Borç İlişkisinin Nisbiliği (Göreceli Olması) İlkesi

a) Prensip

Borçlar Hukukuna hakim olan ikinci prensip (ilki için tıklayınız) borç ilişkisinin nisbiliği (göreceliliği) prensibidir. Borç ilişkisinin sadece alacaklı ile borçlu arasında bir bağ teşkil etmesi ve üçüncü şahısları etkilememesi borç ilişkisinin nisbi olduğunu ifade eder ve bu sebeple de alacak hakkının nisbi hak olduğundan söz edilir.

b) Tapuya şerh verilmiş şahsi hakların özelliği

Bugün çoğunlukla, kanunen tapu siciline şerh verilmesi imkanı öngörülen şahsi hakların şerh verilmekle niteliklerinin değişmeyeceği, fakat etki alanlarının genişleyeceği kabul edilmektedir. Bu hususta görüşler birleşmekle beraber, şerhin etkisinin izahında az veya çok farklılıklar bulunmaktadır. Eşya Hukukunda daha yakından incelenen bu konuda kısaca işaret edelim ki, bize göre şerhin iki etkisi vardır;

Birincisi, borç ilişkisini eşyaya bağlı borç durumuna koyan etkidir. Buna göre şerhden sonra gayrimenkulün her maliki kendi mülkiyeti esnasında doğacak borçla mükellef olur. Şerhin bu etkisi şerh edilebilen her şahsi hak için kanunlarda ayrı ayrı belirtilmiştir. (MK m. 735, 736, 871; TBK m. 292, 312; Tapu K. m. 26)

Bu etkinin, borç ilişkisinin nisbiliği kavramına istisna teşkil eden bir yönü yoktur. Malik kendi mülkiyeti döneminde doğan borcun borçlusu durumundadır. Özellik, şerh verilen hakka ilişkin sözleşmenin tarafı olmayan yeni malikin mülkiyet hakkı sebebiyle bir borçla yükümlü olmasındadır.

Şahsi hakkın şerh verilmiş olmasının ikinci etkisi, şerhten sonra taşınmazda hak iktisap etmiş olanlardan borcun ifasında alacaklıya zarar verenlerin haklarının bertaraf edilmesini sağlar. Buna şerhin munzam (ek) etkisi veya ayni etkisi denilir. Bu etki MK m. 1009/f. 2’de şöyle ifade edilmiştir; “Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.”

Bu yönü ile şerh, şerh verilen şahsi haklarda borç ilişkisini üçüncü şahıslara etkili kılmakta, şerhten sonra gayrimenkulde hak iktisap eden üçüncü şahıslara, borcun ifasına katlanma yükümlülüğü yüklemektedir.

Mesela B, A’ya gayrimenkulde bir alım (iştira) hakkı tanıdıktan ve bu hakkı tapu siciline şerh verdirdikten sonra Ü’ye bir üst hakkı tesis etmiştir. A alım hakkını kullanınca, taşınmazın kendisine üst hakkından arınmış olarak verilmesini isteyebilir ve Ü, üst hakkının terkinine katlanmak zorundadır. İşte bu durum borç ilişkisinin nisbiliğine bir istisna teşkil etmekte, kanunda belirtilen çerçevede borç ilişkisi üçüncü şahıslara etkili olmaktadır.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

2 Responses

  1. XxX dedi ki:

    A, B lehine ön alım hakkı tesis etmiş ve bu hak şerh edilmiş olsun,
    Taşınmazın A tarafından C’ye satılıp tescil edilmesinden sonra B önalım hakkını kullandığı sırada C taşınmazı D’ye satıp devretse bu durumun hukuki sonucu ne olur?
    Taşınmazın D’ye satılıp devredilmesinden sonra şerhin munzam etkisi mi söz konusu olur? Açıklarsanız sevinirim.

    • yirmisekiz dedi ki:

      Şerh sayesinde, ilk satışta kullanılması gereken önalım hakkı, artık, şerh
      süresinde gerçekleşen bütün satışlarda kullanılabilir, ilk satışta
      kullanılmamakla hak sona ermez. Çünkü şerh ile hak, eşyaya bağlı hak
      haline gelmektedir. Şerh ile, bir şahsi hak olan ön alım hakkı,
      kuvvetlendirilmiş bir şahsi hak haline gelmektedir ve şerhin munzam etkisi
      gereğince önalım hakkı sahibi, taşınmazın mülkiyetini yeni malikten
      devralabilir.
      Sonuç olarak evet, D’ye satılıp devredilmesinden sonra şerhin munzam etkisi dolayısıyla B taşınmazın mülkiyetini D’den devralabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir