacizdir ama genellikle hacizlerde mesela icra müdürü gidiyor haciz koyuyor ve bir şekilde haczi kaldırıyor bu durumda borçlu hemen parayı başkasına satıyor alacaklı zarar görüyor. Bunun gibi icra dairesinin hukuka aykırı işlemlerinden dolayı zarar çıkarsa tazminat sorumluluğu var.

Memurların kamu ajanlarının yaptıkları işlerden birinci derecede devlet sorumludur. Zarar gören kimse devlete karşı dava açar. Ama istisnalardan birisi de icra dairesi ile ilgili davalar asliye hukuk mahkemelerinde görülür. Davacı zarar gören kimse alacaklı borçlu ya da 3.şahıs olabilir. Davalı devlet ve genel hükümler çerçevesinde asliye mahkemesinde görülecek. Haksız fiil sorumluluğuna tabidir TBK’da 2 yıl sorumluluk ama İİK madde 5, 1 yıl olarak öngörüyor.

Cezai sorumluluk, görevini kötüye kullanırsa bundan dolayı TCK’ya göre sorumludur.

Disiplin sorumluluğu, devlet memuru olması sebebiyle bu sorumluluğu vardır.

İcra memurları bakımından birinci derecede devlet sorumlu. Bununla ilgili 6.madde var zimmetle ilgilidir. Parayı bir şekilde kendi menfaatleri çerçevesinde kullanma anlamındadır. “İcra dairesine tevdi veya bu dairece tahsil olunan veya muhafaza altına alınan paraların,ilgili memur tarafından zimmete geçirilmesi halinde, zimmete geçirilen miktar, cezai takibat sonucu beklenmeden ve tazmin yolunda bir hükme hacet kalmaksızın hazine tarafından derhal icra veznesine yatırılır. Devletin asıl sorumlulara rücu hakkı saklıdır.” Ne şekilde kullanması bizi ilgilendirmez devletten

parayı isteyeceğiz. Her halükarda bir sorumluluk söz konusuysa icra müdürüne rücu edilecek.

Özetle, icra müdürü asıl organdır. İkinci asıl organ ise;

İcra Mahkemeleri

Bazen hiç icra mahkemesi devreye girmez ama çoğu kez icra mahkemeleri de görev yaparlar. İcra işinin çok olduğu yerlerde ayrı uzmanlık mahkemesi kurulur. İcra mahkemesi icra ve iflas uyuşmazlıkları ile ilgili özel uzmanlık mahkemesidir. İşi çok olan yerlerde mutlaka orada bir icra mahkemesi kurulur ve de onun birden fazla dairesi olur.

İcra hakiminin görevi, sıradan bir asliye hukuk hakimi belli işleri bilir. İcra hakimi çok daha farklıdır, özellikle ticaret hukuku rehin hukuku alanlarında özel bilgi sahibi olması gerekir. icra mahkemeleri hızlı karar verirler. Alacaklı borçlu arasındaki menfaat çatışması çok sıkı olduğu için icra hakimi hızlı karar vermelidir.

İcra hakimi de bir tek hakimden oluşur toplu mahkeme değil. İşi az olan ayrı icra mahkemesi olmayan yerlerde asliye hukuk mahkemeleri aynı zamanda icra mahkemesi olarak görev yapar. İcra mahkemesi teknik bir anlamda mahkeme mi diye tartışılmıştır, AYM mahkeme olarak karar verdi. İcra dairesinin işlemi denetleyen bu mahkemenin adı daha evvel icra tetkik mercii idi.

İcra hakimi İİK’nın uygulanmasından doğan kendisine verilen görevler var. icra hukuku ile ilgili kararlar verir. İİK’da suçlar var, icra hakimi aynı zamanda ceza hakimi gibi çalışır. Hatta kararlarında icra hukuk mahkemesi icra ceza mahkemesi diye karar verir. Demek ki hem hukuk hakimi hem de ceza hakimi olarak çalışır.

Genel Olarak Şikayet: En çok karşımıza çıkar şikayet müessesedir. Ve şikayet mercii kural olarak icra mahkemesidir. İleride göreceğiz mesela kambiyo senetlerinde bağlı takipte şikayet mercii ticaret mahkemesidir. İzaleyi şüyu satışları icra iflas hukukundaki satış kurallarına tabidir. Bu satışlarda da hata olursa onun işlemine karşı da yine şikayet yolu vardır yalnız bu icra mahkemesi değil sulh hukuk mahkemesidir. Demek ki açıkça şikayet mercii icra mahkemesidir.

Bazı davalar icra mahkemesi önünde açılır. İİK madde 96 vd.da istihkak davaları vardır. Burada yetkili mahkeme icra mahkemesidir. Önemli bir dava türü ise ihalenin feshi davasıdır. bunlar da icra mahkemesinde görülür. Kanun bunu yanı sıra itirazın kaldırılması taleplerini icra mahkemesine vermiştir.

İtirazın Kaldırılması!!!!!(önemli): Ödeme emrini borçluya gönderdik. Eğer ödeme emrine itiraz edilirse icra takibi olduğu yerde durur. İcra prosedürü normalde devam eder gider ama ödeme emrine itiraz edilirse icra takibi durur. Bu demek ki ondan sonraki haciz aşamasına geçilemeyecek demek. Durunca noldu? A takip yaptı B de itiraz ediyorum dedi.

Duran icra takibine devam edilebilmesi için alacaklının önünde 2 yol var bunlardan birine gider;

1. 6 ay içerisinde itirazın kaldırılması talebinde bulunur.

2 .İtirazın iptali davası açar. Genel mahkeme demektir, madde 67’de görevli yer asliye hukuk veya diğer özel mahkemelerden biridir.

Buna karşılık itirazın kaldırılması talebi bir dava değildir orada görevli olan mahkeme icra mahkemesidir. Demek ki icra mahkemesinin önemli görevlerinden biri de itirazın kaldırılmasıdır.

İcra mahkemeleri dar yetkili mahkemedir. İcra mahkemesi yalnızca belli delillere bakarak karar verir. Prensip olarak şahit dinlenmez, yemin olmaz. Hızlı hareket etmesi için o nedenle kanun koyucu bazı hususları icra mahkemesine vermiş işin hızlılığını sağlamak adına hızlı karar verir belli belgeler üzerinde karar verir.

B itiraz etti icra takibi durdu alacaklının bu yola gidebilmesi için elinde sağlam belgeler olması lazım. B’nin noterden imzalı bir senedi var icra hakimi ona bakacak ve itirazın kaldırılmasına otomatik olarak karar verir. Elde sağlam belgeler varsa bu yola sağlam belgeler yoksa itirazın iptaline gidilir.

İcra mahkemesi kararlarına karşı da kanun yolu var, istinaf ve temyiz olarak. Ancak icra mahkemesi kararları şeklen kesinleşirler yani kanun yollarının tüketilmesidir. Maddi anlamda kesin hüküm ise örn; asliye hukuk mahkemesi bir karar verdi yasa yollarından geçti ve tükendi. Bu durumda A gidip aynı davayı açamaz.

İcra mahkemesi kararları ise şeklen kesinleşirler ama maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmezler. O zaman kişi gidip genel mahkemede tersine bir dava açabilir bunun istisnası ise : ihalenin feshi ve istihkak davalarında verdiği kararlar ki orada kanun icra mahkemesine geniş yetki vermiştir. ama bu iki istisna dışında icra mahkemesi kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez.

İcra dairesi İcra mahkemesinin denetimi altındadır. İcra mahkemesi diğer gördüğümüz mahkemelerden farklı bir mahkeme icra mahkemesi dar yetkili bir mahkeme, bu mahkemenin önünde prensip olarak resmi belgeler konuşur. Amaç

alacaklı alacağına bir önce kavuşabilsin olduğu için çabuk karar verir. Bu nedenle her delili incelemez tanık dinlemez delil incelemez.

İcra mahkemesi kararları kural olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez yani bu karara rağmen genel mahkemeye gidilip bir dava açılabilir. İcra mahkemesinin görevlerini sayarken esas görevi şikayettir.. yani icra organlarının (prensip olarak icra dairesi) işlemlerine karşı gidilen yola şikayet adını veriyoruz. Özel bir hukuki çaredir. İcra mahkemesinin işlerinin yüzde sekseni şikayetleri incelemektir. Diğer görevleri ise itirazın kaldırılması, istihkak davaları, ihalenin feshi davaları bu son ikisi için verdiği kararlar maddi anlamda kesin hüküm içermektedir.

c) İcra Mahkemesi Kararlarına Karşı Kanun Yolları

İcra mahkemesi de bir mahkemedir, verdiği kararlar bir nihai karardır ve buna karşı kanun yolları açıktır. Geçen sene kanun yollarını anlatırken; 20 Temmuz 2016’dan itibaren ülkemizde yeni bir kanun yolu sistemi kuruldu. Bu yeni kanun yollarına göre kanun yolu 2’ye ayrılıyor; istinaf ve temyiz olmak üzere. HMK’ya göre genel olarak artık 20 Temmuz’dan itibaren ilk derece mahkemesinin verdiği kararlara karşı temyize değil istinaf yoluna gidilir. Bugün için 7 ayrı istinaf mahkemesi var. Bu 7 yer için tüm TR’deki mahkemelerde yargı çevresi belirlenmiştir.

Normalde genel mahkemeler bakımından istinafa gidebilmek için 3110 TL’yi geçmesi halinde o karara karşı istinafa gidebilme olanağı var. İ cra mahkemeleri bakımından istinafa gidilebilmesi için 7260 TL’yi geçmesi gerekiyor. Demek ki icra mahkemelerinin kararlarına karşı da istinaf yolu var ama farklı bir parasal sınır var.

Geçen sene mahkeme kararları parasal sınırı geçmiyorsa ve kanunda açıkça kanun yolu kapalı denmişse ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna gidilemez. İcra mahkemeleri bakımından ise İİK madde 363, bazı davaları saymış daha doğrusu icra mahkemelerinin verdiği bazı kararları saymış ve istinaf yolunu kapatmıştır. Kaç lira olursa olsun bunlara karşı istinaf yolu kapalıdır. (Kanundaki örnekler okundu.)

İstinaf süresi 2 haftadır, HMK’ya göre. Oysa icra mahkemelerinin istinafa açık olan kararlarına karşı istinaf süresi ise 10 gündür.

Kanun yoluna müracaat edildiğinde icra durmaz. Davayı kazandık, bir ilam elde ettik kural olarak mahkemenin verdiği ilamların kanun yoluna götürülmesi icrayı durdurmaz. B’nin aleyhine hüküm verildi ancak A, B’yi beklemeden ilamı yürürlüğe koyar. Durdurabilmek için icra dairesine müracaat eder B; İİK madde 36’ya göre icrayı durdurmak için. İcra dairesi ona garanti karşılığında yürütmeyi durdurma kararı için bir mehil belgesi verir ve istinafa müracaat eden kişi istinaf

mahkemesinden bir yürütmeyi durdurma kararı alır. Bu kararı alır icra dairesine verirse icra takibi durur. Özetle normal bir mahkeme kararına karşı istinaf yoluna müracaat edildiğinde üst mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı vermesi ile yürütme durur. Bu kural icra mahkemeleri dışındaki mahkemeler için geçerlidir.

İcra mahkemeleri bakımından istinafa müracaat edilmesi icrayı durdurmaz bir tek satış işlemlerini durdurur. Dolayısıyla diğer mahkemelerle icra mahkemeleri arasında böyle bir fark var.

İstinaf mahkemeleri 15 gün içinde icra ile ilgili kararlarını sonuçlandırır diyor, kanun. diğer mahkemeler açısından böyle bir zorunluluk yok. Teorik de olsa kanunda böyle bir fark gözetilmiş.

İcra mahkemesi kararları da istinafa götürülebiliyor bu özel bazı düzenlemelere tabidir hangi kararların gideceği ile ilgili madde 363’te düzenlemeler var.

İstinaf mahkemesi icra mahkemesinin kararı ile ilgili bir karar çıkardır. Bundan sonra ise temyiz yasa yolu açık. Temyiz sınırı istinaf mahkemeleri bakımından bugün için 40 bin TL’dir. Normalde temyiz süresi 1 aydır burada da 1 ay ama ileride istisnaları göreceğiz mesela iflas davalarında 10 gündür. Temyize başvurma icra bakımından biraz önceki istinaf kuralları çerçevesindedir. Genel mahkemelerde icrayı durdurma olanağı var burada ise satıştan başka aşamaları durdurma olanağı yok.

19 Temmuz dahil 20 Temmuz’dan önce verilen kararlar eski hükümlere tabidir. Bunlara karşı istinafa gidilmez ve temyiz yoluna oradan da karar düzeltmeye gidilir. Özetle yeni davalarda kanun yolları istinaf ve temyizdir karar tashihi yolu yoktur.

İcra mahkemesi kararlarına karşı prensip olarak yargılamanın iadesi yolu yok çünkü maddi anlamda hüküm teşkil etmez. Prensip olarak icra mahkemelerinde olağanüstü yollar yok ama istihkak ve ihalenin feshi davalarında ise bu olanak var.

Demek ki icra mahkemesi kararları verildiğinde;(7260 TL’yi geçiyor) istinaf mahkemesine müracaat edeceğiz.(BAM)

Esastan Red:

İstinaf mahkemesi talebi inceledi ve reddetti. Yani istinaf sebebi usule ve kanuna aykırılıktır. Dolayısıyla istinafa müracaat eden kişi hangi sebepten dolayı icra mahkemesi kararının hukuka usule ve esasa aykırı olduğunu iddia eder ve istinaf mahkemesi bunu inceler. Bizim sistemimizde istinaf mahkemesi

bir denetim mahkemesidir. Önüne gelen işlerde hukuka usule ve esasa uygun mu adeta Yargıtay gibi vakıaları incelemeden bakacak. Ancak bazı durumlarda istinaf mahkemesi vakıa mahkemesi gibi çalışacak, gerekiyorsa şahit dinleyecek vs. Yaptığı incelemeler sonucunda talebi reddetti, yani istinaf mahkemesi icra mahkemesinin verdiği kararı doğru buldu(onama tabiri Yargıtay’a hastır). Bunun üzerine;

a. Temyiz yolu kapalı;

Menfaat 40 in TL altında, karar şeklen kesinleşir. Kanun yolu bitti.

b. Temyiz yolu açık;

Burada bir ayrım yapacağız. Esastan reddetmesi demek, icra mahkemesi doğru karar vermiş demektir. Kişi ısrarcı, hem icra mahkemesi hem de onu reddeden karar yanlış. Yargıtay’a götürüldü icra daireleri vardır. İlgili daire incelemeyi yaptı;

Bu daire bir ihtimal istinaf mahkemesi kararını onadı temyiz talebini reddetti. Dolayısıyla karar kesinleşti.

Eğer Yargıtay istinaf mahkemesi kararını bozarsa bozma halinde dosyayı normalde istinafa geri gönderir oysa Yargıtay’ın istinafın esastan red kararı vermesi ve bunu bozması durumunda dosyayı ilk derece mahkemesine yani icra mahkemesine geri gönderir. İlk derece mahkemesi bunun üzerine

➢➢ bozmaya uyar. Burada bir karar verince bu bir nihai karardır. Bundan memnun olmayan taraf ise bu sefer

TEMYİZ YOLUNA BAŞVURUR, İSTİNAF YOLUNA DEĞİL!!! Bunun nedeni eğer istinafa geri gönderseydi istinaf dediğini nasıl tersine çevirecekti. İstinafın esastan red halinde bozma durumunda bunun muhatabını ilk derece olarak görüyor.

➢➢ ısrar eder. İlk derece mahkemesi ısrar ederse eğer temyiz edilirse hukuk genel kuruluna gelir bu karar. Yeni HMK diyor ki normalde ısrar kararları HGK’da temyiz edilirdi. İş mahkemesinde ise daireye gider daire eğer ısrar kararını doğru bulursa düzeltir eğer yanlış bulursa dosyayı o daire HGK’ya gönderir demiştik. iş mahkemeleri hakkındaki bu kural yaygınlaştırıldı ve tüm dairelere yayıldı.

Esastan Kabul:

İcra mahkemesinin verdiği kararı hukuka ve usule aykırı bulursa icra mahkemesinin kararını kaldırır ve kendisi yepyeni bir karar verir. Yepyeni olmakla temyizden farklı bir durum oluyor.

(Acaba ilk derece mahkemesine geri göndermez mi? istinaf mahkemesi yeni faaliyete geçtiği için bu konuda bir belirsizlik var. örneğin delilleri hiç toplamadan bir karar verdiyse burada iki ayrı görüş var; deniyor ki hiçbir şey yapmadığına göre HMK diyor ki böyle bir durumda geriye gönder inceleme yapmadan. Diğer bir nokta; hiç değil de yalandan bir iki delil toplamış, acaba istinaf mahkemesi geri gönderecek mi, genel görüş hiç delil toplamama da dahil doğru dürüst değerlendirme yapmadıysa istinaf mahkemesinin denetim yapması imkansızdır denmektedir. Hocamız da bu görüşte. Bir süre sonra istinaf mahkemeleri adeta bozma gibi dosyaları genellikle geriye gönderecek, beklenti bu. Özetle demek ki istinaf mahkemesinin esastan karar vermesi hallerinde yepyeni bir karar verecektir.)

a. Temyiz Yolu Kapalı;

Bir nihai karardır. 40 bin TL altında Yargıtay yolu kapalı.

b. Temyiz Yolu Açık:

Bunun üzerine konu Yargıtay’a geldi. Yargıtay dairesi kararı onadı. Karar kesinleşti. Eğer daire istinaf mahkemesinin verdiği kararı yanlış değerlendirecek olursa bu kararı bozar ve dosyayı istinaf mahkemesine gönderir. İstinaf mahkemesi buna ya uyar y ada ısrar eder. Uyarsa bu karara karşı da kanun yolu açık, Yargıtay’a tekrar temyize gelir. Yani istinaf mahkemesinin verdiği kararın temyizi söz konusu. Eğer ısrar ederse önce daireye daha sonra ise HGK’ya gidecek.

Eğer biz desek ki ilk derece mahkemesi doğru ya da yanlış bir karar verdi istinafa geldiğine göre bütün her şeyi vakıa mahkemesi olarak o incelesin dersek bunun yaygınlaşması demek bundan sonra ilk derece mahkemesi hiçbir iş yapmadan her şeyi istinaf mahkemesine gelmesi demektir.

HMK madde 353, okundu.

İlk derece mahkemesi tanıkları eksik dinledi normalde dinlemeyince istinaf mahkemesine geldiğinde istinaf mahkemesi gerekiyorsa yeniden tanıkları dinler ama kanun diyor ki istinaf mahkemesi isterse bunları yapar. Ama isterse istinaf mahkemesi ilk derece mahkemesine istinabe eder. Bu durumda zaten istinaf istinabe yoluna başvurur. Kanun ona bu yetkiyi verdiğine göre incelemelerin eksik yapılması ile dosyanın geri çevrilmesi daha pratik bir yoldur.

Bu anlatılanlar eğer icra mahkemesi hukuk mahkemesi olarak çalışırsa söz konusudur. Eğer icra mahkemesi ceza mahkemesi olarak çalışırsa İİK madde 353’e göre basit bazı cezalar söz konusuysa icra mahkemesinin kararına karşı başka bir icra mahkemesine kanun yoluna gidilir.

B. YARDIMCI ORGANLAR

ki bunlar genel mahkemelerdir. İcra takiplerinde genel mahkemelerin de görevleri vardır. Örneğin menfi tespit davaları istirdat gibi davalar genel mahkemelerde görülür. Ancak bunların görevleri tali niteliktedir.

ŞİKAYET

İİK hukukuna has bir hukuki çaredir. Teknik anlamda bir kanun yolu değildir. Kanun yolu deyince aklımıza istinaf, temyiz, karar düzeltme ve yargılamanın iadesi gelir. Ama usul hukukunda kanun yollarına benzeyen birtakım başvuru yolları da var bunlara biz hukuki çare diyoruz, tipik olanı ise şikayettir. İİK madde 16 vd.da düzenlenmektedir. 16.madde okundu.

Özetle şikayet icra ve iflas organlarının yaptıkları işlemlerin kanuna aykırı olması halinde o kararın iptali değiştirilmesi yapılmayan işlemin yapılmasını teminen icra mahkemesine müracaat edilir. Şikayet mercii kural olarak icra mahkemesidir. Kararına karşı şikayet yoluna başvurulan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesidir. İcra dairelerinin hangi hakime bağlandığı HSYK tarafından belirleniyor. Dolayısıyla herhangi bir icra müdürünün işlemine karşı onun bağlı bulunduğu icra mahkemesine gideriz.

Hangi haller şikayet sebebidir? Kanunda bu 4 duruma ayrılmıştır;

1.Kanuna aykırılık

Hukuka aykırılık olarak anlaşılmalıdır. Bir yönetmeliğe aykırı davranılıyorsa yahut da Yargıtay kararlarına aykırı davranılıyorsa.

2.Hadiseye uygun olmama

İcra dairelerinin takdir yetkileri var. Örneğin hangi malların haczedileceğine icra dairesi karar veriyor. İcra müdürü takdir yetkisini hadiseye uygun olarak kullanmazsa o zaman şikayet yoluna gidilir.

3.Bir hakkın yerine getirilmemesi

İcra müdürü takip talebinizi almıyor. Haciz istediniz, icra müdürü gitmiyor. Özetle bir hakkın yerine getirilmemesi söz konusuysa şikayet sebebidir.

4.Sebebin sürüncemede bırakılması

Şikayete başvurma süresi kural olarak 7 gündür ve işlemin yapmadığı işlemin öğrenilmesinden itibaren 7 gün içinde şikayet edilir. Ancak 3 ve 4.durum nedeniyle her zaman şikayet edilir. Çünkü her işlem yapmama işlemin başlangıç tarihidir. Ayrıca kamu düzenine aykırılık varsa her zaman şikayet edilebilir. Kamu düzenine aykırılık kavramına her şey girebilir. Yargıtay örnekleri var. Örneğin ödeme emrini göndermeden haciz yapılması gibi. demek ki süre prensip olarak 7 gündür.

Şikayet kendine özgü bir hukuki çaredir. Bir dava değildir. bu nedenle örneğin dava dilekçesinin düzenlenmesine ilişkin kurallar şikayet dilekçesinde uygulanmaz. Dava dilekçesinde ne olacağı HMK’da var. Bu kurallar burada uygulanmaz.

Dava olmadığı için burada davacı ya da davalı yoktur şikayet eden vardır, karşı taraf yoktur, davalı yoktur. Burada teorik olarak karşı taraf var icra müdürü. Belki onun yanına o işlemden yararlanan diğer kişileri de koyabiliriz. Kanunun gerekçesinde şöyle diyor, icra müdürü taraf değildir ancak icra hakimi şikayet halinde gerekli görürse icra müdürünü dinler.

Dilekçe üzerine icra mahkemesi prensip olarak duruşma yapar. Hukuki dinlenilme hakkı, mahkemenin kendisine talepte bulunan kişiyi dinlemesi ve kişinin de dinletme hakkı var. Kanunlarda açıkça mahkemenin dosya üzerinden karar veremeyeceği belirtilen hallerde duruşma yapma mecburiyeti vardır. Şikayet hali de böyledir.

Her talep gibi talebin kabul edilebilmesi için şikayette bulunanın hakimi ikna etmesi lazımdır, ispat yükü şikayet edendedir, resen araştırma prensibi yoktur. Bunun sonunda hakim çabucak bir karar verir.

Şikayette bulunulması icra takibini DURDURMAZ.!! İleride itiraz müessesesi anlatınca orada bu kural terstir, icra takibi durur. Velev ki icra hakimi takibin durdurulması talebini kabul ederse durur.

Şikayet yolu kanun yoluna açıktır.

Şikayeti kabul ederse o çerçevede karar verir. İcra müdürü takip talebinizi almadı şikayet ettiniz. İcra mahkemesi al diyecek. Ödeme emrini göndermiyor, 3 gün içinde göndermesi gerekiyor, gönder diye mahkeme emreder. İcra müdürü yanlış işlem yaptı haczi caiz olmayan mallar var; kıyafetler, mutfak eşyaları haczedilemez. Ama haczetti icra müdürü bu hal kamu düzenine aykırıdır, icra hakimi burada kaldır haczi diyecek. İcra müdürü maaş hacizlerinde ¼’ünden az olmamak üzere haczeder. 2 bin TL maaşı 500 TL sini haczeder. 50 bin TL’de 12500 TL’yi haczeder. Burada ¼ takdir hakkını düzeltir, örne ğin 35 bin TL’sinin haczine der.

İcra mahkemesi yapılan şikayetin özelliğine göre karar verir.

24 Şubat 2017

HARÇLAR VE YARGILAMA GİDERLERİ

Alacaklı bir talepte bulunuyor dilekçe vererek, bu dilekçe takip talebi. Bu dilekçe yetkili icra dairesine verilecek. Bununla beraber takip prosedürü başlıyor. Burada da harç yatırmamız gerekiyor(kitabın bu kısmını hızlı geçeceğiz.)

Demek ki harçlar var yargılama giderleri var. Takip giderleri var burada da. Takip gideri demek, ödeme emrini karşı tarafa tebliğ edeceğiz, karşı taraf buna itiraz ederse bu durumda itiraz dilekçesi icra dairesine geri gidecek, demek ki tebligat giderleri var. Bir de haciz giderleri var. icra memurları hacze gidince bilirkişiyi de götürme ihtiyacı var. Yahut da kasaları açmak kapıyı açmak gerekir vs. Demek ki haciz sırasında da birtakım giderler var. Satış aşamasında ise alacaklı satış talep etti. Bu satışların özellikle taşınmazlar bakımından gazetelerde ilanı gerekiyor. Giderler bunlardır.

Harçlar ise icra teşkilatı nedeniyle devletin yaptığı harcamaların bir kısmının karşılanmasıdır. Burada da müracaat harcı var. İ craya başvurma harcı maktu bir harçtır. Düşük bir miktar, 31 TL. Bunun yanı sıra binde 5 peşin harç yatırılıyor ki takip talebinin konusu para olabilir dolayısıyla para olduğu için bir nispeti peşin harç olarak yatırılır, bu ilamlı icrada. Eğer ilamlı icra olsaydı orada icranın yerine getirilmesi harcı dediğimiz başvurma harcı kadar küçük bir harç var.

Asıl harç ise tahsil harcıdır, tahsil edilen paranın belli bir miktarı harç olarak yatırılır, bugün için %11,.. ayrıntıları harçlar kanununda var. Bizden istenilen tahsil harcını bilmemiz.

Harçların yüksekliği hak arama özgürlüğünü engeller o nedenle harçların belli bir düzeyde tutulması gerekir eğer siz %11 gibi bir miktar yaparsanız vatandaş harç ödememe yollarını arar. Genellikle uygulamada alacaklı borçlu gidip icra dairesinden tahsil etmez, karşılıklı hallederler. O nedenle harçların makul seviyelerde olması lazımdır.

Bir diğer harç cezaevleri harcıdır. İcrada tahsil edilen paralardan %2 oranında cezaevleri harcı kesilir. Harç ve giderlerden kim sorumlu? Elbette icra takibini kim kaybederse o sorumludur. Cezaevleri hariç bu kural geçerlidir. Cezaevi harcını ödemek zorunda olan alacaklıdır. Yargıtay kararlarına göre bunun aksi anlaşma geçersizdir.

Yargılama giderleri deyince esas olan avukatlık ücretidir yani icra takiplerinde de avukatlık ücreti var. Bu ücret nasıl kararlaştırılır, her iki tarafın vekili müvekkili arasında ücret anlaşması yapılırsa o ücret alınır. Avukat bir de kim kaybediyorsa kaybeden taraf kazanan taraf lehine bir ücret öder, bu ücret de Avukatlık Kanunu 164.maddesine göre bir ücret ödenir.

İcrada da tebligat vardır, İİK madde 19 icra tebliğlerini düzenler ama tebligat bizim hukukumuzda ayrı bir kanunla düzenlenmiştir. burada da yine bu kanun hükümleri geçerlidir. Özellikle satış ilamlarının ilgililere tebliği söz konusudur. Haricen yapılan hacizlerin tebligatını ileride ayrıntılı işleyeceğiz.

SÜRELER

HMK’da süreler 1086 sayılı kanuna oranla nispeten yeknesak hale getirilmiştir. Tebliğden ya da tefhimden itibaren başlaması ince bir noktaydı. Sulh mahkemelerinde kanun yolu var. Yeni sistemde istinaf var. İstinaf süresi 2 hafta, eski davalarda temyiz süresi asliye hukuk mahkemelerinde 15 gün; sulh hukuk mahkemelerinde iş mahkemelerinde 8 gündür. Yeni kanuna göre hala iş mahkemelerinde süre 8 gün ve tebliğ ya da tefhimden başlar. Tebliğ, bir kimseye tebligatta bulunursunuz kişi tebliği alır ve temyiz dilekçesi yazar. Oysa sulh mahkemelerinde süre tefhimden yani taraflar hazırsa yüze söyledi ama ayrıntılı gerekçeyi söylemedi, tefhim etmiş oluyor ama, burada gene 8 günlük süre başlıyor tüm gerekçeli kararı söylememiş olmasına rağmen. Uygulamada mutlaka taraf o 8 gün içerisinde süre tutum dilekçesi veriyor, ben yasa yoluna başvuru hakkımı kullandım ama gerekçeyi bilmiyorum şimdilik kabul et bunu diyor. AYM bir karar verdi, eğer tarafa gerekçeli karar tebliğ edilmemişse o zaman mutlaka bunu tebliğ etmek lazım gelir diyor. Bir adım daha atıp 8 gün içerisinde dilekçe vermese bile süre gerekçeli karardan itibaren başlar demeliydi.

Demek ki İİK’da süreler var ama buradakiler HMK’ya göre çok daha karışık. O nedenle İİK’daki süreleri de olması gereken hukuk bakımından yeknesak yapmak lazım. Özellikle karıştırılan nokta: itiraz süresi 7 gündür, keza şikayet süresi de 7 gündür ama süresiz şikayet halleri de var. buna karşılık kambiyo senetlerine karşı icra takibinde bazen 5 gün bazen 7 gündür. (şeklin esası yok etmemesi lazım!) Genel olarak, HMK’da öğrendiğimiz kurallar burada da geçerli. Günlük haftalık süreler parmak usulü ile sayılıyor vs.(kitaptan okuyun dendi)

ÇALIŞMA SAATLERİ

İcra daireleri ne zaman çalışır? Mesai gün ve saatlerinde çalışır. Burada kural icra takip işlemleri çalışma gün ve saatlerinde yapılır. İcra takip işlemi demek icra takibinin yürütülmesine dair olan icra dairesi tarafından yapılan işlemlere diyoruz. İcra işlemleri mesai gün ve saatlerinde yapılır. Mesai gün ve saati ise, resmi tatillerle ilgili kanunda hangi gün resmi tatil söylüyor bu kanuna göre tek milli bayramımız 28 Ekim 13.00 sonrası 29 Ekim tatildir. 1 Mayıs günü tatildir. Resmi tatil günleri deyince bu kanuna göre işlem yapıyoruz. Resmi tatille idari tatilleri birbiriyle karıştırmayın! Mesela Cuma tatil değil ama bakanlık tatil ederse bu idari tatil ama mahkemeler icra dairesi bankalar açıktır.

Onun yanı sıra hafta tatili kanunu var. Hafta tatili için genellikle kabul edilen pazar günüdür. Bu kurallar genel olarak İİH’da da geçerlidir yani tatil gün ve saatlerinde icra takip ve işlemleri yapılamaz.

Mesai saati deyince bizde mesai saatinden ziyade gece vakti iş yapılamaz, mahkemelerde saat 5’ten sonra işlem yapılamaz. Gece vakti İİK md. 51’de bunu tanımlıyor: “Güneşin batmasından bir saat sonra ile güneşin doğmasından bir saat önceye kadarki devrede (Gece vakti)” Demek ki burada mesai saati dışında gece vakti tanımı var. Bunun önemi, normalde tatil günlerinde ve gece vakti takip işlemi yapılamaz ancak bunun istisnası gece çalışan yerlerde haciz yapma imkanı vardır gene buralarda muhafaza tedbiri alma imkanı vardır. Haczin yanı sıra borçlunun mal kaçırmasının önlemek anlamında diğer başka tedbirler vardır, kirada mesela alamadığı kira bedeli kadar hapis hakkı vardır. Tatil günlerinde ve gece vakti tebligat yapma olanağı var.

Haciz insani saatlerde yapılır. Ancak kanun gece çalışan yerler için haciz yapma imkanı var. Bar çalışanından bir alacağınız varsa gece icra müdürünü götürüp haciz imkanınız var.

İnsani nedenlerle kanun bazı erteleme halleri öngörmüştür:

Madde 52: “Karısı yahut kocası ve kan ve sıhriyet itibariyle usul veya füruundan birisi

ölen bir borçlu aleyhindeki takip, ölüm günü ile beraber üç gün için talik olunur.” Yani mesai saatinde her zaman iş yapılır ama ölüm olursa 3 gün ertelenir. Terekeye takip yapılıyorsa kanuna göre ölüm günü de dikkate alınarak mirasın kabul edilinceye kadarki süreye kadar erteleme yapılır.

Geçen sene davada taraflara ilişkin bazı şartlar gördüydük. Anımsamak gerekirse; taraf ehliyet, dava ehliyeti, dava takip yetkisi, davada sıfat.

Taraf ehliyeti= davalı ya da davacı ehliyetine sahip olmak için hak ehliyetine sahip olmak gerekir. Aynı husus İİK’da da geçerli. Bir icra takibinde alacaklı ya da borçlu olarak gösterilebilmesi için taraf ehliyeti şart.

Dava ehliyeti= fiil ehliyetidir. Aynı husus burada takip ehliyeti olarak karşımıza çıkar. Sıfat ise alacaklı ya da borçlu sıfatı. Davayı takip yetkisi, burada da takibi takip yetkisidir.

!!! İİK bir anlamda HMK’nın devamı niteliğindedir ancak İİK kendine özgü kuralları olan bir kanun yoludur, HMK’nın bütün kuralları burada aynen geçerli değildir. yani prensip olarak İİK başka bir kanun HMK başka bir kanun. Ancak acaba HMK’yı İİK’da hiç uygulayamaz mıyız? İİK HMK’ya bir atıf yapmıyor. Örneğin İ sviçre’de HMK’nın kıyasen uygulanabileceğine dair düzenlemeler var.

Bazı müesseseler açısından HMK’dakiler İİK’ya uygulanır mı? Örneğin Yargıtay ısrarla ıslah müessesesini İİK’da uygulanmaz çünkü İİK kendine yeterli bir kanundur diyor. Islah gibi bazı konularda Yargıtay katı davranıyor. Oysa şimdi anlattığımız dava ehliyeti vs. bunlar İİK’da yok ama HMK hükümlerini burada uyguluyoruz. Prensip olarak İİK’da HMK’daki hükümlere açıkça ters bir düzenleme varsa uygulanmaz ama böyle açık düzenleme olmayan hallerde HMK’daki hükümleri uygulama olanağı var.

Tarafları tespit ettik acaba birden fazla alacaklı ya da borçlu olabilir mi? Evet olur burada da dava arkadaşlığı kuralları geçerlidir ama dava olmadığı için ona biz takip arkadaşlığı diyoruz; alacaklı ya da borçlu tarafında birden fazla kişi bulunabilir. Örn; B ve C kiracı tahliye davalarında B ve C arasında zorunlu takip arkadaşlığı var.

Usul ekonomisi kuralını gördük. İşte İİK’da bu kavram düzenlenmiyor ama Yargıtay kararlarında “TAKİP EKONOMİSİ”nden bahsediliyor. Burada kişi isterse bizzat isterse vekil aracılığıyla takip yapabilir. İşlem yapma ehliyeti yoksa kanuni mümessilleri bu takibi onun adına yapar.

Dava konusunun devri, alacaklı alacağını başkasına ya da borç başkasına nakledilebilir. Geçen sene görülen bu kurallar İİK’da da geçerlidir. Ölüm hali yani takipten evvel ölündüyse ölüye karşı takip olmaz. Takip sırasında ölünecek olursa terekeye karşı takip devam eder. Miras paylaşılmışsa o durumda mirasçılara karşı takip devam eder.

Takiplerin icra takipleri ve iflas takipleri diye ikiye ayırmıştık;

İCRA TAKİPLERİ

İlamlı takipler: alacaklı elinde mahkeme kararı var elinde kesinleşti ya da kesinleşmedi bir ilam var. o zaman alacaklı ilamlı icra takibi yapar, ilamsız icranın konusu para ve teminat alacaklarıdır dolayısıyla alacaklı elindeki ilam para ve teminat alacağı dışında ise mutlaka ilamlı icra takibine gitmek durumundadır. Yani ilam varsa ilamlı takip yapılır.

İlamsız icra: elde imkan yoksa bizim hukukumuzda pratik bir yol var. alacaklının elinde herhangi bir ilam olmadan bir adi belge senet olsa bunlar ilam değil ilamsız icra takibi yapabilir. Ancak elinde hiçbir belge olmasa dahi ilamsız icra takibi yapma imkanına sahip. İlamsız takip kuralı iflasta da geçerlidir. Bizim hukuk sistemimizde alacaklı borçluya karşı elinde belge olmadan doğrudan icra takibi yapabilir. A icra dairesine takip talebi verir, icra dairesi bunun üzerine borçluya bir ödeme emri gönderir, bunun üzerine 7 gün içinde borçlu itiraz etmezse ilamsız icra takibi kesinleşir. Mantıken itiraz etmezse borcu kabul etmiş oluyor ve haciz

aşamasına geçiliyor. A başlangıçta ilamsız icra yoluna gitmeyip de dava açma yoluna gitseydi bir ilam elde edecekti 1 yıl 3 yıl 5 yıl sonra. Bu ilamı elde ettikten sonra takip talebiyle icra dairesine müracaat edecekti ve ilamını ekleyecekti, bunun üzerine borçluya ödeme emri gönderecekti. İcra emrine karşı itiraz yok bazı başvuru yolları var elde mahkeme kararı varsa haciz aşamasına geçiliyor. İlamsız icraya müracaat etseydi bu durumda da yine ödeme emrine gelecekti ama daha kısa sürede gelecekti. Ödeme emrine itiraz edilirse orada iş bir anlamda davaya dönüşür, başlangıçta elde edilmeyen ilamı elde etme yolu açılıyor. İtiraz edilirse direk hacze geçilemez.

1. Genel Haciz Yoluyla Takip:

Alacaklı elinde hiçbir belge olmasa dahi ilamsız haciz yoluyla takibe başvurabilir. Acaba alacaklı ilam elde ettiyse yani dava açtı ve alacaklı olduğunu saptattı normalde ilamlı icraya gitmesi lazım icra emrine itiraz olmadığı için. Ancak burada ilamsız icra yapabilir mi buna rağmen? Yargıtay’ın yeni kararlarına kadar buna başvurabiliyordu. Nedeni ise; Ödeme emrine itiraz halinde borcu haksız olarak inkar etmişse borçlu işi uzattı diye alacağın %20’sinden az olmamak üzere inkar tazminatına hükmediliyordu. Dolayısıyla elinde ilam olan alacaklı sırf inkar tazminatı alayım diye oraya da başvuruyordu ama yeni kararlara göre eğer elde ilam varsa ilamsız icra yoluna başvuramaz deniliyor, hukuki menfaat ve dürüstlük kuralı ile ilgilidir.

Herkes ilamsız icra takibine başvurabilir acaba taraflar tahkim anlaşması yapmışlarsa ilamsız icra takibine başvurabilir mi? tahkim anlaşması varsa devlette dava açılamaz dava açılırsa karşı taraf tahkim itirazında bulunabilir, ilk itirazdır. Eski görüşlere göre, mahkemeye gidemiyor icraya da gidemez demekteydi. Ve yargı kararlarında da genel olarak kabul edilen tahkim anlaşmasının varlığına rağmen alacaklı ilamsız icra yoluna başvurabilir. Ödeme emrine itiraz edildiğinde o zaman alacaklı iki yoldan birine başvurabilir; borçlunun itirazının yerinde olmadığı ispat etmek üzere icra mahkemesine müracaat eder itirazın KALDIRILMASI talebinde bulunur 6 ay içinde veya 1 yıl içinde itirazın iptali DAVASI açar genel mahkemelerde. Bu noktada deniyor ki, ilamsız icra için bir dava açılması söz konusu olursa tahkim anlaşması var o zaman tahkim anlaşması çerçevesinde tahkime gidilir.

Tahkim deyince bazı hallerde zorunlu tahkim var, örneğin tüketicinin korunması hakkında bir kanun var. Davalar belli miktarın altındaysa tüketici hakem heyetine gider. Acaba bu belli bir miktarın altında kaldıysa tüketici hakem heyetine gidilmesinde ilamsız icra yoluna gitme yolu var mı? Yargıtay bunu benimsemiyor.

Genel haciz yoluyla takibin konusu para ve teminat alacağı olabilir, bunun dışında herhangi bir şekilde alacak konusu olmaz. Para deyince de TL olarak değerlendireceğiz. Geçen sene döviz üzerinden para açma olanağı vardı. Takibin mutlaka TL üzerinden yapması lazımdır, yabancı para üzerinden alacağınız olabilir ama onu TL’ye çevirme mecburiyeti var.

Kanun bunun yanı sıra teminat alacağının da ilamsız icraya konu olabileceğini söylüyor. Sizinle benim aramda bir anlaşma vardır bu çerçevede banka teminat mektubu vermeniz söz konusu olabilir. bu teminat alacağı para dışında herhangi bir şey olabilir. İİK diyor ki teminatlar da ilamsız icranın konusu olur, para alacağı gibi. uygulamada teminat alacağının konu olup olmayacağı konusunda büyük tereddütler var, neredeyse hiç rastlanmıyor, bu durumda genellikle bankalar alacaklı teminat vermesi gereken kişi borçlu olmak üzere bir dava açıyor ve bu dava depo davası adını alıyor.

Demek ki ilamsız icranın konusu YALNIZCA para alacağı ve teminat alacağıdır ama teminatı unutun. İlamsız icra her borçluya karşı yapılabilir. Borçlu tacirse (tacirler iflas eder) alacaklı alacağını tahsil için borçluya karşı isterse iflas takibi yapabilir ama borçlu tacir ve ticari alacak var bu durumda iflas yerine haciz takibi yapma olanağı var. Tacir değilse zaten iflas yolu söz konusu olmaz.

İİK madde 43: “Bu yollardan birini seçen alacaklı bir defaya mahsus olmak üzere o yolu bırakıp harç ödemeden diğerine yeni baştan müracaat edebilir.” Bu seçme hakkı haciz ve iflas yolu arasındadır yoksa haciz yoluyla genel takip yapmış şimdi kambiyo senedi yoluyla yapacağım derse bu kural işlemez.

Kambiyo Senedine Özgü Haciz Yoluyla Takip:

Daha sonra işlenecek.

Kiralanan Taşınmazların Mevcudiyeti Halinde Takip:

Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip: ilamlı da ilamsız da olabilir.

İCRA TAKİPLERİNDE GÖREVLİ VE YETKİLİ YER

Görev sorunumuz burada yok sadece icra dairesi var.

Yetkiye gelince hangi yer icra dairesi yetkilidir? Mahkeme olsaydı genel yetkili mahkeme vardı, yetki konusunda İİK madde 50, HMK’ya atıf yapıyor. “Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair

hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur.” HMK’da kural ise genel yetkili mahkeme davalını yerleşim yerinin olduğu yer burada da aynı kural geçerli genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerinin bulunduğu yer. Birden fazla borçlu varsa bunlardan herhangi birinin yerleşim yeridir ama kanunen ortak yetkili bir yer gösterilmişse orada açılıyor.

Daha sonra; HMK’da geçici olarak oturulan yerin yetkisi burada da geçerlidir. Burada alacak davaları söz konusuydu ilamsız icranın konusu paradır mal değildir.

Sözleşmeden doğan yetkiden bahsetmiştik, sözleşmeden doğan davalar sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesiydi. Aynı kural burada da geçerlidir. Borcun ifa edileceği yer icra dairesi burada da yetkilidir.HMK madde 10, sözleşme ile ilgili madde eskiden sözleşmenin imzalandığı yer vardı kaldırıldı ama İİK’da bu hüküm hala geçerlidir. Takibe esas olan akdin yapıldığı yer icra dairesi de yetkilidir.

Onun dışındaki tüm kurallar burada da geçerlidir.

İcrada da yetki sözleşmesi yapılabilir. Ama geçen sene gördüğümüz şartlar olan iki tarafın tacir olması ya da biri tacir diğerinin de kamu tüzel kişisi olması halinde yapılacak. Bir diğer özelliği ise geçerli yetki sözleşmesi yapılması halinde kararlaştırılan yer münhasır yetkili yerdir başka bir yerde icra takibi yapılamaz, aksi taraflarca karşılaştırılmadığı sürece.

Yetkisiz yerde takip yapılırsa ne olur?

O zaman borçlunun buna karşı yetki itirazı ileri sürme olanağı vardır. Bu itiraz 7 gün içinde ödeme emrine itirazla beraber yapılır. Eğer yetki itirazında bulunacak olursa o zaman bu itirazı duruma göre icra mahkemesinde ya da genel mahkemece değerlendirmesini yapar. Davada yetki itirazı davaya cevap dilekçesinde yapılır.

2 Mart 2017

TAKİP TALEBİ

Bütün yollar için bir tane takip talebi vardır. Tüm icra iflas takipleri bu taleple başlar. Bizim kaynaklarımızdan birisi de icra iflas kanunu yönetmeliğidir icra iflas hukukunda kullanılan tüm örnekleri resmi şekilde ilan eder. Kullanılacak olan basılı evraklar icra iflas kanunu yönetmeliğinde vardır.

Takip talebi yönetmeliğin ilk örneğidir. Bir sayfalık bir kağıttır bir kağıdın ön yüzünde takip talebi diye yazar.

Takip talebi maktu evrakın doldurulması biçiminde olur illa da bu evrakın kullanılması şart değildir. Takip talebi yazılı olarak verilir ancak sözlü de takip talebinde bulunabilir. Alacaklı icra dairesine gider “ben bir takip açmak istiyorum” der tutanağı düzenler içermesi gereken unsurları yazarak sözlü biçimde takip talibinde de bulunabilir ama genelde icra müdürü yoğun olduğu için yazılı yapılır.

Harçlar ve yargılama giderleri UYAP sistemi üzerinden yapılmaya başlandı ama tam oturmadı.

Takip Talebinin İçeriği

Takip talebini eksik ya da yanlış doldurma halinde bunları değiştiremezsiniz. Islah müessesi Yargıtay’a göre icra işlerine uygulanmaz. İcra iflas kanunu kendi kendine yettiği için açıkça HMKya yollama yapılmadıkça HMK uygulanmaz diyor. Oysa hocaya göre dava arkadaşlığına atıf olmasa da HMK uygulanıyor ama nedense ıslaha sıcak bakılmıyor.

Alacaklının ve varsa kanunu temsilcisinin, velisinin, vasinin vergi kimlik numarası, TC kimlik numarası yer alır.

Alacaklı dava dilekçesindekini gibi adını soyadını TC kimlik nosunu, adresi yazar eğer birden fazla alacaklı varsa dava arkadaşlığı vardır her birinin adı TC noları teker teker yer almalıdır. Ceza yargılamasında şikayet halinde Behçet ve arkadaşları gibi ifadeler kullanılabiliyor oysa bizde kim alacaklı ise hepsi yazılmalıdır. Kişi küçükse veli vasiyi avukatla takip ediliyorsa avukatın adını da yazarız. Adına ödemenin yapılacağı banka adı ile hesap numarası da yazılır. HMK’nın özelliklerinden biri davalı Trde oturmuyorsa TRde adres göstermek zorundadır tebligat kolaylığı için. Aynı şey icra iflas kanununda da var.

Borçlunun adı soyadı ve adresi de yer almalıdır.

Takip terekeye karşı yapılıyorsa mirasçıların adı soyadı yerleşim yerlerinin adresleri yazacak. Terekenin özelliği şudur: miras şirketi tereke bölüşünceye kadar bütün mal varlığı tereke kavramı içindedir. Dolayısıyla terekenin neresi kime ait belli değil tereke el birliği ortaklığı ilişkisidir. Müşterek mülkiyette herkesin payı bellidir, oysa elbirliği ortaklığında mülkiyetin her bir payında herkesin hakkı var. Onun için tereke derken henüz miras paylaştırılmamışsa tereke ilişkisi devam eder. A Bye dava açtı ama B ölmüştü ama henüz mirası paylaştırılmamıştı dolayısıyla A Bden terekeden alacak. Borçlu hanesinde bütün mirasçıların adını göstermek zorundadır. Aralarındaki ilişki zorunlu takip arkadaşlığı ilişkisi vardır. Miras bölüşülmüşse o zaman zaten sorun yok, Hasan Hüseyin artık kimse borçlu ona karşı takip yapılır.

Takip talebinde alacağın veya istenen teminatın türk tlsi ile tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihli kur üzerinden talep edildiği ve faizi ibaresi var.

İlamsız icrada hep para ve teminat diye geçiyordu. İlamsız icranın konusu yalnızca para alacağı veya teminat alacağı olabilir. Bunlar dışındaki gayrimenkul menkul teslimi irtifak hakkı yapılması vs. ilamsız icranın konusu olmaz. Teminatla ilgili örnek verelim: örneğin siz bankasınız ben sizden kredi aldım size arabamı teminat olarak göstermeyi vaat ettim ama vermedim. Siz alacaklı olarak bana ver teminatı diyorsunuz. Teminat vermekten kaçıyorum. İİKya göre bu teminatı verme olanağını ilamsız icra yoluyla alabilirsiniz. Ama uygulamada teminat alacakları ilamsız icraya pek konu olmaz. Uygulamada genelde dava açılıyor. Teminat alacaklısı olan banka teminat borçlusu olan bana karşı bir dava açıyor. Depo davası deriz. O da dava biçiminde görülüyor.

Uygulamada genelde alacak kısmı 3 satırlık kısım ayrılmıştır o kısma sığmaz. Ok çıkarılır “Temerruatı arkadadır” derdiniz ve arka sayfaya yazarsınız. Zaten bilgisayarda yazıyorsanız 3 satırlık kısmı uzatmanız daha kolay. Oraya 50 bin tl alacak yazılır örneğin. Ayrıca alacağın faizini isteyebilirsiniz. Faizler ticari ve adi faiz olarak ayrılır ya da yasal faiz veya akdi faiz var. Ona göre bu faizler de eklenebilir. Yalnızca faiz derseniz o faiz demek icra müdürü ileride hesaplasın demektir. İcra dairesi normalde tüm işlet bittikten sonra ödenecek olan malları, icra müdürü kabul hesabı yapar. Yani alacaklı icra dairesine müracaat eder müracaat eder talep açar icra müdürü dosya çıkarır. Kapak hesabını dosya üzerine yazar. Alacak nedir harçlar faizler masraflar nedir diye hesap yapar ve sonra o parayı öder. Eğer faizi açıkça söylemezseniz bile icra müdürü yapar.

Tam olarak faize kavuşmak istiyorsanız, akdi faiz varsa, ticari faiz varsa söylemeniz gerekir. Ayrıca hangi tarihten faizin başladığını da söylemek durumundasınız. Eğer siz bugün icra takibi yapıyorsunuz 2 Martta ama sizin alacağınızın vade tarihi ağustos ayında dolmuştu o zaman sizin temerrüt tarihi ne zamansa o tarihten itibaren faiz hesaplamanız lazım. Eğer siz tarihi ağustos diye başlatmazsanız, icra takibinin yapıldığı tarihten itibaren temerrüt doğar. O zaman da faiz kaybedersiniz. Alacağınızın yanında faiz de istiyorsanız menfaatinizin kaybolmaması için mutlaka faizi tam olarak hesap etmeniz gerekir. Eksik yazarsanız onu daha sonra ıslah yoluyla tamamlayamıyorsunuz. Eğer eksik kalan bir alacağınız varsa olsa olsa ikinci bir takip talebi ile isteyebilirsiniz.

Kısmi dava açılması halinde geriye kalandan feragat edilmiş olmaz. Fazlaya ilişkin hak saklı tutulmamışsa o zaman davalarda geriye kalanı isteyemiyordunuz zımni feragat olduğu için. Aynı kural takiplerde de söz konusudur. Takiplerde de fazlaya

ilişkin hakkı saklı diye yazılmasını tavsiye derdik. Ama 6100 sayılı kanundaki zımni feragat olmaz kuralından sonra artık takip taleplerinde fazlaya ilişkin hakları saklı tutmaya gerek yok. Eksik talep ettiyseniz geriye kalanı başka takip talebi ile isteyebiliyorsunuz.

Bunun yanı sıra eğer istediğiniz masraflar varsa cezai şart, inkar tazminatı gibi, ya da noter masrafı vs. varsa onları da alacak hanesine yazarsınız.

Yabancı para üzerinden alacak talep edilirse ne olur? Yani Anın B’den olan alacağı 50 bin dolarsa, sizin döviz olarak isteme olanağınız var mı? Geçen sene yabancı para üzerinden dava açılması mümkün ve mahkemenin de bu para üzerinden karar vermesi mümkün demiştik. Yani 50 bin dolarlık dava açarsa mahkeme “Bnin 50 bin dolar ödemesine” karar verebilir. Tarihsel süreçte bu epey zor olmuştu. Tl varsa neden döviz veriyoruz denildi. Türkiye’de dolar bulundurmak bir zamanlar suçtu.

Ancak İİK bu aşamaya henüz gelemedi. Kanunun 58. Maddesi takip taleb ini düzenliyor. Kanundaki düzenlemeye göre takip talebinde açıkça sadece türk parası istenebilir denildiği için döviz isteme olanağı yoktur. Yani alacaklı 50 bin dolar istiyorum diyemez. Yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğini yazmak gerekir. Yabancı para ile türk parasının değeri bellidir. Yabancı paranın tl değeri var buna kur adını veriyoruz. Dolayısıyla 50 bin tlnin o kur üzerinde talep edilebilme imkanı var. Ama ne zamanki kur dikkate alınır? Bugünkü kuru mu dikkate alırız (3.63) yoksa vadesi 1 Eylül 2016 idi o zamanki dolar da 2,50yi mi dikkate alırız? Ödeme emri safhasına itiraz edilirse iş uzar bu safha uzayınca haciz uzar ve satış uzayınca paranın tahsil edilme zamanı uzar.

TBK 99. Maddesi konusu para olan borç ülke parası ile ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimi ile ödeme yapılması kararlaştırılmışsa sözleşmede aynen veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç ödeme günündeki rayiç üzerinden de ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş, sözleşmede aynen belirlenmiş ya da bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı bu alacağının aynen veya vade veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir diyor.

İcra iflas kanununun 58. Maddesine dönelim. Hangi tarih deyince vade tarihindeki mi yani eylül ayı mı yoksa fiili ödeme tarihi mi esas alınır? Fiili ödeme tarihinin ne zaman olacağı belli değil. Burada alacaklının seçim hakkı var. Alacaklı bir riski üzerine alıyor. İsterse 1 gün evvel 4 tlydi ve vade tarihi de o gün olsun. O zaman alacaklı 4 tl üzerinden alacağını isteyebilir. Ama iş bitince doların 8 tl olacağını bilemez. O zaman bunun riskini takip talebinde bulunan üstlenir. Eğer fiili ödeme tarihindekini istiyorsa takip talebine “fiili ödeme tarihindeki” diye yazması gerekir. Ama burada bir boşluk kaldı. 50 bin dolar üzerinden harç yatırılması gerekiyor. Peşin harcını ne üzerinden yatırmak gerekir? Uygulamada bugün dolar kaç tl ise onun üzerinden harç yatırılıyor.

Eğer ileride 10 tl olursa o zaman harç parası eksik yattı o zaman eksik harcı ileride o kişiden alırsınız. Özetle fiili ödeme tarihindeki kuru talep edecek olursak harcı bugünkü kur üzerinden yatırırız.

Dövizin tl üzerinden belirlenmesi kamu düzeninden kabul ediliyor dolayısıyla tl üzerinden belirlemediyseniz dolar üzerinden yazıyorsanız icra müdürü size “bunu tlye çevir” diye hatırlatmak zorunda. Eğer siz tl diye çevirmez de ille de dolar istiyorum derseniz Yargıtay’a göre icra müdürü sizin takip talebinizi reddeder kamu düzeninden olduğu için. Eğer icra müdürü atlar da 50 bin dolar üzerinden ödeme emri gönderecek olursa bu ödeme emri geçersizdir. Kanuna aykırı ödeme emri gönderilirse şikâyet müessesine başvurursunuz. Kanuna aykırılık 50 bin doların tlye çevrilmemesidir. Şikayet süresi 7 gün ama bazı hallerde şikayet süresizdir, mesela kamu düzenine aykırılık varsa süresiz şikayet imkanı vardır. Bu husus kamu düzeninden sayıldığı için süre olmaksızın şikayet hakkı vardır.

Kısım rehnin paraya çevrilmesi ve ilamlı icra bu kısım atlandı.

Kısım yine ilamlı icra ile ilgili bunu da atladık.

Adi ve hasılat kiraları da atlandı.

Tevdi edilen kısım kambiyo senedi ise kıymetli evrak dışında bir senet varsa buraya bu senedi de yazarız.

Alacaklının takip yollarından hangisinin seçtiğini de yazması gerekir. Şu an biz genel haciz yolu ile takibi anlatıyoruz. İlamsız icrayı da üçe ayırmıştık. Hakkımın alınmasını talep ederim diye yazar altına alacaklı adı ve soyadı ve varsa vekilin imzası da yazılır.

Senet meselesine gelelim. Eğer alacaklının elinde 50 bin tl ile ilgili bir borç verme senedi varsa o zaman alacaklı bu senedin örneğini de borçlu sayısı kadar çoğaltılmış örnekleri ile beraber takip talebi ile icra dairesine verir. Anca anın elinde belge yoksa ne olacak? Bazı alacaklar 2590 tlyi geçen hukuki işlemlerin ispatı senetle veya kesin delille olur. Anın elinde bir senet olması beklenir dolayısıyla. Ancak alacağın kaynağı ille de sözleşme olmayabilir. Yani bu bir haksız fiil alacağı da olabilir. Dolayısıyla elde belge varsa o belgeyi yeteri kadar nüshası ile takip talebine koyar icra dairesine verir. Ama elinde hiçbir belge yoksa da ilamsız icra takibi yapma imkanı var. 50 bin için senet mecburiyeti var ama bu hiçbir zaman icra takibi yapmamıza engel değil. İlamsız icra takibi için alacaklının elinde adi belge, resmi belge, ilamlı belge, ilamsız belge vs. olması kesinlikle şart değildir. Elinde belge olmasa bile ilamsız icra takibi yapılabilme olanağı var. O zaman borçlunun ne hakkı var? Gerçekten de 50 bin tl borcunuz vardır aramızda senet yoktur 7 gün içinde itiraz etmezsiniz o zaman da ödeme emri kesinleşir alacaklı borçlunun 50 bin tllik malını haczettirebilir.

Davacılar dava açarken teminat yatırmak zorundaydılar. TRde yerleşim yeri olmayan davacılar HMK 84e göre teminat yatırmak zorundalar, yatırmazlarsa teminat dava şartı odluğu için usulden dava reddedilir. Bu HMK 84 davacının TRde yerleşim yeri

bulunmaması kıstasını getiriyor. Yani yerleşim yeri bulunmayan türk de olabilir, yabancı da olabilir, vatansız da olabilir. Davacının TR’de adresi yoksa o zaman teminat yatırmak zorunluluğu var oysa MÖHUK’un 48. Maddesinde de teminat var o da dava şartı. Ama MÖHUKun getirdiği ölçüt yabancı tabiiyetli ise o kişi MÖHUKa göre teminat yatırır. HMK 84 ve MÖHUK 48 icra takipleri için de geçerlidir. Takipte bulunan kişinin teminat yatırma şartı var.

Takip talebini düzenleyip yetkili icra dairesine verdik. İİK 50. Maddesi HMK hükümlerine yollama yapıyor. Dolayısıyla geçen sene yetkili mahkeme ne ise o icra dairesi yetkilidir. Ayrıca İİK 50de bir yetki daha var: sözleşmenin yapıldığı imza ile ilgili düzenlendiği yerde de icra takibi yapılabilir.

Takip talebi harçlarla beraber verilir. bugün takip talebi verdiniz ama harcı yarın yatıracaksınız o zaman icra takibi bugün başlatılmış sayılmaz, harçların yatırıldığı tarih esas alınır.

Takip Talebinin Sonuçları

İcra müdürü borçluya ödeme emri göndermek mecburiyeti doğar. Ödeme emri yerine getirilmezse hakkın sebepsiz sürüncemede bırakılması ya da görevin yerine getirilmemesi var şikayet yoluna gidilir.

Genel haciz yolu ile takipte 3 gün içinde

Kambiyo senetlerine bağlı takipte hemen

Not: icra müdürü takip talebinin usulüne uygun verildiğini görürse icra müdürü alacaklının alacaklı olup olmadığını varsa eğer takip talebine ekli senedin müeccel olup olmadığını şarta bağlı olup olmadığını, zamanaşımına bağlı olup olmadığını vs. inceleme yetkisi yoktur. Yani icra müdürünün genel haciz yolundaki takipte borçlunun durumu ile ilgili inceleme hakkı yoktur. Alacağın zamanaşımına uğradığı anlaşılsa bile onları inceleme yetkisi yoktur mutlaka ödeme emri gönderecektir.

Takip talebinin verildiği tarihinin hacze iştirak bakımından önemi var!!

Not: hacze iştirak şu demektir: alacaklı Bye karşı takip yaptı ödeme emri safhası kesinleşti, haciz aşamasına geldik. Alacaklı borçlunun 50 bin tlllik alacağı için arabasına ve apartmanına haciz koydu. Bnin alacaklısı sadece A değil diyelim ki A1 de A2 de Bnin alacaklısı. Onlar da Bye karşı ayrı ayrı talebi verdiler. Onlara da ayrı ayrı ödeme emri verildi. Örneğin A1 de takip talebi yaptı ödeme emri gönderildi, kesinleşti A1e de haciz isteme yetkisi geldi. A daha önce otomobili haczettirmişti A1 varsa otomobil dışında başka bir şey de haciz ettirebilir. Ama borçlunun haczedilecek başka malı yoksa diyelim ki bir tek otomobili varsa A1 de buna haciz koydurdu. Demek ki aynı mala birden fazla kişi haciz koydu. Önce A alacağı alır geriye bir şey kalırsa A1 kalır diyebilirsiniz. Veya hacze iştirak şartları varsa A1 Anın koydurduğu hacze iştirak eder. Hacze iştirak halleri varsa bu otomobil satılır diyelim ki otomobil 44 bine satıldı. Diyelim ki Anın alacağı 50 bin; A1in alacağı 500 bin tl. 44 bin tl alacakları oranında A’ya veya A1’e paylaştırılır. Buna garame usulü denir. A 4 bin tl alır, A1 40 bin tl alır. Eğer hacze iştirak şartları yoksa öncelikle ilk haczettiren A ise ona verilir, geriye para kalırsa A1e verilir, bazen A1e hiç para kalmayabilir. Bu müessese hacze iştirak müessesidir. Hacze iştirak edilebilme şartlarından birisi A1in alacağının Anın verdiği takip talebinden önce doğmuş olması gerekir. Buna öncelik şartı denir. Burada Anın takip talebi tarihinin tespiti çok önemlidir.

Geçen sene menfi tespit davasından söz etmiştik İİK 72. Maddesinde göreceğiz. Menfi tespit davası B’nin Aya karşı açtığı “benim sana borcum yoktu” diye açtığı bir davadır. A bir senede dayanıyorsa bu dava aynı zamanda sahtelik davasıdır. Yani A Bye karşı henüz daha icra takibine başlamadan önce dahi takip talebi vermeden önce dahi 5- 6 gün evvele kadar B Aya karşı bir menfi tespit davası açmış olabilir. Yani Anın kendisine karşı takip yağacağını anlayarak menfi tespit davası açmış olabilir. Davacı B davalı A, davanın konusu borcun olmadığının tespitidir.

Bunun takip talebi ilgisi şudur: eğer B menfi tespit davasını A nın takip talebinden önce açmışsa o zaman B bu davada %15 teminat yatırarak alacak 50 bin olduğuna göre 7.500 tl teminat karşılığında Anın kendisine karşı başlatacağı icra takibini durdurabilir. İhtiyadi tedbir kararı alarak durdurabilir. Durdurması ne dem ek? Eğer ödeme emri henüz gönderilmemişse ödeme emri gönderilmez ama genelde ihtiyadi tedbir talebi haciz safhasından önce icra dairesinden istenir. Dolayısıyla icra takibinin durması haciz yapılamaz demektir. 72. Maddeye göre menfi tespit davası takip talebinden önce verildiyse %15 teminat karşılığında ihtiyadi tedbir kararı verilebilir. Ve takip durur buna karşılık takip talebi verildikten sonra (dün verilmişti bugün B Aya menfi tespit davası açtı) ihtiyadi tedbir kararı verse bile icra takibini durduramaz. Durdurabilmesi için yüzde yüz 15 teminat yatırması lazım. Takip talebinden önce açılmışsa %15 teminat yatırarak icra takibi durur, takip talebinden sonra kanun ihtiyadi tedbir durmaz ama yüzde %15 teminat yatırırsanız durur diyor.

Geçen sene davayı geri alma yasağından söz ettik. Yani davacı davasından feragat edebilir feragat tek taraflı irade beyanıdır. Feragat ederse hak biter esastan bir daha dava edemez. Feragat kesin hükmün sonuçlarını ortaya çıkarır. Ama A feragat değil de acaba davasını geri alabilir mi? yani şimdilik davamı geri alayım ileride dava açma hakkım saklı kalsın esas hakkımdan vazgeçmeyim diyebilir mi? Bunu nasıl adlandırdık? Davayı geri alma yasağı yani davayı takipsiz bırakmama yasağı diye bahsedeceğiz. Karşı taraf açıkça muvaffak ederse o zaman geri alabilir.

Harçlar kanunu 23. Maddesi harç yatırma şartıyla icra takibini geri alma imkanı var. Yani davayı geri alma yasağından farklıdır. Karşı tarafın muvaffakına gerek olmadan takip talebi verdikten sonra alacaklı icra takibini alabilir ama tahsil harcını yatıracak.

İcra Takibinden Vazgeçme:

Madde 23 – Her ne sebep ve suretle olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnameye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır. Ancak haczedilen mal satılıp paraya çevrildikten sonra vazgeçilirse tahsil harcı tam olarak alınır.

Diğer bir sonuç: takip talebi verildikten sonra aynı borçluya karşı aynı alacağı ikinci kez takibe koyamaz. Buna derdestlik deriz. Yani a takip talebi vermekle artık taraflar aynı konusu aynı ikinci takip yapma olanağı yok derdestlik söz konusudur. Uygulamada buna mükerrer takip yasağı denir. Mükerrer tekrarlanmış demektir. Derdestliği davalı ileri sürebilirdi, A Bye karşı aynı alacağı kısmen veya tamamen bir kez daha icra takibine koyarsa o zaman B buna karşı mükerrerlik itirazına başvurabilir.

Bunlar takip hukuku bakımından sonuçlarıdır. Takip hukuku ile usul hukuku farklıdır. Usul, biçimsel şekli kurallar demektir takip hukuku ise genel icra iflas kanununun koyduğu kurallar demektir.

Maddi hukuk kuralları bakımından da takip talebi vermenin kuralları var:

Zamanaşımı kesilir. TBK’ya göre takip talebi ile beraber zamanaşımının kesilmesi ortaya çıkar. Zamanaşımı kesilmesi durmadan farklıdır. A B’den olan alacağı 10 yıllık zamanaşımına tabiydi. 10. Yılın bitmesine bir gün kala takip yapıldı zamanaşımı kesildi. O andan itibaren takip talebi ile beraber zamanaşımı yeniden işlemeye başladı. Ayrıca her işlemden sonra yeniden kesilir, ödeme emri gönderildi 10 yıl yeniden başladı, haciz istedi yine kesildi vs.

Alacaklının alacağını kısmen istemesi de mümkündür. Yani takip talebinde 50 bin değil de sadece 5 bin tlsini isteyebilir. Bu durumda yalnızca o kısım için zamanaşımı kesilir, geriye kalan kısım için zamanaşımı kesilmez. Kısmi taleplerde alacaklarda, za kısmi olarak kesilir.

Temerrüt haline bakalım. Borçlu daha evvel temerrüde düşürülmediyse (ya kesin vadeli işlem vardır A ile B arasında örneğin borç sözleşmesinde açıkça vade tarihi bellidir 1 ekim 2016 demişse o zaman temerrüt tarihi bellidir. Eğer vade tarihi kesin değilse o zaman borçlunun temerrüde düşmesi için ihtarname çekilmesi lazım) takip talebi verildiği gün temerrüt tarihi başlar.

ÖDEME EMRİ

Ödeme emri de yine İİK’nın arkasındaki yönetmelikte belirlenen matbu evraktır. Ödeme emrinden bahsederken uygulamada “7 nolu örnek gönderdim” şeklinde konuşulur. Ya da mesela uygulamada 89 ihbarnamesi var 89. Maddede düzenlenen ihbarname olduğu için.

İlamsız haciz yolunda ödeme emrine 7 nolu örek denir. Her bir takip için faklı bir ödeme emri vardır. İcra müdürü genel haciz yolunda bu ödeme emrini gönderir.

İİK yönetmeliği vatandaşa haklarını hatırlatmak için konulan kurallardır. Ödeme emrinin altındaki ibarede kanun maddeleri tekrarlanır.

Yönetmelikte verilen bir örnek:

“İşbu ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren borcu ve takip giderlerini (7) gün içinde ödemeniz (teminatı vermeniz); borcun tamamına veya bir kısmına veya alacaklının takibat icrası hakkına dair bir itirazınız varsa, senet altındaki imza size ait değilse yine bu (7) gün içinde ayrıca ve açıkça bildirmeniz; aksi halde icra takibinde bu senedin sizden sadır olmuş sayılacağı; imzayı reddettiğiniz takdirde icra mahkemesi önünde yapılacak duruşmada hazır bulunmanız; buna uymazsanız itirazınızın geçici olarak kaldırılacağı; senet veya borca itirazınızı yazılı veya sözlü olarak icra dairesine yedi gün içinde bildirmediğiniz takdirde aynı müddet içinde 74 üncü madde gereğince mal beyanında bulunmanız, aksi halde hapisle tazyik olunacağınız, hiç mal beyanında bulunmaz veya gerçeğe aykırı beyanda bulunursanız hapisle cezalandırılacağınız; dava ve takip işlemlerine esas olmak üzere kendinize ait bir adresi itirazla birlikte bildirmek zorunda olduğunuz; adresinizi değiştirdiğiniz halde yurt içinde yeni bir adres bildirmediğiniz ve yeni adresinizin de tespit edilemediği durumda, takip talebinde gösterilen adrese çıkarılacak tebligatın size yapılmış sayılacağı; borç ödenmez veya itiraz edilmezse cebrî icraya devam edileceği ihtar olunur.”

Özetle bu ödeme şunu söylüyor: bu ödeme emrin i aldıktan sonra 7 gün içinde borcunu öde, istersen ödeme itiraz et 7 gün içinde diyor. Bu itiraz borca itiraz olabilir veya imzana itiraz edebilirsin. Eğer ödemezsen veya itiraz etmezsen yine 7 gün içinde mal beyanında bulun. Deme ki borçlu 7 gün içinde bunlardan birini yapacak. Borç ödemezse itiraz etmezse ödeme emri safhası kesinleşir ve bu durumda haciz aşamasına geçilir.

3 Mart 2017

Ödeme emrine başlamıştık takip talebini alan icra dairesi borçluya bir ödeme emri gönderiyor. Kanuna göre ödeme emrinde ödeme emrinin yanında takip talebinde yer alan bilgiler ödeme emrinde de yer alır. Ayrıca borcu öde(öderse icra takibi bitti), ödemezsen şunlar olur ve bu arada senedin altındaki imza sana ait değilse itiraz etme hakkın vardır deniyor, itiraz İİH’da borçluya tanınmış bir hukuki çaredir.

İtiraz, imzaya ve borca itiraz diye iki başlığa ayrılıyor. İtiraz et ve eğer itiraz edersen icra takibi durduğu için haciz aşamasına geçilmesi için birtakım işlemler yapılıyor. Ödemezsen ve itiraz etmezsen 7 gün içinde o zaman mal beyanında bulun. Mal beyanında bulunmamanın cezai yaptırımları var. Eğer itiraz ederse o zaman mal beyanında bulunma süresi daha sonra başlıyor ama prensip olarak 7 gün içinde bunların yapılması söz konusudur.

Ödeme emri kesinleşirse, 7 gün içinde itiraz edilmezse ödeme emri kesinleşiyor ve haciz aşaması olan cebri aşamaya geçiliyor. 7 gün içinde kişi şu ya da bu biçimde itiraz etmemiş olabilir. İ tiraz etmezse kesinleşiyor; ancak itiraz etmeyen borçluya da istisnai 4 olanak tanınmıştır:

Duruma göre şikayet hakkını kullanabilir, örneğin gönderilen ödeme emri kanuna aykırı bir ödeme emridir, mesela iflas ödeme emridir. Kanuna aykırı işlem halinde şikayet yolu var. eğer şikayet hallerinden biri varsa itiraz etmeyen şikayet hakkını kullanabilir.

Bir diğer ihtimal itiraz etme süresi 7 gündür ancak gecikmiş itiraz dediğimiz bir müessese var. yani 7 gün içinde itiraz etmedi ama gecikmiş itiraz şartları varsa haciz safhasına gelinmez.

Bir diğer ihtimal icra takibinin iptali ve taliki diye bir müessese; itfa(borcun sönmesi) imhal (mehillendirme, borçluya süre verilmesi)) ve zamanaşımı varsa icra takibinin iptali veya taliki müessesi var.

Veya daha genel olanı menfi tespit ve istirdat davasıdır yani esas olan yol budur bir şekilde 7 günlük süreyi kaçırması halinde borcu ödemek zorunda kalacak işte o zaman menfi tespit ve istirdat davası açar. Menfi tespit, borcunun olmadığının tespiti, borçlu alacaklıya karşı benim borcum yoktur diye dava açar. Menfi tespitte ihtiyati tedbir ile haczi haciz yapılmışsa satışı satış yapılmışsa paranın vezneye girmesini engellersiniz ama bunları engelleyemediniz ihtiyatı tedbire rağmen borçlu parayı ödedi. Ama borçlu itiraz etmedim ama benim borcum yok diyor işte o zaman bu davaya biz istirdat(geri alma) davası diyoruz. menfi tespit davası sırasında istirdat davasına dönüşme ihtimali var.

Ödeme Emrine İtiraz

Borçlu itiraz ederse ne olur?

Alacaklının ödeme emri B’ye tebliğ edildi ve süresi içinde itiraz etti, itirazla beraber icra takibi olduğu yerde durur. Ödeme emriyle birlikte borçlu icra dairesine dilekçeyle veya sözlü olarak itiraz eder ve otomatik olarak durur.

İtiraz Sebepleri

İtirazın kaynağına göre maddi hukuka dayalı itirazlar takip açısından itirazlar diye; itirazın içeriğine göre borca ve imzaya itiraz diye ikiye ayırıyoruz.

Maddi Hukuk Bakımından İtirazlar

İtiraz ve defi ayrımı aklımıza geliyordu geçen sene, oysa İİH’da itiraz deyince maddi hukuktaki bütün savunma vasıtaları itiraz tabirinin içine girer, defiler de onun içindedir. Örneğin alacak hiç doğmamıştır, borçlu itiraz dilekçesi verdi adeta davaya cevap dilekçesi gibi düşünün diyebilir ki alacak hiç doğmamıştır, senet sahtedir, alacak talep edildiği kadar değildir, alacağı doğuran sözleşme hükümsüzdür, alacak müecceldir, borç son bulmuştur, zamanaşımı defi vardır, borç şarta bağlıdır vs. diye itirazlarda bulunabilir. Bu sebeplerin hepsi maddi hukuka dayanan nedenlerdir.

Takip Hukukuna İlişkin İtirazlar

İcra dairesi yetkisiz ise yani alacaklı takip talebini yetkisiz icra dairesine göndermişse, taraf ehliyetine itiraz, dava ehliyetine itiraz da takip hukukuna ilişkin itirazlardır. İflas takibinde iflas bittikten sonra alacaklılara aciz belgesi veriyoruz yani alacaklarını tahsil edemedikleri için alacaklılara belge veririz. Bu belge ne işe yarar? Borç ödemeden aciz belgesi alacaklıya verilir, alacaklı bu belgeye dayanarak ileride borçlu bir mal edinirse onunla sizin haciz yapma olanağınız var. iflas ödeme emrinin özelliği şu eğer siz bir mal iktisap etmediyseniz müflis ödeme emrine karşı itiraz etme imkanı elde ediyor.

Esas itiraz yetki itirazı dışında alacağın likit olmadığı itirazıdır. Likit demek alacağın belli olması muayyen olması belirlenebilir olması demek. Eğer alacak belirlenebilir bir alacaksa A B’ye 50 bin TL ödünç verdi bu alacak belirlenebilir bir alacak eğer borçlu bu alacağa itiraz ederse ve itirazında haksız olduğu ileride anlaşılırsa ileride göreceğiz inkar tazminatına mahkum edilir. Alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere öder bu tazminatı alacağı geciktirdiği için öder EĞER ALACAK LİKİT İSE! Alacak likit değilse haksız fiilden dolayı bir alacak varsa o zaman alacak likit değildir. İnkar tazminatı söz konusu olamaz. Alacağın likit olup olmadığı da takip hukukuna ilişkindir.

Önbilgi: ödeme emrine itiraz edildiği takdirde icra takibi duracak. Duran icra takibine devam edilebilmesi için alacaklının kanuna göre 2 yola başvurma imkanı var:

1.Bunlardan biri itiraz dilekçesinin alacaklıya tebliğden itibaren 1 yıl içinde itirazın

iptali davası açabilir bu bir anlamda bir alacak davası gibi genel mahkemede(icra

mahkemesi dışında) açılabilir. Davacısı alacaklı davalısı borçlu ve A’nın iddiası B haksızdır.ben alacaklıyım diyor genel hükümlere göre görülen bir dava eğer mahkeme davayı kabul ederse yani itirazın iptali talebini kabul ederse itiraz haksız demektir. Davayı kaybederse icra takibi son bulur. Alacaklı taa en başta dava açmış olsaydı sonunda ne olacaksa o oluyor bir anlamda ilamsız icra başa dönmüş oluyor.

2.Veya alacaklının 2.başvuracağı yol B’nin itiraz dilekçesinin kendisine tebliğ edildikten sonra 6 ay içinde icra mahkemesine müracaat ederek itirazın kaldırılması talebinde bulunur bu bir dava değildir. bu iki çeşitli olur; eğer borçlu imzaya itiraz ettiyse itirazın geçici kaldırılması olur borca itiraz ettiyse itirazın kesin kaldırılması söz konusu olur. Demek ki imza ile borçça itirazın önemli bir farkı ortaya çıktı. İtirazın geçici kaldırılmasını kabul ederse o takdirde yani imzanın B’ye ait olduğu sonucuna varacak olursa o zaman borçlunun 7 gün içinde genel mahkemede borçtan kurtulma davası açması lazım gelir. Borçtan kurtulma davası açarsa onun sonucuna kadar bekleriz. İmzaya itiraz varsa geçici kaldırma var; kesin kaldırma isterse icra mahkemesi verdiği karar göre o zaman icra takibi içerisinde haciz aşamasına geçeriz. İtirazın kesin kaldırılması talebi reddedilirse icra takibi son bulur.

İmzaya İtiraz

Alacaklı ilamsız icra takibine elinde belge olmadan müracaat edebilir, o zaman imzaya itiraz diye bir müessese olmaz. Alacaklı elinde bir adi senet varsa ve bundaki imzaya itiraz ediyorsa o zaman imzaya itiraz gündeme gelir. Resmi senet var bir de, resmi bir makamın müdahalesi ile hazırlanmış bir senettir. Adi belgelerde ispat, adi belgenin altındaki imza inkar edilirse onun doğruluğu ispat edilinceye kadar ona itibar etmeyiz; resmi senetlerde ise tersi ispat edilinceye kadar geçerli oluyor. Bir dava içerisinde eğer adi senet inkar edilecek olursa bu sahtelik incelemesi ayrı bir dava biçiminde veya ön sorun biçiminde yapılır. Yani o davayı gören mahkeme bunu inceler. Resmi senet sahteliği ispat edilirse o zaman ayrı sahtelik davası açma mecburiyeti olurdu. Eğer ortada bir adi senet varsa ve B adi senet altındaki imzayı inkar ediyorsa bu geçici kaldırma da mahkeme tarafından incelenebilir.

Demek ki imza inkarı icra takibinde adi senetler bakımından söz konusu olur; resmi senet inkar ediliyorsa menfi tespit ya da sahtelik davası biçiminde olur.

İmzaya İtirazın Özellikleri

İİK madde 60:“3. Takibin dayandığı senet altındaki imza kendisine ait değilse yine bu yedi gün içinde bu cihetin ayrıca ve açıkça bildirilmesi; aksi halde icra takibinde senedin kendisinden sadır sayılacağı”

Yani imza inkarına itiraz edildiğinin anlaşılabilmesi için borçlunun ayrıca ve açıkça imzasını inkar etmesi gerekir ve bildirmesi gerekir. eğer borçlu imzasını açıkça inkar etmemişse genel olarak bu borç bana ait değildir derse bu borca itirazdır. İmza inkarından söz edilebilmesi için ki ona göre geçici kaldırmaya gideceğiz ortada bir imza itirazının olması gerekir.

İmza itirazının belli bir formatı yoktur. herhangi bir şekilde anlaşılıyorsa o zaman imza itirazı var. ama genel bir itiraz varsa onu borca itiraz kabul edeceğiz.

İmzaya itiraz edildi, bunun yanı sıra ayrıca borca itiraz da edebilir. Zamanaşımına uğramıştır, likit değildir diyebilir. Sadece imzaya itiraz ettiyse ve Yargıtay kararlarına göre bunun yanı sıra yetkiye de itiraz ettiyse itirazın geçici kaldırılmasına imzayla beraber borca da itiraz ettiyse o zaman kesin kaldırma yoluna müracaat edilir.

Borca İtiraz

Borçlu genel olarak borca ya da genel bir itirazda bulunmuşsa borca itiraz vardır. Borca itirazın da bir formülü yoktur. herhangi bir şekilde icra takibine itiraz etmiş olması yeterlidir bu durumda itiraz geçerlidir. İtirazda icra takibi otomatik duruyor ama dikkat ederseniz kanun bu itiraz beyanının geçerli olması için bir şart aramıyor. Neden böyle bir imkan borçluya tanınmış? Alacaklı da elinde belge olmadan ilamsız takip yapabildiğine göre borçlunun itirazı da dengelenmiş biçimde.

İmzaya itiraz edilmezse imza ikrar edilmiş olunur ve bir daha imzaya itiraz etme olanağı olmaz. Borca itiraz ederken imzaya da inkar etmeniz gerekir. imza itirazım kabul edilmezse borç zamanaşımına uğramıştır diyebilirsiniz. Bunlar imza ile çelişen itirazlar değildir.

Ben bu imzaya inkar ediyorum ama borcu ödedim derseniz ikisi arasında çelişki olur. Gerçekten imza size ait mi değil mi belli değil imzanın size ait olduğu anlaşıldı eğer siz daha evvel zamanaşımı şarta bağlıdır itirazında bulunmadıysanız bunları söyleme imkanınız yok. Borçlu hem borca hem de imzaya itiraz edebilir.

İmza itirazı dışındaki bütün itirazlar yetki itirazı da dahil borca itirazdır. İkisi arasındaki ayrım çok önemlidir.

Demek ki iki ihtimal var. borçlu tek tek saydı 7 tane itiraz sebebi saydı yahut da yalnızca borçlu itiraz ediyorum dedi. Acaba borçlunun bildirdiği ya da hiç bildirmediği hallerde itirazın kaldırılması aşamasına geldiğinde borçlu yeni itirazlar ileri sürebilir mi mevcut itirazlarını değiştirebilir mi? MD. 63: itiraza bağlılık: “İtiraz eden borçlu, itirazın kaldırılması duruşmasında, alacaklının dayandığı senet metninden anlaşılanlar dışında, itiraz sebeplerini değiştiremez ve genişletemez.” Yani itiraz sebebine bağlılık vardır borçlu buna bağlıdır savunmayı genişletme yasağı gibi düşünün. İstisnası ise senet metninden anlaşabilenler hariç. Demek ki hiçbir itiraz sebebi ileri sürmedi itirazım var dedi. İtirazın kesin kaldırılması aşamasına gelince borçlu burada daha önce söylemediği şeyi söyleyebilir mi? Alacaklının elindeki senede dayanan sebepleri ileri sürebilir.

Ben A’dan 1.1.2002 yılında 10 bin TL borç aldım ben bunu1.1.2003’te ödeyeceğim dedi. Bugün icraya konuldu borçlu da itiraz ediyorum dedi. Senet metninden burada alacağın zamanaşımına uğradığı anlaşılıyor, başlangıçta zamanaşımı demeseydi bile senet metninden anlaşılabildiği için ileri sürebilirdi. İtirazın kaldırılması duruşmasında bunlara dayanabilir. Sebebi bildirip de örneğini zamanaşımına dayanmamış başka şeyler söylemiş onun için de senet metninden anlaşılanlar geçerlidir.

Bu kural itirazın kaldırılması bakımındandır eğer alacaklı itirazın iptali davası açtıysa o genel hükümlere göre görülecek bir davadır orada borçlu her türlü savunmasını ileri

sürme imkanına sahip. İtirazın iptali gündeme gelirse herhangi bir şekilde bağlılık söz konusu değil.

İtirazın Geçerlilik Şartları

Ödeme emrinin borçluya tebliğ edilmiş olması lazımdır. Yargıtay bunu eskiden katı uyguluyordu. Ödeme emri hayatın olağan akışında borçlu kendisine takip yapıldığını ödeme emrinin kendisine tebliğ edilmesiyle öğrenir. Tebliğ edilmedi, borçlu haricen öğrendi. Dilekçeyi hazırladınız verdiniz Yargıtay eski kararlarında bu itirazı geçersiz sayıyordu ama yeni kararlarda ödem emri tebliğ edilmese dahi verilen itiraz kabul ediliyor.

İtiraz iradesinin bulunması lazımdır. Borçlunun bir şekilde imzaya ya da borca itiraz ettiğini belli etmesi lazımdır. İlle de belli bir formülü yoktur.

Hukuki işlem yapabilme ehliyeti olması lazım. Fiil ehliyeti yoksa itiraz beyanı geçerli olmaz onun yerine kanuni mümessilinin beyanda bulunması lazımdır.

7 gün içinde itiraz edilebilir.

İtirazda bulunan kişinin herhangi bir harç yatırmasına gerek yoktur. oysa eskiden takip talebini verdi ödeme emri B’ye tebliğ edildi alacaklı tebligat giderini yatırdı. Eskiden B’nin itiraz ettiği takdirde itiraz dilekçesinin A’ya tebliği açısından B’nin mutlaka tebligat gideri yatırması gerekti aksi halde itiraz etmemiş sayılırdı. Eğer borçlu yurtdışında oturuyorsa bu durumda borçlu yurtiçinde bir adres göstermek zorundadır.

Kısmi itiraz mümkündür. ancak 62-4 uyarınca “…” yani bir kısmına itiraz edilmesk istiyorsa ben daha az borçluyum gibi yuvarlak bir şey diyemez mutlaka açıkça itiraz edilen kısmını göstermek mecburiyetindedir. Aksi takdirde geçerli olmaz.

Borçlusunuz itiraz edeceksiniz bunun üzerine itiraz beyanı yazılı ya da sözlü olarak icra dairesine verilir demek ki kanun itraz dilekçesi şartı öngörmüyor yani icra tutanağına geçirme suretiyle de itiraz etme imkanınız var, genel haciz yolunda.

Dilekçe icra dairesine hitaben verilir! İtirazda görevli yer icra dairesidir. Eğer icra mahkemesine verilecek olursanız itiraz yapmamış olursunuz. Eğer borca itiraz eden farklı bir yerde oturuyorsa oturduğu yerdeki icra dairesine vermesi yeterlidir. postayla göndermeye kalkarsanız riski vardır, 7 gün içinde gelmezse süreyi kaçırırsınız. UYAP ortamında da itiraz olanağı var.

Dilekçenin verildiği tarih icra tutanağına yazılır. İtiraz dilekçesinin altındaki tarih değil tutanağa geçirme tarihi önemlidir. Bunun önemi hangi tarihte itiraz edildiğinin saptanması açısındadır.

İtiraz Süresi

MD.62: 7 gün

7 gün içinde itiraz ederseniz icra memuru otomatik olarak icra takibini durdurur. Eğer 8.gün ise itiraz o zaman re’sen dikkate alır itirazı reddeder, icra takibi devam eder.

Tebliğin usulüne uygun yapılması lazım. Gün ile belirlenen sürelerde ilk gün sayılmaz.

7 gün içinde bazen elde olmayan nedenlerle itiraz edilmemişse gecikmiş itiraz müessesesi gündeme gelir. MD.65: “Borçlu kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde itiraz edememiş ise” yani geçen sene eski hale getirme kurumuna benzeyen bir kurumdur, bunun adı gecikmiş itiraz. Elde olmayan nedenden kasıt genelde ağır hastalıktır.

Gecikmiş itiraz süresi 3 gündür, maninin kalktığı günden itibaren 3 gün içinde mazeretini gösterir. Gecikmiş itiraz icra mahkemesine yapılır normal itiraz ise icra dairesine yapıyorduk. Burada önemli bir husus; geçen sene mahkemelerle ilgili kurallar görmüştük görevsiz mahkemeye müracaat edilirse görevsizlikten kurtulma imkanımız vardı. Burada ise bu mümkün değildir. icra dairesi yerine icra mahkemesine verirseniz dilekçeyi bu durumda itiraz etmemiş sayıldınız. Olması gereken hukuk bakımından burada da görevsizlik gibi bir işlem yapılmalı ama İİK’da bu kurum yok.

“İtiraz üzerine icra mahkemesi ancak gecikme sebebinin mahiyetine ve hadisenin özelliklerine göre takibin tatilini tensip edebilir. İcra mahkemesi, tetkikatını evrak üzerinde yapar. yani

gecikmiş itiraz dilekçesi icra takibini otomatik durdurmaz! Oysa genel itirazda duruyor olduğu yerde.

İtiraz ile gecikmiş itiraz arasında; ➢➢ Sürede,

➢➢ Verilen dairede,

➢➢ Otomatik durmada FARKLILIKLAR VAR!

Mazeretin kabulü halinde icra takibi durur.

!!! Borçlu normal itiraz etseydi itiraz dilekçesi A’ya tebliğ ediliyor ve bunun üzerine 6 ay içerisinde itirazın kaldırılmasına veya 1 yıl içinde itirazın iptali davası açıyor. Gecikmiş itirazın bir özelliği var, duruşma sırasındayız mazeret kabul edildi ve icra takibinin durmasına herhangi bir aşamada karar verdi kanun diyor ki “mazeretin kabulü halinde icra takibi durur. Aynı celsede alacaklı itirazın kaldırılmasını sözlü olarak isteyebilir. Bu takdirde tahkikata devam olunarak gerekli karar verilir.” Zaman tasarrufu açısından eğer bu hüküm olmasaydı icra mahkemesi karar verecekti, bu alacaklıya tebliğ edilecekti ondan sonra da alacaklı icra mahkemesine müracaat ederek itirazın kaldırılmasını isteyecekti kanun burada alacaklıya kolaylık sağlıyor alacaklı isterse aynı celseyi devam ettirerek itirazın kaldırılması talebinde bulunabiliyor.( 65-4) Bu anlatılanlar gecikmiş itiraz için.

!!!!! B itiraz etmedi 7 gün içinde itiraz etmeyince haciz aşamasına geçtik ve B’nin malını haczettik. İtiraz etmediği için mazeretini bilemiyoruz ama daha sonra anlaşıldı

ki adam hastaymış itiraz etti icra takibini durdurduk. Madde 65: “Daha önce borçlunun mallarına haciz konulmuşsa mazeretin kabulü kararının tefhim veya tebliği tarihinden itibaren alacaklı yedi gün içinde, icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemez veya aynı süre içinde 67 nci maddeye göre mahkemeye başvurmazsa haciz kalkar.” yani normalde itirazın kaldırılması süresi veya iptali süresi 6 ay veya 1 yıl ama malları haczettiyse o zaman alacaklının 6 ay 1 yıl beklemez alacaklı eğer haczin devamını istiyorsa bunu 7 gün içinde yapacak aksi halde haciz otomatik olarak kalkacak. Kanun burada alacaklının süresini kısaltıyor. Burada süre 7 güne iniyor.

İtiraz müessesi genel olarak bitti……………..

İtiraz Ve Şikayetin Farkları

Şikayette icra memurunun kanuna aykırı hareketleri hadiseye uygun olmama hakkı yerine getirmeme gibi hareketleri dolayısıyla şikayet yoluna gidiyoruz. İtirazda ise esas itibariyle maddi hukuka ilişkin konulara itiraz ediyoruz.

İcra müdürünün kanundan dolayı resen göz önüne alması gerekip de gerekmediği konularda şikayete; maddi hukuk sebepleri varsa itiraza başvuruyoruz.

Resen dikkate alınacak husus: şikayet Resen dikkate alınmayacak husus: itiraz

Şikayet icra mahkemesine yapılır; itiraz ise icra dairesine yapılır.

Şikayet süresi de itiraz süresi de 7 gündür.

Süresiz şikayet halleri var, süresiz itiraz halleri yok; gecikmiş itiraz müessesesi var ama gecikmiş şikayet yok.

İtiraz süresi ödeme emrinin B’ye tebliğinden itibaren 7 gün. Oysa şikayet hali icra müdürünün kanuna aykırı işleminin öğrenilmesinden itibaren 7 gündür. Demek ki başlangıçları açısından farklılıklar var.

İtirazı borçlu yapar; şikayet için ise eğer işlem alacaklı aleyhine ise alacaklı borçlu aleyhine ise borçlu başvurur.

İcra müdürü 3.kişiler ile ilgili kanuna aykırı işlem yaparsa 3.kişiler de şikayete de başvurabilir.

!!! Şikayet icra takibini kendiliğinden durdurmaz; oysa itirazda otomatik olarak icra takibi durur.

10 Mart 2017

A’nın B’ye karşı 50 bin TL alacağı için icra dairesine takip talebi verdiğini gördük. Bunun üzerine icra dairesi borçluya bir ödeme emri gönderdi, 7 gün içinde borcu öde eğer ödemezsen itiraz da etmezsen aynı 7 gün içinde mal beyanında bulun dedi. Borçlu imzaya da borca da itiraz edebilir. İmza itirazı ayrıca ve açıkça yapıyorsa o zaman imzasını inkar etmiş sayılıyor eğer açıkça yapmazsa üstü kapalı olarak

imzasını ikrar etmiş oluyor. İmzaya itiraz dışında diğer bütün itirazlar borca itirazdır, yetkiye de itiraz etse bile. Bu ayrımın çok önemi vardır!!!

İtirazla icra takibi olduğu yerde durur. Genel haciz yolu ile takipte itiraz icra takibini durdurur. İcra takibinin durması demek haciz aşamasına geçemeyeceğiz demek. A’nın B’ye karşı ilamsız takip yapabilmesi için elinde herhangi bir belge olmasına gerek yok. Her türlü alacak için haksız fiil, sebepsiz zenginleşme vs. ilamsız icraya gidileceği kabul ediliyor. A ile B arasında tahkim anlaşması olsa bile. Genellikle yabancılar Türk mahkemesine güvenmezler. Amaç devletle uğraşmayalım’dır. Eğer buna rağmen davacı devlet mahkemesinde dava açarsa anlaşmaya aykırı davranmış olur, kanun ona tahkim itirazı hakkı veriyor, bu bir ilk itirazdır.

Uzun süre Yargıtay arada tahkim anlaşması varsa ilamsız icraya gidilip gidilmeyeceği konusunda tereddüt gösterdi. Eski kararlarında Yargıtay ilamsız icra yapılamaz diyordu. Fakat sonra yeni kararlarında tahkim anlaşmasının varlığına rağmen alacaklı borçluya karşı ilamsız icra takibi yapabilir dedi.

İlamsız icra davaya oranla pratik bir yoldur. İlamsız icra para ve teminat alacaklarında mümkündür. paradan başka alacak varsa ilamsız icra olmaz. İlle de dava açtırmaya gerek yok borçlu ödeme emrine itiraz etmiyorsa otomatik haciz aşamasına geçiyoruz. İlamsız icra ile mahkemelerin işi azaltılıyor. Sakıncası da var; eğer B bir şekilde itiraz etmezse hemen hacze geliriz. Öyle bir durumda borçlunun elinde silahlar var, ödeme emri kesinleştikten sonra da B’nin birtakım hakları var. Gecikmiş itiraz hakkı vardır. En kötü ihtimal borçlu şimdi A’ya karşı menfi tespit davası açarak para ödemeden kurtulabilir.

Borçlu bakımından da lehine olan bir durum var borçlu da elinde belge olmasa sebep olmasa dahi itiraz edebilir böylece icra takibi olduğu yerde durur.

İtiraza Karşı Gidilecek Yollar

İcra takibi durdu. Duran icra takibinin devam edebilmesi için A’nın B’nin itirazını hükümden düşürmesi gerekiyor. Alacaklı yol ayrımında eğer alacaklının elinde “sağlam belgeler” varsa itirazın kaldırılması dediğimiz icra mahkemesinin görevine giren ayrı hızlı çabuk bir yol var. Alacaklının elinde böyle sağlam belge yoksa madde 68 anlamında, o zaman alacaklı itirazın iptali davası açar. Alacaklının bu olanakları neler;

1.İtirazın İptali Davası

İİK madde 67: “Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.

Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna,

davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.

İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.

Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır.

Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.”

B’ye ödeme emri tebliğ ettik, B ödeme emrine itiraz etti, bunu alacaklıya bildiriyoruz. Genel hükümler deyince HMK veya maddi hukuk bakımından TBK TMK vs. anlıyoruz. Mahkeme bu davanın sonucunda duruma göre A ya da B’yi %20’den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum eder. Bir yıl içinde itirazın iptali davası açmayan davacının genel hükümlere göre dava açabilir.

B itiraz etti, icra takibi durdu. Siz A’sınız; hoca B. Bundan sonraki aşamaya geçmek için mahkemede dava açmanız gerekiyor. İşte şimdi icra takibi bir yerde duracak, siz mahkemede hocaya karşı itirazın iptali davası açacaksınız; bu bir dava ve HMK’da nasıl açılır gördük. Normalde bu dava asliye hukuk mahkemesinde açılır, asliye hukuk mahkemesi yazılı yargılama usulünü uygular. Bu alacak bir iş alacağı da olabilir, ilamsız icraya gitmiş olabilir işçi, işveren itiraz ederse bu dava iş mahkemesinde görülür, basit yargılama usulü uygulanır. A ile B arasındaki ilişki bir ticari ilişki olabilir dava asliye ticarette açılır. Yetkili yer neresidir; genel hükümlere göre açacağı İİK madde 50 HMK’ya atıf yapıyor ama biz bunu genel hükümlere göre açıyoruz,dolayısıyla geçen seneki bilgilere göre davayı açacağız.

Bu davanın özelliği; bu davada alacaklı dava dilekçesinde istem sonucu kısmında alacağın varlığının tespitini isteyecek, yani bu demek ki borçlunun itirazının yerinde olmadığını isteyecek, bu aynı zamanda itirazın iptali anlamına geliyor. Eğer talep ediyorsa borçlunun inkar tazminatına mahkum edilmesini isteyecek. Bu noktada öğreti ile Yargıtay arasında bir görüş farklılığı var. Hocamıza göre bu davada alacaklı borçlunun aynı zamanda 50 bin TL’ye mahkum edilmesini isteyebilir yani itirazın iptali bir eda davasıdır; Yargıtay böyle düşünmüyor, alacaklı eğer 50 bin TL tahsili davası açarsa o itirazın iptali davası değildir yani davacının davasının istem sonucu kısmında 50 bin TL talep edilmemesi gerekir, eğer edilirse o dava itirazın iptali davası değildir diyor. Demek ki tahsil tabirini kullanmayacaksınız yoksa inkar tazminatı vermem diyor. Yani Yargıtay bu bir tahsil davası değildir diyor. Buna göre eğer mahkeme davayı kabul ederse elde bir ilam yok Yargıtay’ın görüşünün sonucunda dolayısıyla ilamsız icra takibi olarak devam edecek diyor. Demek ki 1 yıl içinde açılacak bir dava itirazın tebliğinden başlıyor hak düşürücü süredir. Ama biraz önce okuduk kanun diyor ki “1 yıl içinde açılmasa bile….” işte Yargıtay bu hükümden hareket ederek 1 yıldan sonra açılacak dava mümkündür, bu davanın adı tahsil davasıdır diyor. Bu dava genel hükümlere göre görüleceği için hepsi HMK’ya tabidir.

Davayı açtık cevaplar da geldi. Bundan sonraki aşama, ön inceleme aşamasıdır; burada mahkeme uyuşmazlık konusu olan konuları araştırıyordu; ondan sonra tahkikat aşamasına geçiyorduk. Burada da aynı hususlar geçerlidir. Bir önemli bir özellik var; acaba borçlu ödeme emrine yaptığı itirazlarda diyelim ki sebepleri beyan etti acaba itirazın iptali davasında bunlarla bağlı mı? Değildir, itirazın kaldırılmasından farkı bu. Genel hükümlere göre görüleceği için daha önceki itirazları ile bağlı değil. Cevap dilekçesinde veya düplik dilekçesinde tüm itirazlarını ileri sürecek ama ödeme emrindeki itirazlarla bağlı değildir. Normal bir davada ne yapılıyorsa mahkeme bunu çözmek için uğraşacak bundan dolayı itirazla bağlılık söz konusu değildir.

İnkar Tazminatı

Duruma göre borçlu ya da alacaklı inkar tazminatına mahkum edilecek. Alacaklı bunu en geç replik dilekçesinde yapması gerekir. biraz sonra söyleyeceğimiz şartlar çerçevesinde A davayı kaybederse B’nin de lehine KÖTÜNİYET tazminatı var. A’nın kötüniyet tazminatına mahkum edilebilmesi için de B’nin talebi şarttır, bunu da en geç ikinci dilekçesinde yapmalıdır.

Davayı mahkeme gördü A dilekçesinde iddialarını söyledi, B de cevap verdi. Mahkeme sonunda bir karar verecek; ya davayı A’nın aleyhine reddedecek yani A’nın alacalık olmadığına karar verecek; B haklı olacak. Bu durumda bizim duran icra takibi nolur? İcra takibi son bulacak. Demek ki davayı kaybetmekle elbette bu davanın sonunda verilen hüküm yasa yollarına tabi. İcra takibi son bulunca alacaklıyı mahkeme tazminata mahkum edecek. İcra iflas hukukunda çok tazminat davası var ve bunlar genellikle borçluyla ilgili ona genelde icra inkar tazminatı diyoruz.

“takibinde haksız ve kötüniyetli görülürse alacaklı” demek istenen şu alacaklının tazminata mahkum edilmesi için mutlaka KÖTÜNİYETLİ OLMASI ŞARTTIR. Yani haksız takip yaptı demektir. Bu genellikle bankalar bakımından karşımıza çıkar. Bankadan kredi alıyorsunuz banka alacağının tamamını alıyor buna rağmen asıl borçlu ya da kefillere karşı icra takibi yapıyor o zaman Yargıtay diyor ki bankalar basiretli alacaklılar eğer kredi alan kimsenin borcu olmamasına rağmen takip yapmışsa karineten kötüniyetlidir diyor. Bu halin dışında kötüniyetin ispatı gerekiyor. Demek ki dava reddedilirse icra takibi devam edecek ve A’nın kötüniyetli olması şartıyla mahkeme A’yı %20’den az olmamak koşuluyla tazminata mahkum edecek.

Eğer mahkeme A’nın davasını kabul ederse alacaklının alacaklı olduğu belli itirazı yerinde değildir. Duran icra takibi devam edecek, ayrıca borçluyu icra inkar tazminatına mahkum edecek. Demek ki davayı kabul edersek duran icra takibi yürüyecek ve haciz aşamasına geçeceğiz.

Ödeme emri gönderince borçluya 7 gün içinde itiraz et dedik. Eğer itiraz ederse mal beyanında bulunma itirazın sonuna kalıyor. İtirazın iptali davası açtı mal beyanında bulunmadıydı madde 75’e göre 3 gün içinde mal beyanında bulunmak durumunda.

İnkar Tazminatının Özellikleri

Bir davada borçlunun inkar tazminatına mahkum edilebilmesi için;

Ortada geçerli bir ilamsız icra takibi yapılmalıdır.

Borçlunun itiraz etmiş olması lazım gelir. Aksi halde icra takibi kesinleşir.

Süresi içinde açılan bir itirazın iptali davası olmalıdır eğer dava bir yıldan sonra açılırsa yani tahsil davasında inkar tazminatı olmaz.

Alacaklının talep etmiş olması gerekir. Yoksa davada kendiliğinden hükmetmez.

Borçlunun haksızlığına karar verilmiş olması lazım gelir.

Yargıtay, borçlu haksız çıkmış olmasına rağmen her zaman icra inkar tazminatına hükmetmiyor. Haksız olmasına rağmen alacak likit ise inkar tazminatına mahkum ediyor. Alacağın likit olup olmaması önemli bir kavramdır.

Düşünelim; A B’ye takip yaptı, B itiraz etti, icra takibi durdu, itirazın iptali davası açtı ve kazandı; eğer A’nın istediği alacak likit ise inkar tazminatına mahkum edilir B. Örneğin A ile B arasında bir ödünç sözleşmesi yapmış 50 bin TL diye sözleşme imzalamış işte bu durumda ben bu senetten doğan alacağımı istiyorsam bu alacak likit bir alacaktır. İnkar tazminatı dışında faiz alacağınız da var inkar tazminatı başka bir şey.

Eğer likit değilse ki bunun tipik örneği haksız fiildir; A B’ye icra takibi yaptı arabasına sürttüğü için. Bu çiziğin bedelini mahkeme tespit edecek; bu alacak muayyen değil. Yahut da cezai şart sebepsiz zenginleşme ileri sürüldü. Dolayısıyla borçlu davayı kaybetse dahi inkar tazminatına mahkum edilemez.

%20’den aşağı olmamak üzere demek; asgari yüzde yirmi inkar tazminatına mahkum edilir ve borçlunun da kötüniyetli olması şart değildir oysa alacaklı için alacaklının kötüniyetli olduğunun tespiti şartı var. Eğer alacaklının zararı %20’den fazlaysa zararını ispat etmesi halinde mahkeme o miktarda B’yi tazminata mahkum eder. Burada önemli olan alacaklının istisnai durumda tazminata mahkum edilmesi durumu olmasıdır.

İtirazın iptali davası genel hükümler çerçevesinde görülür her türlü delili inceler kanun yollarından geçerek ya da geçmeyerek hüküm kesinleşir ve maddi anlamda kesin hüküm ortaya çıkar. A’nın davası kesinleşti; A tahsil davası açarsa ya da B menfi tespit davası açarsa maddi anlamda kesin hüküm karşımıza çıkar.

2.İtirazın Kaldırılması

itirazın kaldırılması dediğimiz ikinci yola gelecek olursak, ilamsız icrayı vatandaşı davadan kurtarmak amacıyla kabul etmişiz. Yine bu hızlılık içerisinde yetkiler icra dairesine aittir. Ama icra müdürü her zaman çok iyi olarak her şeyi bilmeyebilir, icra dairenin yaptığı işlere karşı icra mahkemesi var. Eğer icra mahkemelerine birtakım yetkiler vermezsek yalnız itirazın iptali davası vardır dersek ilamsız icranın bir anlamı kalmayacak. Kanun bu düşüncelerle itirazın iptali davasından daha kolay olan itirazın kaldırılmasını düzenlemiş. Alacaklının elinde sağlam belgeler varsa icra mahkemesine müracaat etsin icra mahkemesi bu belgelerle çabucak karar versin diye itirazın kaldırılması müessesini kabul etmiştir. Bu yola başvurulabilmesi için elde sağlam belgeler olmalıdır. İ tirazın kaldırılması dava değil, özel bir hukuki çaredir. Dava olup olmamasının önemi dava ile ilgili hükümlerin aynen uygulanıp uygulanmamasında karşımıza çıkıyor. İcra mahkemesi çabuk ve her türlü delili değerlendirmeden karar verecek. Özetle alacaklının elinde sağlam belgeler varsa noter senedi varsa mesela belli belgelere bakıp A’nın haklı olduğunu saptarsa itirazın kaldırılmasına karar veriyor. Bu öyle bir yol ki icra mahkemesine sunacağımız belli belgeler varsa alacaklı icra mahkemesine müracaat ediyor ve basit yargılama usulünde bir inceleme yapıyor.

İkili bir ayrıma gidiyoruz. Bu ayrım borca mı imzaya mı itiraz üzerine oturtulmuş. İmzaya itiraz edildiyse geçici; borca itiraz ettiyse kesin kaldırılması müessesesi var.

A. İtirazın Kesin Kaldırılması Yolu

Borçlu borca itiraz etti. İmzasını inkar etmedi yani ikrar etmiş oldu. bunun üzerine alacaklı itirazın kesin kaldırılması yoluna başvuracak.

İİK madde 68’i okuyoruz(uzunca bir madde, yapıştırmadım.) Demek ki alacaklının elinde belli belgeler varsa itirazın kendisine tebliğ tarihinden itibaren 6 ay içinde (biraz önce 1 yıl demiştik)itirazın kaldırılmasını isteyebilir.

Bu yola başvurulabilmesi için alacaklının elinde birtakım belgeler olmalıdır; bu belgeler yoksa alacaklının çaresi itirazın iptali davası açmaktır. O belgeleri icra mahkemesi inceleyecek ama kısa sınırlı bir inceleme yapacak. Alacaklıyı haklı görürse borçlunun itirazını kaldıracak ve haciz aşamasına geçilecek.

Sağlam belgeler neler?

İmzası ikrar edilmiş adi senet: imza ikrarı ne demek? Yani icra takibinde A’nın lehine bir belge var. A da bunu icra takip talebine ekledi ve icra dairesine verdi. Bunun bir örneği B’ye gönderildi ve itiraz etti. Alacaklı bunun üzerine bu belgeye dayanarak bu adi bir belge itirazın kaldırılmasını istedi. Bu belgenin A lehine sonuç doğurabilmesi için imzasının ikrar edilmiş olması gerekiyor. Demek ki ortada bir ikrar edilmiş bir senet olması lazımdır, bu ikrar edilen hususun kayıtsız şartsız para borcu olması lazımdır. B ikrar ediyor ama şu

şarta bağlıydı derse bu durumda bu ikrar edilmiş bir adi senet olmaz. Yine bu ikrar edilmiş belgede para borcu olması lazımdır gayrimenkul mal ise 68.madde anlamında ikrar edilmiş belge anlamına gelmez. Oradaki imzanın B tarafından ikrar edilmiş olması lazımdır, eğer bu fotokopi ise bu belgeyi adi senet olarak kabul etmeyiz. B bu belge şarta bağlı derse bu durumda ikrar edilmiş senet olmaz, icra mahkemesi de şart var mıydı yok muydu incelemez. Açıkça inkar etmezse zımnen inkar edilmiş senet olur. İnkar etmişse borçlu onu bu belge işimize yaramaz icra mahkemesi bununla ilgilenmez olsa olsa genel davada kim haklı incelenir. Eğer A davayı kaybetse dahi her zaman genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. Demek ki itirazın kaldırılmasında öyle bir yol anlatıyoruz hakim alacaklının elinde sağlam belge varsa hemen ona göre karar verecek inceleme yapmayacak.

İmzası noterlikçe onaylı bir senet: bu da güçlü belgedir. Diyelim ki A’nın elinde bir belge var. B ile aralarındaki sözleşmeyi onaylamış bu sağlam bir senettir. Düzenleme biçiminde noter senedi olsaydı tek taraflı kayıtsız şartsız para borcu ikrarını içeriyorsa o zaten ilam, ilamsız icra yoluna gitmez. Burada söylemek istediğimiz noterden onaylı bir senet, B imzasını inkar dahi etse icra mahkemesi onu değerlendirmez o inkar başka davanın konusu olur.

Resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde usulüne göre verdikleri makbuz ya da belge: Bir resmi daire olacak(noterin dışında) ve o resmi daire kendi yetkisi dahilinde usuli çerçevede verecek. Bu belgelerin çeşitli örnekleri; borç aciz belgesi gibi. Bu tür bir belge varsa itirazın kesin kaldırılması söz konusu olacak.

Bunun yanı sıra adi belgelerle ilgili dönüş yapacak olursak imzası ikrar edilmiş adi senet diyoruz. acaba A’nın elinde bir tek belge değil de bunları tamamlayan belgeler zinciri varsa bu belgeler zinciri kanun anlamında ikrar edilmiş adi senet anlamına gelir mi? Yargıtay’a göre bu belgeler zinciri de adi senet oluşturur diyor. Uygulamada genellikle bankalar açtıkları kredide müşteri ile genel kredi sözleşmesi ya da çerçeve kredi sözleşmesi imzalanıyor. Tacirler bankalara müracaat ederler ve kendilerine cari bir hesap açtırırlar. Aralarında bir genel kredi sözleşmesi yapılır. Bu sözleşme içerisinde 5 milyon TL’nin tamamını A’ya vermesi şeklinde değil; işleyen bir kredi çerçevesinde bu sözleşmeden bahsediyoruz. Kredi sözleşmesi var, banka ekstreleri var yani bu cari hesapta olduğu gibi parayı çekiyorsunuz imza parayı yatırıyorsunuz imza atıyorsunuz yani yüzlerce banka var A banka olsun B borçlu B itiraz ederse A bu belgelerin hepsine dayanacak bunlar bir bütün teşkil ediyorsa buna adi senet diyoruz adi senet olması için tek bir belge olması şart değildir.

Toparlarsak 68.maddede görüldüğü üzere sağlam belgeler varsa itirazın kesin kaldırılması söz konusudur.

Bankalarla ilgili özel bir düzenleme; İİK’da iki ayrı yerde var. İİK madde 68-b ve İİK madde 150-ı.

68-b maddesi tamamen kredi kuruluşları için tanınan istisnai özel bir düzenlemedir. Bu 68-b’nin 150-ı’nın İİK’ya girmesinin çeşitli nedenleri vardır. Bankalar bir zaman alacaklarını tahsil edemez hale geldiler. Bankalar kanununda bankalar lehine getirilmiş birtakım düzenlemeler vardı, diğer alacaklardan farklı olarak çabuk almasını sağlayan. İşte bankalar kanununda olan bu hükümler zaman içerisinde İİK’ya girdi. İşte 68-b maddesinde sadece banka da değil kredi kuruluşları için uygulama getirildi. Yani bankalara bir yükümlülük getiriyor. Cari hesapla işleyen kredilerde ki normalde 3’er ayda bir gözden geçirilir ve bu dönemin sonunda hesap çıkartır noter aracılığıyla bir hesap özeti gönderir. Bu tebligat borçluya intikal ettiyse 1 ay içinde itiraz etmek zorunda. Eğer itiraz etmezse hesap özeti ihtarnameler diğer belge ve makbuzlar İİK madde 68-1’deki belgelerden sayılır. bu belgeler banka lehine bir belge olarak ortaya çıkıyor, bu hükmün koyulmasının amacı itirazın kesin kaldırılması yolunu açmak için yapıldı, aksi halde itirazın iptali davası açacaktı.

Başka bir belge borçlu resmi daireler veya memurlar önünde borç ikrarında bulunursa o belge de sağlam belge olarak itirazın kesin kaldırılmasına elverişli belge olarak kabul edilir. A icra takibinden önce ihtiyati haciz kararı aldı memuru götürdü kişinin mallarının bulunduğu yerde hacze başlandı eğer borçlu o an tamam ben borcumu kabul ediyorum malları alma der ve haciz belgesinin altını imzalarsa bu durumda borç ikrar edilmiş oldu.

İtirazın kesin kaldırılması yolu için kanunun aradığı sağlam belgeleri bulundurmamız lazımdır.

16 Mart 2017

A B’ye ilamsız icra takibi yaptı ve B itiraz etti itiraz edince icra takibi durdu. Yani ondan sonraki aşama olan haciz aşamasına geçemedik. B’nin itirazı üzerine A’nın çeşitli yollara başvurma imkanı var bunlardan biri itirazın iptali davalıdır. Bu dava genel hükümlere göre görülür ve genel mahkemelerde açılır. itirazın iptali davasını kazanırsa A bundan sonra haciz aşamasına geçeceğiz. İtirazın iptali sonucu verilen hüküm maddi anlamda kesin hükümdür.

A davayı kaybederse demek ki B itirazında haklı demektir o da maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder. Orada özellikle itirazın iptali davası genel bir dava olduğu için bir anlamda A ile B arasındaki uyuşmazlığı esastan çözdüğü için borçlu ödeme emrinde yaptığı itirazlarla bağlı değildir. itirazın iptali davası borca da imzaya da itiraz halinde açılabilir. İt irazın iptali davası geçe sene gördüğümüz alacak davasını ifade ediyor. Ama Yargıtay bunu tam bir alacak davası olarak görmüyor. Hocamıza göre itirazın iptali davası bir eda davasıdır.

Alacaklının borçlunun itirazını ortadan kaldırmak ve icra takibine devam edebilmek için alacaklının ikinci başvurabileceği yol itirazın kaldırılması yoludur, bir dava değildir özel bir hukuki çaredir. Alacaklı elinde sağlam belgeler varsa itirazın kaldırılması yoluna başvurur, icra mahkemesinden istenir ödeme emrinin alacaklıya tebliğinden itibaren 6 ay içinde istenir. İtirazın kaldırılması da ikiye ayrılarak düzenlenmiştir;

1.İtirazın kesin kaldırılması; borca itiraz varsa bu yola gidilir. 2.İtirazın geçici kaldırılması; imzaya itiraz halinde bu yola gidilir.

İcra mahkemesi bu yolda çabuk karar verir ancak alacaklının sağlam belgeleri olması gerekir. geçen ders bu belgeleri teker teker görmüştük.

Bir tek belge olması şart değildir eğer belgeler zinciri varsa bunla da kesin kaldırmaya müracaat edilebilir. Noterlerin onaylama biçiminde düzenlediği belge varsa o da sağlam belgedir. Ama karıştırmamak bakımından düzenleme biçiminde olursa onun zaten konusu ilamlı icradır, hukuki yarar olmayacağı için ilamsız icraya başvuramaz diyoruz. ama tek taraflı para borcu ikrarını içeren düzenleme biçimindeki noter senedi değil burada söylenen, onaylama biçiminde olacak. avukat gözüyle düşünün bir an önce müvekkilin parasını alacaksınız ki siz de para kazanın. Yine resmi dairelerin usulüne uygun olarak verdikleri belge varsa o da bir kesin kaldırma için sağlam belgedir. Ayrıca bankalar için de 68-b maddesindeki prosedür işletilirse o tür belgeler de kesin kaldırma için yeterli delildir. Demek ki alacaklı elinde bu belgeler varsa yetkili icra mahkemesine müracaat ederek itirazın kesin kaldırılması talebinde bulunuyor. Dava dilekçesi gibi bir dilekçe hazırlanıyor.

Bu müracaat üzerine icra mahkemesi dosyayı icra dairesinden getirtir. Ve 70.maddeye göre “İcra mahkemesi, itirazın kaldırılması hakkındaki talep üzerine iki tarafı davet eder ve 18 inci madde hükmüne göre kararını verir.” Demek ki dilekçe üzerine şu usul uygulanır, tarafı davet edecek. Madde 18 şikayetle ilgili maddedir. 18.madde başlığı yargılama usulleridir. “İcra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır.” İcra mahkemesi basit yargılama usulüne göre itirazın kaldırılmasını inceleyecek.

Yazılı yargılama 4 dilekçe vardı oysa basit yargılamada 4 dilekçe var. basit yargılama usulünde taraflar duruşmaya gelmezse dosya işlemden kaldırılır ama 1 defadan fazla yenilenemez. Ayrıca burada bir sözlü yargılama aşaması yok tahkikat bitince hakim hüküm verir.

Davacı elinde sağlam belgeleri ekledi mahkemeye sundu, buna karşılık borçlu da cevap dilekçesini verdi acaba cevap dilekçesinde nelere dayanabilir? Acaba borçlu da itirazın kaldırılması aleyhine müracaat eden de karşı iddiasını nasıl ispat edebilir?

B’nin savunması şu ihtimallerden oluşur;

Belgesiz

Yetki itirazı

Hata hile vs.

Belgeli

Anın belgeleri

B’nin belgeleri

B’nin elinde bir belge yok yetki itirazında bulundu elbette B’nin yetki itirazı dinlenir. B bunun dışında hata hile gibi irade fesadı hallerinde bu tür bir itirazı ileri sürebilir mi? Süremez. Çünkü elinde bir belge olmazsa ki icra mahkemesi sadece belgelere bakar icra mahkemesi onu dinlemez. Demek ki B’nin elinde bir belge yoksa itiraz halinde itirazı inceler onun dışında hiçbir savunmasını dinlemez B’nin talebini reddeder.

B’nin elinde bazı belgeler var. B’nin savunması için elinde bulunması gereken belgeler de 68.madde anlamındaki belgeler de olabilir. Yani B’nin de elinde bu senetler varsa icra mahkemesi onun belgelerini dinler.

Toparlayacak olursak siz icra hakimi olun alacaklı itirazın kaldırılması talebinde bulundu delilleri incelediniz karşı tarafın da delillerine baktınız ve mutlaka 68.md anlamında belgeler varsa icra mahkemesi tahkikatı bitirecek ve kesin karar verecek ya A’yı yada B’yi haklı bulacak.

Bu durumlarda acaba ne olur?

İtirazın kaldırılması talebi reddedilecek olursa yani A’nın talebi yerinde görülmeyecek olursa icra takibi son bulur.

Eğer B itirazın kaldırılması dilekçesine karşı verdiği cevap dilekçesinde talep etmişse A alacaklı %20den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilir, Anın kötüniyeti şart değildir.

İtirazın kaldırılması talebi kabul edilirse itirazın kesin kaldırılması söz konusu olur, haciz aşamasına gelinir eğer A talep etmişse borçluyu da %20den az olmamak üzere inkar tazminatına mahkum edecek ve daha önce mal beyanında bulunmayan borçlu mal beyanında bulunacak.

Dikkat ederseniz icra mahkemesi A ya da B lehine karar verirken sınırlı belgelerle karar verdi her türlü belgeyi incelemedi. Bu nedenle icra mahkemesi kararları maddi anlamda kesin hüküm oluşturmazlar yani icra mahkemesi verdiği itirazın kaldırılması kararına karşı kanun yolları mümkün bunlardan geçerek şeklen kesinleşir hüküm.

Diyelim ki A’nın talebini kabul etti oysa borçlu, borçlu olmadığı iddiasında ama tüm delilleri sunamadı kanun buna izin vermiyor; bu durumda B genel mahkemeye gidip menfi tespit davası ya da istirdat davası(icra takibi son bulduysa) açar. Gördüğünüz gibi icra mahkemesinin kaldırma kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediği için B genel mahkemeye gidecek.

Aynı durum alacaklı için de söz konusudur. Yani alacaklı haksız çıktı icra mahkemesi bütün delilleri incelemedi ve reddetti. Alacaklı genel mahkemede eda davası olan alacak davası açabilir. Teorik olarak itirazın iptali davası da açabilir, 1 yıllık süre dolmadıysa. Ama genellikle itirazın kaldırılması kısa sürede bitmediği için bu 1 yıllık süre kaçıyor.

B. İtirazın Geçici Kaldırılması Yolu

İtirazın kesin kaldırılması imza itirazı halinde söz konusu olur yani borçlu ayrıca ve açıkça ödeme emrine karşı imza inkarında bulunursa o zaman yine icra takibi durur ama yalnızca imzasını inkar ettir. Eğer ayrıca borcu da inkar ettiyse o zaman alacaklı ikisini birlikte itirazın kaldırılması ya da iptaline gidebilir.

Ancak sadece imzaya itiraz varsa geçici kaldırmaya gidebilir kanun bunu 68-a’da düzenlemiştir. “Takibin dayandığı senet hususî olup(Yani adi senedi kastediyor), imza itiraz sırasında borçlu tarafından reddedilmişse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın geçici olarak kaldırılmasını isteyebilir.”

Yani B itiraz etti, imzaya bunun üzerine A icra mahkemesine müracaat etti, geçici kaldırma talebinde bulundu bu durumda borçlu mahkemede hazır olmalı. Demek ki borçlunun gelmek zorunluluğu var ancak bunun mutlaka kendisine gönderilen davetiyede bunu yazacağız. Duruşmaya gelmemenin yaptırımı geçici kaldırma talebini mahkeme kabul edecek ve ayrıca borçluyu %10 para cezasına mahkum edecektir. Bu para cezası hazineye ödenir.

Demek ki inkar halinde alacaklı itirazın kesin kaldırılması için icra mahkemesine müracaat edecek. B’nin gelmemesi halinde başına gelen yukarıdaki maddede. Duruşmaya geldiğini varsayalım o zaman mahkeme HMK’daki imza inkarı ile ilgili hükümlere göre imza incelemesi yapacak. Madde 211’i geçen sene görmüştük; asliye hukuk mahkemesi nasıl inceleme yapar, önce tarafları çağırır, isticvap eder tarafları yani sorular soracak beden hareketlerinden cevaplarından bir sonuca varmaya çalışacak. Önce B ye sorar imza senin mi değil mi diye imza bana ait değildir derse genel olarak bundan sonraki aşama B’nin daha evvel başka yerlerde atmış olduğu imzalarla senet altındaki imzaları karşılaştırır. Başka yerde attığı imzalar varsa diyoruz icra hakimi bunu nereden bilsin? Kanuna göre borçlu imzasını inkar ettiğinde bu itiraz dilekçesi alacaklıya gönderiliyor, alacaklı 6 ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyecek, kanun diyor ki geçici kaldırma istemeden alacaklı icra

dairesine müracaat ederek borçlunun daha önce attığı imzaların araştırılmasını isteyebilir. Eğer bu tür imzalar dosyada hazırsa icra mahkemesi bu imzalarla B’nin imzasını mukayese eder. Eğer bu tür imzalar yoksa ya da yeterli değilse o zaman hakim davalıyı istiktap eder, yani yazı yazdırır. Senet altındaki imzaları mukayese eder ve bunlardan bir sonuca varır. Yargıtay kararlarında da bir 3.aşama bir bilirkişiye havale edilir; o uzman kişi bir rapor verir, o uzmanlara grafalog diyorduk.

Özetle imza incelemesi yapacak icra mahkemesi ve alacağı rapora göre bir sonuca varacak.

İmzayı incelediniz imzanın B’ye ait olmadığına karar verildi demek ki A’nın alacağı yok icra takibi son bulur ve ayrıca B talep etmişse A’yı %20’den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum ederiz. İmzanın B’ ye ait olmadığı sonucuna vardı A’nın talebini reddetti şekli anlamda hüküm kesinleşti, A B’ye karşı genel mahkemede bir alacak davası açma imkanı var.

Eğer imzanın B’ye ait olduğu sonucuna varılırsa yani talebin kabulü halinde ne olur? Bir kere b imzasını boş yere inkar ettiği için ona %10 oranın para cezasına hükmedilir.

Eğer itirazın geçici kaldırılması kabul edilirse yani imzanın ona ait olduğu anlaşılırsa 69.maddeye göre “İtirazın muvakkaten kaldırılmasına karar verilir ve ödeme emrindeki müddet geçmiş bulunursa alacaklının talebi ile borçlunun malları üzerine muvakkat haciz konur.” geçici haciz de deniyor. Demek ki itirazın kaldırılması üzerine borçlunun malına geçici olarak haciz koyuyoruz, 5 aşamadaki haciz değil. Geçici haczin icrai acizden farkı kesin hacze dönüşmedikçe satılamamasıdır. (Haciz ödeme emrinin gerçekleşmesinden sonra olur ama bundan ibaret değildir haciz, bu hacze biz aynı zamanda icrai haciz, kesin haciz adını da veririz bunun yanı sıra başka hacizler de var örneğin ihtiyati haciz de var, icra takibinde henüz haciz aşamasına gelinmediğinde borçlu mallarını satmasın diye ihtiyati haciz koyarız. İhtiyati tedbir, başkasına devri engellemek bakımından koyarız yani uyuşmazlık konusu şey üzerine bir önlem alırız. Bizim ilamsız icrada işimiz A ile B arasında mal alışverişi değil para alacağı. Dolayısıyla B’nin malına haciz koyarken malları tek tek ayırma ne mal bulursak onu haczederiz. İhtiyati tedbir bir şey üzerine ihtiyatı haciz ise para alacağı üzerine konur.)

Haciz Türleri: İhtiyati haciz – İcrai haciz – Muvakkat haciz

69.madde diyor ki “…muvakkat haciz konur.” Geçici haczin özelliği kesin hacze

dönüşmedikçe satılamamasıdır, icrai hacizden farklıdır. “İtirazın muvakkaten kaldırılması kararının tefhim ve tebliğ tarihinden itibaren(B’nin talebi reddedildi ve bu

kararı biz borçluya bildirdik) 7 gün içinde borçlu takibin yapıldığı mahal veya alacaklının yerleşim yeri mahkemesinde borçtan kurtulma davası açabilir.”

Kanun itirazı geçici kaldırılan borçluya borçtan kurtulma davası tanıyor. İcra takibi geçici kaldırmayla beraber olduğu yerde duruyor ve kanun borçluya 7 gün içinde dava açma imkanı tanımış. Bu aslında hukuki anlamda bir menfi tespit davasıdır. ama adı borçtan kurtulma davasıdır. davacısı B davalısı ise A’dır. Bu davayı nerede açacak? “takibin yapıldığı mahal o yerde veya alacaklının yerleşim yeri mahkemesinde” açacak. Başka yerde açma imkanı yok. Dava genel hükümlere göre görülecek, görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir; iş mahkemesi vs.de de olabilir. Bu bir davadır; davada dava şartları var ayrıca HMK’nın saydığı şartların dışında bazı kanunlar özel dava şartları arıyor demiştik. işte bu özel dava şartlarından biri de borçtan kurtulma davası bakımından. Alacağın yüzde %15 tutarınca borçlu teminat yatırmak zorundadır. dava şartları arasında da bir teminat vardı ama bu ayrı bir teminat. Böylece bu davayı 7 gün içinde açacak ve icra takibi duracak genel mahkeme,n vereceği kararlara kadar bekleyeceğiz. B diyor ki benim A ya 50 bin TL borcum yoktur diyor ispat yükü alacaklıya aittir. Menfi tespit davalarında ispat yükü alacaklıdadır.

Geçen sene olumluyu iddia eden ispat eder diye bir kuralımız vardır bu onun bir yansımasıdır. Bu davanın sonucunda borçtan kurtulma davasını borçlu kazanırsa borçlunun borçlu olmadığı anlaşılır bu genel mahkemenin incelediği bir karar ve maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder ve icra takibi son bulur ve eğer borçlu talep ettiyse alacaklıyı da %20den aşağı olmamak üzere kötüniyet olması şart olmadan tazminata mahkum ederiz

Bu davayı b kaybederse ne olur? Mesela B’nin yaptığı ödeme emrine itiraz yerinde mi değil mi idi. Geçici haciz koymuştur ki mahkemenin bu kararı ile birlikte geçici haciz kesin hacze dönüşür. Geçici kaldırmada imzanın B’ye ait olduğu sonucuna varırsa icra mahkemesi burada yeni bir durum ortaya çıkıyor ve borçtan kurtulma davası olanağı vermiş. 7 gün içinde dava açmazsa icra takibi devam edecektir, geçici haciz kesin hacze dönüşür. İcra mahk emesi kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez B genel mahkemeye gidip menfi tespit davası açabilir. Eğer parayı ödemiş durumdaysa o zaman bu parayı istirdat davası ile geriye alır. Gördüğünüz gibi hem kesin hem de geçici kaldırmada tarafların tazminata mahkum edilmesi söz konusu ama bir taraftan da dedik ki alacaklı ve borçlu kendi haklarını genel mahkemede de arayabilir eğer bunu yaptılarsa o zaman bu para cezalarının tahsili ve tenfizi bekler. Bu şekilde geçici kaldırma da bitti.

Demek ki A icra takibi yaptı B’ye ödeme emri gönderdik itiraz etmedi kesinleşti bitti hacze geldik.

İtiraz ederse icra takibi otomatik duruyor şikayette ise otomatik durmuyor. Duran icra takibine devam edilebilmesi için anın bir şey yapması lazımdır; itirazın iptali davası yoluna gidebilir eğer elde sağlam belgeler varsa o zaman alacaklı itirazın kaldırılması talebi yoluna gidiyor ve orada da bir ayrım yapıyoruz borçlu borca itiraz ettiyse kesin imzaya itiraz ettiyse geçici kaldırma var. ikisini de icra mahkemesi sağlam belgelerle karara bağlıyor ve sonunda verilecek karar maddi anlamda hüküm teşkil etmiyor. Geçici kaldırmanın ekstra özelliği ise borçtan kurtulma davasıdır.

17 Mart 2017

Takip talebi gönderildikten sonra borçluya ödeme emri gönderildi. Ödeme emrine itiraz etmezse haciz aşamasına geçiyoruz. Demek ki icra takibinin durdurulabilmesi itiraza bağlı itiraz etmezse haciz aşamasına geleceğiz. Eğer kişi itiraz etmezse ödeme emri kesinleşirse buna karşı yine başvurulabilecek bazı yollar vardır. Bir tanesi şikayetti örn eği yanlış ödeme emri gönderilmişse B’nin buna şikayet imkanı var, buna itiraz etmese bile kesinleşti ama şikayet hakkı var. Bunun dışında başka bir yoldan bahsettik icra takibinin iptali ve taliki(ertelenmesi yolundan bahsetmiştik şimdi bunu inceleyeceğiz, madde 71’de düzenleniyor. Özetle itfa, imhal zamanaşımı varsa o zaman itiraz etmemeye rağmen borçlunun bir hakkı var.

İcra Takibinin İptali

İtfa Sebebiyle İcra Takibinin İptali

haciz aşamasına gelinmesine rağmen borçlu borcunu itfa etmiş ise o takdirde icra mahkemesine müracaat edip takibin iptalini isteme hakkı var. borçlu 7 gün içinde itiraz etmedi ödeme emri kesinleşti. Borçlu götürdü icra dairesinin banka hesabına parayı yatırdı, icra takibi son buldu, son bulması demek artık dosya kapandı artık haciz istenemez. Ama uygulamada bazen borçlular parayı icra dairesinin hesabına yatırmazlar götürürler alacaklının ya da onun avukatının eline verirler. Buna haricen ödeme diyoruz. yani haricen deyince mesela haricen sulh yapılıyor yani mahkeme dışı demek burada da icra dairesi dışı ödeme yapılıyor. Bunu genelde neden yaparlar? Harçtan kaçınmak için, tahsil harcı diye bir harç var, icra dairesinin tahsil ettiği paralardan alınan miktardır. O nedenle borçlu da götürüp haricen veriyor. Namuslu bir alacaklının icra takibine devam etmemesi lazım değildir ama alacaklı icra takibine devam etti, gelecek ders söyleyeceğiz haciz talep üzerine yapılır, kendiliğinden yapılmaz. İşte alacaklı gitti haciz istedi. Bunun üzerine kanun borçluya icra takibinin itfa nedeniyle iptalini isteme hakkını vermiştir. dikkat edin ifadan değil itfadan bahsediyoruz, itfa etmek borcun söndürülmesi demek, borç parayı ödemekle söner, karşı taraf yani alacaklı borçluyu ibra eder sona erer, takas söz konusu olur gene sona erer. Özetle itfa ilişkisi ifadan farklıdır onun için sadece ödemekle değil başka şekillerle de borç sona erer.

İtfaya rağmen takibin devam etmesi halinde demek ki borçlunun bir hakkı var, icra dairesine müracaat ederek iptalini isteyebilir. itfa hususunu icra müdürü kendiliğinden dikkate alamaz yahut da borçlu ben borcumu ödedim işte makbuzum dese dahi icra müdürü icra takibini yapmak durumundadır. Yani haciz aşamasına gelindiğini düşünelim zaten borçlu o zaman fark etsin çıkardı elinde belgesi var haciz yapma dedi, icra mahkemesi iptal kararı vermedikçe icra müdürü takibe devam eder, onun için borçlunun icra mahkemesine(takibin yapıldığı yer icra mahkemesi) iptal talebinde bulunacak. Ancak burada borçlunun gösterebileceği iki tanecik belge var, bunlardan biri imzası ikrar edilmiş ya da içeriği ikrar edilmiş adi belge olacak yahut da noter tarafından onaylı bir belge olacak. bunların dışındaki belgelerle icra takibinin iptali istenemez.

Madde 71: “Borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun ve ferilerinin itfa edildiğini yahut alacaklının kendisine bir mühlet verdiğini noterden tasdikli veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispat ederse, takibin iptal veya talikini her zaman

icra mahkemesinden istiyebilir.” Deniyor demek ki bu iki belgeden biri varsa yani bir şekilde alacaklıdan bir adi belge aldı şimdi onu icra mahkemesine sundu alacaklı da bunu ikrar ediyor mesela yoktur bu durumda. İnkar ederse alacaklı, icra mahkemesi talebi reddeder. Yahut da pek karşımıza çıkmaz ama noterden bir belge aldıysa icra mahkemesi bu belgeye dayanıp takibi iptal eder. Demek ki itfa sınırlı bir yol ve ayrıca icra takibinin itfa nedeniyle iptali kesinleşmeden sonra istenebilir. eğer daha ödeme emri kesinleşmeden B götürüp parayı A’ya verdiyse yani itiraz süresi olan 7 gün içinde B A’ya ödediyse burada 71.madde anlamında iptal söz konusu olmaz olsa olsa burada ödeme emrine itiraz olması lazımdır. Dolayısıyla elinde belge yoksa daha evvel ödemiş olsa dahi iptal söz konusu olmaz ama başka bir yol var biraz sonra anlatacağız bu da menfi tespit davasıdır. Demek ki itfa nedeniyle iptal böyle sınırlı bir yoldur.

Hoca alacaklı olsun siz borçlu, hocaya parayı ödediniz o da size parayı aldım diye bir kağıt verdi, adi bir belge. Ama icra takibine devam ediyor hoca, siz icra mahkemesine gittiniz, iptal istediniz elimde alacaklının belgesi dediniz hoca da belgeyi ikrar etti icra takibi iptal edilir, ama hoca inkar ederse icra mahkemesi sizin aleyhinize karar verir imza incelemesi yapamaz, inceleme yapmasını isterseniz talebiniz reddedilirse sizin menfi tespit davası açma imkanınız var. dikkat edin icra mahkemesi bir karar veriyor basit yargılama usulüne göre sınırlı belgelerle inceleme yapıyor, bu karar kanun yollarına açık, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez dolayısıyla reddi veya kabulüne rağmen ilgili genel mahkemede menfi tespit davası açabilir. Özetle icra mahkemesi hızlı karar vermek durumunda bundan dolayı da kanun burada 2 belge inceleyebilirsin demiş bu belgeler varsa icra takibini iptal edersin demiştir.

Mühlet-Mehil Verilmesi İcra Takibinin Ertelenmesi

Borcun imhal edilmesi halinde de borçlu gene aynı yollardan yararlanabilir. A ile B arasındaki alacağın vadesi 1.1.2017 idi. sonra A ve B kendi aralarında anlaştılar

1.7.2017’ye kadar anlaşmayı uzattılar. Yani alacaklı 1.7..2017’de icra takibi yapabilir ama alacaklı buna rağmen icra takibine başladı. Hatta başlangıçta elinde 1.1.2017 olan senet vardı o nedenle ödeme emri gönderdi. Rica etti borçlu A’ya, hacze gelme dedi, aralarında 1.7.2017’ye kadar anlaşma yapıldı yani borçluya mehil verildi. İşte böylece alacaklı aslında alacağını ertelemiş olmasına rağmen borçluya karşı takibi devam ettirirse borçlu bu mehillendirme belgesine dayanarak icra mahkemesine müracaat edecek. İcra mahkemesi bakacak belgelere eğer gerçekten mehil verildiyse DİKKAT icra takibini iptal etmeyecek, icra takibinin devamını 1.7.2017’ye kadar erteleyecek. Biraz evvel ise iptal ediliyordu. Bankalarda bunun için borcun yeniden yapılandırılması ifadesini kullanıyorlar. Yani borçlu borcunu ödeyemiyor banka borçlunun borcunu yeniden yapılandırarak vadeyi uzatıyor. Bankalar genellikle vadeleri dolunca borçlarının üzerine hemen gitmezler. Önce bir idari takip yaparlar, yani bir yazışma yaparlar parayı öde diyor. idari takip mümkün mertebe üzüm yemek için bankalar bunu yaparlar ve genelde borçlarını yeniden yapılandırma nedeniyle ertelerler.

Özetle borçluyla alacaklı arasında bir imhal anlaşması varsa icra takibinin ertelenmesi söz konusudur.

Zamanaşımı Nedeniyle İcra Takibinin İptali

A takip talebiyle müracaat etti, takip talebiyle zamanaşımı kesildi. Diyelim ki A B’den 10 yıllık zamanaşımına tabi alacağı var. 1.1.2004’te takip talebi verdi zamanaşımı kesildi ve zamanaşımı her işlemden itibaren kesilir. Normalde kesile kesile paraların ödemesi aşamasına kadar gelinir. Ama bazı hallerde özellikle haciz isteme müddeti ve satış isteme müddetleri var. alacaklı eğer 1 yıl içinde haciz talebinde bulunmazsa dosya işlemden kaldırılır ya da satış talebinde bulunmazsa dosya işlemden kaldırılır. Diyelim ki 1.2.2006 yılında haciz isteme hakkı doğmuştu ve 1 yıl içinde istemediği için dosya işlemden kaldırıldı, 1.2.2007’de. Dosyanın işlemden kaldırılması demek yenilenebilir demektir. Yenileme talebinde bulunursa o zaman dosya yeniden işleme konur. 1.2.2007’de işlemden kaldırdığımız dosya 17.3.2017’de işleme yeniden kondu ve borçluya bildirildi. Dosyada işlem en son 1.2.2007’de idi. Bakın 10 yılı geçti, alacak zamanaşımı 10 yıldı, alacak zamanaşımına uğradı. Şimdi borçlu zamanaşımı nedeniyle icra hakimine müracaat ederek icra takibinin iptalini isteyebilir. gördüğünüz gibi şu ana kadar zamanaşımı deyince ödeme emrinden önceki zamanaşımlarını filan falan düşünüyoruz, ödeme emrinden önce zamanaşımı varsa ona ödeme emrine itiraz biçiminde ileri süreceğiz. Ama daha evvel zamanaşımı söz konusu değildi şimdi zamanaşımı ortaya çıktı örneğin haciz istenmediği için dosya işlemden kaldırıldı, son işlem tarihinden itibaren hiç işlem yapmadık ve aradan 10 yıl geçti. Kanun borçluya bu takdirde icra mahkemesine müracaat ederek zamanaşımı nedeniyle icra takibinin iptalini isteme hakkı veriyor.

Siz icra hakimisiniz, ne yapacaksınız? Burada bir senet yok, dosya var, dosyada en son yapılan icra tarihi belli, hakim süreye bakacak za süresi dolduysa iptal talebini kabul edecek. Gördüğünüz gibi zamanaşımı daha sonra ortaya çıkan bir haldir. Geçen sene buna benzer bir şey anlatmıştık, ilama bağlı alacaklar 10 yıl sonra zamanaşımına uğruyordu.

Özetle itfa, imhal, zamanaşımı varsa borçlu icra takibinin kesinleşmesinden sonra icra takibini iptal ettiriyor. İcra mahkemesinin verdiği karar kabul ya da red kararı, maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz, genel mahkemede dava açma hakkımız var.

Menfi Tespit ve İstirdat Davaları

Uygulama bakımından pek iptal örneğimiz yoktur. Ama bu davalar fevkalade önemlidir. Menfi tespit davası deyince geçen seneki tespit davalarına dönelim.

Bütün davaları eda davası, tespit davası ve inşai dava diye 3 gruba ayırıyoruz. Başka kıstaslar da vardır ama esas kıstas tüm dava türleri mutlaka bunlardan birine girer, aslolan eda davasıdır, tespit davası istisnai bir davadır.

Tespit davalarını ikiye ayırırız, müspet tespit davaları var mesela işçinin işverene karşı açtığı hizmet tespiti, ben senin yanında 30 yıl iş sözleşmesi ile çalıştım diye aralarındaki hukuki ilişkinin varlığını tespit davası var. bir de menfi tespit davaları var, tipik örnek İİK madde 71’dir. Tespit davalarını eda davalarından ayıran en önemli özellik, hukuki yarar şartıdır.

Tespit davası hangi şartlarla açılır?

Bir defa konusu ancak bir hukuki ilişki olabilir, bir ilişkinin varlığı ya da yokluğu tespit davasının konusu olabilir.

Maddi vakıalar tespit davasının konusu olmaz çünkü hukuki yarar yoktur. Mesela mikrofon aldınız benden ayıplı çıktı bunun için ayıplı mı değil mi diye dava açmanızda hukuki yarar yok.

Eda davası açma olanağı varken tespit davası açma olanağı yoktur!(altını kazıyoruz!)

Demek ki tespit davasının konusu hukuki ilişkinin varlığı ya da yokluğudur.

Ayrıca tespit davası açılabilmesi için hukuki yararın bir özelliği vardı, hakkı halihazır bir tehdit ile karşı karşıya olan kişi tespit davası açabilir. İkinci şart ise bu tehdit nedeniyle dava açacak kimsenin hukuki durumu tereddüt içinde olmalı, yani benim

gerçekten bir borcum var mı yok mu tereddüt içinde olmalı. Ayrıca açılan dava bu tehdidi tereddüdü tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.

Ben size bir noter ihtarı çektim, dedim ki sizden 50 bin TL alacaklıyım 1 gün içinde bu parayı öde aksi takdirde sana karşı yasal yollara müracaat edeceğim dedim. Sizin durumunuz burada güncel bir tehdit içindedir. İkinci olarak bu tehdit nedeniyle hukuki durumunuz tereddütlüdür. Üçüncü olarak açılacak tespit davası bu tereddüdü ortadan kaldırmaya yönelik olacak. demek ki henüz daha icra takibi yapılmadan evvel size bir tehditte bulunursa siz icra takibi yapılmasına gerek kalmadan gidip direk menfi tespit davası açabilirsiniz. Bu dava icra takibinden ÖNCE açılacak menfi tespit davasıdır.

Örneği değiştirelim borçlu 50 bin TL takip talebi doldurdu. İcra dairesi borçluya ödeme emri gönderdi. İşte bu durumda açılacak dava icra takibinden SONRA açılacak menfi tespit davasıdır.

Demek ki menfi tespit davası açılır ama icra takibinden önce ve sonra açılan menfi tespit davası diye iki ayrı dava türü vardır.

B davacı A davalı olsun. gördüğünüz gibi menfi tespit davası önemli bir davadır. Bu dava esas itibariyle en çok icra takiplerinde karşımıza çıkıyor. Bunun konusu özetle B, A’ya borçlu olmadığının tespiti ile ilgili bir dava açıyor. Neden yapıyor bunu? Çünkü B bir tehdit altında bu tehditten korunmak için açıyor yahut da B borcunu ödemiş buna rağmen A ona karşı takip yapıyor. Ya da daha evvel gördüğümüz çerçevede itirazın kaldırılmaları bakımından kararlar hep borçlunun aleyhine çıktı bundan kurtulmak için B A’ya karşı bir menfi tespit açıyor. Yani;

Hiç borçlu değildi

Borçluydu ödemişti

İtirazın kaldırılmaları söz konusu oldu bu durumlarda menfi tespit davası açacaktır.

Ama itirazın iptali davası gündeme gelip kaybettiyse yani B itiraz etti de A itirazın iptali davası açtı ve B kaybettiyse genel mahkemenin kararı kesin hüküm teşkil ettiği için menfi tespit davası açma imkanı olmaz. Bunun yanı sıra tabii borçlar diye geçen mesela kural borcu gayri ahlaki konulardan doğan borçlar maddi hukuk bakımından ödenmemesi gereken borçlardır. Yahut da zamanaşımına uğramış bir borç defi ile engellenebilir. Ama mesela ödeme emrine karşı zamanaşımı definde bulunulmamışsa ödeme emri kesinleşmişse o zaman menfi tespit davası açılamayacağı kabul edilir.

Kanun icra takibinden önce ve sonra açılan menfi tespit davası arasında ihtiyati tedbir kararı alınıp alınamaması açısından önemli bir fark ortaya koymuştur.

İİK madde 72-2 “İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat

mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.” Bu davada ileride hakkınızda yapılabilecek olan icra takibini durdurmak istiyorsanız ihtiyati tedbir kararı da alabilirsiniz. Tabi buradaki ihtiyati tedbirin konusu yapılacak icra takibinin durdurulmasıdır. Uygulamada hep %15 teminat alınır. Mahkeme bu tedbir talebini kabul etmemek zorunda değildir. Artvin’de borçlu olarak bir karar aldınız borcunuz olmadığına dair, alacaklı olarak ben tedbir almanıza rağmen takibe başlarım ne alacaklı ne de icra dairesi bilemez ki. Yani alacaklının icra takibinden evvel aldığınız ihtiyati tedbir esas itibariyle size ödeme emri geldiğinde bende ihtiyati tedbir var diye itiraz edeceksiniz o zaman duyuracaksınız. Demek ki icra takibinden önce ihtiyati tedbir kararı ile alacaklının yapacağı takibi engelleme imkanı var ama bu engelleme pratik olarak ödeme emri gönderilince gündeme geliyor.

İİK madde 72-3: “İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra

veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.” Yani icra takibi başladıktan sonra ki icra takibi takip talebini verip harçlarını da verme şartıyla başlar işte siz ondan sonra menfi tespit davası açarsa ihtiyatı tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez diyor kanun. Ama devam ediyor, eğer alacaklının alacağını garanti eden miktarı nakit! olarak yatırırsa yani alacağın yüzde yüzünü faizle beraber depo ederse ve artı %15 de teminat yatırırsa bu durumda ihtiyati tedbir kararı alma imkanı vardır.

Diyelim ki bu tedbir kararını haciz aşamasına gelmeden aldı, haciz satış muameleleri durur. O nedenle borçlu icra takibinden sonra böyle bir imkan veriyor. İcra takibinden sonra takibi durduramazsın, mal haczedilecek demek. Mal satılır demek yani kanun vezneye giren paranın engellenmesi anlamında diyor. Bu ihtiyati tedbiri, haczi ve satışı engellemek için de alma olanağı var. Yani parayı yatırırsınız mahkeme tedbir talebini kabul ederse hacizden sonra tedbir aldınız mesela, satış yapılmaz. Yahut da satıştan sonra ihtiyati tedbir kararı aldınız o zaman vezneye giren paranın ödenmemesi ile ilgili ihtiyati tedbir kararı verilmiş olur. Önemi şurada, özellikle parası olmayan bir kimse için %115 teminat oldukça zor ama alacaklının menfaatini koruma bakımından yatırıyoruz. Eğer davayı menfi tespit davasını kaybederse alacaklı hiç satış vs. yapmadan alacağına kavuşacak. Alacaklının menfaati ile borçlunun menfaati dengelenmiş oluyor.

Menfi Tespit Davası

Genel hükümlere göre görülen bir dava ama yetki ile ilgili özel bir düzenleme var. İİK madde 72-son fıkrada bu geçiyor, bu ikisi dışında başka bir yetkili mahkemede de tespit davası açılma olanağı vardır. Yetki deyince 50.madde HMK’ya yollama

yapıyor. HMK’da icra takibinin yapıldığı yer ile ilgili bir yetki kuralı yok işte 72.madde ona ilave bir hükümdür. Genel hükümler çerçevesinde delilleri inceleyecek, mahkeme basit mi yazılı mı yargılama usulünü uyguluyorsa ona göre inceleme yapacak. Sonunda mahkeme bir karar verecek;

Davayı Red: Açılan menfi tespit davasını mahkeme reddederse demek alacaklı alacaklı demek. O zaman eğer daha evvel ihtiyati tedbir kararı verilmişse ihtiyati tedbir kararı kalkacak. Bulunduğu aşamadan itibaren devam edecek. Dikkat edin, bugüne kadar iki taraf bakımından da takibin sonunda bir tazminattan bahsediyoruz. Buna göre alacaklı veya borçlu tazminata mahkum ediliyor ve miktarı da bugün için %20’den az olmamak üzeredir. Ama eğer zarara uğrayan zararı bu miktardan fazla olduğunu ispat ederse daha yüksek oran üzerinden de alabilir, bunun için ayrı bir davaya gerek yoktur. Genellikle tazminat talep üzerine olur. Ama menfi tespit davasında talep gerekmeksizin re’sen borçluyu mahkeme tazminata mahkum eder çünkü 72.madde şöyle diyor “Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır.” Yani kanun koyucu burada talep aramamıştır. Demek ki aleyhine sonuçlanırsa icra takibine devam B’yi de tazminatına mahkum ediyoruz kötüniyet şartı da aramıyoruz. (Alacaklı alacaklı olmadığını bile bile takip yapar karşı taraf itiraz eder bunun üzerine ona dava açarsa alacaklı kötüniyetli ise tazminata mahkum ederiz.)

Davayı Kabul: borçlu haklı bulundu, İİK madde 72 -5 “Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur.” Durur derken yani ihtiyati tedbir kararı alınmadıysa söz konusu olur. İhtiyati tedbir kararı alındıysa zaten duruyor ama ihtiyatı tedbir kararı alınmadığı için diyelim ki devam ettik malları haczettik satış aşaması biraz uzar. Bu aşamalara gelindi özetle icra takibi hangi aşamadaysa o aşamada icra takibi durur. “İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir.” İade tabirini vurguluyoruz, ileride 40.maddede icranın iadesi diye ayrı bir müessese göreceğiz. İcra demek ki dava ile olduğu yerde duruyor, kesinleşmeye kadar bekleyeceğiz, B’nin lehine kesinleştiği tkadirde icra iade edilecek yani mal satılmayacak veya haciz aşamasında bu oldu haciz yapıldı işte hacizli mal üzerindeki haciz ortadan kalkacak. Bütün bunlar parayı cebe koyduktan sonra olursa nolacak? O zaman istirdat davası dediğimiz davaya dönüşecek. Demek ki borçlu davayı kazanırsa icra takibi son bulacak ve yapılan işlemler geri çekilecek. “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir.” Gördüğünüz gibi burada bir menfi tespit davasında şimdi alacaklıyı tazminata mahkum edeceğiz. Biraz evvel söylediğimiz gibi itirazın iptali davasında olduğu gibi talep lazım ayrıca alacaklının kötüniyetli olması lazımdır, bunu ispat ise borçludadır.

İİK madde 72-5 diyor ki “Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.” Yani mevcut dava biraz

evvel söylediğimiz üzere işlemler hızlıca ilerledi durduramadık, tedbir alamadık. O zaman para ödenince menfi tespit davası kendiliğinden istirdat davasına dönüşür. Yani bakın davada bir değişiklik var, yeniden dava açma söz konusu değildir.

İstirdat Davası

Burada gördüğünüz gibi açılmış bir menfi tespit davası olabilir, menfi tespit davası sırasında dava istirdat davasına dönüşebilir. Bunu bir tarafa bırakalım.

İstirdat, geri alım davası diye de Türkçeleştirebiliriz. İstirdat davası borçlunun borcu olmadığı bir parayı cebri icra ile ödemesi halinde geri alıma yönelik bir davadır. Ve dikkat edin istirdat;

Hem maddi hukuk bakımından tahsili mümkün bir para olacak

Hem de cebri icra tehdidi altında ödenen bir para olacak.

Bu durumda istirdat ortaya çıkar.

Cebri icra tehdidi demek, ödeme emri gönderdik ödeme emrine itiraz etmedi icra takibi kesinleşti yahut da icra takibine itiraz etmişti icra takibi durdur alacaklı kaldırmalara gitti icra mahkemesi kaldırma taleplerini B’nin aleyhine karara bağladı dolayısıyla bir icra tehdidi altında parayı ödedi.

Eğer cebri icra tehdidi olmadan örneğin ödeme emri gönderdik itiraz etmeden pat diye ödedi, oysa itiraz etseydi belki lehine karar çıkacaktı. Cebri icra tehdidi olmayınca o dava istirdat davası değildir. o dava genel hükümlere göre açılan sebepsiz zenginleşme davasıdır. Demek ki istirdat davasından bahsetmek için cebri icra tehdidi altında olması gerekiyor ve borçlu olmadığı bir parayı ödemesi lazım. Bunun anlamı şu; tabi borç var yani A B’ye 50 bin TL takip yapmış kumar borcu için, itiraz etmemiş kesinleşti. Zamanaşımına uğramış normal bir borç olsun, zamanaşımına itiraz etmemiş artık maddi hukuk bakımından geri alması mümkün değil onun için istirdat davası söz konusu değildir. istirdat davası açma süresi paranın ödendiği tarihten itibaren 1 yıldır hak düşürücü süredir. Genel hükümlere göre ayrıca icra takibinin yapıldığı yer mahkemesinde açılan bir davadır ve bu davada mahkemenin yapacağı inceleme B’nin lehine karar bağlanması için cebri icra tehdidi altında ödenmiş bir para mıdır ve maddi hukuk bakımından geri alınması gereken bir para mıdır diye araştırmalıdır. Bu davada ispat yükü kimdedir? Menfi tespit davasında ispat yükü olumluyu iddia eden alacaklı ispat eder. Yargıtay’ın bunun aksine kararları var ama önemli değildir.

İstirdat davasında ispat yükü ise “Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazımgelmediğini ispata mecburdur.” Şeklinde hükme bağlanmıştır. yani ispat yükü borçluya ait ama Yargıtay burada da ispat yükünün alacaklıda olduğunu söylüyor.

İstirdat davasında alacaklı ya da borçlu bakımından bir tazminat gündeme gelmez.

23 Mart 2017

Ödeme emrimizi göndermiştik ve ödeme emrinde borçluya 7 gün içinde mal beyanında bulun dedik. İtiraz edilmedi ve mal beyanında bulunulmadı bundan sonra aşamamız haciz.

Mal Beyanı

Mal beyanı borçlunun borcuna yetecek kadar malını bildirdiği bir belgedir. Eğer hiç malı yoksa hiçbir malım yoktur diye beyanda bulunacak ama her hâlükârda bir beyanda bulunacak duruma göre 3 ya da 7 gün içerisinde. Neden mal beyanında bulunuyor? haciz aşamasında borçlunun nerede ne malı var bilmemiz mümkün değil. Kişi memur da olsa onun mal beyanında bulunma zorunluğunu ortadan kaldırmaz.

Mal beyanında bulunulmazsa yaptırımlar;

1.Tazyik hapsi: Tazyik hapsinden kasıt onu zorlama anlamına geliyor. Genel olarak icra hukukunda genelde alacaklı talebi üzerine mahkeme hareket eder resen hareket geçme prensibi yoktur alacaklı talebi gerekir. Amaç borçluyu mallarını beyan etmeye zorlamaktır. Mahkeme 3 ay tazyik hapsine dedi, bundan sonra al mal beyanım derse tazyik hapsi son bulur. Ama inat etti 3 ay ağzını açmaz yapacak bir şey yok. Bundan evvel 337.maddede mal beyanında bulunmamak ayrı bir suçtu ve TR’de onbinlerce kişi 10 gün hapis cezasına çarptırıldı, bu cezanın özelliği para cezasına çevrilemez oluşuydu. Tepkilerle nedeniyle AYM bunu iptal etti gerekçe olarak bir suç için iki defa ceza öngörülemez zaten tazyik hapsi var dendi.

2.Eğer yanlış hatalı eksik mal beyanında bulunulacak olursa madde 338’e göre “Bu Kanuna göre istenen beyanı, hakikate aykırı surette yapan kimse, alacaklının şikâyeti

üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Yani mal beyanında bulunma mecburiyeti var gerçeğe aykırı olursa onun da cezaları var.

3. Kişi mal beyanında bulundu otomobilim var 22 bin tl dedi. Ama borç 50 bin tl.

339.madde diyor ki “sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri bu Kanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine taahhütlü mektupla veya şifahi surette

bildirmezse” Demek ki malvarlığındaki çoğalmaları da bildirmek mecburiyetinde aksi takdirde yine disiplin hapis cezasıyla karşı karşıya kalır.

HACİZ

Alacaklının alacağını sağlayabilmek için haciz icra dairesi tarafından borçlunun mal, hak ve alacaklarına el konulması demektir. Haciz ile rehin birbirinden farklı kavramlardır. Özellikle almanlar hacizle rehni birbirinden ayırıyorlar. Rehin ayni bir haktır bir alacağı teminat altına almak için yapılır oysa haciz öyle değildir borçlunun mallarına el konulmasıdır.

Haciz deyince aklımıza kesin ve icrai haciz gelir. Yani satılmak üzere yapılan hacizdir. O zaman hacizlerin başka türleri de var. geçici haczi görmüştük. İcra dairesi alacaklının geçici kaldırma talebini kabul ederse 7 gün içinde borçtan kur(daha önceki yerden yapıştır) eğer 7 gün içinde borçtan kurtulma davası açarsa geçici haciz o davanın sonuna kadar devam edecektir. Eğer bu geçici haciz hükmü olmasaydı imza borçluya ait olmasına ve mahkeme A’nın lehine karar vermesine rağmen mallar kaçırılırdı.

Haciz Türleri

1.Kesin haciz. 2.Geçici haciz.

3.İhtiyati haciz: ihtiyati tedbire benzerdir.

4.İlave hacizdir. Hacze iştirak dediğimiz müessese var, bir mala birden fazla kişi haciz koyarsa hacze iştirak şartları gerçekleşmesi halinde elde edilen para alacaklılara dağıtılır. Eğer alacaklara yetmiyorsa icra dairesi ilave haciz yapar diğer malları haczeder.

5. Tamamlama haczi: ilave ile tamamlama birbirine yakın ama ayrı bir hacizdir. Normalde icra dairesi haciz yaparken alacaklının alacağına yetecek kadar haciz yapar. Alacağı 50 bin TL ise hacizli malların da 50 bin TL’yi aşması gerekir çünkü %50si satılacak masraflar olacak. mesela burada icra dairesi yanlış haczetmiş, burada icra dairesi tamamlama haczi yapar. Görüldüğü gibi birden fazla haciz var ama haciz deyince o haciz kesin hacizdir.

Haciz taleple olur, alacaklı talep ederse haciz yapılır. Nasıl ki özel hukukta tarafın talebi gerekiyor, haciz için de talep gerekiyor. talep yazılı ya da sözlü olur veya uygulamada yapıldığı üzere sözlü olarak icra dairesinde talep açılır. alacaklı gelir icra dairesi dosyayı indirir ve tutanağı yazar, alacaklı vekili geldi haciz talep ederim dedi. Böylece talep açılmış olur. UYAP üzerinden de haciz isteme olanağı var.

Hangi daireden haciz istenecek? Takip yapan icra dairesine müracaat edilecek. Haczi prensip olarak takibi yaptığımız icra dairesi gerçekleştirecek.

Eğer haczedilecek mal icra dairesinin bulunduğu yerden başka bir yerdeyse o durumda icra dairesi o yer mahkemesine talimat yazar, istinabede bulunur.

Uygulamada önemli bir tartışma; şikayetten bahsettik , icra dairesinin yaptığı işlem kanuna aykırıysa haciz sırasında kanuna aykırı ya da olaya uygun olmayan bir mal haczederse bu malı haczedecek olursa hem kanuna aykırı hem de olaya uygun değil. İcra dairesini icra dairesinin bağlı bulunduğu yere şikayet edeceğiz.

Uygulamada önemli bir husus:

Ankara icra dairesi Sivas’a yazıyor, borçlunun filan malvarlığına haciz koy diyorsa o nokta haczidir, dolayısıyla talimat icrası bununla bağlı ve bu aslında haczedilemeyecek bir ş ey Sivas icra müdürü onu haczetti. Bu durumda Yargıtay diyor ki nokta haczi varsa bu işlemden dolayı Ankara icra mahkemesine şikayet edilir. Yok ama genel olarak yazdı, takdir sivas icra müdüründe ise onun yaptığı işlemden dolayı Sivas’taki icra mahkemesine şikayet yapacağız.

Normalde mal başka yerdeyse istinabe var. İstinabe istisnaları;

➢➢ Sivas’taki tapuya haciz konacaksa istinabeye gerek yok, Ankara icra dairesi Sivas tapusuna yazı yazarak haciz koyar.

➢➢ 89 ihbarnamesi borçlunun 3.şahsa olan alacağı ile ilgili hacizlerdir. Haczi borçlunun mal hak ve alacakları üzerine koyuyoruz. B’ye C borçlu C banka olsun B’nin burada mevduatı var Ankara icra dairesi Doğrudan C bankasına 89 ihbarnamesi gönderebilir.

➢➢ Veya arabası var kişinin Muğla’da, Ankara icra dairesi Muğla trafik dairesine yazı yazabilir.

Haciz nasıl yapılır?

Alacaklı vekilisiniz, icra müdürüne hacze gidelim dediniz 3 gün içinde hacze gelmek durumunda 3 gün içinde gelmezse hem kanuna aykırı hem de hakkın yerine getirilmemesi olur. Kanuna aykırılıkta 7 gün hakkın yerine getirilmemesinde ise süresizdir. Demek ki icra müdürüne talep açtığınızda sizinle gelecek icra müdürü. Eğer siz hemen hacze gitmezseniz borçlu hemen malı kaçırır. Gerekirse gideceksiniz KV’yi(kolaylık vergisi-diğer adı rüşvet) ödeyeceksiniz. Özetle iyi geçineceksiniz.

Hacizde borçluya haciz için gelineceği önceden bildirilmez ama İsviçre icra kanununda borçluya haber verilir. Bizim de ilk kanunumuz böyleydi şu an bu hüküm kaldırıldı. İcra müdürü hacze gittiğinde kanun diyor ki icra müdürü borçluyu aratır oralardaysa onun varlığı ile haczi gerçekleştirir. Eğer mevcut değilse ona 103 davetiyesi dediğimiz davetiyeyi gönderir.

İcra müdürü hacze geldi genelde size sorar neyi haczedeceğiz der, siz genel bir şey söylerseniz yanında tedbir olsun diye bilirkişi gönderir, icra müdürü haczettiği malları tutanağa geçirecek cinsi ve bedelini de yazacak bunları bilemez kendisi tam olarak. Ayrıca eğer kapalı bir yerse kasaların açılması gibi ya da ev var ama kapalı bu durumda icra müdürü yanına çilingir de alır. özetle icra müdürü genelde sizinle beraber genelde malların bulunduğu yere gider ve orada neyi haczetmek istiyorsa onları fiilen haczeder gerekirse çilingir kullanır eğer borçlu tabanca tüfek çıkarırsa gerekirse polislerle hacze öyle gider.

İcra dairesinin zor kullanma yetkisi var hatta kanuna göre eğer mal borçlunun üzerinde ise gerekirse o kişinin üstünü arama yetkisine de sahiptir. Yani gördüğünüz gibi cebir aşamasına kadar kullanma yetkisi var.

İcra dairesi tutanaklar düzenler bunlardan özel biri de haciz tutanağıdır. Kitabın arkasında örnek var. basılı matbu bir kağıt, orta kısmına icra müdürü ne haczettiyse ayrı ayrı yazar, x marka buzdolabı, bir adet değeri iki bin TL gibi… Haciz tutanağı resmi belgedir. 68.maddede sağlam belgeler vardı, o belgelerden biri de haciz tutanağıdır. Bununla hangi mal haczedildi ileride çıkacak uyuşmazlıklarda kullanılır.

Bu belgenin önemli özelliği, malın bulunduğu yere gittik, haczi caiz hiçbir mal bulamadık, işte o zaman icra müdürü bu tutanakta haczi caiz mal bulunamamıştır diye yazar bu tutanak kesin aciz belgesidir. Normalde icra takibi biter, bütün aşamalar biter, alacaklı alacağını alamıyorsa ona borç ödemeden aciz belgesi veririz. Bu belge tasarrufun iptali davası açma imkanı verir. Kesin ve geçici aciz belgesi olmak üzere ikiye ayrılır. Normalde 5 aşama bitince veriliyor ama hiç mal yoksa bu aşamada da verilir. Birtakım malları var ama yeterli değil, bu durumda o belge geçici aciz belgesi anlamına gelir.

Eğer borçlunun yokluğunda haciz yapılacaksa madde 103’e göre bildirmek durumundayız. Tebellüğe yetkili kimse, ilgili kişi yoksa onun dışındaki kimselerdir. 103 davetiyesinin gönderilmesinin nedeni hazır bulunmayan borçluya ve veya alacaklıya haciz yaptık diye bildiri gönderiyoruz, eğer haciz sırasında orada olsaydı borçlu birtakım beyanlarda bulunabilirdi, bu nedenle 103 davetiyesi gönderilir 7 gün içinde bu davetiyeye karşı haklarını kullanılır. 103 davetiyesi gönderilmese de haciz geçerlidir

Önemi şurada haciz yapıldığında 7 günlük süre şikayet süresidir hazır olsa bu süre başlayacaktı olmadığı için gönderiyoruz ki şikayet süresi b aşlasın. Göndermezsek davetiyeyi haciz yine haciz ama özelliği şu, satış işlemlerine başlanamaz. Satışı engellememek için bu davetiyeyi çıkarmanız gerekmektedir.

Haczin Etkisi

Malları haczettik:

Alacaklı bakımından etkisi, bir ayni hak vermez alacaklı bu malların satışını isteme hakkına sahiptir.

Borçlu bakımından etkisi, bunu kanun taşınır ve taşınmaz mallar diye ikiye ayırmış.

Taşınır Mallarda Tasarruf Yetkisi

Madde 86’ya göre “Borçlu, alacaklının muvafakati ve icra memurunun müsaadesi alınmaksızın mahcuz taşınır mallarda tasarruf edemez.” mahcuz haczedilmiş

demektir. Hâciz(şapkalı a) haczedilen demek. Demek ki tasarruf yetkisinde menkul mallar bakımından bir sınırlama ortay acıkıyor. Haczedilen mallarda borçlunun tasarruf yetkisi yok, taahhüt işlemi ise yasak değil yani satmayı vadedebilir.

Bu tasarruf yasaklanması nasıl bir sınırlama? Sınırlamanın aksine hareket edilirse hükümsüzlükler ortaya çıkar bu yokluk da iptal edilebilirlik de olabilir.

“Haczedilmiş olan taşınır mal üzerinde üçüncü şahsın zilyedlik hükümlerine dayanarak iyi niyetle iktisabettiği haklar saklıdır.” 3.şahıs zilyetlik hükümlerine dayanarak sağladığı diyor. menkul malı haczettiniz borçlunun eline bıraktı. Bu kitabı iyiniyetliye sattık, hacizden haberim yoktu deyip mal ona ait olur.

“İyi niyet kaidelerine aykırı olarak mahcuz taşınır mal üzerinde üçüncü şahsın iktisabettiği, haklar, alacaklının hacizle o mala taallük eden haklarını ihlal ettiği

nispette batıldır.” Demek ki bir mutlak butlan yokluk söz konusu değil alacaklının hakkını ihlal ettiği oradan batıldır. Arkadaşınız kötüniyetli hacizli olarak ona verdiniz ama borcu da ödediniz alacaklının zararı kalmadı. Hangi oradan alacaklı zarar uğradıysa o oranda batıldır. Demek ki hacizde tasarruf yetkisi menkul mallar bakımından kısıtlanıyor bunun aksine yapılan işlemlerde ihlal edilebilirlik söz konusu.

(www.yirmisekiz.net ders notları)

Taşınmaz Mallarda Tasarruf Yetkisi

Örneğin tapuda bir malı haczedeceğiz, icra müdürü tapu dairesine yazı yazacak tapu dairesi o mal üzerine haciz şerhi k oyacaktır, aleniyet nedeniyle tapuda bulunan haklar üzerinde 3.şahsın iyiniyet iddiası kural olarak dinlenmez. Madde “taşınmazın haczi ile tasarruf hakkı” yani alan tahditle karşı karşıya. Yani menkullerden farklı taşınmaz mallarda aleniyet çerçevesinde muamele yapıyoruz.

3.Şahıslar Bakımında Etkisi

İcra memuru buraya geldi mikrofonu haczetti oysa mikrofon hocanın değil, onun arkadaşının. İşte 3.şahıs malı haczedilirse o zaman istihkak iddiası ve davaları gündeme gelir. Kısaca, mal haczedilirken eğer borçlu bu mal bana ait değildir derse 3.şahıs hakkına işaret eder icra müdürü ona rağmen haczedebilir, ya da tam haczedeceksen 3.şahıs geldi bizzat istihkak iddiasında bulundu.

İcra hukuku bir denge hukukudur. İcra müdürü alacaklı ile borçlu arasında eşit davranmalıdır işte icra müdürü tek taraf lehine işlemler yapmaya kalkarsa yaptığı işlem kanuna aykırı olur ve şikâyet yolu açık olur. Bu eşitlik dengesi çerçevesinde icra müdürünün yapacağı hacizlerde ölçülülük ya da orantılılık ilkesi geçerlidir. İcra müdürü geldi alacaklının alacağı 50 bin TL alacağı alabileceği kadar haciz yapabilir 100 bin TL mal haczeder(yarı oranında satıyorduk çünkü), eğer tutar da borçlunun 2 trilyonluk malını haczederse buna aşkın haciz adı verilir yani orantılılık ilkesi ihlal edilmiş olur. Ya da tersi 20 bin TL mal haczederse yine ölç ilkesine aykırı davranır.

Zaten talep üzerine icra müdürü hemen bunu karara bağlar. Böylece icra müdürü sizin talebiniz üzerine bütün mal alacak ve haklara haciz koydu, şimdi geleceğiz haciz yapacağız. Buraya geldi alacaklının alacağı kadar mal haczedecek. Acaba nasıl haciz yapacak hangi sırayla yapacak, kanunda açık bir düzenleme yok ama öğretide hacizde tertip dediğimiz kurallar silsilesi var:

1.İcra müdür önce çekişmesiz malları haczedecek, çekişmeli malların(mesela 3.kişini hak iddia ettiği bir mal) haczini de sonraya bırakır.

2.Çekişmesiz mallar içinde de önce taşınır mallar sonra da taşınmaz mallar haczedilir.

3.Taşınır mallar arasında da alacaklının alacağına en çabuk kavuşabileceği ve borçluya en az zahmet veren mallardan oluşur. Kasada para var ve burada bir sürü sandalye masa var icra müdürü illa sandalyeleri alacağım derse orada para ver deriz. Böylece hadiseye uygun durum neyse menkulleri haczedecek.

4.Yetmedi işte şimdi çekişmesiz gayrimenkulleri haczedecek. Özetle tertip dediğimiz şey bu.

İcra müdürü malları ya fiilen veya kayden haczeder:

Fiilen haciz, menkullere fiilen el koymaktır.

Kayden haciz, tapu kaydı, trafik kaydı marka sicil kaydı bunların üzerine koyar.

Fiilen haczettiği mallarda eğer alacaklı razı geliyorsa fiilen haczedilen mallar yedi emin sıfatıyla bırakılır. Kaldı ki yedi emin sıfatı derken ya borçluyu yedi emin ya da onun yanında çalışan işçiyi yedi emin olarak tayin edeceğiz yahut da 3.kişiyi atamak mümkündür. Yedi emin güvenilir kişidir bu işte profesyonel olmuştur bununla ilgili yedi emin depoları vardır. Ayrıca adalet bakanlığının yedi emin depoları ile ilgili yönetmeliği var ama faaliyete geçmedi. Bir de ücret tarifesi var ücret buna göre alınır. Yedi eminin görevi zamanı geldiğinde icra dairesi ver malı satacağım dediğinde malı icra dairesine getirmekle yükümlüdür. Demek ki fiilen haczetti bunu yedi emine verebilir bu da ya 3.kişi ya da borçlunun kendisidir alacaklı razı gelirse.

Özel bir durum taşınmaz haczi ile ilgili; taşınmazı haczedince taşınmazın gelirleri ile beraber haczettik, üstünde portakal bahçesi var. Altını haczedince üstünü de haczettik. Buradaki özellik şu, yetişmemiş mahsuller acaba haczedilebilir mi? Konya ovasında buğday ekildi ancak yetişmedi bunu haczetmek mümkün mü kanun madde 84 “Yetişmemiş her nevi toprak ve ağaç mahsulleri yetişmeleri zamanından en çok iki ay evvel haczolunabilir.” Demek ki yetişmemiş mahsul örneğin konya ovasında haziran ayında hasat yapılır, onu en erken mayıs başında haczettirebiliriz; nedeni ise milli ekonomidir.

Para getiren her şeyi haczederiz, menkullerden gayrimenkullerden bahsettik:

İntifa hakkı vs. ile ilgili nasıl olur? Madde 94’e göre intifa hakları haczedilir. Buradan anlaşılıyor ki intifa hakkı haczedilir, bir mal üzerinden yararlanma hakkıdır, intifa hakkı devredilebilir, intifa hakları ve devri mümkün olmayan haklar diye ikiye ayrılıyordu, şahsa sıkı sıkı bağlı olmayanlar haczedilir.

Şirket payları nasıl haczedilir? Sermaye şirketleri bakımından bunların hisse

senetleri olabilir eğer B’nin payı hisse senedi haline dönüştürülmüşse o da B nin masasında duruyorsa (basılı hisse senedi olabilir ya da hisse ilmuhaberi olabilir) özellikle böyle basılı hisse senedi varsa onları menkul gibi haczederiz. Bu biçimde paylara bölünmemişse o zaman icra dairesi ilgili şirkete yazı yazar ve haciz konulduğunu pay defterine yazılmasını ister. Ayrıca sermaye şirketleri bakımından icra dairesi ticaret siciline de durumu bildirir. Şirket deyince aklımıza miras ya da adi şirk et de aklımıza gelir. Eğer bu pay elbirliği ortaklığında bir paysa o zaman icra dairesi bütün ortaklara haber verir ve onun hissesi üzerinde haciz koyulduğu söylenir, ileride ortaklık dağıldığında ona kalan tasfiye payı üzerinde haciz konulur. Müşterek mülkiyette ise o zaman paylar belli olduğu için paya haciz koyma imkanı vardır.

Paraya çevrilebilen her şey caizdir. Üst hakkı meselesi mesela, devletin ormanlarını devlet otellere tahsis etti. Genelde 49 yıllığına işletmeciye devrediyorlar, onu işletmeci işletiyor ve devlete devrediyor.

Bunun yanı sıra önemli bir husus; borçlunun mallarını haczediyoruz 94.maddede 2.fıkrada ilginç bir hüküm var “Borçlunun reddetmediği miras veya başka bir sebeple iktisap eyleyip henüz tapuya veya gemi siciline tescil ettirmediği mülkiyet veya diğer aynı hakların borçlu namına tescili alacaklı tarafından istenebilir.” Yani borçlu birinden mirasa sahip olmuş miras düşmüş diyelim ki kendisine 150 daire düşmüş ama üzerine geçirmemiş A onun üzerine geçirse haciz koyacaktı. Ya da kişinin muş ovasında yüzlerce dönüm bahçesi var ama tapu onun üzerine değil olağanüstü zamanaşımı ile edinme hakkı vardı, edinmemiş. Bu durumda alacaklı o aza ile üzerine geçirtmediği malları alacaklı icra dairesine müracaat ederek yetki belgesi alıp dava açıp hakkı kendisine devreder. Bunların üzerine haciz koyma imkanı doğar.

3.şahıslardaki akacaklar nasıl haczedilir? İİK madde 89 bunu düzenler. Alacaklı öğrendi ki ya da B mal beyanında bulunmuştu; B 3.şahıstan alacaklı, bu 3.şahıs banka olabilir ya da gerçek kişi olabilir. Ancak maaş ve ücretler bunun dışındadır. Kolaylık olsun diye bunun banka olduğunu varsayalım.

Bu alacağı nasıl haczedeceğimiz 89.madde söylüyor:

Önce 3.şahsa 1.haciz ihbarnamesi gönderiyor.

Eğer b bu haciz ihbarnamesine itiraz etmezse süresi içerisinde onun üzerine 3.şahsa 2.haciz ihbarnamesi gönderiyoruz diyoruz ki sen birinciye itiraz etmediğin için bu para alacağının senin zimmetinde olduğunu anladım lütfen şimdi 2.ye itirazın varsa buna itiraz et der.

3.şahıs buna da itiraz etmezse ona 3.haciz ihbarnamesi göndeririz. Eğer bu ihbarnameye karşı kendisinde B’ye ait bir borç olmadığına dair bir menfi tespit davası açmazsa 3.şahıs bu borcu icra dairesine ödemek mecburiyetindedir, demek ki 3.şahıs, B’ye borçluymuş. Eğer ödemezse 3.şahsın malları haczedilir satılır.

89.maddenin ne olduğunu görelim: (parantez içindeki yerler hocanın açıklamaları) “Hamiline ait olmıyan veya cirosu kabil bir senetle(hisse senedine bağlanmamış bir alacak olacak; bağlanmışsa zaten onu gördük.) müstenit bulunmıyan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü şahıs elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra memuru

(İcra müdürünün haciz kararı anında haciz o anda gerçekleşmiştir daha 3.şahsa

bildirmeden gerçekleşmiştir 89 ihbarnamesi bir muhafaza tedbiridir.); borçlu olan hakiki veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödiyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir

(Haciz ihbarnamesi). (Bu birinci haciz ihbarnamesidir.) Bu haciz ihbarnamesinde, ayrıca 2, 3 ve 4 üncü fıkra hükümleri de üçüncü şahsa bildirilir.”

Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz ama 3.şahsa da ne yapacağını ihbarnamede anlatıyoruz. (yönetmeliğin arkasında var bak.) parayı sakın kimseye verme bir itirazın varsa yap demektedir. Özetle sizin bankanızda böyle bir para yok ya da yeterli değil şu an için, eğer bu ihbarnameye 7 gün içinde itiraz ederseniz ve tabi gerçeğe uygun olması şartıyla 2.haciz ihbarnamesi gönderilmez. Eğer itirazınız gerçeğe aykırı ise o zaman alacaklı bu beyana karşı talepte bulunabilir ve sizin hapis cezası ile cezalandırılmanızı isteyebilir. eğer itiraz etmenize rağmen icra dairesi size 2.ihbarname gönderirse şikayet edersiniz.

1.ihtarnameye itiraz etmedi bunun üzerine borçluya 2.haciz ihtarname gönderilir.

“Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır.” (borç onda sayılır.)

“ve kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın yedinde veya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihbarname ile bildirilir. Bu ikinci ihbarnamede ayrıca, üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya

yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir.” Bunun da matbu örneğini

yönetmeliğin arkasından okuyoruz üşenmeyip. İkinciye de ihbarnamede itiraz edilirse üçe gidilmez.

7 gün içinde itiraz edilmezse ne olur?:

“İkinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği

takdirde,(yani 15 gün içinde menfi tespit davası açacak ve bunu 20 gün içinde icra dairesine teslim ederse) hakkında yürütülen cebri icra işlemleri(satış ve ödeme)

menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. (eğer menfi

tespit davası açmaz ya da belgeyi ibraz etmezse o zaman icra takibi devam eder Ü’den bu parayı biz zorla tahsil ederiz, ayrıca menfi tespit davasını kaybederse

tazminata mahkum ederiz.) Bu süre içinde 106 ncı maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü ş ahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece, dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkûm edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir.”

3.ihbarnameyi okuyoruz. Bu madde bir dolandırıcılık maddesidir. Geçmiş dönemde devlet bankaları bu madde ile dolandırılmıştır. Dolandırıcı başıyım icra dairesinde bir icra takibi yapıyorum harcı yatırdım herhangi bir borçluya karşı icra takibi yapıyorum. Ödeme emri safhası kesinleşti, bankanın içinde bir adam daha buldum B’ye de bu arada ödeme emri gönderdim onu da ayarladım itiraz etmedi kesinleşti. Bunun için icra dairesine müracaat ettim x bankasında şu kadar parası var haczet dedim, 1.ihbarname bankada adamıma gitti itiraz etmedi ikinci ihbarnameyi gönderdim 7 gün içinde itiraz etmesi lazım adamım etmedi. Bunun üzerine 3.ihbarnameyi de gönderdik, orada ne yazıyor bire ikiye itiraz etmedin demek ki borç sende 15 gün içinde menfi tespit davası aç, bu da yapılmazsa bu paranın bankada olduğu kesinleşti. Demek ki siz 3çşahsın avukatı iseniz çok dikkatli olmanız gerekiyordur. Genellikle bu bankaların yanı sıra devlette biraz ağır yürür. İşte 89 ihbarnamesi bu. Sizi ilgilendiren yanı bu sürelere mutlak olarak uymanızdır. Gördüğünüz gibi borçlunun 3.şahıstan alacağı varsa alacaklı onu haczettirebilir.

Acaba müstakbel bir alacak haczedilebilir mi? önce bankadan gidelim. Banka avukatısınız ihbarname geldi araştırdınız bankada böyle bir hesap yok yahut da bankada bir hesap var içi boş ama bu kişiye zaman zaman para geliyor mesela kira geliyor 3 ayda bir. Yani biliyorsunuz ki periyodik bir para geliyor. Bazen de bunun

hesabına periyodik olmasa da bir para geliyor. Acaba bu parayı icra dairesine beyan etmek durumunda mısınız?

Burada yargı kararları ayrım yapıyor;

Eğer bu müstakbel alacak doğması muhtemel bir alacaksa o takdirde banka bu kişinin bende hiçbir alacağı yoktur demesi risklidir, bende hiç parası yok diye bildirebilirsiniz ama 13 gün sonra size para geleceği yüzde yüz. Ama bu parayı kime ödeyeceksiniz 3.şahsa öderseniz A da bundan haberdar olursa o zaman başınız derde girer.

Bugün için müstakbel alacağın haczi doğması kuvvetle muhtemelse o haciz yapılır ve yazılacak yazı şu an herhangi bir alacak yoktur bir alacak doğarsa size bildirilecektir şeklinde bir yazı yazılması gerekir. ve 6 gün sonra para geldi para geldiğince icra dairesine yazı yazıp bunun ne yapılacağı hususunda talimat beklenmelidir diye yazı yazılmalıdır; bir ihtimal alacaklı alacağını almıştır veya icra dairesi parayı gönder der gönderirsiniz.

Eğer gayrı muayyen bir paraysa ne zaman para vereceği belli değildir, icra dairesine de bugün bir şey yok ama olursa sana bildiririm diye yazmamak gerekir, somut olayda mesela 3yıl sonra para gelmiş adam parayı ver diye kapıya dayanmış. Bankaların çoğu hatırlı müşterilerine 89 ihtarnamesi gelirse haber verir parayı çekerler ve bizde para yok derler.

3.şahıstaki alacak eğer bir ücret ya da maaş alacağı ise diyelim ki b bir yerde memur

acaba onun maaşını nasıl haczederiz? 355.maddede ayrı bir düzenleme var: “Devlet işlerinde veya hususi müesseselerde bulunan borçlu memur veya müstahdemlerin maaş ve ücretlerinden kesilmesi için icra dairelerinden yapılacak tebligatın kanuni muhatapları haczin icra edildiğini ve borçlunun maaş ve ücreti miktarını nihayet bir hafta içinde bildirmeğe ve borç bitinceye kadar icra dairesinin tebligatı mucibince haczolunan miktarı tevkif edip(kesip) hemen daireye göndermeğe mecburdurlar.

Memurun maaş, ücret veya memuriyetinde yahut başka bir şubeden maaş almağı mucip olacak surette vuku bulacak tebeddülleri(değişiklikleri) ve hizmetine nihayet verildiği takdirde bu keyfiyeti de mal memuru veya daire amiri yahut hususi müesseselerin kanuni muhatapları derhal icra dairesine bildirmeğe ve ikinci halde haciz muamelesinden o şube veya amirini haberdar etmeğe mecburdur.”

Bu memura 89 ihbarnamesi göndermez, icra dairesi bir müzekkere yazar ki bunun adı haciz müzekkeresidir der ki borçlu filan kişinin sendeki maaşı üzerinde haciz konmuştur dörtte birini haczet bana gnder der. Maaş ve ücretlerin kısmen haczi caizdir, prensip olarak bir bölü dördü haczedilir. Eğer bunu yapmazlarsa onun maaşından kesilir. Özetle maaş ve ücret haczi ihbarnamelere göre olmaz. O kişinin maaşının bir bölü dördü icra dairesine yatırılır.

Uygulamada problem var: haciz normalde icra müdürünün eğer başka yerdeyse kaydi haciz yapılıyor. Aslında kanunen o gayrimenkulün haczi için gayrimenkulün

başına gidecek ve birine teslim edecek denir. Ama uygulamada müzekkere ile yapılıyor. Bazen icra daireleri 89 ihbarnamesi yerine haciz müzekkeresi gönderiyor bu müzekkere ihbarname mi değil mi? Burada müzekkere gönderilmişse Yargıtay’a göre o müzekkereye itiraz etmeme bir sonuç doğurmaz.

Bazı malları haczedebilme imkanımız yok, şimdi tamamen veya kısmen haczi c aiz olmayan malları anlatacağız:

Bazı şeyler hacze dilemezler bunun bir nedeni örneğin devlet malı haczedilemez derken kamu ile ilgili oldu için haczedilemez. Bazı mallar sosyal nedenlerle haczedilemez.

Tamamen Haczedilemeyecek Şeyler

Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar haczedilemez. Bnin Ü’den manevi tazminat talebi haczedilemez oysa B’nin Ü’den alacağı var ama davayı açıp parayı almıyor. O zaman icra dairesine müracaat ederek yetki alarak dava açabilir. Ama B’nin Ü’den alacağı b nin şahsına sıkı sıkıya bağlı alacak ise bunun haczedilmesi mümkün değildir.

İİK madde 82’de haczi caiz olmayan mal ve haklar sayılıyor. Bu madde dışında özel kanunlarda da buna benzeyen hükümler var. örneğin BDDK’nın malları bankacılık kanununa göre haczedilmez, keza TMSF’nin malları da haczedilemez. SGK’nın malları da haczedilemez. Özetle özel kanunlarda da 82.madde dışında hükümler olur ama haczedilmezlik mutlaka kanuna bağlanmalıdır, yönetmelikle tüzükle söz konusu olmaz.

1.Devlet malları haczedilemez. A olarak devletten alacaklısınız icra takibi yaptırıyorsunuz, idari yargıda davayı açtınız, İİK göre tahsil edeceksiniz; ama devlet olarak alacağını z olsaydı AATUHK ile alırdınız. Devlete icra takibi yapabiliriz ama devlet malını haczedemeyiz. Devletin bir bütçesi var yıllık programları var, parasını belli bir program içerisinde harcıyor. Devlete karşı devletin malını haczederseniz devlet iflas eder. ANCAK bu demek değildir ki devlet borcunu ödemez, en başata borcunu ödemesi gereken devlettir. Devlet bir borcu olduğunu anlarsa ertesi yılın bütçesine mutlaka para koyar ve öder.

2. Buna benzeyen bir hüküm köy kanununda var. köy orta malları haczedilemez. Diyelim ki bir köy odası var köy konağı var, köy bir otobüs almış.

3.Belediyenin kamuya tahsis edilmiş malları da haczedilemez. Belediye otobüsleri kamuya sunduğu hususlar haczedilemez. Belediyenin özel hukuk kişisi gibi çalışıp gelir elde ettiği yerler var o zaman bunların üzerine haciz koymak mümkün olmalı ama şöyle yapıyorlar bütçe çıkarıyorlar belediyenin bütün gelirleri kamuya tahsis

edilmiştir diyor komisyon kararı alıyor. Vatandaş bu nedenle AİHM’de binlerce dava açtı ve TR tazminata mahkum oldu.

4.YÖK kanunda da benzer hükümler var. Bunların yanı sıra ayrıca 82-2:

Diyelim ki küçük esnaflar var, yapılan işlerle acaba elindeki çekici haczedebilir miyiz? Ya da ayakkabı tamircisinin makinasını ya da avukatın bürosunda pcsini haczedebilir miyiz? Yargıtay’a göre ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedeni çalılmaya dayanıyorsa bunların haczi mümkün değildir. avmlerin altında büyük ayakkabı hastaneleri var, burada sermaye ağırlığı var, oradaki makineleri haczederiz.

82-3:

haciz için eve geldiler giysiler var ayakkabılar var halı var buzdolabı var bunları normalde haczedemeyiz bunlar oradaki insanların yaşaması için lüzumlu şeylerdir. Ama antika halı var onu haczederiz, yahut da antika bir vazo var onu da haczederiz.

82-4:

adamın küçük bir traktörü var haczedemeyiz, ama adamın büyük bir işletmesi var onunkini haczederiz.

82-5: teferruat bu madde.

Demek ki zorunlu olan şeyleri haczedemiyoruz.

Esas önemli olanlardan biri İİK 82 -12’ye göre borçlunun haline münasip evi haczedilemez. B beş çocuk yapmış iki buçuk odalı bir gecekonduda yaşıyorlar evi haczedemezsiniz; iki kişi 8 odalı evde oturuyorlar onu haczedebiliriz ama bunu da haline münasip ev alabilecek kadar miktarı bırakırız.

Kısmen Haczedilemeyecek Şeyler

Madde 83 bunu düzenler. “Maaşlar, tahsisat ve her nevi ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama müstenit olmayan nafakalar, tekaüt(emekli) maaşları, sigortalar veya tekaüt sandıkları tarafından tahsis edilen iratlar, borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra

haczolunabilir.” Mesela sgk kanununda diyor ki SGK’nın bağladığı maaşlar haczedilemez. Dikkat ederseniz icra müdürüne miktar açısından takdir veriyor.

“Ancak haczolunacak miktar bunların dörtte birinden az olamaz.” Memur maaşı 2 bin TL onun 500 TL’sini haczederiz. Ama diyelim ki bu kişi ayda 100 bin TL maaş alıyor icra müdürü bunu takdir edecek diyecek ki bunun 30 bini ile geçinir geri kalanı

haczedecek. “Birden fazla haciz var ise sıraya konur.” Aynı anda yapamazsın. “Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye

geçilemez.” Demek ki bir maaşta bir kesinti yapılabilir.

İş kanununda buna benzer bir hüküm var ¼’ten fazla haczedilemez der. Ama uygulamada bu ayrım yoktur hemen hemen her zaman ¼ haczedilir. Acaba haczedilmezlikten feragat mümkün mü? “82 ve 83 üncü maddelerde yazılı mal ve hakların haczolunabileceğine dair önceden yapılan anlaşmalar muteber değildir.”

Yani önceden feragat yani haciz aşamasından evvel feragat mümkün değildir ama ondan sonra mümkündür. feragat için zaten önce hak doğacak ondan sonra feragat etmek kanunen mümkündür, aksi zaten geçerli değildir. Neyin haczedilip edilemeyeceğine icra müdürü karar verir.

HACZE İŞTİRAK

A, takibini yaptı haciz aşamasına geldi ve B’nin malına haciz koydu. Şimdi bu hacizli malı satıp parayı alacaksınız diyelim ki alacağınız 50 bin TL mal da otomobil olsun 66 bin TL. B’ye karşı başka bir alacaklı A1 de icra takibi yaparsa ve ona da kesin haciz isteme yetkisi gelirse ki birinci haciz sizin 01.02.2017 tarihi olsun, kesin haciz koydurdunuz. İlk icrai haciz sizin hacziniz aynı zamanda A1 de haciz koydurdu. Şimdi hacze iştirak şartları yoksa o zaman diyelim sizin alacağınız 50 bin TL A1’in de alacağı 500 bin TL olsun. Şimdi eğer hacze iştirak şartları yoksa malı 66 bin TL’ye sattık 50 bin TL size ait olacak 16 bin TL’yi de A1’e vereceğiz. Ama eğer hacze iştirak şartları gerçekleşirse o zaman bu elde ettiğimiz parayı A ve A1 arasında garameten paylaştıracağız. Bu ne demek sizin alacağınız 50 bin onunki 500 bin TL, 6 bin size 60 bin A1’e ait olacak.

Kanun hacze iştirak müessesini 100.maddede düzenliyor.

İştirak Türleri !!!!(Sınavda Çıkar)

1.Hacze Adi İştirak

Hacze takipli itiraz diye de ifade ediyoruz. Bunun anlamı şu, A1’in hacze iştirak edebilmesi için onun da takip yapmış olması, ödeme emri kesinleşip ona da kesin haciz yetkisinin gelmiş olması lazımdır. A1 de haczi 01.03.2017’de koydu demek ki birinci şart A1’in takip yapmış olma şartı. İmtiyazlı iştirakte takip şartı yok. A1’in

Demek ki ilk şart hacze katılması için takip şartı var.

İkinci şart A1’in alacağının sizin alacağınızdan önce doğmuş olması gerekiyor. “ilk haciz ilamsız takibe müsteritse…” yani sizin takibiniz ilamsız takipse takip tabinden önce doğmuş olması lazımdır ama takibiniz bir ilama dayanıyorsa yani takibi 1.12.2016 da elde ettiniz ama 2009’da bir dava açmıştınız. Demek ki özetle A1’in alacağının sizin takibinizden önce doğmuş olması gerekir. Eğer daha sonra doğduysa hacze iştirak söz konusu olmaz.

İspatı nasıl yapacak? Kanun burada A1’in elinde baz belgeler bulunmasını şart koşuyor. Öncelik şartı kanunun belirleyeceği belgeleri gerektirir.

Üçüncü şart A1’in belgeleri olması lazımdır. Yani A1 sizin dava tarihinizden önce B’ye bir takip yapıp alacağını alamamış olmalı ve elince aciz belgesi olmalı eğer sizinki ilamsız takipse elinde yine aciz belgesi olmalı.

Bir dava üzerine alınan bir ilam, yani sizi takibinizden evvel bir dava açılmış olmalı bir ilam elde edilmiş olmalı; a1’in aciz belgesi yeni tarihli de olabilir ama dayanacağı şey sizin dava ya da tabinizden daha evvel başlamış bir takip ya da dava olacak.

Demek ki A1’in elinde ilam, noter senedi ya da yetkili makamların belgeleri var. Bu belgeler sağlam belgelere benziyor. Ama bir sağlam belge daha var, imzası ikrar edilmiş belgedir. Acaba B’nin böyle bir belgesi olsa A1 lehine A1’in elinde bir adi senet var B bunu ikrar etmiş eğer adi belgeyi burada söyleseydik ne olurdu? O zaman B mallarındaki elde edilen paranın A’ya değil de paraları başka yere kaydırmak için A1 ile anlaşır ona önce tarihli bir senet yazsaydı A1 kolaylıkla bunun önüne geçerdi, oysa kanun ilk haciz sahibini koruyor.

Demek ki şartlar:

Takip yapma

Alacak önce doğacak

Öncelik şartı sınırlı belgelerle ispat edilecek

Elde edilen para icra veznesine girinceye kadar hacze iştirak mümkündür. Hacze iştirak varsa elde edilen parayı icra müdürü paylaştıracak, para yetmezse bu durumda alacaklılardan birinin talebi üzerine icra dairesi ilave haciz yapar. Ama ilave haczedilecek bir şey yok garame usulü ile paylaştırılacak.

Burada icra müdürü paraları nasıl dağıtır? Eğer bu alacaklılardan biri imtiyazlı alacaklı ise İİK madde 206’da bir alacaklılar sırası var. o zaman işte bu eldeki parayı 206.maddedeki sıraya göre dağıtılacak. İcra müdürü bir sıra cetveli yapacak uygulamada derece kararı diyoruz, icra müdürü buna göre parayı üleştirecektir.

2.İmtiyazlı İştirak

uygulaması pek yok. A, B’ye takip yaptı, A1 de B’nin oğlu, karısı. Sosyal yapıyı düşünün bütün malları haczettiler, A tüm malları alıp gidecek oğlu hacze iştirak edemez babasına takip yapmaz ki toplumsal yapıdan dolayı. Kanun diyor ki bu gibi hallerde eş kardeş gibi daha evvel takip yapması mümkün olmayan kişiler de bazı alacaklar bakımından önce takibe gerek kalmadan imtiyazlı olarak hacze iştirak ederler. Aksi halde çocuğun ya da eşin hakkını alabilmesi mümkün değildir.(Kanun madde 101.)

 

Haczi incelemeye başlamıştık, haciz önemli bir aşamadır. Kural olarak paraya çevrilebilen her şey haczedilir demiştik. Hacizde İstİhkak Davaları 3.şahsın malı haczedilirse 3.şahsın bu mal üzerinde hak iddia etmesi söz konusu olur. Hacizde tertip önce çekişmesiz mallar haczedilirdi, çekişmeli mallar haczedilmezdi. İcra müdürü geldi borçlu dedi ki şu malı haczetmeyin bana ait değildir dedi veya haciz sırasında orada 3.şahıs bulunuyordu ya da mesela komşu geldi dedi ki o mal bana aittir haczetme dedi, o mal üzerinde hak iddia etti, bu durumda mal çekişmeli hale geldi. Yahut da icra müdürünü alacaklı götürdü baktı ki evde pek bir şey kalmamış kendi duyumuna göre borçlunun evindeki mallar 3.şahsın evine taşınmış. Özetle bir malın borçluya ait değil de 3.şahsa ait olduğu iddiası ortaya atılabilir. İşte buna biz bundan doğan uyuşmazlıklara istihkak iddiası ve istihkak davası diyoruz, uygulaması fevkalade çoktur. Kanun istihkak davalarını ikiye ayırmıştır. 1.Haczedilen mal borçlunun elinde ise istihkak davası (madde 96 vd.) 2.Mal 3.şahsın elindeyse istihkak davası (madde 99 vd.) Mal Borçlunun Elindeyse İstihkak Davası İcra müdürü geldi işyeri olsun burası, işyeri de borçluya ait buradaki malları haczedeceğiz, icra müdürü çekişmesiz malları haczetti, başka mal kalmayınca çekişmelilere geçti, ama burada bu mal üzerinde 3.şahıs istihkak iddia etti ya da borçlu bu mal bana ait değil 3.şahsa ait dedi. İstihkak iddiası haciz tutanağına geçirilir, eğer 3.şahıs haciz sırasında orada değilse daha sonra haczin kendisine bildirilmesinden itibaren icra dairesine müracaat ederek 7 gün içerisinde o mal üzerinde istihkak iddiasında bulunabilir. İstihkak iddiasını icra dairesi alacaklıya ve borçluya bildirir, ne diyorsunuz der ve onlara 3 günlük bir süre verir. Bunun üzerine 2 ihtimal vardır; ® İtiraz edilmez. Yani 3.şahsın o mal benimdir iddiasına alacaklı ve/veya borçlu itiraz etmez. Borçlu o mal benimdir demez ya da alacaklı o mal borçlunundur demez. Böyle bir itiraz söz konusu olmazsa demek ki yanlışlıkla 3.kişinin malını haczetmişiz, haciz kalkar mal 3.şahsa iade edilir. ® İtiraz edilir. Bu durumda itirazı normalde alacaklı yapar veya borçlu da o mal bana aittir ya da rehin hakkım vardır diyerek itiraz eder. Dikkat edin henüz daha icra dairesindeyiz, haczi icra dairesi yaptı, itirazı icra dairesine yaptık, iddiayı taraflara bildirdi. İtiraz edilince icra dairesi dosyayı gerekli kararı vermek üzere icra mahkemesine getirir. İcra mahkemesi dosya önüne geldiğinde icra takibinin devam edip etmemesi konusunda bir karar verir. Örn, kötü niyetle bir istihkak iddiası varsa ve icra mahkemesi de öyle kabul ederse takibin devam edip etmeyeceğine karar verir.(satış ve ödemeye geçilecek mi ona karar verir.) Ama genelde icra mahkemesi durdurma kararı verir, yani istihkakla ilgili iddianın incelenmesinin sonuna kadar icrayı durdurma kararı verir. Ve bu kararı icra mahkemesinin verdiği devam ya da durma kararını 3.kişiye bildirir. 3.kişi istihkak iddia eden kişidir ve ona 7 gün süre verir, 7 gün içinde istihkak davası açabileceğini bildirir.(İcra mahkemesi 3.kişiye süre veriyor). Burada da 2 ihtimal var; 3.kişi istihkak davası açmaz veya açar. o Eğer istihkak davası açmazsa o zaman istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır. İtirazına rağmen süre içinde dava açmazsa iddiasından vazgeçmiş olur, artık o mal üzerinde bir istihkakı yok dolayısıyla bundan sonra satış aşamasına gelinir, iddia olmadığına göre artık mal temizlenir. Malı satarız. Ola ki 3.şahıs gerçekten haklıysa 7 gün içinde istihkak davası açmadığı için malı satarsak borçlu bundan yararlanmış olacak; 3.şahıs ile borçlu arasında sebepsiz zenginleşme gündeme gelecektir, genel hükümler çerçevesinde sebepsiz zenginleşme davası açabilir. o Dava açarsa ne olur? Bu dava icra mahkemesinde görülen bir davadır. İcra mahkemesinin görevlerini anlatırken esas görevi şikayeti incelemekti ya da itirazın kaldırılmasını incelemekti, menfi tespit ve istirdat onun görevi değildi. İcra mahkemesine verilen bir diğer görev istihkak davalarıdır, icra takibinin yapıldığı yer veya duruma göre malın bulunduğu yer icra mahkemesinde davanın açılması söz konusudur. Dava açarsa bu davanın davacısı 3.kişi yani istihkak iddia eden kişidir. Davalısı alacaklı ki esas itibariyle alacaklı itiraz eder o mal 3.şahsa ait değildir diye ama borçlu da o mal bana aittir diye itiraz edebilir, o zaman ikisini beraber davalı olarak gösteririz. Bu davanın özelliği ispat bakımından karşımıza çıkar yani icra mahkemesi basit yargılama usulü uygular. (Yazılı yargılamadan farkı sadece bir dava dilekçesi bir cevap dilekçesi vardı ve ikinci dilekçeler yoktu, hakim daha kısa sürede işi yürütüyordu.) Burada özel ispat kuralları çerçevesinde inceleme yapar. Bu kurallar nelerdir? Tekrar canlandıracak olursak demek ki 3.kişi istihkak iddiasında bulundu, icra dairesi taraflara bildirdi, onlar itiraz ettiler, (bu dava sonunda verilen hüküm maddi anlamda kesin hüküm oluşturacak.), itiraz ettiler ve icra mahkemesi takip hakkında bir karar verdi ve ayrıca 3.şahsa 7 gün süre verdi, istihkak davası aç diye ve istihkak davası açtı, bu davada itiraz eden alacaklıyı ve gerekiyorsa borçluyu da hasım olarak gösterdi. 3.şahıs komşu olsun, mal bana ait diyor, borçlu da evet ona aittir diyor, 3.şahıs iddiasını ispat etmek durumunda madde 97-a diyor ki: “İstihkak davacısı malı ne suretle iktisap ettiğini ve borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukuki ve fiili sebep ve hadiseleri göstermek ve bunları ispat etmekle mükelleftir. ”

Yani normalde ispat iddia edene düşer. İspat yükü 3.şahsa düştü, nasıl ispat edecek? Genel olarak düşünecek olursak fatura gösterir, mesela TV’nin faturasını gösterebilir. Ve ayrıca malın neden borçlunun evinde durduğunu ispat eder, kiraya vermiştim, tamir etsin diye vermiştim vs. diye. Yani 2 şeyi ispat edecek: 1.Malı nasıl iktisap ettiğini, ne suretle iktisap ettiğini 2.Borçlunun elinde bulunması gereken vakıaları ispat edecektir. Faturayı gösterdi ama uygulamada maalesef kötüniyetli hareketler yaygın. Genelde borçlular kendilerine karşı yapılacak takibe ihtimal verdikleri için genelde şöyle yaparlar, tüm malvarlığını komşusuna noterde satar. Yahut da mal edinirken başkasına fatura eder. Bu durumda kötüniyetle hareket halinde komşu dedi ki fatura bana ait dedi, normalde davada fatura nasıl bir delildir? Bir belge ve aynı zamanda senettir. İspat yükü kendisine düşen A işte faturam diyor, yahut da bunun gayrimenkul olduğunu varsayın bak tapu bana ait diyor elinde belgeyle. Senet varsa normalde hakimin bu kesin delille bağlılığı var. ANCAK; İstihkak davasında durum böyle değildir, hakim her türlü delili ikrar dahil serbestçe takdir eder. Yani yazılı delille icra hakiminin bağlılığı yoktur. Burada özel bir ispat kuralı getirmiş olduk çünkü davalı alacaklı 3.şahıs ile borçlu arasındaki ilişkiye yabancıdır, onların arasında gerçek bir satış var mı bilemez. Kanun onun için istihkak davalarında serbest delil sistemini getirmiştir, yani genel hükümlere göre basit yargılamaya göre görecek. Ancak kesin delillerle bağlılığı söz konusu değildir. Kanun ispatla ilgili başka karineler de kabul etmiştir. 97-a-1 “Bir taşınır malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılır. ”Taşınır borçlunun elinde o halde malik kim borçlu ama bunun aksini ispat edebilmesi mutlak surette hakimin takdirindedir. “Borçlu ile üçüncü şahısların taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları halinde dahi mal borçlu elinde addolunur. ” İki arkadaş aynı evde oturuyorsunuz; yahut da iki avukat aynı büroda çalışıyorsunuz; yahut da 8 tane adi ortaklık bir fabrikayı beraber çalıştırıyorlar. Veya ailenizi düşünün anneniz çok zengin babanız devlet memuru tüm malvarlığı anneye ait, çeyizinden getirmiş. Borçluya karşı takip yapılınca karine olarak malı elinde bulunduran onun maliki sayılır. yahut da evde kayınvalide kayınpeder var, birtakım mallar kayınpederin, borçlu iç güveysi olarak eve gelmiş işi gücü de yok serbest meslek ama borçlu. Bu durumda kanuna göre mallar ona ait. “Birlikte oturulan yerlerdeki mallardan mahiyetleri itibariyle kadın, erkek ve çocuklara aidiyetleri açıkça anlaşılanlar veya örf ve adet, sanat, meslek veya meşgale icabı olanlar bunların farz olunur. Bu karinenin aksini ispat külfeti iddia eden kişiye düşer.” Normalde mal kimin elindeyse ona aitti, bu karine alacaklının lehineydi. Kanun buna bir istisna getiriyor. Bu sefer malı birlikte elinde bulunduranlar lehine karine getiriliyor. Örn; borçlu bir erkek evde de av tüfekleri var, niteliği itibariyle bu erkeğe aittir kadına değil; aksini iddia eden ispatla yükümlüdür. Evde hanım ağa var o ava gidiyorsa onu ispat edecek. Özetle burada hakime bir serbesti tanınmış malın 3.şahsa ait olup olmadığını hakim serbestçe takdir eder, kararını verir, bu bir icra mahkemesinin yaptığı, genel hükümlere göre yaptığı bir yargılama ve kanun yolları açıktır. Bu davanın sonunda 2 ihtimal var; 1. Dava reddedilir, malın 3.şahsa ait olmadığı anlaşılır, takibe devam edilir. Ayrıca davacı 3.şahıs aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilir, alacaklının alacağına kavuşmasını geciktirdiği için. (Sınıftan gelen soru üzerine: Ancak durdurma kararı verilmemişse ve alacaklı alacağına zaten kavuşmuşsa bu durumda zarar ortaya çıkmaz ve onu tazminata mahkum etmeyiz.) Davanın reddi halinde mahkemenin verdiği karar maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder. 2. Dava kabul edilirse yani malın 3.şahsa ait olduğu anlaşılırsa o zaman haciz kalkar. Eğer alacaklı ve borçlu kötüniyetle itiraz etmişlerse (ki itiraz ettikleri için bu dava açılmış oldu) o zaman hakim %15’ten aşağı olmamak üzere onları tazminata mahkum eder. Buradaki tazminat yine kötüniyet gerektirir. İstihkak prosedürü budur, mal eğer borçlunun elindeyse. Uygulamada böyle de istihkak davaları açılıyor yahut da 3.şahıs hiç bu prosedüre girmeden(yani alacaklıya borçluya tebliğ edildi vs.) doğrudan doğruya icra mahkemesinde istihkak davası da açabilir. Yani 3.şahsın bu prosedürü beklemesi şart değildir. Hem istihkak iddiasında bulundu, karşı tarafın itirazını beklemeden doğrudan istihkak davası açmaya gidebilir. Bu anlatılan mal borçlunun elindeyse olan durumdur. Mal ona ait sayıyoruz, bu durumda icra müdürünün prensip olarak malın borçlunun olduğunu sayması lazımdır, borçlunun elinde bu malları bırakmaması lazımdır, alıp yedi emine teslim eder, alacaklının menfaati bunu gerektirir. Mal borçlunun elinde bulunmasına rağmen mal onun elinde de alacaklı izniyle yedi emin sıfatı olarak bırakılabilir. Eğer kötüye kullanılırsa bu sıfat yaptırımları vardır.

Mal 3.Şahsın Elindeyse İstihkak Davası

Eğer mal 3.şahsın elinde haczediliyorsa icra müdürü geldi borçlunun evine, alacaklı dedi ki bu malları komşusuna kaçırdı dedi, icra müdürü de buna ikna oldu. Normalde gidip komşudaki malı haczetmemesi lazımdır, eğer borçlu adresi dışında bir şey varsa icra müdürü o adresi borçluya değil de başka birine ait olduğunu görürse kolay kolay haciz yapmaz. Ama bir şekilde alacaklı ikna etti icra müdürünü, o zaman komşuya gidilecek, evde yoksa çilingirle kapı açılacak, borçluya ait olduğu iddia edilen o mallara haciz konulacak. İcra müdürü bakımından ne riski var? Hem kanuna aykırı hareket hem de TCK anlamında cezası vardır. Diyelim ki haczetti, prensip olarak 3.şahsın elinde olan mallar alınıp götürülemez, bu mallar onun elinde kalır. Çünkü zaten malik sıfatıyla elinde bulunduran odur. Mal 3.şahsın elindeyse prosedür ne? İcra müdürü 3.şahsın elinde haczetti, 3.şahıs bunun üzerinde istihkak iddiasında bulundu, tutanağa yazıldı ve bu durumda icra dairesi alacaklıya 7 gün içinde istihkak davası açması için süre verir. Yani ötekinden farklı bir şey söyledik, taraflara bildirme, icra mahkemesi aşaması vs. yok. Şimdi sadece istihkak iddiasının bulunması halinde icra dairesinin kendisi alacaklıya istihkak davası açması için 7 günlük süre verir. 2 ihtimal vardır, 1. Dava açılmadı. Bu durumda haciz kalkar. 2. Dava açıldı. Bu davanın davacısı alacaklıdır. Davalısı ise 3.şahıstır. Gördüğünüz gibi daha farklı bir yöntemden bahsediyoruz. Davayı kim açacak alacaklı açacak karine kimin lehine? İspat yükü ve davayı açma iddiasını kanıtlama alacaklıya ait olmalıdır. Ötekinde mal borçlunun elindeydi dışarıdan biri geliyor mal benim diyor, o zaman onun istihkak davası açması lazımdır. Oysa burada 3.şahsın elindeki malı haczettiler, alacaklının iddiası ile. İşte o zaman kanun koyucu 3.şahsı koruyor, alacaklı mantığa ters bir şey söylüyor, davayı açacak olan alacaklıdır yani süreyi biz alacaklıya veriyoruz. Alacaklı dava açmazsa iddiası havada kaldı haciz kalkıyor. Burada da icra hakiminin serbestçe takdir etmesi söz konusudur. Ve bu durumda da sonuçta iki karar verilecek; ® Ya davayı reddedecek; yani alacaklı haksız, haczedilen mal 3.şahsa ait, haciz kalkacak. ® Ya da davayı edecek; icra takibine devam edilecek malın satışı aşamasına geçeceğiz. Bu durumun düzenlendiği 99.madde cezalarla ilgili herhangi bir hüküm içermiyor. Davaların kabulü ya da reddi halinde bir ceza söz konusu değildir. ancak 3.şahsın malı üzerinde bir haciz konduğu için onun eğer bir zararı(maddi-manevi) varsa o durumda bir 3.şahsın alacaklıya karşı dava açma imkanı vardır, genel hükümler çerçevesinde görülür. 99.madde “Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, bu kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz(alınıp götürülmez). İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesine istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır.(haciz kalkar.) Alacaklı tarafından süresinde açılan dava sonuçlanıncaya kadar, haczedilen malın satışı yapılamaz.(icra takibi duruyor yani) Haczin, üçüncü kişinin yokluğunda yapılması ve üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunulması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır. ”

Dolayısıyla ceza için mutlaka açık bir hüküm bulunması lazımdır, kıyas yolu ile ceza verilemez. Olsa olsa genel hükümlere göre tazminat söz konusu olur. Dikkat ederseniz, 99.maddeden başlarsak 3.şahıs mülkiyet veya diğer bir ayni bir hak iddiasında bulunuyor. Demek ki 99.maddeye göre istihkakın iddiası mülkiyet olabilir veya diğer bir ayni hak olabilir. Diğer ayni hak dediğimiz, rehin, intifa, üst hakkı vs.dir. Demek ki madde 99’daki istihkak davasının konusu mülkiyet ya da diğer bir ayni hak olabilir. 3.şahıs benim bu mal üzerinde kişisel kira hakkım vardır diyemez. 96’ya bakacak olursak buradaki istihkak konusu “Borçlu, elinde bulunan bir malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde….” İkisi arasında bir fark var mı? 96’da yalnızca mülkiyet ve rehin diyor, oysa 99’da rehin dışındaki diğer ayni haklar da istihkak davasının konusunu oluşturabilir. İstihkak davası iflasta da söz konusu olur. İİK madde 228’e göre de istihkak davası vardır. Borçlu hakkında iflas kararı verildiği anda borçlunun yedinde bulunan tüm mallar bir malvarlığı teşkil eder, tüm alacak ve haklar o iflas masasına girer. Sizin de malınız o iflas masasına girdi, sizin de iflas dairesine dava açıp o malı masadan çıkartma imkanınız var, işte masadan mal çıkartmak için de istihkak davası açıyoruz, ancak burada istihkak davasının konusu her şeydir, sadece mülkiyet ve ayni hak değil, kişisel haklar da istihkak davasının konusu olur.

Mülkiyeti Muhafaza İle Satılan Malların Haczi

Ben size mal satıyorum, mülkiyeti muhafaza ile satıyorum, genelde leasing sözleşmesinde satıcı mülkiyeti muhafaza edebilir, alacağını garanti altına almak için. Siz taksitleri ödersiniz sonuncu taksiti ödeyince mülkiyeti size devreder. Mülkiyeti muhafaza ile satışta da mal haczedilirse ne olur? Karışık bir durum bu, bu konudan sorumlu değiliz. İsteyen açıp okur.

Borcun Taksitle Ödenmesi

Genelde haciz aşamasında karşımıza çıkar, madde 111’de düzenlenmektedir. Genelde haciz aşamasına gelindiğinde alacaklı ile borçlu taksit anlaşması yaparak icra takibine son verirler. Daha evvelki aşamada da olabilir ödeme emri safhasında da vs.de de olabilir. Ama genelde haciz aşamasında karşımıza çıkar.

1. Anlaşarak Taksit

Haciz aşamasına gelindiğinde borçlu alacaklıya borcu taksitle ödeyeyim diye teklifte bulunur. Tamamen borçlar hukuku sözleşmesine giren bir konudur. Özetle taksit anlaşmasının bir türü alacaklı ile borçlu arasında yapılan bir borçlar hukuku sözleşmesi ile borç taksitlere bölünür. Bir de mecburi taksit anlaşması var. bu anlaşma yerine getirilmezse madde 340’ta taksit anlaşmasının yerine getirilmemesi halinde uygulanacak yaptırımlar vardır. İşte bu yaptırımların uygulanması için rızai taksit anlaşmasında da öğretide söylenen; Taksit anlaşmasında yine taraflar istedikleri gibi serbestse de borcun taksitlerini teker teker bildirmeliler ve vadelerini de açıkça kararlaştırmalılar. Eğer bu rızai taksit anlaşmasında taksit miktarları ve vadeleri belliyse birazdan anlatacağımız 340.madde yaptırımla ilgili madde burada da uygulanır. Özetle rızai taksit anlaşması budur.

2. Zorunlu Taksit Anlaşması

Madde 111’de düzenleniyor.10 yıl 20 yıl hikayesi; rızai anlaşmada rızai anlaşırlarsa satış isteme süreleri durur. Satış belli süre için alacaklıdan istenebilir. Menkullerde 6 ay, gayrimenkullerde 1 yıl içinde satış istenmesi gerekir, aksi halde istenmezse haciz düşer. Taksit anlaşması yaptık, diyelim ki 15 ay anlaşma yaptık satış istemi 6 ay geçti. Onun için kanun açıkça diyor ki taksit anlaşması halinde satış isteme süreleri işlemez, durur diyor. ne zaman olacak? Eğer taksitler ödenmezse ondan sonra 6 aylık, 1 yıllık süreler işler. Yani özetle rızai taksit anlaşması halinde satış isteme süreleri durur ancak 10 yıldan fazla olan taksit anlaşmalarında satış sözleşmesi 10.yılın bitiminden itibaren işlemeye başlar. Borçlu şimdi okuyacağımız 111.maddedeki şartlarla borcunu taksitle ödemeyi taahhüt ederse alacaklının razı olup olmaması hiç önemli değildir. Borçlu borcunu bu taksitle halinde ödeme hakkına sahiptir. “Borçlu alacaklının satış talebinden evvel borcunu muntazam taksitlerle ödemeği taahüt eder ve birinci taksiti de derhal verirse icra muamelesi durur. (şartlardan biri) (diğer bir şart)Şukadar ki borçlunun kafi miktar malı haczedilmiş bulunması(yani zorunluda mutlaka mal önce haczedilecek oysa rızai anlaşmada mal haczedilmeden de taksit anlaşması yapabilirler,zorunlu taksit anlaşmasının şartı mal haczedilmiş olmalıdır.) ve her taksitin borcun dörtte biri miktarından aşağı olmaması ve nihayet aydan aya verilmesi ve müddetin üç aydan fazla olmaması şarttır. (Ek fıkra: 9/11/1988 – 3494/13 md.; Değişik üçüncü fıkra: 17/7/2003-4949/26 md.) Borçlu ile alacaklının borcun taksitlendirilmesi için icra dairesinde yapacakları sözleşme veya sözleşmelerin devamı süresince 106 ve 150/e maddelerindeki süreler işlemez. Ancak bu sözleşme veya sözleşmelerin toplam süresinin on yılı aşması hâlinde, aştığı tarihten itibaren süreler kaldığı yerden işlemeye başlar. (Değişik fıkra: 9/11/1988 – 3494/13 md.) Taksitlerden biri zamanında verilmezse icra muamelesi ve süreler kaldığı yerden devam eder.“ Demek ki borçlunun borcu 100 bin TL ve masraflarla 107 bin TL olduysa 1.Önce mallar haczedilecek 2.¼’ünü peşin olarak icra dairesine yatıracak, 3.Geriye kalanı da 3 ay içinde her bir taksit 25 bin TL’den aşağı olmamak üzere ödeme imkanına sahip olacaktır. Bu dediğimiz gibi zorunlu taksit anlaşmasıdır. Borçlu borcunu ödeme imkanı var öderse satış aşamasına geçilmeyecek.

 

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir