Victoria (2015)

Ben hayatı bir nehre benzetiyorum. Kimi zaman hızla akan ve yükselen kimi zamansa suları çekilmiş ve durağan ama ne olursa olsun akmaya devam eden bir nehir. Buna karşı gelmek mümkün mü dersiniz? Bana soracak olursanız bu nehir hepimizi içine çekti. Sabah kalkınca hala hayatta olup olmadığını sorgulayan var mı? Öyle alıştık ki yaşamaya her şeyi her an sorgulamamız, derinlemesine düşünmemiz mümkün değil. Doğrularımızla, yanlışlarımızla, çılgınlıklarımız ve huysuzluklarımızla hayatımız bir bütün ve bunlar bizi biz yapıyor. Hayatımızı tercihlerle belirliyoruz en azından yaşadığımız dönemde böyle. O kadar çok seçenek var ki sanırım pişman olmamak mümkün değil. Oturduğumuz evden aldığımız ayakkabıya pişman oluyoruz oysa ilk seçimi yapan da bizler değil miydik? Elbette bir ayakkabının kimseye bir zararı yok fakat hayatın bize hangi seçeneği sunacağı belli olmuyor. Daha da kötüsü oldu da nehrin akışına kapıldıysanız pişmanlıklar peşinizi bırakmıyor.

Yaptığımız her bir tercih, hayatımızı çok büyük ölçüde değiştirme kuvvetine sahipseVictoria_(2015_film)_POSTER; bu çok korkutucu bir durum değil mi? Yönetmen koltuğunda Sebastian Schipper’ın oturduğu, 2015 yapımı Victoria adlı film yapılan en ufak ve en masum tercihlerin bile nasıl bir etki yaratabileceği üzerinde duruyor. Victoria, sevimli bir kafede garsonluk yapan, kendi halinde yaşayan masum biridir. Victoria’nın bir gece, tamamen masumca verdiği ufak kararlar doğrultusunda, hayatının nasıl bütünüyle değiştiğini ve suça karıştığını görüyoruz. Filmdeki karakterlerin geçmişleriyle ve içinde bulundukları durumlarla ilgili öykücükler dinliyoruz film boyunca. Hepimizin sık sık duyduğu ve söylediği klasik bir cümle var. Bir anlık boşluğuma geldi kısacası Victoria‘nın da bir anlık boşluğuna geliyor bekledikleri ve yaşadıkları hiç ama hiç uyuşmuyor.

Çocukluğumu hatırlıyorum da öğretmenimizin sık sık üzerinde durduğu bir konu vardı. Yaptığımız eylemlerin doğuracağı sonuçları düşünmemiz gerektiğini öğütlerdi. Evet haklıydı fakat bu yaşamın akışına ters. Bu şekilde her adımı planlamamız mümkün değil. Sıkça duyduğum bir soru var. Bu zamana kadar yaptığın en büyük çılgınlık nedir ? Cevabınızı düşünün ancak aslında soru şunu soruyor: Bu zamana kadar sonunu düşünmeden ve planlamadan yaptığınız şey nedir? Bu çılgınlık demek ki iyi hissettiriyor ama bu pişman olmayacağımız anlamına da gelmiyor çünkü sonu belli değil. Kendimizi nehrin akışına bıraktığımızda da haliyle her adım bir çılgınlık oluyor. Temkinli insanların bunu yapması elbette çok zor. Onlar hayatlarını bir küçük not defterine sığdıracak kadar planlı yaşayabiliyorlar. Hayatı planlamak bu kadar kolay mı? Eğer hayatımız bir gemiyse dümeni her zaman bizim elimizde mi? Deniz kimi zaman dalgalı kimi zaman durgun. Size de oluyor mu bilmiyorum ama bazen birkaç saat uyuyup uyanıyorum veya bir gün okula gitmiyorum ve benim dışımda, bana fikrim bile sorulmadan beni ilgilendiren o kadar çok şey oluyor ki… Kısaca hayatın akışına planlar da işlemiyor eğer bir şeyin olacağı varsa oluyor, o gemi batacaksa zaten batıyor. Geriye kalan gereksiz pişmanlıklar ve çırpınmalar olacaksa bu çılgınlık fikrini herkesin değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.

Film bize bunun ufak bir örneğini sunuyor. İnsanın sadece ufak bir tercihle, nasıl en masum hâlden, en suçlu duruma geçebileceğini gözler önüne seriyor. Aslında hepimiz bu kadar basit yaşıyoruz. Her gün günlük hayatımızda karşımıza onlarca seçenek geliyor ve aralarından birisini seçiyoruz. Bizim dışımızda da hayat devam ediyor ve her şey bir anda değişebiliyor. Kimi zaman bize çok güzel şeyler getiriyor ya da tam aksine dünyamız yerle bir oluyor. Nasıl yaşayacağımız tamamen bize kalmış.

Yorumlar

Yorumlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir