Borçlar Hukuku Ders Notları / 18 Ekim 2016

 


Borçlar Hukuku / Ders Notları / 18 Ekim 2016

Ders notları, ders işlenirken alınmıştır, ders hakkında genel bir fikir vermesi amacıyla yayınlanmıştır, bilgilerin doğruluğu kontrol edilmelidir, gramer hataları konuşma dilinin yazıya çevrilmesinden kaynaklanmaktadır. İletişim için: yirmisekiz28net@gmail.com


Alacağı incelediğimiz zaman; alacak hakkının içinde değişik ama birbirini tamamlayan alt yetkiler olduğunu görüyoruz.

Bir alacak, ilk önce talep hakkını içerir. Talep hakkıyla alacaklı, borçludan, söz konusu ettiğimiz edim borcunu yerine getirmesini talep eder. “Borcunu öde”, “işi yap” gibi talepleri yöneltir. Alacak hakkı farklı, talep hakkı farklı tartışması öğretide yürütülüyor. Bazıları aynı şey olduğunu iddia ediyor, fakat bazıları da farklı şeyler olduklarını iddia ediyorlar.

Alacak ile talep hakkı arasında bir farklılık vardır. Talep hakkı, alacaklıya sadece yüklenmiş olduğu edimi isteyebilmek yetkisini verir.

Niye farklıdır? Bir borç ilişkisi meydana geldiği anda alacak hakkı doğmuş olur. Buna karşılık talep hakkı (talep yetkisi), borcun muaccel olduğu anda doğar. Örnek verirsek; taksitle veya vadeli bir mal satın aldınız, veresiye satış dediğimiz usul ile 1 ay sonra borcumu yerine getireceğim dediniz, satıcı da peki dedi. Siz de 1 ay sonra malı teslim alacaksınız. Alacak hakkı var mıdır? Borç ilişkisinin doğduğu anda alacak hakkı doğmuştur. Siz bunu talep edebilir misiniz? Dur kardeşim, benim daha bir ayım var diyebilir. Benim borcum hala muaccel diyecektir. Alacak hakkı doğdu fakat talep hakkı doğmadı. Ne zaman doğacak talep hakkı? Benim borcum muaccel hale geldiği zaman doğacak. O halde alacak hakkı ile talep hakkı farklı, eş anlamda değillerdir. Talep hakkı yalnızca borç hukukunda da olmaz, eşya hukukunda da talep hakkı vardır; biz bunlara ayni talepler deriz. Örneğin mülkiyet hakkından doğar; mülkiyet, ayni bir talep hakkı kazandırır.

Örneğin borçlu borcunu yerine getirmedi, ne yapılır? Borçlu,  isteğiyle borcunun konusunu yerine getirmiyorsa, devlet organlarını harekete geçirirsiniz. Ya mahkemeye başvurup dava açılır ve borçlu ödemek durumunda kalır. Ya da mahkemeyle uğraşmayıp icraya verilebilir.

Alacak hakkı, yenilik doğuran hakları da içerebilir.

Seçme yetkisinin alacaklıya verildiği hallerde (seçimlik borçta mesela), alacak hakkı; yenilik doğuran bir haktır. O halde alacak hakkı, yenilik doğuran hakkı da içerir. Tabii, talep hakkıyla yenilik doğuran hakkı karşılaştırdığımızda farklılık vardır.

Yenilik doğuran hakkın temel özelliği, hak sahibinin tek taraflı irade beyanıyla, istediği sonucu meydana getirebilmesidir. Buna mukabil, talep hakkında, alacaklının talep yetkisini kullanması, otomatik olarak böyle bir sonuç meydana getirmez.

Bu bakımdan yenilik doğuran hak, talep hakkından farklıdır.

Alacaklının alacak hakkı üzerinde tasarruf yetkisi vardır.

Yenilik doğuran haklar, esas itibariyle birer hakimiyet hakkıdır. Hakimiyet hakları bir başkasının hukuki alanında etkiler yaratabilme yetkisidir. Kural olarak, hiç kimse bir başkasının hukuki alanında etkiler doğuramaz. Yaptığı işlemler, hüküm ve sonuçları itibariyle kişinin kendi hukuki alanı içinde meydana gelir. Hakimiyet hakları, başkasının hukuki alanında etkiler yaratabilmek, iki şekilde karşımıza çıkar;

  • Yenilik doğuran haklar: Kullandığımız anda, bir başkasının hukuki alanında, bu kullanmanın sonuçları meydana gelir.
  • Temsil yetkisi: Temsil yetkisinde, bir kimse kendisine tanınan, verilen yetki çerçevesinde, bu yetkiyi veren kişinin hukuki alanında sonuçlar doğurabilecek işlemler yapmak yetkisiyle donatılmış olur. (Örneğin; A, benim nam ve hesabıma bir dolma kalem almaya gittiğinde, benim nam ve hesabıma almaya gittiği için, sözleşmenin hüküm ve sonuçları benim mal varlıksal alanımda meydana gelir) Bu, gizli olarak da yapılabilir. Dolaylı temsilde ise, B kişisi kendi adına, fakat A’nın hesabına işlem yaparsa, burada dolaylı bir temsil vardır. Bu dolaylı temsilin taraflarından olan B, C ile yaptığı sözleşmeyi A’ya temsil etmelidir.

Borç ilişkisinde, kural olarak bir alacaklı ve bir borçlu var demiştik. Ve ortada en dar anlamıyla bir alacak hakkı var. Ama dedik ki; borç ilişkisi bir takım başka yetkileri de içerir. Nedir içerebildiği yetkiler? Defi ve itirazlar. Defi ve itirazın ne olduğunu anlayabilmemiz için, kişiler arasında cıkmıs olan bir ihtilafı gözden geçirmemiz gerek. Bir kişi, bir başka birinden talepte bulunabilmek için dava açar. Açarsa, karşı taraf kendisini savunacaktır. Bir kişi, diğer tarafa, bir alım-satım akdi dolayısıyla 50 bin lira borçtan ötürü dava açtı. Burada iki olasılık karşımıza çıkıyor karşı taraf açısından, neler yapabileceğine dair;

  • Olayları inkar eder (böyle bir şey olmadı der), yani bir itiraz ileri sürer. Bizim aramızda bir alım-satım olmadı, bundan dolayı bir borcum da yoktur der.
  • Olayın varlığını kabul eder, ancak hakkın doğumunu engelleyen olaylar ileriye sürer. (Evet, bir alım satım hakkı yaptık fakat o alım-satım hakkı iptal edildi, o nedenle böyle bir borç hiç doğmadı diyebilir) (Evet, yaptık sözleşmeyi ama ben onun parasını ödedim, diyerek gene bir itiraz ileri sürer.) (Hakkın ileri sürülmesini engelleyen bir takım gerekçeler ileriye sürebilir. Bunlar da esas itibariyle bir defi ileri sürebilir.

 

Ya bir defi ileri sürecek, ya da bir itiraz ileri sürebilir.

İtiraz: Ya hak doğmadı denilir, ya da hak doğdu ama yerine getirildi ve bitti. Hak doğmadı; irade beyanı sakattır (hata ile ikrah sebebiyle) ben muhakeme gücüne haiz değilim de diyebilir.

Defi: Hakkın doğumu, doğmadığı tartışması yoktur defide. Defide, karşı tarafın ileri sürmüş olduğu bir hakkın, ileri sürülmesini engelleyen bir karşı hak söz konusudur. Bir alım satım akdi yapıldı, A alıcı, B satıcı. Alıcı, satıcıya diyor ki; Sattın artık, şu malı teslim et. Bunu istemek alıcının hakkı. B diyor ki; Sen borcunu ödemeden ben neden ödeyeyim, sen de öde diyor. B, A’ya karşı A’nın ileri sürdüğü hakkı engelleyen bir hak ileri sürmüştür. (Ödemezlik defii) Defide bir hakkın ileri sürülmesi söz konusudur. Bu hak, bir hakkın karşı tarafın hakkını kullanmasını engeller. Definin en önemli kolu da zaman aşımıdır. Zaman aşımına uğramış bir borç ifa edilebilir fakat talep edilemez. Borçlunun yaptığı ifa geçerli olur, sebepsiz zenginleşme olmaz fakat talep edilemez. Alacaklı, borçluya “borcunu öde” dediği zaman; zaman aşımı geçti, o nedenle ödemiyorum demek hakkına sahiptir. Bunu söyleyip söylememesi önemli değildir.

Zaman aşımı, kesin olarak borcun ödenmesini engeller. Buna mukabil, ödemezlik defiinin öne sürülmesi geçicidir. Neden? Siz, sizden istenen ifayı ödemezlik defii ile durdurttunuz. Karşı taraf borcunu ödemeye hazır olduğu zaman siz de borcunuzu ödemek durumunda kalırsınız ve ödemezlik defii ileri sürme şansınız kalmaz. Bu nedenle ödemezlik defii, yapısı nedeniyle geçici bir defii olarak karşımıza çıkar.

 

Borç ilişkisinin karakteri

Borç ilişkisinin iki özelliğinden bahsedebiliriz;

  • Borç ilişkisi kişiseldir
  • Borç ilişkisi nısbidir: Sadece belli bir kişiye karşı ileri sürülebilecek taleplere kaynaklık yapar.

Borç ilişkisi sadece taraflar arası yetkiler verir.

Borç ilişkisi, konusu üzerinde (edim üzerinde) bir hakimiyet hakkı sağlamaz.

Borç ilişkisinde, edime ilişkin yapılan bir taahhütün, başkalarına karşı ileri sürülmesi söz konusu değildir.

 

ÖRNEK: B, belediyeden bir dükkan kiralamış. Seçim olmuş, belediye başkanı değişmiş ve yeni belediye başkanı C olmuş. B’yi kiralamış bulunduğu yerden çıkartmış, onun yerine o dükkanı D’ye kiralamış. D ise akrabası. B, D’ye dava açmış ve kaybetmiş. B’nin D ile ilişkisi yok, B’nin var olan ya da olmuş ilişkisi belediye ile arasında. B ile belediye arasındaki ilişkiden doğan tüm talepleri sadece birbirlerine karşı kullanabilirler. Bu bir nısbi ilişki olduğu için B’nin D’ye açtığı davanın kaybedilmesi normaldir.

 

Borçlu, borç konusu olan edimi, kendi iradesi ile yerine getirmek zorundadır. Borç, borçlunun bir yükümlüğüğüdür. İradesine getirilmiş bir yükümlülüktür. Kendi iradesiyle yerine getirmediği taktirde, alacaklı kendi gücüne dayanarak ifa ettiremez, devlete gider. Bir sözleşmeden doğan alacak hakkı, nısbi bir haktır ve ancak sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülebilir (kime karşı kazanılmış bir hak varsa, ona karşı ileri sürülebilir). Alacaklının, bir alacağın, alacaklısı olduğu konusunu herkes tarafından kabul edilmesini istemesinde, alacaklının bir menfaati vardır.

Bu ilkenin istisnaları;

  • Üçüncü kişilerin borç ilişkilerini etkilediği bir hal olarak karşımıza çıkan; üçüncü kişinin borcu ödeyebilmesi yetkisi. Bir üçüncü kişi, borcu ödeyebilme yetkisiyle donatılmış. Bir borcu, kişisel bir edim niteliğinde olmadığı sürece

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir