Spinoza – Ethica (Etika) İncelemesi

Baruch de Spinoza’nın Etika’sı tuhaf bir kitaptır. Eukleides geometrisinin jargonuyla doludur. Tanımlar, aksiyomlar, sayılı önermeler, sonuçlar ve yorumlarla. Yine de bu ürkütücü teknik aygıtın ötesine geçerseniz, evrendeki yerimizi anlama yönünde büyüleyici ve yer yer köklü bir girişim bulursunuz.

Kitabın tam adı “Geometrik Yöntemle Kanıtlanmış ve Beş Bölüme Ayrılmış Ahlak”tır. Sorabilirsiniz, bir kimse felsefi bir incelemeyi neden bir geometri kitabı biçiminde yazmaya kalkışır? Bunun bir yanıtı şöyledir; Spinoza, Eukleides’in sonuçlarını çıkardığı açık varsayımlardan mantıksal olarak çıkarsama yönteminden etkilenmişti. Öncüllerden önlenemez bir biçimde çıkan sonuçlar, saydamlıkla ve zarafetle türetilmişti. Spinoza’nın çıkardığı sonuçlar, çeşitli tanımların doğru içerimlerinin ne olduğunu anlatır. Öncüllerini kabul ederseniz, muhakemenizin iyi olması koşuluyla, sonuçlarını da kabul etmelisiniz.

Kitaba serpiştirilen geometri jargonuna rağmen, Spinoza’nın argümanları hiçbir zaman, geometri incelemelerinde bulunanların saflığına tam ulaşamaz. Yine de bu zor kitabın sayfalarında güçlü felsefi ve psikolojik içgörüler vardır.

Spinoza genellikle rasyonalist olarak tanımlanır. O, evrendeki yerimizle ilgili bilgiye tek başına aklın gücüyle ulaşılabileceğine inanıyordu. Bu konudaki vurgusu, bilginin temel kaynağının deneyim ve gözlem olduğuna inanan ampiristlerden çok farklıydı. Spinoza yalnızca evrenin doğasını aklın keşfedebileceğine değil, evren rasyonel bir düzene göre düzenlendiği için öyle olduğuna da inanıyordu. Evrenin yapısı tesadüf değildir; zorunlu olarak olduğu gibidir. Kusurlu olan duyu deneyimi, evrene ilişkin hiçbir zaman yeterli bir kavrayış veremez. Bu, Spinoza bilimsel araştırmayı karaladı demek değildir; O, bir mercek ustası olarak, optik bilime dayanan bir iş yaparak geçimini sağlıyordu. Yaptığı mercekler mikroskoplarda ve teleskoplarda, bilimsel bilgiyi artırmak için kullanılan aletlerde kullanılacaktı.

KİTABIN ADI

Gördüğümüz gibi bu kitabı “Geometrik Yöntemle Kanıtlanmış” olarak tarif etmek doğrudur. Bununla birlikte, kitabın içindekilerinin tamamı, bizim şimdi etik saydığımız şeyi tartışmaz. Kitabın birinci bölümünün çoğu, aynı şey oldukları anlaşılan töz ve Tanrı’yla ilgilidir. Biz bu tartışmayı şimdi metafizik olarak sınıflandırdık. Spinoza’nın teması evren ve evrendeki yerimizdir – gerçekliğin doğası. Ona göre metafizik ve etik ayrılamaz. Gerçekliğin doğası, nasıl yaşamamız gerektiğini belirler.

TANRI VE PANTEİZM

Etika’nın ilk bölümlerinde Spinoza kendi töz tanımından yola çıkarak, yalnızca bir töz olabileceğini (monizm olarak bilinen tutum) ve bu tözün de Tanrı olduğunu kanıtlamaya girişir. Bunun sonucu şudur; Var olan her şey bir bakıma Tanrı’dadır. Tanrı doğayı yaratmadı. O doğadır. Spinoza görünürde ikisini de eşitleyerek “Tanrı ya da Doğa” diye yazar. Düşünce ve uzam (fiziksel uzayı işgal etme), Tanrı’nın sonsuz özniteliklerinden yalnızca ikisidir, ulaştığımız iki özniteliktir. Spinoza’nın bu tutuma ilişkin argümanı karmaşıktır. Her şeyin bir bakıma Tanrı’da olduğu sonucu, genellikle bir panteizm türü olarak kabul edilir. Daha incelikli yorumlar şunu vurgular; Spinoza, Tanrı’nın dünyadan başka bir şey olmadığını değil, yalnızca Tanrı’nın bütün özniteliklerinin dünyada dışa vurulduğunu söylüyor. Bu yüzden Spinoza panteistse bile, onun panteizmi, dünyanın Tanrı’yla özdeş olduğunu ilan eden ham panteizm değildir.

Spinoza’nın teolojik tutumunun doğru yorumu ne olursa olsun, Tanrı’nın doğasına ilişkin Hristiyan ve Yahudi ortodoksluğundan çok farklı olduğu açıktır. Ataları Portekiz’den gelen Spinoza 1632’de Amsterdam’da doğmuş ve bir Yahudi olarak yetiştirilmişti. 1656’daysa ortodoks Yahudi inançlarını terk ettiği için cemaatten atıldı. Etika’nın ancak ölümünden sonra yayımlanabilmesinin ve çağdaşlarından bazılarının onun Tanrı’ya inanmaktan vazgeçtiği kanısından olmalarının nedenini anlamak kolaydır.

ZİHİN VE BEDEN

Spinoza’nın, ruh-beden sorununa, var oluşumuzun zihinsel ve fiziksel yanları arasındaki ilişkiyi açıklama sorununa ilginç bir çözümü vardı. Çağdaşı Descartes’ın çalışmalarından haberdardı; hatta onun felsefesi hakkında bir kitap bile yayımladı. Spinoza’nın felsefesinin büyük bölümü, özel olarak Descartes’ın görüşlerine karşı çıkar. Zihin ile bedenin tamamen ayrı olduğunu öne süren Descartes’tan farklı olarak Spinoza, zihinsel ile fizikselin aynı şeyin ayrılmaz yanları olduğunu savundu. Zihin, bedenle aynı şeydir. Bu şeyi ya fiziksel ya da zihinsel olarak kavrayabiliriz. Zihnin kendisi bir töz değildir, daha çok tözün bir kipidir. Zihin ile beden, Descartes’ın tarif ettiği gibi etkileşmez; Onlar yalnızca aynı şeyin iki yanıdır. Bu görüşün, Spinoza’nın da kabul ettiği sonucu şudur; Bütün fiziksel şeylerin zihinsel özellikleri olabilir.

ÖZGÜRLÜK VE İNSANIN KÖLELİĞİ

Spinoza’nın ahlak öğretisinin kalbinde özgürlük düşüncesi yatar. Yine de neden ve sonuç zincirinden asla kurtulamayacağımızı düşünür. Bütün eylemlerimiz ve evrende olup biten her şey, ön nedenlerce belirlenir. Bu kitabı aldın ve okuyorsun; ama Spinoza’nın anlatımına göre, kararlarınızı ön kararlar, fiziksel olaylar ve benzerleri belirlemiştir. Kararınız kendiliğinden bir anda ortaya çıkmamıştır, öyle hissedilse bile. Tanrı’nın kararlarının ön nedenlerinin olmaması anlamında, yalnızca Tanrı gerçekten özgür olabilir.

Bu nedenle, neden ve sonuç zincirinin dışında olmak anlamında, insanın özgürlük umudu yoktur. Yine de Spinoza’ya göre, tutkulara kölelikten kendimizi kurtarabiliriz. Bu, bizi özgür olabileceğimiz tek anlamda, dışsal nedenlerden çok içsel nedenlerden kaynaklı eylem anlamında özgür yapacaktır. Ahlaki eylem tutkuların pençesinde olmaktan çok, kendi adına hareket eder. Tutkular bizi şu ya da bu yola itip çaresiz kurbanlar halinde bırakan kuvvetlerdir. ancak bu tür tutkuların taşıyıcısı olma pasifliğinden kendimizi kurtarabildiğimiz ve eylemlerimizi anlama durumuna gelebildiğimiz zaman, özgür oluruz.

İnsan köleliği, eylemlerinin nedenlerini bilmeyenlerin durumudur. Bu durumdaki insanlar, yalnızca dışsal nedenlerle hareket ederler. Onlar idrak etmedikleri kuvvetler tarafından itilip kakılan taşlara benzerler. Ancak davranışlarımızın nedenlerine ilişkin yeterli bir idea oluşturmakla bu kölelikten kurtulabilir ve eylemimizin nedenlerini dışsal değil, daha çok içsel hale getirebiliriz. Bir heyecanın nedenlerini tanıyınca, bir tutku olarak bizi pençesinde tutmayı bırakır. Etika, kısmen, bu tür bir aracıya ulaşıp daha tam insan olmayı okura öğretmek için tasarlanmıştır.

Bu bakımdan Spinoza’nın düşüncesi bir tür psikoterapi önerir. Tutkulardan kurtulup özgürleşmek için, eylemlerimizin gerçek nedenlerini anlamalıyız. Ama bu, özgür kararların artık nedenleri olmadığı anlamına gelmez. Anlamaya ulaşılınca, bu nedenler içselleşir.

Anlaşılmak, onları dönüştürür. Ama neden oldukları eylemler, belirlenmiş kalır. Bu yüzden Spinoza, insanın özgür iradesini bu tikel anlamla, eylemlerimizin nedensel olarak belirlenmiş olmasıyla bağdaşır görür.

TANRI SEVGİSİ

Etika’nın son bölümlerinde Spinoza, bilgece yaşamaya ilişkin neredeyse mistik bir resim sunar. Bizler kendimizi ve evrendeki yerimizi anlamaya çalışmalıyız. Bilgeliğin yolu budur. Aynı zamanda neşenin de yoludur; çünkü zihin daha aktifleşir ve daha yüksek bir kusursuzluk derecesine ulaşır. Spinoza entelektüel Tanrı sevgisini felsefesinin merkezi bir yanı yapmasına rağmen, bu sevgi, bizim esenliğimizle bağlantılı bir şahsi Tanrı sevgisi değildir. Aslında Spinoza’nın felsefesinde, geleneksel Hristiyanlıkta ve musevilikte tarif edilen Tanrı’ya yer yoktur. Spinoza’nın Tanrısı, Tanrı’nın varlığını ve kapsamını ortaya çıkarmak için kullandığı geometrik argümanlar kadar gayri şahsidir.

ETHİCA HAKKINDA ELEŞTİRİLER

– Tanrı’ya gerek yoktur –

Spinoza şahsi bir Tanrı düşüncesini bıraktıktan ve ilgilendiği kadarıyla, doğal dünyanın Tanrı’nın özniteliklerini bir bakıma dışa vurduğunu kanıtladıktan sonra, bir adım daha atıp ateist bir felsefe benimseyebilirdi. Tarif ettiği Tanrı, ortodoks Hristiyanlığın ve museviliğin Tanrısı’ndan o kadar farklıdır ki, “Tanrı” adını zor hak eder. Gerçekten de, Spinoza’nın bazı çağdaşları, onun felsefesinin ateizmle aynı olduğuna inanıyorlardı. Yine de o, Tanrı’nın varlığını kanıtladığı ve iyi bir yaşamın, Tanrı sevgisini dışa vuran bir yaşam olduğu kanısındaydı.

– Sahici özgürlüğü yadsır –

Spinoza’nın insanın durumuna ilişkin Etika’da çizdiği resim, Jean-Paul Sartre gibi bazı filozofların özgür iradenin özü olarak gördüğü nedensiz tercihin kendiliğindenliğine yer bırakmaz. Başarabileceğimiz en iyi durum, Spinoza’ya göre eylemlerimize dışsal nedenlerden çok içsel nedenlerin yol açmasıdır. Yine de insan özgürlüğüne ilişkin Spinoza’nın sunduğu kasvetli anlatım ikna edicidir ve daha doğrusu olabilir. Belki de, düşündüklerimiz ve yaptıklarımız konusunda nedensiz tercihler yapabildiğimize inanmak, yalnızca bir hüsnükuruntudur. Spinoza, kendisini özgür irade yanılsamasını ortaya çıkaran kişi olarak görmüştür.

– Akıl konusunda aşırı iyimser –

Spinoza, kendisinden önceki ve sonraki birçok filozof gibi, insanın akıl kapasitesini bilgeliğin ve mutluluğun yolu olarak gördü. Ona göre entelektüel Tanrı tefekkürü, olanaklı en yüksek mutluluk biçimiydi ve kendi ödülleri vardı. Bu, kendi düşüncesinde teselli bulan bir entelektüelin vardığı rahat bir sonuca benziyor. Herhalde, akıl ve aklın bize mutluluk getirme kapasitesi hakkında aşırı iyimserdi. Bununla birlikte, zihin durumlarımızın bazı nedenlerini anladığımızda, yaşamlarımızı daha fazla kontrol edebileceğimiz konusunda kesinlikle haklıdır.

TARİHLER

1632 – Amsterdam’da doğdu.

1675 – Etika’yı tamamladı.

1677 – Lahey’de öldü. Etika, ölümünden sonra yayımlandı.

SÖZLÜK

Monizm: Dünyada yalnızca tek tip töz olduğunu öne süren görüş.

Panteizm: Tanrı’nın her şey olduğu görüşü. Spinoza’nın gerçekten panteist olup olmadığı tartışmalıdır.

Rasyonalizm: Bilginin muhakeme gücüyle edinilebildiği inancı. Bu, bilginin gözlemden geldiğini öne süren ampiristlerin görüşleriyle çelişir.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir