Borçlar Hukuku Genel Hükümler 1 / Çözümlü Pratik Soruları

BORÇLAR HUKUKU GENEL HÜKÜMLER I

 ÇÖZÜMLÜ PRATİK ÇALIŞMA 1

 

SORU: Aşağıdaki olaylarda sözleşmenin kurulmuş olup olmadığını belirtiniz. Sözleşmenin kurulmuş olduğu ihtimallerde, sözleşmeyle bağlı olmak istemeyen tarafın hukuken başvurabileceği imkanları değerlendiriniz.

 

 

  1. Diş hekimi A, tıbbi malzemeler satan bir mağazanın önünden geçerken vitrinde bir hasta koltuğunun fiyatıyla birlikte sergilenmekte olduğunu görmüştür. Bu koltuğun muayenehanesi için oldukça uygun olduğunu düşünen A, mağazaya girerek koltuğu satın almak istediğini belirtmişse de satıcı S, bu koltuğun ne yazık ki yarım saat önce bir başka müşteri için ayrıldığını ve ellerinde o modelde başka bir koltuk bulunmadığını belirtmiştir.

 

(BK madde 8)

Karşılıklı ve birbirine uygun iki irade beyanı sözleşmenin kurulabilmesi için şarttır. Genel anlamda sözleşme icap ve kabulden oluşur. Birebir konuşurken icap ve kabulü ayırt etmek daha kolay fakat böyle bazı durumlarda kamuya yapılan icaplar olabiliyor. Bunu nasıl ayırt edeceğiz? Buna ilişkin hüküm BK 8’dedir. BK 8’deki hallerden birini gördüğünde ve kabul ettiğinde bu sözleşme kurulur demek oluyor. Satıcı vitrine koltuğu koymuş, altına da fiyatını koymuş. BK 8’e göre “evet ben bu koltuğu satın almak istiyorum” dediğiniz anda bir sözleşme kurmuş oluyorsunuz. Maddede “aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça” diyor, bunun açıkça anlaşılabilmesi için; “teşhir ürünüdür satılmaz vs.” tarzında bir yazı olması gerekir. (Evinize katalog geldiği zaman, katalogların altında stoklarla sınırlıdır vs. yazılar vardır. Bu yazıların konulmasının sebebi stok bittiği anda aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmış oluyor ve artık icap olmuyor anlamına geliyor. Ama somut olayda herhangi bir ibare olmadığı için fiyatı gösterilerek mal teşhir ediliyor. Ve A içerisi girdiği anda ve satın almak istediğini belirttiği anda sözleşme kuruluyor. Satıcının tedarik yükümlülüğü vardır. O koltuğun aynısından ve aynı ücrete bulup tedarik etmesi gerekir. Eğer tedarik etmezse ifaya ilişkin bir problem ortaya çıkar. Sözleşme kesinlikle kurulmuştur.

 

  1. Diş hekimi A, muayenehane kapısının önünde, üzerinde kendi adı ve adresinin yazılı olduğu bir paket bulmuş; paketin içinden 50 paket muayene eldiveni çıkmıştır. A, bu eldivenleri kullanmaya başlamıştır. Birkaç gün sonra gönderen firma, bedeli talep ettiğini bildirmiştir.

 

(BK madde 7)

Hiç ısmarlanmadığı halde kapının önüne muayene eldiveni geliyor. Sırf bunu aldığınız veya kullandığınız için herhangi bir yüküm (bedel ödeme) yüklenmesi hakkaniyete uygun değildir. Hukukta, hiç kimse sebebiyet vermediği bir duruma muhatap kılınamaz diye bir genel ilke vardır. Hiç ısmarlamadığınız bir şeyden dolayı kapınıza bir şey gelmiş. Kişi, kendisinin hakim olmadığı bir durumun içine sokulmuş oluyor ve hukukun bunu koruması mümkün değil. Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi öneri sayılmaz diyor BK madde 7. Herhangi bir hareketiniz kabul sayılmaz, yani sözleşme kurulmaz. Dolayısıyla herhangi bir şekilde bedel ödeme yükümlülüğünüz doğmaz. (Geçerli bir icap olduğunda sözleşmenin kurulduğu durumlar olabilir fakat burada geçerli bir icap yoktur.)

 

 

  1. Diş hekimi A, muayenehane kapısının önünde, üzerinde kendi adı ve adresinin yazılı olduğu bir paket bulmuş; malzemelerin üzerinde “3gün içinde yanıt vermezseniz ve malları tarafımıza iade etmezseniz, malları kabul etmiş sayılırsınız” notunu görmüştür. Nitekim, aradan 5 gün geçtikten sonra A’ya aralarındaki sözleşmenin bedelini derhal ödemez ise yasal yollara başvuracağını belirten bir e-posta gelmiştir.

 

(BK madde 7)

Üstteki durumda olduğu gibi sözleşme kurulmamıştır. Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi icap sayılmaz. Üstteki sorudan farklı olarak karşı tarafın tek taraflı bir irade beyanıyla 3 gün içinde göndermezsen kabul etmiş sayılırsın, üç gün sustun bunu kabul olarak sayıyorum şeklinde bir beyan yasal olabilir mi? Hiç kimse muhatabı olmadığı bir duruma cevap vermek zorunda değildir. Herhangi bir şekilde cevap vermemesine veya susmasına herhangi bir sonuç bağlanamaz. İcap mı kabul mü diye sorabileceğimiz bir durum yoktur, çünkü icap baştan geçersizdir. Eğer icap olsaydı bile kişinin susmasına kabul sonucunu bağlayamazdık. Bunu da BK madde 6’da görüyoruz.

 

 

 

  1. A, babasından kendisine miras kalan çok değerli bir avizeyi satmaya karar vermiş ve B ile bu konuda görüşmelere başlamıştır. A, avizeyi satabileceği son fiyatı B’ye e-posta yoluyla bildireceğini söylemiştir. 17.12.2015 tarihinde sabah saatlerinde avizenin fiyatını içeren e-postayı B’ye göndermiştir ancak B o gün e-postalarını kontrol etmemiştir. E-postayı gönderdikten sonra birkaç akrabasıyla görüşen A, B’ye verdiği fiyatın çok düşük olduğunu düşünmüş ve aynı günün akşamında bir başka e-posta göndererek sabahki fiyattan satamayacağını belirtmiş; yeni ve daha yüksek bir fiyat vermiştir. B, ertesi gün e-postalarını kontrol ettiğinde ilk önce daha geç saatte gönderilen ve daha yüksek fiyat içeren e-postayı okumuştur. Ancak, daha düşük fiyat içeren e-postayı “kabul ediyorum” şeklinde cevaplamıştır.

 

(BK madde 10)

Önerinin ve kabulün geri alınması başlıklı BK Madde 10. Sözleşme, icap ve kabul denen iki tane irade beyanıyla kuruluyor. Şöyle de bir durum var; siz bir icapta bulunduğunuz zaman bu icabınızla sonsuza kadar bağlı mısınız? Geri aldınız, vazgeçtiniz ne olacak? İki tane çatışan menfaat var; sizin yaptığınız icabı her zaman geri alabilme özgürlüğünüz. Bir de karşı taraf açısından baktığımızda; ben sana bunu 20 liraya satarım dedikten sonra sizin bu icabın hala geçerli olacağına dair olan güveniniz. 10. maddede dediğine göre; icabın geri alınması meselesine baktığımızda ya geri alma beyanını icaptan önce ulaştıracaksın ya da en geç onunla aynı anda ulaştıracaksın. Daha geç ulaştıysa, tek bir yol var kurtulmak için; geç gelen icabın ilk icaptan önce görülmesi. Bu somut olayda, geri alma beyanını icaptan daha önce öğrendiği için artık eski icap (sabahki icap) bağlayıcılığını yitirmiştir. Kabul ediyorum dediğinde bir sözleşme kurulmayacak artık. Düşük fiyat içeren sabah gönderilen epostaya kabul ediyorum demesinin bir geçerliliği kalmamıştır. Teorik olarak kulağa çok güzel geliyor fakat ispatı çok zor.

 

 

  1. A, bir hastalığı sebebiyle belirli aralıklarla ayırt etme gücünü kaybetmektedir. Bu durumu bilen bakıcısı B, A’nın ayırt etme gücünü yitirdiği bir sırada A’ya, “X kodlu 3.000TL değerindeki bilgisayarı satın alıyorum” yazılı bir belgeyi elini tutarak imzalatmıştır.

 

Karşılıklı ve birbirine uygun iki irade beyanı. İrade beyanı dediğimiz kavram iki unsurdan oluşuyor; 1- irade 2- beyan. İradeyi kendi içerisinde gruplandırabiliyoruz; a- fiil iradesi b- beyan iradesi c- hukuki sonuç iradesi. Fiil iradesi denen kavram; bir fiili yapmak için gerekli olan iradeye sahip olup olmadığınız. Fiil iradesi; siz bir beyanda bulunmak istiyorsunuz. Düşünceleriniz içsel bir şey, bunu dışarıya beyan yoluyla aktaracaksınız. Neler yapabilirsiniz? Sözlü beyan, kafa sallama, hareket ile gösterme vs. Beyanınızı yapmak için yapacağınız fiili iradi olarak yapmış olup olmadığınız fiil iradesidir. Fiil iradesi var dediğimizde bunları iradi olarak yapıyorum demektir. Fiil iradesi yok dediğimizde bunları iradi olarak yapmıyorum demektir. Somut olayda bakıcı B, A’ya imzalatmıştır. Bu fiili iradesi ile yapmadığı için kişinin burada fiil iradesi yoktur. Fiil iradesi yokluğunda bizim yaptırımımız çok net; yokluk. Fiil iradesi eğer yoksa bir kişide, o işlem yoktur (Hukuk dünyasında hiç var olmamış, yapılmamış). Kişinin fiil iradesi söz konusu olmadığı için yokluktur.

 

 

 

  1. A, sabah ofisine girerken sekreteri S, A’nın şirkete gelmediği hafta alınan yönetim kurulu kararlarının masanın üzerinde imzalanmaya hazır olduğunu söyler. A, yönetim kurulu kararları arasında kalan erkek giyim markası kataloğuna yıllık abonelik sözleşmesini fark etmemiş ve onu da imzalamıştır.

 

Burada beyan iradesi yoktur. Abonelik sözleşmesi bakımından; karşılıklı ve birbirine uygun iki irade beyanı var mı diye bakıyoruz. Karşı tarafın abonelik metni göndermiş olması bir icap anlamına geliyor. Kabul ettiğiniz zaman sözleşmeyi kurmuş olacaksınız. A’nın okumadan imzaladığı şey bir kabul beyanı sayılacak mı sayılmayacak mı?  İki farklı yoldan gidiş söz konusu;

a) Fiil iradesi yoksa sözleşme yoktur. Fakat A’nın fiil iradesi vardır. Beyan iradesi var mı? Beyan iradesini nasıl tanımlarız? Beyan iradesi; beyanda bulunmayı irade edip etmeme. Hukuki ilişkiyi kurmaya yönelik bir beyanda bulunmayı istiyor muyum istemiyor muyum. A’nın aboneliği kurmaya yönelik bir beyan iradesi mevcut değil. Beyan iradesi yoktur. Beyan iradesi yoksa sonuç ne olur? Beyan iradesi yoksa güven teorisine gidiyoruz. Burada da çelişen iki menfaat var; ben sözleşmeyi kurmak istemiyorum diyen bir taraf ve abonelik metni imzalanan giyim mağazasının ilgili yetkilisi var. İkisinin de menfaati var. Nasıl çözeceğiz? Kim daha kusurlu buna bakmaya çalışıyoruz (günlük anlamdaki kusurdan bahsediyorum, teknik anlamda değil). Kişi, okumadan imzaladığı belgelerin sorumluluğunu almalıdır. O belgenin içerdiği hususları kabul etmiş sayılmanız, karşı taraftansa size yüklenebilmesi daha kolay olan bir husus. Aynı şekilde alışveriş hayatının gerekleri de düşünülmeli. Dürüstlük ilkesi çerçevesinde alışveriş hayatında bu davranışa bu sonuç mu bağlanıyor diye bakıyoruz. Ve ikisi de birbirini tamamlıyor; A’nın burada her ne kadar beyan iradesi olmasa da imzasının (yani sözleşmeyi kurma beyanının) sorumluluğunun kendisine yüklenebileceğini görüyoruz. Yani sözleşme kurulur diyoruz. A’nın bir imkanı var; hataya dayanabilir. Hataya dayanarak sözleşmeyi iptal edebilir. Sözleşmeyi kurdurup sonradan iptal hakkı vererek kanunun dayandığı mantık nedir? 1) BK 35. Madde; Eğer biz bu somut olayda sözleşme hiç kurulmamıştır demiş olsaydık a’nın ödeyeceği bir şey olmazdı. Ama biz sözleşmeyi kurduk ve isterse hataya dayanarak iptal edebilir diyoruz. Hataya dayanarak iptal ederse yanılmasında kusurlu olduğu için tazminat ödemesi gerekecek. 2) Borçlar hukukunda genel bir ilke var; bir hukuki işlem varsa onu olabildiğince ayakta tutmaya çalışarak yorumlamamız lazım. Sözleşmeyi ayakta tutan yorumu yapmamız gerek.

 

 

  1. Yukarıdaki soruda, A, her bir kağıdın altını, “Yönetim Kurulu tarafından alınan bu kararı onaylıyorum” yazarak imzalıyor olsa idi ve belge, bu şekilde gönderilse idi, yanıtınız değişir miydi?

 

Öncelikle, birinci bakacağımız şey; sözleşme kurulmuş mu kurulmamış mı? Sözleşme kurulmamış dersek irade sakatlıklarına gitmeye hiç gerek yok. Kurulmuş dersek bir sonraki aşamaya geçip irade sakatlıklarına bakacağız. Öncelikle burada, sözleşmenin kurulur mu diye bakmamız gerekiyor. Karşılıklı ve birbirine uygun iki irade beyanı var mı yok mu ona bakacağız. Yukarıdaki soruda kabul ettiğini gösteren bir imza vardı. Fakat bu durumda bir abonelik sözleşmesi var ve altında yönetim kurulunun aldığı bu kararı onaylıyorum yazan bir imza var. Bu metni alan firma, karşı tarafın bu beyanına bir sonuç bağlayacak durumda değil. Eğer sonuç bağlarsa, dürüstlük kuralına uymaz. Beyanın muhatabı olan taraf (mağaza) kişinin beyanın bu yönde olmadığını bilecek durumda olduğu için sözleşme kurulmaz.

 

 

  1. Yarış atları meraklısı ve eğitimcisi olan A, gittiği çiftlikte gördüğü safkan siyah Arap atı ile safkan kahverengi İngiliz atı arasında kalmıştır. Siyah olanın fiyatı 10.000 TL, kahverenginin ise 11.000TL olduğunu fakat her iki at bakımından da pazarlık payının mevcut olduğunu öğrenmiştir. Ertesi gün, çiftlik sahibine e-posta gönderen A, “geçen gün beğendiği atı 9.000TL’ye satın aldığını” belirtmiştir.

 

Burada kişinin fiil iradesi var mı? Evet. Beyan iradesi de var. Fakat hukuki sonuç iradesi yok. Hukuki sonuç iradesi ve beyan iradesinin olmadığı durumlarda güven teorisine bakıyoruz. İkisinden hangisini daha çok korumalıyım analizini yapıyoruz. Burada fiilen, karşı tarafın iradesini anlayamıyor satıcı. Fiyatından çıkarsın desek ikisi de pazarlık payıyla 9000’e inebilir. İradesini anlayabilecek durumda da değil. Yani iradeye herhangi bir anlam veremiyor. Dolayısıyla siyah atı ya da kahverengi atı daha üstün kılacak bir noktaya gelemiyor satıcı. Dolayısıyla burada sözleşme kurulmaz diyoruz. Çünkü yine karşılıklı ve birbirine uygun iki irade beyanı yok.

 

 

  1. Bir apartman dairesi satın almak isteyen A, asansörü bulunmayan bir apartmanda, giriş katındaki dairenin aylık 1000TL’ye, birinci kattaki dairenin ise aynı ev sahibi tarafından aylık 1250TL’ye kiralanmaya hazır olduğunu  öğrenir. Evleri görmeye giden A, ev sahibiyle yaptığı görüşmede, tekerlekli sandalye kullanan bir oğlunun olduğunu; bu nedenle birinci katı tercih edemeyeceğini; fakat giriş katı bakımından da güvenlik kaygıları olduğunu belirtmiştir. Ertesi gün, ev sahibiyle görüşen A, “birinci kattaki daireyi 1000TL’ye kiralamaya hazır olduğunu” belirtmiştir.

 

Burada karşılık irade beyanları birbirlerine uygun mu? İradelerin uyuşması acaba hangi şekillerde meydana gelebiliyor? İki tür uyuşmadan bahsediyoruz; 1- Fiili uyuşma (Gerçek Uyuşma) 2- Normatif uyuşma (Farazi uyuşma).

Fiili uyuşma (Gerçek uyuşma); karşı tarafın gerçek iradesini biliyorsunuz veya bilebilecek durumdasınız. Gerçek irade üzerinden sözleşmeyi kuruyoruz.

Normatif uyuşma (Farazi uyuşma); Karşı tarafın gerçek iradesini bilmiyorum ve bilebilecek durumda da değilim ama beyana bir anlam veriyorum. Eğer bu anlam güven teorisine göre verilmesi gereken anlam ise sözleşme verilen anlam üzerinden kurulur. Öbür türlü sözleşme kurulmaz.

Bu bakış açısıyla; “engelli oğlum var” diyor ve binanın asansörü yok. Yani birinci katı istemiyorum ama zemin kat olabilir diyerek gidiyor. Ertesi gün birinci kattaki daireyi bin liraya kiralamaya hazırım diyor. Öncelikle karşı tarafın gerçek iradesini biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Peki bilebilecek durumda mıyız? Evet. Çünkü engelli oğlu var ve merdiveni çıkamayacağı bize verilen bir bilgi. İkinci olarak; birinci daireyi hiç düşünmüyorum demiş fakat birinci kattaki daireyi 1000 liraya aldığını söylüyor. Ayrıca kira bedeli 1000 lira olan daire giriş kattaki daire. Bu üç tutanak bizi gerçek iradeyi bilmiyor olabilir ev sahibi fakat bilebilecek durumda olduğuna götürüyor. Yani karşı tarafın gerçek iradesi üzerinden sözleşmeyi kuruyoruz. Burada bir uyuşma vardır diyoruz; A’nın gerçek iradesi üzerinden bir uyuşma vardır. Zemin kattaki dairenin 1000 lira üzerinden kiralanması ile ilgili olan sözleşmeyi kurulmuş sayıyoruz.

 

 

 

  1. A, ünlü bir ressamın tablolarının satışa sunulduğu bir sergide ikisinin de fiyatı aynı olan “Ay ışığı” ve “Gün ışığı” tablolarını beğeniyor. “Gün ışığı” tablosunun evinin dekorasyonuyla daha uyumlu olacağını düşünen ve bu nedenle onu almayı tasarlayan A, sergi sahibine gönderdiği SMS’te, dalgınlıkla, “Ay ışığı tablosunu 10.000TL’ye satın alıyorum” yazıyor.

 

Sözleşme kuruluyor. Sözleşme, Ay Işığı tablosunun 10.000 tl üzerinden satın alındığı üzerinden kuruluyor. Fiili iradeyi bilmiyoruz ve bilebilecek bir durumda da değiliz (satıcı olarak). Farazi uyuşma üzerinden sözleşmeyi kurabilir miyiz diyoruz. Ay ışığı tablosunu 10.000 TL’den alıyorum dedi alıcı. Satıcının verdiği anlam güven teorisine göre verilmesi gereken anlam mı? Evet. Dolayısıyla verilen bu anlam üzerinden bu sözleşmeyi kuruyoruz. A açısından bakalım; istemediği bir tablo için bir sözleşme kurulmuş oldu. Ne yapabiliriz?

Hata ikiye ayrılıyor; 1- beyan hatası 2- saik hatası. Saik hatası, düşünce aşamanızda meydana gelen bir hata. Siz bir şeyi düşünürken bir hata yapıyorsunuz. Beyan hatası ise doğru düşünüyorsunuz fakat beyan ederken bir yanlışlık yapıyorsunuz; yani doğru düşünüyorsunuz, yanlış beyan ediyorsunuz. Bir hatanın iptale elvermesi için nasıl bir hata olması lazım? Esaslı hata olması lazım. Beyan hataları kural olarak esaslı hatadır diyoruz. Bir beyan hatasına düşmüş iseniz kanun sistemimizi pozitif olarak değerlendirirsek doğrudan iptal edebiliyorsunuz. Saik hatası ise iptal edebiliyor muyuz? Saik hatasının iptal edilebilmesi beyan hatası kadar kolay değil. BK 32; Saikte yanılma esaslı yanılmaz sayılmaz. Ama şunlar şunlar varsa esaslı yanılma sayılır diyor. 1- Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması, 2- iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kuralına uygun olacak, 3- bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması. Tamamı sağlanırsa saik hatasına dayanarak sözleşme iptal edilebilinir. Demek ki, somut olayda beyan hatası vardır. Çünkü iradenin oluşumu aşamasında problem yok, beyan aşamasında bir problem var. Dolayısıyla bu beyan hatası sayılıyor ve A sözleşmeyi hataya dayanarak iptal edebiliyor. O zaman BK 35; menfi zarardan bahsediyoruz.

 

 

 

  1. Babasının vefatı üzerine halı dükkanı kendisine kalan A, bir an önce halıları elden çıkartarak kendine bir kuaför açmak istemektedir. Bu nedenle, dükkana gelen B’ye 1.000TL değerindeki bir halıyı, üstün pazarlama yetenekleri sayesinde 2.500TL’ye satmıştır.

 

Burada gabin yoktur çünkü karşı tarafın deneyimsizliği veya tecrübesizliğine dayanılarak yapılmış bir sözleşme değildir. Akit serbestisi vardır. Dilediğimiz kişi ile dilediğimiz bedel üzerinden sözleşme yapabiliriz. Ağzı laf yapıyor ve 1000 liralık malı 10.000 liraya bile satabilir. Hukuk, edim-karşı edim değerlendirmesi yapmaz. İstediğin bedelle istediğin malı satabilirsin. Ferrari’yi birine bağışlayabiliyorsan 1 liralık bir kalemi 1000 liraya da satabilirsin. Hukuk buna müdahale etmez. Hile, gabin vs. yoksa sözleşme kurulmuş olur. Somut olayda da sözleşme kurulmuştur. Burada hukuk sınırları içerisinde yapılmış bir sözleşme vardır. Herhangi bir irade sakatlığı da söz konusu değildir.

 

 

 

  1. Yukarıdaki soruda, A, 1.000TL değerindeki bir halıyı, gerçekte bu nitelikleri haiz olmamasına rağmen “40 yıllık, el işi, ince dokuma Uşak halısı” olarak tanıtıp B’ye 15.000TL’ye satmış olsaydı yanıtınız değişir miydi?

 

Halının sahip olmadığı bir özelliği varmış gibi göstererek hile yapmış oluyor. Hile; gerçekte olmayan olguları varmış gibi göstererek kişiyi hiç kurmayacağı veya o şekilde kurmayacağı bir sözleşmeyi kurmaya ikna etmek. BK 36. Sözleşme hile varsa iptal edilebiliyor. Hile aynı zamanda bir haksız fiil. O sebeple tazminat talebi de gündeme gelebilir. Hileyi tazminata dayandırabilmemizin sebebi Culpa in Contrahendo’dur. Dolayısıyla tazminat yükümlülüğü doğar.

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir