Boethius – Felsefenin Tesellisi

Anicius Manlius Severinus Boethius, Felsefenin Tesellisi‘nin başında, bir hapishane hücresinde durumuna kederlenmektedir. Ölmek ister. Hiçbir umudu yoktur. Kendisine zenginlik ve özgürlük vermiş olan talih artık ikisini de almıştır. Sonra, üzüntüsünü şiir biçiminde açığa vururken, başında dikilen bir kadının farkına varır. Kadın kah orta boylu, kah ölçülemeyecek kadar uzun boylu görünür. Elbisesinin alt kenarına Yunanca pi harfi, yakasına theta harfi ve ikisinin arasına bir merdiven işlenmiştir. Giysisi lime limedir; elinde birkaç kitap ve bir hükümranlık asası taşımaktadır. Bu kadın, kişileşmiş Felsefedir. Pi harfi pratik felsefeyi (etik dahil), theta harfiyse tefekkürcü felsefeyi (metafizik ve bilim) temsil eder.

Felsefe, kendisini terk ettiği için Boethius’u azarlar. Boethius’la diyaloğunda ona aradığı teselliyi sunar. Boethius haksız yere ölüme mahkum edilmiş ve büyük servetini, ününü, özgürlüğün rahatlığını kaybetmiş olmasına rağmen, Felsefe, ona verebileceği ruhsal gücü belirtir. Boethius’un çaresizliğini saptar ve ona akıl biçiminde yatıştırıcı ilaç verir. Bu biçimiyle Felsefe bir tür kendi kendine yetmedir, zihnin bir tesellisidir. Boethius Felsefe’ye bazen kendi hemşiresi olarak işaret Boethius eder.

Anladığımız kadarıyla Felsefenin Tesellisi MS 524 civarında, Boethius Pavia’da hapishanede, Got İmparatoru Theodorik’e sözde ihanetten ötürü idamı beklerken yazıldı. Dramatik bir durumdu; Boethius, Theodorik yönetiminin en saygın ve onurlu üyelerinden biriydi. Daha sonra işkence gördü ve onun konumunda bir yurttaşa yakışmayan biçimde, sopayla dövülerek öldürüldü.

Müzik de dahil olmak üzere, çok çeşitli konularda kitaplar yayımlamış ve Aristoteles’in eselerinin önemli bir bölümünü Latinceye çevirmiş olmasına rağmen, günümüzde son eseri Felsefe’nin Tesellisi ile hatırlanmaktadır. Bu düzyazı, şiir ve diyaloğun karışımı bir üslupla yazılan zorlu bir kitaptır. Ortaçağ ve Rönesans dönemlerinde en çok okunan kitaplardan biriydi; ki Chaucer ve I. Elizabeth kitabı çevirmişti. Felsefi içeriği bütünüyle özgün değildir; ama düşünceleri iletme biçimi, onu okunması eğlenceli ve uyarıcı bir kitap haline getirir.

Felsefe

Bir kadın olarak kişileştirilen Felsefe, hapishane hücresinde Boethius’u ziyarete gelir. Ama Boethius, Felsefe ile neyi anlatmak istedi? Kendisi bir yeni-Platoncuydu3; yani felsefi görüşü, Platon’unkinden derinden etkilenmişti. Özellikle felsefi tefekkürün bizi yanıltıcı görünüşler dünyasında uzaklaştırıp, doğru bir gerçeklik deneyimine götürdüğüne inanma konusunda Platon’u takip etti. Hakikat ışığıyla karşılaştırılan gölgeli görünüşler dünyası imgesini sürekli kullandı. Bu, Platon’un Devlet’te kullandığı mağara örneğinde İyi Formunun simgesi olarak Güneş imgesine bir anıştırmadır. (Platon – Formlar Teorisi ve Mağara Örneği)

Felsefe Boethius’a bir filozof olarak iyi ya da kötü şansın etkilerinden muaf olması gerektiğini öğretir, daha doğrusu hatırlatır. Felsefe’nin Boethius’un belleğini dürtmesi, belki yine, Platon’un bir öğretisine: Bilginin bir tür hatırlama olduğu görüşüne anıştırma amaçlıdır.

Şans ve Mutluluk

Gerçek bir filozof şanstan etkilenmez. Çünkü çarkıfelek kaçınılmaz olarak döner ve tepede olanlar, çok geçmeden kendilerini dipte bulur. Talihin doğası budur; vefasız olmak. Aslında Felsefe Boethius’a anlatır ki, Talih kötü olduğunda insanlığa en iyi hizmeti sunar. İyi talih bizi kandırır, çünkü bize gerçek mutluluk yanılsaması verir; ama talih maskesini çıkarıp ne kadar hain olabileceğini bize gösterince, işte en fazla o zaman öğreniriz. Şanssızlık, zenginliğin, ünün ve hazzın telkin edebildiği mutluluğun kırılganlığını ve hangi dostlarımızın gerçek dost olduğunu bize öğretir.

Boethius gerçekten iyi talihle kutsanmıştı; Devlet yönetimine yaptığı katkılardan ötürü bir minnet gösterisinin düzenlendiği gün iki oğlu konsül yapıldı. Ama hapse atılması, mutluluğunu alıp götürür. Felsefe ona ahmaklık ettiğini anlatır; gerçek mutluluk, zenginlik ya da ün gibi şansın yönettiği şeylerde bulunamaz. İçten gelmelidir. Burada Boethius, dışsal sıkıntı karşısında sükunet ihtiyacını vurgulayan bir felsefe olan Stoacılıktan2 etkilenir. Stoacı için mutluluk iç kaynaklardan gelir ve tesadüfün ya da şanssızlığın etkilerinden muaftır.

Kötülük ve Ödül

Boethius, dünyada adaletin yokmuş gibi görünmesine hayıflanır. Çoğu kez iyiler ve erdemliler acı çekerken, kötüler gönenir. Felsefe, iyiyi aratışlarıyla nihai amaca, sahici mutluluğa ulaşma gücüne sahip oldukları için, aslında erdemlilerin ödüllendirildiğini iddia eder. Kötüler yalnızca göneniyormuş gibi görünür; aslında akıllarını terk etmekle insanlıktan çıkarlar ve onlara ceza vermek yerine, acımak ve tedavi etmek gerekir.

Tanrı ve Özgür İrade

Felsefe herkesin aradığı gerçek mutluluğun ün, şans ya da hazdan değil, felsefi tefekkürden kaynaklandığını ve görünüşe rağmen, kötülerin sahiden gönenemeyeceğini Boethius’a hatırlattıktan sonra, onu Tanrı ve insanın özgür iradesi1 hakkında bir tartışmaya sokar. Burada kitap, Platon’un diyalogları üslubunda ciddi bir felsefi diyalog halini alır. Boethius soru soran rolünü üstlenir ve Felsefe de, ona Tanrı’nın doğasını açıklayıp, onu aklın yardımıyla salt görünüşlerden uzaklaştırıp bir ışık ve arılık dünyasına götürür.

Tartışmanın çoğu zaman insanların özgür iradeye, yaptıkları konusunda sahici tercih kapasitesine nasıl sahip olabildikleri, aynı zamanda onların ne yapacaklarını kesin bir biçimde önceden bilen bir Tanrı’nın nasıl var olabildiği sorusuna odaklanır. Özgür irade olmadan rasyonel eylem olamaz; ama Tanrı ne yapacağımızı görebiliyorsa, hangi anlamda sahiden tercih özgürlüğüne sahip olduğumuz belli değildir.

Felsefe’nin bu açmaza yanıtı, kısmen, kader ile önceden bilme arasındaki ayrım etrafında döner. Kadere inananların öne sürdüğüne göre, Tanrı belli olayların gelecekte kaçınılmaz olarak gerçekleşmesine sebep olmuştur; önceden bilmekse basitçe olacakları önceden bilmektir. Felsefe, Tanrı’nın belli tercihlerin yapılacağını bilmesinin o şeylerin gerçekleşmesine neden olmadığını savunur -insanlar hala seçim yapabilirler. Bu nedenle ilahi önceden bilme, insanlar için sahici seçimle bağdaşır; çünkü olacakları bilmek, gerçekleşmelerini mukadder kılmaz.

Yine de Tanrı, neyi tercih edeceğimizi önceden biliyorsa, görünürde tercihimiz gerçekten özgür irade değil, bir yanılsama, bir özgür irade hayali gibi görünebilir. Felsefe’nin bu eleştiriye yanıtı şudur; önceden bilmeye ilişkin düşüncemiz, yanlış ama anlaşılır bir biçimde, insanın zaman deneyimine dayanır. Ama Tanrı, önemli konularda bize benzemez. Tanrı dış zamanda durduğu için, O’nun önceden bilmesi bizim şimdiye ilişkin bilgimizle karşılaştırılabilir; O’nun için geçmiş, şimdi ve gelecek birdir. Bizim gerçekleşmekte olanlara ilişkin algımız, gerçekleşmekte olanların gerçekleşmesini sağlamaz. Tanrı’nın önceden bilmesi de, yaptıklarımızla ilgili sahici özgür tercih olanağını ortadan kaldırmaz. Bizim yanlışımız, Tanrı’nın zamanla ilişkisini bizimki gibi sanmaktadır. Tanrı olmuş, olmakta ve olacak olan her şeyin farkındadır.

Felsefe kitabın sonunda Boethius’u, zamanın dışındaki konumundan her şeyi gören ve bilen bir yargıcın indinde yaşadığı için erdeme özendirir. Bu yüzden Felsefenin Tesellisi‘nde Boethius’un entelektüel yolculuğu, Platon’un Devlet’indeki yolunu tekrarlar. Boethius gölgeli görünüşler dünyasını -mağaranın duvarında titreşen gölgelerin eşdeğeri- geride burakıp önce İyi Formuna ve sonunda Tanrı’nın bilgisine ulaşır.


Boethius, MS. 480 yılında Roma’da doğdu. MS. 524 yılında Felsefenin Tesellisi’ni yazdı ve idam edildi.

1Özgür irade: Sahici sçeimler yapma yeteneği; bu genellikle determinizmle karşılaştırılır. Determinizme göre bütün düşünce ve eylemlerimize öyle neden olunur ki, ne düşüneceğimiz ya da yapacağımız konusunda hiçbir tercihimiz yoktur.

2Stoacılık: Sırf zenginlik ve onur peşinde koşmamak gerektiğini ve tutkuların ortadan kaldırılmasıyla mutluluğa ulaşılabildiğini vurgulayan ilkçağ Yunan felsefe okulu.

3Yeni-Platonculuk: Platon’un felsefesinin değişik bir versiyonu.

 

 

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir